banks

RÖPORTAJ: TSAR B

Kendisiyle henüz tanışmamış olanlar için, Tsar B, gerçek ismiyle Justine Bourgeus, 24 yaşında Belçikalı bir müzisyen. Küçük yaşlardan beri aldığı müzik eğitiminin verdiği hakimiyetin yanı sıra, artistik bakış açısının kattığı sofistikelikle, yazdığı ve produce ettiği müzikler benzersiz bir harman niteliğinde. Daha kariyerinin bu kadar başındayken Banks ve FKA Twigs gibi isimlerle karşılaştırılan sanatçının belki de çok daha fazlası olmak için potansiyeli var; hatta biraz daha ileriye gidip Björk‘ün tahtına aday olduğunu iddia eden yayınlara rastlamanız da mümkün.
İlk single’ı Escalate‘den beri radarımızda olan yetenekli müzisyen Ekim ayında yayınlanan albümü The Games I Played‘in turnesi kapsamında İstanbul’da. Karanlık tınıları, tehditkar keman atakları ve dinlediğiniz an kulağınıza yapışacak beatleriyle Tsar B, Cuma akşamı Salon‘da olacak, konser öncesi hazırlık yapmak isteyenleri hemen şöyle alalım:

Nasılsın? Turne nasıl gidiyor?

Çok iyiyim! Buraya etrafı görmek, şehri biraz tanımak için birkaç gün önce gelmek istedim. Şu an çok daha heyecanlıyım Cuma günkü performansımız için.


Çıkış albümünün yayınlanmasının üzerinden çok da uzun bir süre geçmiş sayılmaz ama şu ana kadar aldığın geri dönüşler nasıldı? Sence amaçladığına ya da beklediğine ulaşabildin mi?

Çok hoşuma giden bir sürü inceleme yazıldı albüm hakkında ve harika şeyler duyuyorum her gün. Albümü dinleyip kendilerine nasıl hissettirdiğine dair mesajlar atan takipçilerime ve destek olan herkese minnettarım. Bir yandan da müziğimin hala underground ve daha “niş” tarafta olduğunu düşünüyorum,  “niş” sanatçı olmayı istiyorum da zaten. Sık sık yeni dinlemeye başlayan insanlardan çok güzel mesajlar alıyorum, hala yavaş yavaş keşfediliyor bence ve insanların müziğimin gerçekten yüksek kalitede olduğunu düşünüyor olması çok mutlu ediyor beni.

Hazır artistik yönünden bahsetmeye başlamışken, görsellik de senin için çok ön planda. Müziğin ve kullandığın görsel materyaller arasındaki ilişki hakkında ne söyleyebilirsin, müziğini şekillendiren temel şeylerden biri görsellik diyebilir miyiz?

Bence bir şeyin görünüşü ve çıkardığı ses birbirine çok sıkı bir şekilde bağlı. Mesela ben müzik yaparken hep onu görsel bir bağlam içinde hayal ederim. Yani evet bence kesinlikle müziğim ve beraberindeki görsel ögeler birbiriyle çok kuvvetli bir şekilde bağlı. Bununla birlikte kesinlikle şarkılarım için çok daha fazla klip çekmek istiyorum, şu sıralar bu konudaki planlamaları yapıyorum. Benim için bu çok önemli, bence müziğim oldukça renkli ve her şarkının insanları bu yönde hayal kurmaya iten, kendine ait bir tonu var. Bu yüzden dinleyicilerime müziği tamamlayacak olan görselleri de sağlamalıyım.

Diğer projelerinde ya da sonraki albümünde aynı doğrultuda mı gideceksin yoksa bu sadece belli bir çerçeveye sahip bir proje miydi? İleride seni bambaşka bir şey yaparken görme ihtimalimiz var mı?

Bir sanatçı olarak kendimi sık sık yenilemek istiyorum. Bir sonraki albümüm de bir parça farklı olacak. Tabii ki o “Tsar B vibe”ının hissedileceği şeyler olacak produce eden ve şarkıları söyleyen kişi ben olduğum için, ama her yeni projede mutlaka yeni bir şey bulabiliyor olacak dinleyicilerim. Dediğim gibi hep yeni hisler yeni duygular uyandırmak istediğim için bu “vibe”ı koruyarak biraz doğrultu değiştireceğim. Gidip de metal yapacak halim yok ama tabii ki. (Gülüyor)


Björk, Banks, FKA Twigs gibi isimlere benzetildiğini duyuyorum, bu yorumlara katılıyor musun? Sana asıl ilham veren isimler kimler?

Benzetenleri anlayabiliyorum çünkü ben de bu isimler gibi organik seslerin ve modern elektronik beatlerin karışımı olarak tanımlayabileceğim bir sound üreten bir kadın producer’ım. Björk gerçekten benim için bir idol ve gerçekten bir sürü insana müzik yapmak için ilham olan biri. Benim için de bir ilham kaynağı olduğunu söyleyebilirim. Bunun dışında ilham aldığım şeyler kesinlikle benim yaptığım müziğe hiç benzemiyor. Mesela çok küçük yaşlardan beri klasik müzik dinliyorum, daha yerel ve kültürel müzikler bulup dinlemeyi çok seviyorum, 15 yaşından beri Jeff Buckley’den çok etkileniyorum, aynı şekilde Jeff Buckley’nin etkilendiği bir isim olan Nusrat Fateh Ali Kahn da benim için önemli bir ilham kaynağı.


Albümünde Sylvie Kreusch’la iş birliği yaptığınız bir şarkı var, bu birliktelik nasıl ortaya çıktı, nasıl beraber bir şarkı yapmaya karar verdiniz?

Sylvie ile çok yakın arkadaşız. Bir gün takılıyorduk, sanırım birinin doğum günüydü, herkes pankek gibi bir şey yiyordu. O sıralar üzerinde çalıştığım bir şarkı vardı ve beraber üzerinde çalışmaya devam etmeye başladık. Yarım saat gibi bir süre içerisinde neredeyse son halini aldı. Çok tesadüfi ve doğal bir şekilde gelişti her şey. Bir arkadaşla bir şey yapmak gerçekten eğlenceli. Sylvie gerçekten çok yetenekli biri o yüzden onunla yeni bir şey yaratmak hiç zor değil.

Birazcık klişe bir soru biliyorum ama Tsar B isminin hikayesi ne? B kim?

“B” ben oluyorum, ikinci ismimden geliyor: Bourgeus. Tsar bence çok güzel bir kelime çünkü biraz agresif ama aynı zamanda romantik ve bence ben de öyleyim. Rus İmparatoru anlamına gelen güçlü ve sert bir isim ama B de eklenince tekrar biraz yumuşuyor. Çocukken hep farklı kültürlere ait masallara ilgiliydim, sanırım bu isim benim çok eskilerden kalan bu ilgime dayanıyor biraz.


Muhtemelen performanstan performansa değişiyordur ama albümünden şu sıralar canlı olarak icra etmeyi en çok sevdiğin şarkı hangisi?

“Flesh & Bones”u çalmak şu an oldukça keyifli. Singlelardan biri değil ama bence çok yoğun bir parça. Grup üyeleriyle birlikte her performansta bir şeyleri değiştirip yeni şeyler katmaya başladık ve şu an karanlık bir havası olan underground tekno gibi bir tarza dönüştü.

Birkaç gündür İstanbul’da olduğunu söylemiştin zamanın nasıl geçiyor, buraya ilk gelişin mi?

Evet, buraya ilk kez geliyor olmam çok saçma biliyorum ama önceden seyahat etmek benim için oldukça zordu. 18 yaşından itibaren farklı gruplarda çalmaya başladım o yüzden pek esnek bir programım yoktu. Şimdi çok daha kolay ve bence İstanbul’u sık sık ziyaret ediyor olacağım. Gerçekten inanılmaz bir şehir. Sanırım ekonomik ve siyasal olarak en iyi zamanları değil şu sıralar ama korkulacak ya da programını değiştirmeye sebep olacak bir durum olduğunu düşünmüyorum. Etraftan şu sıralar burada festival düzenlemenin ya da bir şeyler yaratmanın biraz zorlaştığını duyuyorum ama üstesinden gelmeye çabalamaktan başka bir seçenek de yok aslında, değil mi?


Buradayken yeni müzikler keşfetme fırsatın oldu mu?

Evet bir sürü plakçı ziyaret etme fırsatım oldu, Kontraplak ismi kalmış aklımda mesela. Birkaç tane Uğur Bayar plağı aldım bir sonraki ilham kaynağımın onlar olacağına inanıyorum.


Konsere hazırlanmak için bize biraz ipucu olarak en sevdiğin konser kitlesini tarif eder misin ?

Konser anında günlük yaşantısını düşünmeyen dinleyicileri seviyorum; her şeyi akışına bırakıp o an, tam orada hep birlikte bir şeyler paylaşıyor olduğumuzu hissetmek hoşuma gidiyor. Dans etmek ya da hareket etmek önemli değil, sadece orada olun ve bu deneyimden keyif alın.

Konserin ayrıntıları için şöyle geçebilir, etkinlik sayfasına buradan ve biletlere de şuradan ulaşabilirsiniz.

FMK: BANKS – THE ALTAR

Severek dinlediği şarkıların geçmişe yönelik hikayelerini de öğrenme ihtiyacı duyanlar bilir, kendi gerçek iç dünyasını yansıtmaya çekinmeyen müzisyenleri hemen tanırsın ve aranda bir bağ hissetme durumu çok doğal bir biçimde gelişir. Banks de benim için böyleydi. Hayatımda stratejik önemi olan zamanlardan birinde, ilk albümü Goddess’ın çıkışının hemen öncesinde yine burada tanıştım ve bulabildiğim bütün kayıtlarını hemen tükettim. Çok hızlı bir şekilde dinlerken kendimi kaybettiğim/bulduğum müzisyenler arasına girdi. Geçtiğimiz sene yeni bir albüm için hazırlandığını duyduğum zaman dinlediğimde içinde bulunduğum durum ne olursa olsun, kendimi daha “sağlam” hissetmeme sebep olan biri haline gelmişti bile.

The Altar’ı baştan sona tamamını sindirebildiğimi hissettiğim kadar sayıda henüz döndürebilmiş durumdayım. Genel olarak ne hayal kırıklığına uğratan ne de şaşırtıp çok sevindiren bir albüm olduğunu düşünsem de her albümde ömürlük şarkılar bulduğumuz gibi, kısa süreli deli gibi defalarca dinleyip sonra aynı keyfi almadığımız ya da en başından hiç ısınamadığımız şarkılar oluyor. Biz de The Altar’ı bu kategorilere göre ayırıp yeni bir formatla incelemek istedik. Buyurun:

FUCK

Fuck With Myself

Single olarak çıktığında ilk işim açıp prodüktörlerine bakmak oldu, acaba FKA Twigs’le ortak birileri var mı diye. FKA’e yakın Banks’a uzak bir şarkı gibi gelmişti, albüm hakkında genel bilgi vermek için nasıl bir seçim bilmiyorum ama bir süre daha loopa alıp dinleyeceğime eminim.

Judas

İlk anda ısınamadım gibi hissetmiştim ama duydukça sardı, yeni albümden Banks için sık duyduğum “dark pop” tanımını en çok destekleyen şarkı bence.

Gemini Feed

Albüm isminin alındığı şarkı olmasının dışında, kızgın ve isyan eden nakaratıyla akıllarımızda bir süre daha kalacak gibi görünüyor.

MARRY

Weaker Girl

Sanki Waiting Game’e devam filmi çekilmiş gibi bir his verdi bana. Eminim dönüp dolaşıp ihtiyaç duyduğum dozda hüznü ancak Waiting Game’de buluduğum gibi bu şarkı da ara ara uğradığım bir durak olacak, şu şekilde de görme ihtimaliniz de oldukça yüksek.

27 Hours

Genelde enerji düştüğü için albüm sonlarında böyle ömürlük şarkılar görmek zor, o yüzden bu şarkının insanı bu kadar yakalayan bir havası olması beni özellikle şaşırttı. Belki genelde ilişkilerin istemeden zehirleyen tarafı olma fikrini anlayabiliyor olduğum için böyle etkilenmişimdir ama bence dinlerken dikkatinizi verin, siz de seveceksiniz.

Trainwreck

Banks’in şarkı söylediğini en çok hissettiğim şarkı bu oldu, bir süre sonra kalp kırıklığı marşı olabilir gibi hissediyorum.

KILL

To the Hilt

Her ne kadar şarkıların magazinsel boyutundan hoşlansam ve şarkıyı yazdığı insanın neredeyse adresini veriyor olsa da biraz fazla bayık geldi, bir türlü ısınamadım.

Haunt ve Poltergeist

Sonlara doğru albüm biraz daha durgunlaşıyor, bu iki şarkıyla biraz daha tekinsiz ve karanlık bir hal alıyor. Biraz tekdüze gitmelerinden midir yoksa catchy olması için fazla uğraşılmış gibi hissettirmesinden midir bilemiyorum, bir türlü tutmayı başaramadı bu şarkılar beni.