FitahTencur

Yasak: Efes Pilsen One Love


Festivalde alkol satılmayacak

Efes Pilsen adının festivalde kullanılıp kullanılmayacağı tartışmaları devam ederken festival süresince alkol satışı yapılmayacağı festival yetkililerince facebook’tan kısa bir süre önce duyuruldu.

Yazılı anlaşmalarımız olmasına ve mevzuatlara uygun olmasına rağmen, işletme sahiplerinin ruhsatlarını kullandırmaması nedeniyle, etkinliğimiz süresince alkollü ürün satışı yapılmayacaktır. Tarafımıza çok kısa süre önce bildirilen bu durum nedeniyle tüm müzikseverlerden özür dileriz.”

Özellikle muhafazakar basın tarafından tartışma konusu yapılan festivaldeki bu son gelişme çok tartışılacak

Yeni Klip: Everybody’s On The Run


Televizyonunu yeni açanlar için bir daha


Noel Gallagher‘ın solo kariyerinin ilk albümünde “Merhaba” dediği şarkısı Everybody’s On The Run için çekilen klip bugün yayıma girdi. 
Manchester’ın tersine akan trafiğine rağmen Noel hâlâ etkileyici hâlâ taze.
Uzun lafın kısası: İyi seyirler

Madonna Demişken: Davetiye Kovalamak



Madonna konserine davetiye isteyenler 

“Gençler müziği önemsemiyor” temalı şikayetnameler birkaç yıldır Türkiye’nin konser haritasında belirmesiyle birlikte sıkça dile getirilmeye başladı. Konser biletlerinin pahalılığı, internetin müzik piyasasına dahil olması ve müzik dinlemenin “bireyselleşmesi” argümanları üzerinden ilerleyen bu şikayetnameler işin aslında böyle olmadığı düşüncesini de beraberinde getiriyor.

İnternet’in müzik piyasasına dahil olmasını bir olumsuzluk olarak görmek aslında offline çağlarda hüküm süren her kurum ve kişinin interneti bir “kontrolsüz güç” gösterme takıntısından kaynaklanıyor. İktidarı sarsılan her kurum ve kişinin; yeni düzeni eskisi kadar gerçek ya da insani olmamakla suçlamasıyla müzik dünyasına internetin kötülük getirdiği tezi arasındaki paralellik dikkat çekici.

Müziğin bireysellemesi meselesinde itiraz gerekçesi müziğin sosyal bir olgu olduğu inancından kaynaklanıyor. Bu bireyselleşmenin sorumlusu olarak da teknolojideki gelişme ve konser ücretlerinin yüksek olması gösteriliyor. Aslında bu argümanın geçersizliğini daha bu sene gerçekleşecek konserleri düşündüğümüzde dahi görmek mümkün. Evet teknoloji gelişi ve ipod artık insanların müzik “ihtiyacını” karşılar görünüyor. Ancak yine gelişen teknoloji insanlara istedikleri konserlere gitme fırsatını da sunabiliyor. Artık çeşitli markaların davetlisi ya da talihlisi olarak müzikle ilgilenen birisinin istediği konsere gitmesi çok daha rahat. Bunun en son örneklerini geçtiğimiz sene gerçekleşen büyük festivallerdeki çeşitli “sosyal medya” etkinlikleriyle gördük.

Üzerinde markanın adı yazan t-shirt, anahtarlık, cep saati, kupa, otobüs bileti (?) gibi bir yığın kullanışsız “eşantiyon” yerine artık konser bileti dağıtmanın daha makbul olmasını büyük ölçüde internete borçluyuz. Pepsi’nin yaptığı çekilişin talihlisi olarak Michael Jackson konserine bilet kazanmış olmak 90’lı yıllarda insanların anlatabileceği sıradışı bir olaydı. Bugün bu tip kampanyalara çok daha rahat ulaşabiliyoruz. Söz gelimi hali hazırda şu anda Madonna konseri için twitter’daki davetiye kampanyası: http://bit.ly/M354Ki

Bundan 5 yıl öncesine kadar büyük bir grup geldiğinde insanlar bilet ücreti ödememek adına müzik dünyasıyla bağlantısı olan arkadaşlarından “davetiye kovalarlardı”. Müzik dünyasında bu güce sahip olanların artık eskisi kadar güçlü olmaması acaba insanları müziği eskisi kadar sevmemekle itham etmelerine yol açıyor olabilir mi? Acaba eskisi kadar sevilmeyen gerçekten de müzik mi yoksa müzik dünyasının güçlüleri mi?

Muppet Show: Adele

İnsan duygusal bir hayvandır  

“Selam,

İnsanlara duyguları olduğunu hatırlatmakla görevli peygamberim ben. Yakında ilahi mesajımı tüm dünyayı çırılçıplak ve bisiklet üzerinde dolanarak yayacağım.”

Blue Ivy Carter’a Karşılama: SNL Tarzı


Hoşgeldin Blue Ivy

Olacak O Kadar uzayın sonsuz boşluğunda serbest süzülümüne devam ededursun, SNL müzik piyasasına dokundurduğu yeni bir skeçle kırdı geçirdi. Beyonce ve Jay-Z‘nin bebekleri Blue Ivy Carter‘ı konu alan skeçte kimler yok ki? Skeçten bazı isimler Bon Iver, Taylor Swift ve tabii ki de Nicki Minaj.
Jay-Z’nin dublaj yapmışçasına seslendirildiği skeçi mutlaka izleyin:

Threesome: Gülse Birsel (I)

Dikkat! Kadın Geliyor. 
Gülse Birsel üzerine konuşmaya çalışırken “Türkiye’de kadın olmak” tadını yakalamamak imkansız. Türkiye’de kadının televizyondaki rolü uzunca bir süre ya erkekleşmiş bir anchorwoman ya da çok çiğ bir cinselliği sunan kadındı. Gülse Birsel televizyonlarda hep erkeğe atfedilen “kıvrak zeka“yı ilk defa bir kadında vücuda getirdi.
.
.
ATV’de sunumunu ve metin yazarlığını üstlendiği GAG format olarak ilk olmasa da üslup bakımından çok yenilikçiydi. Her şeyden önce belki de ilk defa program sunucusu kadın “kot pantolon” giyiyordu. Kot pantolonun taşıdığı anlam malum: cinselliği ile ön plana çıkmayan kadın. Gülse Birsel sadece bu yönüyle bile televizyondaki kadını bambaşka bir şekle soktu. Telefonla yayına bağlanan izleyicilerin kamerayı sunucu kadınların üzerinde gezdirdiği ucube formatlı “İyi Geceler Öpücüğü“nün rating rekorlarına koştuğu bir ülkede Gülse Birsel, medya-reklam üzerine son derece kısıtlı da olsa yorum-eleştiri getiren kadın olmayı başarmıştı. Teşbihte hata olmaz; Gülse Birsel, Okan Bayülgen’in kadın versiyonuydu.
.
.
GAG’ı takip eden “Ciddiyim” serisi ile beraber Gülse Birsel her ne kadar televizyon programının promosyonu gibi görünse de aslında “Aşk“a kelepçelenmiş kadın yazar temasını değiştiriyordu. Sadece şiir, sadece cinsel özgürlüğü kazanma öyküsü, sadece çiğ erotizm anlatmaya mahkum edilmiş kadın yazar kimliğini, Gülse Birsel kabul etmiyordu. Gülse Birsel inadına “Kıvrak Zeka” kulvarında ilerliyordu.
Gülse Birsel’in hikayesi “Türkiye’de kadın olmak” başlığı altında artık söylendikçe işin ciddiyetini yok eden, tekrarlandıkça önemsizleştirilen “Kadın Sorunları“ndan bağımsız bir hikaye. Bu hikayede Gülse Birsel’in yaptığı fauller, hatalı hamleler elbette ki var. Çünkü zaten Türkiye, Okan Bayülgen’in işlevselliğini de tartışmalı. Ancak Gülse Birsel’in, Okan Bayülgen’i model almadan belirlediği portresindeki tüm kusurlara rağmen şunu söylemek mümkün: Gülse Birsel, Türkiye’ye kadının ofsayttan anladığını gösteren isim oldu.
.
.
Nil Karaibrahimgil’in elde etmek için çaba gösterdiği hatta yeri geldiğinde çırpındığı temsiliyet iddiasını Gülse Birsel hiçbir zaman taşımadı. Bunun için siyaset gütmedi. “Çocuk da yaparım, kariyer de” aşılaması, Duygu Asena feminizminden bağımsız, kendi kimliğini inşaa etmekle yetindi. Bu bakımdan profesyonel kimdir denilirse bu sorunun cevabı Nil Karaibrahimgil değil, Gülse Birsel’dir.
.

 

Vefat: Whitney Houston

Sanatçı 48 yaşındaydı

80’lere damgasını vuran, tüm zamanların en popüler şarkısı “I will always love you” ile bilinen Whitney Houston’ın ölümü sanatçının halkla ilişkilercisi tarafından açıklandı.
Ölüm nedeni henüz açıklanmazken, sanatçı 2009 yılında Oprah ile yaptığı röportajda uyuşturucu sorunu üzerine konuşmuştu.

Zamanın Sonuna Kadar: Madonna


Güle güle Dünya

Olimpiyat açılış törenlerini takip etmeyi hoşlananların aldığı fix’tir Super Bowl devre arası organizasyonları. ABD sınırları içerisinde en çok talep gören televizyon yayını söz konusu olduğu için buraya çıkacak isimlerin kalibreleri de yüksek olur. 2012 Super Bowl‘da da yılın şöhretine yakışır bir isim çıktı: Madonna.

İnsanlığın kozmostan silineceği yıl 2012 için en doğru tercihin Madonna olduğunu bu harika performans gösteriyor. Stepnede LMFAO, Nicki Minaj yer alıyor.

Densiz Öznel: AKA What A Life!

Hatalardan doğrular öğretmeyi denemek

Noel Gallagher‘ın hikaye anlatıcılığa soyunduğu “What A Life” klibinde sanatçının dolaylı bir şekilde hep sunduğu hikayenin en su üstüne çıkmış hali. Bunu göstermek için elinden geleni ardına koymayan bir klip var karşımızda. Zira klip Noel’in kaleme alışıyla başlıyor ve şarkı boyunca elinden düşmeyen bir kamera ve sayısız yönetmen-baş kahraman stereotipine uygun jestleri görüyoruz. Noel ipleri eline aldığını klipte söylemiyor, bağırıyor.

Peki Noel bağırarak ne anlatmak istiyor? Bundan 10 yıl önce bu soruya Noelesque bir cevap verip: “Lessie neyi anlatmak istiyorsa” demek mümkündü. Ancak yarısından fazlası geçen bir yaşamın ölümü düşünürken taşıdığı tüm endişe ile Noel bu sefer çok net konuşuyor.

AKA What A Life klibinde harikalar diyarının Alice’inin bir western ve pop-kültür havuzu içine atılmış halini ve hikayesini görüyoruz. Bütün yarini bekleyen türkü karakterlerinin saflığını taşıyan Alice’i Tim Burton’ın bolca ekmeğini yediği jokerimtrak bir erkek karakter karşılıyor ve kısa sürede hapsediyor. Noel’in günümüzün estetik anlayışını çok iyi kavradığını tüm hip unsur ve efektlerden görebiliyoruz. Analog büyüsü ve haşin bir erotizm tüm klip boyunca sürüyor.

Yüzeysel bir Binorities 101 teklifini-emrivakisini şişesinde taşıyan şeytani jokerimize yenik düşen Alice, Türk filmlerinden bildiğimiz “kötü yola yazgılı” kadın renginde. Hayatta şeytana uyulan tüm anların kurbanı biri. Keyfinin kölesi hatta daha doğru bir tabirle esiri Alice; hikayede hayatını yaşamak “zorunda” kalan bir kurban. Bu yüzden de şarkının hikayesi tüm demodeliğine rağmen inadına non-comformist izler taşıyor. Ancak hikayede Alice’in yolculuğunun dışına çıktığımız küçük bir enstantane de göze çarpıyor. İhtiyaç molası esnasında arabaları çalınan iki “birader“. Liam’ın 192 sene düşünse yapamayacağı göndermeyi Noel 7 saniyede yapıyor. Büyük birader Oasis’in nasıl bittiğini bize kamerasıyla gösteriyor.

Alice’in Noel tarafından kurtarılması çok önemli bir nokta. Çünkü hikayenin nihayetlenmesi de bu kurtarışla bitiyor. Finalle birlikte anlıyoruz ki bu zamana kadar Alice’i She knows its too late” diyerek iteleyen Noel artık kemale ermiş bir adam. O artık kötülüğün karşısındaki kahraman. Deneyimin karşısında akıl, hayatın karşısında ölüm. Çünkü Noel klip boyunca hareket etmek dışında hiçbir yaşam emaresi taşımıyor. Sırıtmıyor, üzülmüyor, kızmıyor, heyecanlanmıyor. Yaşamın karşısında olabilecek en donuk kılıkta.

Noel Gallagher’s High Flying Birds böylesi küçük hikayelerin toplamından oluşan büyük ve yekûn bir hikaye. “aka What A Life” bu hikayelerin en otobiyografik olanı. Bilgelikle pişmanlık arasında seyreden bir dilin kitabı.

Top 10: Blur

.
Saatlerin 90’lar gösterdiği o kadar çok muhabbet var ki eskaza gezegenimize düşmüş bir uzaylı bir an için Dünya’nın 90’lar isimli bir kraliçe arı tarafından üretilmiş bir arı kovanı olduğunu zannedebilir. Söz konusu uzaylıyı şaşırtmaca oyunun da bizim de tuzumuz olsun istedik. Karşınızda 90’ların en sağlam bal kovanlarından bir tanesi: Top 10: Blur.
.
10- She’s So High
Kompakt şarkılar volume 365
.
.
9- The Universal
İlk sıraya yerleştiren çıkarsa anlayışla karşılanabilir
.
.
8- Girls And Boys
Edebiyat binory oppositions’tan ibarettir
.
.
7-  Beetlebum
“4 yıl boyunca kokoin içtim” İbrahim Tatlıses
.
.
6- Country House
Cumartesi ibadeti
.
.
5- Charmless Man
Hayata dair bazı gerçekler
.
.
4- Song 2
Top 10 yazımında mahalle baskısı
.
.
3- Park Life
İngiliz Dili ve Parkiyatı
.
.
2- Coffee And TV
Çizgi film tarihinin zirvesi de diyebiliriz.
.
.
1-Tender
İngiltere’de kilise müziği için kiliseye gerek yoktur.
.
.
.

2011: Lana Del Rey


Takvimin en yeni sayfası



Neden Değerli?: Lana Del Rey indie müziğin özellikle bu yıl şiddetlenen karbon kopyalama fetişine rağmen hâlâ özgün bir şeylerin ortaya konulabileceğini göstermesi açısından değerli. Vazgeçilmez olmasa da kaçırılmaması gereken bir müziğe sahip.

Neyi Değiştirdi?: 2011’de çok net bir şekilde hissedilen “müzikte yapılabilecek her şeyin yapılmış olması” inancını değiştirdi. Kendi 21.yy’da sadcore’unu üretebildi.

2012’de ne alemde?: Lana Del Rey‘in saman alevi mi, mainstream mi, pseudo-hip mi olacağına 2012 karar verecek. Lana Del Rey o kadar taze ki henüz kendisinin raf ömrünü bile söyleyebilmek mümkün değil. 

2011: Kaybedenler Kulübü



Prime devam

Neden Değerli?: İstanbul‘un üvey evladı Asya yakasından çıkan her şey gibi; nadir ve yoğun olmaktan kaynaklanan bir değeri vardı. Radyo efsanesinin filmde temsil edilişinin yeterli olup olmadığı tartışmalarından çıkan sonuç şuydu: Temsiliyet hakları ve yeterliliği üzerine çatışılan her olgu gibi Kaybedenler Kulübü de kimlerince kutsaldı. Tüm önderini yitirmiş dinler gibi Kaybedenler Kulübü de radyo programı bittikten sonra mezheplere ayrıldı, halifeler çıkarttı ve şekilcilik tehlikesiyle karşılaştı. 2011’de “değer” kavramının neye zamirlik ettiği tartışılıyor ama Kaybedenler Kulübü değer“in benzerlik anlamına geldiği zamanları hatırlayanlar için 2011‘de de değerliydi.

Neyi Değiştirdi?: Film ticarileşmenin karşısına dikilen kalelerin de ticarileştirilebileceğini gösterdi. Kaybedenler Kulübü bir değişiklik değil bir dışavurumdu. Devrim narası değil, ruhun feryadıydı. Kaybedenler Kulübü ticarileşmeye mağlup olarak bir kere daha kaybetti.

2012’de Ne Alemde?: TOKİ, Kadıköy Rıhtım’a 40 katlı dev kibrit kutuları dikene kadar Kadıköy’ün kaybedecek zincirlerinden başka bir şeyi yok. 2012‘de Kaybedenler Kulübü’nün TV’da gösterime girmesi televizyondan arındırılmış bir nesli çok etkilemeyecek gibi görünüyor.

2011: Troll

Abi Shaggy ölmüş?

Neden Değerli?: Eskiden toplum içerisinde insanlar statülerine, sınıflarına göre tanımlanırsa kimlerin nasıl davrandığı konusunda daha rahat bir fikir yürütülebileceğine inanılırdı. Sonra internet; sınıflar ve statüler üstü bir yere konumlandı. Bu olayın sonucunda anlaşıldı ki insanlar sınıflar ve statülere göre değil troll, attention whore, fag, summerfag, newfag ve samefag olup olmadıklarına göre kategorilendirilmeliymiş. Troll’ler olmasa kimse böyle bir ayrım yapmanın gereğini duymazdı. Çünkü troll’lere kadar internette herkesin söyleyeceği önemli bir şey olduğu zannedilirdi. Troll’lük herkesin aslında sandığımız kadar önemli olmadığını gösterdi.
Neyi Değiştirdi?: İnsanların iletişim kurabildiği her yerde troll’lerin de var olabileceği öğrenildikten sonra kimse İBB’nin Facebook sayfasında Erol Köse tartışılmasına şaşırmadı. İletişimin bir iletişimsizlik şeklinde de olabilmesi bize insanın sınırsızlığını bir kere daha gösterdi. İnsanlık tarihi kadar eski olan aptallık tarihi George W. Bush‘ın ikinci kere seçilmesinden sonra belki de ilk defa bu derece bilimsel bir malzeme olarak karşımıza çıktı.  
2012’de Ne Alemde?: Troll’lüğün bir trend değil, insanlık hali olduğu muhtemelen 2012‘de anlaşılacak. Artık troll’ler bile troll olduklarını bildikleri için insanlığın karşısında artık yeni bir hedef var: En kötü troll’ün bile erişemeyeceği vandallık seviyelerine aslında yıllardır ana haber bültenlerinde ve “sosyal medya guruları“nın twitter sayfalarında çoktan çıkılmış olduğunu 2012‘de fark etmek.

2011: 9GAG


Better than sex




Neden Değerli?: 9GAG hayatınıza girmeden önce ne yaptığınızı size hatırlatmayan sitelerden biri. Facebook-öncesi internet nasıl düşünülemiyorsa 9GAG’siz bir Final dönemi de artık düşünülemiyor.

Neyi Değiştirdi?:Birey tumblr’ının iflası” diye bir olgudan söz ediyorsak bu 9GAG ile gerçekleşti. 9GAG bütün bir tumblr parçalılığını, kollektif bir şekilde kendi üslubu ile eritiyor. Artık tumblr‘ınıza ilginç görseller upload etmek istemiyorsanız bu 9GAG’ın suçu 😉

2012’de Ne Alemde?: İnternet siteleri de insanlar gibidir. Doğar, büyür, kanser olur ve ölürler. 9GAG de artık dönüşü olmayan bir yola girmiş durumda. Bir gün re-post dışında bir şeyin olmadığı bir anasayfa ve troll-free zihinlerden uzak 9gagger’lar etrafı doldurduğunda 2012’nin sadece Dünya için değil 9GAG için de bir kıyamet olduğu anlaşılacak.

2011: M83


Farklı güzergahlar




Neden Değerli?: M83 endüstriyel” çağrışımlı adına rağmen sıradışı olabilen bir grup. 2000’lerin belası “grup isimlerinde vasatlık” akımına rağmen akılda kalabilen bir tarzı taşıyorlar. Türdeşlerine nazaran bu akılda kalıcı müziği yapabildikleri için değerliler.

Neyi Değiştirdi?:  Her yeni grubun birbirine benzemeye başladığı bir piyasada hele ki elektronik ve ambient kategorilerinde özgün bir ses yakalamak çok zor. Bu güçlüğe rağmen M83 farklılığın artık mümkün olmadığı düşüncesini değiştirdi. Başkalığın bayrağını taşımaya başladı.

2012’de Ne Alemde?: 2011 yeterince kötü bir yıl olmuşken korkuların odak noktasındaki 2012’nin nasıl geçeceği, M83‘ün karanlık müziğini nereye taşıyacağı kadar merak konusu. Hurry Up, We Are Dreaming sonrası M83‘ten bizi çıkardığı yolculuğun sonuna getirmesini bekliyoruz.

2011: M83


Farklı güzergahlar  




Neden Değerli?: M83 endüstriyel” çağrışımlı adına rağmen sıradışı olabilen bir grup. 2000’lerin belası “grup isimlerinde vasatlık” akımına rağmen akılda kalabilen bir tarzı taşıyorlar. Türdeşlerine nazaran bu akılda kalıcı müziği yapabildikleri için değerliler.

Neyi Değiştirdi?:  Her yeni grubun birbirine benzemeye başladığı bir piyasada hele ki elektronik ve ambient kategorilerinde özgün bir ses yakalamak çok zor. Bu güçlüğe rağmen M83 farklılığın artık mümkün olmadığı düşüncesini değiştirdi. Başkalığın bayrağını taşımaya başladı.

2012’de Ne Alemde?: 2011 yeterince kötü bir yıl olmuşken korkuların odak noktasındaki 2012’nin nasıl geçeceği, M83‘ün karanlık müziğini nereye taşıyacağı kadar merak konusu. Hurry Up, We Are Dreaming sonrası M83‘ten bizi çıkardığı yolculuğun sonuna getirmesini bekliyoruz.

Planlar: Lady Gaga


Sıradaki albüm için isim hazır

Halen dünya ikinci albümü hazmetmekle boğuşurken Lady Gaga, MTV ile yaptığı röportajda Born This Way‘i takip edecek çalışması için çoktan bir isim seçtiğini söyledi.

Albümün konseptlerinin kafasında yavaşça ortaya çıktığını ve bunun heyecan verdiğinden bahseden Gaga, albüm için seçtiği adı açıklamadı.

Yakın zamanda Lady Gaga‘nın Elton John ile bir düet yapacağı da söylenenler arasında.

İkilinin daha önceki beraber çalışması:

2011: Fizy

Eurovision-vari






Neden Değerli?: Daha önce de benzer hizmetleri sağlayan “stream” müzik sitelerinden farklı olarak Türkiye’den çıktı ve minimalist bir dizaynla Türkiye kullanıcısı tarafından kabul gören ender sitelerden birisi oldu.

Neyi Değiştirdi?: Küresel ölçekte “Internet Mahir” fenomeni dışında sarsıcı bir etki yaratmakta son derece başarısız bir profil çizen “güzel ve yalnız” ülkenin neredeyse medar-ı iftiharı oldu. MÜYAP’la yaşadığı mücadele kamuoyunda, korsan CD baskınlarından ibaret “telif hakları” algısını değiştirdi.

2012’de Ne Alemde?: MÜYAP tartışmaları fizy’yi bir internet kahramanı yapamadı. “İtildiği kadar çeker” prensibi uyarınca Turkcell’e satıldı. Turkcell’in neler planladığını bu yıl Ali Poyrazoğlu‘ndan öğreneceğiz.