Arda Tahiroğlu

YENİ ŞARKI: TAME IMPALA – LET IT HAPPEN

Bu yıl yeni bir albüm beklediğimiz, fakat ne kadar bekleyeceğimizi bilmediğimiz, Tame Impala albümün ne kadar güzel olabileceğinin sinyallerini veren bir şarkı paylaştı; Let It Happen. Şarkı yaklaşık 8 dakika uzunluğunda ve kulaklarımızı alışık olduğumuz Tame Impala ziyafetinin biraz daha elektronik altyapıya bezenmiş olanıyla dolduruyor. Çok da güzel oluyor.

Grup şarkıyı şuradan paylaştı ama hizmeti ayağınıza getirdik bile;

YENİ ALBÜM: LITURGY – THE ARK WORK

Liturgy, 2011’den beri süren suskunluğunu yeni albüm haberiyle bozdu. Brooklynli metal grubu The Ark Work adını taşıyan ve 23 Mart 2015’te yayınlanacak albümle birlikte Kuzey Amerika konserlerini duyurdu. Grubun bu albümden paylaştığı Quetzalcoatl şarkısına bakarak önceki albümlerine göre biraz daha “insaflı” davrandığını söyleyebiliriz. Deneysel metal kokuları alıyoruz.

TANIŞIN: VANIISH

Joy Division post-punk’ının biraz daha sert ve günümüz uyarlamasına ilgi duyarsanız, San Francisco’dan bizlere söylenen şarkılarla tanışabilirsiniz. 2013 ‘te “birkaç grubun karışımıyla” oluşan VANIISH (Wax Idols, The Soft Moon, Veil Veil Vanish) 2014’te Memory Work adında bir albümle 70 sonları ve 80 başlarının müziğini geri getirdi. Fakat bu getirişi kendi müzik anlayışlarıyla harmanlayarak ve işin içine biraz da indie katarak yaptı.

Bu durum şarkılar üzerinde bir sis bulutu yaratsa da bunun kaynağı post-punk anlayışının temelini oluşturan, şarkı boyunca arkada devam eden ve bir yerden sonra alıştığımız -hatta bazı zamanlar aradığımız- ritim. Bu ritmin gruba ve dinleyenlere göre en popa yakın olanını ise Merge şarkısıyla sunan grubun albüm sonunda bir de Fransızca sürprizi var.

Şu ana kadar fazlasıyla seyrek konser veren ve underground bir rock grubu olmanın ötesine geçme kaygısını göstermeyen VANIISH’in yine de bundan sonraki depresif listelerinizin vazgeçilmezlerinden biri olmaya aday olduğunu söyleyebiliriz.

ORADAYDIK: LIIMA (EFTERKLANG + TATU RÖNKKÖ)

Salon İKSV, cuma ve cumartesi akşamları bağımsız müzik topluluğu olan Efterklang‘ı son zamanlarda birlikte müzik yaptıkları Tatu Rönkkö ile ağırladı. Yeni grubun adını Liima olarak açıkladıklarından beri iyice grup havasına bürünmüşler. Grubun 5 gün boyunca yaptığı stüdyo çalışmalarını dinleyicilerle buluşturduğu bu konserlerin ilkinde oradaydık.

liima

Konser başladığı andan itibaren grup bizleri müziğine odaklamayı başardı, hatta o kadar odakladı ki ilk şarkı son bulduğunda grubun vokali Casper bizlere genelde konserlerinde çok fazla ses olduğunu belirterek sessizliğimiz için teşekkür etti. Şarkılar genelde uzun introlarla birlikte bizleri temposuna fazlaca alıştırır durumdaydı. İstemsiz olarak aynı anda herkesin aynı ritmik hareketlerde bulunduğu sıralarda ritimler aksıyor, değişiyor ve perküsyon, bas, elektronik davul ve altyapı eşliğinde müzik başka bir seviyeye yükseliyordu. Grubun ilk defa o gece dinleyicilere sunduğu şarkılardan en fazla heyecanlandıran büyük ihtimalle “Centuries and Love” oldu. Centuries and Love aynı zamanda bizim de en beğendiğimiz performans oldu.

Zülal Kalkandelen’in kamerasından;

Konser, şarkı aralarında dinleyicilerle diyaloglarla devam etti. “İlk köfte deneyimimizden sonra yapılan şarkı” tabiri bizleri güldürdü. Devam eden müzik şöleni önlerden izleyenler için gerçek bir deneysellik keşfi gibiydi, arkalarda ise güzel müzik için gelenler isteklerinin karşılığını alabilmenin keyfiyle ritimlere eşlik etmeye devam ettiler. Tatu Rönkkö ve Efterklang’ın sahnede yarattığı-sunduğu müziğe biz daha doyamadan Casper konserin sonuna geldiklerini belirterek teşekkürlerini sundu. Ancak dinleyicinin yoğun alkışlarıyla sahneye geri döndüler ve bir kez daha Centuries and Love’ı çaldılar.

Konser sonunda biraz daha elektronik bir Efterklang tanımıştık ve yeni bir grup Liima‘nın ilk performanslarından birini dinlemiş olarak Salon’dan ayrıldık.

Berlin konserlerinden bir kayıt;

OST #14: KARIN GETİRDİĞİ GEREKSİZ ROMANTİZM

Her kar yağdığında, çoğumuz oturduğumuz apartmanlarda karın camda eriyişine dalıp gereksiz bir romantikliğe bürünürüz. Yeşilçam-Holywood karışımı bir hayal dünyasında bu romantiklik beraberinde gereksiz bir ruh haline sokar bizi ve boş yere Danimarka’da yaşıyoruz ama French-Jazz dinliyoruz hissi verir. Bu durum için dinlenebilir şarkıları bir araya getirdik. Buyrun, kar manzaranıza eşlik etsin;

YENİ ŞARKI: THOM YORKE – YOU WOULDN’T LIKE ME WHEN I’M ANGRY

Thom Yorke’tan hayranlarına geç kalmış noel hediyesi geldi. Bu sene ikinci solo albümü Tomorrow’s Modern Boxes‘ı BitTorrent üzerinden yayınlayan sanatçı, albümü Bandcamp sayfasında da paylaştı ve bu paylaşıma bir de bonus şarkı ekledi; You Wouldn’t Like Me When I’m Angry

2014: Sivas

Neden Değerli: Ülkemizin Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem ve Zeki Demirkubuz‘la yükselen sinema değerlerini devam ettirebilir-yukarıya taşıyabilir bir izlenim veren Kaan Müjdeci uzun bir hazırlık sürecinden sonra Sivas filmiyle izleyicileriyle buluştu. Oyunculukların, çekimlerin ve hikayenin doğallığıyla izleyiciyi hemen içine çeken bir film olan Sivas, bizleri izleyici değil, tanık olarak gördü. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren “cennet” olarak tanıtılan Anadolu’yu da tarafsız ve realist bir şekilde değerlendirmesiyle 2014’ün en iyi Türk filmleri arasına girdi.

Neyi Değiştirdi: En prestijli film festivallerinden Venedik Film Festivali‘nin ana yarışmasına kabul edilen ve Jüri Özel Ödülü alan Sivas bu büyük başarıyı (zira Müjdeci’nin ilk uzun metrajlı filmi) kesinlikle hak eden bir film. Ayrıca 11 yaşındaki başrol oyuncusu Doğan İzci’nin ödüllü performansı ve filmin sergilediği değerlerin evrenselliğiyle de büyük övgü hak ediyor. Sivas’ın konusu Aslan’ın (Doğan İzci) ölüme terk edilen bir dövüş köpeğiyle (Sivas) olan dostluğu. Ancak film bunu bilindik Hollywood ve Avrupa sinemasından çok ayrı değerlendiriyor. Erkekliğin güçlü ve iktidarı elinde bulundurması “gerektiği” bir topluma ayak uydurmaya çalışan, erken büyüyen bir çocuk Aslan, içinde bulunduğu durumun geç farkına varıyor ve tek yapabileceği şeyin durumu sürdürmek olduğunu anlıyor..

2015’te Ne Alemde: Sivas’la beklentileri yükselten Kaan Müjdeci yeni bir senaryo üzerinde çalışıyor fakat senaryoyla ilgili fazla bilgi vermekten yana değil. Merakla yeni filmini bekliyor ve başarılarının devamını umuyoruz.

2014: JACK WHITE

Neden Değerli: Değişik ve aykırı kişiliğiyle, çalkantılı yaşamıyla ve üretkenliğiyle kalan son değerli “Rock’n Roll’culardan”  Jack White birçok grup ve müzisyenle çeşitli işbirlikleri yaptı. Kurduğu grupları saymayı bıraktık. Ve -tabi ki- 1997’den itibaren The White Stripes‘la adından çokça söz ettirdi. Fell in Love With a Girl ve Seven Nation Army ile hayatımıza yeni marşlar kazandırdı. İlişkin olduğu müzik oluşumlarıyla totalde 8 kez Grammy kazandı ve 2014’e gelindiğinde 2. solo albümü Lazaretto ve yeni saçları ile yeninden gündem oldu.

Neyi Değiştirdi: Lazaretto’yla imaj yenileyen ve üretkenliğini sürdürür görünümü veren, müzik otoritelerince overdose iyi eleştiriler alan Jack White’ın albümle yakaladığı en büyük başarı kuşkusuz 2014 yılında en çok satan plak olması. Müzik edinmenin gün itibariyle neredeyse tamamen sanal ortamdan sağlandığı bir zamanda Lazaretto, 1991’den bu yana yayınlandığı haftada en çok satılan plak olma başarısını sırtladı. Aynı zamanda 1994’ten bu yana en çok satan plak olma başarısını elde etti.  7 Kasım’da ülkemizde Volkswagen Arena‘da konseri olan White, “Bu sene memleketimizden bir de Jack White geçti” dedirtti.

2015’te Ne Alemde: Lazaretto’dan sonra turneye çıkan White’ın 2015’te de konserlerine devam edeceğini biliyoruz (Madison Square Garden konseri merakla bekleniyor) ancak boş durabilen bir sanatçı olmadığından polemikleriyle (Foo Fighters), coverlarıyla (son olarak Queens of the Stone Age üyesi Dean Fertita’nın ilk solo albümünden Parallel şarkısını coverladı), sinemayla iç içe olmasıyla ve sahne performanslarıyla yine bizimle olacak.

2014: THOM YORKE

Neden değerli?: Alternatif müziğe kendi duruşu, farklı kişiliği ve yorumlarıyla sürekli bir yenilik katma, geliştirme uğraşında olan Thom Yorke‘un en az bir iki şarkısını ezbere biliyoruzdur. Gençliğimizde Radiohead dinleyip duygu dalgalanmaları yaşamış, bazı anılarımızı o şarkılarla özdeşleştirmişizdir. Son zamanlardaysa sadece kaliteli müzik dinlemek istediğimizde bile düşünmeden Thom Yorke’un ve onunla özdeşleşen grubu Radiohead‘in işlerini açıp, tekrar tekrar dinlemek ilk aklımıza gelebilecek şeylerdendir. New Musical Express‘in geçtiğimiz yaz yaptığı ankete göre 2000’li yılların en ilham verici grubu Yorke önderliğindeki Radiohead. Bu ilham vericiliği albümleri farklı yayınlama biçimleri olarak da karşımıza çıkıyor Radiohead’in ve Yorke’un. İn Rainbows albümünü ”gönlünden ne koparsa” kafasıyla, The King of Limbs albümünüyse ”gazete albümü” olarak yayınlayan Radiohead’in solisti ikinci solo albümünü ”torrent sitesi” üzerinden yayınlama kararı aldı.

Neyi Değiştirdi?: Bu yıl çıkardığı ikinci solo albümü Tomorrow’s Modern Boxes‘la birlikte son zamanlarda elektronik altyapıyla oluşturduğu müziğini biraz daha derinlere çekti ve üzerinde sakince ve ustalıkla yaptığı vokaliyle ne kadar eşsiz bir ses olduğunu tekrar kanıtladı. Ancak asıl değişiklik bu değildi. Yorke albümü internet üzerinden, BitTorrent yoluyla yayınlamaya karar verdi ve 6 dolara piyasaya sürdü. Dünyada en çok tanınan ”alternatif” müzik insanlarından biri olduğu için ve genelde kaliteli işlere imza attığı için ona güvenen dinleyici kitlesi, bu denemesini kısmen başarıya ulaştırdı ve albüm ilk iki haftada 2.1 milyon indirmeye ulaştı. Ancak bu denemeyi Yorke özelinde başarılı yapan nedenlerden ötürü diğer sanatçılar için başarılı olacağını ya da müzik endüstrisinde bir çığır açabileceğini düşünmüyoruz..

2015’te Ne Alemde?: Gelecek yılda Yorke’un nasıl işlerle ya da yeniliklerle karşımıza çıkacağını henüz kestirememekle birlikte Radiohead olarak yeni albüm çalışmaları için toplanma girişimleri olduğunu biliyoruz. Yine de ilk Radiohead albümlerindeki duruşla değil de daha elektronik işlerle yola devam edeceklerini düşünüyoruz.

OST #12: EYLEMSİZLİĞİN SONU

Bazı günler vardır ki hiç yataktan çıkmadan ömrün geçebileceği düşünülür ve karamsarlık içinde bu, bu tip şarkılar dinlenir, tavandaki veya halıdaki desenler sayılır, bol bol abur cubur yenir, sigara içilir, kahve içilir.. Fakat böyle günlerin akşamlarında insan kendine isyan eder. İsteyip istemediği pek de önemli değildir bunu. Böyle durmaya isyan eder ve kabuğundan sıyrılıp dışarı çıkmak, başka şeyler yapmak, artık bu isyanın önlenemez yükselişidir. Gelişigüzel sıraladığımız bu şarkılar da önlenememiş yükselişler içerir ve yine durduğu bir günde kabuğunu yırtabilen insanlar gibidirler. Bazıları kontrolünü kaybedip artık bu durulan günün acısını hiçbir şeyi umursamadan, kendini yorarak çıkarır, isyanını duyurmak için çabalamaktan bitkin düşer. Bazıları da bu yükselişleri gayet planlı bir şekilde yapar ve sonrasında sakince kabuğuna çekilir. Bu listeyle durulan bir günde verilebilecek iki reaksiyonu da içeren bir karışım hazırlamaya çalıştık.. İyi dinlemeler.