VE GÜNLER

BİR HARİTA: EZHEL’İN KONSER VERDİĞİ ŞEHİRLER

Ezhel‘in Facebook sayfasını takip ediyorsanız siz de fark etmişsinizdir iki günde bir konser verdiğini ve bu konserlerin de İstanbul-Ankara ikilisinin dışında şehirlerde olduğunu. Bizim de aklımıza gittiği şehirleri Türkiye haritasına döksek nasıl bir tablo ile karşılaşırız fikri düştü. Müthiş prodüksiyon yapamadık ama sade bir görselle bu fikrimizi size sunuyoruz.

Sarı renkler Ezhel’in konser verdiği şehirleri temsil ederken, yeşil renkler yakın gelecekte planlanan konserlerin şehirlerini temsil etmektedir.

*Harita Ezhel’in Facebook sayfasındaki bilgilerle hazırlanmıştır.

Gayet kapsayıcı bir haritaya sahip olsa da bir gün her yeri sarı yapması dileğimizle.

4 ADIMDA NICK CAVE’DEN MERVE ÖZBEY’E

“Dünya küçük” ya da bilimsel söyleme şekliyle, “dünyadaki her insana en fazla altı adımda ulaşabilirsin” derler. Söyledikleri doğru ya da yanlış ama insanlar arasındaki bağlantıları incelemeyi hep merak etmişizdir. Tabi konu müzik olunca bu bağlantıları takip etmek çok daha eğlenceli bir oyuna dönüşüyor. Biz bu oyunu çok oynuyoruz ve bu sefer 4 adımda Nick Cave’den Merve Özbey’e ulaştığımız bu akışa sizi de davet ediyoruz.

Nick Cave, 1995’te Murder Ballads albümünün ilk single’ı Where the Wild Roses Grow’da Kylie Minogue ile düet yapmıştı.

Kylie Minogue’un kardeşi Dannii Minogue, 2002 yılında en bilinen şarkısı Put the Needle On It’i yayınlamıştı. Kendisi hiçbir zaman ablasının şöhretine erişemedi tabi.

Ülkemizin bitmez tükenmez “kısa şöhretli popçu” rezervinin en değerli üyelerinden Mercan, Put the Needle On It’i Sana Değil Kardeşine ismiyle “coverlamış” (ya da basbayağı çarpmış) ve o zamanlar bir hayli popüler olmuştu. Şarkıyı hala baştan sona ezbere bildiğimize biz de çok şaşırdık. Bu müstesna eserin prodüktörü ise Erdem Kınay’dan başkası değildi.

Ve pek tabi Erdem Kınay dendiğinde ilk akla gelen isim de Merve Özbey oluyor.

İNCELEME: JULIEN BAKER- TURN OUT THE LIGHTS

İtiraf ediyorum Julien Baker ilk albümü Sprained Ankle‘ı yayımladığında kendisinin fazlasıyla abartılan bir çıkış sanatçısı, biraz da amatör bir ergen kızımız olduğunu düşünmüştüm. Sene 2015’ti. Şimdi bu beklediğimden fazla ses getiren çıkış albümünü takip eden Turn Out Your Lights albümü ile karşı karşıyayım. Julien Baker beni şaşırtıyor, uzun zamandır hiçbir müzisyenin şaşırtmadığı kadar.

(daha&helliip;)

OST #43: UMUTSUZ ROMANTİK

Yıllardır çektiğiniz sefaletin ardından hala karşılıklı değer verilen/görülen bir ilişkinin mümkün olduğuna mı inanıyorsunuz? Hoşlantılarınızla sadece takılmak değil, paylaşımda bulunduğunuz bir iletişiminiz olsun mu istiyorsunuz? Her seferinde kalbiniz kırılmış olsa da yine de birine bağlanmaktan çekinmiyor musunuz? Tek eşliliğin son kalesi gibi mi hissediyorsunuz? “Evet”ler çoğunluktaysa tebrikler, çağımız sizi umutsuz romantik ilan etti. Hemen aşağıdan playlistimize buyurun, yalnızsınız ama yalnız değilsiniz.

UPSIDE DOWN’UN POPÜLER ŞARKILARI

Stranger Things ile hayatımıza giren bir dünya Upside Down’a ilgimiz büyük. Bu ters dünyayla paylaştığımız şeyler belki de mekanlardan fazladır dedik ve Upside Down‘da bolca dinlenildiğine inandığımız şarkıları şöyle bir sıraladık.

Björk – Jóga

Upside Down biraz İzlanda’ya benzemiyor mu? O zaman tabi ki Björk çok dinleniyordur orada.

Portishead – Roads

Aslen Upside Down’lu olan grup memleketinde meşhur değil mi zannettiniz?

The Rolling Stones – Paint It, Black

Upside Down neden bu kadar karanlık diye sormadan önce oranın popüler şarkılarına bakmak lazım.

Baha Men – Who Let The Dogs Out

Duyduğumuza göre Demadog’ların kaçmasına kim izin verdi diye diye bu şarkı dinleniyormuş.

Fikret Kızılok – Bu Kalp Seni Unutur Mu?

Başta “Dart” olmak üzere vefalı yaratıklar böyle şarkılar dinlemesin de ne dinlesin?

Taylor Swift – Shake It Off

Her ne kadar farklı dünyalara sahip olsak da Taylor Swift’ten kaçış yokmuş. Orada da çok meşhurmuş.

SAYGI DURUŞU: AMERICANA

19 yıl önce bu günlerde, hatta tam tarih verelim 17 Kasım 1998’de The Offspring‘in fırtınalar estirirken çıkardığı albüm Americana dönüyoruz. Bir kısım The Offspring hayranı için grubun punk-rock’tan uzaklaşması diye nitelendirilirken, tam tersine punk-rock’la zamanını yansıtan bu albüm bir saygı duruşunu hak ediyor.

Welcome isimli introsuyla açılan albüm Have You Ever ile de hızlı bir giriş yapıyordu.

Pretty Fly (For A White Guy) ise 90’lar şarkı listelerinde sağlam bir yer edindi.

Ama albümde bir şarkı var ki gerek sözleri gerek ritimleriyle albümün saygı görmesindeki en büyük etken. Tabi ki The Kids Aren’t Alright‘tan bahsediyoruz.

Albümün bütün için de Spotify sayfasını şöyle bırakalım. Bol punk’lı bir gece dileriz.

GELİYOR: CAMEL

Buralara gelmeleri için kaç kampanya düzenlendi biz unuttuk ama bugün Zorlu Performans Sanatları Merkezi‘nden müjdeli haber geldi. 23 Mayıs‘ta Camel‘ı canlı canlı izleyecek olmak bizi heyecanlandırdı. Rajaz’ı da şöyle bırakalım da güzel anılar canlansın.

OST #42: TÜYLER DİKEN DİKEN

Avaz Avaz olarak OST serimize başladığımızdan beri her türlü ana ve hissiyata uygun playlistler yapmayı kendimize görev bildik. En son Fever Ray‘in yeni albümünden Red Trails‘ı dinlerken aklımıza düştü, bu sefer de tüyleri diken diken eden şarkılar playlisti yapalım dedik. Yaptık, oldu. Aşağıdaki 31 şarkı bambaşka türleri ve sesleri buluştursa da, hepsinin yaşattığı his farklı olsa da ortak özellikleri tüyleri diken diken etmeleri. En azından bizimkileri. Şimdiye dek yaptığımız en uzun playlistle korkmayın, titreyin.

Ve evet, Lazarus ile başlayıp black screen ile bitirmemiz tamamen kasıtlıydı.

RÖPORTAJ: BATHS

4 yaşında müzik derslerine, 10’lu yaşlarında da kendi müziğini kaydetmeye başlayan Will Wiesenfeld, “genç yetenek” sıfatını sonuna dek hak edenlerden. Kendisi alternatif elektronik pop projesi Baths adı altında çok katmanlı işler yapıyor, elektronik pop’a eklediği tuş ve su sesleriyle kendi özgün tınısını yaratıyor ve yaptığı müzik başka hiçbir şeye benzemiyor. (daha&helliip;)

FREE FRIDAY THE 2ND (KRCHMT)

İnternette gördüğümüz her şey bizim midir? Yahut bir şeyi internette yayınlıyorsak o bizim olmaktan çıkar mı? Şimdilik sadece soruyorum. Belki ileride cevaplarını beraber buluruz.

Neyse ben bildiğim konuya geri döneyim. Şu müzik konusunun içinde olduğu kadar karşı olmanın “havalı” zannedildiği bir başka konu görmedim. Bakın alternatif olma demiyorum karşı olmaktan bahsediyorum. Tabi bir de bilmeden, dinlemeden işkembeden sallama durumu var ki o bütün hayatımızda zuhur ettiği için özellikle müzik konusunda olanı istisna tutamıyorum. Bu büyük yanılgının da ayyuka verdiği yer, Coldplay karşıtlığı. Coldplay’a karşı olmanın “havalı” olduğunu düşünüp karşı olanlar diye bir topluluk var mesela. En bilindik örnek diye sundum sonra yok sen bu kadar yaygarayı Coldplay övmek için mi kopardın demeyin. Konuşulmuyor diye bunu böyle zannetmeyin. Siz gençler ve kendini genç hissedenler, siz de bu büyük yanılgıya düşmeyin.

Coldplay dinleyeyim de gevşeyeyim. Gevşeyemedim. Konser dans etmeye müsaitse o konserde dans edilir arkadaş. Dans etmeyi insanlara fazla gören Karşı’lara da buradan selam.

Play Tuşu’nun atarlı yazılarını yakından takip ediyorum. Ve bütün sorunlarımızın ülkemizde tam anlaşılmadığına inandığım özgürlük kavramından ortaya çıktığına kanaat getirdim. He tabi siz böyle bir kanaat getirmemekte de özgürsünüz.(?)

Neyse, konuyu Arctic Monkeys’e bağlıyorum. Arctic Monkeys kadar yaşına uygun müzikler yapan başka bir grup görmedim. 1986 doğumlu Alex Turner ile yakın bir yaşta olduğum için beraber büyüdük diyebilirim. Tabi o Sheffield‘ta büyürken ben Kocaeli‘de büyüdüm. Bunları niye anlattım. Şimdilerde yeni bir albüm dedikodusu dönüyor ve bu albümün tam bir otuzlu yaşlar albümü olacağını öngörüyorum ve büyük bir heyecanla bekliyorum. Bizi hiç bırakma Arctic Monkeys emi?

Balkan ritimleriyle nasıl doğru şarkı yapılır? Örnek;

Balkan ritimleriyle nasıl yanlış şarkı yapılır? Örnek;

Arada kulağınızı sıfırlayın ki güzel şarkıların değerini daha bir anlayın. Sağlıcakla kalın.

UNDERRATED GEMS: PJ HARVEY

Kabul edin, PJ Harvey müzik piyasasındaki en havalı kadınlardan. En iyi şair ve müzisyenler listemizin üst sıralarında olmasının yanı sıra, aynı zamanda da duygularını şarkılarına yansıtmayı mükemmel bir şekilde başaran dahilerden biri. Kendisini “Little fish, big fish, swimming in the water” dizeleri, son 10 senenin en iyi işlerinden Let England Shake albümü ile hatırlayabilirsiniz. Ancak kabul edelim, PJ Harvey bunlardan çok daha fazlası.

10)The Devil (White Chalk, 2007)

Gelmiş geçmiş en iyi piyano dizeleri diyebilir miyiz?

9)The Sky Lit Up (Is This Desire, 1999)

Son nakaratta üst notalara ulaştığında sihre kendinizi bırakın.

8)Oh My Lover (Dry, 1992)

Oh my sweet thing, oh my honey pie…

 

7) River Anacostia (The Hope Six Demolition Project, 2016)

Zorlu’da kapanışı bu şarkıyla yapmıştı. Hey gidi…

6) Rub Till It Bleeds (Rid of Me, 1993)

Evet, aklınıza ilk gelen şey doğru.

5)Meet Ze Monsta ( To Bring You My Love, 1995)

Masalara atlamayın, sadece bir şarkı…

 

4) Man Size (Rid of Me, 1993)

Kısa versiyonunu da seviyoruz, ancak uzun versiyonun daha bir harika olduğunu kabul edelim.

 

3)The Last Living Rose (Let England Shake, 2011)

Tamam, bu şarkı aslında biraz ünlü sayılabilir. Ancak diğer singleların yanında hakkettiği ilgiyi göremediğini inkar edebilir miyiz?

2)Is This Desire? (Is This Desire, 1999)

Woah…

1) The Wind (Is This Desire, 1999)

Gelmiş geçmiş en iyi PJ şarkısı.

 

 

 

RÖPORTAJ: FLUNK

2000 yılında Anja Oyen Vister, Jo Bakke, Ulf Nygaard ve Erik Ruud dörtlüsü tarafından kurulan ve o zamandan beri 7 albüme ve neredeyse orijinali kadar popüler olmuş çok sayıda covera imza atan Flunk, geçtiğimiz senelerde sold out olan konserlerinin ardından bir kez daha Salon‘da sahne alıyor. Üstelik bu kez 29 Eylül‘de kendilerini yeni albümleri “Chemistry and Math”in yayımlanmasının hemen ardından izlemenin heyecanını yaşayacağız. Bu vesileyle grupta prodüktör rolünü üstlenen Ulf Nygaard’a aklımızdakileri sorduk, çok severek dinlediğimiz dörtlüyü biraz daha yakından tanımaya çalıştık. Buyurun:

Merhaba! Nasılsınız, günleriniz nasıl geçiyor?

Merhabalar. İyiyim! Hepimiz iyiyiz. Yeni albümün yayımlanışı için hazırlanıyoruz ve her şey yolunda gidiyor gibi görünüyor. Yeni şarkılarımız hakkında olumlu dönüşler aldık. Istanbul konserimiz için de provalara başladık. Istanbul’u çok seviyoruz, oradaki dinleyici kitlemiz gerçekten en iyisi! Konserlerde sanki bir aile buluşmasındaymışız gibi hissediyoruz.

Geçtiğimiz yıl çıkış albümünüz 15 yaşına girdi. Nasıl hissediyorsunuz, projenizin bu kadar büyümesini bekler miydiniz o zamanlar?

Hiçbir beklentimiz yoktu aslında. Bu kadar çok albüm yapmayı, ilk albümüzden 15 yıl sonra Istanbul’da sahne almayı hayal bile edemezdik. Bana hala tuhaf gelen bir şekilde grup olarak sanki aynı ailedenmişiz gibi hissediyoruz, birlikte çok şey yaşadık ve artık neredeyse gereğinden fazla tanıyoruz birbirimizi. 🙂

“Petrified”ı dinledik ve albümün geri kalanı için çok heyecanlıyız. Eminiz bu albüm de diğer albümleriniz kadar başarılı olacak fakat sizce bu albüm hangi açıdan diğerlerinden farklı oldu? Albümün yaratılış aşaması nasıl geçti?

Önceki işlerimizden çok farklı olduğunu düşünmüyorum, umarım bu durum albümü beklendik ya da sıkıcı yapmaz. Bence “Personal Stereo”dan beri yaptığımız en iyi albüm; sound’u tam da istediğimiz gibi oldu, yaylılara biraz daha odaklanmamız gerektiğini düşündük ve bu albüme hoş bir hava kattı. Yapım süreci oldukça uzundu, ben daha çok “producer” rolündeyim, diğerleri ise kayıtlarını upload ediyorlar. Stüdyo’ya girme aşamasını atladık, her şeyi ayrı ayrı yaptık, bu yöntem bizim için iyi işliyor. Flunk bir kolektif olarak müzik yapıyor, hepimiz bir şeyler katıyoruz ve kimse birbirinin katkısına karışmıyor.

Bir röportajınızda turne sırasında gittiğiniz ülkelerin çoğunda Norveç’te olduğunuzdan daha ünlü olduğunuzu söylemişsiniz, niçin böyle olduğunu düşünüyorsunuz peki?

Tam sebebini bilmek zor. Sanırım Norveç’te müzik basınının işleyiş biçiminden ötürü, insanlar yeni isimlerin peşinde. Biz de çok umursamıyoruz açıkçası. Dünyanın her bir yanından daha sadık dinleyicilere sahip olmak çok daha eğlenceli. Istanbul’a gelebiliyorsak ve burada şarkılarımızı çaldığımızda dinleyicilerimiz baştan sona eşlik edebiliyorsa bu çok daha tatmin edici bizce.

Zaman zaman Facebook sayfanız üzerinden playlistler paylaşıyorsunuz. Bunlardan hangisinin daha sıklıkla dinliyorsunuz şu sıralar, ya da bizimle paylaşabileceğiniz yeni bir liste var mı?

Ben Spotify’daki “Stuff we like” playlistimizi çok dinliyorum. İnsanlara sevdiğimiz şeylerden bahsetmek yaptığımız işin bir parçası aslında, bunu daha çok yapmamız gerektiğini de hatırlattı bunu söylemek aslında. Çoğu şarkımız sevdiğimiz şarkılardan, kelimlerden, cümlelerden esinlenerek ortaya çıkıyor. Bu bahsettiğim playlist’te de esinlendiğimiz birçok şarkıyı bulmanız mümkün.

İstanbul’a pek çok kez geldiniz ve burada büyük bir kitleniz var. En çok hangi dinleyici tipini seviyorsunuz bilmek isteriz. 🙂 Konseriniz için nasıl hazırlanalım, bizi neler bekliyor?

Başta da dediğim gibi İstanbul kitlemiz en iyisi! 🙂 Oradaki bütün konserlerimiz gerçekten büyük keyif veriyor bize. Çok sıcak ve rahat bir atmosferi var, sanki sevgilimiz için çalıyormuşuz gibi hissediyoruz. Umarım dinleyicilerimize de aynı hisleri aktarabiliyoruzdur. Bu sefer müzik daha hareketli olacak, çok daha fazla ses ve gürültü duyacaksınız. Nedendir bilmem böyle bir yola girdi müziğimiz provalar sırasında. Yani birazcık şaşırmaya hazır olun! 🙂

Teşekkürler!

FREE FRIDAY (OZDELİCE)

  • Geçen senelerde ülkenin durumuyla paralel olarak “etkinlik yok” diye ağlarken bu sene adeta silkelenmiş line-up’larla bütçemizi tartıyoruz. Ciddi olarak ajandamı en son bu kadar doldurduğumda sanırım üniversitenin son sınıfındaydım. Taksim/Beyoğlu anılarım da oradan kalma. Sonrası iş hayatı vs. derken de koptuğum etkinliklerle bu sene yeniden kucaklaşacağım için çok heyecanlıyım. Ayrıca Salon, Garaj, Babylon ve Zorlu PSM arasındaki bu trafiğin tatlı bir telaşa dönüşmesini de 8 senesini “blogculuğa” vermiş biri olarak kalp gözlerle izledim. Beklenen tablo sonunda piyasada. Tıklım tıklım etkinlikleriniz olsun!

 

 

  • KALT’ı muhtemelen duydunuz. Bizim Show’un yeri bende çok ayrı. Daha hiç gülmeden izlediğim 1 Bizim Show olmadı. Tüm Ozan Akyol’ları ayrı ayrı seviyorum. Ayrıca sayelerinde tanıdığım müzik grupları da işin en güzel artısı (Evet, Beyaz Hayvanlar’ı bu sayede öğrendim)! Asla tanıtmadan bolca överek tüm duygularımı ifade ettiğimi düşünüyorum. Teşekkürler.

 

  • 15. İstanbul Bienali bu hafta sonu (16 Eylül) başlıyor. 12 Kasım’a kadar vaktimiz var. Bienalin bu seneki teması “iyi bir komşu”. 32 ülkeden 56 sanatçının katıldığı ve küratörlüğünü Elmgreen ve Dragset’in yaptığı bienal bu sene hangi küfürleri yiyecek çok merak ediyorum. Zira geçen senelerde feed’ime düşen anlamlı/anlamsız bir çok yorumdan sonra geçen seneki bienale gitmeye vakit ayıramamıştım (!).
  • Geçenlerde içimden geçenleri bir facebook post’u altında belirttim. Daha fazla agresif davranmak istemiyorum. 2011’den bu yana bilinen Türkçe rap’teki gelişimin Ezhel ile farkındalık oluşturması muazzam bir şans deyip yine Ezhel paylaşıyorum. Yakın zamanda Ağaçkakan’da yeni albüm yayınlayacak ve hatta albümden bir şarkıyı videoladı. Da Poet de Beat Tape 2 Outtakes ile geliyor. Hepimize hayırlı, uğurlu olsun.

GELİYOR: AZEALIA BANKS

Garaj‘ın yeni sezon programını heyecanla paylaşmıştık. Dün kesin olarak öğrendik ki program bundan ibaret değilmiş. Hemen iki hafta sonra, daha önce açık hava performansını izlediğimiz ve bütün hater’larına, sansasyonel söylemlerine karşın çok sevdiğimiz olan isimlerden Azealia Banks’i, Garaj sahnesinde izleyeceğimiz haberini aldık. Daha önce Azealia Banks kendi instagram hesabından konseri duyurmuştu fakat sözüne güven olur mu emin olamadığımız için kutlamalara başlayamamıştık, Garaj cephesinden de müjdeyi aldığımıza göre iç rahatlıyla gün saymaya başlayabiliriz. 15 Eylül’de gerçekleşecek konserin biletleri satışta!

GEZGİN SALON’A YEPYENİ İSİMLER EKLENDİ!

Salon’un Temmuz’un başında haberdar olduğumuz, sezon arası konser yokluğunda yüreğimize su serpen projesi Gezgin Salon‘a yeni isimler eklendiği duyuruldu. Kiasmos’u bu yeni proje dahilinde Beykoz Kundura’da izlemek bile yeterince heyecan vericiyken listeye eklenen Berlin çıkışlı en sevdiğimiz, özellikle Salon sahnesine de çok yakışırdı diye düşündüğümüz isimlerden olan Pantha Du Prince ve bu sene Mercury Prize’a aday olan the xx, Sampha gibi isimlerin de mensubu olduğu Young Turks’le çalışan Pional‘ın yanı sıra; yerli sahneden Mind Shifter, Men with A Plan, Büber gibi isimlerle sabırsızlığımız katlandı. 10 Eylül’ü merakla beklemeye devam ediyoruz.

RÖPORTAJ: WAX TAILOR

Duymayanlar için müjdemizi verelim: Wax Tailor Babylon Soundgarden kapsamında bir daha Türkiye’ye geliyor. Konsept uzunçalar kavramını bize yeniden seven, son albümü By Any Beats Necessary ile bir kere daha gönüllerimize taht kuran müzisyenle konser öncesi biraz lafladık. Fransız prodüktörün ilhamlarını, iş birliklerini ve tabii ki yaklaşan konseri hakkındaki detayları merak edenleri şöyle alalım:

Merhaba! Hayat nasıl gidiyor? Önümüzdeki ay yeniden Türkiye’de olacağın için heyecanlı mısın?

Hayat güzel gidiyor. Efsane bir turneden çıktım ve evet, sonunda yeniden Türkiye’de olacağım için fazlasıyla heyecanlıyım.

Fransız kültürü genellikle yumuşak romantik tınılarla eşleştirilmekte. 6 ay Paris’te yaşama fırsatı buldum ve gözlemlerime göre orada da fazlasıyla geniş bir hip-hop ve rap sahnesi var. Şu anda daha çok American tınılarından etkileniyor olsan da kariyerinin başında Fransız müzik sahnesi müziğine nasıl bir etki bırakmıştı? Özellikle müzisyen olmak için sana ilham veren özel bir an var mıydı?

Müzikal açıdan ilhamımı genellikle Birleşik Devletler’den ve İngiltere’den alıyorum. 60’ların pop é psyche rock’ı ile büyüdüm, ve bir de 50’lerin jazz müziği ile. 80’lerin ortasında henüz daha çok gençken hip-hop’ı keşfettim ve bu durum hayatımda büyük bir etki bıraktı. Bu dönemde beni etkileyen birçok müzisyen vardı. Ancak Public Enemy’den Chuck D büyük ihtimalle üzerimde en çok etki bırakanıydı. Bir de Prince Paul var tabii ki ki kendisi benim için dünya üzerindeki en iyi prodüktördü.

“Herkesin kendi betimlemelerini yaratabileceği şekilde hayal güçlerinin özgür olmasını istiyorum.”

Son uzunçaların By Any Beats Necessary’deki iş birliklerinde yeni isimler görüyoruz. Albüme katkı yapacak sanatçıları nasıl seçiyorsun? Sence güzel bir iş birliği için en önemli faktör nedir?

Bir film için oyuncuları seçmek gibi. Öncellikle iyi bir senaryoya ihtiyacınız var. Sonrasında rolleri ve o rolleri canlandırabilecek kişileri hayal ediyorsunuz. Çoğu zaman kayıtlar ortaya çıktıktan sonraki ikinci aşamada fikirlerim ortaya çıkıyor. Yine de değişebilen bir durum. Ünlü bir sanatçı ya da tanınmayan biri olması umurumda olmuyor. Hatta hiç tanınmayan bir sanatçıyla çalışmaktan gurur duyuyorum çünkü bir hazineyi ortaya çıkarmak gibi oluyor:)

Kayıtlarında filmlerden sample’lar duymaya alışığız. Aynı zamanda koyu bir sinefil olduğunu da biliyoruz. Peki, kullandığın filmleri ve diyalogları nasıl seçiyorsun? Filmleri seyrederken mi ilham alıyorsun yoksa sadece kafanda eskilere doğru gidip kayıt aşamasında uygun sample’ı buluyorsun?

Müzik konusunda bahsettiğin süreçte işliyor çoğu zaman. Yani kafamın içinde eskilere doğru gidiyorum ya da yeni bir şey keşfedip onu direk kullanabiliyorum. Film diyalogları konusunda düzenli olmanız gerekiyor. Bu yüzden ben de diyalogları biriktiriyorum. Ancak bunu gittikçe daha da az yapıyorum çünkü hard drive’ım tonlarca diyalogla doldu. Altıncı his gibi. Bir filmi izlediğimde düşünmeme bile gerek kalmıyor çoğu zaman.

Bildiğimiz üzere hikayelere aşırı ilgilisin ve diskografinde çoktan bir konsept albüm var. İleride albümlerinden birini bir filme dönüştürmeyi düşünür müydün? Albümlerinden bir tanesini görsel bir şölene dönüştürme fikri ilgini çekiyor mu?

Emin değilim. Müziğin çağrışım yapabilme gücünü seviyorum. Tıpkı bir kitap gibi…Bence canlı bir performans ya da müzik videosu için görseller yaratmak daha çok tercih edebileceğim bir seçenek. Herkesin kendi betimlemelerini yaratabileceği şekilde hayal güçlerinin özgür olmasını istiyorum.

“İnsanların müziğinizle herhangi bir şekilde buluşup bağ kurduğunu görmek harika.”

Yaptığın müzik tarzından seni etkileyen yeni isimler var mı? Yeni isimleri takip etme fırsatı bulabiliyor musun?

Pek sayılmaz, kibirli gözükmek istemem ama geçmişte de durum aynıydı. İlk albümümü yayımladığımda insanlar Dj Shadow’a referans gösteriyordu. Ona ve ilk iki albümüne + Unkle albümüne saygım sonsuz ama yine de benim için ilham sayılmazlardı. Çünkü biz ikimiz de aynı kuşaktanız. RJD2’ya kendimi daha yakın hissediyorum çünkü ilk albümü benim için gelmiş geçmiş en güzel müzikti. Yine de ilhamlarımın çoğunlukla soul, blues, funk, jazz, OST, Psych rock tarzlarından geldiğini söyleyebilirim. Diğer birçok prodüktör gibi bu iş çoğunlukla kendi materyalini yaratmak ya da diğer olası ilhamları bir adım öteye götürmek. Oh, bu arada ilham almamak etkilenmemek demek değil. Danger Mouse, Adrian Younge, Badbadnotgood, Anderson Paak& birçok diğer sanatçının koyu hayranıyımdır.

Belgeselin In Wax We Trust’da plak dükkanı sahiplerine bir soru soruyorsun. Biz de sana aynı soruyu sormak isteriz: Plak senin için ne ifade ediyor?

Müzikle özel bir bağ, mp3 ya da streaming servislerinden daha içten bir şey. Bir plağın ambalajını sıyırıp, kapağını açıp içindeki notları okumayı seviyorum. Uzun bir süre sahip olduğunuzda bir geçmişinin olması, tıpkı benim gibi, ve bir hikayesinin olması. Bir diğer kendi müziğimle ile ilgili söyleyebileceğim şey yeni albümün ilk plak kopyasını eline alıp “İşte, yaptım!” demek.

Muhabbetimizin sonuna gelirken, daha önce de Türkiye’de performanslarda bulundun. Şu ana kadarki deneyimin nasıldı? Babylon Soundgarden’da yaklaşan konserin için beklentilerimiz ne yönde olmalı?

İstanbul’daki ilk konserimi hatırlıyorum. Dürüst olmak gerekirse varlığından haberdar bile olmadığım birçok insanın yaptığım işlerle bu kadar ilgilendiğini görmek şaşırtıcıydı. Popüler medyadan ya da büyük pazarlama planlarından uzak bağımsız bir sanatçı olduğunuzda insanların müziğinizle herhangi bir şekilde buluşup bağ kurduğunu görmek harika. Sık sık Türkiye’deki hayranlarımdan mesajlar alıyorum ya da onlarla konuşuyorum. Bence benim yaptığım müzikle ilgili dinleyicilerde sağlam bir altyapı var. Bu performans ise benim bu turnedeki son konserim olacak. Grubum bana eşlik edecek konserde. Farklı bir enerji yakalamak için bu konser için bir davulcu ile beraber performans sergileyeceğim. Aynı zamanda bir gitarist, çello sanatçısı- ki kendisi bazı şarkılarda gitar da çalıyor- da bizimle sahnede olacak. Günün sonunda değişik bir rock enerjisi sağlayacağımızı söyleyebilirim. Tabii bir de birkaç görsel efekt var ama onları merak edenlerin gelip görmesi gerekecek:)

Zamanın için teşekkürler. Seni önümüzdeki ay canlı izlemek için sabırsızlanıyoruz. O zamana kadar kendine iyi bak!

Teşekkürler! Ben de sabırsızlanıyorum.