festival

ORADAYDIK: PITCHFORK MUSIC FESTIVAL PARIS

Eğer Kasım ayı başında herhangi bir sebeple Paris’te bulunuyorsanız asla kaçırılmayacak müzik etkinliklerinden bir tanesi Pitchfork Müzik Festivali. 2011 yılından beri Paris’in en büyük konser alanlarından birisi olan Grande Halle de la Villette’te düzenleniyor. Festival alanı şehir merkezinde olduğundan metro ve tramvay ile rahatlıkla ulaşabiliyorsunuz. Hangi durakta inmeniz gerektiğinizi karıştırabileceğinizi sanmıyorum, zira tarz giyinmiş insanları takip edince yolu buluyorsunuz. Ya da bol bol İngilizce konuşulduğunu duyuyorsanız da doğru yoldasınız demektir, çünkü yakın olduğu için özellikle İngiltere’den ve dünyanın dört bir yanından insan geliyor festivale. Her ne kadar kullanışlı olmasa da dönüş için de gece otobüsleri var, böylece sonuna kadar festivalin keyfini çıkarabiliyorsunuz. Festival için böyle büyük ve kapalı bir alan seçilmesi çok yerinde bir karar olmuş; malum bilen bilir, Paris’in havası her an bozabilir ve beklenmedik bir yağmur konserlerin keyfini kaçırabilirdi. Tabii soğuk havaya karşı alınabilecek herhangi bir önlem yok, bu yüzden festival alanına girdiğiniz andan itibaren çıkana kadar çılgınlarca dans ederek ısınabilirsiniz; ben öyle yaptım şahsen.

Bu yıl Pitchfork 1-2-3 Kasım tarihlerinde gerçekleşti ve ilk gün saat 17:00 itibariyle kapılar açıldı. Konser salonuna geçmeden önce ziyaretçilerin vakit geçirebileceği yerleri ve yemek/içki alınabilecek standları görüyorsunuz. Vakit geçirilecek yerler derken, oldukça geniş düşünün. Fotoğraf çekilmek, hoplayıp zıplamak falan bir yana saçınızı bile kestirebiliyorsunuz mesela. Tabii bütün bu eğlencelere dalmadan önce hatırlanması gereken önemli bir nokta var. İçeride nakit para kullanılmıyor, bu yüzden cashless standlarına gidip dilediğiniz kadar parayı bilekliğinizdeki ufak karta yükletmeniz gerekiyor. Böylece içeride istediğiniz her şeyi bu kartı okutarak satın alabiliyorsunuz. İçki ve yemek için çeşitli seçenekler mevcut, fiyatlar çok ucuz olmasa da böyle bir festival için normal sanırım. Mesela 25cl Heineken bira 4,5 euro iken bir kadeh şarap 5 euroya satılıyor; yemekler ise 6 euro’dan başlıyor diyebiliriz.

Maria Louceiro // Pitchfork

Nihayet konser salonuna girdiğinizde, dışarıda hava hala aydınlık olsa bile, ışıklandırma ve dekor sayesinde hemen moda girebiliyorsunuz. Dikdörtgen şeklinde devasa bir mekan düşünün, iki ucunda da sahne var. Ortada ve kenarlarda kalan yerler ise yine çeşitli aktivitelere ayrılmış; playground, VIP bar, şarap barı gibi çeşitli alanlar mevcut. İki tane sahne var dedik, bu çok güzel bir şey aslında ama minik bir dezavantajı da var. Öncelikle bir konser bir sahnede başladığında, diğer sahnede soundcheck yapılıyor, sahne hazırlanıyor; dolayısıyla devam eden konser bittiğinde öteki sahneye geçiyorsunuz ve gecenin sonuna kadar top gibi bir sahneden öbürüne sekiyorsunuz. Böylece hiçbir konser aksamamış oluyor ve birkaç istisna dışında programda yazılı olan saatte konser direkt başlıyor. Tabii siz de hiçbir konseri kaçırmamış oluyorsunuz. Dezavantajına gelince, özellikle akşamın ilerleyen saatlerinde mekan o kadar kalabalıklaşıyor ki, eğer bir konserde sahnenin önlerindeyseniz, diğer konserde en arkalara kalıyorsunuz. Bu yüzden stratejik davranıp sevdiğiniz grubu önlerden dinlemek için, önceki grubun son şarkılarını feda etmeyi seçebilirsiniz, ki her ne kadar hiçbir şey kaçırmak istemeseniz de bazen bunu yapmak gerekebiliyor. Nitekim 17:30’dan gece yarısına hatta son gün sabaha kadar devam eden bir festivalden bahsediyoruz; konserler aralıksız sürüyor ve içki/yemek/tuvalet molaları için, kuyrukta beklediğiniz süreleri de katacak olursak, biraz vakti gözden çıkarmanız zorunlu oluyor. Ama merak edilecek bir durum yok, nereye giderseniz gidin müziği hep duyuyorsunuz zaten.

Festivalin ilk günü Miho Hatori konseriyle başladı. Hani ilk konserler genelde çok kalabalık olmaz, çok dikkat çekmez falan ya, ben iyi ki ki gitmişim dedim. Bu nasıl bir sevimlilik, bu nasıl bir enerji! Mükemmel bir başlangıç oldu gerçekten. Sonrasında Cola Boyy konseri vardı, ki bu konser için de aynı şeyi düşündüm. Cola Boyy ismiyle çıkış yapan Matthew Urango özellikle şarkılar arasında engelli bir sanatçı olmak üzerine söylediği farkındalık yaratan şeylerle de kalbimizi çaldı. Akşamın öne çıkan diğer konserleri John Maus ve Etienne Daho oldu. John Maus deneysel, psikedelik soundları ile bizi apayrı bir havaya soktu; The Combine, Outer Space şarkılarını dinlerken farklı bir boyutta gibiydi salon. Sonrasında Etienne Daho çıktı, hiç göstermiyor ama 62 yaşında kendisi! Fransa’da bir hayli seviliyor. Diğer grup üyeleriyle birlikte sahneye siyah deri maske ve deri kıyafetleri ile çıktılar, bu bakımdan fazlasıyla genç bir havaları vardı. Ve günün zirvesini ve kapanışını Mac DeMarco yaptı. Kendi güzel şarkıları dışında Misfits coverlar’ı da yaparak bizleri mutlu etti.

İnanmayacaksınız ama ikinci gün, birinci günden bile güzel geçti. Önce Pablo Boy, Tirzah konserleri vardı ve Dream Wife konseri ile devam etti akşam. Konserin en çok aklımda kalan kısmı şu söz oldu sanırım: “Toplumsal cinsiyet normları sosyal bir yapıdır. Paris, bu normları yıkmaya hazır mısın?” Bu söz sonrasında hep beraber Somebody şarkısını söyledik, gerçekten olağanüstüydü. Ardından Lewis Of Man konseri vardı, Milena Leblanc da dansı ve sesiyle bazı şarkılara eşlik etti. Başta biraz heyecanlandı herhalde hatta canım, bir şarkının sözlerini unuttu. Je pense à toi, Yo Bene albümlerini dinledik çoğunlukla. Daha sonra Kanadalı ikili Chromeo’nun konseri vardı. Sahneye ikiliyi önceleyecek şekilde iki kadın manken bacağı koymuşlardı, Head Over Heels albüm kapağını hatırlatıyordu bu bakımdan. Zaten bu albümden çaldılar bolca, Must’ve Been ve Don’t Sleep şarkılarını da bütün salona söylettiler. Bagarre konserini yemek yerken uzaktan, asma kattan izledim, ve sahnenin önünde olup aşırı eğlenceli görünen pogolara katılamadığım için çok üzüldüm açıkçası. Fakat bunu Blood Orange ve Kaytranada konserlerinde önlerden yer kaparak telafi ettiğimi düşünüyorum. İki konser de aşırı kalabalıktı ve birbirinden büyüleyici geçti. Blood Orange konserinde Dev Hynes’ın kendisi, back vokaller, gitar, bateri, saksafon derken oldukça zengin soundlar vardı. Charcoal Baby, Chewing Gum, You’re Not Good Enough şarkılarını canlı dinlemiş olduk böylece. Sonrasında Kaytranada konserinde Blood Orange ile indiğimiz derin kuyudan çıktık, ve hipnotik dans moduna geçtik. Konser sırasında kullanılan görsellere de ayrıca hayran kaldım, belirteyim.

Matt Lief Anderson // Pitchfork

Festivalin üçüncü ve son günü en uzun süren gün oldu; 17:30’da başladı yine. İlk konserlerde pek enerji yoktu gibi hissettim nedense, özellikle Snail Mail konseri çok yavan geçti. Ama Unknown Mortal Orchestra ile her zamanki ritme dönmüş olduk. Fakat Hunnybee, So Good At Being in Trouble gibi güzel şarkılarının bazılarını sona sakladıkları için sonrasında Bon Iver konserine geçmek bir hayli zor oldu. Önlerde olduğum için diğer sahnenin ne denli kalabalıklaştığını fark etmemişim, bu yüzden ne yazık ki Bon Iver konserini VIP barın asma katından dinlemek zorunda kaldım. Gerçekten öyle bir kalabalığı festivalin başka hiçbir anında görmedim desem abartmış olmam herhalde. Ki değdi de herkesin geldiğine, canlı dinlemek başka oluyormuş. Bon Iver’den sonra DJ set kuruldu ve tekrar dans moduna geçtik. Jeremy Underground, Dj Koze, Peggy Gou, Avalon Emerson DJ kabinine geçti sırayla ve o kadar iyiydi, o kadar çok dans ettim ki saat 3:30 itibariyle tabanlarımda duyduğum sızıdan dolayı sabahı göremeyeceğimi fark ettim. Bu yüzden Pitchfork’a son kez şöyle bir bakıp, seneye tekrar gelmek umuduyla salondan ayrıldım.

Sonuç olarak Pitchfork deneyimim beklediğimden bile iyiydi, ki beklentilerim hali hazırda baya yüksekti aslında. Bu yüzden Pitchfork 2019’u kaçırmayın, ben de orada olacağım!

Sevgiler.

Etkinlikten video ve fotoğraflara Instagram hesabımızdan göz atabilirsiniz.

Yazı için Tuğba Gökduman’a teşekkürler!

 

AVRUPA’NIN EN HAVALILARI: WAY OUT WEST & FLOW FESTIVAL

Türk lirasının değer kaybedişiyle paralel olarak yurtdışı festivalleri de hem bilet fiyatları hem de uçağıdır, kalacak yeridir derken giderek daha da hayal olsa da takibi elden bırakmıyoruz. Malumunuz, yazın yavaş yavaş sonuna yaklaşıyoruz ve Primavera’lar, Lollapalooza Paris’ler, Best Kept Secret’lar gözümüzün yaşına bakmadan geçti gitti. Bizi ise bu yaz için bunlardan çok daha fazla heyecanlandıran iki festival vardı: Way out West ile Flow. (daha&helliip;)

PAR.IS.TANBUL FESTİVALİ

Paris ve İstanbul‘un ortak paydası İstanbul Fransız Kültür Merkezi, bomontiada işbirliğiyle bomontiada’ya Eyfel Kulesi’nin gölgesini düşürecek. 20 Haziran günü Acid Arab konseriyle başlayacak festival 30 Haziran’a kadar göze, kulağa, akla ve mideye hitap eden etkinlikleriyle devam edecek.

Detaylı programı şöyle bırakalım;

Festival için hazırlanan videoyu da şöyle bırakalım;

MART TAKVİMİ: TEKRAR SOKAĞA!

Kış, soğuk, parasızlık, gündem, korku derken sanki evlere biraz fazla kapandık. Ve açıkçası bundan inanılmaz sıkıldık.

Güneş yavaştan kendini göstermiş, gözlerimiz daha ince kıyafetlere kaymaya başlamışken bizce artık silkelenme ve tekrar sokağa çıkma vakti geldi. Bu ay bütün bahaneleri bir kenara, kendimizi de müziğe bırakıyoruz. (daha&helliip;)

YENİ BELGESEL: WHY WE LOVE MUSIC FESTIVALS

Müzik festivalleri ile ilgili konuşmak bir noktadan sonra klişeye kaçar bir vaziyet alsa da bazen bazı basit soruların cevabı hemen verilemez. Müzik festivalleri ile ilgili bu durum şiddetle düşünülmüş olacak ki kendileri adına bir belgesel hazırlanmış.

Oldukça dümdüz ve samimi olduğu öne sürülen belgesel dolayısıyla konser görüntülerinden oluşmuyor. Ünlü festivallerin tanıkları ile röportajlar, geçirdikleri güne dair kesitler, danslar, şakalar, komiklikler ve dahası bu belgeselde olacak.

Yani aslında çok yakından bildiğimiz, sadece yurtdışında olduğundan ötürü katılamadığımız için kültür farklılığı hissedeceğimiz belgesel “Ah gençlik günleri…” ile başlayıp, gazeteci ve müzik endüstrisinin bilinir kişilerinin anlattıklarıyla hiç bitmeyecek gibi görünüyor.

Buyrun; fragmanı burada:

SOUNDGARDEN FESTIVAL: 2015

23 Mayıs günü bizi Kilyos yollarına düşürecek festival Soundgarden‘da sahne alacak ilk isimler belli oldu. Yaptığı şarkılarla insanları ağlatmaya yeminli Anna Calvi ilk anda göze çarpan isim.

Anna Calvi’nin yanında yaptığı saykedelik işlerle dikkat çeken Goat festivale damga vuracak bir başka isim gibi duruyor.

Bu isimleri peşi sıra, artık bizden bir Wild Beasts, Acid Arab, Kim Ann Foxman, Nathan Fake, Orlando Julius & The Heliocentrics festivalin yabancı konukları. Türk kontenjanında ise geçtiğimiz senenin özeti var. Can Kazaz, Kalben, Gaye Su Akyol, Ayyuka, Nil İpek. Güzel bir festival bizi bekliyor.

CHILL-OUT FESTIVAL: 2015

Geçtiğimiz günlerde tarihlerini 23-24 Mayıs olarak açıklayan Chill-Out Festival, bu kez gelecek isimleri açıkladı. Liste; Balthazar, Thievery Corporation, YATCH, Tropics, Hollie Cook gibi beğendiğimiz isimleri içermesinin yanında bizleri bir Slowdive konserine hazırlıyor.

Festivalde de dinleriz artık yumuşak yumuşak.

Listenin tamamına ulaşmak için sizi şöyle festivalin göz yakan sitesine alalım.

 

XXF – VERY VERY FRENCH: 2014

XXF festival logo-01-1

Geçen sene ilki düzenlenen, Fransa’nın müzik ihracatı XXF – Very Very French‘in ikincisi kapıda. Fransız Kültür Merkezi önderliğinde düzenlenen festivale gelecek isimler ise bu sene de şahane.

Sébastien Teilier (5 Kasım, @Babylon) : İsmi kadar yaptığı müziklerin de karizmasıyla aklımızı başımızdan alan Séebastien Teilier festivalin ağır topu. La Ritournelle‘i canlı  canlı dinlemek için büyük fırsat ayağımıza geldi.

Émilie Simon (8 Kasım, @Salon IKSV) : Şarkılarında Fransızca’nın yanı sıra İngilizce’yi kullanmaktan çekinmeyen Émilie Simon, festivalin şirin Fransız kadını kontenjanını tek başına dolduruyor. Bunun yanında tatlı talı dans edebilme imkanı vermesi ise ekmek kadayıfı üzerindeki kaymak oluyor.

Zaza Fournier (12 Kasım, @Roxy) : Dream TV gençliğine selamlar olsun. Zaman, Vodka Fraise dinleme zamanı. Tabi bunun yanında kendisiyle daha önce tanışmayanlar için ise fırsat hemen aşağıda. Günümüzün Edith Piaf’ı ise Zaza Fournier’in güçlü lakaplarından.

Breakbot & Irfane (7 Kasım, @Indigo) : Dans müziğine gönül verdim diyenlerin kaçırması mümkün olmayan parça Baby I’m Yours’un sahipleri Breakbot & Irfane’e DJ Set’ini Indigo’ya kurmaya hazırlanıyor.

Yuksek (13 Kasım, @Babylon) : Yuksek’i aşağılara bırakmamız biraz da kendisini popüleritesine güvenmemiz. Elektronik müzik sahnesinde ismi yukarılara yazılan Yuksek’i bir de XXF – Very Very French sayesinde dinleyeceğiz.

Forabandit (14 Kasım, @Moda Sahnesi) : Festivalde sahne alacak en farklı kadroyu oluşturan Forabandit, bir Fransız bir Türk ve bir İranlı içeriyor. İşin içine ise Bağlama giriyor, Zarb giriyor, Mandocello giriyor. Sizleri canlı performanslarıyla baş başa bırakıyoruz.

Bu kadar Fransa konuştuğumuza göre, Fransızların ünlü bir sözüyle bitirelim;

Beyonce

NFAQ: Rock’n Coke 2013

O kadar da merak etmediğiniz sorular ve cevapları burada…

Rock’n Coke vakti artık yaklaşıyor. Festival öncesi klasik soruların cevaplarını kısa bir Google aramasıyla bulmak mümkün. Avaz Avaz olarak, biz o kadar da sık sorulmayan kritik soruların peşine düştük.

Ana sahnede dinlemediğimiz ya da sevmediğimiz bir isim var, çadırımıza dönüp bir sonraki isme kadar uyuyalım mı?

– Tabii ki hayır. İki senede bir gerçekleşen ve toplamda 3 gün süren bir festivalden bahsediyoruz. 4 tane daha sahne var. Keşif Sahnesi‘ne koş, olmadı Şehir Sahnesi‘nde takıl… Hem belki o çok yaygın “Türkiye’de güzel müzik yapan grup yok” efsanesini de paramparça etmiş olursun kafanda, kim bilir.

Aynı anda 5 sahneyi birden izlemek mümkün mü?

– Eğer Zaman Döndürücü‘nüz yoksa o iş zor.

Kamp hamallık mı?
– Evet ve hayır. Açık konuşalım, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte içerisi cehenneme dönecek. Ve evet tuvalet ve duş büyük sıkıntı. Yine de gencim, kire, pasa, sıcağa dayanırım diyorsan hiç durma. Koca bir festival günü sonrası yürüyerek yatağına ulaşmak kadar iyi hissettiren çok az şey var. Üç gün boyunca gerçek dünyadan soyutlanmak da cabası.
Rock’n Coke’ta Türk gruplara hak ettikleri değerler veriliyor mu?
Editors‘ten sonra çıkacak Duman ve Primal Scream‘den sonra çıkacak Teoman‘dan bahsediyorsak bizce evet. Ayrıca Şehir Sahnesi’nde performans sergileyecek olan Sapan, On Your Horizon, Meriva, kafabindünya gibi gruplar hak ettikleri değeri organizasyondan değil, senden bekliyorlar.
Biletler pahalı mı?

– Kampüs temsilcileri aracılığıyla satılan kamp ve kombine biletlerde çift basamaklı sayılardan söz ediliyor. Bilet fiyatı bir bahane değil.

Arctic Monkeys, Rock’n Coke‘un assolisti olabilecek kapasitede mi?
– Rock’n Coke’un Facebook sayfasında karşılaştığımız bu soruya cevap vermemeyi tercih ederdik ama yine de cevap verelim, evet.
Rock’n Coke’a giderken ne giyelim?

Arctic Monkeys‘den Primal Scream‘e, The Prodigy‘den Within Temptation‘a, La Roux‘tan Hurts‘e uzanan ne olursan ol yine gel listesiyle kıyafet için çok çeşitli kombinasyonlar denenebilir. Yine de Rock’n Coke akşamları bir başka serin oluyor hele aylardan eylül ise.

Festivalde yapmamamız gereken en kritik hata?

– Öğlen 2’de içmeye başlayıp akşam olmadan kepenkleri indirmek. Festival birayla güzel, o ayrı ama yaz sıcağında çarpılmamak lazım. Bir de ilerleyen saatlerdeki performansları kaçırırsanız üzülen yine siz olursunuz.

Jamiroquai sahnedeyken Jamiryo diye bağırsak olur mu?

– Ülke puanı. 🙁

Festival alanında önceki senelerin kritiğini yapmak, geçmiş tecrübeleri konuşturmak caiz mi?

– İki sene öncesini hatırlayan kaldı mı? Daha da önemlisi iki sene öncesini umursayan kaldı mı? Geçmişe tutunmamak lazım. Ülkenin en ana akım festivaline katılmış olmak da çok ilginç değil zaten.

Rock’n Coke’a çıktığı için iteleyip öteleyebileceğimiz bir grup var mı?
– Yıllardır kimse kapitalizm demiyor, malum. Ama illa da öteleyeceğim diyorsan, alternatiflik – popülerlik kovalamama – Rock’n Coke’un ana akımlığı üzerinden Büyük Ev Ablukada‘yı çekiştirebilirsin.
Bu sene Rock’n Coke’a Linkin Park geliyor mu?
– Hayır.


TEKRAR-ROCK’N COKE 2013

Bir gelen bir daha geliyor…

Rock’n Coke 2013’ten açıklamalar devam ediyor. Önceki gelişlerinde memnun kalmış olacaklar ki bu sefer bir gelenin bir daha geldiği bir liste var.
– 2009 yılında yine bir Rock’n Coke’ta ağırladığımız Prodigy;

– 2011 yılında sevenlerini Kuruçeşme Arena’ya topladıktan sonra şimdi seven sevmeyen herkese festivalde kucak açacak olan Jamiroquai;

– Geçtiğimiz sene Goldfest’te boy gösterdikten sonra bu sene gotik, barok ve rokoko tarzı metali festival alanına getirecek Within Temptation;

INDIE-ROCK’N COKE 2013

“Atlantis to Interzone”


Rock’n Coke 2013, kadroyu açıklamaya devam ediyor. Bu dalgaya ağırlığını koyan tür ise Indie-Rock oluyor.

– 2011 yılında +24 sınırına takılıp Efes Pilsen One Love Festival’de izleyemediğimiz Editors yeni albümüyle beraber ayağımıza geliyor.

– Konser sırasında ezilen ayaklar için şimdiden özür dilediğimiz isim; Klaxons




– Asi çocuklar, The Cribs, bakalım bu sefer istediğini bulabilecek mi?

– “Diskoyu da en iyi biliriz.” diyen Rock’n Coke 2013, bunu Ellie Goulding ve La Roux ile kanıtlama peşinde.

– Yerli isimlere ise 123 Band, Melis Danişmend, Yasemin Mori, Ayyuka, The Ringo Jets, Replikas, Post, Portecho, Büyük Ev Ablukada, Kaan Düzarat ve artık yerli sayabileceğimiz Oi Va Voi eklendi.

ROCK’N COKE 2013

”i bet that you look good on the dancefloor”
Rock’n Coke 2013, gün itibariyle heyecanla beklenen line-up’ı açıkladı. Büyük ihtimalle hepimiz aynı Arctic Monkeys heyecanını yaşıyoruz ancak sevinçten uçmamak ve ayakları yere sağlam basmak gerekiyor. Eylül’e henüz çok var! Bir de bilip de dinlemediğimiz, dinleyip de tanımadığımız gruplar line-up’daki yerini almış görünebilir. Bu karmaşayı ortadan kaldırmak adına tüm linkleri şarkılarıyla buraya bıraktık.
Öyleyse hemen sıralayalım: 
-Zaten biliyorduk, tek tesellimiz en büyük motivasyonumuz olmuştu: Arctic Monkeys
-Bir diğer ”Sonunda açıklandı!” dedirten isim: Hurts
-2012’de NME tarafından yılın en iyi şarkısı seçilen Best Of Friends’i kanlı canlı dinleyeceğiz: Palma Violets
-Görsel şölen: Maximo Park

-Muhteşem cover’larıyla hatırlıyoruz, hatırlayalım: Triggerfinger
-Rock’n Coke 2013’ün discosu, dansı: Little Boots

-Helsinki’den kalabalık minimalist indie-pop sesleri geliyor, haydi bakalım: Rubik
-Ana sahnenin oralarda görüşürüz: Everything Everything
-Duman, Aylin Aslım, Can Bonomo ve Manga gerçekten (!) yerli isimler arasında.
Yeni yeni isimlerin açıklanacağını vurgulayan organizasyon adeta ”Bu daha başlangıç!” diyor. Şimdilik bize düşen sabırla Eylül’ü beklemek. Unutmadan; 
Rock’n Coke 6-7-8 Eylül’de Hezarfen Havaalanı‘nda! 

(Off The Record): Vol XVI

1. Trent Reznor artık daha fazla heyecanlandıramaz derken Call Of Duty: Black Ops II‘nun müziklerini yapıyor olduğu öğrendik.
.
.
2. Kral geri dönüyor.
.
.
3. Sandman‘in hikayesi 25. yaşında tamamlanıyor. Neil Gaiman da en az bizim kadar heyecanlı:
.
.
4. Efes Pilsen One Love‘da yaşananlar şimdiye dek tecrübe ettiklerimizin en komiği.
.
.
.

5. Hareket çok mühim.
.

.
* Görsel: The Killers – Day & Age

Yasak: Efes Pilsen One Love


Festivalde alkol satılmayacak

Efes Pilsen adının festivalde kullanılıp kullanılmayacağı tartışmaları devam ederken festival süresince alkol satışı yapılmayacağı festival yetkililerince facebook’tan kısa bir süre önce duyuruldu.

Yazılı anlaşmalarımız olmasına ve mevzuatlara uygun olmasına rağmen, işletme sahiplerinin ruhsatlarını kullandırmaması nedeniyle, etkinliğimiz süresince alkollü ürün satışı yapılmayacaktır. Tarafımıza çok kısa süre önce bildirilen bu durum nedeniyle tüm müzikseverlerden özür dileriz.”

Özellikle muhafazakar basın tarafından tartışma konusu yapılan festivaldeki bu son gelişme çok tartışılacak