krchmt

5 ADIMDA HEPSİ’DEN BJÖRK’E

“Dünya küçük” ya da bilimsel söyleme şekliyle, “dünyadaki her insana en fazla altı adımda ulaşabilirsin” derler. Söyledikleri doğru ya da yanlış ama insanlar arasındaki bağlantıları incelemeyi hep merak etmişizdir. Tabii konu müzik olunca bu bağlantıları takip etmek çok daha eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Biz bu oyunu çok oynuyoruz ve bu sefer 6 adımda Hepsi’den Björk‘e ulaştığımız bu akışa sizi de davet ediyoruz.

Bir zamanlar Türkiye’nin fenomen “kız grubu” Hepsi‘yi başlangıç noktamıza koyduk.

Gruptan ayrılıp solo işler yapmaya koyulan Gülçin Ergül yaptığı coverlarda Daft Punk‘a da el atmıştı.

Daft Punk ikilisi Thomas Bangalter ve Guy-Manuel de Homem-Christo Kanye West’in Yeezus albümünde 3 parçanın yapımcısı olarak yer almıştı.

Yine aynı albümde yapımcı olarak yer alan prodüktör Arca, son iki Björk albümü Vulnicura ve Utopia’nın da yapımında rol almıştı.

XXF – VERY VERY FRENCH: 2017

Sene sonu Babylon‘a Fransız rüzgarıyla geldi. Artık geleneğe dönmeye başlayan Fransız Kültür Merkezi‘nin Babylon işbirliği ile düzenlediği XXF – Very Very French Festival ile yine Fransa’nın müziğinin nabzını tutuyoruz. Bu sene kimler geliyor şöyle bir bakalım.

Amadou & Mariam (23 Kasım)

Afro-Beat’e ilgi duyanlar için kaçırılmaz bir konser ayağınıza geliyor. Usta ikili yakın zamanda çıkardıkları albüm La Confusion‘ın turnesi dahilinde 23 Kasım’da Babylon’dalar.

Kartell (24 Kasım)

Fransızlara +5 DJ’lik yeteneğini kim verdiyse ülkeden çıkan herkes yetenekli DJ. Buyrun Kartell‘e kulak kesilin.

Cézaire (24 Kasım)

Kartell ile aynı gece Babylon sahnesi paylaşacak başka bir DJde Cézaire olacak.

Erik Truffaz (25 Kasım)

Biz onu seviyoruz, o da bizi. Erik Truffaz bir kez daha İstanbul semalarında.

Vincent Peirani & Emile Parisien (30 Kasım)

Akordeon ve saksafon sesini sevenler için yaratılmış ikili 30 Kasım’da Babylon’da. “Nasıl bir performans beklemeliyiz?”in cevabı aşağıdaki videoda.

Amine Edge & Dance (2 Aralık)

Elektronik müziğin daha genç sayılacak dallarından biri olan G-House‘un önemli isimlerinden birini, Amine Edge & Dance’ı buralarda görmek büyük mutluluk. Babylon koca bir dans pisti olmaya tekrardan hazır.

Aquaserge (6 Aralık)

Fransız saykodeliği de bir başka oluyor. Grubun üyeleri Tame Impala, Melody’s Echo Chamber gibi grupların birer parçaları olsa da hiçbir filtreden geçirmedikleri şarkılarını Aquaserge ile bizlerle paylaşıyorlar.

Juniore (6 Aralık)

Yetenekli vokali ve Retro kafasıyla parlayan Anna Jean önderliğindeki indie pop grubu Juniore, bu seneki XXF keşfimiz olabilir. Merakla 6 Aralık’ı bekliyoruz.

BİR HARİTA: EZHEL’İN KONSER VERDİĞİ ŞEHİRLER

Ezhel‘in Facebook sayfasını takip ediyorsanız siz de fark etmişsinizdir iki günde bir konser verdiğini ve bu konserlerin de İstanbul-Ankara ikilisinin dışında şehirlerde olduğunu. Bizim de aklımıza gittiği şehirleri Türkiye haritasına döksek nasıl bir tablo ile karşılaşırız fikri düştü. Müthiş prodüksiyon yapamadık ama sade bir görselle bu fikrimizi size sunuyoruz.

Sarı renkler Ezhel’in konser verdiği şehirleri temsil ederken, yeşil renkler yakın gelecekte planlanan konserlerin şehirlerini temsil etmektedir.

*Harita Ezhel’in Facebook sayfasındaki bilgilerle hazırlanmıştır.

Gayet kapsayıcı bir haritaya sahip olsa da bir gün her yeri sarı yapması dileğimizle.

UPSIDE DOWN’UN POPÜLER ŞARKILARI

Stranger Things ile hayatımıza giren bir dünya Upside Down’a ilgimiz büyük. Bu ters dünyayla paylaştığımız şeyler belki de mekanlardan fazladır dedik ve Upside Down‘da bolca dinlenildiğine inandığımız şarkıları şöyle bir sıraladık.

Björk – Jóga

Upside Down biraz İzlanda’ya benzemiyor mu? O zaman tabi ki Björk çok dinleniyordur orada.

Portishead – Roads

Aslen Upside Down’lu olan grup memleketinde meşhur değil mi zannettiniz?

The Rolling Stones – Paint It, Black

Upside Down neden bu kadar karanlık diye sormadan önce oranın popüler şarkılarına bakmak lazım.

Baha Men – Who Let The Dogs Out

Duyduğumuza göre Demadog’ların kaçmasına kim izin verdi diye diye bu şarkı dinleniyormuş.

Fikret Kızılok – Bu Kalp Seni Unutur Mu?

Başta “Dart” olmak üzere vefalı yaratıklar böyle şarkılar dinlemesin de ne dinlesin?

Taylor Swift – Shake It Off

Her ne kadar farklı dünyalara sahip olsak da Taylor Swift’ten kaçış yokmuş. Orada da çok meşhurmuş.

SAYGI DURUŞU: AMERICANA

19 yıl önce bu günlerde, hatta tam tarih verelim 17 Kasım 1998’de The Offspring‘in fırtınalar estirirken çıkardığı albüm Americana dönüyoruz. Bir kısım The Offspring hayranı için grubun punk-rock’tan uzaklaşması diye nitelendirilirken, tam tersine punk-rock’la zamanını yansıtan bu albüm bir saygı duruşunu hak ediyor.

Welcome isimli introsuyla açılan albüm Have You Ever ile de hızlı bir giriş yapıyordu.

Pretty Fly (For A White Guy) ise 90’lar şarkı listelerinde sağlam bir yer edindi.

Ama albümde bir şarkı var ki gerek sözleri gerek ritimleriyle albümün saygı görmesindeki en büyük etken. Tabi ki The Kids Aren’t Alright‘tan bahsediyoruz.

Albümün bütün için de Spotify sayfasını şöyle bırakalım. Bol punk’lı bir gece dileriz.

GELİYOR: CAMEL

Buralara gelmeleri için kaç kampanya düzenlendi biz unuttuk ama bugün Zorlu Performans Sanatları Merkezi‘nden müjdeli haber geldi. 23 Mayıs‘ta Camel‘ı canlı canlı izleyecek olmak bizi heyecanlandırdı. Rajaz’ı da şöyle bırakalım da güzel anılar canlansın.

TANIŞIN: MMODE

Belfastlı iki kardeşin bir araya gelip oluşturabileceği en iyi şeylerden birini size tanıtmak boynumuzun borcudur. Bu yüzden burada sizinle MMODE‘u tanıştırmak için toplandık. Lucy Gaffney ve Thomas Gaffney isimlerine sahip, sahne tozu yutmuş iki kardeşin Ağustos ayında kurdukları yeni projenin ismi MMODE. Lucy’nin sesi hakkında görüşlerinizi dinledikten sonra edinirsiniz. Yine de önden söylemiş olayım. Sesi bir harika. Asıl şarkılarında güzel bir yemeği oluşturan malzemelerin uyumu gibi hissedebileceğiniz bir uyum var. Şöyle bir örnek ile başlayalım;

Projenin kurulmasıyla birlikte yayınlanan EP ile aynı ismi taşıyan Gustav. Çok tadında bir davul ve gitar ritmi, “ben buradayım” diyen bir bas gitar ve alttan alttan işleyen bir altyapı, MMODE’un yeteneklerini ortaya çıkardığı bir vokal. Tam olarak bu grupta iş var diye bağıran bir parça.

Gustav’dan Waiting In The Desert‘ın video klibine geçiş yapıyoruz;

Video ve şarkı hakkında konuşmadan önce şöyle bir kimlerden ilham aldıklarını sıralayalım. Zero 7, Portishead, Groove Armada, Slowdive, Brian Eno, Air, Gorillaz. Böyle bir ilham tablosundan daha bir sürü şarkı ortaya çıkmasını merakla bekliyoruz. Neyse, Waiting In The Desert’e dönelim. MMODE kardeşlerin baş rollerini paylaştığı klip, müziklerinin samimiyetinde bir video olmuş. Şarkı ise 8 Aralık‘ta yayınlanacak grupla aynı ismi taşıyacak olan MMODE albümünün hem habercisi hem de açılış parçası oldu. Şimdiye kadar çıkardıkları işlerle bizi çok güzel bir albüm olacağına inandırdılar.

Şöyle de nerelerden takip edebilirsiniz bırakmış olalım;

Facebook

Twitter

Spotify

FREE FRIDAY THE 2ND (KRCHMT)

İnternette gördüğümüz her şey bizim midir? Yahut bir şeyi internette yayınlıyorsak o bizim olmaktan çıkar mı? Şimdilik sadece soruyorum. Belki ileride cevaplarını beraber buluruz.

Neyse ben bildiğim konuya geri döneyim. Şu müzik konusunun içinde olduğu kadar karşı olmanın “havalı” zannedildiği bir başka konu görmedim. Bakın alternatif olma demiyorum karşı olmaktan bahsediyorum. Tabi bir de bilmeden, dinlemeden işkembeden sallama durumu var ki o bütün hayatımızda zuhur ettiği için özellikle müzik konusunda olanı istisna tutamıyorum. Bu büyük yanılgının da ayyuka verdiği yer, Coldplay karşıtlığı. Coldplay’a karşı olmanın “havalı” olduğunu düşünüp karşı olanlar diye bir topluluk var mesela. En bilindik örnek diye sundum sonra yok sen bu kadar yaygarayı Coldplay övmek için mi kopardın demeyin. Konuşulmuyor diye bunu böyle zannetmeyin. Siz gençler ve kendini genç hissedenler, siz de bu büyük yanılgıya düşmeyin.

Coldplay dinleyeyim de gevşeyeyim. Gevşeyemedim. Konser dans etmeye müsaitse o konserde dans edilir arkadaş. Dans etmeyi insanlara fazla gören Karşı’lara da buradan selam.

Play Tuşu’nun atarlı yazılarını yakından takip ediyorum. Ve bütün sorunlarımızın ülkemizde tam anlaşılmadığına inandığım özgürlük kavramından ortaya çıktığına kanaat getirdim. He tabi siz böyle bir kanaat getirmemekte de özgürsünüz.(?)

Neyse, konuyu Arctic Monkeys’e bağlıyorum. Arctic Monkeys kadar yaşına uygun müzikler yapan başka bir grup görmedim. 1986 doğumlu Alex Turner ile yakın bir yaşta olduğum için beraber büyüdük diyebilirim. Tabi o Sheffield‘ta büyürken ben Kocaeli‘de büyüdüm. Bunları niye anlattım. Şimdilerde yeni bir albüm dedikodusu dönüyor ve bu albümün tam bir otuzlu yaşlar albümü olacağını öngörüyorum ve büyük bir heyecanla bekliyorum. Bizi hiç bırakma Arctic Monkeys emi?

Balkan ritimleriyle nasıl doğru şarkı yapılır? Örnek;

Balkan ritimleriyle nasıl yanlış şarkı yapılır? Örnek;

Arada kulağınızı sıfırlayın ki güzel şarkıların değerini daha bir anlayın. Sağlıcakla kalın.

FREE FRIDAY (KRCHMT)

Her tarafımız kalıp olmuşken kalıp yıkmak yine bize düştü. Havalı bir giriş yapmaya çalışırken hiç de havalı olmadığını fark ettim. Onun için okuduğunuz cümleyi unutmaya çalışın. Ben de o sıra acaba kelimeler arasında iki boşluk bıraktım mı diye kontrol edeyim. Bir sonraki cümlede buluşuruz.

Ayşe Hatun Önal‘ın Dur Dünyam şarkısındaki “Asice yaşadım her daim bu hayatı, hayat hep hayalimdeki” diyecekken “hayat çok bayat” kandırmacası yaptığı kısma bayılıyorum. Zaman zaman şarkıyı açıp sadece o kısmını dinliyorum.

Rick and Morty için hazırlanan Exquisite Corpse videosunu izlediniz izlemediyseniz videoyu şöyle bırakıyorum;

Ama asıl anlatmak istediğim video değil, kullanılan müzik. Run The Jewels‘in Thursday in Danger Room‘undan bahsediyorum. Son zamanlarda gördüğüm en güzel sözlere sahip şarkı.

Yüzyüzeyken Konuşuruz‘un Ne Farkeder‘inin kafasıyla Arctic Monkeys‘in Why’d You Only Call Me When You’re High?‘ın kafası aynı. Peşpeşe bir dinleyin bana hak vereceksiniz. He bir de Ne Farkeder’in Pink Floyd’un On The Run’una geçecekmiş gibi sona ermesi var.

Free Friday dedik ama son olarak biraz da istatistiklerden bahsedelim. Nielsen Müzik‘in yaptığı araştırmaya göre bu sene ilk defa A.B.D’de R&B/Hip Hop müzik türü Rock‘un önüne geçerek toplam müzik tüketimdeki en büyük paya sahip olmuş. Streaming tarafını bir kaç senedir domine ettikten sonra toplam müzik tüketiminde de %25.1 ile birinci olmuş. Yakın zamanda R&B/Hip Hop fırtınasını Türkiye’de de hissetmeye başlarız diyeceğim zaten yavaş yavaş başladık. Ezhel‘i duymayan kalmamıştır.

SAYGI DURUŞU: BABYLON’UN ÖNÜ

Mekanın dışına taşmanın en güzel noktalarından biri için,  Babylon’un önü için saygı duruşundayız. Üzerinden 3 sene geçmiş olmasına rağmen bir kapının fotoğrafını görsen duygulanır mısın diye sorsalar, açıkçası dalga mı geçiyorsun derdim. Şimdi bu şakayı Babylon’un Asmalımescit’teki kapısının fotoğrafını görünce gerçek kılıyorum.

Peki neydi Babylon’un önünü bu kadar hatırlanır kılan?

İlk nedeni sanırım isminde gizli. Adı üstünde, Babylon’un önü. Ipod’umda ve kalbimde özenle taşıdığım isimleri 1 metre bile olmayan mesafelerden izlememi sağlayan bir mekanın kapısının önünden bahsediyorum.

Sonra Babylon’un önündeki o ruh, az sonra çıkacak ismin hayranları olarak Babylon önünde toplanmış olmak, içeride pahalılaşan içkilerden önce son bir büfe seferi, konserin başladığını haber veren zil sesi.

Babylon Önü

Bir gelenin bir daha geldiği bir mekan olarak Babylon’un önünde oluşmaya başlayan tanıdık yüzler, daimi üyelerin hiç değişmeyen yerleri, içeride danslar konuşacağı için son demlerini yaşayan çeneler, az sonra çıkacak ismin dedikoduları, müzik sohbetleri…

Artık öyle bir raddeye gelmişti ki sadece Babylon’un önünde takılmak diye yeni etkinlikler türemişti. İçerisi kadar dışarısını da özleyeceğimiz bir mekanın anısı hala sıcacık bir şekilde hafızamızda.

Kapının fotoğrafını da şöyle bırakayım da beraber duygulanalım.

Babylon Önü 2

BİR KÜLTÜR SANAT KART HAYALİ

İKSV Kültür Sanat Kart alabilecek koşulları fazladan bir diploma ile kaçırsak da hayallerimizden mezun olmadık ya. 1000 üniversite öğrencisine verilen yıl sonuna kadar İKSV’nin bütün etkinliklerinde geçerli olacak 250 TL değerinde bir kartı kim istemez ki? Eğer böyle bir kart bize çıksa nasıl kullanırdık diye düşündük. Ortaya kart sahiplerine rehber olabilecek bir yazı çıktı.

Öncelikle kullanacağım limite değsin ve biraz daha klasik müzik dinlemek istiyorum diyenler İstanbul Müzik Festivali‘nin 29 Mayıs akşamı gerçekleşecek açılış konserine ve 5 Haziran’da Zorlu PSM Drama Sahnesi’nde gerçekleşecek La Stravaganza‘ya göz atabilir. Toplamda 80 TL’lik bakiye kullanımıyla çok güzel iki gece geçirebilirsiniz.

36. İstanbul Film Festivali‘nde 5 – 15 Nisan tarihleri arasındaki bütün hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seanslarına 1 liradan izleme şansına sahip olacak öğrenciler olarak toplamda 24 liraya 8 günlük film maratonu yapabilirsiniz. Yaklaşık 1 seans fiyatına 24 festival filmi izlemek öğrenciliğinizin güzel anılarından biri olabilir.

24. İstanbul Caz Festivali‘nde ise flemenko’ya ilgi duyuyorsanız tüm bakiyenizi bile yatırmayı isteyeceğiniz bir konser sizi bekliyor. Üstelik bakiyenizinden sadece 50 TL eksiliyor. Flemenko gitar virtüözü Paco De Lucia anısına gerçekleşecek Beyond The Memory, 8 Temmuz’da Zorlu PSM’de sahnede olacak. Radiohead’in gitaristi Jonny Greenwood ve grubun görünmeyen elemanı Nigel Godrich’in katkılarıyla hayata geçen Shyle Ben Tzur ve The Rajastan Express’in projesi Junun, Uzakdoğu müziği ile elektronik müziğinin birbiri içine geçeceği bir gece vaat ediyor. İlgilisinden de bakiyesinden 50 TL’sini istiyor. Bir gece de yüksek dozda Türkiye bağımsız sahnesine maruz kalmak isteyenler için de adres belli; Gece Gezmesi. 6 Temmuz’da Kadıköy’de farklı mekanlarda gerçekleşecek gün, Ceylan Ertem, Gevende, Son Feci Bisiklet, Jakuzi, Kolektif İstanbul, Cenk Erdoğan & Mehmet İkiz “Lahza”, No Land gibi isimlerle güzel bir özet olacak. Bu gece de bakiyenizden 60 TL’ye göz dikiyor.

Gelelim çok bir sevdiğimiz, küçük ve samimi konser salonu, Salon İKSV’ye. Bu 28 Nisan’da kartınızda bir The Radio Dept. yeri açmanızı kesinlikle öneriyoruz. Hele ki ilk defa Salon İKSV’ye gidecekseniz ideal bir başlangıç. Bakiyenizden kullandığınız 56 TL’yi tam anlamıyla karşılayacak bir deneyim olacaktır.

Forest Swords ise elektronik müzik sevenler için Salon İKSV atmosferini anlamanızı sağlayan önemli bir konser olacaktır. 35 TL yer kaplamasıyla da kartınıza çok bir yük bindirmez.

Salon İKSV’nin tadı damağında kalanlar için sonbahar sezonuna yer ayırmalarını da şiddetle tavsiye ediyoruz. Son olarak da bizden tavsiye biletlerinizi İKSV ana gişesinden alarak da daha verimli kullanabilirsiniz.

Biz Kültür Sanat Kart’a sahip olamayanlar olarak da avuntuyu Lale Kart’lar da bulduk. Salon İKSV’yi ikinci evi yapanlar için Mavi Lale Kart sahibi olmak cüzdan hafifletiyor. 50 TL karşılığında sahip olduğumuz kart bütün Salon İKSV konserlerinde %10 indirim sağlıyor, bir nevi 10 konsere gidene bir konser hediye ediyor. Önümüzdeki yıllar için de daha güzel avantajları olan ama daha pahalı olan diğer renk Lale Kart’lara da göz koyduk. Siyah kuşak, pardon siyah renge sahip olmaya geliyoruz.

RÖPORTAJ: GOGO PENGUIN

Piano, davul ve bas gitarla harikalar çıkaran insanlar, GoGo Penguin ile Babylon konseri öncesi kısa bir sohbet etme şansı bulduk. Grubun son albümü Man Made Object, gitarsız bir grup olmak ve tabi ki de Manchester üzerine tatlı bir muhabbet ortaya çıktı. Yeni bir albüm üzerine çalışıyor olmaları da bizden size bir sürpriz olsun.

Merhaba! Nasılsınız?

Çok iyiyiz, teşekkürler! An itibariyle SXSW için Austin’e giden bir uçuştayız. Güne biraz erken başladık dolayısıyla yorgunuz ama iyiyiz!

GoGo Penguin’in hikayesi nedir? Yeni takipçileriniz için bir kez daha GoGo Penguin’i nasıl bir araya getirdiğinizi anlatabilir misiniz?

Manchester’da çaldığımız gruplar aracılığıyla uzun yıllardır tanışıyoruz aslında birbirimizle. 4 yıl kadar önce bir araya gelip müzik yapmaya karar verdik ve hemen uyuştuk. Grubun gideceği yön konusunda hepimizin benzer bir fikri var gibi görünüyordu ama bir yandan da hepimizin farklılıkları, kişisel zevkleri ve fikirleri var. Bence GoGo Penguin’in olduğu şey olmasındaki en önemli etmenlerden biri bu.

Geçen yıl üçüncü albümünüz Man Made Object’i yayınladınız. Albüm süreci nasıldı?

Çok çalışma gerektirdi ve oldukça yorucuydu ama sonuçtan memnunuz. v2.0’daki çalışma şeklimizle bazı benzerlikler vardı ama genel olarak kendimizi ve müziğimizi zorlamaya ve yeni fikirler ve yazım yaklaşımları denemeye çalışıyoruz. Biraz uzak bir geçmiş gibi geliyor, o yüzden detayları hatırlamak zor.

GoGo Penguin şu an müziğe yeni bir grup olarak başlasaydı, bir şeyler daha farklı olur muydu?

Biz her zaman müzisyen olarak (hem bireysel anlamda, hem de grup olarak) kendimizi zorlamaya çalışıyoruz. Dolayısıyla şu an yaptığımız gibi, o an yapmak istediğimiz müziği yapardık. Bizi ve müziğimizi şekillendiren çok fazla etmen olduğu için söylemesi zor tabii ki ama şimdiki gruba bakarsak eminim aynı şekilde yaklaşırdık; içgüdülerimizi dinler ve şu an yapmak istediğimiz müziği yapıyor olurduk.

Grup piyano, bas ve davuldan oluşuyor. Bir gitaristiniz yok. Bu grubu nasıl etkiliyor?

Piyano, bas ve davul kombinasyonuyla yapılabilecek o kadar çok kombinasyon var ki henüz başka bir enstrümanı dahil etme ihtiyacı hissetmedik. Bu kombinasyonla yapabileceğimiz daha çok şey var ve sürekli yeni şeyler deniyoruz dolayısıyla eminim başka enstrümanlar dahil etmeye de ihtiyaç duymadan önce keşfedebileceğimiz çok şey var.

Farklı müzik türlerinde etkileniyorsunuz dolayısıyla yakın zamanda GoGo Penguin’in neler dinlediğini duymak isteriz. Müzik dışında da nelerden etkileniyorsunuz?

Alabildiğimiz her yerden ilham alıyoruz. Edebiyat, tasarım, sinema, bilim, teknoloji, tinsel mevzular… Her yerde bir takım fikirler var; gözlerimizi ve kulaklarımızı açık tutmaya çalışıyoruz. Yeni bir fikrin nereden geleceğini asla bilemezsin. Son zamanlarda oldukça fazla müzik dinliyoruz. Tamamını listelemek zor ama birkaç örnek vermek gerekirse Lorn, Ital Tek, Tim Hecker, Jon Hopkins ve Nils Frahm.

Müziğinizi anlatırken Manchester’dan bahsetmeyi asla atlamıyorsunuz. Manchester sizi nasıl etkiliyor?

Hepimiz uzun süredir Manchester’da yaşıyoruz ve çevrenizin üzerinizde önemli bir etkisi olduğuna eminim; günlük modunuz, çevrenizdeki kültür, arkadaşlarınız ve diğer müzisyenler… Tabii ki Manchester’ın harika bir müzik tarihi var ama aynı zamanda bütün türlerin bir araya geldiği, müzisyenlerin tanıştığı, birlikte çalışıp fikirler paylaştığı harika bir de güncel müzik ortamı var. Her türden müzik yapabilme özgürlüğü her birimizin müzisyen olarak gelişiminde önemli bir rol oynadı.

İstanbul’da pek çok dinleyiciniz var ve pek çok konser verdiniz. Spotify’da İstanbul dinleyici sayısı bakımından 5. sırada. Burada bu kadar sıkı bir bağ kurmayı nasıl başardınız?

Dürüst olmak gerekirse emin değilim. İstanbul’da her zaman harika vakit geçirdik ve hep iyi karşılandık. Konserlerdeki ortam hep çok güzel ve burayı bizim için her zaman geri dönmek isteyeceğimiz bir yer kılıyor. Buradaki gazetecilerden inanılmaz bir destek aldık ve görünen o ki dinleyicilerimiz de müziğimizi yayma konusunda oldukça iyi bir iş çıkarıyor. Geri dönmek için can atıyoruz!

Yakın zamanda GoGo Penguin’den nasıl projeler beklemeliyiz?

Şu an yeni albümümüz üzerinde çalışıyoruz. Daha ilk zamanları ama şimdiye dek ortaya çıkan şeyler bizi heyecanlandırıyor. Bir yandan da Koyaanisqatsi isimli bir film için yaptığımız müziklerin performanslarını gerçekleştiriyoruz. Eminim ileride daha fazla şey olacak ama şimdilik bunlar bizi meşgul tutmaya yetiyor!

Bize zaman ayırdığınız için teşekkürler.

Rica ederiz! Biz teşekkür ederiz, yakında görüşmek üzere!

*Röportaja katkıları için Suat Akbulut’a teşekkür ederiz.

RÖPORTAJ: SEAFRET

İngiltere’nin küçük bir kasabası Bridlington’da tanıştıktan sonra Londra’ya taşınıp şarkı yazmaya başlayan ikili, Seafret‘in yarısı Harry Draper‘a; kliplerinin sırrını, Ocean klibinde oynayan Maisie Williams’ı ve İstanbul konserini sorduğumuz kısa bir röportaj gerçekleştirdik. Salon İKSV’de gerçekleşecek konserleri öncesinde okumadan geçmeyin.

Öncelikle nasılsınız? Yeni yıl dilekleriniz ne durumda?

İyiyim. Yeni yıla ulaşabildiğimiz kadar insana şarkılarımızı çalabilmek için çıkabildiğimiz kadar tura çıkma amacıyla başladık. Dürüst olursam da tam olarak bu dileği gerçekleştirmek istemem. Hep ulaşabildiğimiz daha fazla insan olsun isterim.

Farklı bir tanışma hikayeniz var. Bizim için tekrar anlatır mısın?

Jack ile bir açık mikrofon gecesinde tanıştık. Jack ilk defa seyirci karşısında çalıyordu ve ben de oraya babamın country grubunda banjo çalmak için gitmiştim. Jack’in şarkı söylemesini duyunca büyülendim ve direkt onun yanına gittim. Kesinlikle beraber takılmamız gerektiğini söyledim. İkimiz de bu şekle dönüşeceğini tahmin etmiyorduk.

Klipleriniz çok etkileyici ve onları tekrar tekrar izlemeyi çok seviyoruz. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Sırrınız nedir?

Her zaman aşikar olanı yapmamaya çalışıyoruz. Her ne kadar şarkılarımızın çoğu aşk ve kayıplarla ilgili olsa da normal ilişkiler üzerinden düşünmemeye çalışıyoruz. Kalıpların dışında bir şeyler düşünmeye çalışıyoruz. Bizim için de eğlenceli bir durum.

Ocean’ın klibinde Game Of Thrones’un Arya’sı Maisie Williams’ı gördük. Peki bu nasıl gerçekleşti?

Klibin senaryosu üzerinde yönetmen Johnathon Entwistle ile beraber çalışıyorduk. Ortaya çıkan şeyden mutlu olunca yönetmenimiz bir kaç oyuncuya senaryoyu attı. Maisie Williams’ın kabul edeceğini öngörmüyorduk açıkçası ama kabul etti. 2 hafta sonra Doğu Londra’da bir sette klibi çekiyorduk. Çılgın bir andı.

Geçtiğimiz yıl ilk albümünüz Tell Me It’s Real’ı yayınladınız. Bu süreç sizin açınızdan nasıl geçti?

Üzerinde 2 yıldan fazla bir süre harcadığımız bir kayıt süreci oldu. Şarkıları yazmaktan başlayıp son rötuşlarını yapana kadar hep ağırdan aldık. Şarkılarımızı bütün dünyaya dinletmeden önce bize doğru hissettirmesi için üzerinde çok zaman harcadık. Albüm bitti dediğimiz an bizim için ürkütücü bir andı.

Tura çıktığınız zaman hangi şehri daha çok özlüyorsunuz? Londra mı Bridlington mu?

Benim için Bridlington. Tura çıkmak çok yorucu ve turun sonundan her zaman kırsal bir yere dönmek dinlenmek açısından daha iyi.

İstanbul’daki ilk konseriniz olacak. Peki daha önce İstanbul’da bulundunuz mu? Beklentileriniz ne?

Hayır, İstanbul’a da ilk defa geliyoruz. Şehriniz resimlerden güzel gözüküyor ve kesinlikle keşfetmek için zaman ayıracağız.

Konserinize gelecek insanlara ne tavsiye edersiniz? O gece neler göreceğiz ve duyacağız?

Her çıktığımız konserde eğlenebildiğimiz kadar eğlenmeye çabalıyoruz. Tell Me It’s Real albümünden şarkılar çalacağımız gibi birkaç yeni parça da çalacağız. Bir de konser sonrası gelen herkesle tanışmaya can atıyoruz.

 

FMK: AYŞE HATUN ÖNAL – SELAM DENGESİZ

2008 yılında yayınladığı Sustuysam albümden sonra verdiği uzun bir aradan sonra ikinci albümü Selam Dengesiz ile geri dönen Ayşe Hatun Önal, kolaya kaçmayan Türkçe Pop’un bayrak taşıyıcısı olduğuna beni ikna etti. Risk alan altyapılarıyla, özlediğimiz sesiyle; Selam Dengesiz, Sustuysam albümünün şans işi olmadığını gösteren bir albüm olmuş.

FUCK

Dengesiz

Albümün ilk şarkısı olmasıyla albüme ısındırsa da peşinden gelen şarkılardan dolayı bir heves olarak kalıyor. Bitse de diğer şarkılara geçsek dedirtiyor. Bir de abone kelimesi öyle bir yer edinmiş ki şarkı sonunda “şarkıyı beğenmeyi unutmayın.” diyecek diye tedirginlik yaşıyorum.

Sirenler

Marş gibi ilerleyen şarkı ilk duyduğum zaman pek bir ilginç gelse de zamanla ilgiyi kaybediyor. Ara sıra coşmak isteyeceğim vakitlerde hatırlayacağım bir şarkı.

Cehennem

Böyle tatlı tatlı Candan Erçetin havası aldığım şarkı, dikkati hep üstünde tutan altyapılarıyla pek bir güzel iş olmuş.

Çak Bir Selam (Gurcell Style Mix)

Daha geleneksel bir motifte ilerleyen şarkı hem kendini ispat etti hem de artık eskidi.

Şeytan Tüyü

Albümün gitarı en öne çıkaran şarkısı. Bir film için yazılmış olması birazcık hayal gücünü engellemiş. Yine de içeride ritmini değiştiren parçalar hoşuma gidiyor.

MARRY

Olay

Mahmut Orhan işi olduğu yüzlerce metre uzaktan anlaşılan şarkı, Ayşe Hatun Önal vokaliyle de bu albümün Kalbe Ben’î olacak gibi. Umuyorum bu birlikteliği ileride sık sık duyarız.

Dur Dünyam

Sustuysam albümüne güzel bir geri dönüş yaptırıyor. Bu vokal tarzında söylediği şarkılar daha etkileyici oluyor. Yalın bir house müzik altyapısıyla da desteklenince ortaya çıkan işi çok beğendim.

Güm Güm

Onur Özdemir birlikteliği şarkı, böyle risk alan bir albümün habercisiydi. Artık kendisi Onurr olsa da böylesine etkili bir insan olması hoşuma gidiyor. Kendisini her zaman görmek isteriz. Bu birliktelikten boş iş çıkmaz.

KILL

Beyaz Atletli

Şarkının başı acaba Hepsi grubu geri mi döndü diye düşündürüyor. Altyapısıyla albümün genel standartlarına yetişse de sözleriyle fazla ortalıklarda dolaşan pop şarkılarımızla paralel.

Devran

Sözleriyle o çok havalı Ayşe Hatun Önal’ın özel günlüğünü okumak gibi bir şarkı. Günlüğü okuyunca o da bizim gibi insan diyoruz ama ben Wonder Woman’ı görmek istiyorum.

Albüm kapağının güzelliği de şurada arz-ı endam etsin;

selam dengesiz

RÖPORTAJ: CRIPPLED BLACK PHOENIX

Zorlu PSM – Studio’da gerçekleşecek konserleri öncesi Crippled Black Phoenix‘in arkasındaki beyin Justin Greaves ile bir röportaj gerçekleştirdik. İlk defa İstanbul’da konser verecek grupla son albümleri, grup dışı projeleri ve İstanbul planları hakkında konuştuk. Bu cuma da canlı canlı dinlemeyi iple çekiyoruz.

Öncelikle nasılsın? 2016 yılı senin için yoğun bir yıl oldu.

Şimdilik her şey çok güzel. Röportaj için de teşekkür ederim.

Bronze albümünüz bize en karanlık albümünüz olarak geldi ve bu albümde çok hırslı duyuluyorsunuz. Sizce yeni albümünüzün eski albümlerinizden farkı ne? Siz kendiniz nasıl buldunuz?

Benim için zaten bütün albümlerimiz bir şekilde birbirinden ayrılıyordu. Bronze albümü ise benim gözümde en spontane ve en müstehcen albümüz oldu. Ama hep söylerim, eğer biz farklı albümden şarkıları aynı konserde çalarsak hepsini aynı albümden sayabiliriz. Bu şekilde düşünürsek yeni albümün de eskilerden farklı yok. Farklar sadece nasıl sunulduğuna bağlı. Tabii yine de ortaya çıkan işten mutluyum. Ve bu albümü gerçekten kendim de dinleyebiliyorum. Normalde kendi müziğimizi pek dinlemem ama bu albümü dinleyebiliyorum. Bu albümün en sevdiğim yanı ise prodüksiyon kısmı oldu. Karl Daniel Liden ile çalıştığımız üretim ve miksleme süreçleri çok güzel geçti. Kendisi mükemmel ve müziği anlayabilen insanlardan. Çok uyumlu olduk ve albümü dinlediğiniz zaman bu uyumu görmüşsünüzdür zaten.

2016 yılı sosyal ve politik olarak zor bir yıl oldu dünya için. Bir sürü de üzücü müzisyen kaybımız oldu. Bunların sizin albümünüze etkisi oldu mu? Sizin etkilendiğiniz şeyler neler oldu?

Bazı şarkılarımızda sosyal bir vicdan tabi ki de var. Sonuçta bugünlerde dünyada olup bitene kayıtsız kalamıyoruz. Yine de albümün temasında farklı bir yan var. İçimizdeki şeytanlar ile çatışma ve Crippled Black Phoenix’in yıllar boyunca karşılaştığı karmaşaların galip tarafında olması gibi farklı noktalarımız var. Bir güç gösterisi gibi ama bir yandan da bu kadar güçlü görünen bir şeyin altındaki kırılganlığı da anlatıyor. Merhum müzisyenler konusuna gelirsek de bu dünyadan göçüp gitmiş birinin bu dünyada kalanlara etkisinin pek olacağını düşünmüyorum.  Bunu hepimizin öleceğini unutarak da söylemiyorum. Temel olarak dinleyicilerimizden birkaçı bile bizim dikkat çektiğimiz sosyal konularla ilgilenmeye başlarsa bunu bir zafer olarak görürüz. Ya da mental sağlık problemeleri olan bir insan bizi dinleyerek yalnız olmadığını hissederse ben de güzel bir şeyler başardığımı hissederim. Bu yüzden de bu albüm biraz katartik, kafamdan fışkıran şeyler.

Son on yılın en üretken müzisyenlerinden birisiniz. Neredeyse 10 yılda 9 albüm çıkardınız. Hiç ara verme isteği duydunuz mu ya da başka projelerde yer almayı?

Evet aslında bir çok kez ara vermeyi düşündüm fakat hiç yapmadım. Hoş bu sene yeni bir projeye başladım World War isimli. Yeni proje bana yeni bir odak noktası verdi. Zaten yıllar boyu bir şeyin üstüne odaklanmaktan kaçınmayı da sağlıklı buluyorum ama ben ara vermeyi beceremedim. Denedim ama hep bir şeyler beni geri çekti. Artık tamamen bırakabileceğimi de düşünmüyorum, CBP benim bir parçam oldu.

Yakın zamanda bir röportajınızda müzik yapmaktaki en büyük motivasyonunuzun dinlemek istediğiniz müziklerin yapılmaması olduğunu söylemişsiniz. Yine de sizin de sevdiğiniz isimler olduğunu tahmin ediyoruz. Kimler var mesela öğrenebilir miyiz?

Vay canına, öyle bir şey mi demişim. Aslında bir sürü sevdiğim müzik var. Şimdi saymak zor ama yakın zamandan ilk aklıma gelenler;

Publicist UK – Forgive Yourself

Secrets of the Moon – Sun

New Model Army – Winter

Gost – Non Paradisi

Belinda Kordic ile birlikte Se Delan adı altında albüm yayınladınız böyle başka projeler olacak mı? Bir de bağımsız filmlere soundtrackler yaptınız. Bu alanda da sizi daha fazla görecek miyiz?

Belinda Kordic ve ben şu an yeni heavy metal grubumuz World War’ı oluşturuyoruz. Se Delan adı altında da bu sene bir şeyler yapmayı umuyorum. Film müzikleri de yapmayı çok isterim ama karşımıza ne çıkar şu an tam bilemiyoruz. Müzik yapmanın böyle bilinmezlik halini de çok seviyorum.

İstanbul’daki ilk konserin olacak. Peki daha önce İstanbul’da bulundun mu? Bir de buradan ayrılmadan önce İstanbul’da neler yapmayı planlıyorsun?

Havaalanındaki transferlerimi saymazsak ilk defa İstanbul’da bulunacağım. İlk defa da bir konser için buradayız. Heyecanlıyız ve büyük bir merak içinde bu konseri bekliyoruz. Yemekleri denemek ve birkaç mekana gitmek ise İstanbul’daki planlarımızdan ama ne yazık ki sadece birkaç gün kalacağız. Şehirleri keşfetmek daha uzun süreler istiyor. Yine de İstanbul’a çağırılmak bizim için bir onur oldu ve umuyoruz ki bu geliş buraya birçok ziyaretimizin ilki olur.

2016’NIN ŞARKI HASADI

2016’yı bu gece kapatıyoruz. Geçtiğimiz sene olduğu gibi bu senenin de muhasebesini yaptık. Bu sene yayınlanmış en sevdiğimiz şarkıları listeledik. Geçtiğimiz sene 10 yetmez 15 olsun demişiz, şimdi 15 de yetmedi 20 yaptık.

Keyifli dinlemeler, mutlu seneler!

Buse Özdelice:

Ahmet Karaca:

Cemre Coşkun:

Ege Kayalar:

Hande Yıldırım:

Ahmet Mert Çamgören:

Ronay Pekgöz:

SALON İKSV: 2017 BAHAR

2017 yılından çok beklentimiz yok açıkçası ama yine de Salon İKSV yüzümüzü güldüren az şeyden biri. Açıkladığı isimlerle yeni yılda da bizi bulabileceğiniz bir adres olarak devam edecek.

Seafret (1 Mart) : “Arya Stark” içeren klibiyle dikkatimizi çeken ama yaptıkları müzikle kalbimizde yer edinen Seafret, keşke gelse dediğimiz gruplardandı. 1 Mart’ta da buradalar. Daha ne olsun.

The Radio Dept. (28 Nisan) : Başımızın üstünde yeri olan grup The Radio Dept. tekrar Salon İKSV’de. Huzur bulmak için biraz bekleyeceğiz.

Nilüfer Yanya (27 Ocak) : Böyle bir sesin yankı bulmaması imkansızdı. Play Tuşu işbirliğinde sahne alacak Nilüfer Yanya’dan yana beklentimiz büyük.

Moddi (18 – 19 Ocak) : Arayı pek açmak istemeyen Moddi, tekrar Salon sahnesine çıkmaya hazırlanıyor. Bu sefer iki gece üst üste.

Riff Cohen (19 – 20 Nisan) : Sevenlerini daha da sevindirecek haber Salon İKSV’den.

Jakuzi (21 Ocak) : Son zamanların bu topraklardan çıkan en heyecan veren gruplarından. Biletinizi şimdiden alın sonraya kalmıyor.

The Dears (11 Şubat) : Montreal’den çıkıp hayatlarına kulaklara bayram olarak devam eden grup tekrardan performans sergilemek için İstanbul’dalar.

Ah! Kosmos (28 Ocak) : Şimdiye kadar Ah! Kosmos’u canlı dinlemediyseniz bizim hatamız, tekrar izlemek istememeniz de sizin.