Ege Kayalar

TOP 10: THE FIELD

Peşi sıra yayınladığı birbirinden kusursuz beş albümle ambient/techno alanında devrim niteliğinde işlere imza atan The Field, “anlatılmaz yaşanır” müziğiyle yarın akşam Garaj‘da sahne alacak. Dansa ölesiye doyacağımız konseri dört gözle beklerken kendisinin en iyi şarkılarını listeledik, bir nevi diskografisinin bir özetini çıkardık. Konsere hazırlık mahiyetinde:

(more…)

#TBT: GORGON CITY

9 Eylül‘de Babylon Soundgarden‘da izleyeceğimiz Gorgon City‘nin ilk albümleri Sirens‘a şu sıralar tekrardan sarmışken kendilerini en sevdiğimiz şarkılarıyla bir analım dedik. İkilinin BBC Radio 1 Live Lounge performansında Jennifer Hudson‘ın sesiyle fezaya ulaşan Go All Night ile ufaktan yerinizde kıpırdanmaya başlayabilirsiniz. Konsere hazırlık mahiyetinde:

YENİ VİDEO: CHARLI XCX – BOYS

Güne Charli XCX‘in yeni şarkısı Boys‘a çektiği video ile göz gönül açan bir başlangıç yapıyoruz. Charli‘nin yönetmenliğini de kendisi yaptığı videodaki isimler Flume, Diplo, Joe Jonas, Tom Daley, Cameron Dallas, Mark Ronson, Chromeo, Kaytranada, Jack Antonoff diye başlıyor ve sonsuzluğa dek uzanıyor. Sırf Ezra Koenig‘i dişlerini fırçalarken ve Mac Demarco‘yu gitarını yalarken görmek için bile izlemeye değer.

DİNLEYİN: DIZZEE RASCAL – RASKIT

Dizzee Rascal‘ın ilk albümüyle birkaç yıl önce hip-hop’a iyiden iyiye sarıp “Amerika tamam da, acaba okyanusun bize yakın tarafında neler oluyor” diye merak ettiğimde tanışmıştım. (The Streets ile tanışmam da tam olarak bu zamanlara tekabül ediyor.) Şimdilerde en sevdiğim albümler arasında saydığım Boy In Da Corner‘ı bir an bile sıkılmadan kaç kere baştan sona dinledim, hatırlamıyorum bile. Dizzee Rascal‘a Mercury Prize kazandıran ve bütün 2000’lerin en iyi albümleri listesinde en tepelerde göreceğiniz Boy In Da Corner, İngiltere’nin müzik dünyasına en güzide hediyelerinden grime’ın başyapıtı olmasının yanı sıra hala aşılamamış bir klasik.

Dizzee Rascal ilk albümü çıktığında daha 20 yaşında bile değildi ve o zamandan beri dört albüm daha yaptı. İlk albümünü hiçbir zaman aşamadı tabi, ki aşmasını beklemek de ayıp olurdu zaten. Grime köklerinden kopmayıp aynı zamanda pop’a ve house’a da göz kırptığı ve tam tamına dört teklisinin İngiltere’de bir numara olduğu 4. albümünden sonra (Albümde Calvin Harris bile var desek?) 2013’te The Fifth ile geri döndü ki keşke dönmeseydi. Feci başarısız bir “Amerika’da çıkış yapma denemesi” olan bu albümle (Albümde Robbie Williams, Jessie J, will.i.am falan var desek?) Dizzee ne istediğini başarabildi, ne de kritiklerden vasatı bile aşamayan yorumlar alabildi.

Aradan geçen dört yılda aslında ta en başından kendisinin etkilediği Skepta ve Wiley gibi isimler Dizzee Rascal‘dan daha popüler hale geldi. Şimdiyse Dizzee, “bir açılın bakayım, geri döndüm” dediği yeni albümü Raskit‘le özlemimizi gidermeye geliyor. Daha dün çıkan albümde ilk göze çarpan şey hiç konuk sanatçı olmaması. Raskit için bir “köklere dönüş” albümü diyebiliriz fakat Dizzee’nin klasik albümlerinden farklı olarak albümdeki çoğu şarkı Amerikan prodüktörlerin elinde ve daha modern, fütüristik bir sound hakim. Bu formül çoğu zaman işe yaramış, albümde inanılmaz başarılı ve Amerikanvari “dance-rap” işlerinin yanı sıra buram buram İngiltere kokan klasik grime ve garage şarkıları da var, dengeyi iyi korumuş Dizzee. Benim şimdilik favorilerim The Other Side, Ghost ve Slow Your Roll oldu. Dizzee’nin enerjisi yerli yerinde. Bir saatlik albümü baştan sona dinlemek biraz yorucu olabiliyor ve en yakın muadili Konnichiwa kadar iyi değil kesinlikle, fakat Dizzee Rascal‘ın The Fifth rezaletinden sonra böyle bir geri dönüş yapması inanılmaz mutlu etti beni. Hafta sonunuzun soundtrack’i Raskit olsun.

#TBT: PARAMORE

Paramore‘un yeni albümü After Laughter‘ı çok beğendik ve kendilerini bir #tbt ile analım dedik. Grup şimdilerde daha retro, daha new wave bir sound’u kucaklamış olsa da Paramore hiçbir zaman “pop” klasmanından uzak olmadı, fakat eski emo ve punk esintilerinin artık iyiden iyiye, Hayley Williams‘ın büyümesiyle doğru orantılı olarak azaldığını görmek de zor değil. Grubun hala en iyi ve en sevilen şarkılarından biriyle 2007’ye, kendilerinin “ergen” zamanlarına bir yolculuk yapalım, şimdilerde Rose-Colored Boy gibi şarkılar yapan grup, o zamanlar nasılmış tekrar bir hatırlayalım dedik ve Hayley Williams‘a hala aşık olduğumuzu fark ettik.

VASATLIĞIN DORUKLARINDA: THE CHAINSMOKERS

Bu aralar The Chainsmokers adını ne kadar sık duyuyoruz, değil mi gerçekten de?

Adını duymuyor olsak bile şarkıları radyoda çaldığında istemsizce kulak misafiri oluyoruz, eğer sosyal medyada Amerikan pop dünyasını ilgilendiren hesapların yazılarında bu sefer hangi şarkılarının en çok dinlenenler listelerinin üst kısımlarında aldığını okuyoruz, bu yazıların altında ise farklı fan gruplarına dahil; çoğu zaman hayranı oldukları ünlünün fotoğraflarını sahiplenmiş hesapların bu ikiliden ne kadar nefret ettiklerini oldukça dolu bir ağızla tekrar ettiklerine şahit oluyoruz.

2016 ve sonrasının belki de en beklenmedik atağının sahibi The Chainsmokers: dünyanın — en azından internet dünyasının — çoğunluğu Beyonce’nin, Lady Gaga’nın, herhangi birisinin yeni albümü; konseri, seçim propagandasıyla ilgilenirken onlar 29 Temmuz 2016 tarihinde,  Halsey ile yayınladıkları “Closer” şarkısı ile Billboard Hot 100’ün bir numarasına ulaşmayı başardılar ve haftalar boyunca da orada kaldılar. Peki nedir bu grubun başarısının sırrı? Tüm müzik dünyası, kolektif bir şekilde kendilerinden hoşnutsuz gözükür ve kanlı bıçaklı hayran grupları bile onlara karşı birleşip nefret kusarken, Alex Pall ve Drew Taggart ikilisini bu kadar sevdiren nedir Amerikan ve dünya dinleyicisine?

EDM’in atağa geçtiği 2013 yılının sonunda #SELFIE isimli şarkılarını yayınladıklarında ve yine şu andakine benzer bir tepki ile karşılaştıklarında — yüksek dinlenme sayıları ve beraberinde gelen derin bir nefret — Drew Taggart ve Alex Pall hiçkimseydi; ancak aynı kendilerini duyurdukları müzik türünde olduğu gibi onların da yükselmesi belli bir noktadan sonra kaçınılmazdı. Hatta, kendileri, 2016’da çıkarttıkları Roses ile EDM’i terk edip future bass olarak bilinen yeni bir türün yaygın hale getirilmesini sağlamayı bile başardılar.

Bana soracak olursanız, bu sorunun cevabını kendileri, Interview dergisi ile 2016 senesinde yaptıkları bir röportaj sırasında veriyorlar: Taggart’a göre amaçları, “indie müzik, pop, dans müziği ve hip-hop arasındaki çizgilerin bulanıklaşmasını sağlamak”. Bu amaç, onlara aynı zamanda kendilerinin de çok farkına varamadıkları; kimliklendirilmemiş bir müzik tarzına sebep oluyor. Herhangi bir genre içerisinde yer almamış parçalar genel kültür ve toplumsal yapı içerisinde de ekstremlere ulaşamayan, dolayısıyla da kimseyi rahatsız etmeyen, radyoda çalındığı zaman ne özellikle dinlenilen ne de beğenilmeyip geçilen bir yapıya sahip oluyorlar. Ne ikilinin kendilerine ilham olarak belirledikleri Pharrell Williams ve deadmau5, ne de kendileriyle aynı dönemde çalışan Diplo gibi isimler, bu alanda onlar kadar başarılı değiller: Diplo bile, ana uygun ve değişken tonlamasının arkasında şarkılarının kendisinin olduğunun anlaşılmasını sağlayacak ipuçları sıkıştırıyor yeterince dikkatli bir şekilde dinlemeyi bilenler için. Öte yandan, bir Chainsmokers şarkısının bir Chainsmokers şarkısı olduğunu anlamanın en kolay yolu:

  1. Sürekli radyoda çalıp çalmadığını hesaplamak
  2. Ne kadar basit olduğunu çözmek.

Ki, buradaki amacım basit müziğe eleştirel bir yaklaşımda bulunmak değil — en azından yıkıcı bir eleştiride bulunmak değil. Ancak burada anlaşılması gereken en önemli noktalardan birisi, pop müziğin kendisini daha büyük bir izleyiciye ulaştırma çabasının temelini oluşturan “basitleştirme matematiği”nin de ötesinde, Alex Pall ve Drew Taggart ikilisinin beyin yıkayıcı düzeyde bir sıradanlıkla notalarının girdiği kulakları esir ettikleri gerçeği. Belki de bu problem hakkındaki en iyi açıklamayı, 2017 senesinde çıkarttıkları “Memories…Do Not Open” isimli albümleri hakkında The Guardian’a yazdığı yorumda Damien Morris gözlemliyor: “[Memories…Do Not Open] albümü aynı anda hem kısa sürede hatırlanır hem de tamamen unutulabilir bir yapıt”.

Morris, eleştirisinin sonraki paragraflarında grubu yeni seçilen Amerika Birleşik Devletleri başkanı Donald Trump’a karşılaştırmadan da duramıyor: “yüzeysel, her zaman için ilhamlarına ihanet eden, üçüncü sınf bir kelime dağarcığı ve en yakındaki cüzdanları boşaltmaktan başka hiçbir amaca sahip olmayan bir yükseliş sevdası ile.”

Yine aynı albüm hakkında Entertainment Weekly için yazan Barry Walters grubun maddi açıdan başarısının gözardı edilmemesi gerektiğini belirtirken kullandıkları metodu “yumuşatılmış ve keskinliklerinden arındırılmış, mid-tempo, yakın çerçevede bir kolay dinleme formülü” olarak açıklıyor: “ama sanki kendi içinde tamamlanmış bir albümü değil de radyoda art arda çalan birçok hiti — ama birbirinden bağımsız hitleri dinliyormuşuz gibi.” Onun için, albüm içinde bir farklılık sayacağı Break Up Every Night — bir kulüp parçası bu da — dışındaki her parça modernize edilmiş ve reklamlaştırılmış bir Moby’den ibaret, ancak içlerinde sanatçının ruhani arayışını ya da müziğinde farklı bir tat bırakan Amerikan gospelinin esintilerini barındırmıyorlar.

Ancak belki de bu ikilinin en büyük sorunları şarkılarından değil, kendilerinden ve temsil ettiklerinden kaynaklanıyor. Kendilerini ilk seferde ünlü eden şarkının kadınları aşağılamaya ve onları özel olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayırmaya yönelik sözlerinin taşıdığı şovmen tavrı nasıl hala kimliklendirmelerinin büyük bir parçasıysa, kendilerini başka kimsenin anlayacak zekaya sahip olmadığı bir şakanın parçası gibi görmeleri de problemin başka bir yanı. Yaralı gönüller ve unutulamayan aşklar hakkında yazılan şarkılar her an karşımıza çıkacak şeyler ve onlara artık bir çoğumuz da alışkınız zaten, ve hatta benim için problem seslerinin ağır autotune yokluğunda ne kadar… kötü olduğu da değil, severek dinlediğim ve dans ettiğim şarkıcıların çoğunun da canlı sesleri oldukça ilgi çekici değil…

…ama Chainsmokers sıkıcı.

Kendilerini hem partici gençliğe hem de üzgün, tek aşkını bekleyen ve gönül acısı çekmekte olan erkeklere benzetmeye çalışmaları Drake’in kötü bir kopyası olmaktan ileriye gidemiyor. İşte tam da bu sebeple, #SELFIE her ne kadar sosyal medyanın sözde “en kötü” yanları hakkında yazılmış, “espritüelliği” ile bile o iğrenç yapışkanlıktaki ritmini affettiremeyen bir şarkı olsa bile Closer ondan bin kat daha kötü. Çünkü eğlenceli bile olmayan, sizde sözlerine eşlik etme isteği uyandırmayan bir şarkı. Sadece orada, çalıyor, ve siz de ne kanalı durduracak kadar nefret eden ne de eşlik etmek edecek kadar seven bir ruh haliyle bitmesini bekliyorsunuz. Büyük olasılıkla kötü bir şarkıdan daha da kötü olacak tek özelliğe sahip bir şarkı Closer, kötü derecede sıradan ve fark edilemez.

Peki bu kadar kötü bir ikili nasıl Grammy sahibi oldular diye soracak olursanız… umarım sormazsınız. Çünkü artık hepimiz biliyoruz ki Grammy’ler çok da yeteneği ölçen ödüller değiller. O da bir başka uzun yazının konusu olsun artık.

Yazıyı şu muhteşem tweet ile bitirmek istiyorum:

Yazı için Deniz Çakır’a teşekkürler.

RÖPORTAJ: AH! KOSMOS

Pek sevdiğimiz Başak Günak namıdiğer Ah! Kosmos ile en son yaklaşık iki yıl önce, ilk albümü Bastards çıkmadan hemen önce konuşmuştuk. Hazır yeni EP’si Together We Collide da çıkmışken arayı kapatalım dedik. Yeni EP, Mabel Matiz ile birlikte yaptığı Mavi isimli şarkı ve klibi, gelecek planları ve gökyüzü hakkında tadından yenmez bir sohbet çıktı ortaya.

(more…)

YENİ ALBÜM: GORILLAZ – HUMANZ

Gorillaz‘ın yeni albümünü herkes gibi bizler de bekleye bekleye bir hal olmuştuk. Albümün adı ve çıkış tarihi az önce belli oldu! Humanz isimli albüm, 28 Nisan‘da yayınlanacak. Yani bir ay daha dişimizi sıkmamız gerekecek. Gorillaz, duyurunun şerefine Instagram hesabını da bir güzel süslemiş vaziyette. Albümün heyecandan öldüren ve uzadıkça uzayan konuk listesindeyse Grace Jones, Kelela, Vince Staples, Jenny Beth, De La Soul, Pusha T, Danny Brown, Mavis Staples, Popcaan, Carly Simon, Anthony Hamilton gibi isimler var. Birkaç saat içinde BBC Radio 1’da yeni 2 şarkının prömiyerinin yapılması bekleniyor.

Sonunda!

SALI PAZARI: 28.02.2017

Ah! Kosmos – From the Land Below (feat. Lafawndah)

Ah! Kosmos’un adını duyduğum gibi heyecanlanıyorum, sanıyorum ki Bastards denen güzelliği dinleyen ve kendisini en az bir kez canlı izleme şansı bulan herkes de heyecanlanıyordur. Bu topraklarda “başımızdan hiç eksik olmasın” dediğimiz müzisyenlerden biri Başak Günak. (more…)

RÖPORTAJ: THE DEARS

Bu yıl Times Infinity Volume Two isimli yeni albümlerini yayınlayacak olan 20 yıllık indie rock efsanesi The Dears, yaklaşık 1 yıl aradan sonra tekrar İstanbul’da. Bu Cumartesi, yani 11 Şubat’ta, Salon İKSV‘de izleyeceğimiz The Dears ile konser öncesi ufak bir röportaj gerçekleştirdik. Sorular bizden, cevaplar ikilinin bir yarısı Natalia Yanchak’tan.

(more…)

SONAR İSTANBUL’DAN YENİ İSİMLER AÇIKLANDI

Umarız ki bir aksilik olmazsa ülkemizde ilk defa gerçekleşecek olan Sonar Festival kapsamında pek çok isim 24 ve 25 Mart‘ta Zorlu PSM‘de sahne alacak. Yılın en muhteşem etkinliği olmasını umduğumuz ve heyecanla beklediğimiz Sonar için daha önce biricik aşkımız Roisin Murphy ve Avusturyalı techno ikilisi HVOB‘nin geleceği açıklanmıştı. Bugün festivale gelecek yeni isimler açıklandı. Moderat‘ı yalnızca birkaç ay aradan sonra tekrar izleyecek olmamızın yanı sıra Floating Points ve Clark‘ı kanlı canlı izleyip dinleyecek olmak bizi inanılmaz heyecanlandırdı. Nosaj Thing, Honne, Nina Kraviz, Kode9, Prins Thomas, Matias Aguayo ve Cola & Jimmu da diğer açıklanan isimler. Etkinlik sayfası burada.

Moderat için yaptığımız featuring listesi de hemen burada.