VE GÜNLER

BEKLENMEDİK GİTAR SOLOLARI

Şu hayatta kim sürprizleri sevmez? Kim? Retorik olsun diye sormadık bu soruyu. Buna cevabı evet olanlar buradan sonra devam etmesin çünkü bu yazı size göre değil. Sürprizleri seven insanlar ile devam edeceğiz bu yazıya. Peki kim şu hayatta gitar sololarını sevmez? Kim? Gitar solosu sevmeyenler de şöyle kenara ayrılsın. Geriye kalanlarla “Beklenmedik Gitar Soloları” listemizi dinlemeye geçebiliriz.

Beklenmedik gidişatıyla bizi ters köşe yapan veya söyleyenin ismine bakıldığında buradan gitar solosu çıkmaz dediğimiz şarkılardan oluşan küçük listemize (gitar soloları gelince şaşırıp bizi hatırlayın) buradan buyurun:

BURASI DERYA DENİZ: ARABIC INDIE

Peşin not: Yazı boyunca kullanılacak olan ‘Arap’ sıfatı dışardan empoze edilen tektipleştirici bir tanım olmaktan ziyade, Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz halklarının etno-kültürel çeşitliliğini kabul eden, ancak bu halklardan toplu olarak bahsetmedeki zorluğu ortadan kaldırmak amacıyla bütün bu coğrafyaya yayılmış olan Arap dili ve kültürünün ortak bir unsur olarak kabulünün bir ifadesidir.  (daha&helliip;)

İNCELEME: IN HOODIES – CIRCLING THE CAGE

In Hoodies’in ikinci albüme giden yoldaki yeni EP’si Circling the Cage’in tanıtım resimlerini gözünüzün önüne getirin. Dış dünyayla yüzleşmeye çalışan bir adam. Ancak maskesini takmış ve yüzleşirken maskesini çıkarmayacağından neredeyse eminsiniz. Üstelik o kişiyi tanımıyorsunuz bile. İşte, yeni EP Circling the Cage tam olarak dinleyiciye bunları hissettiriyor. (daha&helliip;)

İNCELEME: CURRENT JOYS – A DIFFERENT AGE

Daha önce benimle içinde “en sevdiğin” tamlaması geçen herhangi bir müzik sohbetinde bulunduysanız yahut herhangi bir “Salı Pazarı”mıza denk geldiyseniz Current Joys’u ve özellikle Kids’ini ne kadar sevdiğimi az çok biliyorsunuzdur.

Tanıştığım an itibariyle hakkettiği değeri görmeyen müzisyenler listemde ilk sıralara yerleşen bu Amerikalı grubun yeni albümleri A Different Age beklentimin çok üzerinde oldu. Genelde albüm akışı sırası olmasına özen göstererek albüm içinde en sevdiğim ya da farklılık yaratmış olan parçaları incelemeye özen gösteriyorum. Ancak A Different Age ritimlerden sözlere, video kliplerden akışa kadar asla birbirinden koparılamayacak bir bütünlük içeriyor.

Become the Warm Jets’le başlayan albüm bizi aynı anda gerçekleşen sevme ve sevilme durumlarının insana nasıl her duyguyu yaşattığını gösteren bir yolculuğa çıkartıyor adeta. İzlediğimiz video klip tam da olmak isteyeceğimiz yer aslında.

İlle bir favorim olması gerekecekse pek düşünmeden Fear’ı seçerdim sanırım. Hissettirdikleri üzerinden konuşmaya pek gerek yok; insanın nasıl en çok kendinden korkabildiğini iliklerimize kadar hissediyoruz. Görüntü ve sözlerin anlamını bir yana bırakıp yalnızca ritmiyle korkuyu, gerginliği ve doğallığı içimize işleyen Fear.

Bir yolculuk albümü demiştik,Alabama ile  yolculuğumuza dışardan bir göz olarak bakıyoruz.

Bulunduğumuz yeri değiştirdiğimiz gerçek yolculukların sonunda vardığımız noktanın pek farklı olmadığını anladığımız o an.

No Words adını doğrudan yansıtan, minik esprili enstrümental bir şarkı. Duygusal olarak albümün geçiş parçası gibi. Yolumuzun ilerisi daha az endişeli ve umutlu.

In a Year of 13 Months benim için tek bir cümleyle sakin akustik tını ve vokalin çatışmasından doğan mükemmel uyum.

Her şarkıda farklı bir paralel evrende olduğumuzu biliyorduk, bu da kanıtı.

Albümü belki onuncu dinleyişim ama her defasında aynı ikilemi yaşıyorum. Her defasında kesinlikle en çok Fear’ı sevdim sanıyorum, My Nights Are More Beautiful Than Your Days’e kadar.

Uzun zamandır tamamını bu kadar beğendiğim, görselliğinden şiirsel sözlerine; depresifliğinden umut vaadine bu kadar uyumlu ve tamamlayıcı bulduğum bir albüm olmamıştı. Her şeyiyle didik didik etmenizi şiddetle tavsiye ettiğim bu albüm yolculuğunun sonuna geldik, umarım siz de bu seyahatten benim kadar zevk almışsınızdır.

SALI PAZARI: 13.03.2018

Haftanın Avaz günü! Bu hafta da en sık dinlediğimiz yeni ve eski şarkıları seçtik. İyi dinlemeler:

EGE’NIN TEZGAHI

Kacey Musgraves – Space Cowboy

Bana country dinletebilen tek insan.

Massive Attack – Daydreaming

Massive Attack’ ın gelişini en sevdiğim şarkılarını loop’a alarak kutladığım bir gün oluyor.

David Byrne – Everybody’s Coming to My House

David Byrne’ ın yeni albümü çıktı ama ben hala ilk single’ına takılıp kalmış durumdayım. İçimdeki James Murphy fanboy’u beni nakaratında “Everybody’s coming to my house… my house!” diye bağırrmaya zorluyor.

Hercules & Love Affair – Controller (feat. Faris Badwan)

Çok sevdiğim Hercules & Love Affair’˝n geçen sene yayımlanan albümü Omnion, bence self-titled’dan beri yaptıkları en iyi albümdü ama nedense pek kıyıda köşede kaldı. Controller misler gibi, tertemiz bir electropop eseri ve vokalde The Horrors’ın frontman’i var, daha ne olsun?

The Voidz – All Wordz Are Made Up

Bunu söylemeyi hiç beklemiyordum ama The Voidz’un yeni albümü için inanılmaz heyecanlıyım. Casablancas gerçekten sınırları zorladığına, yepyeni şeyler denediğine ikna etti beni. Yayımlanan single’ların neredeyse hepsi, dinlediğim hiçbir şeye benzemiyor. Bir şarkı içinde on farklı şarkı varmış gibi. Yılın en ne iddialı¸ belirsiz olduğu kadar güzel albümü geliyor sanki.

AHMET’İN TEZGAHI

Lily Allen – Three

Lily Allen yeni albümü No Shame’i duyurduktan sonra albümden parçaları da dinletmeye devam ediyor. Three ise albümün hüzünlü kısmından kopup gelmiş bir parça.

Missy Elliott – Get Ur Freak On

İnsanın aklına Missy Elliott düşmesi kadar güzel şey az bu dünyada.

Taylor Swift – Delicate

Taylor Swift’ten ben de insanım klibi gelmiş ama güzel gelmiş. Kamera oyunları, danslar, hikaye bir klipten beklediğim her şeyden fazla fazla var.

Oh Land – White Nights

Artık bizden biri Oh Land’in doğuşunda gidiyoruz. Kendisini 2012 yılında Mono Festival’de dinleyen kitle bugünlerde emeklilik planı yapıyor.

HANDE’NİN TEZGAHI

Beach House- Dive

Yeni albümlerinden beklediğim her şey sadece bu şarkının içinde bile mevcut.

Porches- Leave the House

Bu şarkıyı ilk çıktığı günden beri düzenli aralıklar ile döndürüyorum. Yeni Porches albümü ile artık tüm albüm dönüyor üstelik. Teşekkürler Porches!

Soccer Mommy- Cool

Soccer Mommy’i övmelere doyamadığım yeni bir yazım var Avaz’da. O yazı konuşsun benim yerime.

Sophia Kennedy- Being Special

Yine nereden keşfettiğimi hatırlayamadığım ama beni şüphesiz mutlu eden bir şarkı. Bu haftanın en güzel sürpriz Spotify keşfi.

Son Lux- Resurrection

Konserlerine gitmediğim için deli gibi pişmanım sevgili Avaz okurları! Yine her zamanki gibi köprünün altından çok sular aktı. Pardon, Salon IKSV’nin.

 

 

 

 

GELİYOR: MASSIVE ATTACK (VE YOUNG FATHERS)

Geçtiğimiz Cuma günü Zorlu PSM’nin yayınladığı bir teaser, “yoksa Massive Attack mı geliyor?” dedirtmişti. Bugün belli oldu ki evet, gerçekten de geliyor! Massive Attack, 25 Haziran‘da Zorlu PSM‘de olacak. Alt grup olarak da Young Fathers‘ı izleyeceğiz. Biletler 15 Mart‘ta satışta.

Grubu en son Haziran 2014’te gerçekleşen %100 Fest’te izlemiştik.

İNCELEME: SOCCER MOMMY – CLEAN

Bu aralar herhangi bir müzik sitesine göz attıysanız Soccer Mommy‘nin çıkış albümü Clean‘i ve hatta ne kadar güzel olduğunu çoktan duymuşsunuzdur. Hakkında bir haftadır methiyeler yazılan bir albümü size baştan anlatmaya çalışmayacağım. İlk defa bir albüm incelemesinde sadece bir albümün neden güzel olduğunu anlatmak istiyorum. (daha&helliip;)

TRANSFERANS’TAN DÜNYA KADINLAR GÜNÜ İÇİN MIXTAPE

Seretan (Özcan Ertek) öncülüğünde kurulan taze plak şirketi Transferans, 24 Şubat’ta Robogeisha ve Supu‘nun da katılımıyla Peyote’de düzenlenen bir etkinlikle İstanbul müzik sahnesine merhaba demişti. Geçtiğimiz günlerde Soundcloud üzerinde yayınlanan iki mix’in ardından bugün de label’dan 8 Mart’a özel bir mixtape geldi. Fark yaratan kadın sanatçıların prodüksiyonlarından oluşan mixtape’de bizim de çok sevdiğimiz Ah! Kosmos, İpek Görgün, Holly Herndon ve Kaitlyn Aurelia Smith gibi isimler yer alıyor.

Bu güzel hareketin ardından Transferans‘ın ilk albüm ve mixtape örneklerini bu ay içerisinde dijital platformlar üzerinde yayınlamayı planladığını da hatırlatmış olalım. Label’ı buradan takip edebilirsiniz.

SALI PAZARI: 06.03.2018

Bu hafta da en sık dinlediğimiz yeni ve eski şarkıları seçtik ve bir Spotify listesi yaptık. İyi dinlemeler:

BURÇAK’IN TEZGAHI

Monika – Yes I Do
Eskilere takılıp kaldığım bir haftadan merhaba! Her şey yeni tanıştığın insanlarla çok eski zamanların ortak noktalarını bulup yakınlaşma mutluluğuyla başladı denebilir. Listeme bunu sadece ben dinlemiyor muydum dediğim şarkılardan biriyle başlıyorum:

Barış Manço – Topraktan Güzel Kokan Ne Ola

Sıra her hafta yaşadığım “Asla asla deme!” derslerinden birine geldi. Evet haklısınız, bana da ben böyle şeyler sevmem gibi geliyordu:

Sade – Flower of The Universe

Sade – Cherish The Day

Sanki içime doğmuş gibi haberi almadan birkaç gün önce dinledim duygusallığına yanaşmak isterdim, malesef radyoda duyduğumu hatırlıyorum. Yeni şarkı haberi bana biraz geç ulaşmış olsa gerek. Sade’in yedi sene aradan sonra Ava DuVernay’ın yeni filmi için yaptığı Flower of the Universe ve en sevdiğim yıllanmış şarkılardan Cherish The Day:

Tamino – I Bet You Look Good on The Dancefloor

Çok sevdiğim Tamino’nun bana küçük bir “Tüm şarkılar birbirinin aynı!” isyanı yaşatmaya başladığını en baştan belirtmek isterim. Yine de çok sevdiğim iki şeyin karışımı bu cover’a karşı koyamadım:

HANDE’NİN TEZGAHI

U.S. Girls – Pearly Gates

2018’in en iyi albümlerinden biri olarak In a Poem Unlimited sürekli döndü bu hafta da. Pearly Gates ile artık 70’ler kataloğunu karıştırmanıza gerek yok.

Chvrches ft. Matt Berninger – My Enemy

Her ne kadar ilk şarkı Get Out’u hiç sevmemiş olsam da bu şarkı ile yeni yayımlanacak olan Chvrches albümü için sabırsızlanmaya başladım.

Pulp – Common People

Bu hafta şunu fark ettim ki bu şarkı benim tüm zamanlarda favorim olabilir.

 

The Strokes – New York City Cops

Eski güzel günlere selam olsun…

 CEMRE’NİN TEZGAHI

Jorja Smith – Let Me Down (feat. Stormzy)

Hayallerimin collobration’ıydı bu gerçekten, Jorja’nın albümü için daha da sabırsızlandırıyor.

Unknown Mortal Orchestra – Not in Love We’re Just High

American Guilt gibi bir hayal kırıklığından sonra bu yeni şarkı ilaç gibi geldi. Albümün temasal anlamda pek tutarlı olmayacağını görmüş olduk ama neyse ki tanıdığımız UMO’yu dinleyebileceğiz.

A.L.L (All Against Logic) – Know You

Nicolas Jaar’ın yan projesi 2012-2017 yıllarını kapsayan arşivini paylaştı geçen hafta da bahsettiğimiz üzere. Bir insan nasıl bambaşka kollardan bu kadar üretken ve orijinal olmayı başarabilir inanamıyorum, kendisinin ne dinlediği, ne izlediği, ne tükettiği büyük bir merak konusu.

Childish Gambino – Redbone

Geçtiğimiz haftalarda viral olan (ülkemize ulaştı mı pek emin değilim, hiç sanmıyorum) videonun ardından Grammy’li albüm “Awaken, My Love!”a tekrar sardım. Donald Glover’ın şu videosunu da günlük fangirllük kotamı doldurmak üzere buraya bırakayım.

Vince Staples – Opps (feat. Yugen Blakrok)

Black Panther hala her yerde olduğu için sürekli uyarılıp bu albümü hatırlamamak elde değil. Bir poster ya da bir haber gördükçe elim hep bu şarkıya gitti. Müzik sektörünün sonunda Asya’dan sonunda sıkılıp bir şekilde Afrika’ya yönelmiş olması sevindirici.

 

GELİYOR: ALT-J

2015 yılında This Is All Yours albümünün turnesi kapsamında Harvest Festival‘in ilkinde ağırlanan grup alt-J, bu kez kendini hiç tekrar etmeden aynı kalitede şarkılar üretebildiğini kanıtladığı üçüncü albümü RELAXER’ı çalmak için İstanbul’a uğruyor. 4 Temmuz‘da Volkswagen Arena‘da gerçekleşecek konserin biletleri ise bugün itibariyle mobilet.com‘da satışta. Sabırsızlanarak albümü loop’lamak ya da grubun websitesindeki oyunla vakit öldürmek için harika bir fırsat.

5 MUHTEMEL NEDEN: KULAKLIK KABLOLARINI GİYSİLERİNİN ALTINDAN GEÇİREN İNSANLARIN KAYBOLUŞU

5 muhtemel neden; yaşadığımız şeylere, başımızdan geçenlere, unutulan kavramlara, dünyada olup biten olaylara kendimizce bir isyanımız. Yaptığımız sorguların, üstünde düşünmeye harcadığımız saatlerin ürünü. Bundan sonra bazı bize sorulan veya sorulmayan; bize düşen ya da düşmeyen konulara 5 muhtemel neden’imizle dahil olacağız. İlk olarak da kendimize kulaklık kablosunu kıyafetlerinin altından geçiren insanların kayboluşunu dert edindik. Buyurun;

Bir dönem bilinçli ya da bilinçsiz olarak yaptığımız bir eylem vardı; kulaklık kablosunu giysilerimizin altından geçirmek. Peki biz bu alışkanlığı neden terk ettik? Neden artık kulaklık kablosunu kıyafetlerinin altından geçiren insanlar etrafta yoklar? Bu tip düşüncelerinizin ilacı olduğumuzu bildiğiniz ve bunu bir görev olarak gördüğümüz için bunun peşine düşüyoruz. Aslında bize de sorsanız biz de “bize ne derdik” ama olsun. Ama dedik ya bize sorulan veya sorulmayan; bize düşen ya da düşmeyen konulara dahil olacağız. Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın. Ayrıca soru bir kez akla düştü mü cevabını bulmadan insan huzura eremiyor.

Bu sorgulamayı kendimizce belirli bir mantığa oturttuktan sonra gelelim bu konudaki tahmini nedenlerimize;

1) Mikrofonlar

Bundan çok değil daha beş sene önce çoğu kulaklık bir mikrofona sahip değildi. Müzik dinleme dediğimiz eylem telefondan bağımsız bir şekilde icra edilir ve bir mikrofona ihtiyaç duymazdı. Kolaylıkla kulaklığın kablosunu istediğimiz yerden dolandırma özgürlüğümüz vardı. Şimdi ise kulaklık kablosunu kıyafetlerin altından geçirmeye çalışsak mikrofona erişim zorluğu çekeriz.

2) Telefona Bağlanması

Bir önceki sebepte de belirtiğimiz gibi şimdilerde kulaklıklarımızı genellikle telefona bağladığımız için eğer kablonuz 5 metre falan değilse telefonla ilgilenme konusunda sıkıntı yaratacaktır.

3) Kablosuz Kulaklıklar

Yani bunu açıklamamıza gerek yok ama sonuçta geçerli bir neden. Tabii insanlar görünmez kablolarını giysilerinin altından geçirmiyorlarsa.

4) Apple Kulaklıklarının Dokusu

Etrafta gördüğümüz kadarıyla telefon alan bir daha kulaklığa para harcamak istemediğinden kutudan çıkan kulaklıklarını kullanıyor. Denediğimiz kadarıyla da ten için güzel bir his bırakmıyor bu kulaklıklar.

5) Kader

Nerede yaşadığımızı unutmaya gerek yok. Göklerden gelen bir karar da olabilir.

Muhtemel nedenlerimizi saydığımıza göre o güzel insanların kayboluşuna bir ağıtla üzülelim;

TANIŞIN: MAE MULLER

Bu kez sizi geleceğini çok parlak gördüğümüz, enerjisini ve sözlerini 20li yaşlarının başında olmasından alan genç ve güzel Mae Muller ile tanıştırmaya geldik! 2017 sonlarında yayınladığı ilk teklisi The Hoodie Song, Muller’ın duygusal olduğu kadar kışkırtıcı pop müziğiyle tanışmak için harika bir başlangıç. Erkek arkadaşının yanından ayrılırken yazdığı hem tatlı hem baştan çıkartıcı bu şarkı, yapımcısı Two Inch Punch ile yalnızca 4 saatlik bir çalışma sonunda dinlediğimiz haline ulaşmış:

Şarkı yazarken tüm ilhamını kadınlık gücünden aldığını söyleyen Muller için Jenny, müzik anlayışına çok yakışır bir ikinci single seçimi:

İlk EP’sini Şubat ayının geçtiğimiz günlerinde yayınlayan Muller, çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor olsa gerek. Şarkılarına yeni bir soluk getirip bize After Hours ve B.B.A.’i daha çok sevdirmeyi başardı. Yakın gelecek planlarının canlı performanslarına odaklanmak olduğunu söyleyen Mae Muller’ın müzik kariyerindeki gelişmeleri heyecanla bekliyoruz.

 

AYŞE HATUN ÖNAL’IN İZİNDE BİR BİLİM İNSANI: ELON MUSK

2008 yılında Ayşe Hatun Önal, Sustuysam isimli şaheserini yayınlarken Elon Musk kendi deyimiyle hayatının en kötü yılını geçiriyordu. Peki bu tarihten sonra ne değişti? Tahminimce Elon Musk, Ayşe Hatun Önal’ın Marslı şarkısını dinlemeye başladı. Ne saçmalıyorsun sen diyenler için ise madde madde bu tezimi kanıtlamaya geldim.

1-) İlk olarak Elon Musk’ın Mars takıntısı “Şu sıralar Mars’a taktım. Acilen gitmem lazım.” şarkı sözünden kaynaklanmıyorsa siyaseti bırakırım. Pardon müzik yazarlığını demek istedim.

2-) “Hani bir düğmeyle iki dakikada dünyanın bir ucuna gidemezsem diğer tarafa gözlerim açık gidecek galiba.” sözü Elon Musk’un yeraltında tünellerden seyahat edecek süper hızlı araçlarını (Hyperloop) tarif etmiyorsa neyi tarif ediyor siz söyleyin?

3-) “Düzenli çalışmak beni kasıyor. Çalışmayınca da boşluk içime doluyor.” sözünü duyması Elon Musk’ın kurduğu şirkete “The Boring Company” (Sıkıcı Şirket) ismini koymasını açıklamıyorsa ne yapıyor?

4-)  “Her gün yemek yemek yorucu geliyor bana. Bir hap atsam da karnım doysa.” sözlerini tam olarak kanıtlayamasam da Elon Musk’ta tam öyle bir tip var. Kesin ne zaman çıkacak bu yemek hapları diyordur ya da ne zaman üreteceğini planlıyordur.

5-) Aklınıza şarkının “Kimseyle tartışmadan fikirlerimin hepsi kabul olsa.” sözlerini getirin bir de Elon Musk’ın Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg ile tartışmasını hatırlayın. Kendi dediğini kabul etmedi diye Mark’ı kıt zekalı ilan etmesini hatırlıyorsunuz değil mi?

6-) Son olarak “New York, Londra, Paris… Artık görmek istemiyorum!” sözleriyle Çin’e, Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerinin parelel olduğunu görmeyenlerin “büyük resim kursu” giderlerini Elon Musk karşılar artık o kadar parası var. Ben karşılayacak değildim ya.

Size bir de bu şarkıdan bir kehanet üreteyim. “Hani? nerde benim tahtım? Çabuk bulup getirsinler.” sözlerinden çıkarımla ileride bir gün Elon Musk kendine bir taht isterse herkes şaşırsın ama siz şaşırmayın. Biz bu günleri önceden hep biliyorduk diyebilin.

Şarkıyı da şöyle bırakayım belki siz de bir ilham alırsınız da bizim de güzel güzel bilim insanlarımız olur. Aman “Az çalışsam, çok maaşım olsa.” olsam sözlerinde takılıp kalmayın ama.

TANIŞIN: MANY ROOMS

Gitarı ile özdeşleşmiş, henüz daha yolun başında olan ve müzik piyasasının rekabetçi tüm yönlerinden ayrılarak saf bir şekilde müzik yapan müzisyenleri çok seviyoruz. Houston merkezli Brianna Hunt’ın müzik projesi Many Rooms da tam olarak bu alanda aradığımız kan. Brianna Hunt, aslen Ohiolu ancak henüz lisedeyken yaşadığı yerde canlı performanslar sergileyen tek kadın olduğu için fazlasıyla dikkat çekmiş. Küçükken annesinin kilise şarkılarıyla büyüyen Hunt, müziğe olan sevgisini bir kariyere dönüştürmeye karar verince Nashville’e taşınmış. Ancak orada da umduğunu bulamamış. Uzun süre finansal olarak sıkıntı yaşadıktan sonra ve tek bir şarkı dahi kaydedecek parayı denkleştiremediğinde ciddi bir sinir krizi geçirmiş. Hemen ardından bir arkadaşının ev stüdyosunda kayıt yapma fırsatı bulmuş ve ilk albümü için imzayı atabilmiş.

Kendisinin şu anda ortamlarda bulabileceğiniz Hollow Body adında bir EP’si var. İlk albüm trendlerinden tamamen uzaklaşarak, eski günlerin maksimum duygu minimum prodüksiyon inancını benimseyen 6 şarkılık harika bir EP Hollow Body. Sharon Van Etten, Julien Baker, Alela Diane, Laura Gibson ve Tiny Ruins ekolünün ilk albümlerini seviyorsanız mutlaka kaçırmak istemeyeceğiniz bir müzisyen olduğunu söyleyebiliriz. Özetle, akustik gitarı ile baş başa en içten şekilde hikayesini anlatan kadın müzisyenlere ayrı bir bayılıyoruz.

Many Rooms‘ un ilk uzunçaları şu anda yolda. Albüme ilk bakışı Which is to Say, Everything ile yaptık. Hollow Body EP’sinin devamı olabilecek bir kayıt gibi dursa da ilk kayıtların toyluğundan çıkarak prodüksiyona daha çok ağırlık verdiği bir albüm ile karşılaşmamız olası. Özellikle ambient tınılar ilk şarkıda öne çıkıyor. Bir Julianna Barwick tarzı olmasa ve gitar hakimiyetini sürdürse de Nordik havalara bir selam çaktığını söyleyebilirim. There is a Presence Here albümü 13 Nisan‘da tüm ortamlara geliyor olacak. Şimdiden bir yerlere not alın.

 

#TBT: THE VOIDZ

Size bir iyi, bir de kötü bir haberimiz var: Çok yakın zamanda yeniden Julian Casablancas‘ın yeni şarkılarını duyuyor olacağız. Ancak The Voidz ile. Grup, ilk albümleri Tyranny ile bizi hayal kırıklığına uğratmıştı bundan birkaç sene önce. The Strokes‘ u askıya alıp böyle bir projeyle döndüğü için Julian’a ayrı bir kızmıştık. Şimdi grup yeni bir albüm ile dönüyor. Albümden tadımlık yayımlanan single’lar Pointlessness, QYURRYUS ve Leave it in My Dreams‘i bir ümitle dinledik ve ilk albümün devamı kıvamındaki şarkılar olduklarını fark ettik. Aradaki gitar sololar bile şarkıları kurtarmaya yetmiyor maalesef. Yeni albüm yayımlanana kadar The Voidz’a bizi şaşırtmaları için güveniyoruz ve bu güzel perşembe gününde 2015 One Love Festival‘deki performanslarını hatırlayalım diyoruz. Eğer siz de Julian’ın koluna dokunabilmiş o nadir insanlardansanız zaten hiç unutmamışsınızdır.