2016: KUİR AÇILIMLAR

Yazı: Berkant Çağlar

Türler ve alt başlıkları arasındaki ayrımların silikleşme süreçleri 2016 yılında da devam etti ve müzisyenler müzikal türleri deneyler sonucu çaprazlayarak muhteşem işler yaptılar. Özellikle alternatif R&B bu duruma bir örnek teşkil ederken, müziğin politik yapısı özellikle ‘siyah’ kimliğinin anlatımı ve performansında bir araca dönüştü. Bu bağlamda, misal Solange, siyah kadınlara dair içkinleşmiş toplumsallıkları melodize ve politize etti. Hatta Knowles kardeşlerin çok başarılı kabul edilmiş işleri ‘Lemonade’ ve ‘A Seat at the Table’ toplumsal cinsiyet ve siyah kimliği üzerinden anlam kazanıyordu. Peki ya, farklı güç ilişkilerinin de bir sonucu olarak daha kırılgan bir pozisyonu işgal etmeye çalışan kuir müzisyenler için 2016 yılı nasıl geçti?

Kuir ve kuir politikayı anlamlandırmanın farklı boyutları var. Bizim bu yazıda anladığımız, kuiri sadece yıkıcı ve anti- normatif bir olumsallık değil, aksine inşa edici, dirsek teması kuran, ilişkisel bir alandan okumak. Bu bağlamda da kuir politikanın yapısı gereği acımasızca eleştirmekten kendini tutamadığı feminist politikayı da kuiri doğrudan dışlayan bir zeminin ötesinde yan yana durabilirliği ölçüsünde bu yazıda yer vermeyi hedefliyoruz. Buyrun size ANOHNI’den Yves Tumor’a 2016’nın kuir açılımları.

Blood Orange
Devonte Hynes’ın projesi Blood Orange, bu yılki albümü Freetown Sound ile nostaljik bir 90’lar R&B soundu yarattı. Projenin kuir referansları da açıkça bir çok noktada fark ediliyordu. Augustine’in video klibinde Hynes, bu evrenin arka planını da dinleyicilerine açtı ve müziğinin oluşumunda siyah- kuir varoluşun mümkünatı ve zorunluluğunu performe etti. Bu muhteşem albümü siyah kimliği ve konumlandığı kuir bağlam üzerinden daha ayrıntılı okumak isterseniz de New Yorker’da çıkmış şu makaleye kısaca göz atabilirsiniz. Yazı Blood Orange’ın son albümünü her defasında aksayan ama her devasında devam eden hep eksik kalmış, sürekli oluşum halinde kuir ve siyah kimliğinin diyaloğuyla detaylandırıyor.

ANOHNI
Anthony Hegarty bu yeni projesinde, çok iyi icra ettiği chamber-pop etiketini bir kenara bıraktı ve yanına yaptığı deneysel işlerle bilinen Oneohtrix Point Never ve Hudson Mohawke’ı da alarak ANOHNI projesini yarattı. Kendi de bir transgender olan Hegarty’de toplumsal cinsiyet kimliğinin aksaklıkları ve bunun doğayla ilişkisi her zaman bir konu olmuştu. Ama ilk defa Anthony, politika ve doğaya dair söylemek istediklerini bu kadar net aktardı. Küresel ısınmadan, mülteci krizine ve Amerikan demokrasisinin hayal kırıklıklarını anlattığı HOPELESNESS, tam da kuir politikanın dünyayla kurduğu bütünselliği anlatmak açısından önem teşkil ediyor.

Frank Ocean
https://vimeo.com/179791907

Ocean’ın sevenleri yıllardır yeni bir albüm bekliyordu ve sürpriz olarak iki albüm ile ödüllendirildiler. Ocean, albümlerin katologlarından isimlerine kadar birçok noktada ikili toplumsal cinsiyet normlarını didikledi durdu. Ve birçok yıl sonu listesinin ilk üçüne giren Blonde, Ocean’ın siyah ve rap kültürünün erkek egemen, hatta homofobik yapısının buğranlarının da sonucu olan baskılanmayı ferahlaştıran, bununla yüzleşen, ilk aşkı ve çocukluğu yeniden kuir bir perspektifle kuran kendi içinde tarihsellikler barındıran parçalardan oluşuyordu. Farkında olmadan gözden kaçabilecek detaylar Blonde’u belki de yılın en edebi albümlerinden biri yaptı. Özellikle, ‘Seigfried’e kulak vermekte yarar var. Zira, dedikleri gibi şeytan ayrıntıda gizlidir.

Julie Ruin
Julie Ruin, feminist aktivist ve müzisyen Kathleen Hanna’nın projelerinden birisi. Her ne kadar Le Tigre -Hanna’nın yine başka bir projesi- Clinton’ı destekleyen parçaları konusunda eleştirilmişte olsa da feminist müzisyenlerin ana akım müzikte varlığını unutmamak adına yararlı olacaktır. Hele ki Le Tigre’nin artık devam etmediği, Bikini Kill’in varlığını sürdürmediği bir dönemde bu projenin ve Hanna’nın müzik yapıyor oluşu heyecan uyandırıcı.

Jenny Hval

Toplumsal cinsiyet norm koyucu yapısı gereği sanrılan yaratan, hatta yer yer delirten, disiplin edici bir kavram olarak didiklenmeyi hak ediyor, evet. Hval’ın Blood Bitch ile yaptığı da bu toplumsal cinsiyeti bir sanrıya dönüştürmek ve illüzyon olduğunu göstermek. Arzu ve baskı arasındaki çatışmadan bir tatmin yaratan Blood Bitch ile Hval sadece kendini değil, dinleyicisini de bu sürece ortak etti. Yılın beden politikalarını ve heteronormatif toplumsallığı yerle bir eden en radikal işlerinden birisi.

Yves Tumor
Yves Tumor, deneysel bir çerçevede inşa ettiği müziğini soul müziği yer yer yeniden yorumlayarak yaptı. Onlarca müzikal türden referanslar içeren albüm Tennessee ve Tumor’un büyüdüğü bu muhafazakar çevrenin de bir dışavurumu. Bir haliyle çok nostaljik bir haliyle çok teknolojik bu sound eski ve yeninin çatışmasını güzel bir senteze dönüştürdü. The Feeling When You Walk Away, Yves’in cinsiyetsiz görünümü ve vokaliyle de birleştiğinde yılın en iyi parçalarından biri değildir de nedir ki.

G.L.O.S.S.
Bu kısa süren EP’de queer hardcore punk grubu G.L.O.S.S., Trans Day of Revenge adını verdikleri albümle, müzikal türünün de verdiği elverişli alt yapı ile öfke ve uyum arasında bir ilişki kuruyor. ABD’deki Orlando saldırısının hemen ardından yayınlanan EP, polis şiddetinden, dünyanın barışsızlığına hatta dünyanın öfke ile yeniden inşa edilebileceğine inanıyor radikal bir yaklaşım ile. Kendi içinde başka bir zamansallık, -hiç şüphesiz anti-normatif bir zamanın özlemi bu- inşa etmeye çalışan grup, özellikle şarkı sözlerinde motive edici, politize edici bir dil inşa ediyorlar ve eğlence her zaman temel araçlarından biri olarak sabit  kalıyor. Hatta bir parçalarında, biz toplumun saçmalıklarının dışında yaşayan, geleceğin kızlarıyız diyorlar. Kuir zamanlar, burada olmayan, özlem duyulan adeta bir mücadelenin sonucunda yaratılabilecek ütopya/distopya onlar için.

Ve Dahası…

Bunların dışında 2016 tabi ki unuttuğumuz ve fark etmediğimiz kuir anlar ile doludur. Hatta öyle olmak zorunda. Deneysel pop projesi serpenthwithfeet, sessiz sedasız bağımsız olarak bu yılda bir albüm yayınlayan Arca, çamaşır makinesinin soundundan ilham aldıkları yeni deneysel albümleriyle Matmos ve çağımızın en büyük kuir ilhamlarından David Bowie’nin Blackstar albümlerini de hatırlamakta yarar var. Ve tabi ki kayıplar yılı olan 2016’da yine toplumsal cinsiyeti yıkıcı  figürler olarak hep hatırlayacağımız ve ilham alacağımız Prince, David Bowie ve George Michael’ın da gidişini not etmeli. Hatta, bu liste sevgili Leonard Cohen’i de dışlar mı?

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *