blur

TANIŞIN: FUFANU

Ne kadar harika ve az tanınmış grup keşfettiysem hepsi Pitchfork’un albüm kritikleri sayesinde oldu. Yine geçenlerde şubat ayında çıkan ve daha önce hiç duymadığım grupların albümlerini dinlerken birçok hazine değerinde albüm keşfetmiş oldum. Zaman zaman bana Joy Division’ı hatırlatan kayıtları, melankolik havası ve elektrodan etkilenen post-punk tarzı ile İzlanda’dan Fufanu da yine radarıma giren gruplardan biri oldu. Nordik toprakların fazlasıyla popüler olduğu şu son zamanlarda böyle bir grubun nasıl gözden kaçtığını görüp şaşırdım. Henüz daha ikinci albümlerini yayımlamış olmalarına vererek kendilerini sizlerle tanıştırmak isterim.

Grubun esas adamı Kaktus (Bundan daha havalı bir isim olabilir mi? Ben de sanmıyorum.) ve gitaristi Guðlaugur daha öncesinde Captain Fufanu adında bir techno grubu icra ediyorlarmış. Grubun kayıtlarını dinlediğinizde de bu ilk projenin etkilerini hemen hissediyorsunuz zaten. Hemen ardından davulda Erling Bang’in de katılımıyla şu anki kadro oluşmuş. Bir hevesle ilk albümlerini kaydetmişler ancak albümün kayıtlı bulunduğu stüdyonun soyulması ile tüm kayıtlar uçup gitmiş. Fufanu adında eski techno tınılarını biraz daha geliştirip punk ile buluşturmaları ile şimdilerde dinlediğimiz kayıtları kaydetmişler hemen ardından.

Grubun ilk albümü Few More Days to Go özenle yazılmış 10 adet punk kaydından oluşuyor. Albümü ilk dinlediğinizde bunun bir grubun ilk uzunçaları olduğuna inanmakta zorluk çekebilirsiniz. Kayıtlar fazlasıyla özgüvenli. Albümdeki herhangi bir şarkı Parquet Courts’un son albümünde yer alabilirdi ve hiç de sırıtmazdı. Ancak benim dikkatimi çeken geçtiğimiz şubat ayında yayımlanan ikinci uzunçalar Sports oldu. Yeah Yeah Yeahs’den Karen O’nun işbirlikçisi Nick Zinner prodüktörlüğündeki Sports 2017’nin en iyilerinden biri olabilir rahatlıkla. İlk albümdeki punk tınıları ikinci uzunçalarda Ian Curtis ruhu ile buluşarak post-punk kayıtlar ortaya çıkarıyor. Yeni nesil gruplarda 80’lerin özlenen pop tınılarını yeniden hayata geçirme hırsı var. Fufanu da bu akımdan nasibini alıyor. Güçlü bas melodileri, durgun vokaller ve buğulu gitar formulü hiç olmadığı kadar işe yarıyor. Grup kesinlikle sakin değil şarkılarındaki duyguları aktarmaya çalışırken. Ancak yine de çok hevesli ve gürültülü oldukları da söylenemez. Şimdilik kalıcı melodilerin denge ile buluştuğu güvenli bir bölgede olduklarını söyleyebilirim.

Grubun esas adamı Kaktus’ün Damon Albarn‘ ın Everyday Robots albümünde yer aldığını ve grubun Blur‘ün Hyde Park konserinde açılışı gerçekleştirdiğini hemen belirtelim. Grup henüz daha hakkettiği ilgiyi görememiş olsa da yavaşça uluslararası sahneye doğru yol alıyorlar. İlk dinleyişte abartılı bulabilirsiniz ancak The Drums’ın The Smiths etkili tınılarından beri 80’leri bu kadar günümüzde yaşamamıştım. Birkaç dinleyişten sonra ise grubun kayıtlarda gerçekleştirdiği ufak mucizeleri fark ediyorsunuz ve çoktan Fufanu dinleme listenizde beliriyor.

 

 

BLUR: NEW WORLD TOWERS

2003 tarihli Think Tank albümünden sonra, geçen seneye kadar, Blur‘den haber alamaz olmuştuk. Grup üyeleri arasındaki çatışmalar (Graham ve Damon özellikle), birbirinden başarılı solo çalışmalar derken İngiltere’nin ve 90’ların bize en büyük hediyelerinden olan bu dörtlüyü unutmuştuk. Sonra Magic Whip geldi bir anda. Geçen sene yayınlanan albüm, büyük ses getirdi; çoğu sene sonu listelerinde üst sıralarda yer aldı. Geçmişte adı sürekli yankılanmış  ve derin izler bırakmış müzik grupları bir anda geri geldiklerinde sürprizleri kötü olabiliyor. Kimi zaman özensiz albümler ya da fazla uzun sürmeyen birlikteler görebiliyoruz. Ya da sadece maddi amaçlı, damaklarda acı bir tat bırakan sevimsiz kısa turneler. Blur için de bu kaygılar vardı tabii ki. Ancak grubun dönüşü, korkulanın aksine, müzik dünyasına yeni bir heyecan getirdi.

tumblr_o30p0lpyvT1qb3xkxo8_540

Blur: New World Towers, belgesel film olmanın yanı sıra, iyi kurgulanmış bir dostluk hikayesi gibi. Önce albümün yazım sürecinden bahsediliyor. Hong Kong‘da sudan bir sebeple iptal olan bir konserin ardından grup üyelerinin, yan gelip yatmak yerine birazcık enstrümanları ile uğraşmak istediklerini ve Magic Whip’teki şarkılar için ilk fikirlerin ortaya çıktığını öğreniyoruz. Amaçları aslında sadece doğaçlama yapmak. Bir albüm fikri, henüz ortada yok o sıralar. Daha sonraki ayrılıklarında ise grup üyelerinin içi el vermemiş o şarkıların çöpe gitmesine ya da öylece ham bir şekilde bir kenarda durmalarına. En çok da grubun gitaristi ve enerjisi hiç bitmeyen adamı Graham Coxon, bu durumdan rahatsız olmuş. Coxon, bu şarkıların üzerinde uzun süre çalışmış ve yeni fikirler ile diğer grup üyelerinin karşısına çıkmış. Böylece, Magic Whip üzerinde – resmi olarak- çalışmaya başlamışlar.

tumblr_nwhqzrqrqX1t1xlleo5_250

Geçmişlerinde No Distance Left to Run gibi bir filmleri olduğunu düşündüğümüzde – ki onu da izlemenizi tavsiye ederiz- beklentimiz yüksekti. Ancak, film hem görsel, hem kurgusal hem de müzikal anlamda beklentinin üzerine fazlasıyla çıktı. Grubun albümü hazırlama, stüdyo görüntüleri ve üyelerin ayrı ayrı görüşleri bir araya geldiğinde oluşan hikaye, oldukça akıcıydı. Hiçbir atlama, kopukluk ya da eksiklik hissi yoktu. Konser görüntüleri, genelde bu tarz filmlerde seyirciyi bayar, evde izlenen filmlerde atlama hissi oluşturur. Neyse ki konser anları da en az hikaye kadar sürükleyiciydi. Hyde Park’ta dans eden seyircinin enerjisini, durgun koltuğumda sık sık hissettim. Özellikle Song 2‘da son noktaya ulaştı bu enerji. Ayrıca sadece yeni albümden görüntülerin olmaması, klasik şarkılara da yer vermeleri grubun köklü olduğunu düşününce oldukça sevindiriciydi.

Bir zamanlar birbirine kırılmış, birbirinden yetenekli ve içten içe oldukça istekli bu dört adamın yeniden bir araya gelişini izlerken hikayedeki samimiyeti hissedebiliyordunuz. Damon Albarn, hiç çekinmeden bir zamanlar Graham Coxon’a ne kadar sinirlendiğini ve kırıldığını söylüyor My Terracotta Heart‘ın hikayesini anlatırken. Sonra Alex James giriyor söze: Graham’ın ne zaman delireceğini bilemiyorsunuz. Albümü etkileyen şehrin görüntüleri ve şarkıların kendisi arasına sıkıştırılan yorumlar, grubun dinleyici ile güçlü bir bağ kurmasını sağlıyor. Bir konser filminden çok, bir zamanlar bir şekilde birbirine darılmış bir grup arkadaşın bir araya gelme öyküsünü izliyormuşuz izlenimi beliriyor ister istemez. Biz de en zayıf ve doğal hallerinde kahramanların bu hikayesine şahit oluyoruz.

tumblr_o30pg66UE21qb3xkxo6_540

Blur: New World Towers, gelmiş geçmiş en iyi konser filmi sayılmaz; ancak oldukça başarılı kurgulanmış ve ciddi emek verilmiş bir film. Binlerce insanın karşısına çıkmadan önce konserine bisikletle gelen bir Damon Albarn ya da yumurta kıran bir Alex James görmek istiyorsanız, ya da sadece grup ve Magic Whip hakkında yeni şeyler öğrenmek; New World Towers izlemeniz gereken bir film. İzlerken oldukça zevk alacağınızı tahmin ediyoruz. Blur’u ve bu filmi biz çok sevdik, umarız siz de seversiniz.

tumblr_nxnso8g5fQ1qb3xkxo1_r1_500

WE ARE BLUR!

 

TRAILER: BLUR – NEW WORLD TOWERS

2015 yılı Blur hayranları için bereketli olmaya devam ediyor. 2003 çıkışlı Think Tank‘tan tam 12 yıl sonra, bu sene yayınladıkları The Magic Whip ile hayatımıza gani gani hoşgelmiş olan İngiliz grup, albümün şahane şarkılarından biri olan New World Towers adını taşıyan belgeselini huzurlarımıza sunmaya hazırlanıyor. Film, 2 Aralık‘ta Birleşik Krallık’ta seçilmiş bazı sinemalarda yayınlanacak ve sonrasında uluslararası pazara sunulacak. Albümün çıkışından iki yıl öncesinden günümüze grubun geçirdiği serüven, üyelerle röportajlar ve canlı performanslardan kesitler taşıyacak olan belgeselin trailer’ı aşağıda.

FRAGMAN: KILL YOUR FRIENDS

John Niven‘in Kill Your Friends romanı sinemaya uyarlanıyor. 90’ların İngiltere’sine, yani aslında Brtipop’una beyazperde ile dönüş yapıyoruz  Kill Your Friends ile. Başrolü ise Nicholas Hoult devralıyor, James Corden, Rosenne Arquette ve Craig Roberts da filmin kadrosunu oluşturuyor.

Kill Your Friends’in bir diğer heyecanlandıran tarafı ise evlere şenlik bir soundtrack sunuyor olması. 6 Kasım’da İngiltere’de prömiyeri yapılacak olan filmin soundtrack’inde Junkie XL ile birlikte Oasis, Blur, Radiohead, The Prodigy ve The Chemical Brothers işleri olacak.

YENİ VİDEO: BLUR – ONG ONG

Blur, yeni albüm The Magic Whip‘in en sevdiğimiz şarkılarından Ong Ong için bir hayli sevimli ve komik bir video yayınladı. Grubun bu seneki Çin ve dondurma takıntısını da devam ettiren videoda Mario benzeri bir oyunun dünyasına dalıyoruz. Grup elemanlarıysa bölüm sonu canavarlarını canlandırıyor. Graham Coxon‘ı hamam böceği, Damon Albarn‘ı ise dondurma külahı olarak bir daha görebileceğinizi zannetmiyoruz.

HAFTANIN ALBÜMLERİ: BLUR & MEW & MARTIN GORE

Yılın başından beri olduğu gibi bu yine dopdolu bir hafta yaşıyoruz. Şu üç albüm bile 2015’in son yılların müzik açısından en dopdolu geçen yılı olduğuna kanıt olabilir. Beklediğimiz albümlerin ardı arkası kesilmiyor, gerçekten hangi birine yetişip hangisini dinleyeceğimizi şaşırmış durumdayız.

Haftanın ağır topu, tabi ki Blur‘ün 12 yıl aradan sonra çıkardığı 8. albümü The Magic Whip. Çıkışından önce pek çok single ile desteklenen albümle ilgili açıkçası bazı şüphelerimiz vardı. Fakat albüm gerçektenden beklediğimiz çok ama çok daha güzel olmuş. Blur’e böyle bir geri dönüş yakışırdı doğrusu. Yılın en iyilerinden olduğunu söylemek zor değil.

Bu hafta geri dönüş yapan bir başka grupsa Mew. 6 yıl aradan sonra +- isimli albümlerini çıkaran Danimarkalı grup, Harvest Festival kapsamında ülkemize de uğrayacak. Dinlenmeli.

(Benim gibi) Depeche Mode fanlarını zıp zıp oynatan albüm MG de bu hafta çıktı. Martin Gore‘un solo çalışması MG, elektronik/enstrümental 16 adet şarkıdan oluşuyor. Çığır açan, mükemmel bir albüm diyemeyiz fakat özellikle çalışırken, bir şeyler okurken arka planda güzel gidiyor. DM özleminizi az biraz giderebilirsiniz aynı zamanda.

İNCELEME: BALTHAZAR – THIN WALLS

Balthazar üçüncü stüdyo albümünü, Thin Walls‘u 3 yıllık bir aradan sonra geçtiğimiz hafta yayınladı. Bir önceki albümün yayınlanmasından bu yana geçen zaman içinde, 2013 yılında yayınladıkları single Liepzig‘i çok beğenmemizin ardından tavan yapan beklentilerimiz sonunda karşılanmış oldu.

İlk iki albümleri Applause ve Rats’in prodüktörlüğünü kendileri yapan grup bu albümde daha büyük isimlerle çalışmaya karar vermiş, Blur ve Depeche Mode’la çalışmalarından bildiğimiz Ben Hillier, Gorillaz ve Massive Attack’ten tanıdığımız Jason Cox gibi. Albümü dinlerken de bu farklılığın albüme verdiği daha profesyonel havayı ve grup üyelerinin omuzlarından bir yük kalktığını hissetmek mümkün.

Şarkılara gelecek olursak albümden yayınlanan ilk şarkı Then What olmuştu, daha önce de belirttiğim gibi Liepzig’den sonra yükselen beklentilerim yüzünden oluşan endişelerim bu şarkıyla birlikte yok oldu. Albümün genel havasını hissettirmek amacıyla albümden önce yayınlamak için yerinde bir seçim olmuş.

Daha sonra Bunker geldi, I Looked For You‘yla hemen hemen aynı çizgide olan bu şarkı nispeten daha düşük tempolu, ikisi de kulaklarımızda acı-tatlı bir his bırakıyor.

Hafif ürpertici bir şekilde başlayan, aynı şekilde yaylıların girmesiyle ve parmak şıklatmalarıyla devam eden Decency, klasik çok sesli Balthazar nakaratlarıyla sevenlerinin fazlasıyla hoşuna gidecek, tekinsiz bir şarkı. Albümün girişi için de çok iyi bir seçim olmuş. Karar vermek çok zor olsa da albümden beni en çok tatmin eden şarkılardan biri oldu diyebilirim.

Şarkı sözleri genel olarak duygusal karmaşalar, aşk gibi basit konular üzerine yazılmış. Ama elbette basit olması harika olmayacağı anlamına gelmiyor, Nightclub ve Dirty Love da bunun aksini kanıtlayan örnekler.

Albümün son şarkısı olan True Love, Balthazar’ın yumuşak yumuşak giderken nakaratta bir anda yükselen tarzına bayılan biriyseniz kesinlikle dinlemekten bıkamayacağınız bir şarkı.

Albümü dinlerken şarkıların çok doğal ve basit bir şekilde geliştiğini hissetmek mümkün, neredeyse bütün şarkıların turneleri sırasında yazıldığını da düşünürsek, hislerimiz bizi yanıltmıyordur. Turnelerden bahsetmişken, geçtiğimiz turnelerinden sonra sadece birkaç aylığına ara verip Nisan ayında yeni bir turneye başlayacak olan Balthazar’ı Chill-Out Festival 2015 kapsamında İstanbul’da tekrar canlı olarak dinleme şansına erişebileceğiz.

Toparlamak gerekirse grubun önceki iki albümünden, Thin Walls’dakilere göre daha başarılı bulduğum bazı şarkılar olsa da Thin Walls kesinlikle en oturmuş albümü olmuş. Albümlerine bir bütün olarak bakınca sürekli gelişen ve olgunlaşan tarzlarının kesinlikle tepeye doğru gittiğini görebiliyoruz. Dinlediği grup her albümde yeni bir tarz denemezse gelişiyor saymayanlardan değilseniz, zaten seviyor olduğunuzu bildiğiniz tarzda şarkıların daha fazlasına ulaşabilecek olmanın verdiği mutluluk sizi tatmin ediyorsa bu albümü uzun süre severek dinleyeceğinize eminiz. Bu albümle görmüş olduk ki grubun büyük gruplar arasında sayılması için artık gereken tek şey büyük bir dinleyici kitlesi.

#TBT: BLUR

Doksanlarda sürekli karşılaştırıldıkları Oasis‘le birlikte hayatımıza fazlasıyla hızlı bir giriş yapan Blur‘un 12 yıllık aradan sonra gelen yeni albümü The Magic Whip 27 Nisan’da bizlerle buluşacak. Albümden yayınlanan şarkılara bakacak olursak 27 Nisan’ı takip eden haftada yeni Blur albümünü tekrar tekrar dinlenecek diyebiliriz. The Magic Whip’i hatmetmek için hali hazırda beklerken; Oasis’ten farklı olarak yaptıkları müziği sürekli değiştiren, yeni seslere doğru yolculuğa çıkan ve bünyesinde Damon Albarn gibi bir “müzikadam” barındıran grubu dağılış sürecine getiren, çıkardıkları son güzide ve hayranlarınca “en Gorillaz” albüm Think Tank‘le 12 yıl geriye gidiyoruz.

YENİ ALBÜM: BLUR – THE MAGIC WHIP

12 yıl aradan sonra yeni albüm haberi ile dört bir yanı sevinçle karışık hüzne boğan Blur, The Magic Whip‘i 27 Nisan‘da yayınlayacak. Go Out ise albümden sızan ilk şarkı. Gençliğe armağan olsun!

Olaylar neden Japonca gelişiyor diye sorarsanız kayıtların bir kısmı Hong Kong‘da yapılmış cevabını bulabilirsiniz. Albarn’ın söylemlerine göre Hong Kong’daki stüdyonun çok sıcak olması bu kayıt sürecini kısa kesmiş.

Bir yandan Gorillaz bir yandan Blur derken Damon Albarn şu günün gençlerinin gözü yaşlı bırakıyor

Top 10: Blur

.
Saatlerin 90’lar gösterdiği o kadar çok muhabbet var ki eskaza gezegenimize düşmüş bir uzaylı bir an için Dünya’nın 90’lar isimli bir kraliçe arı tarafından üretilmiş bir arı kovanı olduğunu zannedebilir. Söz konusu uzaylıyı şaşırtmaca oyunun da bizim de tuzumuz olsun istedik. Karşınızda 90’ların en sağlam bal kovanlarından bir tanesi: Top 10: Blur.
.
10- She’s So High
Kompakt şarkılar volume 365
.
.
9- The Universal
İlk sıraya yerleştiren çıkarsa anlayışla karşılanabilir
.
.
8- Girls And Boys
Edebiyat binory oppositions’tan ibarettir
.
.
7-  Beetlebum
“4 yıl boyunca kokoin içtim” İbrahim Tatlıses
.
.
6- Country House
Cumartesi ibadeti
.
.
5- Charmless Man
Hayata dair bazı gerçekler
.
.
4- Song 2
Top 10 yazımında mahalle baskısı
.
.
3- Park Life
İngiliz Dili ve Parkiyatı
.
.
2- Coffee And TV
Çizgi film tarihinin zirvesi de diyebiliriz.
.
.
1-Tender
İngiltere’de kilise müziği için kiliseye gerek yoktur.
.
.
.