burak cingi

2018: YIL SONU ANKETİ

2018’i kaparken geçen sene yaptığımız gibi bu sene de Türkiye’den takip ettiğimiz müzisyenlere, müzik yazarlarına ve müzik ekseninde üreten, çalışan isimlere çok değerli fikirlerini sormak istedik. Çoğunluğu müzik üzerine olan yaklaşık 40 soruluk bir anketle 2018’in bir özetini çıkardık ve katılımcılarımızdan yanıtlamalarını rica ettik. Vakit ayırıp bizimle görüşlerini paylaştıkları için Affet Robot, Barış Demirel, Burcu Tatlıses, Elz and the Cult‘ın Elz’i, İdil Meşe, Tan Tunçağ, Salon İKSV’nin direktörü Deniz Kuzuoğlu, Year Zero’nun genel yayın yönetmeni Büşra Erkara, müzik fotoğrafçısı Burak Çıngı, In The Void’un kurucusu Sibel Engingök ve Akşam gazetesi kültür-sanat, gezi yazarı ve fotoğrafçı Uygar Taylan‘a çok teşekkürler!

Arşivlik değer taşıyan bu müthiş keyifli anketi aşağıda paylaşıyor ve herkese bol müzikli ve yeni keşiflerle dolu bir 2019 yılı diliyoruz.

Affet Robot: Dinamik, heyecanlı, tatmin edici.

Barış Demirel: Güzeldi. Bir yandan günlük, hayatta kalma standartlarını gerçekleştirirken bir yandan üretimde ve başkalarıyla iletişimde, etkileşimde olduğum eğlenceli bir yıl oldu. Tabii yer yer kaygılı, yer yer öfkeli. Günahıyla sevabıyla öğreniyoruz, tembelliğin de bir sınırı var…

Burak Çıngı: Aşırı sıcak, aşırı soğuk, aşırı ıslak. Küresel ısınma ve iklim değişikliğini ciddiye almamız şart artık.

Burcu Tatlıses: İlk yarısı fırtına öncesi sessizliğinde sakinmiş gibi salınarak, ikinci yarısı fırtınanın yarattığı dalgalar üzerinde Ponyo gibi uçarcasına yol alarak.

Büşra Erkara: 2018 magazin tabiriyle “değişimlerin yılı” oldu. New York’tan İstanbul’a dönmem, Zero İstanbul’un enkarnesi Year Zero dergiyi çıkarmaya başlamamız ve bir parçası olarak çalıştığım, 2019’da açılacak çağdaş ve modern sanat müzesi OMM’un şekillenmeye başlamasıyla, “oldukça hareketli”ydi.

Deniz Kuzuoğlu: Salon için çok uzun süredir istediğim isimleri programa alabildiğim bir sene oldu 2018. King Gizzard & The Lizard Wizard, King Krule, Sylvan Esso, Cigarettes After Sex ve daha bir çok isim. Gezgin Salon’u devam ettirmek ve büyütmek en heyecanlı olduğum projeydi. Kurların yükselişi ile yılın son çeyreği zorlu bir dönemdi ama genele baktığımda oldukça başarılı bir sene geçirdik hem Salon hem de İKSV olarak.

Kişisel olarak bol seyahatli, konserli ve festivalli bir sene geçirdiğim için de çok mutluyum.

Elz and the Cult: Kafa karışıklığıyla geçti. Hala kafam çok karışık.

İdil Meşe: Ilk yarisi super, ikinci yarisi zordu. Ancak hep muzik doluydu. Bu sene Mehmet Aslan’la, 90bpm ile, Lemurian ve Carlita ile teklilerim cikti. Rain Lab ile ilk kisacalarim ve bir teklim cikti. Turkiye’de, Amerika’da ve Avrupa’da hem akustik performansimla, hem de Rain Lab ile, dinleyicilerime ulastim. Amerika’da ilk defa festivallerde caldim. Benim icin onemliydi. Oceanvs Orientalis ile ilk kisacalarimiz General Tales of Ordinary Madness’in plagi cikti.

Mehmet Aslan’la da plagimiz basildi. Ve The Roots’un produktorlerinden Ray Angry ile 2019 senesinde cikacak pek keyifli bir sarki yazdim. Senenin sonuna dogru Ilhan Ersahin ve Dave Harrington’la guzel bir konserde sahne aldim. New York Universitesi’nde yaptigim Muzik Isletmesi yuksek lisansinda bir bucuk seneyi devirdim. Yogun bir seneydi.

Sibel Engingök: Hiç olmadığı kadar öğretici ve güçlendirici bir sene oldu.

Tan Tunçağ: Çok verimli geçti. Portecho sonrası yeni projem Cava Grande’nin ilk albümü “Worm Universe” çıktı.

Uygar Taylan: Hareketli, yerimde durmadığım bir yıl oldu. Çok hızlı geçti…

Affet Robot: John Grant – Love is Magic
The Soft Moon – Criminal
MGMT – Little Dark Age
The Holydrug Couple – Hyper Super Mega
John Maus – Addendum

Barış Demirel: Çok isim var, çok güzel albümler var. Çok çalışılmış, üzerine çok düşünülmüş işler… Ama zaten yılın albümleri listelerinde çoğu var. Ben biraz mevzuya romantik yaklaşacağım. Bazılarında çaldığım proje ya da arkadaşlarımın olması kaideyi bozmaz herhalde…

Yerli: Gözyaşı Çetesi – Karar, Gökhan Türkmen – Synthesia (EP), Skata – İlk (EP), Ediz Hafızoğlu – Nazdrave 13, Palmiyeler – Akdeniz, Tabii ki; Ati ve Aşk Üçgeni – Gecenin Karanlığında, Cem Özel – Aşk Ölmez, Mr. Zula – Rompeneau

Yabancı: Ambrose Akinmusire – Origami Harvest, Jacob Collier – Djesse, R+R=NOW – Colligically Speaking

Burak Çıngı: Kali Uchis – Isolation
Shame – Songs of Praise
Janelle Monae – Dirty Computer
Blood Orange – Negro Swan
Troye Sivan – Bloom
Kacey Musgraves – Golden Hour
Greta Van Fleet – Anthem of the Peaceful Army
The 1975 – A Brief Enquiry
6lack – East Atlanta Love Letter
Christine and the Queen – Chris

Burcu Tatlıses: Albüm albüm değil de şarkılar yakalayıp dinliyorum daha çok. Ama yerli kategoride Mabel Matiz – Maya albümü güzel ve incelikli bir iş bence.

Büşra Erkara: Cardi B – Invasion of Privacy
Jlin – Autobiography
The Internet – Hive Mind
Kali Uchis – Isolation
Blood Orange – Negro Swan

Deniz Kuzuoğlu: Hot Snakes – Jericho Sirens
Rolling Blackouts Coastal Fever – Hope Downs
Idles – Joy as an Act of Resistance
Shame – Songs of Praise
U.S. Girls – In a Poem Unlimited
Sons of Kemet – Your Queen is a Reptile
Khruangbin – Con Todo El Mundo
Superorganism – Superorganism
Julia Holter – Aviary
Nils Frahm – All Melody
Barış Demirel / Barıştık Mı – Fail Play
Brek – TV Juice
Hedonutopia – Yakamoz Sandalı
Elz and the Cult – Psychodrama
Gaye Su Akyol – İstikrarlı Hayal Hakikattir

Elz and the Cult: Bu sene çok fazla yeni albüm dinleme fırsatım olmadı, eskilere sıkışıp kaldım çoğu zaman olduğu gibi. Ama dinleyebildiğim 2018 çıkışlarından önde ‘Protomartyr – Consolation’, ‘Boy Harsher – Lesser Man’ ve ‘Picture Plane – Degenerate’ geliyor. Yerli sahneden de ‘Bewithced As Dark – A Tribute to Hitake’ ve ‘Project Youth – Social Dumb’ etkileyiciydi.

İdil Meşe: Islandman – Rest in Peace
In Hoodies – Coo Coo
Glasxs – Mavi Toz Ormanda
Cardi B – Invasion of Privacy
Kozmik Yikim – Ruhunu Bize Sat
Tugce Senogul – Golgelerine
Kamufle – Beni Gormeden Olme
Ahmet Ali Arslan – Gunasigi
Palmiyeler – Akdeniz
Gozyasi Cetesi – Karar

Ama dogrusu 2017’de cikmasina ragmen tum sene Buyuk Ev Ablukada – Firtinayt dinledim.

Sibel Engingök: Vril – Anima Mundi (Giegling)
Perko – NV Auto
wAgAwAgA – B-Sides and Mixers 07- 09
Oneohtrix Point Never – Love in the Time of Lexapro (Warp)
Afrodeutsche – Break Before Make (Skam Records)
Anthony Naples – Take Me With You
Destroy Earth – Nature of Love
Strider – Ironiea
Blank Zero – Blue Days
Sırma Altuğ – Homecoming (Finest Ego)
Varteres Durise – Famadihana (M4NM)
Osilator – oktobr2018
Age Reform – Degenerate (Tektosag)
Badmash – Mixtape 1 & 2 (Badmash)
Jtamul – Teselli (Transferans)
Elz and The Cult – PSYCHODRAMA (Ampirik Records)
9VSS – Reality Guide (Table Records)
Abstract Sense – REALM (Mevzu Records)
Holy Similaun – En To Pan

Tan Tunçağ: Yabancı: Nils Frahm – All Melody, Yerli: Cem Özel – Aşk Ölmez

Uygar Taylan: Nils Frahm – All Melody
Jon Hopkins – Singularity
Khruangbin – Con Todo El Mundo
The Blaze – Dancehall
Beach House – 7

Affet Robot: Porches – Now the Water
John Grant – The Common Snipe
John Hopkins – Neon Pattern Drum
GENTS – Smoke Machine
James Holden – Black Pool Late Eighties

Barış Demirel: Jacob Collier – With the love in my heart
Cem Özel – Kuş Gibi

Burak Çıngı: Favori albümlerimdeki tüm şarkıların yanı sıra,
Lana Del Rey – Mariner’s Apartment Complex
Ariana Grande – Thank U, Next
Nicki Minaj – Chun Li
Charli XcX / Troye Sivan – 1999
Kendrick Lamar / SZA – All the Stars
Robyn – Human Being
The Carters – Apeshit
Sophie – Immaterial
Shawn Mendes – In My Blood
Childish Gambino – This is America

Burcu Tatlıses: LP – Other People
Benjamin Clementine – London

Büşra Erkara: Yves Tumor – Honesty
Robyn – Because It’s In The Music
Mariah Carey – Caution
Empress Of – Standard
Jamila Woods – HEAVN

Deniz Kuzuoğlu: Childish Gambino – This Is America
Superorganism – Everybody Wants to Be Famous
U.S. Girls – Velvet 4 Sale
IDLES – Never Fight A Man With A Perm
Khruangbin – Maria También
Sons of Kemet – My Queen is Harriet Tubman
Thom Yorke – Suspirium
boygenius – Me & My Dog
Young Fathers – In My View
The Limiñanas – Istanbul is Sleepy (feat. Anton Newcombe)

Elz and the Cult: Bir favorim yok sanırım. Ama ‘The Prodigy – We Live Forever’ bana çok sevdiğim old-school The Prodigy matemağini ve hissini tekrar yaşattığı için çokça dinledim. ‘ADULT. – Perversions of Humankind’ ve ‘Boy Harsher – Modulations’ parçalarını da çok dinledim.

İdil Meşe: Ilhan Ersahin Istanbul Sessions – Jupiter Window
Tank and the Bangas – Boxes
Simge Pinar – Biz Hep Ayni
Ichısan – Megla
Oceanvs Orientalis – Dance of Swords
Tommy Genesis – Tommy
Glitch Cake – A Ghost in the Machine

Sibel Engingök: Ceren İdil – Sessiz Sakin
jtamul & Robogeisha – uykucu
Boëthius – A Man Who Fears Time More Than God
3pillie – kasetbreakz
Haossaa – Yalnızların Yalnızı
Overmono – Daisy Chain
Molly – Fire
Aleksandir – Yamaha
Saint Aegean Heart – Chryskylodon 
Pessimist – SPRLTZM
Wilsondub – Cave
notthere – no self to be
Bruce – Aeon
RedRice – she can’t die
Okay Vivian – moments
Ruff Cherry – Carousel
Martyn – voids two
djrum – waters rising
Umut Çetin – Cosi
Objekt – lost & found
Eliza – Wasn’t Looking
Available Tensions – Wes

Tan Tunçağ: Nada – Hep Merak Ederim.

Uygar Taylan: Beach Fossils – Down the Line
Affet Robot – 18-80
Khruangbin – August10
Hoops – Sun’s Out
Jon Hopkins – Emerald Rush
Black Marble – Frisk

Affet Robot: MGMT – Little Dark Age

Barış Demirel: F it up – Louis Cole (Live Sesh)  [Tibet’e selam olsun buradan]

Burak Çıngı: Ariana Grande – Thank U, Next / Childish Gambino – This is America

Deniz Kuzuoğlu: Childish Gambino – This Is America

Elz and the Cult:The Soft Moon – Like A Father’ beni bayağı etkiledi. Çok beğendiğim birkaç estetik oyunu çok güzel birleştiren bir müzik videosu.

İdil Meşe: Childish Gambino – This is America

Ponza – Gold and Round

Stars Like Dust – Not Nice

Ozoyo – Plantarium

Sibel Engingök: hayırsız ada – nazaman

Tan Tunçağ: The Blaze – Queens

Uygar Taylan: The Blaze – Territory

Jon Hopkins – Emerald Rush

Affet Robot: The Soft Moon

Barış Demirel: R+R=NOW – İstanbul Caz Festivali (Şu ana kadar izlediğim en iyi 5 konserden biridir kesin)

Burak Çıngı: Janelle Monae

Burcu Tatlıses: Tam da sesine ve şarkılarına en vurulduğum zamanlarda Zorlu’da konser veren LP’yi canlı dinlemek müthişti.

Deniz Kuzuoğlu: Tek bir konser söyleyemem. Salon’daki King Gizzard & The Lizard Wizard konserleri ve İstanbul Caz Festivali kapsamındaki Nick Cave & the Bad Seeds konserinin yerleri benim için çok ayrı. Kendi çalıştığım işler dışında bu sene unutamadıklarım:

David Byrne – Roskilde Festival
Four Tet – Village Underground
Nils Frahm – Barbican
Thom Yorke – Sonar Barcelona
Robert Smith and Friends present Cureation 25 – Meltdown Festival

Bir de bu sene dünya gözüyle Southbank Center’da New Words projesi ile Bill Murray’i kanlı canlı sahnede görmek inanılmazdı

Elz and the Cult: Zorlu PSM’de izlediğim Massive Attack ve The Oh Sees bayağı etkileyiciydi. Aynı zamanda The Soft Moon’un Salon İKSV performansı da öyleydi.

İdil Meşe: Tum Cappadox Festivali.

New York’ta Nai Palm konseri.

Sibel Engingök: GAS // Sonar İstanbul

Jon Hopkins

Fluctuosa

Tan Tunçağ: Weval – Babylon konseri

Uygar Taylan: Jon Hopkins – Zorlu PSM (Sonar)

Affet Robot: Shame – Songs of Praise

Burak Çıngı: Shame – Songs of Praise

Büşra Erkara: Spotify’ın karşıma çıkardığı Omar Apollo’nun “Stereo” albümü (ipucu: Omar’ın yatak odasından çıkan zamansız, sakin bir pop.)

Deniz Kuzuoğlu: Tirzah – Devotion
Superorganism – Superorganism
Shame – Songs of Praise

Elz and the Cult: Flasher – Constant Image sanırım.

İdil Meşe: Stars like Dust – Voyager 1

Tan Tunçağ: The Blaze – Dancehall

Uygar Taylan: The Blaze – Dancehall

Barış Demirel: Gözyaşı Çetesi, Ikaru (albüm yapacaklar mı bilmiyorum), Ozan Sarohan

Burcu Tatlıses: Kendi müziğini yapan, şarkı yazan söyleyen fakat kalabalık ve kirlilik arasında hak ettiğince görünür ve bilinir olamayan tüm müzik emekçileri için sayamayacakları kadar çok dinleyicili bir yıl olmasını diliyorum. Taze bir albümle yılı kapatırken en çok beni dinleyin diye içimden haykırmıyorum dersem yalan olur : )

Büşra Erkara: Elektronik müzik ikilisi osilat0r ve Eylül ayında Tekstosag etiketiyle ikinci albümü “Degenerate”i çıkaran Age Reform.

Deniz Kuzuoğlu: Barış Demirel / Barıştık Mı, Brek, Hedonutopia, Islandman, Elz & The Cult, Onat Önol, The Kites

Elz and the Cult: Ne kadar yeni olmasa da herkesin daha yüksek dozajlarda Bewitched As Dark dinlemelerini, keşfetmemişlerin keşfetmesini isterim. Jtamul, osilat0r ve Varteres Durise de aşırı iyi çıkışlar yaptılar bu sene bence. Çok etkileyiciydi.

İdil Meşe: Ahmet Ali Arslan

Sibel Engingök: Bu soruya spesifik bir isim vermek zor çünkü gerçekten pek çok değerli isim var. Okay Vivian, Fluctuosa, Ceren İdil ilk aklıma gelenlerden.

Tan Tunçağ: Evet, Nada.

Uygar Taylan: Affet Robot, BREK.

Affet Robot: Önceki bi’ kaç sene gibi zihin açıcı işlerin ortaya çıktığı bir sene.

Barış Demirel: İnsanlar kendi müziklerini yaptıkça, albüm çıkarıp konser verdikçe, duyurdukça diyeyim işte… etkiledikleri diğer insanların kendi müziklerini yapabilmelerine cesaret oluyorlar. Aralarında nitelikli iş çıkaran da var çıkaramayan da… bazen birbirine aşırı benzeyen bir sürü müzik, duruş, isim vb çıkıyor. Yine de ülkenin ve dünyanın şu anki ahvalinde tutunduğumuz şeylerin bir şekilde karşılığını alabilmek (nedir? kime göre, neye göre) ya da sürdürebilmeyi sürdürebilmek umut verici. Ya da yurtdışında şahane turneler yapıp albüm çıkaran isimleri görmek de muhteşem. Şevklendiriyor.

Festivaller yapılıyor ama geneli aynı tekelde, aynı gruplarla, aynı vizyonla ilerleyen festivaller. atıyorum antalya’da da aynı, izmir’de de. yıllardır süren nadir ve değerli festivallerimiz de var, ufak çaplı festivaller de…Bir şekilde devamlılığı sağlanmaya ve geliştirmeye yönelik oldukça ne kadar güzel! İstanbul caz festivali gerçekten geniş kapsamlı konseptiyle, yenilikçi yaklaşımıyla merak uyandıran işler çıkarıyor her sene (yani en azından benim hissiyatım böyle)

Hangi sektörde olursa olsun herkes yaptığı, ürettiği işte kar etmek, kıvırmak ister. mümkünse hep beraber faydalı olalım, faydalanalım. mümkün mü? (hee he)

Burcu Tatlıses: Çok sayıda festival yapıldı bu yıl, festival sahnelerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum bizler için. Her ne kadar kendini tekrar eden bir line up yapısı olsa da zaman zaman, bu anlamda daha destekleyici olunduğu sürece çok güzel konserler ve müzisyenler, yepyeni insanlarla buluşmanın heyecanını tadabilecek.

Deniz Kuzuoğlu: Hip hop’ın yükselişini artık herkes biliyor ve görüyor. Ama sadece tek bir genre değil, birçok farklı tarzda yeni ismin hem çok başarılı kayıtlar hem de bir o kadar iyi ve özenli canlı performanslarla yerli sahneyi beslediğini görmeye başladık son bir iki senedir. Doluluk oranlarından da seyircinin bu emeklerini karşılıksız bırakmadığını aynı şekilde görebiliyoruz artık.

Elz and the Cult: Takip ettiğim, dinlediğim şeyler, katıldığım etkinlikler üzerinde çok seçiciyim. Genelde etkinlikleri, insanları gitmeden önce araştırıp, dinleyip, eleyip ona göre katılım gerçekleştirme yanlısıyım. Genel olarak Türkiye sahnesi için ne denilir, nasıldı bilmiyorum bu yüzden. Benim içinde kendimi bulundurduğum komün, yerler ve etkinlikler için ise çok ilham verici olduğunu söyleyebilirim kesinlikle. İnanılmaz bir yaratıcılık ve üreten bir komün var. Kendini besleyen.

İdil Meşe: Rengarenkti.

Sibel Engingök: Dünya üzerinde yapılan herhangi bir sanat türü bir kişiyi bile etkiliyorsa, ortaya çıkan bütün bu eylemler er ya da geç değer görür diye düşünmekteyim. Türkiye’de evet bu süreç biraz uzun sürüyor ama artık bu kafa yapısını kitlelere mal etmek yerine bireysel olarak çoğu insan burada harika şeyler gerçekleştiğinin ve gerçekleşmeye devam edeceğinin farkında. Sürekli olarak “birlik” kelimesinin içini doldurmaya çalışıyoruz ve hep geçmişe takılarak aslında kelimenin anlamını yok yere boşaltıyoruz. Bu sene müzik sahnesi adına gerçekten mutluluk vericiydi. Bir sürü oluşumlar doğdu. Tüm hafta boyunca, hafta içi hafta sonu fark etmeden, gidebileceğiniz pek çok etkinlik mutlaka var. Bu enerjinin değerini bilen mekanların sayısı az da olsa en azından arttı. Bu farkındalığı artırabileceğimize inanıyorum, sadece yapmaya devam ederek ve kendimize güvenerek. Umuyorum hep bu şekilde kalıcılığını koruyarak ve çeşitlenerek devam edecek.

Tan Tunçağ: Bu senenin konser etkinlikleri adına gerçekten İstanbul tarihinde en verimli yıllardan biri olduğunu düşünüyorum.

Uygar Taylan: Popüler isimlerin dışında uluslararası müzik piyasasını sıkı takip eden yaratıcı gruplar çıkıyor. Bu isimlerin birçoğunu  Salon İKSV sahnesinden takip etmek mümkün.

Barış Demirel: Ben (he he he)

Burak Çıngı: Nakhane ‘nin You Will Not Die albümü. Yonaka’nin EP leri.

Büşra Erkara: Molly Burch’ün ikinci albümü, “First Flower”. Sadece gitar ve Burch’ün sesinin çıplaklığı çok hoş.

Deniz Kuzuoğlu: Our Girl’in debut albümü Stranger Today

İdil Meşe: Ahmet Ali Arslan – Gunasigi (album)

Tan Tunçağ: Cut Copy’nin “Haiku From Zero” albümü

Uygar Taylan: Wild Nothing – Indigo

Burak Çıngı: Quavo’nun albümü.

Deniz Kuzuoğlu: Abartılanlar yerine gözden kaçanları bulmaya ve dinlemeye zaman harcamayı yeğliyorum.

İdil Meşe: Taylor Swift – Reputation

Tan Tunçağ: Ed Sheeran – Perfect

Uygar Taylan: Mabel Matiz

Barış Demirel: Cengiz Coşkuner’in hayranıyım. Özellikle “Umutsuz Aşk” eserinin. Utanılacak bi tarafı da yok, çok güzel parça bence. Ama bana göre süt, onlara göre çikolata.. Bugün burun kıvırdığın yarın hip de olabiliyor. hayat işte…

Burak Çıngı: Donald Trump.

Büşra Erkara: Tuğçe Kandemir – Yanlış. Janra olarak arabesk trap, takside keşfettim.

Deniz Kuzuoğlu: Ortaya çıkan iş kaliteli ise ve dinlemekten zevk alıyorsam guilty pleasure demek çok doğru gelmiyor ama normalde takip etmediğim ve uzak kaldığım bir isim olduğundan Ariana Grande – Thank U, Next diyebilirim.

İdil Meşe: Tabii ki Cardi B.

Tan Tunçağ: Benimki çok fena: Nicki Minaj – Krippy Kush. Bu senin parçası değil ama ben yeni keşfettim.

Uygar Taylan: Tove Lo – disco tits (çok iyi parça)

Affet Robot: Evet, Depeche Mode – Black Celebration

Barış Demirel: Bulutsuzluk Özlemi – Güneşimden Kaç (Albümden özellikle “Karanlık Soğuk”)

Burak Çıngı: Youtube da canli bir performansini izledikten sonra tekrar taktiğim Lana Del Rey – Blue Jeans

Burcu Tatlıses: Evet. Rufus Wainwright – Across the Universe (Beatles cover).

Büşra Erkara: Bu sene kendimi Roisin Murphy’nin “Ruby Blue” albümünü tekrar tekrar dinlerken buldum.

Deniz Kuzuoğlu: Her zaman oluyor, bu sene çok fazla Bauhaus dinledim.

Bir de David Byrne’ü canlı izledikten sonra yaklaşık bir iki hafta boyunca sadece onu dinledim diyebiliriz.

Elz and the Cult: Bu sene hep olduğu gibi eskilere çok takılı kaldım. Ama ‘Depeche Mode – Some Great Reward’, ‘Nina Hagen – Nunsexmonkrock’, ‘Siouxsie and the Banshees – Tinderbox’ ve özellikle ‘Space Art – Trip in the Center Head’ albümlerinin suyunu çıkardım sanırım.

İdil Meşe: Tum sene Fatoumata Diawara’nin Fatou albumunu dinledim.

Sibel Engingök: Soundgarden – Tighter & Tighter, Ishome – Ken Tavr, Demis Roussos – Forever And Ever, Erykah Badu – Other Side of The Game

Tan Tunçağ: Evet. Pulp – His’N’Hers (1994)

Uygar Taylan: Boards of Canada’nın tüm albümleri ve tabi ki Pink Floyd – Dark Side of The Moon

Barış Demirel: Var da eşi dostu küstürmeyelim…

Burak Çıngı: Pale Waves – My Mind Makes maalesef beklediğim gibi çıkmadı. Mariah Carey’nin Caution albümünün çok iyi olmayacağını düşünüyordum ve sevinerek yanıldığımı belirtiyorum.

Deniz Kuzuoğlu: Vasat çıkmasını beklemiyordum zaten ama Neneh Cherry’nin hiç beklemediğim bir anda bu kadar güçlü bir albümle dönmesine çok sevindim bu sene.

Elz and the Cult: Genel olarak hiçbir şeyden beklentim yok o yüzden ne şaşırdım ne de hayal kırıklığına uğradım : (

İdil Meşe: Alt J – Reduxor. Vasat çıktı.

Tan Tunçağ: Jungle – For Ever. Muhteşem bir ilk albümden sonra bu albüm biraz tekrar ve ortalama kaldı. Beklentilerim çok yüksekti.

Affet Robot: Trio America – Cuando Voy por la Calle

Barış Demirel: Yazın az halay çekmedik. Koma Baran – Grani

Burak Çıngı: Kali’nin albümündeki Nuestra Planeta.

Deniz Kuzuoğlu: Yaeji – One More

Kikagaku Moyo – Nazo Nazo

Elz and the Cult: Rus rock gruplarını çok seviyorum ve sürekli dinliyorum nedense Rock janrı ve Rusça bir dil olarak bende çok güzel şeyler uyandırıyor, garip bir bütünlük hissettiriyor.

İdil Meşe: Fatoumata Diawara – Sowa

Sibel Engingök: Fabrizio de Andre – Rimini

Tan Tunçağ: Rebeka – Biale Kwiaty (Polonyaca)

Uygar Taylan: David Shaw and The Beat – Sentiment Acide (Jennifer Cardini Remix)

Burak Çıngı: Bu sene beğenerek dinlediğim bütün şarkıların bir tarafından Ariana Grande çıkıyor dolayısıyla evet.

Büşra Erkara: * mırıldanmaya başlar* one taught me love, one taught me patience 🎵

Deniz Kuzuoğlu: Evet.

İdil Meşe: Hayir.

Tan Tunçağ: Hayır.

Barış Demirel: Olmuş “bence”

Burak Çıngı: Açıkçası geri dönüş promosyonunun Missing You ile yapılması yanıltıcı oldu bana göre. Bence hiçbir yere gitmeyen bir parça. Albümün geri kalanı ise kaliteli. Honey ile kurtardılar bence.

Büşra Erkara: Gerçekten muhteşem oldu.

Bu arada “Human Being”i dinlerken siz de post-apokaliptik ve soğuk bir dünyada son kalan insanlardan biriymişsiniz gibi hissediyor musunuz? Ayrıca 2018’de aşkın ne olduğunu en iyi anlatan şarkı olabilir.

Deniz Kuzuoğlu: Kesinlikle, çok iyi bir albümle geri döndü. Sanırım asıl bu albüm için ters köşe diyebilirim.

Elz and the Cult: Muhteşem oldu, yaşasın Robyn.

İdil Meşe: Dinlemiyorum.

Tan Tunçağ: Meh.

Uygar Taylan: Honey güzel parça ama çok abartmamak lazım.

Burak Çıngı: Sadece Pusha T ve NAS’in albümlerini dinledim. Pusha iyi NAS feci idi.

Deniz Kuzuoğlu: Kids See Ghosts.

Elz and the Cult: My Beautiful Dark Twisted Fantasy ilk dinlediğimde ve albüm kısa filmini izlediğimde beni çok etkilemişti. Hala modern müzik dünyası için çok önemli bir albüm olduğunu düşünüyorum.

İdil Meşe: Pek fan’i degilim.

Tan Tunçağ: Hiçbiri.

Uygar Taylan: Kanye West dinlemiyorum.

Affet Robot: Önceki albümlerine kıyasla, daha oturaklı ve olgun bir tavra sahip.

Burak Çıngı: Oturmuş bir grubun risk almasının satışları açısından önemli kayıp – kazanç getireceğini düşünmüyorum ama üzerinde düşünerek farklı bir urun sürmeleri müziği sanat olarak düşündüren olaylardan biri bence.

Deniz Kuzuoğlu: Bu albüme de ters köşe diyebiliriz, birçok insan için öyle oldu çünkü. Bir AM devamı bekleyenler için hazmı zor ama bence senenin en iyilerinden.

Elz and the Cult: Dinlemedim.

İdil Meşe: Ne yapsalar iyi.

Tan Tunçağ: Eski albümlerindeki indie-rock tadı yerine daha çok (Alex Turner’in diğer projesi olan) Last Shadow Puppets’daki gibi vintage/nostaljik bir sound’a yönelmişler. Cav cav gitarlar yerini vibrafonlara ve antik piyanolara bırakmış. Bir yandan çok sevdim, diğer yandan da eski albümlerindeki gibi bir hit parça yok. Daha çok bütününü dinlemesi zevkli bir albüm.

Uygar Taylan: Baya beğenildi son albüm.

Affet Robot: Fazlasıyla doyurucu.

Burak Çıngı: Dinlemedim bile.

Deniz Kuzuoğlu: Oracular Spectacular’dan sonraki en iyi albümleri.

Elz and the Cult: Dinlemedim.

İdil Meşe: Dogrusu bilmiyorum.

Tan Tunçağ: 2013’deki çıkardıkları MGMT isimli albümlerine nazaran daha “dinlemesi kolay” bir albüm kesinlikle. Seviyoruz.

Uygar Taylan: Synth-pop albümler her zaman kabulümüzdür, MGMT’nin zaten her türlü gideri var.

Burak Çıngı: Singlelar sürüldüklerinde açıkçası hepsi ilgimi çekmedi ama albüm olarak bence yılın en iyilerinden.

Deniz Kuzuoğlu: Toplamda 2-3 kere dinledim, sanırım ben ilgisini çekmeyenlerdenim.

Elz and the Cult: 1975 hiç dinlemedim : (

İdil Meşe: Benlik degil.

Tan Tunçağ: Dinlemedim. Dinleyeyim mi?

Barış Demirel: Düzenleme olarak fark eden hiçbir şey yok. Sound olarak da bende hiç etki yaratmadı. “Weezer Toto yorumu yapmış” diye bir yükseldiğim, merak ettiğim sonra hayal kırıklığına dönüşen bir hadise oldu.

Burak Çıngı: Thank U, next.

Burcu Tatlıses: Cover bunun neresinde, anlayamadım.

Deniz Kuzuoğlu: Gerekli mi, tabii ki değil ama bence eğlenmişler.

Elz and the Cult: Dinlemedim…

İdil Meşe: Sarkiya yeni bir sey katmamislar.

Tan Tunçağ: Meh.

Uygar Taylan: Cover yapmak şarkının aynısını çalmak demek değil diye düşünüyorum. Orijinali çok daha iyi.

Affet Robot: Black Car.

Burak Çıngı: Beach House’in her şarkısı ayni şarkı değil mi zaten?

Deniz Kuzuoğlu: Dive.

Elz and the Cult: Dinlemedim.

İdil Meşe: Black Car

Tan Tunçağ: Dinlemedim.

Uygar Taylan: Black Car.

Burak Çıngı: Washing Machine Heart.

Deniz Kuzuoğlu: Washing Machine Heart

Elz and the Cult: Dinlemedim.

İdil Meşe: Nobody.

Tan Tunçağ: Dinlemedim.

Burak Çıngı: İkisi de bu yıl favori albümlerimin içinde ama Kali.

Deniz Kuzuoğlu: Kali Uchis – Isolation

Elz and the Cult: Janelle Moae – Dirty Computer. Bence iki proje karşılaştırılamaz bile.

İdil Meşe: Janelle Monae – Dirty Computer

Tan Tunçağ: Dinlemedim.

Uygar Taylan: Janelle Monae diyebiliriz ama genel olarak çok ilgilendiğim bir müzik değil.

Affet Robot: Nicolas Jaar – Against All Logic

Deniz Kuzuoğlu: DJ Koze – Knock Knock

Elz and the Cult: İkisi de değil.

İdil Meşe: Nicolas Jaar – Against All Logic

Tan Tunçağ: Nicolas Jaar – Against All Logic

Uygar Taylan: İkisi arasında tercih yapmak zor, aynı janrının çok farklı isimleri.

Affet Robot: Snail Mail – Lush

Burak Çıngı: Soccer Mommy

Deniz Kuzuoğlu: Snail Mail – Lush

Elz and the Cult: Snail Mail – Lush

İdil Meşe: Soccer Mommy – Clean

Tan Tunçağ: Dinlemedim.

Affet Robot: IDLES – Joy As An Act of Resistance

Burak Çıngı: Shame.

Deniz Kuzuoğlu: İkisi de.

Elz and the Cult: Dinlemedim

İdil Meşe: Bilmiyorum.

Tan Tunçağ: Dinlemedim.

Burak Çıngı: In my feelings.

Deniz Kuzuoğlu: In My Feelings

Elz and the Cult: Dinlemedim

İdil Meşe: Basima bir sey gelmeyecekse, Drake en sevmedigim muzisyenlerden biri.

Tan Tunçağ: Dinledemim.

Burak Çıngı: Earl Sweatshirt u daha dinlemeye fırsatım olmadı.

Deniz Kuzuoğlu: Earl Sweatshirt – Some Rap Songs

Elz and the Cult: Dinlemedim

İdil Meşe: Earl Sweatshirt – Some Rap Songs

Tan Tunçağ: Dimlededim.

Affet Robot: Yves Tumor – Safe In The Hands Of Love

Deniz Kuzuoğlu: Aisha Devi – DNA Feelings

Elz and the Cult: Dinlemedim

Sibel Engingök: Yves Tumor.

Tan Tunçağ: Dnlmmdm…

Burak Çıngı: Edis’in gardırobu daha mı iyi sanki?

Burcu Tatlıses: Yıldız Tilbe – Yalnız Çiçek

Deniz Kuzuoğlu: İkisini de adam akıllı oturup dinlemedim hiç.

Elz and the Cult: İki şarkıyı da dinlemedim ama Aleyna Tilki.

İdil Meşe: Hicbiri.

Tan Tunçağ: Aleyna Tilki – Yalnız Çiçek

Uygar Taylan: Aleyna Tilki’nin Edis’ten daha büyük bir isim olduğunu düşünüyorum.

Affet Robot: Bohemian Rhapsody

Burak Çıngı: A Star is Born.

Burcu Tatlıses: Henüz Bohemian Rhapsody’i izleyemedim ama Queen bu. Hikayenin öznesi çok büyük, şimdiden yanıtım belli.

Deniz Kuzuoğlu: Hala iki filmi de izleyemedim.

Elz and the Cult: İki filmi de izleme fırsatım olmadı.

İdil Meşe: Ikisini de henuz izleyemedim.

Tan Tunçağ: Bohemian Rhapsody.

Uygar Taylan: Tabiki Bohemian Rhapsody…

Barış Demirel: Sezyum.

Burak Çıngı: Geoff Barrow

Burcu Tatlıses: Pek eğlenceli müzisyenler takip etmiyorum sanırım : )

Deniz Kuzuoğlu: Twitter kullanmıyorum.

Elz and the Cult: Allie X.

İdil Meşe: Twitter kullanmiyorum.

Sibel Engingök: Brian Eno.

Tan Tunçağ: Twitter’la aram çok iyi değil ama Instagram’da Christian Löffler’in fotoğraflarını çok beğeniyorum.

Uygar Taylan: Twitter kullanmıyorum.

Barış Demirel: Şokopop. Bir de son zamanlarda “90’lar – dünyadan futbol” temalı hesaplara çok sardım.

en çok takıldığım hesapların başında saymaya utanacağım envai çeşit, salya akıtmalık çöp hesap var.

Burak Çıngı: _Burakcingi_ dan sonra eklenebilecek KJApa, justsul, magnumphotos.

Deniz Kuzuoğlu: https://www.instagram.com/jenniferfinchphoto/

Elz and the Cult: BasicDisarm

İdil Meşe: Var boyle tipler.

Tan Tunçağ:avazavazdergi” : D

Uygar Taylan: Uygar Taylan : )

Burak Çıngı: Azealia kendini sabote etmesini çok seven bir şahıs olduğu için eminim ki edebileceği herkesle kavga edecektir yine. Benimle etmesin yeter, çünkü I won’t not fuck you the fuck up.

Deniz Kuzuoğlu: Hiç ilgimi çekmiyor.

İdil Meşe: Adele

Tan Tunçağ: Bana ne.

Uygar Taylan: Hiçbir fikrim yok.

Burak Çıngı: Johnny Jewel bu sene çok çalıştı ama Chromatics single / ep devam eder bence. Sky Ferreira artık çıkar.

Deniz Kuzuoğlu: Umarım, özellikle Chromatics

Elz and the Cult: Lütfen artık Sky Ferreira yeni albüm çıkarsın. Bir iki demosunu dinleme fırsatı tanıdı takipçilerine ama gelmiyor, gelemedi.

İdil Meşe: Bilmiyorum.

Tan Tunçağ: Sky Ferreira’yı bilmiyorum ama Chromatics’den şüpheliyim. 2017’de Johnny Jewel solo albüm çıkarmıştı, solo mu devam edecek acaba?

Affet Robot: Radar Live

Barış Demirel: Barışarock

Burcu Tatlıses: Woodstock!

Deniz Kuzuoğlu: One Love

Elz and the Cult: Rock’n Coke ve Radar Live : (

İdil Meşe: Efes Pilsen Blues Festivali

Tan Tunçağ: Tabii ki Rock’n Coke.

Uygar Taylan: One Love Festival

Affet Robot: Kontrolsüz, sınırsız ve eğlenceli.

Burak Çıngı: Liam Gallagher’i Liam Gallagher kadar iyi oynayan oyuncu yok diyorum.

Deniz Kuzuoğlu: Liam, her zamanki Liam işte.

İdil Meşe: Liam Gallagher kendi kendinin karikatürü gibi.

Tan Tunçağ: Ben genelde sosyal medyada herhangi bir konuyla ilgili bir fikir belirtmekten kaçınıyorum. Paylaşan ünlü biri de olsa başka grupları ve müzisyenleri küçümseyen tweetlere hele hiç bayılmıyorum. Liam’ı da takip etmiyorum zaten.

Uygar Taylan: Gallagher kardeşler biraz baydı ya…

Burak Çıngı: İlgi göstermeyin, 10-15 seneye susar.

Deniz Kuzuoğlu: Bu sene öyle açıklamalarda bulundu ki, bu tweet sanırım en normallerinden biri.

Elz and the Cult: Ben.

İdil Meşe: Bence tamamen biraksa iyi olur. Tum kotu aliskanliklariyla birlikte. Amerikan politikasi dahil.

Tan Tunçağ: Sure.

Uygar Taylan: Kanye West sonuçta.

Affet Robot: Hayır.

Barış Demirel: O nedir bilmem

Burak Çıngı: Hayır.

Burcu Tatlıses: Hayır.

Büşra Erkara: Hayır.

Deniz Kuzuoğlu: Hayır.

Elz and the Cult: İndirmedim

İdil Meşe: Hayir

Tan Tunçağ: Hayır.

Uygar Taylan: Hayır

Affet Robot: Hayır ama daha zorlayıcı olanlara baktım.

Barış Demirel: Hayır ama bir parti videosu vardı da olay olmuştu, onu izlemiştim.

Burak Çıngı: Kimdir bilmiyorum ama soruyu okuyunca bakmak zorunda kaldım.

Burcu Tatlıses: Birden çok kez.

Büşra Erkara: Evet, ben baktığımda Miami’de yoga yapıyordu.

Deniz Kuzuoğlu: Hayır.

Elz and the Cult: Bakmadım ama gördüm, gönderildi.

İdil Meşe: Hayir

Tan Tunçağ: Hayır.

Uygar Taylan: Çok sıkıcı bir kadın bence.

Barış Demirel: Kadıköy’de, Mecra. Çok mekan gezip dolaşmam. eğer çıkarsam genelde Karga’ya ve Dunia’ya giderim yıllardır. Nayah da güzel olmuş. Bir de Moda Sahnesi her şeyiyle candır.

Deniz Kuzuoğlu: Sezon boyunca Salon çevresinden pek ayrılamadığım için en çok Nan Şişhane’de vakit geçiriyorum. Karşıya geçince de Bina’da. En çok gittiğim ve keyif aldığım bir diğer iki mekan Kontra Record Store ve Minoa Bookstore & Cafe. İkisinde de saatlerimi geçiriyorum.

İdil Meşe: Babylon

Tan Tunçağ: Zorlu Center.

Uygar Taylan: Kundura Fabrikası’ndaki partiler güzel oluyor.

Affet Robot: Gençliğime üzüldüm.

Barış Demirel: Tatilin ilk günüydü. Feribotta dünyayı kurtarıyorduk. Şaka şaka. Feribottaydık tost yiyordum. Dünyayı başkaları kurtarıyordu.

Burak Çıngı: Macera filmi izlermiş gibi internette sürekli XE sayfalarını yeniledim.

Burcu Tatlıses: Bütün yastıklarımın altına baktım, kıyıya köşeye sakladığım dolarım var mı diye, yokmuş. Bu durumda haliyle kumpanyayı uzaktan seyrettim. Hikaye bilindik olsa da oyuncular hep değişiyor ya, yeni bir heyecan yaratmıyor değil.

Büşra Erkara: Ofisteydim, ertesi gün düğünü olan arkadaşımın altınını daha önce almadığım için başımı taşlara vuruyordum.

Deniz Kuzuoğlu: Tabi ki, Salon bütçesi!

Elz and the Cult: Şimdi bu iş nasıl olacak?

İdil Meşe: Avrupa’daydim. Euro da tavana vurmustu. Normalde 4 konser verip donecektim. Irili ufakli bir suru konser koydum bunu gorunce.

Tan Tunçağ: Dans.

Uygar Taylan: Annem ve arkadaşlarımla uzun uzun telefonda konuştuk.

Affet Robot: Ağlamadım.

Barış Demirel: İzlemedim

Burak Çıngı: İzledim. Oyunculuğundan doyuma ulaşamadığım bir film olduğu için ne üzülesim ne ağlayasım geldi.

Burcu Tatlıses: Ne yazık ki gözden kaçırmışım ama yanıtlarımı size gönderir göndermez izleyeceğim. Trailer itibariyle hissiyatım, fena bir film. Ağlarsam haber ederim.

Deniz Kuzuoğlu: Evet, Sufjan da ateşe odun attı sağ olsun.

Elz and the Cult: İzledim ama ağlamadım.

İdil Meşe: Hayir.

Tan Tunçağ: Ağlamışem.

Uygar Taylan: Duygulandım ama ağlatmadı.

Affet Robot: The Ballad of Buster Scruggs, Phantom Thread.

Burak Çıngı: Pose. The Connors. Westworld 2. Sezon, Glow 2. Sezon, Riverdale 3. sezon. Seneler sonra ilk defa başarılı bir American Horror Story  bu sene gerçekleşti bence.

Snopluk yapmadan söyleyeyim, film olarak Infinity War 10 senenin hesabını çok iyi veren bir film oldu bence. Annihilation, First Reformed, Roma, Love Simon.

Burcu Tatlıses: Bu sene çıkmadı ama ben yeni keşfettim. Peaky Blinders’ı çok çok sevdim, yeni sezonunu bekliyorum heyecanla.

Büşra Erkara: Netflix orjinalleri Queer Eye ve Big Mouth.

Film olarak en çok muhteşem sinematografi ve oyunculuklarıyla I, Tonya ve Phantom Thread aklımda kaldı.

Deniz Kuzuoğlu: Dizi olarak: Succession, Maniac, Barry, Atlanta, Wild Wild Country

Film: Phantom Thread, Roma, BlacKkKlansman, Isla of Dogs, I, Tonya

Elz and the Cult: Bu sene nedense güncel olan şeylerle çok kötü koptum ve sanırım bu sene içerisinde üretilmiş bir şeyi söyleyemem. Gaspar Noe’nin Climax’ini izledim ama tam olarak beğendim diyemem ona.

İdil Meşe: Isle of Dogs

Tan Tunçağ: The Americans, Sharp Objects, Killing Eve, The Handmaid’s Tale, The Looming Tower

Roma, A Quiet Place, Annihilation, First Man

Uygar Taylan: Netflix – DARK, Bohemian Rhapsody, Suspiria, ROMA

Barış Demirel: Efe Demiral

Burak Çıngı: Lana Del Rey – Norman Fucking Rockwell. Umarım ocak ayında çıkar çok beklemek zorunda kalmam.

Rina Sawayama‘nin albümü.

Deniz Kuzuoğlu: Tool
Thom Yorke’un solo abümü.
Run The Jewels 4
Toro y Moi

Elz and the Cult: Housing Crash’in yeni çıkacak olan çalışmaları için çok heyecanlıyım.

İdil Meşe: Kanto Records’dan cikacak her album.

Uygar Taylan: Chemical Brothers – No Geography

Affet Robot: Verimlilik, kuralsızlık ve aynı zamanda tutarlılık/istikrar diliyorum.

Barış Demirel: Barış. Kendimde ve dışarıda. Zor tabii

Burak Çıngı: Güç, şöhret, para 😉

Burcu Tatlıses: Özgürlük.

Deniz Kuzuoğlu: Huzur ve bol müzik, konser, festival

Elz and the Cult: 2018’in özeti kafa karıştırıcı olmasıydı 2019 umarım daha çok kafamı karıştırır. Kaosun içinde çok daha rahat çalışıp ilham alıyorum. Bir de umarım 2019’da yılın trendleri ve neler olup bittiğiyle daha takipte olan biri olurum. Neler oluyor neler bitiyor bir dönüp bakmak lazım 2018 düşündürücü olmuş biraz.

İdil Meşe: Daha fazla muzik ve yeni diyarlar.

Sibel Engingök: Sevgi, anlayış, barış.

Tan Tunçağ: Tutarlılık.

Uygar Taylan: Seyahat edip güzel konserler izlemek.

Deniz Kuzuoğlu:

Tan Tunçağ: Kendi hazırladığım “Mera’s Dream”. Daha çok elektronik müzik odaklı bir playlist:

Uygar Taylan:

THE “BURAK ÇINGI” SHOW

Sevdiğimiz grupların canlı performans fotoğraflarının altlarında karşılaştığımız Burak Çıngı ismi hemen dikkatimizi çekti. Kimdir, nedir, ne yapar derken bu soruları kendisine sormak istedik. Kendisi de bizi kırmayınca; Bilboard Magazine, Spin, NME, The Guardian gibi yayınlar tarafından tercih edilen fotoğraflara imza atan Burak Çıngı ile uzun uzun konuştuk. Fotoğraf çekerken nelere dikkat eder, fotoğrafçı olarak görev aldığı festivallerde günleri nasıl geçer, bir profesyonel olarak konserlerde telefonla fotoğraf çekenlere nasıl bakar ve unutamadığı anıları nelerdir sorularına pek güzel cevaplar aldık. Buyurun bu doyurucu sohbete siz de dahil olun;

Performans fotoğrafçılığı yapmaya nasıl ve ne zaman başladınız?

Konserleri en ön sıradan izleyebilmek için kapılar açılmadan 4-5 saat önce giderdim konser salonlarına. Yanımda da hep başta analog daha sonraları ise dijital olmak üzere mutlaka bir kompakt fotoğraf makinası olurdu.

2006 yılını performans fotoğrafçılığına amatörce girdiğim yıl olarak gösterebilirim. O yıl kendime Canon 350d SLR fotoğraf makinası ile ucuz bir 70-300mm lens aldım. Üniversite yıllarında aldığım fotoğrafçılık ek dersinden gelen teorik bir bilgim vardı zaten, dolayısıyla deneyimimi arttırmak için bu makineyle barlarda, Tower Records, Virgin Megastore, HMV gibi müzik mağazalarında ve yakın arkadaşlarımın gece kulüplerinde çalan grupların fotoğraflarını çekmeye başladım. Tamamen kontrol edebildiğim bir fotoğraf makinesi ile resim çekmek çok keyif veren bir hobi olmaya başladı ve gittiğim konserlerde de bu makinam ile fotoğraf çekme isteğim artmaya başladı. Londra ve pek çok diğer ülke ve şehirde konser salonlarına seyircilerin profesyonel fotoğraf makineleriyle girmesi genellikle yasaktır, profesyonel makina derken kasıt lensleri değişebilen fotoğraf makinaları. Bu nedenle gittiğim konserlere çeşitli ve yaratıcı yollarla fotoğraf makinamı gizlice getirmeye başladım. Mesela Madonna’nın verdiği bir-iki konsere, makinemi montumun, lensi de donumun içine saklayarak sokmuşumdur.

Yine 2006 yılında Reading festivalinde DJ’lik yapan arkadaşlarım sayesinde prodüksiyon elemanı olarak bu festivale gittim. Genelde sahne arkası olmama rağmen fotoğrafını çekmek istediğim grupların resimlerini diğer profesyonel fotoğrafçıların arasına karışarak çektim. Şu anda çok kritiğini yapabileceğim, o zaman çektiğim Peaches fotoğraflarını onun menajerine gönderdim ve Peaches’in websitesine koydular. Karşılık olarak t-shirt, poster gibi şeyler göndermek istediler ama bunlar yerine ben Manchester’da vereceği konserin fotoğraflarını çekmek için izin istedim. Performans fotoğrafçılığına resmi girişimin başlangıcı olarak hep bu noktayı düşünmüşümdür. Bu çekimden sonra diğer yerlerde çektiğim fotoğrafları da kullanarak iyi kötü bir portfolyo hazırlayıp çeşitli internet siteleri ve müzik dergileriyle irtibata geçmeye başladım. İlk olarak “Supersweet” isimli bir internet sitesi için fotoğraf çekmeye başlamışımdır o sene.

Bir performansı fotoğraflarken dikkat ettiğiniz detaylar neler?

Performans fotoğrafçılığının diğer fotoğraf alanlarından en önemli farklarından bir tanesi bir fotoğrafçı olarak dış etkenler üzerinde hiçbir kontrolünüz olmaması. Dış etkenler olarak bahsettiğim noktalar ışık, konum ve de özne, ki bunlar fotoğrafı fotoğraf yapan ana ögeler. Bu sebeplerden dolayı dikkat ettiğim detaylar performanstan performansa değişiyor. Mesela büyük bir prodüksiyonda önem verdiğim detaylar, küçük ve kişisel performanslardan farklı olabiliyor. Tabii her performansta dikkat ettiğim birkaç genel detay var. Birincisi fotoğrafını çektiğim sanatçının yüz ifadeleri ve vücut hareketlerine dikkat etmeye çalışırım. Bu konuda pratik ve tecrübenin önemli olduğunu düşünüyorum. Birkaç kere izlediğim bir sanatçının yapacağı hareketleri ve ne zaman yapacaklarını genelde tahmin edebilirim. Bir örnek vermem gerekirse Franz Ferdinand grubunun çekimlerinde şarkıcıları Alex Kapranos’un zıplayacağını ve zıplamadan önce yaptığı bazı hareketleri bilirim ve bu yüzden “jump shot” dediğimiz zıplama resmini kaçırmıyorum.

Performansın nasıl aydınlatıldığı da başka bir nokta ve dikkat ettiğim bir detay. Mesela sahne gerisinde güçlü spotlar varsa bunları fotoğrafını çektiğim sanatçının arkasına almaya çalışırım ki sanatçının çevresinde hale dediğimiz o ışık çerçevesi oluşsun ya da sanatçının resminin arka plandan öne çıkmasını sağlayacak bir ortamı yakalamaya çalışırım.

Diğer dikkat ettiğim ana noktalardan bir tanesi ise kompozisyon. Mesela mikrofonun sanatçının yüzünü bloke etmemesi için uygun bir açı yakalamaya çalışırım. Ya da mesela ayak ya da el parmaklarının kompozisyonun içinde olması için çaba sarf ediyorum. Özellikle çok hareketli performanslarda her zaman yakalanması kolay bir kompozisyon değil.

Son olarak resmin keskinlik/bulanıklık detayına dikkat ederim. Son birkaç senedir bu konuda tanıdığım pek çok kişiden daha bir sert/otoriterim diyebilirim, hafif bir bulanıklık bile görsem resmi şart olmadığı sürece kullanmıyorum.

Bunlar hep deneyim ve tecrübe ile geliştirdiğim, iyileştirdiğim noktalar. 10 sene önceki resimlerime bakarsak eminim bu detaylara önem vermediğim resimler çoğunluktadır.

İşiniz konserler ama sizin müzikle aranız nasıl? Bu işe başlamadan önce sıkı bir müzik dinleyicisi miydiniz?

Kesinlikle. Performans/konser fotoğrafçılığına girmemin esas nedenlerinden bir tanesi müzik konserlerine harcadığım bilet parasıyla basa çıkamamam olmuştur. Bu alanda çalışanların çoğunluğu gibi müzikle içli dışlı olmanın bu branşı seçmemizde en büyük etken olduğunu söyleyebilirim.

Değişik tarz müzikleri dinleyerek büyüdüğüm için şanslıyım. Babamın 60’lar ve 70’li dönemleri öğrenmem ve sevmemde büyük etkisi var. Mesela küçükken araba seyahatlerinde Beatles’ın Yellow Submarine albümünü dinlediğimizi hatırlarım. The Doors, Rolling Stones, Eagles, Animals, Alice Cooper gibi sanatçı ve grupları babamdan öğrenmişimdir. Bir de pek çok kez Blues Brothers’ı izlediğimizi hatırlarım küçükken – dolayısıyla soul, blues gibi müzik tarzlarına da çok küçük yaşta kulak aşinalığım olmuştur. Annem ise popüler müzik dinlemesine rağmen daha çok klasik müziğin gelişimin için yararlı olduğunu düşündüğünden çocukluğumda beni genelde devlet opera ve balesine götürmüştür, arabada kaset seçimi de daha çok klasik müzik bestecileri olmuştur.

Bilinçli müzik olgum ise 80’lerin ortasında pop müzik ile gelişmeye başladı, doksanlarda grunge, indie, alternative ve Brit pop’un çıkması ve popülerleşmesiyle olgunlaştı. Blue Jean dergisinin, MTV’nin, Ankara’da Tunalı pasajından aldığım korsan kopya kasetlerin, Kadıköy’de ikinci el magazincilerden aldığım Q, Select, Smash Hits, Melody Maker, Vox dergilerinin sıkı bir müzik hayranı ve yakın takipçisi olmamda büyük etkisi var. Her zaman eski ve yeni müzik için bir açlığım var.

Fotoğrafçı olarak görev aldığınız bir festivalde bir gününüz nasıl geçiyor?

Festivallerin en iyi tarafı gün içinde yakalayabileceğiniz hayranı olduğunuz grup sayısının çok olması ve de yeni grupları keşfedebilme imkanınızın. Binlerce kişinin bir grubu izlerken verdiği enerji de inanılmaz bir his ama festivalde çalışmak gerçekten yorucu bir deneyim.

Festivallere gitmeden önce hangi grupların fotoğraflarını çekeceğime dair program yaparım. Genelde biraz optimist oluyorum bu listeleri yaparken ama planıma sadık kalmaya çalışırım hep, bu da genelde ancak sahneden sahneye koşuşturmamla gerçekleşebiliyor. Sahnelerden bir tanesi eğer geç hareket ediyorsa planlarım alt üst oluyor, yeniden plan yapmam gerekiyor. Bir de yağmur yağarsa o zaman makine ve lensleri korumak, kayıp düşmemek gibi şeylere de dikkat etmem gerekiyor, yani her şey daha bir zorlaşıyor. Havanın çok sıcak olması da ayrı bir zorluk, 35 derece altında grupların sahneye çıkmasını beklemek sanki mangalda pişen etmişsiniz gibi hissetmenize neden oluyor.

Genelde festivallerde, festival suresince hep bitse artık da kurtulsak diyorum ama son gün son grubun fotoğrafını çektiğimde içimde hep bir mutluluk oluyor, düşündüğümde o kadar sürekli koşuşturmaca ve stres içinde aslında epey de eğlendiğimi anlıyorum. Tanıdığım fotoğrafçılarla bu aynı zorlu deneyimi paylaşmak da gerçekten güzel bir şey. Genelde birbirimiz motive ediyoruz. Bir mazoşist fantezisi diye özetleyebilirim festivallerde çalışmayı.

Peki bir profesyonel olarak konserlerde insanların ellerindeki telefonlarla fotoğraflar çekmesiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?

İnsan olarak anılarımızı bir şekilde kaydetme isteğimiz var hep. 90’lı yıllara bakarsanız o zamanlar bootleg videolar vardı, günümüzde video kameralar yerine telefonlar var. İkinci olarak, ki bunda sosyal medyanın etkisi büyük, “Bakın ben buradaydım.” gibi bir gösteriş yapma isteği var hepimizin. O telefonlarla çekilen fotoğrafların, videoların hemen hemen hepsinin son durağı Twitter, Instagram, Youtube.

Sürekli yapılmadığı sürece karşı değilim açıkçası. Kimse konser süresince havaya kaldırılmış bir telefon ya da tabletten konseri izlemeyi istemez ama aynı zamanda niye yapıldığını da anlıyorum. Söyleyebileceğim başka bir şey ise her şeyin bir yerinin olması. Beyonce konserinde iseniz çekin tabii ama ne bileyim Bon Iver ya da James Blake gibi bir sanatçının konserinde çok anlamıyorum telefonla sürekli fotoğraf çekilmesini. Başka takıldığım bir nokta da yeri eğimsiz bir konser salonuna kapılar açıldıktan iki-üç saat sonra gidip önümdeki insan telefonuyla fotoğraf çekiyor diye söylenenler.

Türkiye’de yapılan işlerde kullanılan fotoğraf için kredi vermeye çok dikkat edilmiyormuş gibi gözlemliyoruz. Türkiye’den fotoğrafınızı kullanmak için sizden izin isteyenler oluyor mu? Kendi işlerinizle kredisiz bir şekilde karşılaşıyor musunuz?

5-6 yıl önce bu soruyla karşılaşsaydım kredi çok önemli ve kredisiz fotoğraf kullanılmasına kesinlikle karşıyım derdim. Son zamanlarda ise ücretsiz kullanılan fotoğraflar daha çok canımı sıkıyor diyebilirim ama yine de isminizin bir fotoğrafla basılması güzel bir şey. Adınızın ortaya çıkmasını sağlayan ögelerden biri bu ne de olsa.

Türkiye’den çok teklif aldığımı söyleyemem, buraya geldikleri zaman fotoğraflarını çekmeye çalıştığım The Away Days gibi gruplar var ve onlar kullandıkları zaman sosyal medyada zaten kredi veriyorlar. Türkiye basınını çok yakın takip edemiyorum fakat sanırım 2 sene önce Hürriyet gazetesinde tesadüf eseri bir Nilüfer Yanya resmimi görmüştüm. Rsmi nasıl buldular, nasıl bastılar, hiçbir fikrim yok. Ne bir kredi verildi ne de ödeme yapıldı bana. Hoş değil tabii.

Şöyle diyebilirim mesela sosyal medyadan paylaşılan bir fotoğrafımda bir link ya da kredi olmasını şart isterim. Fakat eğer bir ücret ödenmiş ise fotoğraf için o zaman çok üzerine düştüğüm bir konu değil.

“Bu işi bırakıyorum çünkü ….” diyeceğiniz neden ne olurdu?

Her ay en az bir kere dediğim bir şey “Bu işi bırakıyorum.” Nedenleri çok çeşitli olsa da genelde her meslekte olduğu gibi insan faktörlü sebepler. Bu aynı mekânı paylaştığım diğer fotoğrafçılar olabilir, sanatçıların basın görevlileri olabilir, çalıştığınız mekan ya da festivalde ne yaptığını bilmeyen ya da bir güç kompleksine girmiş güvenlik görevlileri olabilir. Bir de son zamanlarda pek çok saçma sapan kontrat ve yasakla karşılaşıyoruz bunlar da moral bozan olaylar.

Dünyaca ünlü isimlerin performanslarını fotoğrafladınız. Bu sırada hep işinize odaklanmış mı oluyorsunuz yoksa performansları izleyip keyfini çıkarabildiğinizi düşünüyor musunuz?

Çalışırken profesyonel olmama karşın bazen çekim esnasında kendimi kaptırdığım konserler oluyor. Bir fotoğrafçı olarak genelde konserlerde ilk 3 şarkı esnasında bulunuyoruz. Eğer sevdiğim bir grup, bildiğim bir şarkı ise bazen makina arkasında şarkı sözlerini bağırdığımı, ayağımla ritim tuttuğumu görebilirsiniz. Daha önce anlattığım gibi bu işe girmemin nedenlerinden biri konserleri izlemek. Maalesef son birkaç senedir fotoğrafçıları 3 şarkıdan sonra salondan çıkarmak gibi bir huy çıktı çoğu yerde ve bazen konserin geri kalanını izleyip keyfini çıkartmak istesem de bu mümkün olmuyor. Uzun süre boyunca çalıştığım konser salonlarında bazı görevlileri tanıyorum ve güvendiklerinden dolayı istersem bazı performansları izlemem için imkân yaratıyorlar bana. Bir de tabii en önde olduktan sonra birden en arkadaya geçmek her zaman zevkli değil. Genelde çok sevdiğim sanatçıların konserlerine bilet alırım izlemek için, çünkü her istediğim performansın fotoğrafını çekebilmem mümkün olmuyor.

Çalışırken başınıza gelen en tuhaf şey neydi, aklınızda spesifik bir anı var mı?

İki yıl önce Mystery Jets’in bir performansında grubun sahneye çıkmasını beklerken güvenlik görevlisi yaklaşıp “3 şarkı, 1 kere flaş” dedi. Genelde kural flaşsız 3 şarkı. Biz de fotoğrafçılar olarak bu espriye güldük. Güvenlik görevlisi kendini “pardon 1 şarkı 3 fotoğraf” diye gülerek düzeltti daha sonra ise “3 şarkı sıfır fotoğraf” dedi. Hep beraber güldük. Konser başladı, biz fotoğraf çekmeye başladığımız saniye önümüze atlayıp “Hayır, size 3 şarkı no fotoğraf demedim mi ben” diye çekim yapmamız engellemeye çalıştı. Neyse zar zor arkadaşın jetonunu düşürdük. Bu işi bırakıyorum dedirten anılardan bir tanesi bu.

İsim vermeyeyim ama performans öncesi bir sanatçının menajeri ile bir görüşme yaptım ve menajer bana kesinlikle sanatçıya bakmamamı ve de sanatçının gözüne görünmez olmamı istedi. Fotoğraf çekerken yapamayacağım iki şey sanatçıya bakmamak ve görünmemek.

Şimdiye dek belki de yüzlerce grubu/müzisyeni canlı izlemiş olmalısınız. Hiç unutamadığınız konserler oldu mu, biraz bahsedebilir mısınız?

İlk seyirci olarak gittiğim konser İstanbul’da yılını tam olarak hatırlayamıyorum ama, 90’lı yılların sonuna doğru Prodigy’nin verdiği bir konserdi. Böyle bir grubun Türkiye’ye getirilişi benim için o zamanlar inanılmaz bir olaydı. Konser görevlilerinin insanlar sıcaktan bayılmasın diye kovalarla bize su attıklarını, bulunduğum yerdeki bütün seyircilerin birden sanki Musa kızıl denizi yarmış gibi ayrılması ve bir koca kova suyun tamamının başımdan aşağı dökülmesi unutamadığım bir hatıra. Peaches’ın Astoria adlı mekanda verdiği konser unutamadığım başka bir hatıra, show’un harika olmasının yanında seyirciler içerisinden beni seçip 3000 kişiye sahneden Fuck the Pain Away söyletmesi bu konserin kalbimde özel bir yeri olmasına sebep.

Diğer aklıma gelen bir konser de birkaç sene önce Koko’da Smashing Pumpkins’in verdiği konser. Konser genel olarak keyifliydi ama sonuna kadar beklemek istemedim açıkçası. Arkadaşlarımla tam kapıdan çıkarken Marilyn Manson’ın sesini duydum, o avaz avaz  “olamaz, Marilyn Manson sahnede!” diye bağırarak yaptığım U dönüşünü hiç unutamam. Billy Corgan ve Manson gibi iki efsanenin sahneyi paylaşması benim için süper bir olaydı. Aynı tarzda Nick Cave ’in yaptığı bir kitap turunda seyircilerin yine seyirci olan PJ Harvey’i zorla sahneye çıkartıp Henry Lee parçasını söyletmesi gözlerimle gördüğüme inanamadığım bir hatıra. Gençliğim boyunca taparcasına dinlediğim Bjork, Madonna, PJ Harvey, Suede, Tori Amos, Nick Cave, Portishead, Hole, Garbage gibi grupları ve sanatçıları ilk kez izlediğim konserler hep sakladığım hatıralarım arasında. Tabii bu iyi hatırların yanında kötüleri de var, mesela ilk kez Placebo’yu sahnede görüşüm hüsrana uğramama sebep olmuştu çünkü çok beğendiğim ilk iki albümlerinden sadece 2 şarkı söylemişlerdi. O günden beri hiç bilet almadım konserlerine.

Çekim yaparken unutamadığım bir hatıra ise yine Nick Cave ile ilgili. Nick Cave sadece ilk şarkıda fotoğraf çekilmesine izin verir. Seneler önce bir çekim sırasında ilk şarkı bittikten sonra çekim alanını fotoğrafçılar olarak terk etmedik ve Nick Cave ikinci şarkısını durdurup sizin buradan gitmeniz gerek dedi. Biz de başımız önümüzde eğik alandan çıkarken, “Durum, bekleyin” diye arkamızdan bağırdı ve birden bire sanki Saturday Night Fever’daki John Travolta’ymış gibi hareketlerle bize poz vermeye başladı. Eğlenceli bir anı.

Hiç herhangi bir grup veya müzisyenle birlikte turladınız mı, nasıl bir deneyimdi? Eğer hayırsa kiminle birlikte turlamak isterdiniz?

Hayır, tur hayatının bana göre olduğunu düşünmüyorum açıkçası ya da geçenlerde bir arkadaşıma dediğim gibi eğer her tarafa uçakla uçurulup, otellerde tek kişilik odalarda konaklayabileceğim bir tur varsa o zaman hemen OK derim. Genelde böyle olmuyor tabii. Beraber tura çıkmak isteyebileceğim sanatçılardan bazıları Kesha ve Flaming Lips, aşırı zevkli olabileceğini düşünüyorum onlarla turlamanın. Yılların tecrübesi ve hikâyeleri olan Iggy Pop gibi sanatçılarla turlamak ilginç olabilir. Bu sene en beğendim albümlerden olduğu için Kali Uchis ve Janelle Monae ile de turlamak isterdim ki beğendiğim şarkıları pek çok kez canlı dinleyebileyim.

Bu yıl içinde çektiğiniz fotoğraflardan en çok sevdiğiniz hangisiydi?

Ben kendimin en büyük kritiğiyim. Çekimin hemen sonrası beğendiğim, işte bu fotoğraf dediğim bir fotoğrafta hep 2-3 gün sonra genelde bir kusur buluyorum. Fakat son 2 aydır çektiğim fotoğraflardan memnunum açıkçası. Years & Years konserinde çektiğim bir-iki fotoğraf var çok sevdiğim, onlar dışında Chvrches ve Childish Gambino’nun çektiğim fotoğrafları sevdiğim ve gurur duyduğum fotoğraflar.

Performans fotoğrafçılığı yanında müzisyenlerle portreler de çalışıyorsunuz. Bu çekimler öncesi gruplarla/isimlerle neler konuşuyorsunuz? Onları rahatlatmak için kullandığınız özel küçük numaralar var mı?

İlk olarak bütün sanatçılara sorduğum soru kamera karsında doğal olup olmadıkları. Genelde bunu şaka tarzında “eminim ki hiç direktif vermeyeceğim bir çekim olacak bu” tarzlı sözlerle söylerim ki direktif almak isteyip istemediklerini anlayabileyim. Bir başka espri tarzlı söylediğim şey “Şimdi işinizin en sevdiğiniz en eğlenceli bölümüne geldik.” Çünkü çoğu sanatçının kendini çok rahat hissetmediği bir ortam portre çekimleri. Şöyle düşünürüm hep, ben kendi resmimin çekilmesinden çok hoşlanmam ya da belirli açılardan çekilmesini tercih ederim dolayısıyla karşımdaki kişinin de benim gibi olabileceğini düşünürüm. Bu yaptığım espri de “Acınızı paylaşıyorum.” anlamlı bir espri.

Çekim sırasında da diyalog kurmaya çalışırım, mesela daha önce onları izlemişsem ondan bahsederim ki karsımdaki en azından müzikleriyle hiç ilişkisi olmayan biriyle çalıştığını düşünmesin. Yeni albümü çıkacak sanatçılara albüm hakkında sorular sorarım mesela.

Öznenize ilginiz varsa ve onlarda ilginiz olduğunu anlarsa ortam daha bir yumuşuyor. Diyaloglar sanatçıdan sanatçıya değişiyor tabii, bazıları çok konuşkan olmuyor bazıları da çekim olduğunu unutup sohbete dalıyorlar.

4-5 erkekten oluşan gruplara son zamanlarda söylediğim bir şey de “Eğlenceli bir çekim yapalım, mesela bu otobüs bekliyormuş duruşu yerine başka şeyler deneyelim.” Çünkü grup resimlerine baktığınızda 4 adamın duvar önünde sıra şeklinde durup lense baktığı resimler kadar depresif fotoğraf yok müzikte.

Son olarak, gelecek projeleriniz üzerine birkaç cümle alsak sizden?

Performans ve müzik dışı alanlarda aklımda birkaç fotoğraf projesi var ve umuyorum ki bu senenin sonuna doğru gerçekleştireceğim. Bunun yanında son 1-2 senedir performans fotoğraflarımla ilgili küçük bir sergi yapma isteğim var ama daha önce de söylediğim gibi fazla kritik yaptığımdan bir türlü resimleri seçemiyorum, belki başkalarına seçtirmem daha uygun. Tabii performans fotoğrafçılığına da devam.

Çok teşekkürler!

Kendisini takip edip birbirinden güzel fotoğraflarını düzenli olarak görebilmeniz için sizleri Burak Çıngı’nın websitesi ve sosyal medya hesaplarına gönderiyoruz;

Website/Instagram/Twitter