angel olsen

OST #41: BİTMEYEN STAJ

Okulların açılması bir kısım için daha da acılı bir süreçtir. Eğer staj yapıyorsanız neden bahsettiğimi gayet iyi anlıyorsunuzdur. Okuldan arta kalan azıcık vaktinizi deneyim kazanmak ya da ek gelir amacıyla staja kurban ettiğinizde gençliğinizi sorgular, ders çıkışı yurda gidip boş boş tavanı izlediğiniz günleri iç çekerek hatırlarsınız. Üstelik sabahın köründe ya da öğlen okul çıkışı çalışmaya koşturmanız yetmezmiş gibi bir de yöneticinizin yaptığı en küçük hatada sizi suçlamasına, ikide bir ofisin diğer köşesine kahve taşımaya ve fotokopi makinesi ile aşk yaşamaya katlanmanız gerekir. Üzülmeyin, her şey iyi bir amaç için. Sizin için hazırladığımız staj playlisti ile moral depolayın biraz.

 

İNCELEME: ANGEL OLSEN – MY WOMAN

Her müzisyen, aynı zamanda bir yazardır. Albümleri de kendi hikayelerini oluşturup biz dinleyicileri parçası haline getirdikleri bir macera. Angel Olsen da hayatın içinden kopup gelen şarkı sözleri ve samimiyeti ile indie folk müzikte bu durumun en güzel örneği.  Küçük yaşta evlatlık verilen, depresif bir ergenlik dönemi geçiren Angel, artık olgun bir kadın ve bir kadın olarak hikayesini anlatmaya kaldığı yerden devam ediyor. Sanatsal sınırlarını zorluyor ve bu süreçte öğrendikleri ile kendine yeni bir yol çiziyor. Olsen, daha önceleri piyano başında şarkı yazamazmış mesela. Bu albümde ise kapanışı güzel mi güzel bir piyano şarkısı olan Pops ile yapıyor. Hiçbir ekran deneyimi olmasa da son müzik videolarında yönetmenlik yapıyor sonra da. Çünkü onun için önemli olan kendini ifade etmesi, yeni bakış açıları kazanması. Intern ve Pops arasında yaşanan her an ise Angel’ın hayatına tanıklık ettiğimiz ufak anlık bakışlar.

Angel Olsen’ın son albümü Burn Your Fire for No Witness, müzisyeni indie folk sahnesinde üst sıralara yerleştirmişti. Yeni albüm My Woman da yine Olsen’ın tahtını koruyan nitelikte. Bir önceki albümün samimi folk tınıları bu albümde de etkisini gösteriyor; ancak bu albümün daha dinamik bir yapısı var. Geçen sene bu dönemlerde IKSV konserinde Olsen’ın ne kadar şarkılarını değiştirip geliştirdiğinden bahsetmiştim. Yeni albümde de bu durum devam ediyor. Olsen, şarkılarının üzerine ufak dokunuşlarda bulunarak her şarkıya ayrı bir sihir katıyor. Albümü bu kadar başarılı ve özel kılan şey de bu. Neredeyse her şarkıda onu diğerlerinden ayrı bir yere koyan bir özellik var. Her parçanın ayrı bir ruhu, ayrı bir hikayesi var ve hepsini bir bütün haline getirdiğinizde ortaya çıkan eser dinleyiciyi ister istemez mutlu ediyor.

Albümde dikkat çeken bir diğer özellik de Angel Olsen’ın vokalleri. Albümde Olsen’ın vokalleri şekilden şekile giriyor, müzisyen her notada ayrı bir kişiliğe bürünüyor. Hikayedeki yeni bir karakterin diyaloğunu söylemesi gibi. En güzel örnek de yine albümün en güçlü şarkılarından Those Were the Days‘de karşımıza çıkıyor. Yine benzer şekilde, albümün en başarılı kayıtlarından Sister şarkısında, her şey bittiğinde Angel küllerinden yeniden doğuyor. “All my life I thought I’d change” derken şarkının nakarat kısmındaki güçlü kızın kırılgan bir yanı ile karşı karşıya kalıyorsunuz. Bir karakterin farklı bir yüzünü, yeni bir özelliğini öğrenmek gibi. Bu kadar farklı perspektife sahip olması albümü başarılı kılsa da My Woman kusurları ile beraber geliyor  Intern ile yumuşak bir şekilde başlayıp heyecanını artıran albüm, Not Gonna Kill You şarkısında ufak bir kesintiye uğruyor. Yaklaşık 5 dakikalık şarkı, durağanlığıyla bütünün içinde sırıtıyor; albüme uzun bir mola veriyor. Kim bilir, belki de bu kadar durağan ve sıradan olması da bu şarkıyı diğerlerinden farklı kılan özelliğidir.

My Woman albümü, Olsen’ın olgun bir kadın olarak başına gelenleri anlatıyor olabilir. Ancak, Olsen albümün ‘feminist’ olarak etiketlenip sadece bu çerçeveden bakılmasını istemiyor. Bir kadın olarak anlattığı hikayenin bütününe bakılmasını,, bütünün yorumlanmasını istiyor. Bir kadın olarak feminist yanının da bu bağlamda kabul edilmesini tabii ki. Günümüzde müzik endüstrisinde birçok kadın müzisyen akımı tamamen sahiplenip ayrımcı ‘feminist’ bir yaklaşımda bulunuyor. Bu kadar kötü örneğin yanında, Laura Marling‘in Reversal of The Muse podcastleri, White Lung‘ın son albümü derken Olsen’ın da bir feminist olarak akımı benimseyip hikayesinin bir parçası haline getirmesi gerçekten çok sevindirici. Woman adlı şarkısında “I dare you to understand what makes me a woman” diyerek adeta meydan okuyor Olsen.

Angel Olsen, son albümü My Woman ile dinleyicilerini sevindirdi, kritiklerden tam not aldı. Kariyerinin en yüksek noktasından bize göz kırpıyor şimdilik. Kariyeri boyunca deneyimlemeyi sevmiş, korkusuz bir kadın olduğunu düşündüğümüzde gelecekte bizi nelerin beklediğini tahmin etmek zor. Belki yepyeni bir sound, belki de yepyeni hikayeler… Belki de yakında yeniden buralara uğrar. O zamana kadar My Woman albümünü dinleyerek anın tadını çıkartabilir, kendi hikayenizi albümde bulabilirsiniz.

ORADAYDIK: ANGEL OLSEN

Angel Olsen’ ı ilk dinlediğim günü hatırlıyorum. Bir kış günü yatağımda uzanmış, bilgisayarımı karnıma çekmiş vakit öldürürken Pitchfork kritiklerine, haberlere göz gezdiriyordum. Sonra Angel Olsen’ ın son eseri ve sene sonu listelerini kasıp kavuran albümü Burn Your Fire For No Witness’ ı gördüm. Albüm kapaklarının cazibesine inanan biri olarak albüme ilk bakışta vuruldum. Beyaz arka planın üzerine konmuş kırmızı yapraklar ve insan figürleri dikkatimi çekmiş olmalı. Sonra albümün ‘yalnızlık üzerine yazılmış en neşeli şarkılar’ dan oluştuğunu okuyorum. O günden beri Angel Olsen’ ını sıkı takip etmiş ve albümlerini dinlerken aşındırmış biri olarak söyleyebilirim ki ben albümdeki bu neşeyi hiç göremedim. Bence Angel Olsen, “Sen de mi yalnızsın? O zaman çak bir beşlik” derken bile aslında şarkıda bir burukluk var. Şarkılara hareketli tempoların içine sıkıştırılmış ve bulunmayı bekleyen ağır bir melankoli hakim. Olsen, şarkılarına bir çizgi çekmiş. Çizginin hangi tarafında duracağınız size kalmış.

İşte 12 Eylül akşamı Salon IKSV’ deki konserinde de bu çizgi vardı. Kimileri melankolik havayı koklarken kimileri arka tarafta arkadaşları ile şakalaşıp eğlenmeyi tercih etti. Angel Olsen, açılışı bir Halfway Home şarkısı olan Free ile yaptı ve şarkının ritmik sakin temposunu düşününce çok yerinde bir seçimdi. Dinleyiciler için iyi bir ısınma turu oldu. Hemen akabinde ise Burn Your Fire For No Witness’ ın incisi, canımız ciğerimiz Hi-Five geldi. Setlistin geri kalanı albümlere dengeli olarak dağılmıştı. Angel Olsen’ ın henüz daha yayınlanmamış yeni bir şarkısını, daha bir tur müzisyeni iken kaydettiği EP’ sinden Drunk And With Dreams’ in akabinde dinleme fırsatına eriştiğimiz bir konserdi. Özellikle BYFFNW’ ın favori şarkılarından Lights Out ve High&Wild, adrenalinin tavan yaptığı, Olsen’ ın punk geçmişini yansıttığı performanslardandı.

11922078_1693155007573981_1287112788_n

Angel Olsen sahnede.

Albümleri yayınlandığından beri Angel boş durmamış olsa ki çoğu şarkının performansı, albüm kayıtlarından çok daha farklıydı. Mesela sert punk tınılı şarkılarda gitar daha da zenginleştirilmiş, ana gitar daha ön plana çıkarılmıştı. Sevenleri bilir, Halfway Home ve Strange Cacti dönemlerinde yazılmış olan şarkılar genellikle kayıtlarda daha yumuşak tınılarda. Konserde ise Olsen, bizi oldukça şaşırttı. Özellikle Acrobat şarkısı başta olmak üzere eski şarkılar neredeyse baştan yaratılmıştı. Sert gitarların ve davulun etkisi ile eski şarkıları yenileriyle aynı çizgide bulduk. Daha önce röportajlarında her zaman bir değişimin içinde bulunduğunu belirten Angel Olsen, vokallerini de modifiye etmiş canlı performanslar için. İnanması güç ve rastlaması çok nadir ama Angel Olsen’ ın vokalleri albüm kayıtlarına kıyasla canlı performansta çok daha kuvvetli. Tecrübe ile gelen özgüvenden midir yoksa azimle birleşen bir sıkı çalışmadan mı gelmektedir bilinmez ama Olsen, vokallerinde risk alıyor. Albümdekine oranla çok daha üst notalara çıkabildi İstanbul konserinde.

11997309_1650517845194327_192008689_n

Fotoğraf: Ahmet Nursoy. 

Cumartesi akşamı tanık olduğumuz bir diğer sürpriz de Angel Olsen’ ın diğer müzisyenlerden daha bir ötede duran encore anlayışıydı. Bir Bruce Springsteen coverı olan ‘Tougher Than The Rest’ ten sonra Olsen’ ın grup arkadaşları bizi, narin sesli kızımızla baş başa bıraktı. Unfucktheworld ile başlayan solo performansta özellikle Iota dikkat çekti. Yakın arkadaşı Sharon Van Etten’ ın gitar tellerini hafifçe okşadığı solo performansları ister istemez akıllarda belirdi. Kapanış ise son albümün depresif, yürek yakan narin şarkısı White Fire ile yapıldı. Free ne kadar iyi bir açılış şarkısı olduysa White Fire da kapanışı o kadar iyi yaptı. Şarkının son anlarında grup üyeleri geri geldi ve bu solo buluşma bir anda sert bir rock n roll konserine dönüştü. Olsen’ ın saçlarını iki yana savurduğu ve kendinden geçtiği performansın sonunda herkes sahneyi terk etti. Çok kısa bir süre sonra Tiniest Seed için geri döndüler ve hemen ardından Angel Olsen’ ı sahneden uğurladık.

11998239_1693155027573979_992820898_n

Setlist. Şarkıların yanında Angel’ ın yazısı ile yazılmış bir ‘Şerefe’ görüyorsunuz.

Böylece Salon IKSV’ nin merakla beklenen bir konserini daha geride bırakmış olduk. Angel Olsen’ ın şarkıları canlı dinlendiğinde daha da bir güzel oluyormuş, bunu da gördük böylece. Hiç bitmeyen bir değişimin içinde olduğunu düşünürsek Olsen, gelecekte de bizi çok şaşırtacak gibi görünüyor. Konser sonrası tanışma sırasında defterime güzel bir not ile geri döneceğinin sinyalini kondurmuş. Olur da yeni albüm ile yolu yine bizim topraklara düşerse Angel Olsen’ ı sakın kaçırmayın. Lakin şarkıları canlı dinlendiğinde daha da güzel.

Kapak fotoğrafı Salon’ un Facebook sayfasından alınmıştır ve Ali Güler’e aittir.

SALON İKSV: 2015 GÜZ

Geçtiğimiz hafta #peçeteyeistek‘lerimizi yazıp heyecanlı bir şekilde beklemeye başladık ve beklediğimiz güzel haberler bugün geldi. Bu sezon da Salon IKSV‘nin konser takvimi Şişhane’de çadır kurmak, bütün sezon için bilet almak istetecek güzellikte. Festivallerin hemen hemen tükendiği, konsersiz kaldığımız şu günlerde içimize su serpen takvime hemen buradan ulaşabilirsiniz:

12 Eylül – Angel Olsen

3 Ekim – Soley

9 Ekim – East India Youth

10 Ekim – Great Lake Swimmers

13 Ekim – Hiatus Kaiyote

14 Ekim – Sons of Kemet

15 Ekim – Sebadoh

16-17 Ekim – CeU

30 Ekim – Neneh Cherry with RocketNumberNine

3 Kasım – Rhye

5 Kasım – Colin Stetson & Sarah Neufeld

6 Kasım – Zola Jesus

11 Kasım – Fabrizio Paterlini

12 Kasım – Dawn of Midi

14 Kasım – Christian Scott

16 Kasım  – Unknown Mortal Orchestra

19 Kasım – Norwegian Oud – Yinon Muallem, Daniel Herskedal, Arild Hammero

20 Kasım – Hidden Orchestra

26 Kasım – Waxahatchee

28 Kasım – Suuns & Jerusalem In My Heart

11 Aralık – Jacco Gardner