krchmt

ORADAYIZ: %100 MÜZİK: INDIECITY VI

5 senedir İstanbul sahnesine farklı bir renk katmayı dert edinmiş bir topluluğun, Partapart‘ın düzenlediği festival IndieCity‘nin 6.sının vakti geldi. Bu akşam Salon İKSV‘de başlayacak 3 günlük festival, Salon’un yanında Mama ve Minimüzikhol’e de taşacak. Biz de bu akşam Aisha Devi‘nin yaşatacağı farklı bir deneyim için Salon’da olacağız.

Bütün programı da şöyle bırakalım:

5 MUHTEMEL NEDEN: KULAKLIK KABLOLARINI GİYSİLERİNİN ALTINDAN GEÇİREN İNSANLARIN KAYBOLUŞU

5 muhtemel neden; yaşadığımız şeylere, başımızdan geçenlere, unutulan kavramlara, dünyada olup biten olaylara kendimizce bir isyanımız. Yaptığımız sorguların, üstünde düşünmeye harcadığımız saatlerin ürünü. Bundan sonra bazı bize sorulan veya sorulmayan; bize düşen ya da düşmeyen konulara 5 muhtemel neden’imizle dahil olacağız. İlk olarak da kendimize kulaklık kablosunu kıyafetlerinin altından geçiren insanların kayboluşunu dert edindik. Buyurun;

Bir dönem bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptığımız bir eylem vardı; kulaklık kablosunu giysilerimizin altından geçirmek. Peki biz bu alışkanlığı neden terk ettik? Neden artık kulaklık kablosunu kıyafetlerinin altından geçiren insanlar etrafta yoklar? Bu tip düşüncelerinizin ilacı olduğumuzu bildiğiniz ve bunu bir görev olarak gördüğümüz için bunun peşine düşüyoruz. Aslında bize de sorsanız biz de “bize ne derdik” ama olsun. Ama dedik ya bize sorulan veya sorulmayan; bize düşen ya da düşmeyen konulara dahil olacağız. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Ayrıca soru bir kez akla düştü mü cevabını bulmadan insan huzura eremiyor.

Bu sorgulamayı kendimizce belirli bir mantığa oturttuktan sonra gelelim bu konudaki tahmini nedenlerimize;

1) Mikrofonlar

Bundan çok değil daha beş sene önce çoğu kulaklık bir mikrofona sahip değildi. Müzik dinleme dediğimiz eylem telefondan bağımsız bir şekilde icra edilir ve bir mikrofona ihtiyaç duymazdı. Kolaylıkla kulaklığın kablosunu istediğimiz yerden dolandırma özgürlüğümüz vardı. Şimdi ise kulaklık kablosunu kıyafetlerin altından geçirmeye çalışsak mikrofona erişim zorluğu çekeriz.

2) Telefona Bağlanması

Bir önceki sebepte de belirtiğimiz gibi şimdilerde kulaklıklarımızı genellikle telefona bağladığımız için eğer kablonuz 5 metre falan değilse telefonla ilgilenme konusunda sıkıntı yaratacaktır.

3) Kablosuz Kulaklıklar

Yani bunu açıklamamıza gerek yok ama sonuçta geçerli bir neden. Tabii insanlar görünmez kablolarını giysilerinin altından geçirmiyorlarsa.

4) Apple Kulaklıklarının Dokusu

Etrafta gördüğümüz kadarıyla telefon alan bir daha kulaklığa para harcamak istemediğinden kutudan çıkan kulaklıklarını kullanıyor. Denediğimiz kadarıyla da ten için güzel bir his bırakmıyor bu kulaklıklar.

5) Kader

Nerede yaşadığımızı unutmaya gerek yok. Göklerden gelen bir karar da olabilir.

Muhtemel nedenlerimizi saydığımıza göre o güzel insanların kayboluşuna bir ağıtla üzülelim;

AYŞE HATUN ÖNAL’IN İZİNDE BİR BİLİM İNSANI: ELON MUSK

2008 yılında Ayşe Hatun Önal, Sustuysam isimli şaheserini yayınlarken Elon Musk kendi deyimiyle hayatının en kötü yılını geçiriyordu. Peki bu tarihten sonra ne değişti? Tahminimce Elon Musk, Ayşe Hatun Önal’ın Marslı şarkısını dinlemeye başladı. Ne saçmalıyorsun sen diyenler için ise madde madde bu tezimi kanıtlamaya geldim.

1-) İlk olarak Elon Musk’ın Mars takıntısı “Şu sıralar Mars’a taktım. Acilen gitmem lazım.” şarkı sözünden kaynaklanmıyorsa siyaseti bırakırım. Pardon müzik yazarlığını demek istedim.

2-) “Hani bir düğmeyle iki dakikada dünyanın bir ucuna gidemezsem diğer tarafa gözlerim açık gidecek galiba.” sözü Elon Musk’un yeraltında tünellerden seyahat edecek süper hızlı araçlarını (Hyperloop) tarif etmiyorsa neyi tarif ediyor siz söyleyin?

3-) “Düzenli çalışmak beni kasıyor. Çalışmayınca da boşluk içime doluyor.” sözünü duyması Elon Musk’ın kurduğu şirkete “The Boring Company” (Sıkıcı Şirket) ismini koymasını açıklamıyorsa ne yapıyor?

4-)  “Her gün yemek yemek yorucu geliyor bana. Bir hap atsam da karnım doysa.” sözlerini tam olarak kanıtlayamasam da Elon Musk’ta tam öyle bir tip var. Kesin ne zaman çıkacak bu yemek hapları diyordur ya da ne zaman üreteceğini planlıyordur.

5-) Aklınıza şarkının “Kimseyle tartışmadan fikirlerimin hepsi kabul olsa.” sözlerini getirin bir de Elon Musk’ın Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ile tartışmasını hatırlayın. Kendi dediğini kabul etmedi diye Mark’ı kıt zekalı ilan etmesini hatırlıyorsunuz değil mi?

6-) Son olarak “New York, Londra, Paris… Artık görmek istemiyorum!” sözleriyle Çin’e, Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerinin parelel olduğunu görmeyenlerin “büyük resim kursu” giderlerini Elon Musk karşılar artık o kadar parası var. Ben karşılayacak değildim ya.

Size bir de bu şarkıdan bir kehanet üreteyim. “Hani? nerde benim tahtım? Çabuk bulup getirsinler.” sözlerinden çıkarımla ileride bir gün Elon Musk kendine bir taht isterse herkes şaşırsın ama siz şaşırmayın. Biz bu günleri önceden hep biliyorduk diyebilin.

Şarkıyı da şöyle bırakayım belki siz de bir ilham alırsınız da bizim de güzel güzel bilim insanlarımız olur. Aman “Az çalışsam, çok maaşım olsa.” olsam sözlerinde takılıp kalmayın ama.

AMAN KOMŞULAR DUYMASIN: ŞARKI LİSTESİ EZBERLENE(MEYE)N ALBÜMLER

2017’nin üstünden daha çok sular akmadı ama aklıma bir soru takıldı. Acaba 2017‘de çıkan bir albümün şarkı listesini ezbere sayabilir miydim? Sayabilme ihtimalim olan albümleri şöyle bir düşündüm. Gorillaz‘ın son albümü Humanz bu fikrim için hem çok uzun hem de çok karışıktı. Ayşe Hatun Önal’ın Selam Dengesiz albümünü ise sayabilsem bir dert sayamasam ayrı dertti. Neyse Verite‘nin Somewhere in Between isimli albümünü de kafamın içinde deneyip başarısız olduktan sonra aklımda artık bir soru daha vardı. Peki ben bu soruyu bir Avaz toplantısında sorsam ne cevaplar alırdım.
Toplantı biterken aklımdaki bu soruyu dile getirdim. İlk deneyen Ege oldu. Hangi albümün şarkılarını saymayı deneyeceğini sorduğum zaman LCD Soundsystem‘ın American Dream’ini saymaya başladı. Hızlı bir giriş yapsa da 6. şarkıda takılan Ege havluyu da böylece atmış oldu.
Peşine mikrofonumuz Cemre’ye döndü. Kendrick Lamar‘ın DAMN. albümüne yürüyen Cemre, sırasız bir şekilde ama koşar adımlarla başladığı bu maratonda saymaya başladığı listeden 8-9 şarkı saydıktan sonra “Dilimin ucunda” evresine girdi. Şarkı listesine bakınca hepsinin tek kelime olması bu yazıyı yazarken gözüme çarptı. İyi deneme Cemre.

Burçak cephesinde ise aklında döndürdüğü bu soruya bir cevap bulamamanın bir hüznü çökmüştü. Bu arada Hande ise ellerini avuşturmaya başlamış da bizim haberimiz yokmuş. Sayma sırası geldiği zaman bütün sene övmelere doyamadığı Paramore‘un After Laughter‘ını saymayı bir nefeste bitirmişti bile. 12 şarkılık bu albüm listesini duraksama bile göstermeden saymasıyla bir anda gözler Hande’ye döndü. Birkaç defa acaba bir yerden mi okudu kontrolünden sonra artık yapabileceğimiz tek şey kalmıştı: Tebrik edip sayabileceği başka bir albümün olup olmadığı. Tekli veya playlist şeklinde müzik dinlenilen bir zamanda bir albümün şarkı listesini sıralı bir şekilde saymak gerçek bir yetenek. Ve bu yeteneğini Taylor Swift‘in Reputation albümü üzerinde bir kez daha gösteren Hande, hem Avaz’ı hem de albüm dinleyen herkesi bugünlük kurtarmış oldu.

Peki sizin hafızalarınızda durumlar nasıl? Ezbere sayabildiğiniz albümler var mı geçtiğimiz seneden? Varsa bir yazın da görelim hangi albümler aklınıza kazınmış?

2017: ST. VINCENT

Neden Değerli?: Nevi şahsına münhasır bir şarkıcı, St. Vincent’ın Pop dünyasına tüm özgünlüğüyle girdiği bir yılı yaşadık. Çıkardığı albüm Masseduction ile bu senenin en iyi işlerinden birini ortaya koydu. İsminden anlaşılacağı üzere “cazibe” kavramı üzerine kurgulanan Masseduction, müzik kısmında ise çok değişik referanslar duyabileceğiniz bir albüm oldu. Yer yer Pink Floyd ya da Beatles duyduğunuza kulaklarınızın inanamayacağı böyle bir pop albümünün altından kalkabilmek zor iş.

Neyi Değiştirdi?: Gelecekte popüler müziğin gideceği yönlerden birini açtığını söylesek abartmış olmayız. Zaten albüm için prodüktörünün Jack Antonoff olduğunu söylersek kafanızda bir şimşek çakabilir.

2018’de Ne Alemde?: Yakın gelecek için konuşursak turnede geçecek bir sene görsek de daha ilerisi için tahmin edilemez oluşu St. Vincent’ı çekici kılan unsurlardan. Sizlerle beraber bekleyip göreceğiz.

SAYGI DURUŞU: HAYVANLAR

Aslında Bir Konu Var‘ın klibi televizyonlarda dönüyorken hatırlıyorum, daha gün gibi ama üstünden 10 sene geçmiş neredeyse. Hazır Hayvanlar albümü dijital ortamlarda yerinin tekrar almışken bu efsaneye bir saygı duruşu da bizden gelsin.

2008 yılında çıkardığı bu albümle radarımıza giren Yasemin Mori toplamı 30 dakikayı bulmayan 9 şarkısıyla bizi bir ömür etkilemeyi başardı. Üstüne düşünmeye iten şarkı sözleri, zamanın sıkışık melodilerine açtığı savaş ve Kuzgun parçasıyla; zaman geçtikçe kavrayacağımız Türkiye’nin alternatif müzikteki altın çağına önemli bir tuğla oldu.

Konserleri ise bir başkaydı Hayvanlar albümünün. Nolur Nolur Nolur şarkısıyla sahnede bir oraya bir buraya koşan Yasemin Mori, eline megafon aldığı zaman sırasının geldiğini anladığımız Aptal şarkısı. Bütün şarkılarını ezbere bilen bir dinleyiciyle küçük bir mekanda bu albümün konserini dinlemiş olmak büyük bir şanstı ve biz bu şansa birden çok kez eriştik.

İster eski anıları depreştirmek isteyin ister bu efsaneyle tanışmak için bu kadar geç kalmış olun; sizi buradan Spotify’a yollayalım;

5 ADIMDA HEPSİ’DEN BJÖRK’E

“Dünya küçük” ya da bilimsel söyleme şekliyle, “dünyadaki her insana en fazla altı adımda ulaşabilirsin” derler. Söyledikleri doğru ya da yanlış ama insanlar arasındaki bağlantıları incelemeyi hep merak etmişizdir. Tabii konu müzik olunca bu bağlantıları takip etmek çok daha eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Biz bu oyunu çok oynuyoruz ve bu sefer 6 adımda Hepsi’den Björk‘e ulaştığımız bu akışa sizi de davet ediyoruz.

Bir zamanlar Türkiye’nin fenomen “kız grubu” Hepsi‘yi başlangıç noktamıza koyduk.

Gruptan ayrılıp solo işler yapmaya koyulan Gülçin Ergül yaptığı coverlarda Daft Punk‘a da el atmıştı.

Daft Punk ikilisi Thomas Bangalter ve Guy-Manuel de Homem-Christo Kanye West’in Yeezus albümünde 3 parçanın yapımcısı olarak yer almıştı.

Yine aynı albümde yapımcı olarak yer alan prodüktör Arca, son iki Björk albümü Vulnicura ve Utopia’nın da yapımında rol almıştı.

XXF – VERY VERY FRENCH: 2017

Sene sonu Babylon‘a Fransız rüzgarıyla geldi. Artık geleneğe dönmeye başlayan Fransız Kültür Merkezi‘nin Babylon işbirliği ile düzenlediği XXF – Very Very French Festival ile yine Fransa’nın müziğinin nabzını tutuyoruz. Bu sene kimler geliyor şöyle bir bakalım.

Amadou & Mariam (23 Kasım)

Afro-Beat’e ilgi duyanlar için kaçırılmaz bir konser ayağınıza geliyor. Usta ikili yakın zamanda çıkardıkları albüm La Confusion‘ın turnesi dahilinde 23 Kasım’da Babylon’dalar.

Kartell (24 Kasım)

Fransızlara +5 DJ’lik yeteneğini kim verdiyse ülkeden çıkan herkes yetenekli DJ. Buyrun Kartell‘e kulak kesilin.

Cézaire (24 Kasım)

Kartell ile aynı gece Babylon sahnesi paylaşacak başka bir DJde Cézaire olacak.

Erik Truffaz (25 Kasım)

Biz onu seviyoruz, o da bizi. Erik Truffaz bir kez daha İstanbul semalarında.

Vincent Peirani & Emile Parisien (30 Kasım)

Akordeon ve saksafon sesini sevenler için yaratılmış ikili 30 Kasım’da Babylon’da. “Nasıl bir performans beklemeliyiz?”in cevabı aşağıdaki videoda.

Amine Edge & Dance (2 Aralık)

Elektronik müziğin daha genç sayılacak dallarından biri olan G-House‘un önemli isimlerinden birini, Amine Edge & Dance’ı buralarda görmek büyük mutluluk. Babylon koca bir dans pisti olmaya tekrardan hazır.

Aquaserge (6 Aralık)

Fransız saykodeliği de bir başka oluyor. Grubun üyeleri Tame Impala, Melody’s Echo Chamber gibi grupların birer parçaları olsa da hiçbir filtreden geçirmedikleri şarkılarını Aquaserge ile bizlerle paylaşıyorlar.

Juniore (6 Aralık)

Yetenekli vokali ve Retro kafasıyla parlayan Anna Jean önderliğindeki indie pop grubu Juniore, bu seneki XXF keşfimiz olabilir. Merakla 6 Aralık’ı bekliyoruz.

BİR HARİTA: EZHEL’İN KONSER VERDİĞİ ŞEHİRLER

Ezhel‘in Facebook sayfasını takip ediyorsanız siz de fark etmişsinizdir iki günde bir konser verdiğini ve bu konserlerin de İstanbul-Ankara ikilisinin dışında şehirlerde olduğunu. Bizim de aklımıza gittiği şehirleri Türkiye haritasına döksek nasıl bir tablo ile karşılaşırız fikri düştü. Müthiş prodüksiyon yapamadık ama sade bir görselle bu fikrimizi size sunuyoruz.

Sarı renkler Ezhel’in konser verdiği şehirleri temsil ederken, yeşil renkler yakın gelecekte planlanan konserlerin şehirlerini temsil etmektedir.

*Harita Ezhel’in Facebook sayfasındaki bilgilerle hazırlanmıştır.

Gayet kapsayıcı bir haritaya sahip olsa da bir gün her yeri sarı yapması dileğimizle.

UPSIDE DOWN’UN POPÜLER ŞARKILARI

Stranger Things ile hayatımıza giren bir dünya Upside Down’a ilgimiz büyük. Bu ters dünyayla paylaştığımız şeyler belki de mekanlardan fazladır dedik ve Upside Down‘da bolca dinlenildiğine inandığımız şarkıları şöyle bir sıraladık.

Björk – Jóga

Upside Down biraz İzlanda’ya benzemiyor mu? O zaman tabi ki Björk çok dinleniyordur orada.

Portishead – Roads

Aslen Upside Down’lu olan grup memleketinde meşhur değil mi zannettiniz?

The Rolling Stones – Paint It, Black

Upside Down neden bu kadar karanlık diye sormadan önce oranın popüler şarkılarına bakmak lazım.

Baha Men – Who Let The Dogs Out

Duyduğumuza göre Demadog’ların kaçmasına kim izin verdi diye diye bu şarkı dinleniyormuş.

Fikret Kızılok – Bu Kalp Seni Unutur Mu?

Başta “Dart” olmak üzere vefalı yaratıklar böyle şarkılar dinlemesin de ne dinlesin?

Taylor Swift – Shake It Off

Her ne kadar farklı dünyalara sahip olsak da Taylor Swift’ten kaçış yokmuş. Orada da çok meşhurmuş.

SAYGI DURUŞU: AMERICANA

19 yıl önce bu günlerde, hatta tam tarih verelim 17 Kasım 1998’de The Offspring‘in fırtınalar estirirken çıkardığı albüm Americana dönüyoruz. Bir kısım The Offspring hayranı için grubun punk-rock’tan uzaklaşması diye nitelendirilirken, tam tersine punk-rock’la zamanını yansıtan bu albüm bir saygı duruşunu hak ediyor.

Welcome isimli introsuyla açılan albüm Have You Ever ile de hızlı bir giriş yapıyordu.

Pretty Fly (For A White Guy) ise 90’lar şarkı listelerinde sağlam bir yer edindi.

Ama albümde bir şarkı var ki gerek sözleri gerek ritimleriyle albümün saygı görmesindeki en büyük etken. Tabi ki The Kids Aren’t Alright‘tan bahsediyoruz.

Albümün bütün için de Spotify sayfasını şöyle bırakalım. Bol punk’lı bir gece dileriz.

GELİYOR: CAMEL

Buralara gelmeleri için kaç kampanya düzenlendi biz unuttuk ama bugün Zorlu Performans Sanatları Merkezi‘nden müjdeli haber geldi. 23 Mayıs‘ta Camel‘ı canlı canlı izleyecek olmak bizi heyecanlandırdı. Rajaz’ı da şöyle bırakalım da güzel anılar canlansın.

TANIŞIN: MMODE

Belfastlı iki kardeşin bir araya gelip oluşturabileceği en iyi şeylerden birini size tanıtmak boynumuzun borcudur. Bu yüzden burada sizinle MMODE‘u tanıştırmak için toplandık. Lucy Gaffney ve Thomas Gaffney isimlerine sahip, sahne tozu yutmuş iki kardeşin Ağustos ayında kurdukları yeni projenin ismi MMODE. Lucy’nin sesi hakkında görüşlerinizi dinledikten sonra edinirsiniz. Yine de önden söylemiş olayım. Sesi bir harika. Asıl şarkılarında güzel bir yemeği oluşturan malzemelerin uyumu gibi hissedebileceğiniz bir uyum var. Şöyle bir örnek ile başlayalım;

Projenin kurulmasıyla birlikte yayınlanan EP ile aynı ismi taşıyan Gustav. Çok tadında bir davul ve gitar ritmi, “ben buradayım” diyen bir bas gitar ve alttan alttan işleyen bir altyapı, MMODE’un yeteneklerini ortaya çıkardığı bir vokal. Tam olarak bu grupta iş var diye bağıran bir parça.

Gustav’dan Waiting In The Desert‘ın video klibine geçiş yapıyoruz;

Video ve şarkı hakkında konuşmadan önce şöyle bir kimlerden ilham aldıklarını sıralayalım. Zero 7, Portishead, Groove Armada, Slowdive, Brian Eno, Air, Gorillaz. Böyle bir ilham tablosundan daha bir sürü şarkı ortaya çıkmasını merakla bekliyoruz. Neyse, Waiting In The Desert’e dönelim. MMODE kardeşlerin baş rollerini paylaştığı klip, müziklerinin samimiyetinde bir video olmuş. Şarkı ise 8 Aralık‘ta yayınlanacak grupla aynı ismi taşıyacak olan MMODE albümünün hem habercisi hem de açılış parçası oldu. Şimdiye kadar çıkardıkları işlerle bizi çok güzel bir albüm olacağına inandırdılar.

Şöyle de nerelerden takip edebilirsiniz bırakmış olalım;

Facebook

Twitter

Spotify

FREE FRIDAY THE 2ND (KRCHMT)

İnternette gördüğümüz her şey bizim midir? Yahut bir şeyi internette yayınlıyorsak o bizim olmaktan çıkar mı? Şimdilik sadece soruyorum. Belki ileride cevaplarını beraber buluruz.

Neyse ben bildiğim konuya geri döneyim. Şu müzik konusunun içinde olduğu kadar karşı olmanın “havalı” zannedildiği bir başka konu görmedim. Bakın alternatif olma demiyorum karşı olmaktan bahsediyorum. Tabi bir de bilmeden, dinlemeden işkembeden sallama durumu var ki o bütün hayatımızda zuhur ettiği için özellikle müzik konusunda olanı istisna tutamıyorum. Bu büyük yanılgının da ayyuka verdiği yer, Coldplay karşıtlığı. Coldplay’a karşı olmanın “havalı” olduğunu düşünüp karşı olanlar diye bir topluluk var mesela. En bilindik örnek diye sundum sonra yok sen bu kadar yaygarayı Coldplay övmek için mi kopardın demeyin. Konuşulmuyor diye bunu böyle zannetmeyin. Siz gençler ve kendini genç hissedenler, siz de bu büyük yanılgıya düşmeyin.

Coldplay dinleyeyim de gevşeyeyim. Gevşeyemedim. Konser dans etmeye müsaitse o konserde dans edilir arkadaş. Dans etmeyi insanlara fazla gören Karşı’lara da buradan selam.

Play Tuşu’nun atarlı yazılarını yakından takip ediyorum. Ve bütün sorunlarımızın ülkemizde tam anlaşılmadığına inandığım özgürlük kavramından ortaya çıktığına kanaat getirdim. He tabi siz böyle bir kanaat getirmemekte de özgürsünüz.(?)

Neyse, konuyu Arctic Monkeys’e bağlıyorum. Arctic Monkeys kadar yaşına uygun müzikler yapan başka bir grup görmedim. 1986 doğumlu Alex Turner ile yakın bir yaşta olduğum için beraber büyüdük diyebilirim. Tabi o Sheffield‘ta büyürken ben Kocaeli‘de büyüdüm. Bunları niye anlattım. Şimdilerde yeni bir albüm dedikodusu dönüyor ve bu albümün tam bir otuzlu yaşlar albümü olacağını öngörüyorum ve büyük bir heyecanla bekliyorum. Bizi hiç bırakma Arctic Monkeys emi?

Balkan ritimleriyle nasıl doğru şarkı yapılır? Örnek;

Balkan ritimleriyle nasıl yanlış şarkı yapılır? Örnek;

Arada kulağınızı sıfırlayın ki güzel şarkıların değerini daha bir anlayın. Sağlıcakla kalın.

FREE FRIDAY (KRCHMT)

Her tarafımız kalıp olmuşken kalıp yıkmak yine bize düştü. Havalı bir giriş yapmaya çalışırken hiç de havalı olmadığını fark ettim. Onun için okuduğunuz cümleyi unutmaya çalışın. Ben de o sıra acaba kelimeler arasında iki boşluk bıraktım mı diye kontrol edeyim. Bir sonraki cümlede buluşuruz.

Ayşe Hatun Önal‘ın Dur Dünyam şarkısındaki “Asice yaşadım her daim bu hayatı, hayat hep hayalimdeki” diyecekken “hayat çok bayat” kandırmacası yaptığı kısma bayılıyorum. Zaman zaman şarkıyı açıp sadece o kısmını dinliyorum.

Rick and Morty için hazırlanan Exquisite Corpse videosunu izlediniz izlemediyseniz videoyu şöyle bırakıyorum;

Ama asıl anlatmak istediğim video değil, kullanılan müzik. Run The Jewels‘in Thursday in Danger Room‘undan bahsediyorum. Son zamanlarda gördüğüm en güzel sözlere sahip şarkı.

Yüzyüzeyken Konuşuruz‘un Ne Farkeder‘inin kafasıyla Arctic Monkeys‘in Why’d You Only Call Me When You’re High?‘ın kafası aynı. Peşpeşe bir dinleyin bana hak vereceksiniz. He bir de Ne Farkeder’in Pink Floyd’un On The Run’una geçecekmiş gibi sona ermesi var.

Free Friday dedik ama son olarak biraz da istatistiklerden bahsedelim. Nielsen Müzik‘in yaptığı araştırmaya göre bu sene ilk defa A.B.D’de R&B/Hip Hop müzik türü Rock‘un önüne geçerek toplam müzik tüketimdeki en büyük paya sahip olmuş. Streaming tarafını bir kaç senedir domine ettikten sonra toplam müzik tüketiminde de %25.1 ile birinci olmuş. Yakın zamanda R&B/Hip Hop fırtınasını Türkiye’de de hissetmeye başlarız diyeceğim zaten yavaş yavaş başladık. Ezhel‘i duymayan kalmamıştır.

SAYGI DURUŞU: BABYLON’UN ÖNÜ

Mekanın dışına taşmanın en güzel noktalarından biri için,  Babylon’un önü için saygı duruşundayız. Üzerinden 3 sene geçmiş olmasına rağmen bir kapının fotoğrafını görsen duygulanır mısın diye sorsalar, açıkçası dalga mı geçiyorsun derdim. Şimdi bu şakayı Babylon’un Asmalımescit’teki kapısının fotoğrafını görünce gerçek kılıyorum.

Peki neydi Babylon’un önünü bu kadar hatırlanır kılan?

İlk nedeni sanırım isminde gizli. Adı üstünde, Babylon’un önü. Ipod’umda ve kalbimde özenle taşıdığım isimleri 1 metre bile olmayan mesafelerden izlememi sağlayan bir mekanın kapısının önünden bahsediyorum.

Sonra Babylon’un önündeki o ruh, az sonra çıkacak ismin hayranları olarak Babylon önünde toplanmış olmak, içeride pahalılaşan içkilerden önce son bir büfe seferi, konserin başladığını haber veren zil sesi.

Babylon Önü

Bir gelenin bir daha geldiği bir mekan olarak Babylon’un önünde oluşmaya başlayan tanıdık yüzler, daimi üyelerin hiç değişmeyen yerleri, içeride danslar konuşacağı için son demlerini yaşayan çeneler, az sonra çıkacak ismin dedikoduları, müzik sohbetleri…

Artık öyle bir raddeye gelmişti ki sadece Babylon’un önünde takılmak diye yeni etkinlikler türemişti. İçerisi kadar dışarısını da özleyeceğimiz bir mekanın anısı hala sıcacık bir şekilde hafızamızda.

Kapının fotoğrafını da şöyle bırakayım da beraber duygulanalım.

Babylon Önü 2