RÖPORTAJ: GEVENDE

Gevende hakkında çok söze gerek yok. Zira nevi şahsına münhasır müzikleriyle, tavırlarıyla ve canlı performanslarıyla sizi kendilerine ziyadesiyle hayran bırakıyorlar. Yeteneklerine saygı duyuyorsunuz. Konser esnasında yarattıkları ambiyansın etkisinden de kolay kolay çıkamıyorsunuz.

Hal böyleyken; Gevende ile uzun uzadıya sohbet edelim ve müziklerine ilişkin yorumları kendilerinden duyalım istedik. Kırmadılar, Boğaziçi Üniversitesi’ne geldiler ve çok keyif alarak yaptığımız bir söyleşi çıktı ortaya.

Gevende’ye tekrar teşekkürler, keyifli okumalar!

Aybike: Son konserlerinizle başlayalım. Zira Gevende canlı performanslarıyla hayranlarını mest eden bir oluşum. Geçtiğimiz ay Salon’da ve Peyote’de izledik sizi. Konserler, son albüm ve hayranlarınızla iletişiminiz nasıl gidiyor şu sıralar?

Ahmet: Aslında ilk albüme nazaran ikinci albüm (Sen Balık Değilsin Ki) bizim için daha da ileride -ki olması da gerekiyor zaten. Ancak insanlara ulaşması açısından aynı başarıyı elde edebildik mi emin olamıyorum. Çünkü ilk albümde bir anda bir sürü insana ulaşmıştık. Müziğin içeriğinin de ikinci albüm üzerinde etkisi olduğunu düşünüyorum. Dinlemesi daha zor, daha ağır. İlk albümse daha ilk dinleyişte ritimleri ve groove’larıyla daha tanıdığımız ve bildiğimiz bir noktadaydı. Müziğe tarz olarak karışık bir yaklaşım vardı. İkincisi daha zor dinlenebilir olduğu için daha sınırlı bir kitleye ulaştığını düşünüyorum.

Aybike: İlk albümünüz “Ev”i 2006’da yayınlamıştınız. Üzerinden 5 yıl geçti ve bu süreç içinde epey konser verdiniz hatta diyar diyar gezdiniz. Daha tanınır ve daha bilinir oldunuz. İnsanlar tarzınıza da alıştı. Geçirdiğiniz bu dönemin olumlu bir getirisi olmadı mı?

Ahmet: Aslında bahsettiğim şey ilkinin üzerine bir şeyler koyarak ilerlemek. Halihazırda İstanbul’dan ve İstanbul dışından iletişimde olduğumuz bir kitle var zaten. Ancak ikinci albümle birlikte bu kitle daha da genişler diye düşünüyorduk. Bununla alakalı tam bir istatistik, veri de yok tabii elimizde.

Gökçe: Ahmet’in dediği gibi albümün sindirimi zor olduğundan, albüm Gevende dinleyenlere bir daha işledi fakat kitleyi genişletmedi.

Serkan: İçeriden başkalaştırdı yani ilk albümle gelen dinleyici kitlesinin şekli değişti. Bana öyle geliyor ki içeride bir sirkülasyon oldu. Sadece ilk albümün fanı olan insanlardan, ilk albüm daha iyiydi gibi tepkiler alırken bir taraftan da ikinci albüm bambaşka, çok daha güzel gibi tepkiler de geldi. Dolayısıyla hayran kitlesinin kendi içinde de bir değişim, devinim ve karışma oldu. Aşağı yukarı benzer sayıda bir kitleye ulaştı. Ortaya çıkan durum ilkinin üzerine konulmuş bir şeyden ziyade revizyon gibi bir şey.

Ahmet: Bazen öyle bir bahsediyorlar ki ilk albümle ikinci albümü icra eden grup tamamen birbirinden farklıymış gibi geliyor kulağa. İlk albümü masmavi bulanlar ikincisinin gri olduğunu söylüyorlar. Diğer yandan “İlk albüme ısınamamıştık ikincisi çok daha güzel.” diyenler de var. Herkes iki albümü birbirinden çok ayrı tutuyor, yan yana koymuyor.

Okan: Bir taraftan ben de bir dinleyiciyim ve dinleyici olarak baktığımda, dinleyicisiyle birlikte değişen grup örneği Türkiye müzik tarihinde çok yok. Bu da insanların algısı için yeni bir şey. Müziğiniz çok yeni frekansında geri dönüşler alıyoruz. Ancak bu yenilik sadece yaptığımız müzikte değil; biz de değişiyoruz. 5 yıl öncesiyle alakamız yok. İlk albüm ve ikinci albüm de birbirinden farklı haliyle. İlk albümü dinleyen insanlar da 5 yılın sonunda değişiyorlar tabii. Bu durumun da çok fazla örneği olmadığı için konumlanma sorunu yaşadığımıza inanıyorum. Yalnızca bununla ilgili de değil yaptığımız müziğin sunulma şekliyle de ilgili sorunlar yaşıyoruz. Sürekli bunlara dair düşünüyoruz.

Ahmet: Sanattan ve sanatçıdan beklenen şey yeniliktir ve sanat yenilikle beraber içimize işleyen bir şeydir. Bu yeni şeye adapte olmaya çalışırız. Ancak popüler kültürün ağır bastığı toplumlarda yenilikle uğraşmaktansa, kolay tüketilebilecek işler cazip geliyor. Kimse yeni bir şeye zaman ayırıp ilişki kurmaya, anlamaya çalışmıyor. İşlev farklılığının olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Aybike: Peki bu işlev farklılığı müzisyenlerin de duruma konformist ve garantici yaklaşmasından kaynaklanıyor diyebilir miyiz? Birbirini tekrar eden, daha kolay sindirilen, daha çabuk tüketilen melodiler önümüze konuluyor. Ana akım hep olduğu yerde, kan kaybetmiyor. Bir taraftan da bağımsız müzik sahnesi yükselmeye çalışıyor. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Okan: Bu aslında herhangi bir şeyin tarihine baktığımızda aynı olan, değişmeyen bir vaziyet. Sadece bu topraklardaki sorun az emek harcanmasından kaynaklanıyor, basit olmasından değil. Ana akım bir popçu için olduğu kadar underground bir müzisyen için de geçerli bir durumdan bahsediyoruz. Dediğim gibi sıkıntı az emek vermekte.

Ahmet: Bağımsız müzik bütün dünya bazında da çok entegre olabilmiş değil. Son 10 yıl içerisinde bağımsız hareketin çok örneği var; ana akım olan ancak prodüksiyon şirketine bağlı olmayan. Arctic Monkeys örneği gibi. Dünyada yavaş yavaş şekillenen bir mevzu bağımsız müzik ve Türkiye diğer konularda olduğu gibi bunu da geriden takip ediyor.

Okan: Aslında dediğim nokta şuraya dayanıyor; bu topraklarda yaşayan insanlar buna emek harcamadığı için üzerine bir şey koyamıyoruz. Arctic Monkeys dediğimiz Londra’lı bir grup ve şu an New York’ta yaşıyor üyeleri. Zaten o eksen popundan tutun da underground’na kadar, adamlar çok fazla emek harcadıkları için gelişiyor. Bizdekiyse bozuk ve tam yerleşmemiş versiyonu. Aynı durum klasik müzikte de var. Batıdakinin karbon kopyası olduğu için orijinal bir şeyler çıkmıyor. Yeni format üretilmiyor. Halihazırda olan her şey gündelik asprin gibi ve sadece kısıtlı bir süre idare ediyor. Diğer yandan da zaten her şeyi daha kolay takip edebiliyoruz. Neden buradaki kopyasıyla uğraşalım ki…

Aybike: Müziğin internet vasıtasıyla dağılması sonucu tabii ki daha rahat takip ediyoruz. Dinlemek için sevdiğimiz bir grubun plağının veya kasetinin gelmesini beklemiyoruz. Erişim çok çok daha kolay artık. Peki sizce bu durumdan kaynaklanan artılar ve eksiler neler?

Ahmet: Mevzu nasıl kullanıldığına bağlı.

Okan: Steve Jobs’tan Aydın Doğan’a herkes bunun üzerine kafa patlatıyor zaten. Plakta, kasette ve cd’de olduğu gibi nasıl yapılır da insan doğasına uygun bir hale getirilir diye üzerine çok düşünülüyor. Bunların içinden bir sonuç çıkacak gibi görünüyor.

Serkan: Ben de umutlu bakıyorum internet meselesine. Esasında, işin temelinde şöyle bir üçgen var; müziği yapan, yapılan müziği kaydeden ve müziğin ulaştığı kitle. Eskiden müziğin ulaşması notaylaydı ve her gittiği yerde müzik farklı bir şekilde yorumlanıyordu. Daha sonraları plak ve kaset geldi. Şu an öyle bir şey yok. Müziği yapan kaynak var, aracı ve ulaşım kurumu da internet. Direkt kaynağa ulaşabiliyorsun. Müzisyen-müzisyen, müzisyen-dinleyici ilişkisini internet aracılığıyla, misal Soundcloud gibi platformlarda çok rahat kurabiliyorsun. Bütün bu gelişmelere karamsar yaklaşmıyorum.

Okan: Bağımsız müzisyenlerin ortaya çıkması için süper bir fırsat. Bandcamp, Soundcloud gibi siteler var. Tabii bunların önünü açan Myspace vardı her ne kadar şu an işlevini görmüyor olsa da. Bütün bu açılardan bakınca çok faydalı. İnternet büyük bir sansürden de muaf bir mecra. Televizyon bir hafta açık kalsa 15 saniye hoşuma gidecek ölçüde müzik veya başka bir şey bulamam gibime geliyor. Çok dar bir süzgeçten geçmiş yayımlananlar, tortuyu hissediyorsun. Küfürlü bir şarkı dinlemenin normal olduğunu hissetmekten daha güzel bir şey yok herhalde.

Gökçe: Ne kadar iyi taraflarını görürsek görelim artık bu yeni ve hayatımızda varolan bir şey. Herkes teknolojinin bütün imkanlarını kullanabiliyor, bütün her şeyi indirebiliyor. Albüm yapma fikrinizi sadece aplikasyonlar dahilinde uygulayabiliyorsunuz. Nasıl yapılacağını üç aşağı beş yukarı bilmeniz yeterli. Bundan dönüş yok ve bunu kabullenerek yeni şeyler yaratmaktan başka şansımız da yok gibi geliyor bana. Björk Ipad’e yönelik albüm yaptı mesela. Bu, yenilikle ve adaptasyonla ilgili bir durum.

Aybike: Teknoloji müziği şekillendiriyor diyebiliriz bu noktada.

Gökçe: İyi müzik sahnede, canlı performansla belli olacak.

Aybike: Canlı performans demişken şarkı sözlerinizden bahsedelim. Son albümde tek şarkınızın sözleri Türkçe. Konserlerinizde şarkı sözleriniz handikap yaratıyor mu? Zira dinleyicinin şarkıya çok rahat eşlik edebileceği bir durum yok ortada.

Okan: Sıkıntı oluyor tabii. Ankara’da çok komik bir olay yaşamıştık; ilk albümdeki atmasyon şarkı sözlerini ezberlemiş 200 kişi vardı önde ve biz şarkıya girdiğimizde söylemeye başladılar. Dediğin gibi, bizim şarkılarımızda eşlik edilebilecek bir durum yok ve bu bir handikap tabii. Aslında parçalara hep bir ağızdan eşlik etmek de, sadece dans etmek de, çıtını çıkarmadan söylemek de bir konser zevki. Bizim hitap ettiğimiz zevk de hep birlikte şarkıları söyleyelim değil. Ancak 3. albümle beraber bu mevzu nasıl şekillenir bilemiyoruz.

Aybike: Keza ben de konserlerinize geldiğimde çıt çıkarmadan izleyen güruha dahil oluyorum. Bunda ekseriyetle arka planda dönen görsellerin de etkisi oluyor. Görsellerinizi kim hazırlıyor?

Ahmet: Görsellerimizi Fehmican Gözüm hazırlıyor. Gevende’nin oluşum sürecinden bugüne kadar bizimle beraber olan bir isim. Kendisi aynı zamanda animasyoncu. 2 sene boyunca saksafon da çaldı bizimle. Böyle bir şeyler yapsak diye düşündük ve yavaş yavaş görselleri de eklemeye başladık.

Okan: Bırakmak istediğimiz hissiyatı görsellerle destekliyoruz. Görseller, Gevende ile homojenleşmiş bir şey aslında. Maalesef görselleri her konserimizde yapamıyoruz. Mekanın koşulları izin vermiyor ve bu durumu nasıl çözebiliriz diye de düşünüyoruz. Müzik görsel algısını sarıyor ve güçlü bir şekilde etkiliyor.

Serkan: Görseller şarkıların içindeki hissiyatla birleşiyor. Yaşanmışlıklarla beraber de şekilleniyor. Salon konserinde ek bir görsel ve ek bir şarkı vardı ve o ikisi birbirini tamamladı. Sonuçta müzik de, görseller de Gevende’nin ortak yaşanmışlıklarından üretiliyor.

Aybike: Gevende’nin yaratıcılığını tetikleyen, üretim sürecini etkileyen unsurları örneklendirir misiniz?

Gevende: Samimi bulduğumuz her şeyden etkileniyoruz. Ancak samimiyet de göreceli bir kavram tabii. Erkan Oğur’u, Arto Tunçboyacıyan’ı samimi buluyoruz. Tony Gatlif, Kusturica, Esbjörn Svensson Trio, Michael Brook, DCM Records var. Sinema, müzik, edebiyat alanlarında üretilmiş pek çok şey var. Esasında emek verilerek yapılmış, bir şeyler hissettirebilen üretimlerden besleniyoruz.

Ahmet: Video art’ı etkileyici buluyoruz. Özellikle Vimeo üzerinden yeni çıkan işleri takip ediyoruz.

Okan: En son “Hanna” filminin müziklerini beğendim ve yaratıcı buldum. Chemical Brothers’ın aksiyon sahneleri için yaptığı müziğin mantığı çok hoşuma gitti.

Aybike: Film müzikleri de yapan bir grupsunuz. Şu sıralar Gevende’nin üzerine uğraştığı bir film müziği var mı?

Okan: Gevende olarak yok ancak Ahmet ve ben Elif Refiğ’in son filmi “Ferah Feza”nın müzikleriyle ilgileniyoruz.

Aybike: Son olarak; gündeminizde beraber çalmak istediğiniz müzisyenler, ortak projeler var mı?

Okan: Son zamanlarda Erkan Oğur ile bir şeyler yapma fikri var. Erkan Oğur da zaten gençlerle bir araya gelip bir şeyler yapma fikrindeymiş. Proje bazında olmasa da fikir bazında gündemimizde şu sıralar bu yer alıyor.

Fotoğraflar için Zeynep Baysal’a çok teşekkürler.

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *