berhan

iPod: Dijital Müzik Pazarı

Tekerleğin icadı…

Yeni milenyum ile hepimiz, hayatımızın inanılmaz bir şekilde değişmesini beklerken, ortasında tekerleğiyle o beyaz kutu bir sanatı, bir şirketi ve bir sektörü gerçekten de inanılmaz bir şekilde değiştirecekti. Bir daha üretilmeyeceği dedikoduları arasında bu büyük fenomenin onuncu yaşını değiştirdiklerinin ve yarattıklarının öyküsüyle kutluyoruz.
iPod, müzik ya da benzeri şeylerle ilgili öykülerin en sıkıcı yanı belki de onların pazarlarının öyküsü. Fakat söz konusu dijital müzik pazarı olunca durum biraz değişiyor. Müziği dijital ürün olarak tanımış bir kuşaktan bahsediyoruz. Ve doğal olarak buna göre evrilen bir endüstriden.
Bu iTunes Store’un hikayesi gibi gözükse de aslında Napster’ın hikayesi. Yani “peer-to-peer” ağların, yani o ağlardaki peer’lerin, sizin hikayeniz.
Napster’ın şişeden çıkardığı cin ile zamanın tartışmaları hırsızlık-korsan ekseninde dönerken, insanlık her zamanki gibi açıklayabildiğinden daha fazla yol kat etti. Bir zamanların hırsızları, dijital devrimciler oldu. “E konser versinler o zaman” kabul edilir bir argümana dönüştü. Radiohead, In Rainbows için “istediğin kadar öde” dedi, birçok grup albümünü ücretsiz paylaştı. Sanatçıların single’larını internetten paylaşmaları haber niteliğini kaybetti.

Müzik sektörünün tekerine çomak sokmaktan aldığı zevki Sean Parker adına Hollywood seslendirirken müzik sektörü ise çoktan yeni tekeri iTunes Store ile seyahatlerdeydi.
The King Of Limbs’ten bahsetmeden önce napster.com’u ziyaret etmek ister misiniz?
Ya da belki müzisyenlerin kaybettikleri paralar üzerinden dönen tartışmaları hatırlayarak tekerin gittiği yöne göz atabilirsiniz.

Hikayenizin sonu?

Ve Radiohead: King Of Limbs


Yine birdenbire. Yine nefessiz bırakarak.

Tunus, Mısır derken yeni nesil devrimler, halk hareketleri ve internet üzerine bol bol gürültünün ardından Radiohead, benzer bir gürültüye neden olan albümü In Rainbows‘un takipçisini aynı “cool” tavırla sitesinden bir anda duyuruverdi : The King of Limbs.

Albüm bu hafta sonu, 19 Şubat‘ta indirilebilecek. Dünya’nın ilk “gazete albümü” etiketi kuşkusuz bir Radiohead taktiği olarak da görülebilir.

Zaten kısa bir süre sonra hakkında istemesek de çok şey duyacağız. Şimdi nefesimizi tutup sessizce beklemek ve karanlık kapağına bakarak hakkında hayaller kurma zamanı.

Ne mutlu.
.

The Adventures Of Ledo And Ix

 
Oyunların güzelliği.

Hepimiz oyun oynuyoruz. Belki şimdiye kadar daha kısıtlı bir kitlenin ilgi alanında olduğu düşünülse de Facebook sonrası çağın en önemli özelliklerinden biri herkesin hayatında bir oyun bulunması. Şu anda daha geniş bir tüketim alanına kavuşmuş olsa da, uzun geçmişi derin bir kültürü de beraberinde getiriyor. Sanatçı Emily Carmichael, bu kültürün estetik ve deneyimlerini harika bir şekilde birlişetirerek bir animasyon serisi yaratmış: The Adventures of Ledo and Ix.

Oyun dünyasının sürrealizmi içerisinde geçen maceralarında oyunların mantksız yönleriyle dalga geçerken iyi öykülerin değişmezlerinden olan içsel dünyaların dışavurumu da görülebiliyor. Yormayan eğlendirici yapısı ve karakterlerinin kişilikleriyle Matt Groening‘in harika işi Futurama‘dan etkilenmediğini iddia etmek yalan olur.

Şu ana kadar yayınlanmış üç bölümünü Penny Arcade TV aracılığıyla izleyebilirsiniz. Her biri yaklaşık 5 daikika süren bölümlerin hoş espirileriyle size güzel bir vakit geçirteceğini garanti edebilirim.

Eğer izledikten sonra canınız oyun oynamak isterse, daha kaotik bir ortamda geçen ama kesinlike bağımlılık yapıcı Desktop Dungeons‘ı buradan indirebilirsiniz.

Amerika’da Türkiye Ve Caz

Büyükelçilik’te caz.  

Önceki gün düzenlenen bir basın toplantısıyla, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği 2011 yılı içerisinde Boeing sponsorluğuyla bir dizi caz etkinliğine sahipliği yapacağını açıkladı. Amerika’da caza ev sahipliğini Türkiye’nin yapması mı?

Evet çoğumuza ilginç gelen bu haber doğal olarak Amerikalıları da şaşırttı. NPR ise şaşılacak bir şey olmadığını söylüyordu. Hatta bu bağ 30’lara 40’lara dayanıyordu. 40’lar, Türkiye ve caz… Eminim doğru bağlantıyı birazımız görmüştür: Ertegün ailesi ve Atlantic Records.

NPR, bu haberin üzerine yayınladığı yazıda Ertegünler’in Amerika’da caza katkısını, siyahların yaşadıklarına da değinerek kısaca ve hoş bir şekilde anlatıyor. Kısıtlı bir kitleye yapılacak konserlere katılamasanız da makaleyi okuyarak bu sevince ortak olabilirsiniz.

Birisi kültür başkenti mi dedi?

The Thomas Beale Cipher

Yoğun, estetik ve sürükleyici.

Hezarfen‘i animasyon dünyamız için önemli bir adım olarak sunmuştuk. Şimdi ise dünyada animasyon konusunda ileride mihenk taşı olarak görebileceğimiz bir çalışma ile karşı karşıyayız: The Thomas Beale Cipher.

Andrew Allen‘ın yönettiği bu harika çalışma, tarihin en ünlü kriptolarından Thomas Beale‘ı çözmeye uğraşan Profesör White‘ın hikayesini benzeri pek görülmeyen cesur ve estetik bir animasyon tekniğiyle sunuyor.

Şimdiye kadar bir çok festivalde gösterime giren bu ödüllü film Short of the Week ile serüvenine internet üzerinden devam ediyor.

Filmin estetiği dışındaki en önemli yeniliklerinden biri ise öykü anlatımında gizli. 10 dakikalık kısa filmde yapımcıların belirttiği üzere 8 çok kolay, 6 ortalama ve 2 de çok zor gizli mesaj ile karakterlerin sırları hakkında ipucu veriliyor.

Bambaşka bir öykü anlatımı, bambaşka bir seyir keyfi:


The Thomas Beale Cipher from Andrew S Allen on Vimeo.

Explosions In The Sky’dan Yeni Albüm

 
Take Care, Take Care, Take Care.

Post-rock’ın en önemli isimlerinden Explosions in the Sky, zihinlerimizde ve ruhlarımızda yarattığı patlamalara Nisan’da çıkaracağı yeni albümü Take Care, Take Care, Take Care ile devam ediyor. Grup hayranlarına yolladığı mesajda bu albümün şimdiye kadar yaptıkları her şeyden farklı hissetirdiklerini söylese de biz dinleyenlerini bulutların üzerinde berrak bir gezintiye çıkaran müziklerindeki o özden bir şey kaybetmeyeceklerini düşünüyoruz.

Albümün şarkı listesi şu şekilde:

1. Last Known Surroundings
2. Human Qualities
3. Trembling Hands
4. Be Comfortable, Creature
5. Postcard from 1952
6. Let Me Back In

Bu da grubun albüm için hazırladığı video:



Take Care, Take Care, Take Care from Explosions in the Sky on Vimeo.



Your Hand in Mine‘ı ise, bir hayranlarının hazırladığı bir video ile ilk defa dinleyenlere güzel bir başlangıç, hayranlarına ise bu haber üzerine güzel bir 8 dakika geçrimek için bahane olarak sunuyoruz.

Hezarfen’le Osmanlı’ya Eğlenceli Bir Uçuş

Tarih ve kurgu bu sefer alkışlarla gündemimizde.

Türkiye’den başarılı animasyon çalışması görmek genelde özlemini çektiğimiz bir şey. Ya büyük bütçeli ama yeteneksiz insanların elinden çıkma çalışmalara ya da yetenekli ama destek bulamayan insanların sıkınıtılarına katlanmamız gerekiyor. Fakat umutlanmamız için sebepler de yok değil. Bunlardan biri de eğitimini Fransa’da sürdüren Tolga Arı ve çalışması Hezarfen.

Hezarfen’in Galata Kulesi üzerinden gerçekleştirdiği uçuş hikayesini eğlenceli bir şekilde anlatan kısa film gerek hikayenin akışı gerek animasyonlar gerekse de çevre modellemesi ile takdiri hakediyor. Romain Blanchet, Chung-Yu Huang, Rémy Hurlin, Yannis Dumoutiers‘in içinde bulunduğu ekipteki bir diğer Türk de Ozan Kurtuluş. Kısa sürede inanılmaz sayıda izleyiciye ulaşan animasyon, Türkiye’de medyanın ilgisini üzerine daha çok çekeceğe benziyor.

“Benim dedem sakar değildi”, “Benim ninem hamama çıplak gitmezdi”, “Hezarfen’i böyle mi tanısınlar” gibi malum tartışmalara maruz kalmamasını umduğumuz çalışmanın Nuri Bilge Ceylan‘ın Twitter hesabında paylaştığı az sayıdaki çalışmadan biri olduğunu da ekleyelim.

İyi eğlenceler.


Hezarfen from Hezarfen on Vimeo.

Radiohead’den Haiti İçin Konser Kaydı

Hayranlar kaydetmeye devam ediyor. 

Daha önce Prag performansları hayranlar tarafından kaydedilip düzenlenen ve onaylarıyla paylaşılan Radiohead, bu sefer geçen sene 24 Ocak’ta gerçekleştirdikleri Haiti‘ye yardım konserinin kaydı ile karşımızda.

Konser kaydını çeşitli şekillerde şu adreste paylaşan hayranlarınsa bir ricası var: Haiti için çalışan örgütlerden Oxfam‘a yardımda bulunulması.

Radiohead, 24 Ocak’ta Los Angles’ta düzenlediği özel konser sonucu 550.000 $ toplamayı başarmıştı. Eğer indirmek için bekleyemem diyorsanız kaydın YouTube versiyonu hemen aşağıda.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=NW8bYybUQQM]

2010: Minecraft


İndie sadece müziğin yükselen değeri değil.

İnternet ve değiştirdikleri artık sokaktaki adamın sohbet konusu.

Müzik endüstrisinin; yaşadığı büyük dönüşümden sonra şimdi ibre başka bir deve dönüyor: Oyun endüstrisi.

Yayınlanışı 2009 olsa da 800.000’den fazla satış ve 2.500.000’dan fazla kayıtlı oyuncuyla neredeyse tek bir kişinin elinden çıkma Minecraft, indie games kavramını geniş kitlelerin gözüne adeta soktu.



Neden değerli? : Angry Birds vb. örneklerle birlikte küçük bütçeli projelerin de büyük başarı kazanabileceğini ve oyunları değerli kılan şeyin inanılmaz grafikleri değil eğlenceli olmaları olduğunu tekrar hatırlattığı için.

Neyi değiştirdi? : Tek bir geliştiricinin 15,00 euro civarında bir fiyatla 800,000’den fazla satışa ulaşmasından bahsediyoruz. Herhangi bir dağıtımcı ya da pazarlama kampanyası olmadan. Üstelik oyun eleştirmenlerinden aldığı büyük övgüler de cabası.

Tabii ki büyük oyun şirketlerinin yok oluşunu iddia etmek saçmalık ama tıpkı Hollywood yanında filizlenen bağımsız film sektörü gibi bağımsız oyun sektörü de kendi kültürünü geniş kitlelere yaymanın ilk sinyallerini verdi.

2011’de ne alemde? : Yeri yerinden oynatsa da henüz tam sürümü yayınlanmamış bir oyundan bahsediyoruz. Şimdiden efsaneye dönüşmeye başlamış olan Markus Alexej Persson‘un (daha bilinen ismiyle Notch) oyunun tam sürümünü bitirmesiyle etkisinin de biraz daha artamasını bekleyebiliriz. Eğer oyunu geliştirirken gösterdiği beceriyi proje bu seviyeye geldikten sonra da gösterebilirse bu jenerasyonu tanımlayacak az şeyden birini yaratabilir.

Oyunun fanatiklerinin yarattığı onlarca video’dan biri. Hiçbir şey olarak başladığınız oyunu ne noktaya getirebilieceğinizin en güzel örneklerinden.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=ZSylIztbLjs?fs=1]

2010: iPad

 Dokunuyorum, dokunuyorum…

Apple, Steve Jobs önderliğinde çıkardığı ürünlerle yalnızca teknoloji dünyasını etkilemedi, milyar dolarlık sektörleri dönüştürerek modern insanın yaşam tarzını belirledi.

Şimdi sıra tüm web deneyiminiz hatta medya algınızda.

http://c.brightcove.com/services/viewer/federated_f9?isVid=1

Neden değerli? : Kızarmış gözlerimizde bir hayal kırıklığıyla baktığımız web deneyimini bambaşka bir boyuta taşıdığı ve geleneksel medyanın dijital çağdaki yerini belirlediği için.

Neyi değiştirdi? : Geleneksel medyanın dijitaldeki makus talihini, hatta yayıncılık dünyasını, hatta tüm dijital ürün üretimini… İnsanlık artık okumuyor mu tartışmaları arasında sorunun insanlıkta değil, içerikte ve onun sunumunda olduğunu kanıtladı. Kulaklıklarınızla müzik mağazaları önünden geçerken hissettiklerinizi, kolunuzda iPad’iniz ile gazete bayileri ve kitapçılar önünde hissetmeniz çok uzak değil

2011’de ne alemde? : Samsung‘un GalaxyTab ile bir milyon satışı aşması sonrası 2011’de piyasaya sürülecek büyük ihtimal kamera destekli ve daha güçlü işlemcili yeni sürümünde daha radikal yenilikler de bekleyebiliriz, özellikle de fiyalandırma konusunda. İşte o zaman devrimin ayak seslerini duymak için kulak kabartmaya gerek kalmaz.

Moleskine Pac-Man’le İradenizi Sınıyor

Harika bir tanıtım videosu ile birlikte…

Moleskine, hepimizin en az bir kez elimize alıp hayran kaldığı, bir kısmımızın ise kendine bir şekilde yakıştırıp aldığı defterlerine özel bir koleksiyonu ekledi: Pac-Man.

Dünya tarihinin en önemli oyunları arasında yer alan ve zihnimize yerleşen estetiği ile tam bir külte dönüşen Pac-Man’in 30. yılı için özel olarak üretilen koleksiyonun tanıtım videosu da en az defteler kadar güzel.

Bu girdiyi bir reklam metnine dönüştürmekten hiç utanmadığını da eklemek istiyorum.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=KUBBSOR3tWQ?fs=1]

Bu Oyunların Müziklerini Kim Yapıyor?

 
Bir röportajlar serisi merakınızı giderebilir ama biraz desteğinizle.

Kuşkusuz eğlence dünyasının son büyük numarası bilgisayar oyunları. Sektör olarak film ve müzik endüstrisini de geride bırakmayı başaran oyunların sanat olup olmadıkları da önemli tartışmalar arasında. Fakat oyunların oldukça sanatsal olan ve oyuncular açısından çok önemli olan da bir kısmı var: müzikleri.

Final Fantasy‘nin müziklerini hazırlayan Nobuo Uematsu ve Silent Hill‘in müziklerini hazırlayan Akira Yamaoka gibi büyük isimlerin de yer aldığı bir proje, bu müzikler ile ilgili merak edilenleri aktarmayı amaçlıyor. Sektörün önemli merkezlerinden Japonya‘daki besteci ve oyun tasarımcılarıyla sohbetleri içeren DVD seti, gerekli yardımı toplamayı bekliyor.

Oynadığınız oyunların müzikleri ilginizi çekiyor, konu hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak istiyor ya da sadece destek olmak istiyorsanız buradan sitelerini ziyaret edebilirsiniz.

Akademi’den Godard ve Coppola’ya Ödül

Hollywood’da değişen bir şeyler mi var?

Akademi ya da uzun ismiyle The Academy of Motion Picture Arts and Science, Oscar ödüllerinin yanında verdiği ve geçen seneden beri ayrı bir tören düzenlediği Onur Ödülleri‘ni dağıttı.

Francis Ford Coppola gecenin en büyük ödülünü alırken, Jean-Luc Godard, oyuncu Eli Wallach ve sinema tarihçisi Kevin Brownlow ödül alan diğer isimler oldular.


Gecenin kuşkusuz en önemli ayrıntısı ise klasik sinemanın en büyük ismlerinden Coppola ile kendini klasik sinemanın sınırlarını yıkmaya adamış Fransız Yeni Dalga Sineması‘nın yaratıcısı Godard’ın birlikte onurlandırılması oldu. Gece boyunca George Lucas da dahil olmak üzere bir çok isim Coppola’ya hayranlıklarını belirtirken tahmin edileceği üzere Godard geceye katılmadı.


Godard’a ödül verilmesi Akademi çevrelerinde bir çok tepki ve tartışmayı beraberinde getirse de belki de Hollywood’da bir şeylerin değişecek olmasının işareti olarak da yorumlayabiliriz.


Görsel: Reuters

Radiohead: Daha Değil

Yeni albümün bittiği dedikoduları asılsız çıktı.

Rolling Stone‘un İtalya edisyonunda Jonny Greenwood ile yapılan röportaj sonrası bir anda her yere yayılan yeni albümün bittiği ve grubun yakında turneye çıkacağı söylentileri birinci ağızdan yalanlandı.

Dead Air Space‘ten yaptığı açıklamada İtalyan muhabir ile aralarında bir anlaşmazlık olduğunu söyleyen Greenwood albümün daha bitmediğini ve turne ile ilgili herhangi bir plan yapmadıklarını söyledi.

Rolling Stone’un zedelenen itibarı bizi üzse de bu son olayla grubun medyayla arasının daha da açılacağını ve yeni albüm hakkında pek bir şey öğrenemeyecek olmamıza daha çok üzüldüğümüzü itiraf etmeliyiz.

Gorillaz Yeni Albümünü iPad’de Kaydediyor

Damon Albarn’dan Gorillaz, Blur ve iPad üzerine açıklamalar…

Medyanın geleceği için iPad’i göstermiştik zaten ama son açıklamasıyla Damon Albarn işleri biraz daha ileriye götürdü ve Gorillaz‘ın yeni albümünün ilk kayıtlarını onun üzerinde yaptığını ve Noel’den önce yayınlayabileceklerini söyledi.

Zaten halihazırda yapısıyla oldukça füturistik kaçan bir proje olan Gorillaz’ın beynininden böyle bir açıklama gelmesi bizi pek şaşırtmasa da teknoloji dünyasının bir diğer dev isminin keyfini kaçırmış olabilir: Bill Gates.

Albarn daha aldığı ilk günden beri iPad’ine inanılmaz bir sevgi beslediğini ve onunla olmaktan çok mutlu olduğunu adete hafta sonu kedileri ve köpeklerinden bahseden gazeteciler gibi tutkuyla anlatırken, Microsoft ise Internet Explorer‘ın son sürümünü tanıtmak için Gorillaz’ın hayali karakterlerinden Murdoch‘a sunum yaptırmayı seçmişti.

Ayrıca Ocak ayı civarlarında Blur‘un tekrar bir araya gelebileceğini söyleyen Albarn, ufak tefek şeyler yapacaklarını söyleyerek beklentilerin yüksek tutulmamasını belirtti.

Girl Talk Karıştırmaya Devam Ediyor

Eğlence All Day ile devam ediyor. 

Mash-up ile yaptıklarına şapka çıkarabileceğimiz Girl Talk, akıp giden, bildik bir şeyi anımsatan, kafamızda bir şeyleri bükerken aynı zamanda çok eğlendiren albümlerine All Day ile bugün bir yenisini daha ekledi.

Amerikalı DJ Gregg Michael Gillis’in sahne adı olan Girl Talk’ı dinlediğiniz zaman benzer örneklerle karşılaştığınızda dudak bükmeniz neredeyse kaçınılmaz. Albümlerindeki mizah anlayışını ise yeni albümünün kapağından da farkedebilirsiniz.

Albüm her zamanki gibi Illegal Art‘tan yayınlanıyor ve bedava. Eskiden albümün bedava olmasını haberin başlığında ya da ilk cümlelerinde verirken şimdi küçük bir not gibi eklememizin sizleri şaşırtmadığını bilmekse bizi mutlu ediyor.

Dünya’da sıkıcı pazartesi için bir kurtuluş olarka lanse ettikleri, bizimse bayram öncesi eğlence niyetine tavsiye etmekten mutluluk duyduğumuz albümü buradan indirebilirsiniz.

Web De Öldü. Sıradaki…

Chris Anderson medyanın geleceğini anlattı.

Günümüzün en önemli süper starları kim?
Kültür ve sanat üzerine çoğu sohbet günümüzde yeterince büyük yıldızlar olmadığı şeklinde son bulur genellikle. Bu içinde yaşadığımız kültürel ortamın özellikleri ile ilgili çoğu soruya uygun bir cevap verir. Peki yanlış tarafa bakıyorsak, bulmaya çalıştığımız yıldızlar artık göğün bambaşka tarafında parlıyorlarsa?
.
Bir müzik dergisi olarak müzik kadar yayıncılık da doğal ilgi alanımıza giriyor. Yayıncılık, biz genç kuşağın bile içine doğduğu dünyaya göre çok farklı yerlere gelmiş durumda. Her zaman dünyaya yön veren akımların belirleyicisi olan medya, şimdi kendisine bir yön bulmaya çalışıyor.
  
Yeni Medya Düzeni Konferansı, işte bu yönün tartışıldığı muhteşem bir organizasyon olarak katılımcıların zihinlerinde yepyeni kapılar açtı. Avaz Avaz olarak her konuşmacı hakkında çok fazla şey söyleyebilecek olsak da, bizi her zaman etkileyen bir yayının başındaki isim ve konferansın en harika sunumlarından birini yapan Chris Anderson üzerinde biraz daha durmamız gerektiğini düşündük.
·        
Wired 1993 yılında arkasında bilim dünyasının çok önemli insanları ile kurulduğundan beri teknolojinin hayatımızı nasıl etkilediğini anlatarak dünyanın sayılı dergilerinden biri oldu. Elde ettiği muhteşem başarı sadece zeki ve yetenekli insanlardan oluşmasından kaynaklanmıyordu; dünya bambaşka bir yere dönüşmeye başlamıştı. Dergiler edebiyat, müzik, sinema ve tasarım dünyalarından sonra sonunda teknoloji dünyasının starlarını da yaratmaya başlamıştı. İlginç icatlar, bilgisayar programları, internet şirketleri bir anda arkadaşlarımızla konuşmalarımıza girmeye başladı. İlgili ilgisiz birçok insan teknoloji dünyasının önemli şirket ve insanlarını tanımaya başlamıştı. Dünya yeni starlarıyla tanışıyordu. Wired doğru damarı yakalamıştı.
“Nerd” terimi yeni bir yaşam stilindeki insanları tanımlamak için kullanılırken Wired bu yaşam stilini sürükleyen güç olmuştu ama işler terse dönecekti. İnternete ekonomik olarak sanıldığından fazla değer yüklenmesi sonucu “dot-com bubble” olarak bilinen internet balonunun patlamasıyla dergi büyük bir krizin içine girmişti. Herkes internet girişimciliğine yüz çevirmeye başlarken yeni yaşam stili de değerini kaybediyor gözüküyordu. Fakat hala internet burada ve hala bizi heyecanlandıran girişimler ile geleceği şekillendirmeye devam ediyor, üstelik bunların çoğunun “iyi ya da kötü” olduğuna karar verilen yer hala Wired. O felaketten bugüne nasıl geldik?
2001 yılında artık internetteki bilgi kaynaklarıyla rekabet nedeniyle giderek güç kaybeden Wired’ın başına Chris Anderson getirildi. The Economist, Science ve Nature gibi dergilerdeki başarılı geçmişi ve birikimiyle Anderson bahsettiğimiz yeni medya düzeni içerisinde Wired’ı gerçek bir canavara dönüştürdü. Hidrojenle ilgili duyduğunuz o büyük lafları gündeme taşıyan da, internet balonu sonrası teknolojik yatırımların, hatta tüm ekonominin geleceği ile ilgili en önemli modellerden olan Long Tail’i gözlerimizin önüne seren de Wired’dı. Basılı formatının kusursuzluğunun yanında internette yarattıkları muhteşem içerikle de Wired bizim gibi birçoklarına ilham vermeyi ve yepyeni bir dünyanın gündemini kontrol etmeyi başardı.


Bu başarının arkasındaki isim olan Chris Anderson, Yeni Medya Düzeni Konferansı’nda sahneye çıktığı zaman yaşadığımız heyecanı tahmin edebilirsiniz sanırım. Elinde tuttuğu iPad’i, bir vaizin elindeki kutsal kitap gibi sallıyordu. Çoğu kişi bir Apple sunumuymuş gibi yadırgasa da Anderson bambaşka bir şeye işaret ediyordu. “Wired olarak web’de başarısız olduk” dedi. Wired’ın geçtiğimiz aylardaki olay yaratan kapak konusu The Web is dead. Long live the Internet‘i okuyanlar için sunumun gittiği yön belirginleşmeye başlamıştı.
  
Makale, ücretsiz web girişimleri çağının geride kaldığını, geleceğin, endüstrinin taşları yerine oturdukça paralı uygulamalar ile erişilen kapalı dünyalar olacağını söylüyordu. Dünya dijitalleştikçe ve buradaki imkanlar arttıkça yayın dünyasının buraya adapte olmak için harcadığı efordan Wired’dan da örnekler vererek bahsetti ve bu çabaların işe yaramadığının altını çizdi. Bize defalarca sorduğu ve keywordler ile vermeye çalıştığı “Dergi nedir?” sorusunun cevabı her neyse, bu web’e uyarlanamıyordu. İşin büyüsü olan bilgiyi tasarım ile paketleme işi burada işlemiyordu. İnterneti çok sevdiğini tekrarlasa ve imkanlarını defalarca vurgulasa da şu açıktı: Geleneksel medyanın yaşamını sürdüreceği yer burası değildi. iPad’i yeniden eline aldı. Medyanın yıllardır beklediği yeni yaşam alanı artık gözükmeye başlamıştı. Bunun daha ilk adım olduğunu söylüyor ve yayıncılara büyük göç için gerekli yönü gösteriyordu: Web’e doğru değil, tablet bilgisayarlar vb. ile ulaşılacak uygulamalar dünyasına doğru. 
App Store’da bir numaradaki dergi uygulamasının sahibi olarak bu dünyanın gerekliliklerinden ve imkanlarından da bahsetti. Kuşkusuz en önemli fark üzerinde geçirilen vakit ve içeriğe para ödenmesiydi. Ücretsiz içeriği ekonomi modeli olarak benimseten birisinin şimdi buna para ödenmesinden bahsetmesi önce kafa karıştırsa da Long Tail’in tanıdık grafiği ile kafaları berraklaştırdı. Şimdilik en büyük problem para nedeniyle kuyruğun uzak kısımlarında kalıp yeterince insana ulaşamamaktı. Teknolojinin azalmasıyla bu sorunun da çözüleceğini açıkladı ve fiyatlandırma politikalarının da daha sağlıklı bir şekle geleceğini anlattı. Gelecek burada yatıyordu.
Geleneksel medyanın son büyük markalarından biri olan Wired, yeni medya düzeninde hayatını sürdürecek en önemli isimlerden olacağını da göstermiş oldu böylece. Mark Zuckerberg’in hayatı film olurken ve Steve Jobs her yerde karşımıza çıkarken rollerinin henüz bitmediği ortada zaten. Saman kağıtlardan günümüzün parlak dergilerine, oradan kısa bir web denemesi sonrası tablet bilgisayarlara doğru uzanan yayıncılık serüveni hala heyecan verici bir belirsizlik içerisinde. Bu heyecanın bir parçası olmak için Wired’ın iPad uygulamasının videosuna bir göz atmanız yeterli olacaktır sanırım.
http://c.brightcove.com/services/viewer/federated_f9?isVid=1

Yeni Video: Massive Attack

Atlas Air ile yolculuk…

Bu yaz, ziyaretleriyle bizleri bir kez daha hayran bırakan Massive Attack, Heligoland‘in görkemli kapanış şarkısı ve aynı zamanda yakında çıkacak War Child EP‘sinden Atlas Air için hazırlanan video ile karşımızda.

Splitting The Atom videosundan hatırladığımız acayip hayvanı gördüğümüz klibi yöneten isimse yine Edouard Salier.

Yine Türk dinleyiciye tanıdık gelecek melodiler ve ritmik bölümlerle süslü parçanın karanlık atmosferine sizi davet ederken şarkının kafanızda yaratacağı sorgulamalar için uyarmayı da gerekli görüyorum.

http://pitchfork-cdn.s3.amazonaws.com/player/DelveMoviePlayer.swf

Thom Yorke Ve İngiliz Ordusu

 
2 dakikalık saygı duruşu…

Thom Yorke geçtiğimiz yıl Birinci Dünya Savaşı’nın hayatta kalan son gazisi için yayınladıkları Harry Patch (In Memory Of)‘tan sonra İngiliz Ordusu ili ilgili yeni bir olayla karşımızda.

İngiltere’de, 11 Kasım’daki Anma Günü (Remembrance Day) için hazırlanan 2 Minutes Silence adlı single, bir kampanya ile liste başı yapılmaya çalışılıyor. Orduya fedakarlıkta bulunanları anma amacı taşıyan gün için hazırlanan videoda Mark Ronson, Andy Murray, Bryan Ferry ve İngiltere Başbakanı David Cameron gibi isimler yer alıyor.

Türkiye’den İngiltere’nin politik iklimini anlamak zor sanırım.

Kampanya’nın Facebook sayfasına buradan ulaşabilirsiniz.

Al Pacino, Phil Spector Olarak Geliyor

Bu kadar uçta bir adamı kim oynayabilirdi ki?

Konu Al Pacino olunca dünya üzerinde içinde bir heyecan hissetmeyen insan sayısı çok azdır sanırım. Üstelik bu son projede, efsanevi ve gerçekten uçta bir isim olan Phil Spector‘un hayatını oynayacak olması beklentileri daha da yükseltiyor.

Beatles‘ın Let It Be albümü de dahil olmak üzere bir çok önemli albümde önemli isimlerle çalışmış olan, “ses duvarı” tekniğinin yaratıcısı ve bunların dışında 2003 yılında oyuncu Lana Clarkson‘un ölümü nedeniyle geçtiğimiz sene 19 yıla mahkum olan birinin portresi var karşımızda.

HBO için çekilecek olan film efsanevi ve tartışmalı bir yaşamı merkezine koyarak şimdiden bizleri heyecanlandırmayı başarıyor. Oyuncu seçimi konusunda tam isabet yapıldığı gözüken filmi büyük ihtimalle yazacak ve yönetecek olan isimse yazdığı başarılı senaryolarla tanınan David Mamet.