almanak

2017: KING KRULE

Neden Değerli?: İngiliz müzisyen Archy Marshall’ın birçok farklı isimle albümler yayımlamasına alışık olsak da en çok onu King Krule olarak biliyoruz. 2010’da yayımlamaya başladığı EP’lerinin ardından olağanüstü bir çıkış gerçekleştirmişti kendisi. 2013 tarihli uzunçaları 6 Feet Beneath The MoonMüzik endüstrisinde yeni bir Morrissey mi doğuyor?” sorularını akıllara getirmişti. King Krule ise hikaye anlatıcılığı ve melankolik sözleri haricinde Morrissey’den çok farklı bir tarzı benimsiyor. Jazz esintilerini post-punk’tan hip-hop’a uzanan geniş bir yelpazeye yayması ile kendisi türünün tek örneği ve yeni neslin en önemli seslerinden biri.

Neyi Değiştirdi?: King Krule adı altında yayımladığı yeni albümü The Ooz ile 2017’nin en iyi işlerinden birini yaptığını söylememize bile gerek yok. Bu albümü duymayan kalmamıştır herhalde. Bu senenin belki de en iyi hip-hop ya da hayır, jazz fusion ya da post-punk albümü olabilir The Ooz. Albümü güzelliği de buradan kaynaklansa gerek. Bu sene yayımlanan hiçbir albüm The Ooz kadar farklı müzik tarzlarının radarından geçerek harika bir iş ortaya koymadı. Belki bir diğer 2017 müzisyeni Perfume Genius, King Krule‘a yaklaşmış olabilir. Ancak Perfume Genius bile birbirine daha yakın ve iç içe geçen müzik tarzlarından yeni albümü No Shape‘i yayımladı. King Krule‘un The Ooz‘u ise çeşitliliği ile kendini ayrıştırıyor.

2018’de Ne Alemde?: Müjde! King Krule 2018’de turnede ve şubat ayında Salon IKSV sahnesinde bu güzel şarkıları bu defa bizim için söyleyecek. Üstelik kendisi iki akşam üst üste sahne alacak. 7 ya da 8 -belki de hem 7 hem 8- Şubat için biletlerinizi bir an önce almanızı tavsiye ederiz.

2017: LORDE

Neden Değerli?: Lorde‘u tanımayan yoktur sanıyoruz. 2013 yılında yayımladığı çıkış albümü Pure Heroine ile pop müziğe senelerdir kaybettiği kanı geri kazandırdı. Kendisi henüz daha çok genç olmasına rağmen pop müziğin seyrini değiştirdi ve listeleri haftalarca işgal etti. Öyle ki Lorde‘un pop müziğe getirdiği bu yeni soluk birçok pop sanatçılarını harekete geçirdi ve Lorde tarzı bir pop müzik modasına maruz kaldık. (Bakınız; Taylor Swift, Call it What You Want) Ancak yine de hiçbiri Lorde‘un şarkılarındaki o tadı veremiyor tabii ki.

Neyi Değiştirdi?: 4 senelik bir aradan sonra Lorde‘un ikinci albüm sendromuna takılarak bocaladığını görmek şaşırtmazdı. Ancak Lorde bizi ters köşe yaptı ve bu senenin tartışmasız en iyi albümünü yayımladı. Bir diğer 2017 listemizi onurlandıran müzisyen Jack Antonoff ile harika bir iş birliği yaptı. Green Light senenin en sevilen şarkısı oldu ve Lorde‘un kendine özgü yarattığı pop tınıları böylece başarısını kanıtlamış oldu. Yeni albüm Melodrama‘da yer alan birçok şarkı bu sene içinde en çok sevdiklerimiz arasında yer aldı. Özellikle Sober, The Louvre, Liability, Green Light ve Hard Feelings/Loveless bu senenin pop müziğine yön veren kayıtlar oldu.

2018’de Ne Alemde?: Biliyoruz, sizi üzüyoruz. Ancak Lorde da bir diğer 2018 yılında turneleyecek olan müzisyen. Şu anki turnede Türkiye yok. Ancak iki albümü arasındaki uzun süreyi düşünürsek ümitlerimizi kaybetmemize gerek yok. Bir de kendisinden bir Taylor Swift iş birliği bekliyoruz. Sizce de harika olmaz mıydı?

2017: PRIESTS

Neden Değerli?: Punk müziğin uzun zamandır yakalamaya çalıştığı yeni soluğu bize kazandıran grup oldu Priests. Washington DC’li dörtlü aslında birkaç senedir müzik piyasasında emin adımlarla yükseliyordu. Kendi çabaları ile yayımladıkları iki adet Tape albümleri ve bir de 7 şarkılık bir EP ile Priests çoktan sizin de radarınızdaydı belki de. Diğer punk gruplarından farklı müzik tarzlarını harmanlamaları ile ayrışmayı henüz daha kariyerlerinin başında başardılar ve kendilerini daha uzun bir süre duyacağız gibi duruyor.

Neyi Değiştirdi?: 2017’nin -biraz iddialı olacak belki de ama- en iyi çıkış albümlerinden birini yayımladılar. Nothing Feels Natural 70’lerin California kıyılarının hippie melodileri ile İngiltere’nin melankolik tınılarını bir araya getirdi. Birçok müzik kritiğinden tam not aldılar. Son zamanlarda sene sonu listelerinde kendilerini sık sık görmüş olmanız da çok olası. Nothing Feels Natural gibi hit olma potansiyeli taşıyan kayıtların yanı sıra Appropriate gibi sert punk tınılarının da altından başarı ile kalktılar. Hafif politik sözleri ile yeri geldiğinde korkusuzca Amerikan rüyasını eleştirirken aynı zamanda politik görüşlerinden uzak bir müzikal duruş sergilemeyi de paralelde başardılar. Öyle ki müzik endüstrisinde kendilerinden Savages’dan beri ortaya çıkan en iyi punk müzisyenleri olarak bahsediliyor.

2018’de Ne Alemde?: Her yeni büyük çıkışını yapan müzisyen gibi onlar da tabii ki turne yollarında olacaklar 2018’de. Ancak geçmiş diskografilerine baktığınızda ve çalışkan bir grup olmalarını göz önüne aldığınızda yeni bir albümün olası olduğunu söyleyebiliriz. Ya da en azından umabiliriz…

2012: DIIV

Debut demeye bin şahit… 


Neden değerli?: Bilmek için otuz yıldır müzik dinliyor olmaya gerek yok, çoğu grup ilk albümünde daha oturtamadığı sound nedeniyle bocalar, bariz esinlenmeler kulak tırmalar, pek az grup bunları aşıp yerini sağlamlaştırabilir. Zachary Cole Smith önderliğindeki “DIIV” bu ayrıcalıklı grup içinde yer alacak gibi görünüyor. Grup, ilk albümü “Oshin” ile 2012’ye tam anlamıyla damga vurdu. Harika bir albüm kapağı, “Human”, “Doused” gibi şarkıların vaat ettiklerinin yanında neredeyse bir hiç.

Neyi değiştirdi?: “Oshin” albümüne kulak veren çoğu müzikseverin de fark ettiği gibi, grubun The Cure ve Nirvana’dan yoğun bir şekilde etkilendiği sır değil, zaten grubun “Oshin” çıkmadan bir ay önce değişen eski ismi “Dive” da bir Nirvana şarkısından geliyor. Ancak grubun müziği öyle kendinden emin tınlıyor, new wave, shoegaze, grunge harmanı öyle güzel bir formül oluyor ki DIIV müziğinde, insan kendini, sürekli kendini tekrar eden, aynı zamanda tekdüze olmamayı da başaran gitar melodileriyle dolu bir albümü dinlerken buluyor. 91 yılı doğum tarihimin bile öncelerine denk düşüyor, bilmem mümkün değil ama, “Loveless” albümü de zamanında tam böyle bir etki yaratmıştı belki de. Shoegaze vuruculuğunu 2012’ye taşıması, DIIV’in 2012’de müziğe kattığı en güzel şey olabilir.

2013’te ne alemde?: Ünlü bağımsız müzik sitesi Stereogum’ın “2012’nin en iyi yeni grubu” seçmesine bakılırsa, DIIV dünyaya sesini duyurmayı başarmış durumda. 2013 onlar için bir kalıcı olabilme savaşı olacak. Önümüzdeki yıl, DIIV için nasıl şekillenecek kestirmek güç ama, sizin için “Oshin” albümü ile tanıştığınız bir yıl olsun. Başlangıç için idealden de öte:

.

2012: Tame Impala

Daha fazla Tame Impala…

Neden Değerli?: Dönüp dolaşıp eskileri özlemle yad ettiğimiz, müzik piyasasının ve müziğin gidişatına burun kıvırdığımız şu günlerde Tame Impala tutunacak bir dal kıvamında. Tüketip bir kenara atamıyorsunuz, dinledikçe dinleyesiniz geliyor ve bir de bakıyorsunuz ki Tame Impala’yla aranızda bir bağ oluşmuş.
Neyi Değiştirdi?: Yıl 2012, evet ve bir albümü baştan sona dinleyebileceğinize dair sahip olduğunuz şüpheleriniz Lonerism eşliğinde değişebiliyor. 2010’da Innerspeaker‘la başlayan tanışma sürecinin ise yerini bağımlılığa bıraktığı su götürmez bir gerçek. Pink Floyd, The Beatles esintileri taşıyan, müzikteki vuruculuğun “psychedelic” formatının yeni ismi Tame Impala. Katıksız güzel müzik. Buyrunuz geç kalmayınız:
2013’te Ne Alemde?: Daha fazla Tame Impla dinleyelim; albüm yapmaya devam etsinler ve elbette İstanbul’a gelsinler şeklindeki liste uzadıkça uzar. Müzik ödüllerinde başarıdan başarıya koşmaları da uzak olmayan ihtimaller dahilinde tabii.
.

Top 10: 2012’nin En İyi Videoları

.
Koskoca bir seneyi videolar bazında da değerlendirmek ve kimlere takılıp kaldığımızı özet geçmek gerekiyor. Zira müziğin en vurucu silahlarından birinin görseller olduğunu atlamamakta fayda var.
.
2012’de kimler geldi kimler geçti, en çok kimleri izlerken bıkmadık bir bakalım.
.
Biliçaltımıza takılanlarda bu yıl:
.
10. PSY- Gangnam Style
Ya ne olacaktı? Paylaşılmış psikoz bu, başka bir şey değil.
.
.
9. Danny Brown- Grown Up
Mümkünse hiç büyüme hep böyle kal, çocuk.
.
.
8. Beach House- Wild
Yürek parçalayanlarda bu yıl…
.
.
7. St. Vincent – Cheerleader
St. Vincent yine, yeni, yeniden kendine hayran bırakıyordu.
.
.
6. Grimes – Oblivion
Böyle bir müziği ancak böyle bir video paklardı; izlerken baymıyor insan.
.
.
5. Jay – Z & Kanye West – Niggas In Paris
Semboller havalarda uçuşuyor, beyinler de yanıyordu.
.
.
4. Tame Impala – Feels Like We Only Go Backwards
Müzikle videonun mükemmel uyumu bu olsa gerek; çok güzel.
.
.
3. M.I.A – Bad Girls
Bu videonun verdiği haz bambaşka. Romain Gavras videolarından bağımsız bir M.I.A düşünemiyor insan.
.
.
2. Jack White – Sixteen Saltines
AG Rojas imzalı bu videonun her karesinden “cool”luk akıyor, yalan yok.
.
.
1. Spiritualized – Hey Jane
Sweet heart sweet light, sweet heart and love of my life… Kelimeler kifayetsiz, muazzam, tüyleri diken diken oluyor insanın.  AG Rojas zihninin harika bir meyvesi daha.
.
.
.

2012: Jack White

Solo albüm için uzun bekleyişe değdi 

Neden değerli?: Şüphesiz ki 2012 Jack White için önemli bir yıl, Jack White da 2012 yılı için en önemli müzisyenlerdendi. Çalıştığı her projede –kronolojik olarak, The White Stripes, The Raconteurs, The Dead Weather– grubun “beyni” konumunda bulunan Jack White, ilk kez bir albümünün üstüne kendi ismini yazdı. “Tamamen özgür kalsa nasıl bir albüm yapardı?” fantezileri kuran müzikseverleri şaşırtmayacak bir biçimde, keman, piyano gibi enstrümanların sık kullanımıyla dikkat çeken Jack White’ın ilk solo albümü “Blunderbuss”, yılın en harika şarkılarından olan “Sixteen Saltines” ve “Love Interruption”ı da barındırıyor.

Neyi değiştirdi?: Sıradan bir gününde, sabah uyanıp bir U2 şarkısı yorumlayan, öğle yemeğinden hemen önce Nashville çıkışlı bir garage rock grubuna ilk albümlerini “Third Man Records” bünyesinde çıkarmaları için albüm sözleşmesi öneren, akşamını ise son single’ı için rap vokal yapmakla geçiren bir adamı tanımlayan sözcükler “müzisyen”, “gitarist” gibilerinden biraz daha fazlası olmalı. Adeta bir “müzik misyoneri” gibi çalışan, hep o klasik blues rock sound’undan beslense de değişik tarzlar arasında basmadık yer bırakmayan Jack White’ın her yılı, müziğe yeni bir bakış açısı getiriyor, müziği geliştiriyor, değiştiriyor.

2013’te ne alemde?: Jack White, geçirdiği bu harika senenin meyvelerini çoktan toplamaya başlamış görünüyor. Bunun en önemli göstergelerinden biri de Blunderbuss albümüyle “Yılın en iyi albümü” ve “Yılın en iyi rock albümü” dallarında, “Freedom at 21” şarkısıyla da “Yılın en iyi rock şarkısı” dalında olmak üzere üç adaylık toplaması. 10 Şubat 2013’te düzenlenecek 55. Grammy Ödülleri, Jack White’ın The White Stripes günlerinden alışık olduğu Grammy’lerine bir yenisini ekleyecek mi, göreceğiz.

2012: Frank Ocean

Aramızda kalsın

Neden Değerli?: Frank Ocean‘la tanışıp kaynaşmalı zamanlarımız uzun bir geçmişe dayanmazken kendisini Coachella‘da boy gösterirken bulduk ve 55. Grammy Ödülleri‘nde 6 dalda aday olarak karşımıza çıktı. Jay-Z ve Kanye West‘in gözünden kaçmayan 87’li r&b; delikanlısı, hal böyle olunca ikilinin iş birliği olan Watch the Throne albümündeki iki şarkıya da hayat verdi. Çoğu mecranın yıldızlarını, pekiyilerini hatta yıldızlı pekiyilerini toplayan Frank Ocean için bizde yılın en iyi albümünü yarattığını tereddütsüz söyleyebiliriz.

Neyi Değiştirdi?: ”R&B;, hip – hop ve benzeri janr’lar benim tarzım değil.” diyenleri ters köşeye yatırdı. Bu türlerin farklı yönlerini kendi yorumuyla Channel Orange‘da bir araya getiren Frank Ocean, hayran kitlesini gün geçtikçe artırdığı gibi bir çok insanı da tarzına kolayca alıştırdı. Dobralığıyla da ”Sen neymişsin!” ünlem cümlelerini düşünmeden dile getirdiğimiz müzisyenin, akıbetinden endişe duyduğumuz rap dünyasına 2012 yılıyla taze kan olması ve baştan sona ezbere bildiğimiz albümü bilinenleri değiştirir nitelikte oluyor.

2013’te ne alemde?: Dedikodusunu yapacak değilim ancak özel hayatı üzerine tumblr üzerinden yayınladığı bir mektupta ilk aşkının erkek olduğunu açıklaması (Bad Religion) ve şimdilerde adının Willy Carter ile anılması 2013’te de bu minvalde haberlerin devam edeceği yönüne yeşil ışık çakıyor. Ayrıca Grammy ödüllerinde ismiyle karşılaşmak şaşırtıcı olmayacak. Şaşırtıcı olmayan bir diğer konu ise 2013 dünya turu listesinde henüz İstanbul bulunmuyor.

2012: Girls

Aranan kan bulundu


Neden Değerli?: Lena Dunham‘ın “Sex and the City’nin değinmediği dönem” olarak gördüğü Girls orijinalliğini sıradanlığına borçlu. Ne istediğini anlamayan, anlasa da nasıl elde edeceğini bilemeyen genç kadın endişesi ile gerçek bir dert ortağı oldu. Estetik olma kaygısı taşımaması ise onu ne kadar kabullenebileceğinizi ölçen bir testti.

Neyi Değiştirdi?: “Kız dizisi”nin tanımını. Artık uzun bacaklı, gerçek olamayacak kadar güzel kızların en az kendileri kadar güzel olan sevgilileri ile olan fırtınalı ilişkilerini değil; akıllı olmasına rağmen kendi hayatlarını sabote eden kızları izliyoruz. Problem artık hakkınızda yapılan “dedikodular” değil; evinizin kirasını ödeyemeyecek kadar parasız kalmanız. Espri anlayışı, bilhassa süslenmemiş karakterleri ve kasamayan doğallığıyla şu zamanlarda zor bulunur bir anlatım sundu.

2013’te Ne Alemde?: 13 Ocak’ta ikinci sezonuyla dönecek olan dizinin kendisine sadık bir izleyici kitlesi bulduğunu söylemek abesle iştigal. Yeni hikayeleri izlerken yine özgüven, kimlik bunalımı ve ilişkiler üçgeninde dolanacağız gibi görünüyor.

2012: Grimes

Farklı olmanın verdiği huzur

Neden Değerli?: Genç yaşına rağmen dağı taşı oynatan icralarıyla radarlarımıza takılan Grimes kızımız 2012 çıkışlı albümü Visions ile adeta ününe ün katar oldu. İllustrator kimliğiyle de fark yaratan Claire Boucher, Genesis video klibinin yönetmenliğiyle de aklımızı başımızdan almakta tereddüt etmedi. Bir çok mecrada yılın albümü seçilmesi ve kendi tasarladığı kıyafetleriyle de konuşulması Boucher‘i bu alemde değerli kılan unsurlardan.

Neyi Değiştirdi?: Grimes Müziği bir zaman dilimine bağlı kalmadığı gibi janrılar arasında da mekik dokumaktan çekinmiyor. Kulağa irite gelebilecek tonları kendi doğasında harmanlayıp pürüzsüz bir şekilde servis ediyor. Ve aslında müziğin alışkanlık olan kalıp biçme sorunsalı Grimes müziğiyle dönemsel olarak tarihe karışıyor. Sergileriyle de dikkatleri üzerine çeken Boucher, vajina şeklinde tasarladığı yüzüklerle alışılagelmişi iki ters bir düz ediyor.

2013’te ne alemde?: Güncellenen konser tarihlerine sürekli baktığımı göz önüne alırsak üzelerek söylemeliyim ki listede yakın tarihte İstanbul konseri bulunmuyor. Lykee Li‘nin geçen sene bütün konserlerinin açılışını Grimes‘e yaptırması bu ölçümde ne kadar yer kazanır yorumlaması zor zira Lykee Li’yi solda sıfır bırakır minvalde 2013‘e doğru yol alıyor.

2012: Gangnam Style

Tüm zamanların en çok izlenen ‘kıyamet alameti’

Neden Değerli?: Justin Bieber‘ı en çok izlenen videonun sahibi olma unvanından mahrum bıraktı. Yayınlandığı ilk andan itibaren çılgınlar gibi izlenen, paylaşım rekorlarına yeni rekorlar ekleyen video klip bir fenomen olacağını daha başlarda çok net bir şekilde göstermişti. Michael Jackson‘ın moonwalku ile birlikte en çok bilinen ve taklit edilen dans figürü PSY‘a ait.

Neyi Değiştirdi?: 4chan ve 9GAG gibi adreslerde bol bol ‘içerik’ olarak kullanılan, sarı saçlı, ince narin duruşlu feminen Korelilerle tanınan K-POP‘un dalga geçilen değil de peşinden sürükleyen olabileceğini gösterdi. Bu klipte boyalı saçları ve lensleriyle Batı’ya özenen Kore yoktu, aksine tüm dünya Gangnam’la oturup kalkıyordu. PSY belki Berklee diplomasını alamadı, fakat kendisine hiçbir akademinin veremeyeceği kadar hazır şöhrete kondu. Akıllara zarar bir kalabalığa verdiği Seul konseri de rekor kırdı demiş miydik?

Kendi coşkusundan ötürü PSY’ı duyamayan seyirci topluluğu

2013’te Ne Alemde?: Havadislerin ışık hızıyla yayıldığı zamanımızda 21 Aralık 2012 Dünya’nın Sonu isimli kıyamet senaryosunda Yecüc ve Mecüc‘ün en son sürümü olarak yer buldu. Doğudan yükseleceğine ve kalabalığın gücüne sahip olacağına inanılan bu kıyamet alametine, tüm zamanların en çok izlenen videosunun yaratıcısı unvanı ile bir hayli oturan PSY, 2013 yılına sağ salim çıkarsak bizi ne ile karşılayacak çok merak ediyoruz. Kendisi şimdiden Gangnam gibi bir hite sahip olamayacağını kabullenmiş durumda. Bir yandan da yıllardır müzikle uğraştığını ve sadece Gangnam Style ile tanınmak istemediğini anlatmaya çalışıyor. ‘Ben o klipteki adamım’ derken yüzünün aldığı ifade, PSY‘ın 2013’te belki de kendi isteği ile ortalarda dolaşmayacağının habercisi.

2011: Louis C.K.

Aleladeliğin seksiliği


Neden Değerli: Gözlemden değil itiraftan gelen komedi daha derinde yer ettiği için. Yakın gelecekte George Carlin‘in eksikliğini kapatacağından emin olduğumuz için. Başımıza sıradanlık ve hayal kırıklığından daha kötü şeyler gelebileceği için.

Neyi Değiştirdi: Kendisi yazıp, yönetip, editlediği Louie ile televizyon komedinde alışılmış beklentileri büktü. Kısa hikaye türünü televizyon formatına taşıdı desek fazla ciddi edebiyat havası taşıyan bir yorum olabilir, ama Dokuz Öykü‘yü okumakla Louie’nin ikinci sezonunu izlemek arasında, verdikleri keyif bakımından pek fark yok. Simsarları aradan çıkarıp, izleyicisine direkt ulaştırdığı stand-up gösterisi ile sebep olduğu Radiohead – In Rainbows çağrışımları ise, kendisine olan hayranlığımızı yükseltecek yeni seviyeler aramamıza sebep oluyor.

2012’de Ne Alemde: Her şeyi aynı anda hep birlikte keşfettiğimiz, her şeyi aynı anda keşfettiğimizi fark eder etmez hep birlikte canımızın sıkıldığı bir popüler kültür piyasasında Louis C.K.’den tek beklentimiz, şimdiye kadar ne yaptıysa aynısını yapmaya devam etmesi olabilir. Woody Allen gibi bir marka olmasını sağlayacak mainstream cazibesine sahip olmaması eminiz ki kendisinin de canını sıkmıyordur.

2011: James Franco

İnanmaktan başka çare yok


Neden Değerli?: “İşiyle gündemde” klişesinin sıkıcılığı bir yana, Franco, 2010 yapımı 127 Hours‘un yılın neredeyse ilk yarısı boyunca devam eden etkisine rağmen çalışmayı kesmedi. Onlarca röportaj ve ard arda gelen filmlerden sonra, bütün bir sinema kariyeri boyunca bitmek bilmeyen bu enerjinin kaynağının hırs değil keyif olduğuna inanmaktan başka çaremiz yok. James Franco, bütün inanılmazlığıyla, alıştığımızdan çok daha gerçek.
Neyi Değiştirdi?: Mükemmele inancımızı tazeledi, ideal eşiğimizi üç beş basamak yukarı çekti. Natalie Portman‘ın gerçekliğine inanmayı başarabilmemiz için türünün tek örneği olmadığını görmemiz gerekiyordu. James Franco’yla birlikte mümkün olduğuna ikna olduk.
2012’de Nerede?: Yavru kedilere işkence yapmak gibi kötü alışkanlıkları olduğunu öğrenmediğimiz sürece James Franco’yu şu an bulunduğu yerden kaldırmak kolay olmayacak. Kendisi, izleyeceğimiz 5 yeni filmle 2012’de de her zaman gözümüzün önünde, aklımızın bir köşesinde.

2011: Lana Del Rey


Takvimin en yeni sayfası



Neden Değerli?: Lana Del Rey indie müziğin özellikle bu yıl şiddetlenen karbon kopyalama fetişine rağmen hâlâ özgün bir şeylerin ortaya konulabileceğini göstermesi açısından değerli. Vazgeçilmez olmasa da kaçırılmaması gereken bir müziğe sahip.

Neyi Değiştirdi?: 2011’de çok net bir şekilde hissedilen “müzikte yapılabilecek her şeyin yapılmış olması” inancını değiştirdi. Kendi 21.yy’da sadcore’unu üretebildi.

2012’de ne alemde?: Lana Del Rey‘in saman alevi mi, mainstream mi, pseudo-hip mi olacağına 2012 karar verecek. Lana Del Rey o kadar taze ki henüz kendisinin raf ömrünü bile söyleyebilmek mümkün değil. 

2011: Kickstarter

Arkamda kalabalık



Neden Değerli?: İki yıl içinde doğdu, serpildi, arkasında en büyüklerin gücüyle (CNN, Wired, The New York Times..) on binlerce projeyi gerçek kıldı, kendini zirveye taşıdı.


Neyi Değiştirdi?:  İnternetin her şeyi sonsuza dek değiştirdiğine inananlara o kadar da emin olmamaları gerektiğini gösterdi. Belki bütün bu kabalığın içinde sesinizi duyurmak çok daha zor ama gerçekleşen projeler ve Kickstarter’ın hızlı büyüyüşü somut bir şekilde gösteriyor ki eğer insanların dikkatini çekebilecek kadar iyiyseniz takipçileriniz sizin için para, zaman, enerji harcamaya hala hevesli.

2012’de Nerede?: İzlediğiniz filmde, dinlediğiniz albümde, her geçen gün artan proje ve destekçileriyle kafanızı çevirdiğiniz heryerde. Bir proje olarak platformun kendisi doyum noktasına ne zaman ulaşır bilinmez ama Kickstarter ismini duyma frekansımızın artacağını söylemek çok da hayalperest bir yaklaşım değil.

2011: Wild Flag

Tekrar hoşgeldiniz


Neden Değerli: Carrie Brownstein’ın (artık aktif olmayan) Monitor Mix blogunu sevmiyor yahut Portlandia‘yı yeterince eğlenceli bulmuyor değildik. Ama Sleater Kinney‘i özlemiş olsak gerek, kendisinin müziğe dönmesi, özellikle de Janet Weiss ve Mary Timony ile birlikte çalışması, geçen yıl aldığımız en güzel haberlerden biriydi.

Neyi Değiştirdi: NBA oyuncularının nerd chic’i sahiplenmeye başladığı garip bir dönemde, kimi insanın imaj kaygısından ziyade türlü çeşit takıntılardan ötürü nerd olabileceğini kafalara kaktı. Nasıl göründüğümüzün değil ne hissettiğimizin önemli olduğunu öğreten reklam klişelerinin temelsiz olmadığını fark etmek, içimizde en az gazlı-şekerli içecekler kadar ferahlatıcı bir his bıraktı.

2012’de Ne Alemde: Radyolarda, walkman’lerde, en kötü ihtimalle discman’lerde.

2011: Florence and The Machine

Durmaksızın yükseliyorlardı


Neden Değerli?: İlk albümün yarattığı etkinin ardından müziklerinin odağındaki enerjiyi aynı yoğunlukta tam tersi yöne kanalize ettikleri; çok farklı ama yine de aynı kalabildikleri için.


Neyi Değiştirdi?: Anaakım-alternatif karmaşası içinde savrulanlar bir yana Florence and The Machine ilk albümlerinden itibaren özgün tarzlarına rağmen stadyumlardan küçüğünü hedeflemedi. Küçük plak şirketleri ve ev kayıtlarının karizması isteyenlerin olsun; Florence tanışıklığımızın ikinci yılını lansman konserinin online yayını için bilet satarak kutlamayı seçti.

2012’de Nerede?: Ödül törenlerinde, liste başlarında, festival afişlerinde üst sıralarda. Grubun ikinci harikası Ceremonials çıktığı gibi herkesi kendine hayran bıraktı ama bu daha başlangıç.