krchmt

BİR KÜLTÜR SANAT KART HAYALİ

İKSV Kültür Sanat Kart alabilecek koşulları fazladan bir diploma ile kaçırsak da hayallerimizden mezun olmadık ya. 1000 üniversite öğrencisine verilen yıl sonuna kadar İKSV’nin bütün etkinliklerinde geçerli olacak 250 TL değerinde bir kartı kim istemez ki? Eğer böyle bir kart bize çıksa nasıl kullanırdık diye düşündük. Ortaya kart sahiplerine rehber olabilecek bir yazı çıktı.

Öncelikle kullanacağım limite değsin ve biraz daha klasik müzik dinlemek istiyorum diyenler İstanbul Müzik Festivali‘nin 29 Mayıs akşamı gerçekleşecek açılış konserine ve 5 Haziran’da Zorlu PSM Drama Sahnesi’nde gerçekleşecek La Stravaganza‘ya göz atabilir. Toplamda 80 TL’lik bakiye kullanımıyla çok güzel iki gece geçirebilirsiniz.

36. İstanbul Film Festivali‘nde 5 – 15 Nisan tarihleri arasındaki bütün hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seanslarına 1 liradan izleme şansına sahip olacak öğrenciler olarak toplamda 24 liraya 8 günlük film maratonu yapabilirsiniz. Yaklaşık 1 seans fiyatına 24 festival filmi izlemek öğrenciliğinizin güzel anılarından biri olabilir.

24. İstanbul Caz Festivali‘nde ise flemenko’ya ilgi duyuyorsanız tüm bakiyenizi bile yatırmayı isteyeceğiniz bir konser sizi bekliyor. Üstelik bakiyenizinden sadece 50 TL eksiliyor. Flemenko gitar virtüözü Paco De Lucia anısına gerçekleşecek Beyond The Memory, 8 Temmuz’da Zorlu PSM’de sahnede olacak. Radiohead’in gitaristi Jonny Greenwood ve grubun görünmeyen elemanı Nigel Godrich’in katkılarıyla hayata geçen Shyle Ben Tzur ve The Rajastan Express’in projesi Junun, Uzakdoğu müziği ile elektronik müziğinin birbiri içine geçeceği bir gece vaat ediyor. İlgilisinden de bakiyesinden 50 TL’sini istiyor. Bir gece de yüksek dozda Türkiye bağımsız sahnesine maruz kalmak isteyenler için de adres belli; Gece Gezmesi. 6 Temmuz’da Kadıköy’de farklı mekanlarda gerçekleşecek gün, Ceylan Ertem, Gevende, Son Feci Bisiklet, Jakuzi, Kolektif İstanbul, Cenk Erdoğan & Mehmet İkiz “Lahza”, No Land gibi isimlerle güzel bir özet olacak. Bu gece de bakiyenizden 60 TL’ye göz dikiyor.

Gelelim çok bir sevdiğimiz, küçük ve samimi konser salonu, Salon İKSV’ye. Bu 28 Nisan’da kartınızda bir The Radio Dept. yeri açmanızı kesinlikle öneriyoruz. Hele ki ilk defa Salon İKSV’ye gidecekseniz ideal bir başlangıç. Bakiyenizden kullandığınız 56 TL’yi tam anlamıyla karşılayacak bir deneyim olacaktır.

Forest Swords ise elektronik müzik sevenler için Salon İKSV atmosferini anlamanızı sağlayan önemli bir konser olacaktır. 35 TL yer kaplamasıyla da kartınıza çok bir yük bindirmez.

Salon İKSV’nin tadı damağında kalanlar için sonbahar sezonuna yer ayırmalarını da şiddetle tavsiye ediyoruz. Son olarak da bizden tavsiye biletlerinizi İKSV ana gişesinden alarak da daha verimli kullanabilirsiniz.

Biz Kültür Sanat Kart’a sahip olamayanlar olarak da avuntuyu Lale Kart’lar da bulduk. Salon İKSV’yi ikinci evi yapanlar için Mavi Lale Kart sahibi olmak cüzdan hafifletiyor. 50 TL karşılığında sahip olduğumuz kart bütün Salon İKSV konserlerinde %10 indirim sağlıyor, bir nevi 10 konsere gidene bir konser hediye ediyor. Önümüzdeki yıllar için de daha güzel avantajları olan ama daha pahalı olan diğer renk Lale Kart’lara da göz koyduk. Siyah kuşak, pardon siyah renge sahip olmaya geliyoruz.

RÖPORTAJ: GOGO PENGUIN

Piano, davul ve bas gitarla harikalar çıkaran insanlar, GoGo Penguin ile Babylon konseri öncesi kısa bir sohbet etme şansı bulduk. Grubun son albümü Man Made Object, gitarsız bir grup olmak ve tabi ki de Manchester üzerine tatlı bir muhabbet ortaya çıktı. Yeni bir albüm üzerine çalışıyor olmaları da bizden size bir sürpriz olsun.

Merhaba! Nasılsınız?

Çok iyiyiz, teşekkürler! An itibariyle SXSW için Austin’e giden bir uçuştayız. Güne biraz erken başladık dolayısıyla yorgunuz ama iyiyiz!

GoGo Penguin’in hikayesi nedir? Yeni takipçileriniz için bir kez daha GoGo Penguin’i nasıl bir araya getirdiğinizi anlatabilir misiniz?

Manchester’da çaldığımız gruplar aracılığıyla uzun yıllardır tanışıyoruz aslında birbirimizle. 4 yıl kadar önce bir araya gelip müzik yapmaya karar verdik ve hemen uyuştuk. Grubun gideceği yön konusunda hepimizin benzer bir fikri var gibi görünüyordu ama bir yandan da hepimizin farklılıkları, kişisel zevkleri ve fikirleri var. Bence GoGo Penguin’in olduğu şey olmasındaki en önemli etmenlerden biri bu.

Geçen yıl üçüncü albümünüz Man Made Object’i yayınladınız. Albüm süreci nasıldı?

Çok çalışma gerektirdi ve oldukça yorucuydu ama sonuçtan memnunuz. v2.0’daki çalışma şeklimizle bazı benzerlikler vardı ama genel olarak kendimizi ve müziğimizi zorlamaya ve yeni fikirler ve yazım yaklaşımları denemeye çalışıyoruz. Biraz uzak bir geçmiş gibi geliyor, o yüzden detayları hatırlamak zor.

GoGo Penguin şu an müziğe yeni bir grup olarak başlasaydı, bir şeyler daha farklı olur muydu?

Biz her zaman müzisyen olarak (hem bireysel anlamda, hem de grup olarak) kendimizi zorlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla şu an yaptığımız gibi, o an yapmak istediğimiz müziği yapardık. Bizi ve müziğimizi şekillendiren çok fazla etmen olduğu için söylemesi zor tabii ki ama şimdiki gruba bakarsak eminim aynı şekilde yaklaşırdık; içgüdülerimizi dinler ve şu an yapmak istediğimiz müziği yapıyor olurduk.

Grup piyano, bas ve davuldan oluşuyor. Bir gitaristiniz yok. Bu grubu nasıl etkiliyor?

Piyano, bas ve davul kombinasyonuyla yapılabilecek o kadar çok kombinasyon var ki henüz başka bir enstrümanı dahil etme ihtiyacı hissetmedik. Bu kombinasyonla yapabileceğimiz daha çok şey var ve sürekli yeni şeyler deniyoruz dolayısıyla eminim başka enstrümanlar dahil etmeye de ihtiyaç duymadan önce keşfedebileceğimiz çok şey var.

Farklı müzik türlerinde etkileniyorsunuz dolayısıyla yakın zamanda GoGo Penguin’in neler dinlediğini duymak isteriz. Müzik dışında da nelerden etkileniyorsunuz?

Alabildiğimiz her yerden ilham alıyoruz. Edebiyat, tasarım, sinema, bilim, teknoloji, tinsel mevzular… Her yerde bir takım fikirler var; gözlerimizi ve kulaklarımızı açık tutmaya çalışıyoruz. Yeni bir fikrin nereden geleceğini asla bilemezsin. Son zamanlarda oldukça fazla müzik dinliyoruz. Tamamını listelemek zor ama birkaç örnek vermek gerekirse Lorn, Ital Tek, Tim Hecker, Jon Hopkins ve Nils Frahm.

Müziğinizi anlatırken Manchester’dan bahsetmeyi asla atlamıyorsunuz. Manchester sizi nasıl etkiliyor?

Hepimiz uzun süredir Manchester’da yaşıyoruz ve çevrenizin üzerinizde önemli bir etkisi olduğuna eminim; günlük modunuz, çevrenizdeki kültür, arkadaşlarınız ve diğer müzisyenler… Tabii ki Manchester’ın harika bir müzik tarihi var ama aynı zamanda bütün türlerin bir araya geldiği, müzisyenlerin tanıştığı, birlikte çalışıp fikirler paylaştığı harika bir de güncel müzik ortamı var. Her türden müzik yapabilme özgürlüğü her birimizin müzisyen olarak gelişiminde önemli bir rol oynadı.

İstanbul’da pek çok dinleyiciniz var ve pek çok konser verdiniz. Spotify’da İstanbul dinleyici sayısı bakımından 5. sırada. Burada bu kadar sıkı bir bağ kurmayı nasıl başardınız?

Dürüst olmak gerekirse emin değilim. İstanbul’da her zaman harika vakit geçirdik ve hep iyi karşılandık. Konserlerdeki ortam hep çok güzel ve burayı bizim için her zaman geri dönmek isteyeceğimiz bir yer kılıyor. Buradaki gazetecilerden inanılmaz bir destek aldık ve görünen o ki dinleyicilerimiz de müziğimizi yayma konusunda oldukça iyi bir iş çıkarıyor. Geri dönmek için can atıyoruz!

Yakın zamanda GoGo Penguin’den nasıl projeler beklemeliyiz?

Şu an yeni albümümüz üzerinde çalışıyoruz. Daha ilk zamanları ama şimdiye dek ortaya çıkan şeyler bizi heyecanlandırıyor. Bir yandan da Koyaanisqatsi isimli bir film için yaptığımız müziklerin performanslarını gerçekleştiriyoruz. Eminim ileride daha fazla şey olacak ama şimdilik bunlar bizi meşgul tutmaya yetiyor!

Bize zaman ayırdığınız için teşekkürler.

Rica ederiz! Biz teşekkür ederiz, yakında görüşmek üzere!

*Röportaja katkıları için Suat Akbulut’a teşekkür ederiz.

RÖPORTAJ: SEAFRET

İngiltere’nin küçük bir kasabası Bridlington’da tanıştıktan sonra Londra’ya taşınıp şarkı yazmaya başlayan ikili, Seafret‘in yarısı Harry Draper‘a; kliplerinin sırrını, Ocean klibinde oynayan Maisie Williams’ı ve İstanbul konserini sorduğumuz kısa bir röportaj gerçekleştirdik. Salon İKSV’de gerçekleşecek konserleri öncesinde okumadan geçmeyin.

Öncelikle nasılsınız? Yeni yıl dilekleriniz ne durumda?

İyiyim. Yeni yıla ulaşabildiğimiz kadar insana şarkılarımızı çalabilmek için çıkabildiğimiz kadar tura çıkma amacıyla başladık. Dürüst olursam da tam olarak bu dileği gerçekleştirmek istemem. Hep ulaşabildiğimiz daha fazla insan olsun isterim.

Farklı bir tanışma hikayeniz var. Bizim için tekrar anlatır mısın?

Jack ile bir açık mikrofon gecesinde tanıştık. Jack ilk defa seyirci karşısında çalıyordu ve ben de oraya babamın country grubunda banjo çalmak için gitmiştim. Jack’in şarkı söylemesini duyunca büyülendim ve direkt onun yanına gittim. Kesinlikle beraber takılmamız gerektiğini söyledim. İkimiz de bu şekle dönüşeceğini tahmin etmiyorduk.

Klipleriniz çok etkileyici ve onları tekrar tekrar izlemeyi çok seviyoruz. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Sırrınız nedir?

Her zaman aşikar olanı yapmamaya çalışıyoruz. Her ne kadar şarkılarımızın çoğu aşk ve kayıplarla ilgili olsa da normal ilişkiler üzerinden düşünmemeye çalışıyoruz. Kalıpların dışında bir şeyler düşünmeye çalışıyoruz. Bizim için de eğlenceli bir durum.

Ocean’ın klibinde Game Of Thrones’un Arya’sı Maisie Williams’ı gördük. Peki bu nasıl gerçekleşti?

Klibin senaryosu üzerinde yönetmen Johnathon Entwistle ile beraber çalışıyorduk. Ortaya çıkan şeyden mutlu olunca yönetmenimiz bir kaç oyuncuya senaryoyu attı. Maisie Williams’ın kabul edeceğini öngörmüyorduk açıkçası ama kabul etti. 2 hafta sonra Doğu Londra’da bir sette klibi çekiyorduk. Çılgın bir andı.

Geçtiğimiz yıl ilk albümünüz Tell Me It’s Real’ı yayınladınız. Bu süreç sizin açınızdan nasıl geçti?

Üzerinde 2 yıldan fazla bir süre harcadığımız bir kayıt süreci oldu. Şarkıları yazmaktan başlayıp son rötuşlarını yapana kadar hep ağırdan aldık. Şarkılarımızı bütün dünyaya dinletmeden önce bize doğru hissettirmesi için üzerinde çok zaman harcadık. Albüm bitti dediğimiz an bizim için ürkütücü bir andı.

Tura çıktığınız zaman hangi şehri daha çok özlüyorsunuz? Londra mı Bridlington mu?

Benim için Bridlington. Tura çıkmak çok yorucu ve turun sonundan her zaman kırsal bir yere dönmek dinlenmek açısından daha iyi.

İstanbul’daki ilk konseriniz olacak. Peki daha önce İstanbul’da bulundunuz mu? Beklentileriniz ne?

Hayır, İstanbul’a da ilk defa geliyoruz. Şehriniz resimlerden güzel gözüküyor ve kesinlikle keşfetmek için zaman ayıracağız.

Konserinize gelecek insanlara ne tavsiye edersiniz? O gece neler göreceğiz ve duyacağız?

Her çıktığımız konserde eğlenebildiğimiz kadar eğlenmeye çabalıyoruz. Tell Me It’s Real albümünden şarkılar çalacağımız gibi birkaç yeni parça da çalacağız. Bir de konser sonrası gelen herkesle tanışmaya can atıyoruz.

 

FMK: AYŞE HATUN ÖNAL – SELAM DENGESİZ

2008 yılında yayınladığı Sustuysam albümden sonra verdiği uzun bir aradan sonra ikinci albümü Selam Dengesiz ile geri dönen Ayşe Hatun Önal, kolaya kaçmayan Türkçe Pop’un bayrak taşıyıcısı olduğuna beni ikna etti. Risk alan altyapılarıyla, özlediğimiz sesiyle; Selam Dengesiz, Sustuysam albümünün şans işi olmadığını gösteren bir albüm olmuş.

FUCK

Dengesiz

Albümün ilk şarkısı olmasıyla albüme ısındırsa da peşinden gelen şarkılardan dolayı bir heves olarak kalıyor. Bitse de diğer şarkılara geçsek dedirtiyor. Bir de abone kelimesi öyle bir yer edinmiş ki şarkı sonunda “şarkıyı beğenmeyi unutmayın.” diyecek diye tedirginlik yaşıyorum.

Sirenler

Marş gibi ilerleyen şarkı ilk duyduğum zaman pek bir ilginç gelse de zamanla ilgiyi kaybediyor. Ara sıra coşmak isteyeceğim vakitlerde hatırlayacağım bir şarkı.

Cehennem

Böyle tatlı tatlı Candan Erçetin havası aldığım şarkı, dikkati hep üstünde tutan altyapılarıyla pek bir güzel iş olmuş.

Çak Bir Selam (Gurcell Style Mix)

Daha geleneksel bir motifte ilerleyen şarkı hem kendini ispat etti hem de artık eskidi.

Şeytan Tüyü

Albümün gitarı en öne çıkaran şarkısı. Bir film için yazılmış olması birazcık hayal gücünü engellemiş. Yine de içeride ritmini değiştiren parçalar hoşuma gidiyor.

MARRY

Olay

Mahmut Orhan işi olduğu yüzlerce metre uzaktan anlaşılan şarkı, Ayşe Hatun Önal vokaliyle de bu albümün Kalbe Ben’î olacak gibi. Umuyorum bu birlikteliği ileride sık sık duyarız.

Dur Dünyam

Sustuysam albümüne güzel bir geri dönüş yaptırıyor. Bu vokal tarzında söylediği şarkılar daha etkileyici oluyor. Yalın bir house müzik altyapısıyla da desteklenince ortaya çıkan işi çok beğendim.

Güm Güm

Onur Özdemir birlikteliği şarkı, böyle risk alan bir albümün habercisiydi. Artık kendisi Onurr olsa da böylesine etkili bir insan olması hoşuma gidiyor. Kendisini her zaman görmek isteriz. Bu birliktelikten boş iş çıkmaz.

KILL

Beyaz Atletli

Şarkının başı acaba Hepsi grubu geri mi döndü diye düşündürüyor. Altyapısıyla albümün genel standartlarına yetişse de sözleriyle fazla ortalıklarda dolaşan pop şarkılarımızla paralel.

Devran

Sözleriyle o çok havalı Ayşe Hatun Önal’ın özel günlüğünü okumak gibi bir şarkı. Günlüğü okuyunca o da bizim gibi insan diyoruz ama ben Wonder Woman’ı görmek istiyorum.

Albüm kapağının güzelliği de şurada arz-ı endam etsin;

selam dengesiz

RÖPORTAJ: CRIPPLED BLACK PHOENIX

Zorlu PSM – Studio’da gerçekleşecek konserleri öncesi Crippled Black Phoenix‘in arkasındaki beyin Justin Greaves ile bir röportaj gerçekleştirdik. İlk defa İstanbul’da konser verecek grupla son albümleri, grup dışı projeleri ve İstanbul planları hakkında konuştuk. Bu cuma da canlı canlı dinlemeyi iple çekiyoruz.

Öncelikle nasılsın? 2016 yılı senin için yoğun bir yıl oldu.

Şimdilik her şey çok güzel. Röportaj için de teşekkür ederim.

Bronze albümünüz bize en karanlık albümünüz olarak geldi ve bu albümde çok hırslı duyuluyorsunuz. Sizce yeni albümünüzün eski albümlerinizden farkı ne? Siz kendiniz nasıl buldunuz?

Benim için zaten bütün albümlerimiz bir şekilde birbirinden ayrılıyordu. Bronze albümü ise benim gözümde en spontane ve en müstehcen albümüz oldu. Ama hep söylerim, eğer biz farklı albümden şarkıları aynı konserde çalarsak hepsini aynı albümden sayabiliriz. Bu şekilde düşünürsek yeni albümün de eskilerden farklı yok. Farklar sadece nasıl sunulduğuna bağlı. Tabii yine de ortaya çıkan işten mutluyum. Ve bu albümü gerçekten kendim de dinleyebiliyorum. Normalde kendi müziğimizi pek dinlemem ama bu albümü dinleyebiliyorum. Bu albümün en sevdiğim yanı ise prodüksiyon kısmı oldu. Karl Daniel Liden ile çalıştığımız üretim ve miksleme süreçleri çok güzel geçti. Kendisi mükemmel ve müziği anlayabilen insanlardan. Çok uyumlu olduk ve albümü dinlediğiniz zaman bu uyumu görmüşsünüzdür zaten.

2016 yılı sosyal ve politik olarak zor bir yıl oldu dünya için. Bir sürü de üzücü müzisyen kaybımız oldu. Bunların sizin albümünüze etkisi oldu mu? Sizin etkilendiğiniz şeyler neler oldu?

Bazı şarkılarımızda sosyal bir vicdan tabi ki de var. Sonuçta bugünlerde dünyada olup bitene kayıtsız kalamıyoruz. Yine de albümün temasında farklı bir yan var. İçimizdeki şeytanlar ile çatışma ve Crippled Black Phoenix’in yıllar boyunca karşılaştığı karmaşaların galip tarafında olması gibi farklı noktalarımız var. Bir güç gösterisi gibi ama bir yandan da bu kadar güçlü görünen bir şeyin altındaki kırılganlığı da anlatıyor. Merhum müzisyenler konusuna gelirsek de bu dünyadan göçüp gitmiş birinin bu dünyada kalanlara etkisinin pek olacağını düşünmüyorum.  Bunu hepimizin öleceğini unutarak da söylemiyorum. Temel olarak dinleyicilerimizden birkaçı bile bizim dikkat çektiğimiz sosyal konularla ilgilenmeye başlarsa bunu bir zafer olarak görürüz. Ya da mental sağlık problemeleri olan bir insan bizi dinleyerek yalnız olmadığını hissederse ben de güzel bir şeyler başardığımı hissederim. Bu yüzden de bu albüm biraz katartik, kafamdan fışkıran şeyler.

Son on yılın en üretken müzisyenlerinden birisiniz. Neredeyse 10 yılda 9 albüm çıkardınız. Hiç ara verme isteği duydunuz mu ya da başka projelerde yer almayı?

Evet aslında bir çok kez ara vermeyi düşündüm fakat hiç yapmadım. Hoş bu sene yeni bir projeye başladım World War isimli. Yeni proje bana yeni bir odak noktası verdi. Zaten yıllar boyu bir şeyin üstüne odaklanmaktan kaçınmayı da sağlıklı buluyorum ama ben ara vermeyi beceremedim. Denedim ama hep bir şeyler beni geri çekti. Artık tamamen bırakabileceğimi de düşünmüyorum, CBP benim bir parçam oldu.

Yakın zamanda bir röportajınızda müzik yapmaktaki en büyük motivasyonunuzun dinlemek istediğiniz müziklerin yapılmaması olduğunu söylemişsiniz. Yine de sizin de sevdiğiniz isimler olduğunu tahmin ediyoruz. Kimler var mesela öğrenebilir miyiz?

Vay canına, öyle bir şey mi demişim. Aslında bir sürü sevdiğim müzik var. Şimdi saymak zor ama yakın zamandan ilk aklıma gelenler;

Publicist UK – Forgive Yourself

Secrets of the Moon – Sun

New Model Army – Winter

Gost – Non Paradisi

Belinda Kordic ile birlikte Se Delan adı altında albüm yayınladınız böyle başka projeler olacak mı? Bir de bağımsız filmlere soundtrackler yaptınız. Bu alanda da sizi daha fazla görecek miyiz?

Belinda Kordic ve ben şu an yeni heavy metal grubumuz World War’ı oluşturuyoruz. Se Delan adı altında da bu sene bir şeyler yapmayı umuyorum. Film müzikleri de yapmayı çok isterim ama karşımıza ne çıkar şu an tam bilemiyoruz. Müzik yapmanın böyle bilinmezlik halini de çok seviyorum.

İstanbul’daki ilk konserin olacak. Peki daha önce İstanbul’da bulundun mu? Bir de buradan ayrılmadan önce İstanbul’da neler yapmayı planlıyorsun?

Havaalanındaki transferlerimi saymazsak ilk defa İstanbul’da bulunacağım. İlk defa da bir konser için buradayız. Heyecanlıyız ve büyük bir merak içinde bu konseri bekliyoruz. Yemekleri denemek ve birkaç mekana gitmek ise İstanbul’daki planlarımızdan ama ne yazık ki sadece birkaç gün kalacağız. Şehirleri keşfetmek daha uzun süreler istiyor. Yine de İstanbul’a çağırılmak bizim için bir onur oldu ve umuyoruz ki bu geliş buraya birçok ziyaretimizin ilki olur.

2016’NIN ŞARKI HASADI

2016’yı bu gece kapatıyoruz. Geçtiğimiz sene olduğu gibi bu senenin de muhasebesini yaptık. Bu sene yayınlanmış en sevdiğimiz şarkıları listeledik. Geçtiğimiz sene 10 yetmez 15 olsun demişiz, şimdi 15 de yetmedi 20 yaptık.

Keyifli dinlemeler, mutlu seneler!

Buse Özdelice:

Ahmet Karaca:

Cemre Coşkun:

Ege Kayalar:

Hande Yıldırım:

Ahmet Mert Çamgören:

Ronay Pekgöz:

SALON İKSV: 2017 BAHAR

2017 yılından çok beklentimiz yok açıkçası ama yine de Salon İKSV yüzümüzü güldüren az şeyden biri. Açıkladığı isimlerle yeni yılda da bizi bulabileceğiniz bir adres olarak devam edecek.

Seafret (1 Mart) : “Arya Stark” içeren klibiyle dikkatimizi çeken ama yaptıkları müzikle kalbimizde yer edinen Seafret, keşke gelse dediğimiz gruplardandı. 1 Mart’ta da buradalar. Daha ne olsun.

The Radio Dept. (28 Nisan) : Başımızın üstünde yeri olan grup The Radio Dept. tekrar Salon İKSV’de. Huzur bulmak için biraz bekleyeceğiz.

Nilüfer Yanya (27 Ocak) : Böyle bir sesin yankı bulmaması imkansızdı. Play Tuşu işbirliğinde sahne alacak Nilüfer Yanya’dan yana beklentimiz büyük.

Moddi (18 – 19 Ocak) : Arayı pek açmak istemeyen Moddi, tekrar Salon sahnesine çıkmaya hazırlanıyor. Bu sefer iki gece üst üste.

Riff Cohen (19 – 20 Nisan) : Sevenlerini daha da sevindirecek haber Salon İKSV’den.

Jakuzi (21 Ocak) : Son zamanların bu topraklardan çıkan en heyecan veren gruplarından. Biletinizi şimdiden alın sonraya kalmıyor.

The Dears (11 Şubat) : Montreal’den çıkıp hayatlarına kulaklara bayram olarak devam eden grup tekrardan performans sergilemek için İstanbul’dalar.

Ah! Kosmos (28 Ocak) : Şimdiye kadar Ah! Kosmos’u canlı dinlemediyseniz bizim hatamız, tekrar izlemek istememeniz de sizin.

SALI PAZARI: 29.11.16

AHMET MERT’İN TEZGAHI:

Charli XCX – After the Afterparty

“Abi after’a gidiyoruz kesin” kafaları. Bu yıl dinlediğim belki de en iyi pop şarkısı.

Tove Lo – WTF Love Is

Lady Wood’da Cool Girl’den sonraki favorim.

cupcaKke – Spiderman Dick

Twitterverse’te yükselişine dur diyemiyoruz. Alışık olmadığınız absürd bi şey arıyorsanız doğru adres.

EGE’NİN TEZGAHI:

The Weeknd – Secrets

O 80’ler new wave’i esintileriyle Starboy’daki favori şarkım oldu.

LIV – Dream Awake

Lykke Li’nin yeni projesi LIV, bu yılki favori şarkılarımdan biri olan Wings of Love’dan sonra ikinci şarkılarını da yayınladı. Şaşırtıcı olmayacak ama Lykke Li’den bahsettiğimiz için şarkının tek kelimelik özeti: AZAP.

The xx – On Hold

The xx’in kendi sound’uyla Jamie xx’in solo işlerinin müthiş bir buluşması olmuş. Eğer tüm albüm böyle olacaksa inanılmaz bir albüm bizleri bekliyor.

Nelly Furtado – Pipe Dreams

Müzik tarihinin en büyük floplamalarından birini yaşayan son albümünü herkes gibi ben de hiç ama hiç beğenmemiş olsam da dünya üzerinde hala Nelly Furtado’yu hala yakından takip eden 18 kişiden biriyim. Daha önce yayınlanan Behind Your Back ve Blood Orange ile yaptığı Hadron Collider’dan sonra yepyeni şarkı Pipe Dreams ile kendisi yine hiç yüzmediği sularda yüzüyor ve bence çok da iyi yapıyor. Çok klişe olacak ama tam bir olgunluk albümü geliyor.

HANDE’NİN TEZGAHI:

Laura Marling – Soothing

Son albümüyle daha iyisini yapabileceğini düşünmezken Laura yaptı bile.

Jeff Rosenstock – We Begged 2 Explode

Havaların soğuduğu şu günlerde yolda yürürken kalbinizi ısıtmak için birebir.

g

TOP 10: MİRKELAM

Mirkelam deyince herkesin aklında bir şeyler canlansa da şarkılarını dinledikçe onun ne kadar da değerini bilmediğimiz bir isim olduğu ortaya çıkıyor. Dinledikçe sevgiden saygıya doğru evrilen ilişkimiz bir Top 10 olarak yazıya döküldü. Bu arada klipler de gözden kaçmasın.

10. Yok

Altyapısıyla zamanın modasını çok iyi yakalayan şarkı Yok, listemizi de açan şarkı oluyor.

9. Hatıralar

Mirkelam’ın en naif haliyle karşımıza çıkan Hatıralar, sesinin de en öne çıktığı şarkılardan. Beatles da cabası.

8. Aşk ve Acı

Sözleri duygusal yazdık müziği boş verelim şarkılarının arasında müziği eksik bırakmayan Aşk ve Acı, biraz göz yaşınıza göz dikiyor.

7. Ah Bir Joker

Büyüdükçe anlaşılan şarkılar kategorisinden yerinde bir alaturkalıkla Ah Bir Joker, Mirkelam diskografisinde yeri özel.

6. Karşılıksız Çek

Bir şarkıda MFÖ’den Yasemin Mori’ye evrilen Türkçe müzikte ara form bu değilse biz de bir şey bilmiyoruz.

5. Kaprislisin Sevgilim

Bu şarkıyı yukarılara koymasak bize trip atardı. Dayanamadık kendisine güzelce bir yer verdik.

4. Her Gece

Mirkelam ile tanışma şarkısı. Koşan adam ve pek güzel bir nostalji.

3. Yollar feat. Kargo

Pek başarılı olamayan Kargo ve Mirkelam birlikteliğinden bize böyle bir miras kaldığı için çok şanslıyız.

2. Tavla

Mirkelam’ın ikinci klibi de olan Tavla, Mirkelam’ın Her Gece ile arkasına aldığı rüzgarı fırtınaya döndürdüğü şarkı oldu.

1.Asuman Pansuman

2006 yılında çıkardığı Mutlu Olmak İstiyorum albümünün en dikkat çeken şarkısı. Sözlerindeki hava ve müziğiyle o zamanlar bu topraklarda pek rastladığımız bir parça değildi. O yüzden sıkı sıkı sarıldığımız bir şarkı. Neyse daha uzatmıyorum. İşte bu kapı işte bu da sapı.

2016: STRANGER THINGS

Neden Değerli?: Konu olarak insanları pek şaşırtmasa da dizinin havası kendisine hayran bıraktı. “80’lerin bilim/korku türü filmlerinin havası 2016’ya nasıl uygulanır”ın doğru cevabı oldu. Müzikler konusunda da karanlık synth‘leri pek çok kişinin ağzını açık bıraktı. Birçok müzisyenden de farklı farklı coverlar duyduk. Oyunculukta da deneyimli oyuncular, becerikli küçük çocuklarla karışınca bu kadar ilgiyi hak eden bir dizi ortaya çıktı.

Neyi Değiştirdi?: Bir yandan yükselen retro trendine katkı sağlayan Stranger Things bir yandan da “meme” kültürüne bir sürü miras bıraktı. Mike, Eleven, Dustin, Lucas ve Will isimli tatlı çocukları çok sevmemizi sağladı. Tabi insanların hayatlarını “alt üst” etmesi de cabası.

st-lead

2017’de Ne Alemde?: Dizi bu kadar ilgiyle karşılanınca Netflix boş durmadı tabii ki. Stranger Things, 2017’de 9 bölümlük ikinci sezonuyla bizi bekliyor olacak.

TOP 10: SIA

Bu cuma akşamı başımıza iş açalım dedik. (Çünkü bu akşam cuma akşamı ve çok da uzun sürmeyecek.) Pek bir beğendiğimiz isim Sia’nın en sevdiğimiz şarkılarını sıralık. Bizimle beraber Sia’yı neden sevdiğinizi tekrar hatırlayın.

10. Fire Meet Gasoline

1000 Forms of Fear albümünde o çok bildiğimiz ve listenin devamında da karşımıza çıkacak şarkıların gölgesinde kalsa da başka bir albümün taşıyıcısı bile olabilirdi. Sonra zaten kıymeti bilindi de şarkıya Heidi Klum’lu klip çekildi.

9. Soon We’ll Be Found

Piano ve yaylılar eşliğinde Sia sesi bulunca kolay kolay bırakılamıyor.

8. Alive

Bu şarkıda gücü ve güçsüzlüğü beraber hissediyoruz. Hayata bu kadar benzeyen böyle şarkılar bulmak pek bir zor.

7. I’m In Here

2010 yılında çıkardığı We Are Born albümünden daha mütevazi bir Sia şarkısı ama potansiyeli de çok güzel gösteriyordu.

6. Elastic Heart

Altyapısıyla dikkat çeken şarkı Elastic Heart, Sia diskografisinde özel bir yere sahip bizim için.

5. The Greatest (feat. Kendrick Lamar)

Sia’dan bir zafer şarkısı.

4. Breathe Me

Sia’nın dikkatleri üstüne çeken şarkısı bizim listemizde de üstlerde kendine yer buldu.

3. Titanium (feat. David Guetta)

Bu şarkıyla kimler kimler David Guetta dinledi. Saysak inanmazsınız.

2. Chandelier

Sözleri her ne kadar avizeden sallanmak istiyorum olsa da o ses, o söyleyiş biçimi kalbi olan herkesi yakaladı. Biz de burada kalp sahibiyiz sonuçta.

1. Cheap Thrills (feat. Sean Paul)

Şarkının her elementi mi insanın aklına hafta sonunu getirir. Böyle şarkıyı alırız başımızın tacı yaparız.

XXF – VERY VERY FRENCH: 2016

Fransız Kütür Merkezi’nin düzenlediği kışa güzel bir merhaba deme şekline dönüşen XXF – Very Very French bu sene de Babylon Bomonti‘ye taşınmış. Müzikal olarak Fransa’nın nabzını tuttuğumuz festivalde bu sene kimler varmış bir bakalım istedik.

Alpha Blondy (17 Kasım)

Reggae müziğin önemli temsilcilerinden Alpha Blondy, Babylon’u o güzel ritimleriyle dolduracak.

Brodinski (25 Kasım)

Kim Fransa’dan çıkmış elektronik müziğe hayır diyebilir ki. Erol Alkan’ların 2Many DJs’lerin izinden giden Brodinski kışınızı ısıtmaya geliyor.

Guts (26 Kasım)

İyi bir Hip-Hop ve Funk yapımcısı nasıl olmalı sorusunun cevabı Guts, bu kez XXF – Very Very French ile İstanbul’da.

Fanfaraï  (3 Aralık)

Fransa, Cezayir ve Fas’tan müzisyenlerin bir araya gelip oluşturdukları grup Fanfaraï, konserinde ne bulacağımızı biz de bilemedik. Alta Gülüm Benim coverlarını bırakıp kaçıyoruz.

Jean Tonique (3 Aralık)

Cin fikirli Fransız’ımız neyse ki şarkılarında isminden çok daha yaratıcı. Güzel bir dans pisti bizi bekliyor.

La Caravane Passe (4 Aralık)

Kliplerinin görsellerinden anladığımız kadarıyla abiler eğleniyor. Bakalım biz de bu abiler kadar eğlenebilecek miyiz konserde?

AaRON (8 Aralık)

Festivalin kapanışını emin ellere bırakılmış. AaRON o güzel altyapıları ve rock vokalleriyle o gece çok insanın kalbini tekrardan çalacak.

GARİP DEMİŞKEN: SİNCAPLAR VERSİYON

İngilizcesi Alvin and The Chipmunks, Türkçesi Alvin ve Sincaplar. Ama müzik dünyasına katkıları göz ardı edilemeyecek gibi. “Chipmunks version” yani Sincaplar Versiyon bu aralar yine hortladı. 2007 yılında çıkan ilk animasyon filminin peşine filmdeki sincapların tiz sesinden ilham(?) aldıkları şarkıların, vokallerini daha tiz yaparak elde edilen bu versiyonlar 2010-11 yılları arasında bir çok insanın sinirlerini zıplatmıştı. Bu versiyonlar yine niye ortaya çıktı diye kendimize sormadan edemedik. Bundan sonra yola beddualarımızla devam ediyoruz.

Şaka şaka beddua yok. Bu şarkı bu şekilde daha güzel.

Bunun 500.000 izlendiği bir ülkede müzik üretmeye kasmanın bir manası yok gibi?

Koca adamdan ne istediniz?

Rakının yanında palamut iyi gider ama bu meşe palamutu.

Alvin’in Kaan Tangöze’ye benzemesi?

İbret alındıysa bu yazıyı kapatırken tek dileğim bu işlerin yapımında emeği olan herkesi sincaplar kovalasın.

RÖPORTAJ: ANNA RF

Roy Smila ve Ofir J. Rock‘un ana iskeletini oluşturduğu grup, Anna RF, bu toprakların olduğu değil de olması gerektiği şeklinin tezahürü. Hazır konser için İstanbul’a gelecekler, biz de önden bu güzel insanlarla şöyle bir muhabbet ettik.

Öncelikle nasılsınız? Son zamanlarda nelerle meşgulsünüz?

Çok iyiyiz. Çok meşgul olduğumuz bir zaman geçirdik. Avrupa turnemizden daha yeni döndük. Bu turne kapsamında Polonya, Almanya, İskoçya ve İsviçre’de konserler verdik. Salon İKSV’ye gelmen önce burada, İsrail’de bir buçuk ay içinde 12 konser vermiş olacağız. Ve sonrasında İstanbul’daki ilk konserimiz gerçekleşecek.

Şarkılarınızda farklı müzik türlerini farklı enstrümanlarla birleştirmede çok usta gibi gözüküyorsunuz. Örnek verirsek, kemençe ile dubstep türünde bir şarkı ürettiniz. Bu karışımları yaparken size birlikte olabileceklerini düşündüren şeyler neler? Özel bir sırrınız var mı?

Bu zaten bizi biz yapan şey. Anna RF çatısı altında olan müzisyenler çok farklı insanlar ve çok farklı müzikal geri planlara sahipler. Biz birlikte müzik yapmayı ve bu yaptığımız işleri de karıştırmayı çok seviyoruz. Bu gruptaki herkes bu yaratım sürecine kendi rengini katıyor.

Son dönemde batılı müzisyenler yeni fikirler ve yeni ilhamlar için doğu müziğini mercek altına aldılar. Bu işi doğal bir süreçte gerçekleştiren sizlerin gözünden bu eğilim sizce iyi mi? İşe yarıyor mu?

Tabi ki de. Genel olarak dünya güzel müzikler ve güzel sanatlar ile dolu. Aslında zihnini açabilirsen, ilhamı ve fikri her yerde bulabilirsin.

Gezdiğiniz ülkelerde yaptığınız işlerde oraların kültürlerine çok güzel bir şekilde adapte olduğunuzu görebiliyoruz ama stil olarak biraz farklısınız. Kendinize has bir stiliniz var. Bu size hiç zor zamanlar yaşattı mı?

Görünüşümüzle ilgili hiç sıkıntı yaşamadık. Sonuçta biz neysek oyuz ve bizi bu şekilde kabul eden insanlarla çok güzel vakitler geçiriyoruz.

Grubunuz ismi hem “ben biliyorum” hem de “ben bilmiyorum” anlamına gelen İbranice bir söylemden geliyor. Sormak zorundayız. Bildiğiniz şey ne? Bilmediğiniz şey ne? Bir cevap peşinde misiniz?

Biliyorum ve Bilmiyorum’u beraber söylemek, grubun konseptine çok güzel bir şekilde uyan bir söylemdi, Anna RF. Müziğimizdeki antik enstrümanlarla pozitif ve umut verici şeyler üretiyor olmamız gibi. Müzik yaparken bizi mutlu eden duygularla dramatik ve güzel şeyler ortaya çıkarmak gibi. Gerçekten biz de bazen ne yaptığımızı bilmiyoruz ama bu yolun bizim için en doğrusu olduğuna da güvenimiz tam.

Tekrardan youmladığınız “Weeping Eyes” Türkiye’de dini referanslar içeren bir şarkıda kullanıldı. Hiç o şarkıyı dinlediniz mi? Bu yorumu ortaya çıkaran ilhamınız neydi?

Bu şarkıyı ilk defa şarkıda de bize klarnetiyle eşlik eden Amir Bar-David’ten duyduk. Bize bu şarkıyı dinlettiği an, şarkıya aşık olduk. O an, orjinali Mikis Theodorakis’e ait olan bu parçanın kendi versiyonumuzu yapmaya karar verdik. Video için de Himalayalar’ın çok güzel ve güçlü bir mekan seçimi olacağını hissettik. Şarkılarımızda ve videolarımızda yerel geleneklerden ve etrafımızda olan doğadan etkileniyoruz. Buna başka örnek ise büyük üstad Aşık Veysel’in Uzun İnce Bir Yoldayım’ına yaptığımız Days and Nights yorumu. Kapadokya’nın o güzel dokusunda bir de video çektik.

Daha önce bir çok kez Türkiye’de bulundunuz ama ilk kez bir konser için burada olacaksınız. Sizden ne bekliyor olalım?

Evet, bir çok kez Türkiye’de ve İstanbul’da bulunduk. Burayı çok seviyoruz. Bizim için de ilk olacak bu konser. 22 Ekim’de ne olacağını beraber göreceğiz.

Son olarak, maymun arkadaşınızı soralım. O nasıl? 🙂

Maymun her zaman mutlu. Ne olursa olsun, maymun arkadaşımız hep mutlu. 🙂

SALI PAZARI: 11.10.16

AHMET’İN TEZGAHI:

Röyksopp – Never Ever feat. Susanne Sundfør

Albüm yapmayı bıraktık dediler ama bizi güzel şarkılarından ve videolarından ayrı tutmadılar.

The Weeknd – Starboy feat. Daft Punk

Şu “feat. Daft Punk” olayına bir türlü alışamasam da The Weeknd’in kestirdiği saçlarının açığını kapatan bir şarkı oldu Starboy.

MØ – Drum

Diplo’nun kanatları altına aldığı MØ, yeni bir albüm hazırlığında. Öncesinde ise yavaş yavaş ortamı ısıtmaya devam ediyor.

Nihil Piraye – Uçaklar ve Elmalar

Saykedelik sözleri ve pek güzel videosuyla Nihil Piraye ben uçak olamam diyor ama uçup gitmişler bile.

Sondre Lerche – I’m Always Watching You

Yaptığı müziklerde hep beni yakalayan bir şeyler var. Sizleri de yakalaması çok muhtemel.

Gosh Pit – Turn Blue

O vokal o arkadan gelen sesler. Anlayamazsınız. Anlamayı boş verin dinleyin.

HANDE’NİN TEZGAHI:

Foxygen – America

Müzikal anlamda bir Amerika turuna kim hayır diyebilir ki?

HÜSEYİN’İN TEZGAHI:

Solange – Weary

Her ne kadar siyahi bir kadının şiddet ve ucuz yaşam pazarında kendini bulup güvenceye alma çabasını anlatsa da parçanın büyüsü evrensel. Biçimi herhangi bir içerikle doldurulmaya müsait. Yumuşak bir elektroperküsyon ve minimal bir basla örülmüş parçaya Solange Knowles’un ipek sesi duavari yinelemelerle eşlik ediyor. Single olmasa da single olan parçalardan.

EGE’NİN TEZGAHI:

Danny Brown – Rolling Stone (feat. Petite Noir)

Danny Brown’ın resmen ağzım açık dinlediğim yeni albümü Atrocity Exhibition’ın ilk dinlemede en çok çarpan parçalarından biri. Danny Brown’ın eklektik tarzını çok iyi yansıtan şarkının karanlıklığı ve hafif New Order ve Depeche Mode havası beni benden aldı. Albümde daha iyi şarkılar yok değil ama Rolling Stone’un bende ayrı bir yeri oldu şimdiden.

Solange – Cranes in the Sky

Hem Solange’ın hem de Beyoncé’nin hem işitsel hem de görsel anlamda ustalık eserlerini yayınladıkları 2016 resmen Knowles kardeşlerin senesi oldu. Bu kadar muazzamlık artık fazla diyorum.

RÖPORTAJ: LUCY ROSE

Bu akşam Lucy Rose‘u ilk kez İstanbul’da Babylon‘da canlı canlı izleyeceğiz. Hazır kendisini bu kadar yakın bulmuşken eski albümleri, çay sevgisi ve yeni albümü hakkında lafladık. Çok da güzel bir sohbet çıktı ortaya. Buyrun;

Merhaba Lucy. Nasılsın?

İyiyim teşekkür ederim. İstanbul’da olduğum için çok heyecanlıyım.

İlk albümünü kendi çabalarınla kaydettin, ikincisinde ise Sony/Columbia ile anlaşman vardı. İki albümünün üretim süreci açısından karşılaştırmasını yapabilir misin?

İki albümünde süreci çok güzel geçti ama gerçekten de çok farklıydı. İlk albüm için sadece kendimi mutlu eden bir kayıt için uğraşıyordum fakat Sony ile imzaladıktan sonra kayıt şirketimi ve dinleyicileri mutlu etmem gerektiğini düşünerek üzerimde ufak da olsa bir baskı hissettim. Yine de birilerinin stüdyoya girmen için sana yatırım yapması bir onur oldu benim için.

Geçtiğimiz yıl yayınladığın ikinci albümde daha çok pop duyuyoruz. Sana da pek yakışmış aslında. Peki bunun nedeni Sony anlaşman mı ya da sebepleri neler?

Eminim ki bu doğal olarak gelişti. Albümü yazarken çok aşıktım ve evlendim. Sanırım bu duygular albüme sızdı. Açıkçası sonrasında Sony de bu daha mutlu tınlayan albümü çok beğendi.

Müziğin için her yerde bir deneysel lafı dolaşıyor. Sen kendini mi böyle tanımlıyorsun? Ya da insanlar senin hangi deneyimlerinden sana böyle bir sıfat atfetti?

Hiç haberim yoktu öyle bir sıfattan ama çok beğendim. Müziğimin beni çok iyi yansıttığını hissediyorum. Hatta bazen keşke bu kadar yansıtmasa diyorum. İnsanların müziğimin hakkında ne düşündüklerinden haberim yok. Müziğim hakkındaki her yorum bunun için beni hep şaşırtıyor çünkü bir şekilde insanların benim hakkımda ne düşündüklerini de yansıtıyor.

Şarkıların çok farklı mecralarda kullanıldı mesela bir şarkın anime açılış şarkısı olarak kullanıldı. Bu konuya bakış açın ne?

Bence dizilerin/filmlerin bu şekilde şarkıcılara destek vermesi çok güzel bir şey. Müziğin insanlara ulaşmasında büyük bir katkıları var. Hem bu sayede dizinin/filmin beğenilme şansı da oluyor. Bir şarkımın Girls‘de kullanıldığını hatırlıyorum. Çok mutlu olmuştum.

“Yeni dinleyiciler kazanma konusunda bu kadar endişeli olmamalıyım, var olan dinleyicilerimi ziyaret etmeliyim.” sözü bir şarkıcının söyleyebileceği en alçak gönüllü sözlerden biri. Fanlarının sayısı arttıkça her yeri gezmeye hazır mısın peki? Ya da fazla gezmekten dolayı pişman olacak mısın? 🙂

Eğer dinleyicilerim olmasa ben müzik yapmak için imkanım olmayacağı için imkanım oldukça onların yanına gitmekten ve onlara teşekkür etmekten büyük mutluluk duyuyorum. Onların yanına gidip nasıl bir bağ yakaladığımızı görmek çok güzel. Bunu görmek için de dünyanın her köşesine gitme fikrini de çok seviyorum. Şimdilik çaldığım yerdeki dinleyicilerimin mutlu olmasını görüyorum. Pişman olmak yok.

İstanbul’a ilk kez geldin. İstanbul ile ilk tanışman nasıl geçti?

İlk kez buradayım ve burası sihirli bir yer gibi. Dün çatıdan gün batışını izliyordum ve bu tarz tecrübeleri edindiğim için de kendimi çok şanslı hissediyorum. Burayı daha fazla keşfedebilmek için kesinlikle geri döneceğim.

Bir çay sever olarak buranın çayını denedin mi peki? 🙂

Evet dün sabah kahvaltıyla beraber denedim. Çok lezzetli ve insanın elini iyi ısıtıyor. 🙂

Geçtiğimiz günlerde yeni albümün müjdesini verdin. Yine daha farklı bir Lucy Rose mu göreceğiz? Beklentilerimiz ne olmalı?

Yeni albüm Ocak’ta çıkacak ve ilk iki albümümden bazı şarkıların akustik versiyonları olacak. Şarkıların yeni hali daha gerçek ve daha ham olacak. Beni akustik hallerimle seven dinleyicileri çok mutlu edecek.

Son olarak bugün konser alanında olacak insanlar sahnede ne görecek? Onlara demek istediklerin neler?

Öncelikle beni buraya getirttikleri için kendilerine çok teşekkür ediyorum. Bu akşam sahnede çok içten bir Lucy Rose olacak ve sanırım istedikleri bütün şarkıları çalmış olacağım.