bitmeyecek bir sorgu

BİTMEYECEK BİR SORGU: JAKUZİ

Merhaba, ben Başak. Size neden Jakuzi dinlediğimi anlatmak üzere buradayım.

Jakuzi’ye olan sevgim tam olarak ne zaman başladı doğrusu hatırlamıyorum. Fantezi Müzik çıktığında albümü oldukça sevmiştim. Uzaydan gelen bisikletlilerden bahsetmeden derdini anlatabilen, aynı anda hem mesafeli hem de gerçekten içten olan, etkilenmemenin mümkün olmadığı türden şarkılardı dinlediğim. Ancak gruba duyduğum- boyutlarına kendim de şaşırmadan edemediğim– hayranlık sanırım kendilerini ilk kez canlı dinlediğimde ortaya çıktı. Ekim ayında Salon’da ilk kez kalabalığa karışıp İstediğin Gibi Kullan’a eşlik ettiğim gece duyduklarım aylar önce dinlediğim albümden epey farklıydı. Uzun zamandır ilk kez bir albümün sahnede ete kemiğe büründüğüne şahit olmuştum. Olabildiğince yalın halde sorulan sorular ve insanlar olarak beş para etmeyeceğimizi kabul etmek, yine de bir şeyleri ya da birilerini istemeyi bırakamamak; bunların hiçbirinde yanlış bir şey yok. Konserden çıkıp eve dönerken aklımdakiler tam da bunlardı işte. Bir de henüz ismini bilmediğim yeni Jakuzi şarkıları.

Aradan geçen zamanda hayatımda kayda değer bir değişiklik olmadı. Babylon konserinde en önde deliler gibi dans ederek insanları rahatsız ettim, daha sonra soğuk bir Eskişehir gününü bırakıp daha soğuk bir Ankara gününde Jakuzi dinlemenin hayatımın gidişatını değiştirmese bile en azından bir şeyleri yoluna sokmasını dileyerek hayatımda izlediğim en iyi konserlerden birine gittim. Sahnede kendini parçalara ayırmak neymiş, tam olarak anladım. Bana ve diğer ucubelere söylenenleri tekrar tekrar duymak istedim. Hiç eve dönmeyeyim, hayatım hiçbir yere ilerlemesin, her şey tam o an olduğu gibi kalsın istedim. Konserin ertesi günü hala hipnotize olmuş gibiydim. (Bu noktada grubun herhangi bir üyesine karşı genç kız hayranlığı içinde olmadığımı belirtme gereği duyuyorum.) Daha sonra Hata Payı’nın çıkacağı günü bekleyerek eve döndüm. Birkaç ay sonra albüm çıktığında Harvard’daydım ve yeni tanıştığım mimarlık öğrencilerine grubu övüyordum, kendime burs ararken konu nasıl Jakuzi’ye geldi hala çözemedim. Umarım eve gidip Yangın dinlemişlerdir. (Merak etmiş olabilirsiniz, burs bulamadım.)

Çoğunluğun aksine, Hata Payı’nı dinlediğimde Fantezi Müzik’e göre daha karanlık olduğunu düşünmedim. Bu kez sorulan sorulardan çok cevaplara ve aslında soruların faydasızlığına odaklanan şarkılar dinlemiş gibi hissettim. Bana göre Hata Payı, hepimizin başta kaçındığı ama sonra kabullenmek zorunda kaldığı her şeyle ilgili.

Aynı anda her şeyi isteyen milenyaller olarak kendimizi sakince ifade etmeyi de telaşlarımızı kontrol etmeyi de asla beceremiyoruz. (Kutay Soyocak kaç yaşında bilmiyorum, ancak onu da kendi jenerasyonuma dahil ediyorum.) Jakuzi dinlediğimde milenyal problemlerimi geride bırakmıyorum. Onları kucakladığımı da söyleyemem. Ancak şunları düşünüyorum: Neysem oyum. Hiçbir şeyin karmaşık hala getirilmesine gerek yok, kendimi tüm garipliğiyle ve basitliğiyle kabulleniyorum. Bütün karşılaşmalar tüm o hipnoz haliyle birlikte bitti. Geriye sadece ben kaldım, tek başımayım ve buna bayılıyorum. Kendimi ifade etmek için metaforlara ihtiyaç duymuyorum. Kusurlu insan kalabalığının bir parçasıyım sadece ve bununla, belki de kısa yaşantım boyunca ilk kez, hiçbir sorunum yok. Birinin çoğu temelsiz olan telaşlarımı benden almasını beklemeyi bıraktım. Kendimi rahatlatmaya da çalışmıyorum. Hatırlanmak da umursanmak da istemiyorum. İşte Jakuzi benim için tam da burada çok çok değerleniyor çünkü şarkılar bana duymak istediklerimi değil tam da hissettiklerimi söylüyor.

Yeni albümün ilk konserinde NE ZAMAN BİR ŞEY İSTESEM BANA VERİLEN diye bağırırken etrafımda herkes farklı bir saçmalığa isyan ediyor. Bunu insanların yüzlerinden okuyabiliyorum. Nerede kendimize göre bir şey buluruz, belki de hiç bulamayız ama konser sırasında bunların hiçbirini düşünmüyorum. Günlerdir kulaklarımda ve zihnimin ta içinde çalan albümün nasıl olup da gözlerimin önünde yine boyut değiştirdiğini sorguluyorum, bir yandan da ocak ayının son gününden beri bu anı beklediğimi hatırlatıyorum kendime: Teselli’yi tekrar dinlemek gerçekten de iyi geliyor (gerçek bir Jakuzi hayranı olduğum için şarkının tam ismi yerine istisnasız her konser sonunda ARKADAŞIM ÇOK BÜYÜK BİR HAYRANLARI LÜTFEN BİZİM OLSUN diyerek sevgili Stereo Love* için aldığım setlistte yazan ismi kullanmayı tercih ettim. Spotify Jakuzicisi değiliz.) En sevdiğim Jakuzi şarkısı olan Her An Ölecek Gibi yine çalınmadığı için biraz üzgün olsam da sakince eve geri dönüyorum.

Günün sonunda kafamın içindekilerden kurtulmaya çalışmayı, etrafımı veya kendimi susturmayı bırakıp dümdüz yürüyorum. Arka planda Sana Göre Bir Şey Yok çalıyor.

(Bana kendimi 280 karakterden fazlasıyla ifade etme şansı verdikleri için Boğaziçi’ndeki ilk evim avaz avaz’a teşekkür ederim. Ayrıca bir teşekkür de Stereo Love’a etmek isterim, müzik ve diğer şeyler hakkında konuşabildiğimiz için çok mutluyum.)