RÖPORTAJ: OUGHT

2014 yılında Montreal kökenli Ought grubu ilk albümleri More Than Any Other Day ile hayatımıza girdiklerinde politik sesleri ve McGill protestoları ile oldukça ses getirmişlerdi. Günlük hayatın detaylarına saklanmış küçük mutlulukları anlatan şarkılarını pek sevdiğimiz, punk tınılı grup, arayı fazla açmadan bu sene Sun Coming Down albümlerini yayınladılar. Albüm, birçok platformdan tam not aldı, gönülleri fethetti. 14 Nisan‘ da Salon IKSV‘ de canlı kanlı bu yeni şarkıları dinleyeceğimizi öğrendiğimizden beri pek sevinçliyiz. Siz de seversiniz diye düşündük, 14 Nisan’ a hazırlık olsun diye sizin için Ought ile biraz lafladık.

İlk olarak, nasılsınız? Yeni bir albümle hayat nasıl gidiyor? Şu ana kadar aldığınız tepkiler nasıl?

Merhaba. Bizim için harika bir yıl oldu. Yeni albüme gelen tepkiler oldukça gurur verici.

İlk albümünüz politik yapısıyla ve etkileriyle oldukça ses getirdi. Bu özellikle yapmaya çalıştığınız bir şey miydi, yoksa kendiliğinden olan bir şey mi?

Kendiliğinden oldu. İlk albüm, son şarkılarımızdan oluşuyordu sadece. Bir tematik albüm ya da punk albümü yazmaya özellikle çabalamadık. Şarkı sözleri açısından bakarsak, şarkılardaki konular benim albüm yazım sürecinde düşündüğüm şeylerdi ve çoğu politikti tabii ki.

“Today More Than Any Other Day”, oldukça anlamlı mesajlar veren harika bir şarkı. Sözler çoğunlukla sıradan şeylerden duyduğumuz mutluluk ve politik eleştirinin yanı sıra günlük hayat problemleri üzerine kurulu. Bu sözleri yazmak için size ilham veren neydi? Gündemde yer alan isyanlar, savaşlar ve politik olaylardan ilham aldınız mı? İnsanların ne kadar kötü durumda olsalar da mutluluğu bulabileceklerine gerçekten inanıyor musunuz?

Bu şarkı, aslında bir anda ortaya çıkan şarkılarımızdan biri. Sadece iki akordan oluşuyor ( ve bir de harika bir bas melodisinden). Bu yüzden de macera dolu bir vokali ve birçok sözü üstüne koymak için oldukça iyi bir platformdu. Süpermarketler, oldukça tenha ve insanları yabancılaştıran mekanlar. Aynı zamanda biz, insanlar, çevremizdekilere pozitif ve negatif duygular aşılayan güçlü bir potansiyele sahibiz. Aslında şarkı, aciz hissetmek ile ilgili ama bir yandan da umut verici.

Daha önceki röportajlarınızda şarkılarınızın sahne performanslarınız sırasında daha da gelişip değiştiğini ve bazı şarkıların albüm kaydı hakkında pişmanlıklar yaşadığınızı söylemiştiniz. Eğer şu anda bir zaman makineniz olsa ve zamanda yolculuk yapıp sadece bir şarkıyı değiştirebilseniz, bu hangi şarkı olurdu? Neden?

Böyle şarkılar her zaman olacak. Turne ve yazım aşamalarında, şarkılarımızı canlı çalarken her zaman farklılıklar oluyor. Bence bu aslında grubumuza olan yaklaşımımızın doğal bir sonucu. Bizim nihai amacımız her zaman canlı performanslar yapmaktı, albüm yapmak değil. Bu kararımız, bir albüm teklifi aldığımızda değişti aslında. Hepimiz, bir sanat eseri olarak albüm üzerinde çalışmak için daha fazla heyecanlıyız ki bu, bence, bir şarkının bizim için ne kadar sağlam olduğunu değiştirebilir. Daha şimdiden “Sun Coming Down” da yer alan şarkılardaki değişimi hissedebiliyorum.

Kolektivist ruha sahip gürültülü bir grupsunuz. Bu kolektivist ve aktivist ruhun tınılarınızı ve grubunuzu nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

Biz sadece herkesin aynı fikirde olduğundan emin olmak istiyoruz. Bu şekilde yazmanın birçok dezavantajı var. Ancak bu şekilde yazmasaydık, albümlerimiz de kesinlikle böyle olmazdı.

İkinci bir albüm yazmanın daha zor olduğunu ve daha çok emek istediğini söylerler. İlk albümünüz “More Than Any Other Day” ve yeni albümünüz “Sun Coming Down” u karşılaştırdığınızda, bu süreç sizin için nasıl geçti? İlk albümün yazım aşamasından ne kadar farklıydı?

En büyük fark, öncekinin 1/12’ si kadar bir zamanda yazmamızdı. Hepsi geçtiğimiz kış yaklaşık bir aylık bir sürede ortaya çıktı ( vokaller ve sözler haricinde ki onlar da gruptan ayrı bir aylık süremi aldı. ). O kadar kısa ve yoğun bir dönemde yazmak, gerçekten ilginç bir deneyimdi. Bizim için güzeldi çünkü bir sene boyunca aynı şarkıları turnede çalınca oldukça yaratıcı bir enerji depolamıştık.

Montreal’ de, başlıca Grimes, Mac Demarco ve Sean Nicholas Savage’ dan oluşan, dünyaca ünlü bir müzik sahnesi var. Sizin tınılarınız bu sanatçılardan oldukça farklı. Ancak siz de kendinizi bu topluluğun bir parçası olarak görüyor musunuz? “Ought” grubunun bu sahnenin punk/rock temsilcisi olabileceğini düşünüyor musunuz?

Grimes ve Mac, artık Montreal’ de yaşamıyor bildiğim kadarıyla ama evet, buradan geldiklerini anlayabiliyorum. O kadar da iletişim halinde değiliz aslında, onlar bizden birkaç sene daha önde. Öğrenciyken Sean ve Grimes konserlerinde birçok unutulmaz tecrübe yaşadım ve ikisi de harikalar. İkisi için de en iyisini isterim. Gerçekten garip ama biz, Montreal’ deki bu sahnede yer alan sanatçılardan çok daha uzak bir yerde yer alıyoruz. Bu yüzden, bizi herhangi bir şeyin temsilcisi olarak düşünmek gerçekten zor. Bence bizi sevdiğiniz halde Montreal’ deki diğer müziklerden hiç haz etmeyebilirsiniz, ya da tam tersi de olabilir.

Umarız İstanbul’ da güzel vakit geçirirsiniz. Konserinize hazırlanan hayranlarınıza vereceğiniz tavsiyeleriniz var mı? Neler beklemeliyiz?

Teşekkürler! İstanbul’da çalmak için sabırsızlanıyoruz. Uzun zamandır istediğimiz bir şey. Yılın ilk konserlerinden biri olacak. O yüzden, bence iyi bir enerji olacak. Barış ve teşekkürler.

 

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *