UgurGezen

Yeni Şarkı: She & Him

Never Wanted Your Love 

 Sırf övgüsüyle yergisini bünyesine dahil olarak sunup hakkında konuşmak isteyenlere kelime tasarrufu yaptırdığı için bile sevilebilen güzel insanlar ikilisi She & Him, mayısta çıkacak yeni albümleri Volume 3‘ten (çünkü volüm üç diye okuduğunuzu biliyoruz) ilk single “Never Wanted Your Love”ı görücüye çıkardı. Sevenini sevindiren, sevmeyenine omuz silktiren zaman kapsülünü dinleyesiniz varsa:

Yeni Single: Mumford & Sons

“I Will Wait”

Paçasına çamur bulaşmamış folk’un en banjoperver tayfası Mumford & Sons, ikinci albümleri Babel‘ın ilk single’ını duyurdu. Daha ilk albümünde aynısının farklısı düsturunu şiar edinip dinleyicisini zahmete sokmayan grubun “durmak yok, yola devam” single’ı “I Will Wait”i aşağıda dinleyebilirsiniz. Albümün çıkış tarihi ise 25 Eylül.

Bekleme Salonunda: Garbage

Yeni albüm için tarih 14 Mayıs

90’larda gözümüzü iyi müziğe açar gibi olduğumuzda ilk tesadüf ettiğimiz gruplardan Garbage, yedi yıl aradan sonra ilk yeni albümleri olacak Not Your Kind of People‘ı çıkarıyor. Nostaljinin katmerlenmesini sağlayan detay ise, albümün ABD ve İngiltere’de ilk single’ları olarak iki ayrı şarkının seçilmiş olması.
Garbage’ın yeni şarkılarını dinlerken akılda tutmak gerekir ki o dönemde hayranı olduğumuz herkes Damon Albarn olamadı, olmalarını beklememiz de zaten büyük haksızlık.

Blood for Poppies:

Battle in Me:

Yeni Video: Laura Marling

All My Rage

Dışı kızarıp içi çiğ kalan yemekle önceden marine edilerek hazırlanmış yemeğin farklarını pek de üstü kapalı olmayan bir metafor kabul edersek, Laura Marling’in müziğinin hangi tarafa düşeceğini kestirmek o kadar da zor değil.

Videoya geçmeden önce günün kelimesini de hatırlatmak isteriz: Otomatonofobi.

Şimdi iyi seyirler.

Sigara Molası: Sharon Van Etten

Telaş etmeyin, ikinciyi de yakacak vaktimiz var

2012’den umudu tamamen kesmek için kırk günde yeterince sebep biriktirdik, bilmiyorduk ki Sharon Van Etten gelip bizi peşinen karar verdiğimize pişman edecek.

Aylar önce kaydedilen ama üçüncü albümü Tramp‘in ardından ortaya çıkan La Blogothèque performansı, hak edip etmediğimizden tam emin olamadığımız güzelliklerden.

Bağdaş kurarak dinlenmesi tavsiye edilir.

http://download.liveweb.arte.tv/o21/liveweb/flash/player.swf?appContext=liveweb&eventId=3220&mode=prod&priority=one&embed=true

Altın Küre: Kazananlar

Kazananlar listesi, yanında cep boyu ukalalıklarla


En İyi Film, Drama
The Descendants

Şimdi şikayet etmeye başlayabilir miyiz? Gerçi Alexander Payne kazanacaksa birkaç ödül töreni daha sabredebiliriz.

En İyi Erkek Oyuncu, Drama
George Clooney, The Descendants

Clooney’nin de artık Streep seviyesine çıktığını, aday gösterildiyse kazanmasının neredeyse kesin olduğunu öğrendik. Henüz şikayetçi değiliz.

En İyi Film, Komedi / Müzikal
The Artist

Ödülü kabul ederken sahneye çıkardıkları köpeğin en az Morgan Freeman kadar ilgi çektiğini söylesek, “uykusuzluk başlarına vurmuş bunların” der misiniz?

En İyi Kadın Oyuncu, Drama
Meryl Streep, The Iron Lady

Streep’in neden bu kadar ciddiye alındığını oturup düşünmek gerek. Mümkünse Oscar’lardan önce.

En İyi Erkek Oyuncu, Komedi / Müzikal
Jean Dujardin, The Artist

Top sende, Akademi.

En İyi Komedi Dizisi
“Modern Family”

Bu dizinin ilk sezonundan beri kötüye gittiğini önce Emmy mi, Altın Küre mi fark edecek? O günün gelişini dört gözle bekliyoruz.

En İyi Yönetmen
Martin Scorcese, Hugo

Mesih kompleksinin çağrışımlarının hep kötü olmaması gerek.

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Octavia Spencer, The Help

Gabourey Sidibe’yi hatırlayan var mı? Biz de öyle düşünmüştük.

En İyi Erkek Oyuncu, Komedi Dizisi
Matt LeBlanc, “Episodes”

Önümüzdeki yıl da Jerry Seinfeld’in ödül kazanmasını bekliyoruz, çünkü henüz 90’lara doyamadık.

En İyi Kadın Oyuncu, Drama Dizisi
Claire Danes, “Homeland”

Danes’in potansiyeli bol bir karakterle harika bir performans sergilemesi bir yana, beş tane iyi yazılmış, iyi oynanmış kadın karakter toplamak bu kadar zor olmamalı.

Yabancı Dilde En İyi Film
A Separation

Bir Zamanlar Anadolu’da Oscar kazanamayacak, belli oldu, ama bu güzellik karşısında üzülemiyoruz.

En İyi Kadın Oyuncu; Dizi, Mini Dizi, Televizyon Filmi
Jessica Lange, “American Horror Story”

Tek kelimeyle, derli toplu özetlenecek performansların cazibesi başka oluyor. Bu performans için kelimemiz: Neden?

En İyi Senaryo
Woody Allen, Midnight in Paris

Çünkü tabii ki Woody Allen sizin ödül töreninize teşrif etmeyecek. Ne bekliyordunuz?

En İyi Animasyon Film
The Adventures of Tintin

Nostaljinin hakkını yememek lazım, ama Pixar iyi bir film çıkarmayınca bu kategorinin ne kadar yavan olduğunu görmek üzücü.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu; Dizi, Mini Dizi, Televizyon Filmi 
Peter Dinklage, “Game of Thrones”
Pozitif ayrımcılıktan bahsedeni duvara yolluyorlarmış.

En İyi Kadın Oyuncu, Komedi / Müzikal
Michelle Williams, My Week with Marilyn
Ne komedi ne müzikal olan bir film, ama müthiş bir performans. Kararsızız.

En İyi Erkek Oyuncu, Mini Dizi / Televizyon Filmi
Idris Elba, “Luther”
Nispeten zayıf bir kategori, ama Stringer Bell’i ödül alırken görmek büyük keyif.

En İyi Orijinal Şarkı
Masterpiece, W.E.

Kelsey Grammer’dan sonra şaşıracağımız çok az şey var. Madonna’nın ödül alması bunlardan biri değil.

En İyi Orijinal Müzik
Ludovic Bource, The Artist
David Fincher’ın bir sonraki filmi müzikal ya da sessiz film olursa arkasında Reznor olduğunu bileceğiz.
En İyi Dizi, Drama
“Homeland”

Homeland bu sezonun en iyi yeni dizisi, ama bu ödülü almasının tek sebebinin Breaking Bad’in aday olmaması olduğunu hepimiz biliyoruz.
En İyi Erkek Oyuncu, Drama Dizisi
Kelsey Grammer, “Boss”

Frasier’a dil uzatmıyoruz, ama Grammer’ın bu dizisine ödül vermek için beş dakikasını bile izlememiş olmak gerek.
En İyi Kadın Oyuncu, Mini Dizi / Televizyon Filmi
Kate Winslet, “Mildred Pierce”

Winslet ödüllerine ayrı bir ev açmadı mı hala?
En İyi Mini Dizi / Televizyon Filmi
“Downton Abbey”

Çünkü İngiliz aksanlı pembe dizilerin klasını tartışmaya gerek yok.
En İyi Kadın Oyuncu, Komedi Dizisi
Laura Dern, “Enlightened”

Amy Poehler’a üzülmekten fazlası gelmiyor elimizden.
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu:
Christopher Plummer, Beginners
Onun çapında bir aktörün kariyerini böyle bir zafer turuyla taçlandırmasından şikayet edecek halimiz yok.

Canlı: Lana Del Rey

Dört gözle bekleyemediğimiz


Fenomen titrine ne kadar çabuk ulaşacağı öngörülebilmiş olsa çok daha erken çıkacak albümü Born to Die‘a iki hafta kala Lana Del Rey, Daniel Radcliffe’in sunduğu Saturday Night Live bölümüne konuk oldu. Del Rey’in Amerika’daki ilk televizyon performansından sonra Interscope’un alışveriş listesine bir vokal koçu ve bir mikrofon ayağı eklemek üzere olduğunu tahmin etmek zor değil.

“Video Games”:

“Blue Jeans”:

2011: Louis C.K.

Aleladeliğin seksiliği


Neden Değerli: Gözlemden değil itiraftan gelen komedi daha derinde yer ettiği için. Yakın gelecekte George Carlin‘in eksikliğini kapatacağından emin olduğumuz için. Başımıza sıradanlık ve hayal kırıklığından daha kötü şeyler gelebileceği için.

Neyi Değiştirdi: Kendisi yazıp, yönetip, editlediği Louie ile televizyon komedinde alışılmış beklentileri büktü. Kısa hikaye türünü televizyon formatına taşıdı desek fazla ciddi edebiyat havası taşıyan bir yorum olabilir, ama Dokuz Öykü‘yü okumakla Louie’nin ikinci sezonunu izlemek arasında, verdikleri keyif bakımından pek fark yok. Simsarları aradan çıkarıp, izleyicisine direkt ulaştırdığı stand-up gösterisi ile sebep olduğu Radiohead – In Rainbows çağrışımları ise, kendisine olan hayranlığımızı yükseltecek yeni seviyeler aramamıza sebep oluyor.

2012’de Ne Alemde: Her şeyi aynı anda hep birlikte keşfettiğimiz, her şeyi aynı anda keşfettiğimizi fark eder etmez hep birlikte canımızın sıkıldığı bir popüler kültür piyasasında Louis C.K.’den tek beklentimiz, şimdiye kadar ne yaptıysa aynısını yapmaya devam etmesi olabilir. Woody Allen gibi bir marka olmasını sağlayacak mainstream cazibesine sahip olmaması eminiz ki kendisinin de canını sıkmıyordur.

2011: Wild Flag

Tekrar hoşgeldiniz


Neden Değerli: Carrie Brownstein’ın (artık aktif olmayan) Monitor Mix blogunu sevmiyor yahut Portlandia‘yı yeterince eğlenceli bulmuyor değildik. Ama Sleater Kinney‘i özlemiş olsak gerek, kendisinin müziğe dönmesi, özellikle de Janet Weiss ve Mary Timony ile birlikte çalışması, geçen yıl aldığımız en güzel haberlerden biriydi.

Neyi Değiştirdi: NBA oyuncularının nerd chic’i sahiplenmeye başladığı garip bir dönemde, kimi insanın imaj kaygısından ziyade türlü çeşit takıntılardan ötürü nerd olabileceğini kafalara kaktı. Nasıl göründüğümüzün değil ne hissettiğimizin önemli olduğunu öğreten reklam klişelerinin temelsiz olmadığını fark etmek, içimizde en az gazlı-şekerli içecekler kadar ferahlatıcı bir his bıraktı.

2012’de Ne Alemde: Radyolarda, walkman’lerde, en kötü ihtimalle discman’lerde.

2011: David Fincher

Allah’ın sopası yok diyenlere


Neden Değerli: Günah çıkarmanın yetmediğini bildiği, dünyayı günahtan arındırmanın tek yolunun daha fazla günah işlemek olduğununın farkında olduğu için.

Neyi Değiştirdi: Madalyonun iki yüzü olduğunu bilen ama aynaya bakmayı sevmeyenlere, aynı madalyondan hepimizin boynunda bir tane olduğunu işaret etti. Televizyonda bayılarak izlediğimiz ama sinemada nedense rağbet etmediğimiz o kompozit antikahramanları, gerçek insanların kurmaca hikayeleri kılığında gişe canavarlarına çevirdi.

2012’de Ne Alemde: Tam olarak neden ve ne kadar çok beğendiğimizi kendimizden başka kimseye itiraf edemeyeceğimiz filmlerinden bir tanesiyle daha bilinçaltımızı yoklamalarda.

Esas Oğlan: Michael Fassbender

Viktoryen dönem filmlerinde çizgi roman hassasiyetleri


Fakir Ama Gururlu: Erkek oyuncuları birbirinden ayırt etmeyi üniformaların zorlaştırdığı İkinci Dünya Savaşı ortamından (Band of Brothers) karın kaslarının zorlaştırdığı Sparta’ya gelene kadar vaktini televizyon yapımlarında geçiren Fassbender, diyaloğunun neredeyse tamamını kısa, maço ve absürt cümlelerin oluşturduğu 300‘de en absürt ve maço repliğin başına kalmasıyla dikkat çekti. Maalesef bu noktada kendisini hala ciddiye alamıyorduk.

Biz Sevişiyoruz: “Rol uğruna dehşetengiz zayıflama” kategorisinde Christian Bale’in (The Machinist) en ciddi rakibi olan Fassbender’ın takdire şayanlığını pekiştiren, canlandırmak için kilo verdiği kişinin Bobby Sands olmasıydı (Hunger). 2009’a Fish Tank ve Inglorious Basterds‘ı, 2011’e Edward Rochester, Magneto ve Carl Jung’ı sığdırabilen Fassbender’ın rol seçme yöntemini karman çorman olarak tanımlasak bile, en azından tüm rollerine aynı ciddiyetle yaklaşmasını ve taştan kayadan yontulmuş performanslarını (ilaveten çene hattını) memnuniyetle izliyoruz.

Bitmesin Bu Rüya: 2011’in kapanışını birer Steven Soderbergh ve Steve McQueen filmiyle yapan Fassbender’ı bu filmlerde -ve muhtelif ödül törenlerinde- izlemek için yeni yılı beklemek zorunda kalacağız (Haywire 20 Ocak, Shame 17 Şubat’ta gösterimde). Pek şaşırtıcı olmayan müstakbel projeleri arasında ise bir androidi oynayacağı Ridley Scott’ın Prometheus‘u ve Steve McQueen’in sıradaki filmi Twelve Years a Slave var.

2011: Elbow

Baktığın senin olsun, gördüğünü anlat. 

Neden değerli?: Köşe başının kıymetini bildikleri için, nostaljiyi çikolatayla kaplamadan sunacak kadar dinleyicilerine inandıkları için, Mercury Prize kazandıktan sonra bile Coldplay’in alt grubu olarak sahne alıp müzik piyasasının haline dudak kenarından tebessüm ettirdikleri için.

Neyi değiştirdi?: Kendilerini Glastonbury, Roskilde ve Wembley’e taşıyan The Seldom Seen Kid‘in ardından Build a Rocket Boys! gibi bir uzunçalar kılığında meditasyon seansı kaydedebilecek sayılı gruplardan biri olduklarını gösterdiler. Personasının yarattığı karakterle sahiciliğin tanımını elastikleştirenlerin müzik muhabbetlerine yön verdiği bir yılda, ilk gençliklerinden beri birlikte müzik yapan orta yaşlarına yaklaşmış adamlardan pek beklenmeyecek şekilde iki nefeslik temiz hava tedarik ettiler.

2012’de ne alemde?: Paralel evrenlerden birinde, Ağustos 2011’de Londra’da ayaklananların kulaklıklarında Lippy Kids dönüyor olabilir. Bu evrende ise biz Elbow’un 2012 Londra Olimpiyatları’nın müziğini yapmasıyla yetiniyoruz.

Dev Kedi: Lisa Hannigan

İrlanda aksanının fetiş objeliğine yükselişi üzerine 



Munis… Tatlı…: Damien Rice, Closer‘ın fragmanında çiğ duygusalcılığıyla genç aşıkların yüreklerini parçalarken, bazılarımız Rice’ın ayağı yere sağlam basan şarkılarının ortak noktası olan zarif bir ses fark ettik. Bilhassa mütecessis olanlarımız kendisinin gülcemaline şahit olduklarında hayatın adil olmadığına dair taze fikirlerini pekiştirecek sebeplerden birini daha bulmuş oldular.

Kedi Canını Senin: Rice’ın grubundan ayrılışından bir yıl sonra çıkardığı ilk solo albümü Sea Sew, en iflah olmaz kiniklerin dahi nostaljinin kıymetine nail olmasını sağlayacak bir aura yayıyordu; karşı koymak için geçerli bir sebep aramadık değil, ama çabalarımız boşa çıktı.

Bu Konuda Seni İkna Edeceğim: Eline ukulele alıp cover yapabileceğine kanaat getiren webcam sahibi genç kızları iki kere düşündürmesi, kendisine duyduğumuz hürmeti meşru kılıyor. Hem ikinci albümü Passenger‘ın da henüz dumanı tütüyor, geç kalmış değilsiniz.

Grammy Adaylıkları: Hoşgeldin Bon Iver

Justin Vernon ve tayfası, dört Grammy’ye aday



Geçen yıl Arcade Fire’ın En İyi Albüm ödülünü alarak sürpriz yaptığı Grammy’lerde bu yıl şaşırtma sırası Bon Iver‘de.

İkinci albümleri Bon Iver ile En İyi Alternatif Albüm kategorisinde aday olan grup, “Holocene” ile Yılın Şarkısı ve Yılın Kaydı ödüllerine, ve bunların yanında kafa karıştıracak bir şekilde En İyi Yeni Sanatçı ödülüne de aday. İlgi çeken nadir kategorilerden biri olan En İyi Sanatçı’da diğer adaylar ise J. Cole, The Band Perry, Nicki Minaj ve Skrillex.

Bon Iver dışında dikkat çekenler arasında, En İyi Albüm adaylığını kaçırsa da yedi adaylığıyla Kanye West, ve altı ödüle aday olan Adele var.

Wilco’nun ve Coldplay’in Rock, Fleet Foxes ve Eddie Vedder’ın Folk, Bon Iver ve Radiohead’in Alternatif kategorilerinde aday olmasıyla sınıflandırma konusunda sıkıntı çekildiği belli olan adaylık listesinde göze çarpan diğer isimler ise Yılın Kaydı, Yılın Şarkısı, En İyi Rock Performansı ve En İyi Rock Şarkısı kategorilerinde Mumford & Sons (“The Cave”), En İyi Folk Albümü kategorisinde –Nisan 2012’de Salon’da izleyeceğimiz– The Civil Wars (Barton Hollow) ve En İyi Dans/Elektronika kategorisinde dubstep‘in yatıya kalacağını garantileyen Skrillex (Scary Monsters and Nice Sprites).

Geçen yılın “Arcade Fire Kim?” cümbüşünden sonra bu yılki ödülleri dört gözle beklememizin sebeplerinden en büyükleri kimin Bon Iver’i nasıl telaffuz edeceği, ve yanlış telaffuzlara karşı kimin üstün müzik zevkini ne şekilde ortaya koyacağı.