Burçak Gıroğlu

SALI PAZARI: 24.04.2018

Salı günü demek hafta boyunca kulağımıza çarpan şarkıları sizlerle buluşturma günü demek. Açtık yine tezgahlarımızı.

Burçak’ın Tezgahı

Ati ve Aşk Üçgeni – Yaşlı Köpek

Yakın zamanda Beni Yanına Al ile tanıştığımız Ati ve Aşk Üçgeni hızlı bir ilk albüm çıkışıyla aramızda. Bu haftanın tezgahını, Türkiye müziğinde nadir duyduğumuz seslere yeni bir soluk kazandıran Gecenin Karanlığında’nın en sevdiğim parçalarından biriyle açıyorum.

The Veils – Swimming with The Crocodiles

The Veils, 2004 yılında çıkan The Runaway Found albümlerinde yer alan Lavinia ile birkaç sene öncesine kadar Türkiye’de gizli bir hayran kitlesine sahipti. Bu kitle yine nerelere gizlendi bilmiyorum ama iki sene önce hakettiği yankıyı uyandırmamış Swimming with The Crocodiles’la kendilerine bir uyanış mesajı göndermek istiyorum.

Eels – Sweet Scorched Earth

Nisan başında gelen baş döndürücü yeni güzel albüm bolluğundan kalanlar yavaş yavaş tezgahlarımıza dökülmeye başlıyor.

Calvin Harris, Dua Lipa – One Kiss

İtiraf köşemizde bu hafta One Kiss var. Uzun zamandır önüme gelene çok kötü dediğim bu iş birliği ürününü hafta sonundan beri dinliyorum ne yazık ki. Çok kötülediğimiz şarkıları günlerce dinleten nedir bir bilen varsa açıklasın lütfen.

Berna’nın Tezgahı

Kings of Convenience – I’d Rather Dance With You

Kings of Convenience çabucacık tüketilebilecek bir müzik yapmıyor. Yıllardır yeni bir albüm yapmamış olmalarına rağmen eskileri bıkmadan usanmadan dinliyoruz. Bu, özellikle bahara çok yakışan bir şarkı.

Mariya Takeuchi – Plastic Love

Japonya’ya değişime giden bir arkadaşım sayesinde tanıştığım müthiş şey! Akla gelebilecek en efsane üçlü: Japonya, 80’ler, pop müzik! Şahane disko ritimleri ve kulaklarımıza egzotik gelen diliyle bu hafta aklımı başımdan aldı, döndürüp döndürüp dinledim.

Buse’nin Tezgahı

Smitech Wesson – Scream

Smitech Wesson’dan yeni EP Scream çıktı! Denhaku Records’tan yayınlanan Scream’i hafta içi work out, hafta sonu warm up olarak playlistlerinize ekleyin!

Ahmet’in Tezgahı

Ellie Goulding – Lights

2010’ların temelini atan bir şarkı düştü aklıma. Unutmuş gibi olanlar varsa hemen hatırlasın.

Ariana Grande – No Tears Left To Cry

Ters düz videosuyla No Tears Left To Cry geldi. Farklı kapılar açmaya hazırlanıyor.

Zaza Fournier – Vodka Fraise

Fransızca müziğe ilgimi çeken şarkılardan birini sizle de paylaşayım. Fransızca vokalin ne kadar etkili olabileceğinin bir kanıtı.

Serge Gainsbourg – Comme un Boomerang

Mister Serge’in pek bilinmedik bir şarkısı ama bence en güzeli.

Toplu bir Spotify listesini de şöyle bırakalım;

TOP 10: ESKİ TÜRKİYE – YENİ TÜRKİYE

Belki yalnızca geçmişi anarken iyi olanı hatırlamaya yatkın oluşumuzdan, belki de bundan 20 sene önceki Türkiye ile bugün arasında dağlar kadar fark oluşundan son zamanlarda eski güzel günleri anmak epey moda oldu. Tabii biz de bu akımdan nasibimizi aldık ve bu modayı kendi ilgi odağımıza çektik. Acaba dünden bugüne Türkiye’de popüler müzikler ve klipleri nasıl değişti diye düşünmeye başladık. Aklımıza gelen isimler çok kısa sürede kahkahalar ve üzülmeler eşliğinde beynimizden fırladı. İşte son 20 yılda Türkiye’de neler yaşandığının -en azından müzik sektöründe- kısa özeti:

10) Hakan Peker – Bir Efsane (2016) vs. Bir Efsane (1998)

Üzülerek söylüyoruz ki Hakan Peker’in 2016 yılında Bir Efsane şarkısına çektiği klip günümüzün en “cesur” kliplerinden. Müziğinin değişmemesi her ne kadar iyi bir şey olmasa da bu liste için bu istikrarı iyi bir şey olarak görüyoruz sanıyorum.

9) Petek Dinçöz – Foolish Kazanova vs. Kabusun Olurum

Ülkemizde çizgisini korumayı başarmış nadir şarkıcılardan biri de Petek Dinçöz. Sürekli olarak partnerine tehditkar mesajlar gönderiyor anladığımız kadarıyla. Her ne kadar bir neslin kötü İngilizce öğrenmesinde etkili olsa da biz onu pullu abiyeler içinde değil de liseli kıyafetleri ile dans ederken görmeyi tercih ediyoruz.

8) Sezen Aksu – Seni Yerler vs. Vay

Sezen Aksu hem en neşeli hem en kederli geçmişi anma anlarımızda üzücü bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor. İzmir deliliğini özledik minik serçe, duy sesimizi!

7) Hadise – Sıfır Tolerans vs. Sıfır Tolerans (Akustik) 

Konsepte pek uymuyor gibi gözükse de bu içeriğin bir yanı bize günümüzde medyanın kadın bedenine karşı ne kadar “hassas” olduğunu gösteriyor. Hal böyleyken Hadise, Sıfır Tolerans klibi ve klibe gelen eleştirilere karşı sağlam duruşu bir nebze içimizi rahatlatmıştı. Peki neden akustik klibinde siyah beyazlarla rengini yitirip bizi üzdün Hadise? Biz hala arkandayız.

6) Teoman – Duş vs. Tuzak

Evet biliyoruz, Teoman serseri doğdu serseri ölecek. Ama 2004 yılında gazetelere “Teoman’dan Erotik Şarkı!” manşetleri attıran Duş ile bizim gibi geçmişin güzel tozlu sayfaları arasında dolanan Tuzak’ı bir tutmak mümkün mü? Yine de günümüz koşullarında yine Teoman olarak kaldığı için kendisini tebrik ediyoruz.

5) Serdar Ortaç – Dansöz vs. Posta Güvercini

Dansçı kızsız bir Serdar Ortaç ne kadar Serdar Ortaç’tır?

4) Mustafa Sandal – Aşka Yürek Gerek vs. Aşk Kovulmaz

Sanıyoruz hiçbirimiz onu önü açık gömleğiyle dans ettiği kliplerden sonra montuyla karda yürürken görmeyi hayal etmiyordu. Ama oldu. Arkadaş ortamında Mustafa Sandal dansı izlemek dışında seçeneğimiz kalmadı gibi gözüküyor.

3) Tuğba Ekinci – O Şimdi Asker vs. Türkiye’nin Aslanları

Tuğba Ekinci’nin askerliğe olan bakışını değiştirmesine sevindik. Yıllar kendisine politik bir yaklaşım katmış olsa gerek.

2) Tarkan – Hüp vs. Beni Çok Sev

Oryantal dansıyla ortalığı sallayan, spagettili öpüşmelerden french kiss’e bir zamanların çocuk ve ergenlerini şoka uğratan Tarkan’ı bir klipte damatlıkla görmek gençlik hayallerimizde yoktu tabii. Yalnız ufak bir noktayı kaçırmışız arkadaşlar: Megastarlar da baba olur. Ve hayat gençlik anılarımızın yüzüne büyük bir tokat atar.

1) İsmail Yk – Bombabomba.com vs. Meyhoş oldum

Kuvvetle muhtemel Tarkan’ı bu listenin ilk sırasında bekliyordunuz, en azından biz öyle bekliyorduk. Ancak hayat sürprizlerle dolu. Umuyoruz bir sürpriz sebebiyle sonumuz online ilişki sitelerinden pencere önünde bakışmaya sürüklenen İsmail YK gibi olmaz.

İNCELEME: CURRENT JOYS – A DIFFERENT AGE

Daha önce benimle içinde “en sevdiğin” tamlaması geçen herhangi bir müzik sohbetinde bulunduysanız yahut herhangi bir “Salı Pazarı”mıza denk geldiyseniz Current Joys’u ve özellikle Kids’ini ne kadar sevdiğimi az çok biliyorsunuzdur.

Tanıştığım an itibariyle hakkettiği değeri görmeyen müzisyenler listemde ilk sıralara yerleşen bu Amerikalı grubun yeni albümleri A Different Age beklentimin çok üzerinde oldu. Genelde albüm akışı sırası olmasına özen göstererek albüm içinde en sevdiğim ya da farklılık yaratmış olan parçaları incelemeye özen gösteriyorum. Ancak A Different Age ritimlerden sözlere, video kliplerden akışa kadar asla birbirinden koparılamayacak bir bütünlük içeriyor.

Become the Warm Jets’le başlayan albüm bizi aynı anda gerçekleşen sevme ve sevilme durumlarının insana nasıl her duyguyu yaşattığını gösteren bir yolculuğa çıkartıyor adeta. İzlediğimiz video klip tam da olmak isteyeceğimiz yer aslında.

İlle bir favorim olması gerekecekse pek düşünmeden Fear’ı seçerdim sanırım. Hissettirdikleri üzerinden konuşmaya pek gerek yok; insanın nasıl en çok kendinden korkabildiğini iliklerimize kadar hissediyoruz. Görüntü ve sözlerin anlamını bir yana bırakıp yalnızca ritmiyle korkuyu, gerginliği ve doğallığı içimize işleyen Fear.

Bir yolculuk albümü demiştik,Alabama ile  yolculuğumuza dışardan bir göz olarak bakıyoruz.

Bulunduğumuz yeri değiştirdiğimiz gerçek yolculukların sonunda vardığımız noktanın pek farklı olmadığını anladığımız o an.

No Words adını doğrudan yansıtan, minik esprili enstrümental bir şarkı. Duygusal olarak albümün geçiş parçası gibi. Yolumuzun ilerisi daha az endişeli ve umutlu.

In a Year of 13 Months benim için tek bir cümleyle sakin akustik tını ve vokalin çatışmasından doğan mükemmel uyum.

Her şarkıda farklı bir paralel evrende olduğumuzu biliyorduk, bu da kanıtı.

Albümü belki onuncu dinleyişim ama her defasında aynı ikilemi yaşıyorum. Her defasında kesinlikle en çok Fear’ı sevdim sanıyorum, My Nights Are More Beautiful Than Your Days’e kadar.

Uzun zamandır tamamını bu kadar beğendiğim, görselliğinden şiirsel sözlerine; depresifliğinden umut vaadine bu kadar uyumlu ve tamamlayıcı bulduğum bir albüm olmamıştı. Her şeyiyle didik didik etmenizi şiddetle tavsiye ettiğim bu albüm yolculuğunun sonuna geldik, umarım siz de bu seyahatten benim kadar zevk almışsınızdır.

SALI PAZARI: 06.03.2018

Bu hafta da en sık dinlediğimiz yeni ve eski şarkıları seçtik ve bir Spotify listesi yaptık. İyi dinlemeler:

BURÇAK’IN TEZGAHI

Monika – Yes I Do
Eskilere takılıp kaldığım bir haftadan merhaba! Her şey yeni tanıştığın insanlarla çok eski zamanların ortak noktalarını bulup yakınlaşma mutluluğuyla başladı denebilir. Listeme bunu sadece ben dinlemiyor muydum dediğim şarkılardan biriyle başlıyorum:

Barış Manço – Topraktan Güzel Kokan Ne Ola

Sıra her hafta yaşadığım “Asla asla deme!” derslerinden birine geldi. Evet haklısınız, bana da ben böyle şeyler sevmem gibi geliyordu:

Sade – Flower of The Universe

Sade – Cherish The Day

Sanki içime doğmuş gibi haberi almadan birkaç gün önce dinledim duygusallığına yanaşmak isterdim, malesef radyoda duyduğumu hatırlıyorum. Yeni şarkı haberi bana biraz geç ulaşmış olsa gerek. Sade’in yedi sene aradan sonra Ava DuVernay’ın yeni filmi için yaptığı Flower of the Universe ve en sevdiğim yıllanmış şarkılardan Cherish The Day:

Tamino – I Bet You Look Good on The Dancefloor

Çok sevdiğim Tamino’nun bana küçük bir “Tüm şarkılar birbirinin aynı!” isyanı yaşatmaya başladığını en baştan belirtmek isterim. Yine de çok sevdiğim iki şeyin karışımı bu cover’a karşı koyamadım:

HANDE’NİN TEZGAHI

U.S. Girls – Pearly Gates

2018’in en iyi albümlerinden biri olarak In a Poem Unlimited sürekli döndü bu hafta da. Pearly Gates ile artık 70’ler kataloğunu karıştırmanıza gerek yok.

Chvrches ft. Matt Berninger – My Enemy

Her ne kadar ilk şarkı Get Out’u hiç sevmemiş olsam da bu şarkı ile yeni yayımlanacak olan Chvrches albümü için sabırsızlanmaya başladım.

Pulp – Common People

Bu hafta şunu fark ettim ki bu şarkı benim tüm zamanlarda favorim olabilir.

 

The Strokes – New York City Cops

Eski güzel günlere selam olsun…

 CEMRE’NİN TEZGAHI

Jorja Smith – Let Me Down (feat. Stormzy)

Hayallerimin collobration’ıydı bu gerçekten, Jorja’nın albümü için daha da sabırsızlandırıyor.

Unknown Mortal Orchestra – Not in Love We’re Just High

American Guilt gibi bir hayal kırıklığından sonra bu yeni şarkı ilaç gibi geldi. Albümün temasal anlamda pek tutarlı olmayacağını görmüş olduk ama neyse ki tanıdığımız UMO’yu dinleyebileceğiz.

A.L.L (All Against Logic) – Know You

Nicolas Jaar’ın yan projesi 2012-2017 yıllarını kapsayan arşivini paylaştı geçen hafta da bahsettiğimiz üzere. Bir insan nasıl bambaşka kollardan bu kadar üretken ve orijinal olmayı başarabilir inanamıyorum, kendisinin ne dinlediği, ne izlediği, ne tükettiği büyük bir merak konusu.

Childish Gambino – Redbone

Geçtiğimiz haftalarda viral olan (ülkemize ulaştı mı pek emin değilim, hiç sanmıyorum) videonun ardından Grammy’li albüm “Awaken, My Love!”a tekrar sardım. Donald Glover’ın şu videosunu da günlük fangirllük kotamı doldurmak üzere buraya bırakayım.

Vince Staples – Opps (feat. Yugen Blakrok)

Black Panther hala her yerde olduğu için sürekli uyarılıp bu albümü hatırlamamak elde değil. Bir poster ya da bir haber gördükçe elim hep bu şarkıya gitti. Müzik sektörünün sonunda Asya’dan sonunda sıkılıp bir şekilde Afrika’ya yönelmiş olması sevindirici.

 

4 ADIMDA IGGY POP’TAN MÜSLÜM GÜRSES’E

“Dünya küçük” ya da bilimsel söyleme şekliyle, “dünyadaki her insana en fazla altı adımda ulaşabilirsin” derler. Söyledikleri doğru ya da yanlış ama insanlar arasındaki bağlantıları incelemeyi hep merak etmişizdir. Tabii konu müzik olunca bu bağlantıları takip etmek çok daha eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Biz bu oyunu çok oynuyoruz ve bu sefer 4 adımda Iggy Pop’tan Müslüm Gürses’e ulaştığımız bu akışa sizi de davet ediyoruz:

1. Bu zorlu yolculuğa son olarak Post Pop Depression albümüyle hatırladığımız “Godfather of Punk” lakaplı Iggy Pop ile başlıyoruz. Malum biraz enerjiye ihtiyacımız olacak gibi:

2. Geçtiğimiz hafta birçoğumuzun programı az çok !f İstanbul sayesinde doluyordu. Yine bu sayede izleme fırsatı bulduğumuz bir belgeseli hatırlayalım: American Valhalla. Post Pop Depression’ın yapım sürecini konu edinen bu belgeselde yönetmen koltuklarından birini Queens of Stone Age’in havalı gitaristi Josh Homme kapmıştı:

3.Josh Homme’un bir zamanlar yapımcılığını üstlendiği Arctic Monkeys albümü Humbug aklımızın bir köşesinde duruyordur umarım:

 

4. İşte her şeyin çok şaşırtıcı olmaya başladığı ana geldik, kemerlerinizi bağlayın! Milletçe gurur duyduğumuz olaylardan birini hatırlamakta fayda var. Siz 2013 Rock n Coke’ta Arctic Monkeys’in sahne aldığını hatırlayadurun; biz size aynı sene orada Teoman’ın da olduğunu hatırlatalım.

5. Kulağıma “Hee şimdi anladım!” sesleri geliyor yavaştan. Teoman’ın esas kimin şarkısı olduğunu unutturacak kadar beynimizde yer etmiş coverı Paramparça ve yolculuğumuzun son noktası:

 

 

 

TANIŞIN: MAE MULLER

Bu kez sizi geleceğini çok parlak gördüğümüz, enerjisini ve sözlerini 20li yaşlarının başında olmasından alan genç ve güzel Mae Muller ile tanıştırmaya geldik! 2017 sonlarında yayınladığı ilk teklisi The Hoodie Song, Muller’ın duygusal olduğu kadar kışkırtıcı pop müziğiyle tanışmak için harika bir başlangıç. Erkek arkadaşının yanından ayrılırken yazdığı hem tatlı hem baştan çıkartıcı bu şarkı, yapımcısı Two Inch Punch ile yalnızca 4 saatlik bir çalışma sonunda dinlediğimiz haline ulaşmış:

Şarkı yazarken tüm ilhamını kadınlık gücünden aldığını söyleyen Muller için Jenny, müzik anlayışına çok yakışır bir ikinci single seçimi:

İlk EP’sini Şubat ayının geçtiğimiz günlerinde yayınlayan Muller, çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor olsa gerek. Şarkılarına yeni bir soluk getirip bize After Hours ve B.B.A.’i daha çok sevdirmeyi başardı. Yakın gelecek planlarının canlı performanslarına odaklanmak olduğunu söyleyen Mae Muller’ın müzik kariyerindeki gelişmeleri heyecanla bekliyoruz.

 

İNCELEME: YASEMİN MORİ – ESTRELLA

Üç senelik hasret bitti! Yolunu gözlerken yerimizde duramadığımız Yasemin Mori, Estrella’sını 26 Ocak’ta sevenleriyle buluşturdu. Henüz yayınlamadan önce defalarca kez yeni albümüyle “estirmeye” geldiğini söyleyen Mori iddiasında haksız çıkmadı, yeni tarzıyla ve dinlerken sabit durmaya müsaade etmeyen şarkılarıyla ortalığın tozunu attırmayı başardı. İlk albümü Hayvanlar’dan sonra Yasemin Mori’yi sıkı takibe alan hayranlarını ikiye bölen Estrella, beğenmeyenlerinden “Gerçek Yasemin Mori bu değil!” tadında eleştiriler aldı. Oysa bu hareketli tarafının ipuçlarını Arjantin’iyle, Gerenimo’suyla, sahnede oradan oraya koşturtan Nolur Nolur Nolur’uyla çoktan vermişti bizlere. Albüm genelini beğenen biri olarak ben bu değişikliği kendisine çok yakıştırdım. Konserlerinde albüme yansıttığı enerjiyi paylaşabilmek için şimdiden sabırsızlanıyorum.

Albümün çıkış parçası olan Estirelim mi? ile başlayalım. Eypio ile düet  bu albümün en çok konuşulanlarından biri oldu. Ben başarılı ve uyumlu buldum ama çıkış parçası olarak seçilebilecek çok daha iyi şarkılar var albümün geri kalanında bana kalırsa.

Darbuka ve Yasemin Mori uyumunun başarısını iliklerimize kadar hissetiğimiz şarkı. Albüm akışında Geçiriverdim İçimi’den sonra işte bu süper olmuş dedirtmeyi başardı.

Hayvanlar’dan sonra Yasemin Mori’yle eşleştirilen tarza uygun tek şarkı Tuzlu Su bu albümde. Şaşırtmadı ve favorilerimiz arasına girdi tabii.

Yeşilçam nostaljisinde ortaklaşmış izlenimi veren Arif V 216 ve Konyak şüphesiz albümün en eğlenceli ve sürprizli şarkısı oldu. Cem Yılmaz’ı dinlemekten mutlu olacağım aklıma gelmezdi belki ama Konyak’a mis gibi de yakışmıştı. Uçan Kedi’nin hakkını yiyemedim; tüm Konyak severlere inat favorilerimden biri olarak kendisini buraya iliştiriyorum:

Sözleriyle içine çeken Yasemin Mori klasiklerinden olmaya hak kazanan Macera. Çağa ayak uydurmakta bocalayan hepimiz için:

Henüz albümün tamamını dinleyememişler ve yeniden dinlemek isteyenler için Spotify linki:

İNCELEME: RHYE – BLOOD

Rhye; kendilerini 2013 Woman albümünden tanıyanlar için uzun sayılabilecek bir ara vermişti. Tatlı yaz akşamı melankolisi ritimlerini tüm 2017 yazına eşlik ettirenler için tam vaktinde yeni albüm Blood’ı dinleyicileriyle buluşturdu grup. Tam senenin ilk günleri, hayatımızda değişiklikler yapmaya heves etmişiz ama playlistlerimizde sürekli aynı şarkılar dönüyor üzüntüsü yaşıyorduk ki Blood albümü öncesi son tekli Song for You, tekrara düşen tüm playlistlerimizi alt üst etti. Temmuz ayında çıkardıkları Summer Days ve Please’in tatlı melankolisinden uzaklaşıp kendi içimize döndüğümüz günlerin “işte tam da bu” dedirten eşlikçisi Song for You ile başlayalım:

Hakkında sadece şarkı söylese 5 saat dinlerim gibi büyük iddialarda bulunmama sebep olan Mike Milosh, Waste ile yaptığı albüm açılışıyla beni benden almayı yine başarıyor.

Taste ile şöyle bir silkelenip kendimize geliyoruz. Oysa Waste bizi sözlerinden tınısına nasıl sarsmıştı! Gerçi bunun da pek aşağı kalır yanı yok ya, şarkı sözleri başka bir yazımızın konusu olsun.

Yaz teklilerinden sonra değil belki ama Song For You’dan sonra yeni albüm Blood’ı çok büyük beklentiyle karşıladım. Önce düşürüp sonra yükselten sonra tekrar düşüren albüm ritmini hoş bulsam da Feel Your Weight hem albüm geneli hem şarkı özeli olarak beni rahatsız eden hızlı ve yüksek bir tınıya sahip. Açıkça albümün en başarısız bulduğum parçası:

Hem iniş çıkışları hem benzerlikleriyle bir bütün olarak dinlenmeyi hak eden bir albüm Blood. Phoenix ise aynı benzerlik çemberi içinde en başarılı farklılığı yaratmayı başarmış şarkı bana kalırsa:

Röportajlarında Woman ve Blood arasındaki 5 yıllık çalışmalarını yatak odası projesi olmaktan çıkartıp deneyim kazanmaya ve profesyonelleşmeye harcadıklarını söyleyen Rhye, epey yol katetmiş görünüyor. Gelecek çalışmalarını ve konserlerini heyecanla bekliyoruz.

SAYGI DURUŞU: DECLARATION OF DEPENDENCE

Yalnızca Norveç soğuklarını değil içimizi de eriten tatlı mı tatlı grup Kings of Convenience, bir neslin lise yıllarını bu albümle geçirmesine sebep olmuştu. Hepimiz ilk çıktığı sene dinleyebilecek kadar liseli değildik tabi, liseli yıllarımıza gelince bir şekilde öğrenmiştik bu güzelliği. Öyle ki 2012 İstanbul konserlerine gidemeyenler o üç geceyi evde ağlayarak bu albümü dinlemekle ve şarkı sözlerini birbirine kısa mesaj atmakla geçirmişti. Neticede biz de duygusal çocuklardık. İşte karşınızda her dinlediğimizde içimizi bir hoş eden Declaration of Dependence albümü ve Kings of Convenience.

Evet biliyorum bu o albüm değildi ama bir zamanların müzik severleri arasında efsane olmuş bu videoyu eklemeden edemezdim. Artık ne günlermiş dersiniz de gözleriniz mi dolar, ben orada şarkıya eşlik ediyordum mu dersiniz, yoksa siz de o akşam evde hüngür hüngür ağlayanlardan mısınızdır bilemem. Hala modası geçmemiş güzelim Know How ve Feist’e taş çıkartan dinleyicilere önden bir saygı duruşu:

Hiç oturmadan esas albümümüze gelelim ve ikinci saygı duruşumuzu Me in You için alalım, zamanında kendileri ve o zamanki aşklarımız ile tanışmamıza vesile olmuş bu şarkının yeri birçoğumuz için ayrıdır eminim:

Bağıra çağıra söylemek için biçilmiş kaftandı. Umarım ruhlarımız şarkı sözlerinin ifade ettiği anlamı umursayacak kadar yaşlanmamıştır:

“Nasıl sevmem Hakim Bey? Bunalım ve asiliklerime beni daha da bunaltmadan eşlik ediyorlar.” isimli parçamız:

Kendilerinden ufacık da olsa bir haber duymak için bekleyişimiz sürerken, içimizin üşüdüğü günlerde hala bu albüme sarılıyoruz. Ve şimdilik kendilerini sevgiyle anmakla yetiniyoruz.

THE END OF THE F***ING WORLD

Özellikle Black Mirror 4. sezondan sonra tam hepimiz Netflix’ten nefret etmeye başlamış, tatil günlerimizi “Abi Netflix çok bozdu ya.” tadında geçirmeye başlamıştık ki The End of The F***ing World bir son şans olarak karışımıza çıktı.

20 dakikalık bölümleri bir nefeste biten kara mizah yüklü bu dizi ait olabilecekleri bir yere ulaşmaya çalışan iki ergen Alyssa ve James’in macera dolu yolculuğunu konu alıyor. Wes Anderson sinemasını andıran görüntüleri ve konuya başarıyla iliştirilmiş mizahı bir yana; beni en çok heyecanlandıran bu görüntülerle birleşmiş mükemmel soundtrack’ler oldu tabii. Gönül isterdi ki bu şarkıları dizide kullanıldıkları anlar ile beraber paylaşabileyim, ama belki de böylesi daha iyidir. Belki de kendini arayan bu iki gencimizin aslında milenyum çağına ait olmadıklarının bir işareti olan bu liste, sizi Alyssa ve James’i yolculuklarında yalnız bırakmamaya teşvik edecektir:

4 ADIMDA AHMET KAYA’DAN THE SMITHS’E

“Dünya küçük” ya da bilimsel söyleme şekliyle, “dünyadaki her insana en fazla altı adımda ulaşabilirsin” derler. Söyledikleri doğru ya da yanlış ama insanlar arasındaki bağlantıları incelemeyi hep merak etmişizdir. Tabii konu müzik olunca bu bağlantıları takip etmek çok daha eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Biz bu oyunu çok oynuyoruz ve bu sefer 4 adımda Ahmet Kaya’dan The Smiths’e ulaştığımız bu akışa sizi de davet ediyoruz:

Rakı masalarında hep bir ağızdan söylenen şarkıların sahibi, ülkücülerin gizli sevdası Ahmet Kaya ile yola başladık:

Efkarlı masaların vazgeçilmezlerinden olan bu düetin altına Selda Bağcan, Ahmet Kaya ile beraber imzasını atmıştı:

Bu insanlar Selda Bağcan’ı nereden tanıyor da biz dinleyememişiz dememize neden olan en büyük olaylardan biri kendisinin 2016 Primavera Sound’da sahne almasıydı şüphesiz:

Aynı sene aynı festivalde sahne alanlardan biri de hepimizi kederden kedere sürükleyen Radiohead’di:

Ve Radiohead yakın zamanda The Smiths’in buram buram Smiths kokan bu şarkısını coverlamıştı:

2017: GORILLAZ

Neden Değerli?: Damon Albarn’un çizgi karakterlere hayat verdiği projesi Gorillaz, 7 senelik aranın ardından 2017 baharında Humanz’la aramıza dönmüştü. Birçok sanatçının konuk olduğu bu sanal dünya, karşımıza güzelliğini karmakarışıklığından alan bir albüm çıkardı. 2016 ABD başkanlık seçimini eleştiren politik yorumları, konuk sanatçılarla ve kendi müzik kültürüyle harmanlayan Gorillaz, albümü uzun saatler boyunca loop’a almamızı sağlamayı başarmıştı. Hallelujah Money’den beklediğimizi bulamamıştık belki ama albümden beklediğimizden fazlasını aldığımız kesindi:

Neyi Değiştirdi?: Bu kadar çok farklı sanatçı, bu kadar farklı müzik türleri, hem eski albümlerin Gorillaz’ını anımsatan şarkılar hem dönüşmeye başlayan tarzlarının ipuçları nasıl oluyor da aynı albümde olabiliyor hala şaşkınız. Bunun yanında bir müzik projesi olduğu kadar bir çizgi dünya projesi de olan Gorillaz, bu kez bizi neredeyse şarkılarından çok klipleriyle etkisi altına almıştı. Daha uzunca bir süre eşi benzerine rastlanmayacak türden olduklarına dair inancım hala sürüyor.

2018’de Ne Alemde?: Sanıyoruz ki albümden alınan enerjiyle konserler hız kesmeden devam eder. Chicago’da “ Gorillaz Festivali” etkinlik planı yapıldığı da kulağımıza çalınanlar arasındaydı. Ayrıca Jamie Hewlett, 2018’de yeni bir albüm gelebileceğini de açıklamıştı ama buna inanmalı mıyız pek emin değiliz.

2017: THE HANDMAID’S TALE

Neden Değerli?: Margaret Atwood’un 1985 yılında yazdığı “Damızlık Kızın Öyküsü” romanının uyarlaması olan The Handmaid’s Tale, gerek anlattığı hikayeyle gerek de sinematografisiyle 2017’nin en dikkat çeken dizilerinden biri oldu. Yer yer araya girip geçmişe ve kadınların sadece doğurganlıklarıyla var olduğu distopik bir geleceğe dayanan güçlü anlatısıyla, toplumsal dönüşüm ve dinamikleri yorumlama ve izleyiciye geçirmedeki başarısıyla ve oyuncu performanslarıyla hepimizin dikkatini çekti ve 8 Emmy adaylığıyla adeta başarısını ispatladı. Henüz izlememiş olanlarımız 2017’nin son fırsatını kaçırmasın diyerek ilk sezon fragmanını şuraya bırakıyorum:

Neyi Değiştirdi?: Son yıllarda özellikle internet üzerinden yayınlanan dizilerin artması film eleştirmenleri arasında sinema kültürü-dizi sektörü tartışmalarını alevlendirmişti. 2017’de bu tartışmalarla beraber sinematografik ögeler taşıyan diziler izlemeye başladık, The Handmaid’s Tale de bu kervana katılan en başarılı dizilerden biriydi. İlk sezonun yayınlanma tarihinin Donald Trump’ın ABD başkanı seçildiği döneme denk gelmesi, The Handmaid’s Tale ile ilgilili “yakın gelecek Amerikası” yorumlarının yapılmasına neden olmuştu. Hakkındaki bu yorumlamalar ve içerdiği distopik ögelerle beraber yeni dönem politik/sosyolojik eleştiri dizilerine de yeni ve yaratıcı bir soluk getirdi.

2018’de Ne Alemde?: İlk gösteriminden itibaren aldığı yorumlarla bizim kadar yapımcıların da dikkatini çeken The Handmaid’s Tale ikinci sezon onayını aldı. Henüz kesin bir yayın tarihi bulunmayan ikinci sezonun 2018’de başlaması planlanıyor.

2017: FIRTINAYT

Neden Değerli?: Ülkemiz gençliği arasında geniş bir hayran kitlesi olan Büyük Ev Ablukada, Full Faça’dan sonra kendini oldukça özletmişti. Fırtınayt’tan uzunca bir zaman önce kendilerini şöyle bir hatırlatmak ve yeni “şekil”lerini duyurmak için zamanında yayınladıkları kendileri kadar tatlı olan şu videoyu tekrar izleyip Büyük Ev Abluka’nın nasıl hem hiç değişmeyip hem  de çok değiştiğine bir kez daha şaşıyoruz:

Neyi Değiştirdi?: Kendi tabirleriyle sürpriz parti tadında yeni Büyük Ev Ablukada şekli. Benim tabirimle ismine yakışır fırtınalıkta bir albüm. Kendi tarzlarını canlı- elektronik denebilecek bir noktaya getirerek hem kendilerinin hem sevenlerinin müzik zevkini tek albümle değiştirdiler sanki.

2018’de Ne Alemde?: Büyük Ev Abluka’da 2018’de konserlerine fırtınayt gibi devam edecek gibi gözüküyor. Yılın ilk aylarındaki konserler özellikle 2018’e hızlı bir başlangıç yapmak isteyenlerimiz için kaçırılmayacak fırsatlar olabilir.

OST #45: AŞKLARIMIZA

Evet size çok ayıp etmişti, evet ya çok şerefsiz ya da çok salaktı. Kesinlikle iyi ki bitmişti. Ama tüm bu lafları bir kenara bıraktığımızda, beraber ne günler geçirmiştik değil mi? Ne güzel şeyler yaşamıştık ya da gözümüz nasıl da ne kadar karardığını bile fark etmeyecek kadar kararmıştı. Yüzüne bile görmek istemediğinizden hala görüştüğünüze; en hızlı biteninden en uzun ilişkinize tüm eski aşklarınızı hala hatırladığınızı biliyoruz. Evet biz de olayları unutup hisleri unutamayanlardanız. Ve evet, bizim de bazı zamanlar aşk hayatımız bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçiyor. “Sahi, 2017’de ne olmuştu ya?” derken şimdi tarihin eski sayfaları gibi gelen o günlere dönenlere, yaşanmışlıklara gülümseyerek bakanlara sevgilerimizle.

TANIŞIN: LUCA

Tabiri caizse damdan düşercesine bir tanışma. 27 yaşındaki Londralı şarkı yazarı LUCA, Leonard Cohen’in Suzanne’ini duyduğu an almış eline gitarı ve müzik hayatı başlamış. Çok sevdiği kitap karakterleriyle dolu hayal dünyasında büyüyen bir çocukmuş. Wales, önümüzdeki yıl ilk albümünü yayımlamak için hazırlıklarını sürdüren bu hayalperest çocuğun ilk single’ı.

LUCA’nın etkileyici sesinden midir, iç içe geçmiş enstrüman seslerinden midir, yoksa hayallerin duygusal yoğunluğundan nasibini almış olmasından mıdır bilemem ama Wales bir bütün olarak beni çok etkiledi. LUCA için bu şarkı, bir kaybediş hikayesi: Henüz hazır değilken gerçekten sevdiğin o şeyi bulmanın, ve kaybetmenin hikayesi. Ve çok sonra bu özel sevgiyi kaybettiğini fark ettiğin anın şarkısı.

Yeni güzelliklerin habercisi niteliğindeki bu ilk çalışmasından sonra, ilk albümünü sabırsızlıkla bekleyen sıkı takipçileriyiz. Kendi Wales hikayenizle aranıza daha fazla girmeden sizi baş başa bırakıyorum.

 

SAYGI DURUŞU: TARKAN – KARMA

Tam 25 yıl önce ülke ve müzik piyasasına, hatta çocukluk ve gençlik hayallerimize hiç de kuzu kuzu olmayan bir giriş yaptı Tarkan. Henüz müzik kariyerinin ikinci senesindeyken tüm dünya Şıkıdım -uluslararası ismiyle Shikidim- ile dans ediyordu. Bununla yetinmedi ve ardından çıkardığı Karma albümünün ilk single klibiyle hayatımıza unutulmayacak bir şey daha kattı: Kuzu Kuzu dansı. Hayatımıza girişinin 25.yıl dönümünü kutlamaya sayılı günler kalmışken Tarkan‘ı bir kez daha anmak, en sevdiğimiz albümüne saygı duruşunda bulunmak istedik.

Megastar’ımızın albümleri arasından en iyiyi seçmek tahmin edersiniz ki hiç kolay olmadı. Tüm güzelliklerine rağmen Kuzu Kuzu’yla ülkemize ve gönlümüze geri döndüğü anı hiç unutamadık:

Albüm üzerine gül koklayamama sebeplerimizden biri:

Hepimizin aklında Milli Takım şarkısı olarak kalan Taş da bu albümün bir parçasıydı:

Şarkısı kadar klibiyle de bizi heyecanlandıran Tarkan’ı hep böyle hatırlayacağız:

Çeyrek asırdır her işiyle kendine hayran bırakan Tarkan’ın Karma albümü için:

TOP 10: KING GIZZARD & THE LIZARD WIZARD

2012’den bu yana 11 albüm yayınlayarak üretkenliğiyle göz dolduran, coğrafyamıza özgü ezgileri psychedelic rockla harmanlayarak büyük bir hayran kitlesi kazanan Avustralyalı grup King Gizzard & The Lizard Wizard 13-14-15 Mart’ta Salon’da! İşte satışa çıktığı gün tükenen biletleri ve üç gün üst üste vereceği konserlerle gündeme oturan çok sevdiğimiz o grubun çok sevdiğimiz 10 şarkısı:

   10.Time= $$$

Paper Mache Dream Balloon, grubun tarzından farklı olarak 12 akustik parçadan oluşuyor. Time= $$$ bu albümde en sevdiğimiz şarkılarından biri.

  9.Lonely Sheet Flyer

Quarter albümü onar dakikalık dört şarkıdan oluşuyor. Lonely Sheet Flyer ise bu albümün son ve bizce en keyifli şarkısı.

   8.Sense

Listemizin bu sıraları akustik parçalarla dolu! Gruba bu tarzı da yakıştırdık.

    7.Dirt

Yine Paper Mache Dream Balloon albümünden bir şarkı olan Dirt bizce bu albümün en iyi şarkısı olmayı hakkediyor. Kötü giden günü güzelleştirmek istediğimiz zamanlar için bir kenarda tutulası.

    6. Nuclear Fusion

Nuclear Fusion ise grubun geçtiğimiz Şubat’ta yayınladığı Flying Microtonal Banana albümünden. Adeta albümün güzelliği hakkında ipuçları veriyor.

      5.  Hot Water

Hot Water gergin şehir koşturmacası içinde biraz daha gerilmek istediğimiz zamanlar için biçilmiş kaftan. Bazen patlama noktasına gelmek iyi midir?

  1. The Book

Son albümün ikinci en sevdiğimiz şarkısı.

    3.  Work This Time

Work This Time 2014 yılından bir şarkı, bu üretkenlikte bir grup için eski kategorisine girebilir. Ve üzerinizde eskimeyecek etkiler bırakabilir.

     2.You Can Be Your Silhouette

İşte son albüm Sketches of Brunswick East’in en birinci şarkısı! Tüm albümler içinde hala daha güzeli var.

   1.Sleep Drifter

İşte en güzel albümün en güzel şarkısı! Belki de King Gizzard & Lizard Wizard’ın bizi bu kadar heyecanlandırmasının en büyük sebeplerinden biridir.