2014

İNCELEME: ALESSANDRO CORTINI – FORSE 1-2-3

Alessandro Cortini, çocukken dinlediği popüler müziktekilere benzer melodiler yakalamak şeklinde kolayca tanımlanabilecek bir vazife edinmiş. Müziğinde kendisini mutlu ettikleri için tekrar eden bu melodiler gibi onun mutluluğa ulaşma motivasyonu da tekrar tekrar karşımıza çıkarak belirginleşiyor verdiği röportajlarda. Her şarkının tek bir melodinin hakimiyeti altında onun sürekliliğine dönüşmesi de Cortini’nin müzik yapmayı gerçekten ilgisini çeken şeye indirgeme yaklaşımı ve tek bir müzik aletine yoğunlaşıp en iyi sonuca ulaşma alışkanlığı ile açıklanabilir.

Peki nasıl oluyor da tüm bu belirlenmişlere rağmen müzisyen hiçbir plana bağlı kalmadığı ve ne üreteceğini önceden kestiremediği bir yöntemle çalıştığını iddia edebiliyor? Aslında yine önceden alınmış bir karar, melodik sesler çıkarmaya elverişsiz, tuşlu klavyesi olmayan buchla modüler synthesizerlarla pop duyarlılığına sahip tınılara ulaşmak kararı sorumlu tutulabilir. Alessandro Cortini çocukların oyuncaklarla arasındakine benzer bir ilişkiyi enstrümanıyla kursa da alışılmışın dışında kalan formatlara yönelmek ‘çocuk oyuncağı’ değil. Çünkü deneysel yaklaşımı özgün ses panelleriyle birlikte o seslerin kaynağı geniş paletin üzerinde nereye çıktığını bilmediği tuşları da keşfetmek zorunda.

Buchla modüler synthesizerın orasından burasından fışkıran renkli kabloların yarattığı çocuksu heyecanın yanında devasa makineye adanmış üç albümlük Forse serisini tamamlamak sonsuz ihtimaller arasından seçimler yapabilecek güçlü bir irade ister. Üçlemenin başlığı ‘forse’ Türkçedeki ‘belki’ zarfının İtalyancadaki karşılığı fakat bence müzikte asıl karşılığını feda edilen seçenekler sayesinde kesinlik kazanabilen ve böylece gerçekliğe yükselen ‘belki’lerde buluyor. Şüpheler giderildiği ve acabalar defedildiği için tek başına ayakta kalabilen bu enstrümanın ve bağımsızlık mücadelesinin destekçisiyim, sizin de onu resmen tanımanızı isterim.

Peki Alessandro Cortini’nin müziğini denemek için geçerli nedenler onu dinlemeye devam etmek için yeterliler mi? Bir müzik ne yapımında başvurulan teknikler ne de üretiminin arkasında yatan sebepler yüzünden iyi müziğe dahil edilmek zorundadır. Eğer güzellik eserin kendi içinde bulunacaksa müziğin kendisine dönmek gerekiyor.

Tek bir müzik aletinin melodi kapasitesine odaklanıldığı için üç albümün üç saati aşan toplam uzunluğu kaçınılmaz bir şekilde kendi içinde tutarlı. Benim için bir uyum süreci gerekti fakat alıştığım zamanında yanlış ya da çirkin bulduğum herhangi bir şey değildi, zaten neyin nasıl olması gerektiğini hatırlayamayacağım kadar uzakta hissediyordum artık. Müziğe bakış açımı değiştiren bambaşka bir deneyimdi bu.

Doğrusal yapısı bozulmayan veya çok ama çok yavaş tırmanışa geçen parçalar düşünüldüğünde dinleyiciyi kaybetme riskinin göze alındığını görüyoruz. Kulaklarımı dolduran ağır kütlede anlam yükleyebileceğimiz boşluklar ya da sessizlikler yok. Beni havalandırıp bulutların üzerine bırakacak bir atmosferin içinde değilim, ancak serbestçe hareket eden moleküllerin girebileceği tepkimeler gerçekleşemiyor. Kesintisiz tecrübe edilen ve sizi yönlendirmeye ara vermeyen seslerin etkisi altındayken civa gibi yoğun bir sıvı imajı beliriyor zihnimde. Belki de The Rolling Stones şarkıları civa dökülmüş bir yüzeye çarpıyor, yayılıyor, yankılanıyor ve bu düzeneğin yardımıyla pop müzik geçen yıllara rağmen sonunda tekrar ilginç kılınabiliyor. Yüzlerce pop yıldızına neden müzik yaptıkları sorulduğunda pek de düşünmeden hep aynı şekilde kullandıkları mutluluğun kaybettiği anlamları tekrar üzerinde görebiliyoruz. Hepsi Alessandro Cortini ‘mutlu olmak için müzik’ idealine bu kadar çok yaklaşabildiği için.

 

2014: TAYLOR SWIFT

Neden Değerli?: Daha 13 yaşında müzik alanında kariyer sahibi olabilmek için ailesini Nashville’e taşınmaya ikna edebilen bir kız, Taylor Swift’ten bahsediyoruz. Her ne kadar country müzik türünden pop dünyasına girişi bir anda gibi dursa da başarısı tepeden inme bir başarı değil.  Sevin ya da nefret edin (haters gone hate, hate, hate, hate), yaptığı işlerle adım adım Time‘a kapak oluşunu bu sene izledik.

Nereden

Neyi Değiştirdi?:  Tamamen pop müziğin dinamikleriyle oluşturduğu 1989 albümü yapımcıları için bir risk unsuru olsa da 3.5 milyonu geçen satış rakamıyla Taylor Swift‘i resmi olarak bir pop yıldızı ilan etti. Amerika’nın eli gitarlı kızı artık büyüdü ve bu sene tam anlamıyla bir pop yıldızı oldu. Bunun yanında Spotify‘dan müziklerini çekerek herhangi bir özel ücret ödemeden şarkılarının dinlenebildiği sitelerle arasına mesafe koyan Taylor Swift, böyle sitelerin ortaya koyduğu müziklerin değerini aşağı çektiğini savundu. Ulaşabilirlik ve müziğe verilen değer tartışmalarının ateşini harladı.

Nereye

2015’te Ne Alemde?: Başarıya ulaşmak için farklı şeyler denemekten çekinmeyen ve her zaman başarılı insanlarla arkadaş olmayı başaran Taylor Swift için 2015’te de başarı sürpriz değil.

2014: RUN THE JEWELS

Neden Değerli?: Biri politik duruşu ve aktivistliğiyle bilinen, 2000’lerde nedense değeri pek bilinmemiş, rahatlıkla rap alanındaki en iyi söz yazarlarından biri diyebileceğimiz Killer Mike; diğeriyse agresif, bol metaforlu ve özellikle de bilimkurgu kokan sözlerle industrial ve grime eksenli beatleri buluşturmasıyla pek çok bilindik hip-hop sanatçısından ayrılan El-P. İkili önce 2012’de Killer Mike‘ın en iyi albümü diyebileceğimiz R.A.P. Music‘te birlikte çalıştı. Albümün tamamının prodüksiyonu El-P‘ye aitti. Geçen yılsa Run The Jewels adı altında ilk albümlerini çıkardılar. Bu yıl çıkan Run The Jewels II ise ikisinin de tüm kariyerleri boyunca yaptıkları en mükemmel albümdü.

Neyi Değiştirdi?: Killer Mike & El-P‘nin, Outkast ve Clipse’ten sonra boşalan “hip-hop ikilisi” tahtına ne kadar yakıştığının farkına vardık. Yılın bariz bir şekilde en iyi hip-hop albümü ve pek çok dergiye (ve bana) göre de yılın en iyi albümüydü Run The Jewels II. Hip-hop için bir mihenk taşı diyebiliriz rahatlıkla. Killer Mike & El-P‘nin adeta kendilerini aştıkları, inanılmaz sözler, göndermeler ve ikili arasındaki atışmalarla bezeli, El-P‘nin prodüksiyon yeteneğine, yarattığı beat’lere ve Killer Mike‘ın enerjisine hayret ettiren, bir hayli sert, gaz, gümbür gümbür, hızlı, “old-school” olduğu kadar geleceğe de göz kırpan ve fazlasıyla politik ve “orta parmak” modunda olduğu kadar da eğlenen ve seks-uyuşturucudan bolca bahsetmekten de çekinmeyen bir albüm RTJII. Albümü iki müthiş yetenekli adamın buluşmasından çok iki yakın arkadaşın buluşması olarak da nitelendirebiliriz; çünkü dinlerken ikisinin de ne kadar eğlendiğini hissedebiliyorsunuz resmen. Kimyası yüzde yüz tutan, neredeyse kusursuza yakın bir albüm RTJII.

Bunların haricinde albümün ücretsiz yayınlanması, Rage Aganist The Machine frontmani Zack De La Rocha‘ya ve Boots‘a yer vermesi, Killer Mike‘ın Ferguson olayı üzerine söyledikleri, El-P‘nin biraz fazla cool oluşu ve daha pek çok şey bu iki adama duyduğumuz saygıyı gün geçtikçe katladı.

2015’te Ne Alemde?: Run The Jewels III‘ün geleceğini biliyoruz. Bizi daha çok heyecanlandıran ise bir Kickstarter projesiyle hayat bulan, tüm albümün kedi sesleriyle remixlenmiş versiyonu olan Meow The Jewels. Tüm zamanların en garip albümlerinden biri olacağa benzeyen projede Zola Jesus, Boots, Baauer, Geoff Barrow ve daha pek çok isim var. Albümün bir trailer’ı bile var. Yani Run The Jewels‘un adını 2015’te de bolca duyacağız ve bu durumdan çok mutluyuz.

2014: CHARLI XCX

Neden Değerli?: Henüz 20 yaşında çıkardığı ilk albümü True Romance (14 yaşındayken hazırladığı 14 albümünü saymazsak) ile harika bir işe imza atarak bize hayatımızı sorgulatmıştı Charli XCX. Bizce o zaman hak ettiği ilgiyi göremeyen Charli XCX için 2014 müthiş bir yıl oldu diyebiliriz. Yılın patlayan şarkılarından Fancy‘nin bu başarıya ulaşmasında belki de en büyük etki onundu. Fancy ile bütün ilgi okları üstüne yönelen Charli XCX‘in ikinci albümünü beklerken The Fault In Our Stars filminin soundtrack’inden çıkan Boom Clap ile bu sefer tek başına yine büyük bir hite imza attı haşarı kızımız. Geride bıraktığımız senenin sonunda çıkan 80’ler ve punk esintili ikinci albümü Sucker ile ilk albümü True Romance‘teki elektronik tarzı terk edip büyük bir risk alan Charli XCX birçok merci tarafından pop müziğin olası kurtarıcılarından sayılıyor artık. Ve bunun tek sebebi bariz müzikal yeteneği değil, aynı zamanda söz yazarlığına olan kabiliyeti. Şayet 2013’ün büyük hitlerinden Icona Pop‘ın I Love It‘ini de kendisi yazmıştı. Sektörde aranan bir söz yazarı haline gelen Charli XCX birçok sanatçıya da şarkı vermeye devam ediyor. (Bu sene çıkacak Gwen Stefani albümünde 2 adet Charli XCX imzası göreceğiz mesela.)

Neyi Değiştirdi?: Sucker ile alıştığımız pop müzikten çok daha farklı bir tarza yelken açtı Charli XCX bu sene. Son zamanlarda sık görmeye başladığımız “genrebending” (başka bir deyişle müzik türlerinin füzyonu) olayının başarılı bir uygulayıcısı oldu bizce. Buram buram 80’ler kokan ve elektronikten punk’a, poptan glam’e geniş bir spektrumu içinde barındıran Sucker’ı dinlerseniz (eğer hala dinlememişseniz) bize hak vereceksiniz.

2015’te Ne Alemde?: 2014’te neredeyse bütün ödül törenlerinde performansları ve adaylıklarıyla boy gösteren Charli’yi bu sene de oldukça fazla göreceğiz gibi duruyor. Daha son albümü Sucker çıkalı 1 ay olmadığı için yeni klipler, performanslar ve konser tarihleri şüphesiz gelecektir. Eğer Iggy Azalea‘nın Fancy‘si ödül kapabilirse bu senenin sonunda Grammy ödüllü bir Charli XCX‘imiz olabilir. Ve tabi ki kendisini görmediğimiz her an da yazdığı veya konuk olduğu bir şarkıyla pop müzik gündemini meşgul edebilir.

2014: FARGO

Neden Değerli?: Anaakımdan ya da değil bir çok dizi ismi duydunuz, izlediniz ama belki de başka bir şey arıyordunuz. Var olanları bir kenara atma opsiyonunuz olmadığında, Fargo 2014’ün ortasında çıkageldi. Coen kardeşlerin 96 yapımı efsane filmi Fargo’dan esinlenen dizi, senaryosu olduğu kadar oyuncu kadrosunun başarısıyla da yükseldi ( Billy Bob Thornton, Martin Freeman, Colin Hanks ve Allison Tolman). Aslında filminden bağımsız olmasıyla aynı hikayeyi farklı bir yorumla izliyor olmak da Fargo’yu değerli kılan unsurlardan biri oldu, dolaptakini ısıtıp yemedik ve bunun yanında bir Coen kardeşler yapımı olduğunu pilot bölümden itibaren hissedebildik. Ve tabi ki 66. Emmy Ödülleri’nde en iyi mini-dizi ödülünü alması bu senenin beklenen ödüllerinden oldu.

Neyi Değiştirdi?: Dümdüz bir hayata bir kiralık katilin dokunuşu tüm serüveni nasıl değiştirdi; hep birlikte tecrübe ettik. Senaryonun gerçek bir hikayeden alınması biz Gerçek Kesit kuşağını etkilediğini yeniden gözlemledik. Ve bir de mini-dizi kavramına alıştık. Her bölümü film gibi olan mini dizi sistemi, sektör olarak daha da yükselecek gibi görünüyor (şimdiden elveda 36 sezon, 560 bölüm). Ve hayatlarımıza iki yeni karakter dahil etti: Lorne Malvo, Lester Nygaard.

2015’te Ne Alemde?: İkinci sezonu ile geliyor Fargo 2015’te. Birtakım sebeplerden (spoiler vermemek!) ikinci sezon olmasa da olur tavrımızı bir kenara bırakıyor yenisezonda Kirsten Dunst ve Jesse Plemons‘u izleyeceğimizi belirtmek istiyoruz. Senaryonun akıbeti ise bir süre daha merak konusu. Yine yaz aylarında FX‘te yayınlanacak Fargo, biliyoruz ki tokat gibi gelecek.

 

Fargo (1)

2014: LADY GAGA VS NİRAN ÜNSAL

Neden Değerli?: Başlığımız meseleyi  karşılıklı bir atışma gibi gösterse de olay sadece Niran Ünsal‘ın kendi kendine gelin güvey olmasıydı. Niran Ünsal, Twitter üzerinden, Lady Gaga‘nın Eylül ayındaki İstanbul konseri öncesi  Türkiye’de de Birleşik Arap Emirlikleri konserinde olduğu gibi Müslüman bir ülkeye uygun giyinmesini talep etmişti . Fakat muhattabından pek bir tepki alamadı. Tabi ki bu olay hemen “viral” boyutlara ulaştı. Konser sırasında ve sonrasında konserden fotoğraflar paylaşarak ahlak bekçiliğine soyundu. Bazı kesimlerden tepki alan, bazı kesimlerden destek gören Niran Ünsal‘ın geçmişte cüretkar ve oldukça açık kıyafetler içinde bulunduğu fotoğraflar da mevcut, söylemek istedik… Bu olayın önemi ise Türkiye halkının büyük bir kesiminin kendi olmayana hala hazır olmadığının bir işaretiydi.

Neyi Değiştirdi?: Pek de bir şeyi değiştirmedi sanki. Tek değişen insanların kafasındaki Niran Ünsal profili oldu.

2015’te Ne Alemde?: Bu olaydan sonra tesettüre de giren Niran Ünsal “Çocuğumu İmam Hatip’e göndereceğim.” şeklinde bir açıklama da yaptı geçtiğimiz günlerde. 2015’te Niran Ünsal‘dan bekleyebileceğimiz tek şey daha fazla radikal söylemler.

 

2014: LORDE

Neden Değerli ?: 17 yaşında Billboard Hot 100 listesinde bir numaraya yerleşmek, 2 Grammy ödülü kazanmak (yılın şarkısı, en iyi pop solo performansı) herkese nasip olmuyor. Yeni Zelanda gençlerinden Lorde, 2013 ün son aylarında kazandığı bu başarılarla beklentimizi yükseklere çıkardı . (Tanışın: Lorde) Haliyle, 2014 yılına da meraklarla girdik. Lorde, hızla yükselen müzik kariyerine 2014’te Yellow Flicker Beat ile kaldığı yerden devam etti. Beklediğimiz performanstı, beklediğimiz güzellik oldu (beklenti: ✔).

Neleri Değiştirdi ?: Lorde’nin seksi kliplerini heyecanla konuştuğunuz oldu mu hiç ? Biz konuşmadık, çünkü görmedik. Son zamanlarda şarkıların popülerliğini arttırmak için sıkça başvurulan, hatta bazen müziğin önüne geçen bu ögeye, Lorde oldukça uzak. (Kendisi olmasa da başkasıyla iş birliğine gitmek o kadar da zor değildi sanki?)Müziğinin kalitesiyle, sesiyle beğendiriyor kendini. Lorde’den itibaren bu alışkanlıklar bırakılmadı tabi, fakat kendisinin farkını açık bir şekilde ortaya koyduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Yeni Zelanda’nın gururu olarak, ülkesindeki genç şarkıcıları ve müzik sektörünü etkilediğine şüphemiz yok.

2015’te ne alemde ?: Önümüzdeki seneye ilişkin Lorde’den yeni albüm ve ya şarkı çalışması haberi almadık. Tek bildiğimiz, tarihleri açıklanmış olan 2015 Yeni Zelanda turnesi. Geride bıraktığımız yıllarda övgü toplayan canlı performansların bu konserlerde yenilerini beklemekteyiz. Bunun yanında Lorde’nin müzik kariyerini aynı kalite ile devam ettireceğine inanıyor ve yeni şarkı, albüm haberlerini bekliyoruz.

 

2014: THE WAR ON DRUGS VS. MARK KOZELEK

Neden Değerli?: Biri indie rock’ın, biri de alabildiğine depresif indie folk’un günümüzdeki en önemli temsilcilerinden. İkisi de bu sene en iyi albümlerini yaptı, hem Lost In The Dream‘i hem de Benji‘yi bu yılın neredeyse bütün en iyiler listelerinde ilk 10’da görmek şaşırtmadı. Red Eyes sayesinde bu sene özellikle The War On Drugs‘ı bolca dinledik. Ardından bir şeyler ters gitti.

Neyi Değiştirdi?: Indie aleminde de garip atışmaların ve çekişmelerin olabileceğini daha iyi öğrendik bu sene. Daha önce konserinde gürültü yapan bir kalabalığı “lanet köylüler/kırolar” minvalinde aşağılayan, hatta bunun tişörtünü yaptırıp internet sitesi üzerinden satan Sun Kil Moon adamı Kozelek‘in sivri diline ve agresifliğine tanık olduk. Aradan yalnızca birkaç gün geçmişti ki Kozelek, The War on Drugs ile de atıştı. Ottawa Folk Festivali’nde ana sahnede The War On Drugs varken bir başka sahnede Kozelek vardı. Ana sahneden gelen gürültüden oldukça rahatsız olan Kozelek, grubun “bira reklamlarındaki gibi dandik müzikler” yaptığını söyledi. Sonradan gruptan özür dilese de “War On Drugs: Suck My Cock” isimli bir şarkı yapmaktan da çekinmedi. Grupla aynı sahneyi paylaşmak istediğini, “gerçekten” müzik yaptığı için Twitter ve Facebook kullanmadığını söyledi. Grubun frontman’i Adam Granofsky, Kozelek için “dangalak, salak, çocuk gibi” tarzı şeyler söyledikten sonra Kozelek yine boş durmadı ve bu sefer de “Adam Granofsky Blues” isimli bir şarkı yayınladı. Açıkçası Kozelek‘in müziğine ne kadar hayran olsak da bu yılı kendisine epey bir kıl olarak geçirdik.

2015’te Ne Alemde?: İki grup da 2015’te konserlerine devam edecek. Tartışma daha uzar mı bilemiyoruz fakat bu olaydan sonra kimsenin Mark Kozelek‘le tartışmaya gireceğini sanmıyoruz.

2014: NICKI MINAJ

Neden Değerli?: Rekabet alanı bu sene baya genişlese de Nicki Minaj şüphesiz bugün kadın rap’in öncülüğünü yapan kişi. Söz konusu rekabeti yaratan da bir bakıma kendisi aslında. Şu ana kadar çıkardığı en kişisel albümü olan çiçeği burnunda The Pinkprint‘te yer alan Want Some More‘da söylediklerini doğrudan alıntılayarak ne demek istediğimizi anlatalım: “Eminem kimin ilk albümünde yer aldı? Kim Kanye’ye ‘bu kız problem’ dedirtti? Kim oyuna katılıp da kendi kulvarını yarattı?” Bütün bu soruların cevabı Nicki Minaj‘a çıkıyor. 2009’da yakaladığı başarı sayesinde uzun zamandır çok da etkin olmayan kadın rap dünyasını ayaklandırdı. Iggy Azalea, Azealia Banks veya Angel Haze gibi isimler Nicki Minaj‘ın yarattığı bu fırsatı değerlendirerek başarıya ulaştılar demek bizce çok da yanlış olmaz. 2014 de Nicki Minaj için oldukça verimli bir yıldı. Anaconda ile coşturdu, Flawless Remix ile son zamanların en iyi işbirliklerinden birine imza attı. Sene içinde konuk olduğu sayısız şarkıdan bahsetmiyoruz bile.

Neyi Değiştirdi?: Kendini ve tarzını değiştirdi nam-ı değer ‘Rap’in Kraliçesi‘. Sene başındaki açıklamalarında peruklardan, renkli kostüm ve makyajlardan kurtulacağını ve poptan uzaklaşarak rap ve hiphop’ın köklerine ineceğini söylemişti Nicki Minaj. Nitekim şubat ayında Young Money albümü için söylediği Lookin Ass‘te bu açıklamalarını pratikte gördük ve mutlu olduk. Anaconda ile bize yeniden bir “Haydaaa!” dedirtse de bu ay çıkardığı son albümü The Pinkprint‘le harika bi rap ve hiphop albümünü bize sunarak sözünde durdu.

2015’te Ne Alemde?: The Pinkprint‘ten çıkacak klipler, albümü destek için çıkılacak turneler şimdiden aklımızda canlanmaya başladı. Nicki Minaj 2015’te de gerek işbirlikleriyle gerek kendi çalışmalarıyla ses getirecektir diye düşünüyoruz. Tek temennimiz ise Beyoncé ile bir Feeling Myself klibi.

 

2014: TODD TERJE

Neden Değerli?: 2005’ten beri çıkardığı EP’ler ve remixler ile ünlenen Todd Terje, İskandinavya’nın en popüler DJ’lerinden ve prodüktörlerinden biri haline geldi. Nu-disco ve italo-disco’yu günümüz elektronik müziğiyle harmanlayan Terje, 80’lerin atmosferini ve ritimini geri getirmeyi kendine görev bildi. Bu yıl çıkardığı ilk stüdyo albümü It’s Album Time ile de turnayı gözünden vurdu.

Neyi Değiştirdi?: Kapağından ismine ve baştan aşağı retroya bulanmış şarkılarıyla It’s Album Time, uzun zamandır dinlediğimiz en “80’ler” albümdü. Terje sayesinde İskandinav müziğinin kutsallığına bir kez daha inandık, özellikle Delorean Dynamite ve Inspector Norse’u loop’a alıp dans etmekten yorulmadık. 2014’ün en iyi elektronik albümlerinden birine ve genel olarak belki de en eğlenceli albümüne imza atan Todd Terje, bu sene bizi en çok mutlu eden isimlerden biriydi kesinlikle.

2015’te Ne Alemde?: Gelecek yıl da konserlere devam edecek olan Todd Terje‘den birkaç remix ve belki bir yeni EP beklesek çok şey istemiş olmayız bizce.

2014: ST. VINCENT

Neden Değerli?: Üst üste çıkardığı harika albümlerle, yeteneğiyle, sempatikliğiyle ve mutlaka izlenmesi gereken canlı performansıyla indie rock’ın 2000’lerdeki en önemli kadın figürlerinden biri haline gelen Anne Clark, 2012’de David Byrne ile ortaklaşa çıkardığı Love This Giant’tan sonra bu sene 4. stüdyo albümü ile geri döndü.

Neyi Değiştirdi?: St. Vincent, Clark’ın önceki albümlerine göre elektronik elementlerin ve popun kendini birazcık daha fazla hissettirdiği bir albümdü. Mesela Digital Witness gibi bir şarkıyı kendisinin solo işlerinde duymaya pek alışık değildik. Fakat bunun haricinde canlı ve yaratıcı gitar riffleriyle, üst üste binmiş farklı enstrümanlarla, nükteli ve ustalıklı sözleriyle karşımızdaki yine tam bir St. Vincent albümüydü. Hatta NME ve Slant’ın yılın albümü seçtiği St. Vincent, kimilerine göre en iyi albümüydü. (Biz Strange Mercy‘nin bir tık daha iyi olduğunu düşünüyoruz.) Albüm bu sene Clark’ı çok daha geniş bir kitleyle buluşturmayı da başardı. Billboard’ta 12 numaraya kadar yükseldi, ayrıca Clark’ı pek çok programda da görür olduk.

2015’te Ne Alemde?: Bu sene yeterince dinlediğimiz ve konuştuğumuz St. Vincent‘ın bir sürpriz yapmadığı sürece 2015’te o kadar da faal olmasını beklemiyoruz. Fakat aynı üretkenlikle devam ederse 2016 başlarında yeni bir albümle dönmesi olası.

2014: HOMELAND

*Spoiler içerebilir, aman dikkat!

Neden Değerli?: Oldukça ilgi çekici ve orijinal bir hikayeyi, izleyiciyi yormadan ama heyecanı da hiçbir zaman düşürmeden, çağımızın politik meselelerini de atlamadan, müthiş oyunculuklar ve karakterlerle aktarmayı başardı, son yılların en başarılı dizilerinden biri oldu. Daha ilk 2 sezonuyla 7 Altın Küre’ye aday olup 5’ini kazandı. Sırf Carrie Mathison karakteriyle devleşen ve akıl almaz bir performansa imza atan Claire Danes‘e tanık ettirdiği için bile değerli aslında.

Neyi Değiştirdi?: 3. sezonun finaliyle “Ee, dizi bitmedi mi?” dedirten Homeland, 4. sezonuyla baştan aşağı yeni bir dizi gibi buluştu izleyiciyle. Bizi bu sefer Pakistan’a götüren dizide Carrie ve Quinn karakterleriyle daha içli dışlı olduk, onları çok daha yakından tanıdık. O malum sezon finalinden sonra dizi toparlar mı endişesi yaşıyorduk. İlk birkaç bölümü biraz durgun geçen 4. sezon, sonradan bir açıldı, pir açıldı. Önceki sezonlarda yaşamadığımız kadar heyecan ve gerilime şahit olduk, özellikle de son bölümlerde. Kısacası dizi yepyeni bir hale bürünse de, öncekileri aratmayan müthiş bir sezon yaşattı bize.

2015’te Ne Alemde?: Sezon finaliyle 5. sezonda neler olacağına dair az çok ipucu veren Homeland‘i gelecek sonbahara kadar nasıl bekleyeceğiz bilemiyoruz; fakat yine efsane bir sezon izleyeceğimizden eminiz.

2014: SOFAR SOUNDS İSTANBUL

Neden Değerli?: 2013 Aralık ayında evlerimize konuk olmaya başladı Sofar. Alternatif sahneyi evlerimize konuk etti. Her seferinde yeni ve birbirinden değerli isimler tanıdık, arkadaşımız dostumuz bildik. Konser formatına yenisini ekledi; sustuk ve sadece dinledik. En önemlisi de “Alternatif sahne nedir?” sorusuna Sofar Sounds İstanbul sayesinde cevaplar bulduk, değerlendirdik. Hatta tüm bunları Sofar kurucu Eda Demir ile konuştuk vakti zamanında.

Neyi Değiştirdi?: Alternatif sahne belli mekanlar arasında boy gösterirken evlerimize gelmesiyle hepimize ulaşmaya başladı. Bu aynı zamanda alternatif sahne ile olan samimiyeti arttırdı. Yeni müzikler keşfedeyim diye internet başında saatler geçirmeyen tüm kullara gökten amme hizmeti olarak (hem de canlı videolar ile) indi. Ayrıca uzun süredir tartıştığımız bir husus olan konserlerde çılgınlar gibi konuşma, gezinme problemine bir cevap oldu. Kuralları gereği konser boyunca telefon, yiyecek vb. izinli olmadığı gibi gezinme ve konuşmanın yasak olması bunun bir konser kaderi olmadığını gösterdi.

2015’te Ne Alemde?: Sofar Sounds İstanbul, 23 Aralık Salı günü 1. yaşını Zuhal Muzik’te harika bir şölenle kutladı. Yıl içerisinde Sofar’a konuk olan bir çok müzisyenin 2 dakikalık performanslarına kulak verdiğimiz parti, Sofar için bir kez daha “İyi ki var!” dedirtti. 2015’te de kaldığı yerden devam etmeyi planlayan Sofar, yine bizleri yeni isimlerle tanıştıracak, hafızaların “güzel” klasörüne atacağımız konser deneyimleri yaşatacak ve projelerine kaldığı yerden devam edecek. (diye ümit ediyoruz.)

1975266_774706935943186_8901258896631966642_n

2014: GAYE SU AKYOL

Neden Değerli?: 2014 Develerle Yaşıyorum isimli ilk solo albümü sayesinde Gaye Su Akyol‘un yılı oldu. Öncesinde Mai, Toz ve Toz ve Seni Görmem İmkansız‘da gördüğümüz Gaye Su, karşı yakadan çıkıp adını bir anda yurdun dört bir yanına duyurdu. Halihazırda bir de resim sergisi bulunan on parmağında on marifet hanım kişi, verdiği bir röportajda hayal gücüne ne kadar önem verdiğini, rüyaların en anlamlı şeylerden biri olduğunu anlatıyor ve “Bu neyin kafası?” diye soracak olanların soru işaretlerini ağzılarına tıkıyor.

Neyi Değiştirdi?: Türk sanat müziğiyle rock’ı birbirine çarpıştırdı, kulağımızı nağmelere alıştırdı, gitarı rakının yanına meze yaptırdı. Pink Floyd’un Dediği Gibi ile ardı arkası kesilmeyen çeviri şakalarını, Biliyorum ile derdi tasayı günlük hayatın vazgeçilmezi yaptı.

2015’te Ne Alemde?: Böyle bir ün yapmışken kendisinin 2015’te de aynı yoldan ilerleyeceğini düşünüyoruz. Yeni bir albüm beklemek şu noktada çok gerçekçi değil ama görsel becerilerini müziğiyle birleştirdiği küçük projeler isteyebiliriz belki?

2014: Sivas

Neden Değerli: Ülkemizin Nuri Bilge Ceylan, Reha Erdem ve Zeki Demirkubuz‘la yükselen sinema değerlerini devam ettirebilir-yukarıya taşıyabilir bir izlenim veren Kaan Müjdeci uzun bir hazırlık sürecinden sonra Sivas filmiyle izleyicileriyle buluştu. Oyunculukların, çekimlerin ve hikayenin doğallığıyla izleyiciyi hemen içine çeken bir film olan Sivas, bizleri izleyici değil, tanık olarak gördü. Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren “cennet” olarak tanıtılan Anadolu’yu da tarafsız ve realist bir şekilde değerlendirmesiyle 2014’ün en iyi Türk filmleri arasına girdi.

Neyi Değiştirdi: En prestijli film festivallerinden Venedik Film Festivali‘nin ana yarışmasına kabul edilen ve Jüri Özel Ödülü alan Sivas bu büyük başarıyı (zira Müjdeci’nin ilk uzun metrajlı filmi) kesinlikle hak eden bir film. Ayrıca 11 yaşındaki başrol oyuncusu Doğan İzci’nin ödüllü performansı ve filmin sergilediği değerlerin evrenselliğiyle de büyük övgü hak ediyor. Sivas’ın konusu Aslan’ın (Doğan İzci) ölüme terk edilen bir dövüş köpeğiyle (Sivas) olan dostluğu. Ancak film bunu bilindik Hollywood ve Avrupa sinemasından çok ayrı değerlendiriyor. Erkekliğin güçlü ve iktidarı elinde bulundurması “gerektiği” bir topluma ayak uydurmaya çalışan, erken büyüyen bir çocuk Aslan, içinde bulunduğu durumun geç farkına varıyor ve tek yapabileceği şeyin durumu sürdürmek olduğunu anlıyor..

2015’te Ne Alemde: Sivas’la beklentileri yükselten Kaan Müjdeci yeni bir senaryo üzerinde çalışıyor fakat senaryoyla ilgili fazla bilgi vermekten yana değil. Merakla yeni filmini bekliyor ve başarılarının devamını umuyoruz.

2014: JACK WHITE

Neden Değerli: Değişik ve aykırı kişiliğiyle, çalkantılı yaşamıyla ve üretkenliğiyle kalan son değerli “Rock’n Roll’culardan”  Jack White birçok grup ve müzisyenle çeşitli işbirlikleri yaptı. Kurduğu grupları saymayı bıraktık. Ve -tabi ki- 1997’den itibaren The White Stripes‘la adından çokça söz ettirdi. Fell in Love With a Girl ve Seven Nation Army ile hayatımıza yeni marşlar kazandırdı. İlişkin olduğu müzik oluşumlarıyla totalde 8 kez Grammy kazandı ve 2014’e gelindiğinde 2. solo albümü Lazaretto ve yeni saçları ile yeninden gündem oldu.

Neyi Değiştirdi: Lazaretto’yla imaj yenileyen ve üretkenliğini sürdürür görünümü veren, müzik otoritelerince overdose iyi eleştiriler alan Jack White’ın albümle yakaladığı en büyük başarı kuşkusuz 2014 yılında en çok satan plak olması. Müzik edinmenin gün itibariyle neredeyse tamamen sanal ortamdan sağlandığı bir zamanda Lazaretto, 1991’den bu yana yayınlandığı haftada en çok satılan plak olma başarısını sırtladı. Aynı zamanda 1994’ten bu yana en çok satan plak olma başarısını elde etti.  7 Kasım’da ülkemizde Volkswagen Arena‘da konseri olan White, “Bu sene memleketimizden bir de Jack White geçti” dedirtti.

2015’te Ne Alemde: Lazaretto’dan sonra turneye çıkan White’ın 2015’te de konserlerine devam edeceğini biliyoruz (Madison Square Garden konseri merakla bekleniyor) ancak boş durabilen bir sanatçı olmadığından polemikleriyle (Foo Fighters), coverlarıyla (son olarak Queens of the Stone Age üyesi Dean Fertita’nın ilk solo albümünden Parallel şarkısını coverladı), sinemayla iç içe olmasıyla ve sahne performanslarıyla yine bizimle olacak.

2014: BU TARZ BENİM

Neden Değerli?: Bu Tarz Benim bize bu sene Türkiye halkının kendi içinde yaşayamadığı ya da yaşamak istediğini reddettiği marjinalliği ve farklı kişilikleri ekran başında izlemenin verdiği hazzı tatmayı -ve en önemlisi- “entrika“yı ne kadar sevdiğini tekrar ve tekrar hatırlattı. Gündüz işsiz geçirdiğimiz saatlerin ve cumartesi gecelerinin vazgeçilmez etkinliği haline dönüşen bu nacizane program bu senenin televizyonculuk adına şüphesiz en büyük fenomeniydi. Sizi bilmiyoruz ama biz kaçırdığımız bölümleri gerek sabah kahvaltı ederken olsun gerek okula giderken otobüste olsun hayatta izlemeden duramıyoruz. Yarışmacıların (bkz. Özlem, Ayşegül, Nur, Ayşenur, Gizem vs.) kendi içlerindeki ateşli kavgaları –#TeamAyşenur– ve jürinin (bkz. Nurella, Ivana ve -Ivana’nın deyişiyle- Ke-mal) bu çok sevdiğimiz yarışmacıları durmaksızın ezmesi hayatımızla birlikte sosyal medyanın da vazgeçilmez yapıtaşlarından biri haline geldi. Günlük hayatımızda bu enstantanelerden çıkan caps’leri de kullanır olduk.

Neyi Değiştirdi?: Günlük hayatımızda yaşadığımız ve yaşamaktan çok da hoşlanmadığımız o garip sessizliklerin, konu tıkanmalarının, muhabbet başlatamamaların çözümü oldu bize. “Abi dün Ayşenur’la Nur’un kavgasını izledin mi ya? Efsaneydi.” demek için koştura koştura arkadaşlarımızın yanına varmaya çalışır olduk. Nur Yerlitaş (bkz. NurellaNuraliçe) sayesinde dilimize “Bak kuş öldü!” diye bir tabir bile girdi. Bu Tarz Benim, hayatımızı bir program insanın hayatını ne kadar çok değiştirebilirse o kadar değiştirdi.

2015’te Ne Alemde?: Büyük finale gün saydığımız şu günlerde program bitecek diye hüzünlenmeye fırsat bulamadan yapımcıları Bu Tarz Benim‘in ikinci sezonunun startını verdi bile. Bu Tarz Benim 2015’te de bomba gibi ekranlarda olacağa benziyor. Biz de sizin gibi programın her bölümünü Öykü Serter köprüye çıkıp kapanış konuşmasını yaparken fonda çalan müzik eşliğinde kızların kendince dans edişlerini ve Nur Yerlitaş‘ın kendinden geçmesini görene kadar izleyeceğiz.

2014: GÖRKEM HAN JR.

Neden Değerli?: Görkem Han Jr.’ın ambient/downtempo civarı olarak tanımlanan müziğinin bizi bizden alması Ocak ayında yayınladığı Night & Shore EP’ye tekabül ediyor. “Nasıl ya, Ankara’dan mı? Buradan mı?” diye inanmakta zorlandığımız, dinledikçe kendi çapımızda gururlandığımız ve hayal dünyalarına gidip geldiğimiz Night & Shore EP yerini Lonely Man‘e bıraktığında “loop” nedir iyi bildik. Bu yaz yayınlanan Ocean derin hisler uyandırırken seneyi Shattered ile kapatır gibi olduk.

Neyi Değiştirdi?: Alternatif sahnenin daha çok indie/alternatif rock kısmını konuşurken, yine alternatif için yeni sayılabilecek bir janradan keyifle bahsetmek bakış açımızı değiştirdi. Alternatif, kendine downtempo’dan taze bir isim kazandı. Bad Panda Records (İtalya)’dan yayınlanan Night & Shore, uzak diyarların kapılarının aslında o kadar da uzak olmayacağını hatırlattı. Darkside‘la çalışması, Massive Attack‘ın eski üyelerinden Tricky ile aynı sahneyi paylaşması da kısa sürede çok yol kat edilebileceğinin işareti oldu. Ve bir de bir şarkıyla aynı şeyi hissetmenin ne demek olduğunu bulduğumuza dair bir düşüncemiz var (Bknz: Ocean)

2015’te Ne Alemde?: 2015’te yenileri üretmeye son hız devam edeceğine inandığımız Görkem Han Jr, 2014’ü kapatacağı şarkısı, remix’leri ve konserleri ile akılları paralel evrenlere seyahate çıkarmaya devam edecek.

2014: U2 (VE ITUNES)

Neden Değerli?: 150 milyon albüm satan, dünyanın en çok Grammy‘ye sahip müzik grubu olan, tarihin en iyileri arasında gösterilen albüm ve şarkılara imza atan, kimilerine göre yaşayan en iyi rock grubu U2‘dan bahsediyoruz. Sanırız bu soruya uzun uzun cevap vermenin bir lüzumu yok.

Neyi Değiştirdi?: U2, 5 yıl aradan sonra “Şimdiye dek yayınladıkları en kişisel albüm” olan Songs of Innocence ile döndü. Bu bile bu yıl U2 konuşmak için yeterli bir sebepti fakat albümün kendisinden çok yayınlanışı ve pazarlanışı konuşuldu. 9 Eylül’de tüm Apple kullanıcıları, iTunes kütüphanelerinde Songs of Innocence albümüyle karşılaştı. Grup “Olabildiğince insana ulaşmak en büyük isteğimiz” dedi, Apple CEO’su Tim Cook ise “Tarihin en büyük albüm duyurusu” dedi. Kullanıcıların rızası olmadan albümün bu şekilde yayınlanışı, zaten son iki yılda Spotify ve benzeri mecralar sebebiyle konuşulan “müzikte etik”, “müziğin ücretsiz olması”, “müziğin büyük şirketlerin tekeline girmesi” gibi tartışmaları iyice alevlendirdi. Beyoncé‘nin albümünü bir anda çıkarması, Arcade Fire‘ın albüm çıkış tarihini Twitter’daki bir hayranına mention atarak duyurması, Thom Yorke‘un Bittorent ile anlaşması (Liste uzar gider) ile albüm tanıtımlarının ve çıkışlarının çağ atladığı bir dönemde U2‘nun hareketi inanılmaz ses getirdi, fakat olumlu bir şekilde değil tabi. Patrick Carney ve Nick Mason gibi isimler bizce haklı olarak U2‘nin müziği değersizleştirdiğini ifade etti.

Bir süre sonra mevzu o kadar büyüdü ki Apple, albümü silmek isteyen iTunes kullanıcılarına yol gösterdi; Bono ise özür dilemeyi reddedip bu hareketlerinin “U2 tarihinde en gurur duyduğu şeylerden biri” olduğunu belirtti. Albümün sırf Grammy ödüllerine aday olabilmek amacıyla başvuru tarihine yetişmesi için sınırlı sayıda plağının basılması da cabası. (Ki oldu da. “Grammy ödülleri neydi, ne oldu?” başka bir yazının konusu olabilir) Kritikleri ve fanları da ikiye bölen albüm, (Rolling Stone‘un yılın albümü seçmesi kötü bir şaka olabilir ancak) yılın belki de en çok konuşulan müzik hadisesi olarak 2014’e damga vurmuş oldu.

2015’te Ne Alemde?: U2 gelecek yıl dev bir turneye çıkacak ve albümü piyasaya sürüş şekilleri de muhtemelen yıllar boyu konuşulacak. Seneye ne gibi albüm duyuruları göreceğiz, “müziğin ücretsiz oluşu” tartışmaları ne noktaya gelecek, büyük merakla bekliyoruz.