Albüm: Arcade Fire – Reflektor

Işık oyunları

Kimilerine göre son on yılın en önemli grubu, kimilerine göre ise Grammy alması mantık hatası olan indie bir topluluk. Oysa onlar sadece Arcade Fire. Kendileriyle tanıştığımızda cenazeye gider gibi giyinmişlerdi, şimdi ise dans ediyorlar.
.
Kalıpları kırmanın günümüzde şart olduğunu savunup sonrasında ise belli grupların belli tarzları olduğu eski günlere özlemini ifade edenleri görmüşsünüzdür. Onlara göre Oasis yalnızca Brit rock çalar, başka bir işe kalkışmazdı. Thin Lizzy rock’n roll ile uğraşır, caz yapmazdı. Çok şanslıyız ki o günler geride kaldı. Gruplar ya da müzisyenler kendilerini belli bir tarzın önderi olma misyonuyla sınırlamıyorlar. Müzik çok hızlı değişiyor. Reflektor, içinde bulunduğumuz ani değişimlerle dolu bu çağın bir tanımı gibi.
.
.
Yazdan gündemimize düşen David Bowie‘li Reflektor, hemen arkasından Haiti usulü graffitilerin dünyaya yayılması derken geldik bugüne. Selvi boylu Win Butler ile al yazmalı Régine bu sefer ne yapmıştı? Indie sahnesinin Grammy’li grubu aniden dans etmeye başlamıştı, olacak iş miydi? Reflektor‘ı ilk dinlediğimizde bu sorular çoğumuzun kafasını kurcalıyordu. Derken Roman Coppola‘nın yönettiği, adına video da kısa film de diyemediğimiz bol konuklu Here Comes The Night Time geldi. We Exist ve Normal Person şarkılarını da böylece dinlemiş olduk. Tüm bunlar olurken Arcade Fire aynı zamanda çeşitli teaser’lar yayınlayarak akıl sağlığımızı tehdit etmeye devam ediyordu. Sabrımızın sonuna yaklaşıyorduk. Albümün en parlak, en oturmuş şarkısı olan Afterlife da yayınlandığında artık hazır olduğumuzu anladık.
.

.
Sonunda Reflektor‘ın tamamına kavuştuğumuzda ise James Murphy‘e müteşekkirdik. Dans vardı, disco işte oradaydı ama kendini sorumsuzca kaybeden kimse yoktu. Varoluşsal sorgulamalarıyla Win Butler yine bizimleydi, göz makyajını biraz abartmıştı o kadar. Alıştığımız ne varsa hala oradaydı; yok olmamıştı, sadece form değiştirmişti.
.
.
Dışarıdan bakıldığında Reflektor, Win Butler ve ailesinin discoya merak sarmasından ibaretmiş gibi gözüküyor olabilir. Herhangi bir Arcade Fire şarkısının asla tek bir boyutu olamayacağını ise şimdiye kadar öğrenmiş olmanız gerekir. Zamanında din bilimleri öğrenimi gören Win Butler‘ın sözlerinde  -her zamanki gibi- “öteki dünya”ya ilişkin kavramlar görüyoruz. Kimileri ilahi konulardan bahsetmeyi ukalalık ya da snobluk olarak algılasa da sürekli aynı sıkıcı ilişkilerden bahsetmediği için bizler kendisine teşekkür ediyoruz. Kalp kırıklığınıza çare olacak ağlak şarkılar arıyorsanız eminiz ki Reflektor‘da bulamayacaksınız. Onun yerine kafanızdaki bütün soruları sizin yerinize soran Afterlife‘ı dinleyebilirsiniz. Ya da rock’n roll sevginiz yerinde duruyor mu diye bakmak için Normal Person dinlemenizi önerebiliriz. Albüme ismini veren Reflektor, hayat görüşünüzü sorgulatacak nadir disco şarkılarından biri. Here Comes The Night Time ise albümün ciddi şeylerden bahsederken bir yandan da iyi hissettirebilen şarkılarından bir diğeri. Efsanevi Billie Jean‘i anımsatan ve farklılıkların varlığından bahseden We Exist de unutulmamalı. Grubun geldiği yeri unutmadığına dair kanıt arayanlar için de Joan of Arc diyelim, gerisini size bırakalım.
.
.

Arcade Fire artık the Suburbs ya da Neon Bible dönemlerinde olduğundan çok farklı, tüm dünyayla beraber biz de bunun farkındayız elbette. Bu farklılık dinleyeni korkutmuyor, müziğe yabancılaştırmıyor. Aksine, çağı belki de en iyi şekilde özetleyen bu grubun evrilme sürecine tanıklık edebildiğimiz için şanslı hissediyoruz.

.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *