MehmetGursoy

Top 10: David Bowie

.
Bowie döndü! 2003 yılında yayınladığı “Reality” albümünden sonra 10 yıllık bir suskunluğa bürünen David Bowie, 2013’ün başında “Where are We Now?” ile sinyallerini yaktığı yeni albümü “The Next Day”i iTunes üzerinden paylaşıma sundu. Bu, David Bowie‘nin 24. stüdyo albümü.
.
Albüm kapağı ise benzerine daha önce rastlamadığımız türden. Kapak, David Bowie hayranlarının hemen fark edeceği üzere, 1977 çıkışlı “Heroes” albümünün kapağı üzerine beyaz bir kare içinde “The Next Day” yazısından ibaret. Kapağın, albümün ismine göndermede bulunarak, pop ve rock müzikte anın önemli olması, geçmişe bir çizgi çekilmesi durumlarını ifade ettiği belirtiliyor.
.
Peki, neden “Heroes” kapağı seçildi? Bunun sebebi olarak, albümden yayınlanan ilk şarkı olan “Where are We Now?”un bugünkü Berlin’le duvarın yıkıldığı dönemdeki Berlin’in bir karşılaştırması olması, “Heroes” albümünün de Berlin’de kaydedilmesi gösteriliyor.
.
David Bowie hakkında beceriksiz güzellemeler üretmektense, sözü, efsanenin dönüşü üzerine çok güzel bir makale kaleme almış Chris Roberts‘a bırakıyorum: “Eski müzik vardır, yeni müzik vardır, bir de David Bowie vardır. Onun dönüşü üzerine sevinçten çıldırmıyorsanız, bu haber sizde birazcık olsun merak uyandırmıyorsa, evreninizi olması gerektiğinden çok daha küçültüyorsunuz demektir.”
.
O halde, Avaz Avaz sunar, Top 10: David Bowie:
.
10- Where are We Now?:
Bowie hala 70’lerdeki kadar iyi. “The Next Day”in müjdecisi olan bu şarkı, David Bowie’nin 66. yaş gününde yayınlanmıştı.
.
.

9- Fame:
Bowie müziğinin en funky anı. John Lennon’la New York’ta takıldığı dönemden.

8- Changes:
Ch-ch-ch-ch-changes!

.

7- Space Oddity:
İstanbul’da U2’yu izleyenlerden miydiniz? Major Tom, koskoca Olimpiyat Stadı’nı nasıl da ayağa kaldırmıştı!

 
.

6- Under Pressure:
“Can’t we give ourselves one more chance, why can’t we give love one more chance?”

.

5- The Man Who Sold The World:
Bu şarkı 94 yılında üstüne bir depresyon hırkası geçirip dünyayı fethetmişti, hatırlarsınız. Zamansız, klasik.

.

4- Life on Mars:
“Bir Salvador Dali resmiyle Broadway müzikali arasında duruyor.” şeklinde yorumlanmıştı BBC tarafından.

.

3- Ashes to Ashes:
Major Tom’la ikinci buluşma.

.

2- Heroes:
Rivayete göre, tüm Arcade Fire külliyatı bu şarkıdan çıkmıştır.

.

1- Ziggy Stardust:
TIME harika özetlemiş: “Şarkı, Bowie’nin sahip olacağı çılgınca şöhreti haber verirken, o şöhretin yaratılmasında da başrolü oynuyor.”

.
.
.

Yeni Şarkı: The Strokes – All the Time

Yeni albüme adım adım

2011 yılında çok da olumlu tepkiler almayan “Angles” albümlerinin ardından The Strokes bu sene yeni bir albümle dönüyor. Geçtiğimiz günlerde grup tarafından paylaşılan “One Way Trigger”, The Strokes’un eski günlerini aratmayan bir albüm çıkaracağına dair umutlar doğurmuştu. Grup bu kez de albümden çıkacak ilk single’ı hayranlarına sundu.

26 Mart’ta çıkması beklenen “Comedown Machine” albümünün ilk single’ı olacak “All the Time”ı şuradan dinleyebilirsiniz:

Yeni Şarkı: Kurt Vile – Wakin On a Pretty Day

Kurt Vile yaratıcı sularda

2011 yılında “Smoke Ring for My Halo” albümüyle çok büyük beğeni toplayan Kurt Vile, onu takip edecek beşinci stüdyo albümü “Wakin On a Pretty Daze”in açılış şarkısını yayınladı. 4 Nisan 2013’te Matador Records etiketiyle yayınlanacak albümü açacak şarkı “Wakin On a Pretty Day” adında ve 9 dakika uzunluğunda.

Daha da güzeli, Kurt Vile yukarıda görebileceğiniz albüm kapağındaki mural için Philadelphia’da yaşayan graffiti sanatçısı Steve Powers ile çalışmış ve şarkı, Youtube’a bu muralın yapım aşamasını gösteren bir video eşliğinde konmuş. Bu videonun şarkının klibi olmadığını, klibi önümüzdeki günlerde izleyebileceğimizi de ekleyelim.

Bundan önceki albümünün turnesinde Türkiye’yi ziyaret eden Kurt Vile’ın 2013 turnesinin programı da açıklanmış. Türkiye henüz listede yok, fakat biz yine de umudumuzu kesmeyelim. Nasıl geçtiğini anlayamayacağınız bir 9 dakika için de sizi aşağıya alalım:

Yeni Albüm: Phoenix – Bankrupt!

Phoenix cephesinde yeni bir şey var!

Yeni albüm haberlerinin sağanak şeklinde yağdığı şu günlerde, bir güzel haber de Fransız indie pop grubu Phoenix’ten geldi.

2009 çıkışlı “Wolfgang Amadeus Phoenix”in ardından 4 senelik bir sessizliğe bürünen grubun yeni albümüne “Bankrupt!” ismini verdiğini Ocak ayında öğrenmiştik. Bugün ise, albüm kapağı ve şarkı listesi grubun resmi sitesinden yayınlandı.

Grup, hayranlarıyla paylaştığı ve Fransızca bitirdiği notta: “Yeni albümümüz ‘Bankrupt!’ 22 Nisan haftasında yayınlanacak. Buradan şarkı listesine ve albüm kapağına ulaşabilirsiniz. Sevgilerimizle, yakında görüşmek üzere!” diyor. Uzak geçmişten muz, yakın geçmişten de soğanlı kapaklarla aşina olduğumuz natürmort albüm kapakları kervanına Phoenix de şeftalisiyle katılmış görünüyor.

Albümle ilgili bir detayı da geçtiğimiz hafta “The New Yorker” ortaya çıkardı. “Bankrupt!” kaydı, efsanevi Michael Jackson albümü “Thriller”ın kaydedildiği kayıt masası(recording console) ile yapılacak. Gitarist Laurent Brancowitz’in eBay’den 17 bin dolara satın aldığı –şaka değil!- kayıt masasının Paris’e gönderildiği söyleniyor. Bir “Thriller” daha gelir mi, o konuda şüpheliyiz.

Şarkı listesi şöyle:

01 Entertainment
02 The Real Thing
03 SOS in Bel Air
04 Trying to Be Cool
05 Bankrupt!
06 Drakkar Noir
07 Chloroform
08 Don’t
09 Bourgeois
10 Oblique City

Top 10: My Bloody Valentine

.
Bugün günlerden My Bloody Valentine. Haftalardır konuşulduğu gibi, My Bloody Valentine’ın 21 sene sonra çıkan üçüncü stüdyo albümü MBV dün gece itibariyle grubun resmi sitesinden tüm dünyaya yayıldı. “ isthenewmybloodyvalentinealbumoutyet.com ” gibi internet siteleri kuran hayranlar, albümü 2013’ün en çok beklenen albümleri listelerinde birinci sıraya koyan müzik blogları… Bu çılgınlığı doğuran şey kuşkusuz grubun son albümü, “magnum opus”u Loveless’tan bu yana geçen tam 21 sene.
.
Peki, neden böyle bir ara verildi? Grantland yazarı Steven Hyden’ın bir fikri var. Hyden, “Loveless neden rock tarihinin en iyi albümüdür?” konulu makalesinde şöyle diyor: “Bu albüm belki çok yayılmadı, ancak yakaladığı herkesi derinden etkiledi. Belki de bu yüzden My Bloody Valentine, yeni bir albüm çıkarmaya cesaret edemiyor, Loveless hala hayatının bir döneminde bu albümü dinlemiş herkesin kulağında çınlıyor.”
.
MBV, hayranları tatmin eder mi, yoksa hayal kırıklığına mı uğratır? Bunu zaman gösterecek. Yeni albümü dinlemeden önce eskileri hatırlamak isteyenler için, Top 10: My Bloody Valentine:
.
10- To Here Knows When:
Bir Loveless şaheseri. Performans 2008’deki reunion döneminden.
.
.
9- You Made Me Realise:
Klibin yönetmeni The Jesus and Mary Chain’in eski basçısı Douglas Hart.
.
.
8- I Only Said:
O riff. Ah o riff.
.
 
.
7- No More Sorry:
Şarkı, bir babanın kızına cinsel istismarı üzerine. My Bloody Valentine daha karanlık olmamıştı.
.
 
.
6- Soft as Snow (But Warm Inside):
Bu. Şarkı. Seks. Hakkında. (Sevgilerimle, Mr. Obvious.)
.
.
5- Swallow:
Oryantal etkiler? Bir My Bloody Valentine şarkısında? Hadi canım sen de.
.
.
4- When You Sleep:
Loveless’ın en pembe anı.
.
 
.
3- Lose My Breath:
“I was born to lose my breath.”
.
.
2- Only Shallow:
Loveless’ın tokat gibi açılışı.
.
.
1- Soon:
Steven Hyden’ın tanımıyla: “Post punk Disco Inferno”.
.
.
.

Dedikodu: Blur 2013’te İstanbul’da

 Woo-hoo!  

Avaz Avaz olarak son isteğimiz tüm yayın hayatını asparagas transfer haberleri vermeye adayan bulvar gazetelerine dönüşmek olabilir. Ancak bu kez haber öylesine büyük ki bir “söylenti” olarak bile duymaya, duyurulmaya değer.

Gün içinde Muhsin Akgün, Twitter‘a yazdığı “Pozitif Live artık Rock’n Coke’ta yok. Rock’n Coke 2013, Showhow organizasyonuyla gercekleşecek. Bu seneki festivalin en önemli konuğu BLUR.” cümleleriyle gündeme oturdu.

Haber henüz başka bir kaynaktan doğrulanmasa da hayal kurmamak için hiçbir sebep yok.

2012: DIIV

Debut demeye bin şahit… 


Neden değerli?: Bilmek için otuz yıldır müzik dinliyor olmaya gerek yok, çoğu grup ilk albümünde daha oturtamadığı sound nedeniyle bocalar, bariz esinlenmeler kulak tırmalar, pek az grup bunları aşıp yerini sağlamlaştırabilir. Zachary Cole Smith önderliğindeki “DIIV” bu ayrıcalıklı grup içinde yer alacak gibi görünüyor. Grup, ilk albümü “Oshin” ile 2012’ye tam anlamıyla damga vurdu. Harika bir albüm kapağı, “Human”, “Doused” gibi şarkıların vaat ettiklerinin yanında neredeyse bir hiç.

Neyi değiştirdi?: “Oshin” albümüne kulak veren çoğu müzikseverin de fark ettiği gibi, grubun The Cure ve Nirvana’dan yoğun bir şekilde etkilendiği sır değil, zaten grubun “Oshin” çıkmadan bir ay önce değişen eski ismi “Dive” da bir Nirvana şarkısından geliyor. Ancak grubun müziği öyle kendinden emin tınlıyor, new wave, shoegaze, grunge harmanı öyle güzel bir formül oluyor ki DIIV müziğinde, insan kendini, sürekli kendini tekrar eden, aynı zamanda tekdüze olmamayı da başaran gitar melodileriyle dolu bir albümü dinlerken buluyor. 91 yılı doğum tarihimin bile öncelerine denk düşüyor, bilmem mümkün değil ama, “Loveless” albümü de zamanında tam böyle bir etki yaratmıştı belki de. Shoegaze vuruculuğunu 2012’ye taşıması, DIIV’in 2012’de müziğe kattığı en güzel şey olabilir.

2013’te ne alemde?: Ünlü bağımsız müzik sitesi Stereogum’ın “2012’nin en iyi yeni grubu” seçmesine bakılırsa, DIIV dünyaya sesini duyurmayı başarmış durumda. 2013 onlar için bir kalıcı olabilme savaşı olacak. Önümüzdeki yıl, DIIV için nasıl şekillenecek kestirmek güç ama, sizin için “Oshin” albümü ile tanıştığınız bir yıl olsun. Başlangıç için idealden de öte:

.

2012: Jack White

Solo albüm için uzun bekleyişe değdi 

Neden değerli?: Şüphesiz ki 2012 Jack White için önemli bir yıl, Jack White da 2012 yılı için en önemli müzisyenlerdendi. Çalıştığı her projede –kronolojik olarak, The White Stripes, The Raconteurs, The Dead Weather– grubun “beyni” konumunda bulunan Jack White, ilk kez bir albümünün üstüne kendi ismini yazdı. “Tamamen özgür kalsa nasıl bir albüm yapardı?” fantezileri kuran müzikseverleri şaşırtmayacak bir biçimde, keman, piyano gibi enstrümanların sık kullanımıyla dikkat çeken Jack White’ın ilk solo albümü “Blunderbuss”, yılın en harika şarkılarından olan “Sixteen Saltines” ve “Love Interruption”ı da barındırıyor.

Neyi değiştirdi?: Sıradan bir gününde, sabah uyanıp bir U2 şarkısı yorumlayan, öğle yemeğinden hemen önce Nashville çıkışlı bir garage rock grubuna ilk albümlerini “Third Man Records” bünyesinde çıkarmaları için albüm sözleşmesi öneren, akşamını ise son single’ı için rap vokal yapmakla geçiren bir adamı tanımlayan sözcükler “müzisyen”, “gitarist” gibilerinden biraz daha fazlası olmalı. Adeta bir “müzik misyoneri” gibi çalışan, hep o klasik blues rock sound’undan beslense de değişik tarzlar arasında basmadık yer bırakmayan Jack White’ın her yılı, müziğe yeni bir bakış açısı getiriyor, müziği geliştiriyor, değiştiriyor.

2013’te ne alemde?: Jack White, geçirdiği bu harika senenin meyvelerini çoktan toplamaya başlamış görünüyor. Bunun en önemli göstergelerinden biri de Blunderbuss albümüyle “Yılın en iyi albümü” ve “Yılın en iyi rock albümü” dallarında, “Freedom at 21” şarkısıyla da “Yılın en iyi rock şarkısı” dalında olmak üzere üç adaylık toplaması. 10 Şubat 2013’te düzenlenecek 55. Grammy Ödülleri, Jack White’ın The White Stripes günlerinden alışık olduğu Grammy’lerine bir yenisini ekleyecek mi, göreceğiz.

Yeni Şarkı: Pulp – After You

 Bu kış “Pulp” gelecek 

“İngilizlikten aldığım tadı başka hiçbir şeyden alamadım.” diyenler, müjde! Memleketleri Sheffield’da coşku dolu bir konser veren Pulp, o gün konsere gelen seyircilere çıkışta bir sürpriz hazırlamıştı. Seyircilere dağıtılan bir Noel kartında “Size bir hediyemiz var ama Noel gününe kadar açamazsınız. Karttaki şifreyi Noel gününde bilgisayara girdiğinizde bir sürprizle karşılaşacaksınız.” yazıyordu. Gerçekten de, 25 Aralık gecesi aktive edilen bir linkle “After You” adlı son Pulp şarkısı hayranlara sunuldu. Önemli bir ayrıntı ise, prodüktör olarak James Murphy ile çalışılması.

Pulp henüz Temmuz’da buradaydı, yine de özleyenler için, “After You”:

Tarih: Müziksever, Listeler ve Akademi Uyurken

Azalarak bitmemiz harika olmadı mı?

IQ değerlerinin eksileri gördüğü bir haftasonu akşamında, televizyonda playback yapan bir şarkıcının yapaylığında, Lana Del Rey’in kötü ötesi sahne performanslarında, her gün yenisi türeyen, albüm çıkara çıkara bitemeyen mankenlerde, belki müzik endüstrisinin olmasa da, gerçek müzikseverin kaybettiği şeyler var. Bunları yaratan teknolojilerin gelişmesine, bu sesleri daha dinlenebilir kıldığı için sevinmeli mi, bizi kandırdığı için üzülmeli mi ikileminden çıkmak zor. 22 sene öncesine ait, girişte bahsedilen her şeye rahmet okutacak hikayeyi duyan müziksever, belki bir cevap bulur. Belki de bulmaz.

1988 yılında Münih’te, prodüktör Frank Farian tarafından yaratılan bir grup olan Milli Vanilli, Fab Morvan ve Rob Pilatus’tan oluşan bir pop ikilisidir. Grup, ABD’de çıkardığı ilk albüm olan “Girl You Know It’s True” ile altı platin plak kazanmış, Billboard 200’de bir numaraya yükselmiş, albümün neredeyse yarısı hit olmuştur. Grubun müzik piyasasına fırtına gibi girişi, 22 Şubat 1990’da “En iyi Yeni Sanatçı” dalındaki Grammy ödülüyle zirvesini yapmıştır. Güzel hikaye. Aslında pek değil.

Grubun, röportajlarında kendisini hissettiren kötü İngilizcesi, grup hakkındaki ilk soru işaretlerini çizer. Soru işaretlerini kalınlaştıran, onları tarihe kazıyan olay ise 1989 yılının sonlarına doğru, MTV için düzenlenen bir konserde yaşanır. Konserde en ünlü şarkılarını söyleyen gruptan, bir anda bozuk plaklara taş çıkaracak bir performans gelir: “Girl you know it’s- Girl you know it’s…” Grup aynı mısrayı 7-8 kez söyledikten sonra sahneden kaçar, olay grubun yapımcıları tarafından hasıraltı edilir.

                                 [youtube=http://www.youtube.com/watch?v=udS5qBrBFqE?version=3]

Böylesine bir saçmalığın o dönemde dikkat çekmemesi 21. yüzyıl nesline garip gelebilir, sosyal medyanın iki onyıl arasında dünyaya çağ atlattığını belgeleyen belki de en güzel örneklerden biri de bu. Twitter’ın, Facebook’un varlığıyla Milli Vanilli’yi saniyeler içinde çökertecek skandal, o dönemde etkisini ancak bir sene içinde gösterir. Frank Farian, 15 Kasım 1990’da, bundan 22 yıl önce, grubun hiçbir şarkıda vokal yapmadığını, her şeyin “lip-synch” ile, grubun çalan şarkıya playback yapmasıyla yürüdüğünü itiraf eder. Bir Grammy ödülünün ilk ve son kez geri alındığı tarih, yine o günlere denk düşer. Milli Vanilli dünyayı kandırmış, ancak bu yalanla yaşamaya 2 yıl dayanabilmiştir.

İşin daha komik yanı, ikinci albüm için üretilen şarkılarla ne yapacağını bilemeyen yapımcı Frank Farian’ın, şarkılara “gerçekten” vokal yapan insanlarla “The Real Milli Vanilli” grubunu kurması, son saniyede kapağı değişen albümün tutmaması olur. Toplum, güzel seslere, güzel/yakışıklı yüzlerin eşlik etmesini istiyor. İkisinin de nadir bulunduğu, daha da nadir durumlarda eşleştiği bir dünyada, bazen Milli Vanilli’lerle uyutulmaya ihtiyaç duyulabilir. Çoğu yalan, ortaya çıkana dek güzeldir.

Mixtape: Manchester


 Şehre ruhunu veren müzik sahnesi   

Stone Roses gerçekten Picasso’dan önemli midir? Shaun Ryder, Yeats’ten bu yana gelmiş en iyi şair olabilir mi? Barcelona’daki o büyülü akşamda United masalsı bir geri dönüş yaparken, hiç vazgeçmemelerinin arkasında ne vardı? Ya o, Morrissey şarkısına konu olmuş Münih’teki kara günde yıkılan takımı, küllerinden tekrar yaratan Matt Busby’nin azmine ne demeli? Biz söyleyelim, buradaki soruların hiçbirinin tam bir cevabı yok. Hepsi, aslında sıkıcı gibi görünen bir sanayi kentinin içinde sakladığı sihri insanlığa fısıldayan olaylar.

Oasis halihazırda inaktif ve Stone Roses bu günlerde tekrar toplansa da buralara uğraması imkansız görünüyor. O halde gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz: Manchester çıkışlı dünya gözüyle görebileceğimiz en mükemmel topluluk, Manchester United, bugün İstanbul’da oynuyor. Avaz’dan, “Busby’nin Bebekleri”nden bu yana görebileceğiniz en iyi 11 sizlerle:

A Yüzü

                                                        http://grooveshark.com/widget.swf

B Yüzü

                                                        http://grooveshark.com/widget.swf

Açılım: Jack White Rap Yapıyor

Ben ne yaptım?!

Jack White, müzikal odağını değiştirmek üzere başladığı yeni projesinde…” şeklinde başlayan bir cümle size uyuyup uyanıp aynı şeyleri okuduğunuz hissini veriyorsa, yalnız değilsiniz. Ancak Jack White’ın versatil bir müzisyen olmada geldiği nokta, sizi onun bir milyonuncu başarılı yan projesi ya da müziğine kattığı yeni bir yön hakkında hâlâ meraklandırmayı başarıyorsa bizimle kalın lütfen. Çünkü Jack White boş durmuyor. The White Stripes’ı kurduğu günden bu yana yaptığı gibi.

Jack White’ı gündeme getiren son olay, bu sene çıkardığı “Blunderbuss” albümünün son single’ı olacak “I’m Shakin” için yazdığı B-side şarkılardan biri olan “Blues on Two Trees”de rap yapması. Shaquille O’neal’dan Will Smith’e uzanan “kulaklara zarar” rapçiler göz önünde bulundurulduğunda bunu deneme hakkı olduğu düşünülebilir. Ancak birkaç dinleme sizi muhtemelen, William Shakespeare’in o ünlü hikayesinde söylediği “Dostum siz gitar çalın, sadece gitar çalın.” sözüne götürecektir. Karar yine de sizin: