RÖPORTAJ: YORA


İddialıyız; bundan daha keyifli bir Yora söyleşisi bulamazsınız!…

2010’un son dönemecinde Akif Ercihan Yerlioğlu (vokal/gitar), Uygar Çehreli (gitar), Büşra Yalçınöz (bas gitar), Burak Özkök (davul), Fundagül İnce (vokal/geri vokal), Emir Erünsal (saksafon) ve M. Ozan Tekin’den (tuşlular/glockenspiel) oluşan güzel insanlar topluluğu Yora’nın Bronx Pi Sahne’de gerçekleştireceği konser öncesi kulise sızdık.

Uzun zamandır görmediğimiz ve özlediğimiz ekibe aklımıza takılan, merak ettiğimiz soruları gani gani sorduk. Keyifle yanıtladılar. Hatta o kadar keyif aldık ki dayanamayıp röportaj esnasında spontane olarak çektiğimiz videoları da sorduğumuz bazı soruların yanıtları olarak röportajımıza koyduk. Okurken/izlerken en az bizim kadar keyif alacağınızı düşünüyoruz.

Son olarak belirtmekte fayda var; Yora’yı özleyenler, Bronx Pi Sahne’de gerçekleştirdikleri konserin tadına doyamayanlar üzülmesin çünkü Yora 22 Ocak’ta Peyote’de sahne alıyor.

Aklınızda bulunsun.

Her şey yaklaşık olarak böyle başladı:

Aybike: En başından başlayalım 2003’e Yora’nın kurulduğu zamana dönelim. O günden bugüne Yora için neler değişti, ne gibi aşamalardan geçtiniz bahseder misiniz?

Uygar: Peki ben anlatayım. Biz Akif’le liseden arkadaşız ve o zamanlar birlikte müzik yapıyorduk. Akif’in Boğaziçi Üniversitesi’ne girmesi ve Taşoda’yı fark etmemizle birlikte “Neden burada müzik yapmayalım ki?” dedik. Taşoda’da çalmaya başladık. Bir davulcu arkadaşımız vardı o zamanlar ve üçümüz çalıyorduk. Sonra yaptığımız şarkılar, ürettiklerimiz bir şeylere benziyor gibi gelmeye başladı ve devam ettirmek istedik. Davulcu arkadaş grubu bıraktı. Merve Yerebakan ve Özgür diye bir arkadaşımızla birlikte 2003’te ilk Taşoda konserimizi verdik. O zamanlar 3-4 tane kendi bestemiz vardı cover ağırlıklı çalıyorduk. Bu şekilde oldu başlangıcımız.

Akif: Başından beri beste üzerine çalışıyorduk. Yarı beste yarı cover çalıyorduk konserlerde. İlerleyen zamanlarda grup giderek büyüdü ve kocaman bir şey oldu. Ozan katıldı, üflemelilerde Emir var. Öyle yani temeli ilk o şekilde atıldı.

Aybike: Temeli ilk o şekilde atıldı sonra 2005’te 2008’de EP yayınladınız.

Uygar: 2005’te yayınladığımız EP’de 6 kişiydik. Aslında pek yayınlama gibi değildi; kaydettik, kapak fotoğrafı ekledik ve internete koyduk. 4 şarkılık bir şeydi çok da yaymadık memnun olduğumuz kayıtlar değillerdi. Sonrasında 2008’de tabii tam oturmuş bir kadro vardı Ozan hariç. 2005’le 2008 arasındaki süreç bizi tam toparlayan bir süreç oldu diyebilirim. Bir de Ozan’ın gelmesi var. Ozan’ın aramıza katılması ve geçirdiğimiz o dönem Yora’nın oluşumu açısından önemlidir.

Aybike: Peki albüm yapma fikri nasıl oluştu? Uzun zamandır göremiyorduk Yora’yı köşenize çekilmiştiniz. En son Nisan ayında konser verdiniz. Albüm sürecinden bahseder misiniz?

Akif: Plot kayıtlara başladık önce elimizdekilerin aranjesini son haline getirmek için. Ozan uykusuz geceler yaşadı. Resmen aranjör gibi çalıştı, katkısı o yönde büyüktür. Kendi imkanlarımızı ve Taşoda’nın imkanlarını kullanarak önce plot kayıt yaptık. Sound olarak, kayıt kalitesi olarak bizi daha tatmin edecek bir şey yapmaya koyulduk. Emre Malikler ve Alp Çoksoyluer iki arkadaşımız ses mühendisi işte onlarla beraber bağımsız bir kayıt olayına girdik. Şimdi en son kayıtlar bitti sırada mix, mastering süreci var. Ondan sonra da belki bir şirketle anlaşıp albümü yayınlayacağız.

Emir: Yapalım dedik artık vakti gelmişti. Bir de o kadar emek sarf edildi. Neticede Yora kendi bestelerini yapan bir grup. Diğer yandan da vakit geçiyor herkesin ekstradan bir kariyeri var. En kötü bizim için anı olur dedik ve yaptık. Aman şöyle satsın, böyle klip çekilsin gibi bir anlayışımız yok zaten.

Akif: Önce internete koyalım ve dönen şeyler içimize sinsin diye düşündük.

Emir: Sonra Post Dial’ın yaptığı gibi e-mail yazıp download edebilme olayını düşündük. Ama galiba elimizde bir materyal, hard copy bir şey de görmek istedik. Onun için kendiliğimizden yapıyoruz; basım süreci, dağıtım şirketlerinin maliyetleri bizim göğüslediğimiz şeyler. Bu da kar amaçlı değil de gönül işi olarak yaptığımızı gösteriyor bence. EP’den de bir parmak daha yukarıda bir profesyonellikte olsun istediğimiz için çok kafa patlattık. Aşağı yukarı Nisan’dan bu yana bu işle ilgileniyoruz.

Ozan: Bir de şöyle bir şey var düşününce; genellikle kendi müziğimizi yaptığımızı söylediğimizde insanlar neye benzediğini soruyor. Şuna veya buna benziyor dediğimi hatırlamıyorum. Tabii ki herkesin ayrı ayrı etkilendiği gruplar var ama genele bakınca farklı bir yerde durduğumuza inanıyoruz açıkçası. Farklı bir şeyler yaptığımıza inandığımız için de bir şekilde daha somut bir materyal olsun ve çok daha farklı yerlerden tanımadığımız insanlara ulaşabilelim istedik.

Aybike: Aslında ben de tam hard copy albüm çıkarma meselesine değinecektim. Neticede günümüzde download etme alışkanlığı insanların içine işlemiş vaziyette. Para verip de albüm alanların sayısı çok az.

Akif: Emir’in de dediği gibi başta çıkan şarkılar daha kaliteli bir şekilde duyulsun hem bizi tatmin etmiş olur hem de myspace’e filan koyarız diyorduk ki baktık bayağı bir bütünlük taşıyor, albüme de gidilebilir diye düşündük. Müzik piyasası aslında dünya genelinde internete kayıyor. Artık şirketlerden el ayak çekip herkes kendi işini kendi yapıyor ve tabii ki dinleyici ile çok daha birebir temas kuruluyor. Bir albümünüz olduğu zaman farklı mecralardan insanlar da bu işin bir parçası oluyor misal görsel sanatçılar. O güzel bir şey hakikaten. Bir yandan da Türkiye’de bunun maalesef pasaport gibi bir geçerliliği var. Bir festivale katılacağın zaman albümün soruluyor. Indie müzik denen şey yeni yeni anılıyor Türkiye’de. Bunun oturması zaman alacak tabii.

Uygar: Yine de biraz kırılmaya başladı albümlü grup albümsüz grup olayı.

Aybike: Peki son dönemde albümü hazırlarken nelerden etkilendiniz? Müzik dışında hangi kaynaklardan beslendiniz?


Röp. Yora Vol.5 from avazavaz on Vimeo.

Aybike: Diğer akımlarda olduğu gibi indie kültürü de aktarmalı da olsa Türkiye’ye geldi. Globaldeki algıyla lokaldeki algı farklı sanki. Sizce indie kavramı doğru anlaşılabildi mi veya bu topraklara entegre olabildi mi?

Uygar: Daha tam oturmadığını düşünüyorum.

Emir: Otursa da İstanbul gibi büyük şehirlerin dışına çıkabileceğine inanmıyorum. Türkiye çapında henüz klasik rock yayını yapan bir radyo bile yokken indie müziği sadece internet kullanıcılarının ve büyük şehirlerde konsere gidebilme fırsatı yakalayanların takip edebileceğine inanıyorum.


Röp. Yora Vol.2 from avazavaz on Vimeo.

Akif: Bununla ilgili yazılmış eleştiri yazıları da var. The bilmem neler grupları İngiltere’de mesela haftada 5 tane çıkabiliyor. Gerçekten farklı bir şey yapan biraz daha tutunuyor ya da biraz daha iyi PR’la daha uzun süre kalabiliyor. Mesela The xx de iyi bir örnek. Ellerindeki gitardan tutun da müziğe olan yaklaşımlarına kadar her şeyleri parıltılı olmaktan çok çok uzak. Çok sakin, naif ve kendi kabuğunda müzik yapan bir ekip. Bu şimdi biraz revaçta gibi, sevildikçe böyle bir şeyi oluşturuyor daha sonra da modaya dönüyor. Bunlar hep birbirini etkileyen şeyler.

Aybike: Müzik piyasasında bir yandan da bireyselleşme söz konusu ve bu bir bakıma iyi bir şey. Zamanında pek çok kişi grup olamadığı için istediği müziği yapabilmekten mahrum kaldı. Bunun önü açılmış oldu.

Akif: Tüm içine kapanık insanlar artık müzik yapıyor diyorsun. (gülüyoruz)


Röp. Yora Vol.3 from avazavaz on Vimeo.

Emir: Öğrenciyken daha kolay oluyor. Çalışınca birimizin sabah işi oluyor diğerimizin başka bir zaman ve tabii bu da provalara katılmayı güçleştiriyor. Üretim sürecini de etkiliyor. İki kişi olsan mesela daha rahat odaklanabilirsin fakat yedi kişinin birbirine uyması daha zor.

Aybike: Yora’nın naif bir duruşu var. Bunun dışına çıkmayı, daha çok konser vermeyi, daha görünür olmayı veya daha geniş bir kitleye hitap etmeyi istiyor musunuz?

Uygar: Ne kadar imkan bulursak o kadar konser vermek isteriz. Kendi çizgimizi bozmadan her türlü mecrayı kullanmaya açığız.

Emir: Şu festivalde veya şu barda çıkmayız gibi bir düşüncemiz olmadı.

Akif: Samimiyet üzerinden yorumlar alıyoruz. Sevdiğimiz şeyi yapıyoruz, sevdiğimiz konuları aktarıyoruz ve işliyoruz. Aynı şekilde dışarıya bakıldığında ana akımda belli tür sözler, belli tür alt yapılar var. O yüzden bizi çağıran bir yapı değil orası ama orada bir solucan deliği bulup da geçersek bizim özel talebimiz olmaz bu. Demek ki gerçekten ana akımda da bir şey bulan ama sonradan değişik bir şey dinlemek, ulaşmak isteyen biri elini uzatıp çekmiştir. Biraz süreç bence böyle gelişiyor. Ana akımla ilgilenen televizyonlar, label’lar veya başka şeyler bir anda hadi biz indie bir şey yapıyoruz demiyor. Yurtdışında bu olabiliyor moda olmaya başladığından ötürü. Böyle yani, görünürlük de iki kere düşündüğümüz bir şey kıvamında şu an.

Aybike: La Blogotheque Take Away Shows’un da daha fazla tanınmanızda katkısı oldu. O nasıl gerçekleşti?

Yora: Akif’in çabalarıyla Türkiye’ye geldiler.


Röp. Yora Vol.4 from avazavaz on Vimeo.

Aybike: 2011’de veya gelecekte Yora’yı nerede görmek istersiniz?

Ozan: Benim kafamdaki en uç nokta dünyanın başka yerinden insanlara da ulaşabilmek ve sözler Türkçe de olsa insanlara bir şeyler hissettirebilmek. Mesela Sigur Ros bilmediğim bir dilde müzik yapıyor ama ben onu dinlerken bir şeyler hissedebiliyorum. Bence ulaşılabilecek en büyük ideal budur. Çünkü işler kesinlikle globalleşiyor bir yerden sonra. Açıkçası sadece bu ülkede bir yerlere gelmek istemem. Tabii ki burada belli bir saygınlık ve farkındalık yaratmak çok güzel ama esas olay yurtdışında da birilerine ulaşmak, birilerine farklı gelmek.
Demek istediğim şey yurtdışında ünlü olmak değil yani.

Aybike: Globalleşmekten bahsediyoruz ama Türkiye’deki grupların hala açılamama gibi bir problemi var. Gerçi yavaş yavaş kırılmaya başladı bu durum. Kim Ki O ve The Raws en son Avrupa’da konserler verdi.

Ozan: Evet ama bunun biraz daha hızlanması lazım.


Röp. Yora Vol.6 from avazavaz on Vimeo.

Emir: Bizim kanallarımız o kadar yurtdışıyla bağlantılı değil. Yurtdışından buraya gelen grupları görebiliyorsun ama buradan oraya çok az indie grup gidebiliyor. Oryantalizm katkıları bulunan daha otantik olarak adlandırılan grupların yurtdışında konserleri oluyor. Post Dial’dan biliyoruz; Macaristan’a bile gidemiyoruz önümüze daha çok engel çıkıyor. “Bandrollü yayının var mı?” diye soruyorlar Avrupa’da. “EP’m var.” diyorsun, “Burada herkesin EP’si var.” cevabını alıyorsun. Ozan’ın dediği de o; bir sürü grup bir şeyler yapıyor ama Avrupa’ya gidebilenlerin sayısı çok az.

Aybike: Son olarak 2010’un keyif aldığınız, kafa açıcı bulduğunuz albümleri neler?

Akif: Emir’in çok beğenmediği benimse bayıldığım Arcade Fire’n The Suburbs albümü. The National, Vampire Weekend ve Sufjan Stevens da epey beğendiklerim arasındaydı.

*Fotoğraflar ve videolar için İrem Gülersönmez‘e çok teşekkürler!

11 thoughts on “RÖPORTAJ: YORA

  1. x-ışını says:

    Röpörtaj keyifli olmuş ama çekim kalitesi keyfi kaçıracak cinsten.

    Neyle çektiniz bilmiyorum.Harici bir mikrofon yardımıyla veya böyle bir imkanınız yoktuysa en azından bir ses kayıt cihazına kayıt alınıp basit bir senkronizasyon ile daha temiz bir video röpörtaj elde edilebilirdi.

  2. Çok süper bir çekim kalitesi olmadığı hususunda haklısın.
    Video çekelim motivasyonuyla hareket etmediğimiz için fotoğraf makinesinden yararlandık. Baktık ki epey keyifli görünüyor paylaşmadan duramadık 🙂

  3. x-ışını says:

    Zaman zaman çoğumuzun başına gelen fanatizm ve kafa karışıklığına güzel örneklemeler oldu 🙂 Sevgiler…

  4. Zaman zaman gerekli olmayan şakalar, komiklikler yapılabiliyor tabii 🙂

  5. Adsız says:

    yorumlarımı silmeniz ancak yora gibi kalite yoksunu bir grubun üyelerine yakışırdı…tebrik ederim devam edin zira tarzinizı takdir ettim.bağnazlığınız yadsınmaz bir realite.

  6. Adsız says:

    şaka ya da komiklik yaptığım kanısına nereden vardın aybike? bunun yargısını yapmayı benden habersiz kimden yetki alarak yaptın? neyse size laf anlatmak…deve hendek…size,sığ ,bol özentili,ve küçük dünyanızda bol bol uyuşmalar diliyorum

  7. Adsız says:

    neyse, özür dilerim aybike. bir an sinirlendim ve bunu seninle yora'dan çıkarmaya çalıştım.

    çok tatlısınız, her ne kadar tersi şeyler söylesem de sizi çok seviyorumm.

  8. Adsız says:

    hadi len ne özrü, aybike kim siz kimsiniz ki özür dileyeceğim peh…

  9. Adsız says:

    en kısa zamanda avaz avazın editörü ile bana yapılan terbiyesizlik hakkında ayrıntılı görüşeceğim.yorumlarımın silinmesi,beni özür diliyor gibi göstermeni,düşünce ve basın özgürlüğüne karşı bu denli vandalca tutumunun hesabını soracağım.

  10. x-ışını says:

    Adsızı seven berhan'ı da sevdi 🙂

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *