2010

2010: Lost


Ne Robinson Crusoe ne de Cast Away  ıssız bir ada hakkında bu kadar çok şey söyleyebildi. 

Çıkış noktası düşen bir uçak, bu kazadan kurtulan yolcular ve ıssız ada olan bir dizinin mitoloji, felsefe hatta fiziğe dokunabileceği ve bu bermuda şeytan üçgenine rağmen bir fenomene dönüşeceği en sıkı hayalperestlerin bile burun kıvıracağı bir durumdu . 
Bu “acayip” dizinin milyonlarca insan tarafından 6 sene boyunca nefeslerini tutarak izlenmesiyse… Mucize!

Her ne kadar 2010’da hem bitişi hem de bitme şekli bizi yaraladıysa da Lost, senenin büyük olaylarından biri
.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=Rz1yHmUW05Y?fs=1]

Neden Değerli? :  Zaman kavramında yaptığı şık oyunlar, dizi anlayışını geliştirdiği ve derdini anlatırken bilimi de kullanması bir yana, Evangeline Lilly ve Josh Holloway gibi insanlarla, John Locke gibi bir filozofun ismini aynı cümlede kullandırabilmesi takdire şayan.

Neyi Değiştirdi? : Tarih, felsefe ve fizik gibi “ürkütücü” bilimlere yaklaşımımızı. Eğitimciler konu ne olursa olsun doğru şekilde anlatmanın gücünü artık fark etmeli.

2011’de Ne Alemde? : Finali hayranlarını hayal kırıklığına uğratsa da, 6. sezonun DVD’sinde bir sürpriz yapılması bekleniyor. Bu olmasa bile Lost yan ürünleri ve aklımızı kurcalayan sorularıyla daha uzun yıllar konuşulmaya devam edecek.

2010: U2 İstanbul’da


“Bono bastı kahkahayı”

Türkiye’de takvim referandum gününe yaklaşırken, çoğunlukla siyaset gündemine 1914 olayları ve Kıbrıs meselesi üzerinden dahil olan müzik, bu sefer iç siyasette bir polemik konusu oluşturdu. Muhalefete yakın kesimler tarafından “yalaka” hükümet tarafınca “özgürlükçü” olarak lanse edildi U2.

Tanımlama ve etiketlemenin envaî çeşitte yapılabileceğinin ispatı olan Türkiye’ye U2‘nun yıllarca “gelmem” dedikten sonra gelmeye karar vermesinin altında yatan sır herkesçe farklı biçimlerde yorumlandı. Pozitif’in başarısı, İstanbul’un 2010 kültür başkenti seçilmesi ya da Türkiye’nin 90’lara nazaran çok daha temiz bir sayfa açtığı insan hakları sicili. Cevap her kesime göre farklı bir seçenek olarak görüldü.

Neden Değerli? : U2‘nun konseri pek çok açıdan bir ilk ya da zirve olması açısından tarihe ve 2010’a izini bıraktı. U2 ilk defa turne kapsamında bu kadar düşük fiyatlara bilet satışının yapıldığı bir konser verdi. Bu fiyatlarda Avrupa Kültür Başkenti kapsamında bu konser için ayrılmış 1 milyon doların da etkisi var. Başta Hayati Yazıcı olmak üzere hükümet erkanınca konserin bir turizm yatırımı olarak görülmesini ispatlar nitelikte bir yatırım bu.

Türkiye’de verilmiş en kalabalık stadyum konseri olarak da kayıtlara geçti U2’nun bu ziyareti. Öte yandan insan hakları savunucularının Türkiye’ye kendi ayıbını öğrettiği Fehmi Tosun bu konserde bir kere daha anılırken, Zülfü Livaneli sahneye çıkıp Yiğidim Aslanım’ı seslendirdi. Böylece tarihinde ilk defa Türkiye’de konser veren efsane grup U2‘nun Türkiye ziyareti İrlanda cumhurbaşkanının bu sene içerisinde yaptığı ziyaretten daha çok ses getirdi. 

Neyi değiştirdi? : Basketbol şampiyonasındaki madalya töreninde yaşananlara benzer protestolar konsere damgasını vururken Bono bir kere daha “diplomatik” düzeyde bir konuk olduğunu bize hatırlattı. Sadece bir eğlence aracı olarak düşünülen müziğin aslında ne kadar da ciddi bir olgu olduğunu da gösterdi. Siyaset arenasına çekilen U2‘nun Türkiye’de artık sadece hükümet-muhalefet eksenindeki tartışmalara malzeme olması ise gerek hayranları gerek müziği sadece müzik olarak ele almayanlar için rahatsızlık verici bir gelişme oldu. Sonuçta çoğu insana bir konserin siyaseti, siyasetin de bir konseri etkileyebileceğini gösterdi.
2011’de Ne Olur? : Türkiye ise gerçek anlamda büyük gruplarında turne güzergahına girmiş olduğunu bu festivalle ispat etti. Uzun yıllar yabancı büyük grupların konserlerine açlık çeken ülkede şimdi 2011 için gözler Radiohead’e naifçe çevrildi. Bakalım yaklaşan genel seçimler, biz müzikseverlere bir kıyak daha geçecek mi?
[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=lg38gILlmKQ?fs=1]

2010: Inception

Rüya Matruşkası

Uzunluğu, izleyiciden talep ettiği efor ve karmaşık sayılabilecek kurgusuna rağmen Inception, Christopher Nolan’ın yüzünü kara çıkarmadı.

Milenyumun Matrix gibi bir kurgunun takdir edilebilmesini mümkün kılışına yakın bir şekilde, dijital kimliklerin/sanal gerçekliklerin/mobilitenin yükseldiği şartların Inception’ın algılanabilmesine yataklık ettiği savunulabilir.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=66TuSJo4dZM?fs=1]

Neden Değerli? :  Son kez şansını deneyen ‘kahraman’, hayal-gerçeklik çatışması, aile, evlilik gibi ziyadesiyle klişe olabilecek kavramları, yaratıcılığı su götürmeyecek bir kurguya oturtarak enteresan kılabildiği için.

Neyi Değiştirdi? : ”Matrix’ten sonra, yakın gelecekte ana akım bilimkurgu-aksiyon kotarılması mümkün olmayabilir.” düşüncesini.

2011’de Ne Alemde? : Karmaşık senaryosu daha geniş kitlelerce hazmedilebilmesini zorlaştırmış olsa da IMDB’de üst sıralarda; ”dijital doğanlar”ın yanıbaşında.

2010: Mad Men

”Shut the door and have a seat.”

60’larda televizyonun topluma yaptıklarıyla, günümüzde yeni nesil iletişim araçlarının topluma yaptıkları arasında paralellik bulmanın mümkün olmadığını kimse iddia edemez.

Mad Men’in bir çılgınlığa dönüşmesi yalnızca bu korelasyonla açıklanamaz tabii ki.

The Sopranos, Spartacus ya da herhangi başka testesteron odaklı kurguya oturtulduğunda sırıtmayacak bir alpha male’den 60’ların Amerika’sında kreatif direktör yaparsanız, olacağı budur.

Neden Değerli? : İletişimin, reklamcılığın ve toplum dinamiklerinin geri döndürülemez şekilde değişmesine şahit olduğumuz bir zaman diliminin benzerini, güç-para-cinsellik-daha fazla güç-para ve cinsellik ekseninde kocaman bir eğlenceye çevirdiği için.

Neyi Değiştirdi? : Viski, takım elbise, para, yaratıcılık, ”dişilik” ve evliliğe yaklaşımı. Hepsi bir arada ya da ayrı ayrı hiç bu kadar kolay hazmedilir olmamışlardı.

2011’de Ne Alemde? : Gerçek bir efsaneye dönüşmek ya da ilk 3 sezonuyla hatırlanmak arasındaki ince çizgide.

2010: Diamond Eyes

Deftones – Diamond Eyes

Deftones, 90’lı yılların sonunda sürekli etiketlenmeye çalıştıkları Nu-Metal/Hardcore minvalinden çok daha fazlası.

Estetiği ve etkisi zamanla kuvvetlenen White Pony‘nin yarattığı özlem/beklenti, sayısız felaketin ardından nihayet 2010’da doyuruldu.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=qksTlo_1Tpw?fs=1]

Neden Değerli? :  ‘Etli’ gitar tonlarıyla, distorsiyonla, saldırganlıkla yumuşacık dokunuşları, duyguyu ve estetiği kaynaştırmayı başaran az sayıdaki kayıttan biri olduğu için.

Neyi Değiştirdi? : Epey farklı ilham kaynakları olabilen alternatif rock mevzusunun öldüğü algısını.

2011’de Ne Alemde? : Grubun geniş sevdalı kitlesi için, White Pony ile beraber nice anıları hatırlarken zihinlerde. Grup için, uzun süredir deneyimlemedikleri kadar kalabalık, ateşli ve verimli canlı performanslarda. Alternatif metal/rock camiası için parmakla işaret edilen o ‘efsanevi’ kayıtlar arasında.

[youtube=http://www.youtube.com/watch?v=f0pdwd0miqs?fs=1]

2010: Julian Assange

Internetin bildiği sır olabilir mi?

Julian Assange, bildiğiniz gibi WikiLeaks’in ardındaki ‘kafa’.

Kendisinin bilgiyi ve bilginin paylaşımını algılayışı çok enteresan. Her şeyin, herkes tarafından bilindiği bir evrene, şeffaflığa sadakati ve bunu bir harekete dönüştürme arzusu, salt bilgi/veriyle yapılabilecek etkiler konusunda yeni soru işaretlerine hayat verdi.

Neden Değerli? : Dünya’yı kimsenin istemediği kadar şeffaf kılmak yolunda ilk taşı attığı için.

Neyi Değiştirdi? : Gelecekte muhtemelen daha da hararetlenecek ‘Birey-Kurum’ karşılaşmasının seyrini.

2011’de Ne Alemde? : Hakkındaki iddialar, topladığı tepki ve sebebiyet verdiği anti-kampanyaların varacağı noktayı kestirmek pek mümkün değil. WikiLeaks’in yarattığı bakış açısının ve fitillediği ateşinse, 2011 ve sonrasına kalabileceğini söylemek mümkün.

http://video.ted.com/assets/player/swf/EmbedPlayer.swf