RÖPORTAJ: BALTHAZAR

Takipçilerimiz nasıl Balthazar hayranı olduğumuzu bilir. Hem grubu, hem üyelerinin solo projelerini pek çok kez canlı dinlemiş, önceki albümlere incelemeler yazmış ve son 7 aydır da Fever albümünü dinlemeyi bırakamamıştık. Grubun 27 Eylül’deki Zorlu PSM konserini fırsat bilip öncesinde Maarten Devoldere ile konuşma fırsatı bulduk. En yeni albümleri Fever, Maarten ve Jinte’nin solo projeleri ve gelecek planları hakkında sorularımızı sorduk ve dopdolu cevaplar aldık. Buyurun:

Merhaba! Nasılsınız?

Çok teşekkürler, yoğun bir şekilde Fever turnesine devam ediyoruz.

Fever albümünü yayınlamanızın üzerinden 7 ay gibi bir süre geçti. Bu süreçte takipçilerinizin geri dönüşleri nasıl oldu, beklediğiniz gibi miydi?

Dinleyicilerin tepkisini kestirmek hiçbir zaman kolay olmuyor, o yüzden pek bir şey beklememeye çalışmıştık. Albümün beğenilip beğenilmeyeceği konusu her zaman çok büyük bir muamma, öğrenmenin tek yolu albümü yayınlamak. Neyse ki, albüm çıkar çıkmaz bu kadar güzel karşılanması bizi çok mutlu etti.

Bütün albümleriniz birbirinden çok farklı, hem müzikal anlamda hem de dinleyiciye yaşattığı hissiyat anlamında. Bu yüzden merak ediyorum, sizin için yeni bir albüm yapma süreci nasıl ilerliyor?

Son albüm ve bir önceki arasında epeyce uzun bir süre geçti. Son albümün farklı olması bununla bağlantılı diye düşünüyorum. Ama bunun bir tarifi yok tabii ki, sadece zamanla yaşlanıyor ve yeni müzikler, yeni ilhamlar keşfettikçe zevklerimizin değişiyor oluşuyla ilgili bir durum. Yani bu bilinçli olarak yaptığımız bir şey değil, her albüm o anda hayatta bulunduğumuz noktanın bir ürünü diyebilirim.

Çok başarılı solo projeleriniz de var. Bu Balthazar’ın müziğini nasıl etkiliyor?

Solo çalışmalarımız birçok şekilde Balthazar’a katkı sağlıyor ama bence en önemlisi egomuzu tatmin etmemizi sağlıyor ve böyle şeylerin grubun iyiliğinin önüne geçmesini engelliyor. Bir başka etkisi de şöyle ki, solo çalıştığımız zaman yalnız olduğumuz için yeni çalışma yöntemleri bulmamız gerekiyor, bir sürü yeni şey öğreniyoruz ve tabii ki bütün bunları gruba da taşımış oluyoruz sonrasında. Bence son albümümüzde J. Bernardt ve Warhaus etkilerini hissetmek de fazlasıyla mümkün.

Balthazar için Jinte ile bir şarkı yazmak ile tek başınıza şarkı yazmanın ne gibi farkları, artıları, eksileri var?

Yalnız şarkı yazmak bence daha özel ve bireysel bir süreç, bu süreçte kendi içinde çok daha derinlere inmek gerekiyor. Ama grup olarak yazınca aranızdaki bağlantıyı güçlendirmeye çalışıyor ve bu bağlantıya yönelik yazıyor oluyorsun. Bu albümde de daha dışa dönük olmaya çalıştık. Diğer albümlere kıyasla daha mutlu, sanki bir kutlama gibi bir havası var. Birbiriyle iyi anlaşan bir grup insanı bir odaya toplarsın ve bir enerji oluşur ya, bu albümün çıkış noktası bu enerji.

Grubun iki lead vokalinin olması durumu nasıl işliyor, birlikte yazdığınız bir şarkının ana vokallerini kimin yapacağına nasıl karar veriyorsunuz?

Genelde kim o şarkıya dair ilk fikri bulduysa o ana vokalleri yapıyor oluyor. Şarkı sözlerini %100 birlikte yazmıyoruz, birbirimize yardımcı oluyoruz ama genelde her şarkının bir tane ana yazarı oluyor. Çünkü çoğu zaman birbirimizden farklı süreçlerden geçiyor oluyoruz. Mesela, Jinte bir ayrılık şarkısı yazıyorsa ve ben de o sırada yeni biriyle tanışmışsam, gerçekten o hissiyatta bir şey yazmam mümkün değil. Yani çoğu zaman şarkının büyük çoğunluğunu yazan kişi, şarkıyı söyleyen kişi oluyor diyebilirim.

Jasper Maekelberg’i de birkaç şarkınızda co-producer olarak görüyoruz, turnenizin bir kısmında da Faces on TV size eşlik etmişti. Bu iş birliği nasıl başladı?

Jasper’ı çok uzun süredir tanıyoruz ve yakın bir arkadaşımız. Daha önce de benimle Warhaus’un albümü için çalışmıştı. Yeni sesler üretmek konusunda ve tekniksel anlamda bizden çok daha iyi ve inanılmaz yetenekli biri. Bununla birlikte albümün yapımcısı olacak kişinin yakınımız ve güvendiğimiz biri olmasını istedik. Bizi tam olarak anlayacağını düşündüğümüz biriyle çalışırsak daha çok kontrolümüz olur ve tam olarak istediğimiz sound’u daha verimli bir şekilde yakalayabiliriz diye düşündük. Jasper da bunun için mükemmel isimdi. Beatles’ın George Martin’i, Radiohead’in Nigel Goldrich’i gibi bizim de Jasper’ımız var.

Geçtiğimiz sene boyunca turne dolayısıyla fazlasıyla yoğundunuz. Bu süreçte yeni bir şeyler üzerinde çalışma fırsatı bulabildiniz mi? Önümüzdeki sene içinde Balthazar’dan ya da solo projelerinizden yeni bir şeyler duyacak mıyız?

Evet tabii, şu an yeni albüm üzerinde çalışıyoruz, yazmaya başladık bile.

İstanbul’a daha önce birkaç kez gelmiştiniz. Önceki deneyimleriniz nasıldı?

Ben Warhaus olarak iki konser vermiştim ve Balthazar ile de iki kez geldik sanırım. Çok sevdik, harika bir şehir. Çok büyük ve enerji dolu. Belçika müzik sahnesinin İstanbul’da bu kadar popüler olması da çok ilgi çekici bir durum; Tamino, Oscar and the Wolf hep çok yakın arkadaşlarımız mesela. İstanbul ve Belçika arasında böyle bir bağlantı olması çok hoş.

Konser için nasıl hazırlanalım, dinleyicileriniz için tavsiyeleriniz var mı?

Son albümümüzü henüz dinlemediyseniz mutlaka dinleyin ya da hafızanızı tazeleyin. Şu ana kadarki en iyi albümümüz ve konserde Fever’dan bir sürü şarkı çalacağız. Eski albümlerden de çalacağız tabii ki ama Fever ağırlıklı olacak. Konserde görüşmek üzere!

Teşekkürler!

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *