ankara

RÖPORTAJ: KÖKLER FİLİZLENİYOR

Hala tanışma fırsatınız olmadıysa Kökler Filizleniyor, Ezhel olarak da tanıdığımız Ömer Sercan İpekçioğlu‘nun, Onur Gürsoy, Deniz Özden, Eren Alkan, Ezgi Pehlivan ve Canberk Hacıbaloğlu ile bir arada devam ettirdiği, hip-hop ile reggae’yi, Anadolu müziğiyle alternatif rock’ı buluşturan Ankara‘da kurulmuş bir müzik grubu. Henüz bir albümleri, hatta spotify’dan ulaşabileceğimiz şarkıları olmadığı halde, katılımcıların hep bir ağızdan sözlere eşlik ettiği, üstelik biletleri de tükenen ve yaklaşık 3 saat süren Salon performanslarının hemen öncesinde bu enerjik grupla buluşma fırsatı bulduk. Grubun kuruluşundan, gelecek projelerinden, her ne kadar gruba odaklanmak istesek de kaçınılmaz bir şekilde Ezhel’den, alternatif sahneden, Ankara’dan ve daha bir sürü şeyden bahsettik. Kökler Filizleniyor hakkında internette bulabileceğiniz en kapsamlı içeriğin bu röportaj olduğu iddiasındayız, grubu daha yakından tanımak için buyurun:

Cemre: Önce nasılsınız, nasıl gidiyor? Biraz sizi tanıyabilir miyiz, hakkınızda bilgi bulmak biraz zor, nasıl bir araya geldiniz nasıl başladı Kökler Filizleniyor?

Sercan: İyiyiz, çok teşekkürler. Benim daha önce bir grubum vardı, Afra Tafra. Daha sonra dağıldı ve ben de biraz daha rap’e odaklandım. Ankara’da sık gittiğimiz bir kafe vardı Araftafaray diye biraz orası vesile oldu gibi. Onur ve Deniz’le daha önceden tanışıyorduk, hepimizin de aklında bir grupla müzik yapma düşüncesi vardı. Sonra davulcumuz Derun da katıldı -o zamanlar Eren yoktu-, bu şekilde yavaş yavaş başladık. Amacımız eğlenmek, farklı şeyler yapmaktı. Eren de dahil olduktan sonra çalışmalarımız, provalarımız arttı. En son olarak da Canberk girdi ve tamamlanmış olduk böylece.

Cemre: Müziğinizi tür olarak sınırlandırmak zor, dediğin gibi hep yeni bir şeyler deniyormuşsunuz gibi duyuluyor. Hip-hop ve reggae karışımı diye bahsedildiğini duyuyorum ben. Ama aslında bu bile sınırlı çünkü çok Anadolu’dan ve belki daha da oryantal tınılar var müziğinizde; ve açıkçası böyle bir karışım bulmak biraz zor. Bu sound nasıl oluştu? Yani eskilerden Afra Tafra’dan gelen bir reggae yatkınlığınız vardır mutlaka ama neden reggae mesela, sizi etkileyen isimler var mı?

Sercan: Afra Tafra biraz daha reggae grubu gibiydi, cover da yapıyorduk. Ama Kökler’de ikisinin arasında bir şey yapıyoruz ne tam cover diye bileceğimiz ne de tam olarak orijinal işler yapıyoruz, düzenleme diyebiliriz sanırım.

İsmimizin de geldiği yere dayanıyor aslında bunun cevabı, kök bir müzik reggae de. Kültürel açıdan kendimizi yakın buluyoruz, çalarken de keyif alıyoruz ve her zaman bir mesajı olduğu için reggae ağırlıklı olarak müziğimizin yöneldiği bir tür. Ama reggae grubu musunuz diye sorulsa biraz öyleyiz ama biraz değiliz derim.

Deniz: Doğaçlama çok büyük bir yer kaplıyor sahnede, stüdyoda. Sercan freestyle’larla giriyor biz de belirli bir ritim ve melodi oturtuyoruz.

Eren: Mesela “sınav” konseptimiz var, Sercan mesela bazen arkasını dönüp sınav var diyor -seyircimizle de paylaşıyoruz tabii bunu- sahnede ilk defa bir şey çalıyor oluyoruz. Bu şekilde başlayıp geliştirdiğimiz çok şarkı var.

Sercan: Reggae tanımının dışında kalan kısımlar da bunlar aslında. Hepimiz farklı türlerde her şeyi dinleyen insanlarız. Reggae grubuyuz denebilir ama daha da fazlasıyız aslında.

Eren: Bizden hiç haberi olmayan birini getirip dinletsen, rock grubu olarak da kategorize edebilir, ya da rap yapıyorlar da diyebilir.

Buse: Ama dinleyicileriniz tarafından hep Anadolu etkisinin altı çiziliyor sanki.

Sercan: Evet, köklerimiz buraya dayanıyor çünkü. Aynı zamanda işte kök müziklerden sayabileceğim rock, reggae, caz gibi türler ne kadar etkilerse müziğimizi o kadar tamamlanmış olduğumuzu düşünüyorum ben.

Cemre: Etkilendiğiniz isimler kimler mesela bu türlerden?

Sercan: Çok fazla var aslında.

Deniz: Nekropsi geldi ilk olarak aklıma.

Sercan: Aşık Veysel, Frank Zappa, King Crimson, daha da bir sürü isim sayılabilir.

Deniz: Özellikle Onur’la progresif rock çok dinliyoruz mesela.

Buse: Uzun süredir insanların bir araya gelip grup oluşturma eğilimi azaldı sanki, solo kariyeri de olan isimlerin bir arada farklı bir şeyler ürettiğini görmek çok değerli. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Sercan: Ankara’da kendi çevremizde politik bir şeyler anlatabilelim, bir şeyler deneyelim ama en önemlisi de birlikte eğlenelim diye oluştu bu grup. Bu bahsettiğin azalmanın ben de farkındayım, eskiden çaldığımız belli başlı mekanlarda çok daha aktif bir müzik sahnesi vardı.

Eren: Ankara müziği denir ya hani, o anlayış da oldukça azaldı.

Sercan: Gruba bakışımız hepimizin benzer olduğu için kendimizi, müziğimizi bulmamız kolay gelişti. Kendimizi sınırlamak istemiyorduk, müziğimize dahil edeceğimiz ögeleri de belirleyince organik bir şekilde gelişti. Planlı programlı bir şey değildi aslında. Ama tabii o bahsettiğiniz azalma üzücü, keşke insanlar bir araya gelip daha farklı işler çıkarmaya devam etse özellikle 2013 öncesi Ankara bu konuda çok verimliydi.

Buse: Ankara’da insanlar ne dinliyor şu sıralar?

Eren: Ankara’da eskisi gibi bir bara gidip güzel müzik dinleyeyim anlayışı pek kalmadı eskisi gibi.

Sercan: Yurt dışından gruplara bile rastlayabiliyorduk eskiden ama artık öyle bir durum yok ne yazık ki.

Cemre: Genel bir durum bu sanırım. Peki bu Ankara’nın sizin çıktığınız zamanlardaki sahnesinde seyirciler nasıldı, mesela yeni bir şeyler deniyorduk dediniz, başlarda nasıl karşılandı bu?

Deniz: Araftafaray’da pişti denebilir, düzenli olarak çıktığımız mekan orasıydı.

Sercan: Dekorumuz bile vardı, köklerden bir mikrofon sehpası yapmıştık. Bizim Ankara’daki bütün seyircilerimiz arkadaşlarımızdı zaten başta, uzun süre onlara çaldık. Ama tabii bu kitleye Ankara’nın alternatif camiası da dahil. O yüzden seyircimizle hep bir bağımız vardı. Yavaş yavaş şehir dışında çalmaya başladıkça biraz daha farkını anlayabildik. Ankara seyircisi bambaşkaydı tabii ama Kars’ta ve Mardin’de de çaldık mesela, hep olumlu karşılandı müziğimiz.

Eren: Gruba ilk girdiğimde hatırlıyorum aynı günün sabahında akşam bir mekanda çalmaya karar verdiğimiz bile oluyordu. Zaten akşam oturmaya gideceğimiz mekanda çalıyoruz gibi bir bakıma.

Sercan: Her şey böyle samimiyet içinde gelişti o yüzden sonra başka yerlerde çalmak da daha rahat oldu bizim için.

Cemre: Ankara müzik sahnesinden bahsetmişken birazcık Ezhel soracak olursam, bir anda çok tanındın, bazen inanlar sevdikleri bir sanatçı bir anda herkes tarafından dinlenmeye başlayınca bu durumdan hoşlanmayabiliyor. Eskilerden beri varolan takipçi kitlende böyle bir tavır olmuş mudur sence, hiç takip edebiliyor musun?

Sercan: Her gün yeni yeni insanlara ulaşıyor bence hala albüm, şu anki kitlemden memnunum. Bazen yanlış ya da eksik anlaşılıyorum gibi bir durum oluyor sadece. Sanki tek şarkım “Şehrimin Tadı”ymış, başka hiçbir şarkım, başka bir söylemim yokmuş gibi bir değerlendirmeye maruz kalıyorum biraz üzücü bir şekilde. Her şeye mi klip çekmemiz lazım? Bunun dışında çok mutluyum dinleyicilerimden. Dünyanın farklı farklı yerlerinden Türklerden mesajlar alıyorum, bir sürü yere ulaşabilmişim. Tabii bunun yanı sıra malzeme de olabiliyorsun, bir sınır var ve o sınırı aştıktan sonra artık herkes senin hakkında istediğini söyleyebilir gibi bir durum var. Ama her türlü eleştiri beni geliştireceği için olumlu karşılıyorum bu durumu.

Buse: Her çeşit, farklı janraların da dinleyicilerinden feedback alabiliyor olman açısından çok olumlu bu durum aslında.

Sercan: Evet, doğru. Rap yapan çevremden duyduğuma göre albümün böyle bir geri dönüş almasının ardından Türkçe rap’te güzel bir yükselme olmuş. Artık spotify’da da listelerde yukarılarda görebiliyoruz. Hiç rap dinlemem diyen insanlar bile nasılmış diye merak edip sevebiliyor bile. Bu benim için çok sevindirici.

Buse: Bu ilgi biraz reggae’ye de kaydı, eskiden daha kapalı bir komüniteyken şu an herkesin kolayca haberdar olabileceği bir sürü etkinlikler düzenleniyor.

Eren: Sercan’ın Ezhel olarak yaptığı en önemli şey rap’i alternatif, underground gören kitle için meşrulaştırması oldu bence.

Sercan: Rap müzik mi diyen insanların o algısını kırmaya çalıştık özellikle.

Eren: Çok yüzeysel eleştiriler görüyorum. Mesela ekşisözlük’teydi yanılmıyorsam, “küvette seks” sözüne takmış “bu adamı mı takip ediyorsunuz” gibi bir sonuca varmış. Halbuki hiç ön yargısız bir şekilde oturup dikkatini vererek dinlememiş bile. Ben davulcuyum, ritimleri dinlerken adamlar burada ne yapmış diye hayran kaldım bazı parçaları dinlerken. Çok ince ince işlenmiş bir albüm aslında.

Buse: Bir röportajında “evde oynarken yaptığım bir albüm” gibi bir açıklaman var belki onu çarpıtarak bu hale getirmiş olabilirler.

Sercan: Olabilir, yaparken eğlendik evet ama sonrasındaki çalışma çok sıkıydı. İlk başta şarkıları yazarken o kadar kasınca zaten güzel bir şey çıkmıyor.

Eren: Sercan’ın bir yıl civarı albümle uğraştığını biliyorum.

Sercan: Evet albüm başladığından çok daha geç bitti. Bir bakıma şans da oldu bu, çıkışı sırasında gündem sakindi, yeni bir albüm yoktu. Bu kadar yayılması için iyi bir zamandı.

Cemre: Ezhel’in Türkiye’nin birçok şehrinde, normalde çok konser izleme fırsatı bulamadığı şehirlerde bile performanslarına denk gelmek mümkün. Kökler Filizleniyor da aynı şekilde, az önce dediğiniz gibi Kars’ta, Mardin’de konserleriniz oldu. Bunun insanların belli şehirler dışında konsere gidemiyor oluşuna bir tepki olduğu söylenebilir mi? Gittiğiniz yerlerde nasıl oluyor, yine alıştığınız dinleyici kitlesini bulabiliyor musunuz?

Sercan: Evet kesinlikle tepki gösterdiğimiz bir durum bu. Her yerde aynı olmuyor ama tabii seyirciler. Mesela Mardin’de oturan bir seyircimiz vardı, biz daha çok ayakta dans eden seyircilere alışığız. Dinleti gibiydi ama o anda müziğimiz de ona dönüşmeye başlamıştı.

Deniz: Biraz mekana göre değişiyor.

Eren: Kars çok ilginçti. Önde birkaç sıra üniversiteliler vardı, arkada amcalar rakı içiyordu.

Sercan: Bu bizi hem geliştiren hem de mutlu eden bir şey ve dediğin gibi müziğimiz her yere yaymak, herkese bir şeyler sunabilmek istiyoruz.

Cemre: Peki yeni neler yapıyorsunuz şu sıralar? Turneden ötürü çok yoğunsunuz sanırım?

Sercan: Evet o yüzden ben hiçbir şey yapamıyorum ne yazık ki. Albüm çıktığından beri hep yoldayım. Hep konuşuyorduk ben bu albümü yapayım sonra Kökler Filizleniyor için de böyle bir işe girişiriz diye. Ama hala albümün işleri devam ediyor, albümün sonrası da bir parçasıymış bunu öğrendim. Yakın zamanda bir boşluğumuz olacak ve çalışmaya başlayacağız gibi görünüyor.

Cemre: Son olarak en güncel şeyi sorayım, Nihil Piraye ile bir çalışmanız yayınlandı bugün, bu iş birliği nasıl gelişti, buna benzer farklı janralarda üreten isimlerle iş birliği planları var mı?

Sercan: Nihil Piraye ile ben 2010’da Rock-a Festivali’nde tanışmıştım, o zamanlar benim de punk-rock yapan bir grubum vardı. O zamandan beri arkadaştık, aklımızda hep birlikte bir şey yapma fikri vardı, derken Berk(Nihil Piraye) bana bu şarkının altyapısını attı. Kamufle’yle de konuşmuş, Kamufle de yıllardır arkadaşım. Bu şekilde daha önceden tanışıyor olmamız, arkadaşlığımız üzerinden gelişti. Çoğunu yazmadan mikrofon başında bir şeyler deneyerek yaptım diyebilirim, çok da güzel oldu bence sonuç. Hep bu tarz bir şey yapmak istemiştim. Hala da başka tarzda başka gruplarla da bu tip işler yapmayı istiyorum hatta yerli ve yabancı isimler de var aklımda, yoğunluğum geçince bunun üzerine de düşeceğim.

RÖPORTAJ: EFTERKLANG + TATU RÖNKKÖ (LIIMA)

Son zamanlarda Tatu Rönkkö eşliğinde performanslar sergileyen Efterklang’ı İKSV Salon konserleri öncesi yakaladık. 10. yılını dolduran albüm Tripper konuştuk, Ankara konserini sorduk, Liima’yı sorduk. Ortaya güzel bir söyleşi çıktı. Buyrun;

Ahmet: O zaman ilk soruyla başlayalım. Nasılsınız? Nasıl gidiyor işler?

Rasmus Stolberg: Tekrar İstanbul’da olmak çok güzel. Yeni bir yıl, farklı hissettiriyor. Tabi birazcık da paslanmışız gibi hissediyoruz. Yeni bir yaratış süreci içerisindeyiz. Evden çok uzaktayız. Günlük işlerimizden çok uzağız. Hem her şeye çok açığız, her şeyden çok çabuk etkileniyoruz, ilham alıyoruz hem de yeni bir şeyler ortaya çıkarma konusunda çok hazırız. Bu bayağı iyi hissettiriyor. Tabi bu sürece daha dün başladık. Birazcık erken aslında işlerin nereye varacağı tahmin etmek.

Ahmet: Konserlerinizde sizi farklı biçimlerde gördük hep. Konsere sekiz kişi de çıktığınız oluyor, üç kişi de. Şimdi de dört kişisiniz. Bunun sebebini sorsak?

Mads Brauer: Hepsinde çok farklı deneyimler yaşadık. Hepsinde farklı bir tınımız vardı. Sekiz kişi olduğumuz zaman aynı anda bir sürü şey oluyordu sahnede, dört kişiye indiğimiz zaman ise daha çok birbirine bağlı bir müzik ortaya çıkıyor. Böyle deneyimlerin peşinden koştuk.

Rasmus: Tabi bir de farklı kurulumlarda farklı tür müzikler ortaya çıkarmamız da var. Mesela bu dört kişilik grubumuzla farklı bir müzik icra ediyoruz. Hatta onu Liima diye adlandırdık. Yepyeni bir grup olduk. Farklı kurulumlar farklı müzisyenleri bir araya getiriyor.

Buse: Peki, Tatu ile beraber Liima olarak bir araya gelmenizdeki hikaye neydi?

Mads: Geçtiğimiz yıllarda festival kadromuzda Tatu da vardı. Sonra dedik ki peki neden biz sadece Tatu’yla beraber bir proje yapmıyoruz. Bir sürü kombinasyon deniyoruz sonuçta. Tatu’lu kadro için geçen yaz Finlandiya’dan bir festivalden davet aldık. O sıra bayağı da hoşumuza gitti bu durum. Peşine bu kadro stüdyoya girdik ve o zamandır sahneye bu şekilde çıkıyoruz.

Ahmet: Liima olarak Ankara’da da sahne aldınız? O nasıldı?

Rasmus: İyiydi. Gerçekten iyiydi. Grubun bütün elemanlarının Ankara’daki ilk seferiydi.  Bir üniversitede (ODTÜ) verdik o konseri ve üniversitede olduğundan mıdır tam bilmiyoruz ama her şey çok organizeydi. Ankara’yı sevdik ama İstanbul kadar değil. (Gülüşmeler) İstanbul ile başka bir bağ var aramızda. Zaten tatiller için bile İstanbul’a geliyoruz.

Ahmet: Liima’ya dönersek grup olarak planlarınız şimdiden sonra ne olacak?

Rasmus: Yeni bir grup olarak şimdiye kadar sahnede hep yeni müzikler çaldık. Yeni bir formasyon olmamamız, Efterklang’tan başka bir grup olmamız, bize bu özgürlüğü tanıdı. Geçmişimizi düşünmeden bir şeyler çıkarabiliyoruz ortaya.

Ahmet: Peki 2015’ten yeni bir albüm beklemeli miyiz?

Mads: Evet. Belki. Şimdiye kadar canlı çalmayı çok sevdik ama tam olarak aklımızdaki şarkılara gelmemiz süre alacak. Aslında belki daha ağır basıyor.

Ahmet: O zaman cevap olarak “belki”yi alıyoruz.

Rasmus: İstanbul’da bu şekilde ağırlandıktan sonra bu sene içerisinde bir de Portekiz’de ağırlanacağız büyük ihtimal. O da dördüncü kez bu şekilde ağırlanmamız olacak. Bunlar olurken bir yandan da düşünüyoruz tabi ki.

Liima Röportaj

Merve: Bu arada geçtiğimiz aylarda Vincent Moon ile ikinci filminizi yayınladınız. İlk filminizle bu filminiz arasında ne gibi değişimler oldu?

Rasmus: İlk film “An Island” için bir sürü önçalışma oldu. “The Last Concert” ise daha bir farklıydı. Vincent o sıralar Danimarka’daydı ve biz de ona bizi sahnede çekebilirsin dedik. İkinci film için prova bile almadık. Aynı yönetmenle çok farklı iki film oldu.

Ahmet: Peki ismi neden The Last Concert (Son Konser) oldu. Efterklang’ı bitirdiniz mi yoksa?

Rasmus: Aslında hayır. Zaten daha buralarda olduğumuzu belirtmiştik konser sonrası ama bitirdiğimiz bir şey var. O da albüm çıkarıp peşine turne yapmak. Biz bu döngüyü kırdık. Bu döngüyle bir iş yapmayacağız bundan sonra.

Merve: İlk albümünüz Tripper 10 yaşını doldurdu. Ne hissediyorsunuz?

Mads: Yaşlı.

Merve: Peki bu aralıkta neler değişti? Grupta, grubun müziğinde?

Rasmus: Hep yeni şeyler denemeyi amaç edindiğimiz için ilk albüm Tripper ve son albüm Piramida çok farklı yerdeler. On senedir kendi ufkumuzu açmaya çalışıyoruz.

Merve: Peki bu sırada birçok farklı kültürden insanlarla çalıştınız. Onlarla ilişkileriniz nasıl oldu?

Rasmus: Çalıştığımız insanlar farklı ülkelerden veya farklı kültürlerden olabilir ama çalıştığımız insanlarda ortak bir kültür vardı. Müzik kültürü. Ayrıca gezdikçe görüyorsunuz ki bütün insanlar birbirine benziyor. Her ülkede her çeşit insan bulunuyor eğer ararsanız.

Ahmet: Ben bir de Sidney Opera House’taki performansınızı sormak istiyorum. Orada bir konser gerçekleştirdiniz arkanızda koca bir senfoniyle.

Mads: Çok farklı bir deneyim oldu o. Yeni albümden de parçalar çalacaktı senfoniyle beraber. Hayatım boyunca en gergin olduğum anlardan biriydi. Neyse ki grup ve senfoni birbirine uyum sağladı ve ortaya çok güzel bir çıkardık. Yalnız o gün kapıdan girerken, bunun insanın başına her gün gelebilecek bir deneyim olamadığını hissetmiştim.

Ahmet: Gelelim önümüzdeki konserlere. Bu hafta sonu Salon’da çalacaksınız. Pazartesi gününden beri de prova alıyorsunuz. Konsere gelecek insanlar ne beklemeli konserden?

Rasmus: 5 gündür burada, Salon’da yeni şeyler üretiyoruz. Cuma ve Cumartesi de bunları seyirciye sunacağız. Tabi bir de Finlandiya’da bu şekilde ağırlanırken ortaya çıkan şeyler de olacak konserlerde. Burada ve orada ürettiğimiz şeylerin çoğu zaman deneysel sularda olsa da zaman zaman araya pop elementleri  katıyoruz.

Mads: Müziğimizi mükemmelleştirmeye çalışırken bir yandan da canlı olarak çalma odaklı yaptığımızdan aranjmanları daha basit tutmaya çalışıyoruz. O kadar da fazla katmanlı yapmamaya uğraşıyoruz. Canlı çalacağımız için şarkıları 2-3 bölümden oluşacak şekilde kurgulamaya çalışıyoruz.

Ahmet: Albümlerinizden farklı bir şeyler bekleyelim yani bu konserde?

Mads: Aslında onlarla biliniyoruz sonuçta. Onlarla uyum içerisindeyiz aslında ama belki biraz daha özgürüz bu formatta.

Rasmus: Deniyoruz. Biz bile her şeyin mükemmel olacağına inanmıyoruz. Konser sırasında belki uymayan parçalar bile gelecek kulağınıza ya da belki çok seveceğiniz kısımlar.

Buse: Eklemek istediğiniz, söylemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Rasmus: Gelecek insanların bunun bir deney olduğu fikrine açık bir şekilde gelmesini istiyoruz. Sonuçta müziğimizin oluşturulma sürecine tanık olacaksınız. Umudumuz, müziğimize ilgi duyan ve müziğimizin farkında olan insanlara gelecek konsere.

Ahmet: Biz orada olacağız.

Liima-Toplu

Oradaydık: Son Feci Bisiklet

Ramazan ayında iftar sonrası konserlere katılmak en büyük hobilerimizden. Bu sene sezonu Son Feci Bisiklet ile açtık.

Ankara’dan kopup gelen alternatif müziğin yeni ismi, geçtiğimiz çarşamba günü Hayal Kahvesi Beyoğlu‘nda sahne aldı. “Bikinisinde Astronomi”, “Rahatsız Vals” gibi oldukça başarılı şarkılarıyla tanıdığımız, en son da mayıs ayında yapılan Sofar Sounds İstanbul etkinliğinden yayınladıkları “Modern Zamanlar” parçasıyla çıkışlarına hız kazandıran Son Feci Bisiklet‘i dinlemek için biz de oradaydık.

Etkinlik 22:45 sularında başladı. Mekanın kalabalık olmamasından istifade ederek en ön saflarda yerimizi aldık. Son Feci Bisiklet, şarkılarını Soundcloud, Youtube ve Facebook üzerinden paylaşıyor, henüz yayınlanmış bir albümleri yok. Konser boyunca bu sosyal mecralardan yayınladıkları şarkılara ek olarak 2 cover çalıp söylediler. Konser sonunda sahneden yürüttüğümüz şarkı listesini şöyle ekleyelim :

Buradaki kısaltmaların bazıları açıklama gerektiriyor ;

  • uzaylı – Uzaydan Geldiğine Göre Yorgun Olmalısın
  • Crying – Aerosmith Cover
  • Eyv. – Eyvallah / Duman Cover
  • Bu karı – Bu kız

“Bu Kız” Son Feci Bisiklet‘in henüz yayınlanmamış yeni şarkısı. Sosyal medya üzerinden daha önce şarkının duyurusu yapılmıştı, konsere katılarak bu parçayı ilk dinleyenler ve beğenenler arasında olma şansını yakaladık.

Konserin etkileyici anlarından biri de “Eyvallah” Cover’ı. Duman’ın Gezi Parkı Olayları zamanında yayınladığı bu şarkı grubun solisti Arda’nın söylediğine göre coverladıkları nadir Türkçe şarkılardan.

” Biz Türkçe şarkıları pek coverlamıyoruz. Bize uyanını pek bulamadık. Ama abilerimiz bunu çok iyi yapmış. Biz de çalmaktan keyif alıyoruz. “


Orjinal ve farklı  sözlere sahip tüm şarkılara eşlik edemesek de, bildiklerimizi hep beraber söyleyerek, bilmediklerimizi de keyifle dinleyerek güzel saatler geçirdik. Sahneden “Rahatsız Vals” parçasını çalarak ayrılan Son Feci Bisiklet grubu, ısrarcı ve istekli olan dinleyicilerini kırmayarak tekrar sahneye çıktı.

Önce grubun solisti Arda’nın klasik gitarından Bikinisinde Astronomi” yi tekrar dinledik. Ardından bizi üzenlere ” Kaybolsan daha iyi ”  diyebilmek için “Kaybol” çalmak istediler. Dinleyici oylamasından çıkan sonuç “Modern Zamanlar” olunca, diğer grup üyelerini yormadan, yine Arda’nın klasik gitarından tınlayan bu güzel şarkıyla geceyi bitirdik.