Albüm: Korhan Futacı & Kara Orkestra

Korhan Futacı, saksafonunun sesi ve Kara Orkestra’sıyla karanlığı tadacaksınız.
.

Korhan Futacı ismini ilk kez duyuyor olabilirsiniz. Ama eminim yollarınız bir yerlerde kesişmiştir. Mesela şuralarda; bir zamanlar Tamburada vardı, 2004 yılında Fantastik isimli bir albüm çıkarmışlardı. Sonra o grubun birkaç üyesi yeni bir grup kurmuştu: DANdadaDAN. Bu grup da 2006’da Sen Bana Birini Android isimli bir albüm çıkarmıştı. Muhtemelen bunu çok az sayıda insan hatırlayacaktır ama söylemeden geçemeyeceğim: Tamburada’dan da önce Naapjazz isminde albümü olmayan ama epeyce hayranı olan bir grup vardı -ki grubun üyeleri lise arkadaşlarıydı ve sonra grubun bazı elemanları Tamburada olarak yollarına devam etmişlerdi. Bu üç grubun ortak noktası üçününün de beyninin aynı isim olması: Korhan Futacı.

.
Bu grupları tek tek incelemeyeceğim bu yazıda ama Korhan Futacı’nın bugünkü projesine gelmeden önce bu grupları müziğinin ne demek olduğunu anlatmakta yarar var. Üç grubun da müziğinin özü şu: caz ile rock’ı aynı anda yapmak, buna elektronik müziği karıştırmak ve bir de bunu Türkiyelileştirmeyi başarmak. Tamburada’da İngilizce kadın vokal ile bu rock ve caz öğeleri üzerine kurulmuş müziğin yerlileştiğini tam hissedememiş olabilirsiniz. Ama DANdadaDAN’da Korhan’ın genelde nağmeli söyleyişleri ve bazı şarkıların adeta anonim bir türkü gibi tınlamasının yanında, Türkçe sözlerin melodiyle sorunsuz buluşması ve ancak Türk müziğinde bulabileceğimiz efkarın bolca hissedilmesi sonucunda yabancı kaynaklı müziğin müthiş bir şekilde buraya adapte edildiğini görebiliriz. Bu grupların müziğini özel kılan şey en başta Korhan Futacı’nın saksafonu, bunu da söylemeden geçmeyeyim. Korhan muhteşem bir saksafoncu, aletine verdiği ruh bambaşka…
.
Evet çok güzel yönleri vardı bu grupların ama bu güzellikler olumsuz yönlerin olmadığı anlamına gelmesin. Bazen aşırıya kaçan deneysel olma çabası sonucu müzikte dağılmalara, albümdeki şarkılar arasında kopukluklara sıkça rastlanıyordu. Harika bir iş olsa da bir şeylerin tam olmadığını düşünüyordu insan. Ne oldu tam bilinmiyor ama en son DANdadaDAN da dağılınca bu tam olamama durumunun etkisi olduğu bu taraftan da görünür hale gelmişti. Yine de önemli anlamlar taşıyan bu grupların ardı ardına dağılmış olması üzücüydü. Gerçi işin sonunda bu grupların müziğinin Korhan Futacı’nın vokali ve saksafonu eksenin de gelişiyor olması durumu Korhan’ın yeniden karşımıza çıkacağını gösteriyordu. Öyle de oldu.
.
Şimdi Korhan Futacı, bir birey olarak daha ön plana çıkmış halde Kara Orkestra’sını kurarak kariyerine yeni bir yol çizmiş durumda. Eski projelerindeki o olumlu tarafları terk etmeden ama her şeyi aynı anda sunmamayı tercih ederek bambaşka bir müzik adamı çıkıyor karşımıza. Bu albümün Korhan Futacı’nın sesini, müziğini iyiden iyiye keşfetmiş olduğu bir albüm olduğunu söyleyebilirim gönül rahatlığıyla. Vokali artık daha sağlam, saksafonunu nerede ve nasıl kullanacağını çok daha iyi biliyor, müziği saksafonun etrafında döndürmektense saksafonunu müziğin gidişine göre gerektiğinde ve yeterince kullanmış, vokalin ve saksafonun etrafındaki diğer öğler de de -ki bu Kara Orkestra oluyor- müthiş bir uyum yakalamış durumda. Bu değişim sonucunda Korhan Futacı, Tamburada ve DANdadaDAN’daki bütün nüktesini, alaycılığını bir kenara bırakmış ve artık sesinin, saksafonuna verdiği ruhun, müzik üretebilme yeteğinin ve tüm bunların yanında nelerin iyi gideceğinin tam farkında haliyle müthiş ağırbaşlı, melankolik, kapkaranlık ve ayakları yere basan bir iş çıkarmış ortaya.
.
Albüm baştan sona bir adamın ufak öykülerini anlatıyor. Bu adam duygudurumu değişken, duygusal git gellerinde geriye sanki karanlık boşluk kalmış bir adam; gergin, içine kapalı, ilişkileri tehlikeli… Bu adamın hikayesi laflarla anlatılmıyor sadece, her enstrüman bir şey demek bu adamın hayatında. Müthiş bir yol izleniyor öykülerin anlatımında. Adamın ruhu hissediliyor her notada.
.
Albümün başlangıcında önce Korhan’ın sesi ve orkestranın tamamının karmaşası grubun selam çakması gibi. ardından ilk şarkı başlıyor: Zor İşler. Şarkı, daha önce dağılan düşünceleri ve ruh hali dolayısıyla deliliği tatmış bir adamın nasıl büyüklük tasladığını gösteriyor. Korhan’ın vokali de aynı derecede deli zaten. Orkestranın sakinliği, ara ara tansiyonun artması ama saksafonun solo yapmadan gerektiğinde kullanılması… Delilik cidden zor iş dedirtiyor insana. Ardından gerginlik başlıyor: Ağlayamam BenYine hezeyanlar gören birinin sendromlarıyla karşı karşıyayız, sevdiğinden uzak adam karanlığıyla yüzleşiyor ve müzik de adamın moduna uyum sağlıyor. Yine şarkı ilerledikçe artan tansiyon ama bu sefer saksafon yok.
.
Üçüncü şarkıda ise sosyal ortamında deliren adamın laflarını duyuyoruz: SarmaŞarkının kendini ifade edişi pek bir muzır. Bu şarkıda da saksafon sadece son kısmın öncesinde kısa bir Korhan’a özgü solo olarak çıkıyor karşımıza. Sonraki şarkı Unutulmasın Yaz‘da sanki gençlikte yaşanan bir yaza gidiliyor, tüm güzel ve tehlikeli anılar seriliyor ortaya. Ve sonunda o yazda unutulmayacak olanları sese getiren saksafon solosu… Gençlik hissi geliyor bu şarkı ile. Şarkının bittiği an, adamın yaşlandığı an.
.
Geleneksel Mahşer Günü ile olgun, çok şey görmüş, yaşadığı delilikleri içkiyle dindirmiş ve sonunda hepsini kaybetmiş, sadece içindeki karanlık boşluğu hisseden bir adam var. Sonunda ise gitar ve saksafon atışıyor, sanki adamın ölümle yaşam arasında gidip gelişlerini anlatıyor. Sonra diğer şarkı başlıyor bütün kasvetiyle: Abra Kadabra. İki kişi var bu şarkıda, aşk var ve sihri var. Sien, içindekileri anlatmakta olan bir adam var bu sefer, o boşluk var hala içinde ama o boşluğu anlatmak birine ona kederi vermek… Asıl sürpriz ise Sien dediği kadının Van Gogh’un aşkı olması. Albümüm somut hali burada bitiyor ve son şarkı Episode 1‘deki sekiz farklı parça ile hem bir veda yaratılıyor hem de bilinmezlik duygusu yükleniyor. Vokal yok, Korhan’ın saksafonu konuşuyor, orkestranın atölyedeki sesleri duyuluyor.
.
Gördüğünüz gibi albüm sekiz parça, aslında az görünüyor şarkı sayısı önce ama öyle değil. Daha fazla şarkı olsaydı zaten kolay dinlenemeyen albümü iyice zor hale getirirdi. Albümün bir adamın hikayesini anlattığını beynim uyduruyor, evet. Ancak albümün kurgusuyla, enstrümanlarıyla, aranjeleriyle, aslında her şeyiyle müzikal açıdan müthiş bir zenginliğe sahip olduğu gerçek. Zaten ancak böyle olduğunda tüm o duygular asıl yerlerini bulabiliyor.
.
Albüm bitince aklıma takılan en büyük şey, Korhan’ın vokalini dinlemeye hiç doyamayacağım hissiydi. Ses sanki ağzından değil de daha derinden geliyor gibi, ağzının içinde kocaman bir boşluk var ve o ses tamamen içinden geliyor… Şarkıların sözlerine, müziğin tonuna ancak bu kadar uyumlu olabilirdi bir vokal… Böylesine sağlam vurguları, açık ağzından yapan bir adamın sesini bu kadar net kullanıyor olması, müthiş bir lezzet katmış. İşin daha da güzel kısmı geri vokallerin Korhan’ın vokaliyle müthiş bir uyum içinde olması.
Her şey uyumlu gidiyorken görsel kısmını da dahil ediyorlar işin içine. albüm kapağı ve kitapçığı (kartçıkları demeliyiz, zira bütün şarkılar tek tek kartlarda, tek bir resimle özdeşleştirilmiş halde sunuluyor) çok özel tasarlanmış, şarkıların ruhunu hissedebiliyorsunuz… Bir de son kartta Yasemin Mori’nin Korhan Futacı illüstrasyonu var -ki bunu hemen yan tarafta görebilmeniz mümkün. Kanımca ilk dinleyişte en fena vuran şarkı Geleneksel Mahşer Günü‘ne çekilen albümün ilk klibi aynı şekilde müthiş bir uyum taşıyor şarkıyla.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *