gevende

HAZİRAN TAKVİMİ: YAZ YÜKLENİYOR (%51)

Yazın gelmeyi reddettiği İstanbul, takvimini de dolayısıyla pek şenlikli sunmuyor önümüze. En keyifli haberin Peyote Cennet Bahçesi olduğu bu Haziran ayı için umuyoruz kendinize müzikli günler yaratabilirsiniz. İyi eğlenceler!

1 Haziran

Arkaoda // DJ NIO

kargART // Robonima Label Night (Roof Penguin + Midvil + Nokken)

2 Haziran

Arkaoda // Sacha Mambo

Kafes // EGG London Presents: & ME + Adam Port

kargART // Frozen Clouds / Grapes in the Mouth /

3 Haziran

Kanto // Melik Şah ve Saz Arkadaşları

Kafes // Just This İstanbul: Hunter/Game, Pizetsky

kargART // Reptilians from Andromeda + Young Shaven

Akbank Sanat // Akbank Sanat Nordik Film Günleri

Peyote Cennet Bahçesi // Kim Ki O – Gevende

4 Haziran

Arkaoda // Klan 2.yıl Buluşması

kargART // Tahribad-ı İsyan

5 Haziran

Zorlu PSM // 45. İstanbul Müzik Festivali: La Stravaganza

7 Haziran

Arkaoda // Islandman DJ Set – Tolga Böyük

8 Haziran

Mentha // Hey! Douglas

9 Haziran

Zorlu PSM // Babamın Şarkıları Munir Nurettin Selçuk Eserleri

Kafes // Oxia + Jonathan Kaspar

If Performance Hall Beşiktaş // Adamlar

10 Haziran

Kafes // Cubicolor

Arkaoda // Sleep D. DJ Set

Peyote Cennet Bahçesi // Jakuzi & Palmiyeler

14 Haziran

bomontiada // Fête de la Musique – Kolektif Istanbul

15 Haziran

bomontiada // Fête de la Musique – Titi Robin

16 Haziran

Kafes // Stil Vor Talent Night: Teenage Mutants + Moonwalk + Klangkuester

bomontiada // Fête de la Musique -La Caravene Passe

Zorlu PSM // Lokalize: Son Feci Bisiklet

17 Haziran

Kafes // Alex Stein

Arkaoda // 118.1 – Ece Özel – Ozan Maral

18 Haziran

Kafes // Jan Blomqwist (live)

20 Haziran

Zorlu PSM // 45. İstanbul Müzik Festivali: Opus 2

30 Haziran

Arkaoda // Candan Baş

Kafes // Re.You

 

 

İŞ ÜSTÜNDE: GEVENDE

Merak ediyoruz. Kim, neyi, nerede, nasıl yapmış; kişiler, şeyler, yerler ve yollar birbirine nasıl ulaşmış; bakmadığımız sırada neler olmuş; baksak belki de neler olacakmış bilmek istiyoruz.

Bu sebepten bu kez Gevende’yi, hem de Salon konseri öncesi provalarında ziyaret ettik. Harikalarını nerede yarattıklarına baktık, yeni haberlerine kulak kabarttık. Ekip büyümüş, yeni sesler bizi bekliyormuş ve Cumartesi harika olacakmış. İnanmıyorsanız videomuza* göz atın. Afiyetle:

Unutmadan, bu haftasonu takvimlerin 20 Şubat‘a işaret ettiği akşam (daha pratik insanlar olsaydık “Cumartesi akşamı” da diyebilirdik) Salon’da olacağız. Sizi de bekleriz.

 

* Video için alkışlar ve teşekkürler Batuhan Ege Örs‘e gidiyor.

ŞUBAT TAKVİMİ: FİLM FESTİVALİ

2015 dopdolu devam ediyor!

Hepimizin heyecanla beklediği !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali bu sene de Şubat ayımızı renklendirecek. Bunun yanında tabii ki hepimizi çok heyecanlandıracak, harika konserler de bizi bekliyor. Bu da demek oluyor ki en kısa ay olmasına rağmen Şubat ayı sanatseverler için yoğun bir ay olacak; konserler, festivaller arası koşturmaktan yorulacağız.

Umarız çok keyifli bir ay geçirirsiniz. İyi eğlenceler!

!f’ten seçtiğimiz filmler ve dopdolu bir Şubat Takvimi için buyrun;

Merak Ettiğimiz 10 Film:

  • Prenses Kaguya Masalı:

Stüdyo Ghibli’nin yapımcılığını, hepimizin Heidi’den tanıyacağı Isao Takahata’nın yönetmenliğini üstlendiği film, bir japon halk hikayesinin uyarlaması. Miyazaki’nin vedası ve Takahata’nın dönüşü sebebiyle anime severleri birkaç kat daha fazla heyecanlandırıyor.

  • God Help The Girl

Belle & Sebastian’dan Stuart Murdoch’un senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği film bir şekilde yolları kesişen 3 gençin müzik grubuna dönüşen arkadaşlığını anlatıyor. Filmle ilgili en çok da kullanılan müzikleri merak ediyoruz.

  • Büyük Gözler

Tim Burton’ın yönettiği, Margaret Keane’in hayatını anlatan bu filmde, Burton’ın klasik oyuncu kadrosundan biraz uzaklaştığını görüyoruz. Merakımız Amy Addams ya da Christopher Waltz sevgisinden midir bilmiyoruz ama Lana Del Rey’in bu film için hazırladığı şarkılar bile heyecanlanmamız için yeterli bir sebep bence.

  • Aylak Vampirler

Abartılmış, hak ettiğinden daha fazla popüler olmuş vampir filmlerinden bıkanlara ilaç gibi gelecek bir vampir filmi. Dört ev arkadaşı vampirin yaşamından kesitler sunan bu film bir çok eleştirmen tarafından yılın en iyi komedisi ilan edildi bile. Ayrıca Flight of The Conchords’tan tanıdığımız Jemaine Clement tarafından yönetiliyor.

  • Actress

The Wire dizisinde rol alan ve hamileliği yüzünden diziden ayrılmak zorunda kalan Brandy Burre’nin kariyerine tekrar başlamaya karar verdiği süreçte yaşadığı zorlukları anlatıyor.

  • 1001 Gram

Kurallara sıkı sıkıya bağlı, düzenli bir bilim insanı olan Marie’nin işi, babasının ölümü, insanlarla olan ilişkilerini anlatan bu film de listemize İskandinav sineması kontenjanından giriyor.

  • Ben, Michael

Benoit Denizet-Lewis’in Benim Eski Gay Arkadaşım adlı makalesinden uyarlanan film, eşcinsel hakları savunucusu kimliğiyle tanınmış Michael Glatze’nin artık eşcinsel olmadığını ve hayatını bir rahip olarak sürdürmeye karar verdiğini açıklayışından yola çıkıyor, kendisine bu kararı verdiren süreci anlatıyor. Filmin kadrosunda geçtiğimiz yıl beklenmedik davranışlarıyla gündemimizde olan James Franco’nun bulunuyor olması da merak etme sebeplerimizden biri.

  • Pulp: Hayat, Ölüm Ve Süpermarketler Üzerine Bir Film

Ünlü İngiliz müzik grubu Pulp’ın uzun bir aradan sonra 2012 yılında verdiği konserin görüntülerinden derlenmiş olan bu filmde sadece grubun değil sevenlerinin Pulp’a ait şarkıları seslendirişi de görüntüleniyor. Anlaşılan bu film konser filmi anlayışımızı bir adım ileriye götürecek.

  • Birdman

Sağlam kadrosunu, Iñárritu’nun yönetmenliğini ve 9 Oscar adaylığını göz önünde bulundurunca Birdman’dan bahsedilen bir ortamda bulunmamış kimse kalmamıştır herhalde değil mi? Meraklanmamak elde değil.

  • Makul Davranış

İki eşcinsel kızın hem birbirleriyle hem aileleriye olan ilişkilerini anlatan eğlenceli bir film. Dev Kedilerimizden Desiree Akhavan bu filmle hem ilk kez uzun metrajlı film yönetmenliği yapıyor hem de senarist ve oyuncu olarak karşımıza çıkıyor.

 

1 Şubat

Babylon // Fink

 

2 Şubat

Kadıköy Süreyya Operası // Hüseyin Sermet Resitalleri

 

4 Şubat

Salon IKSV // Kekko Fornarelli Trio

Caddebostan Kültür Merkezi // Borusan Quartet – Burhan Öçal

arkaoda // Musick to play in the dark – Coil’e saygı gecesi: Seda Niğbolu & Serdar Kökçeoğlu

Peyote // Golden Horn

 

5 Şubat

Peyote // Percussive!

 

6 Şubat

Babylon // Bob Marley Birthday Celebration

arkaoda // Deform-E: Tayfun Aras – Ozan Maral

Mojo // Peyk – Adamlar

Peyote // Nekizm – Eskiz

Bronx Pi Sahne // Baba Zula

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Can Gox

İş Sanat // Sinema Senfoni Orkestrası & Serdar Yalçın & Halit Ergenç

Roxy // Messer Chups – Softa

Salon IKSV // Sleep Party People

 

7 Şubat

Peyote // Cemiyette Pişiyorum

arkaoda // Kolonel Blip – Sloth Pallas – Fakepakt

Salon IKSV // Korhan Futacı ve Kara Orkestra

Babylon // Alice Russell

 

8 Şubat

arkaoda // Ali Somay & Başak Ünal

 

9 Şubat

Trump Kültür ve Gösteri Merkezi // Anjelika Akbar – Hakan Aysev

 

10 Şubat

İş Sanat // Akademie Für Alte Musik Berlin & Jean Guihen Queyras

 

11 Şubat

arkaoda // Yeşim Tabak – Müjde Yazıcı

 

12 Şubat

İş Sanat // Paco Peña

Peyote // No Idea – Murat Çopur(DJ Set)

Kadıköy Sahne // Jehan Barbur

 

 13 – 22 Şubat Arası !f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali

 

13 Şubat

Babylon // Ceza

Peyote // Haossa – Wolf Eyes

garajistanbul // Birsen Tezer

arkaoda // DJ soFa

Salon IKSV // Soap&Skin

Kloster // !f İstanbul Açılış Partisi

Volkswagen Arena // Mogwai

 

14 Şubat

Babylon // Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars Sevgililer Günü Özel

Peyote // Farazi V Kayra – Ethnique Punch – Cengaver – Barbar – Man with A Plan

arkaoda // TBG VOL.2 – HomeBoyz // Dyln – Ex Nihilo – Nyan

Bronx Pi Sahne // Yüzyüzeyken Konuşuruz

garajistanbul // Bulutsuzluk Özlemi – Bülent Ortaçgil

Volkswagen Arena // Love & Reggae

KüçükÇiftlik Park // All You Need Is Love

 

15 Şubat

arkaoda // SickBoy Organization 17. Yıl Partisi

 

17 Şubat

İş Sanat // Ozan Musluoğlu

 

18 Şubat

Salon IKSV // Troyka

arkaoda // Plaktan: Mr. Shuffle

Peyote // Kare – No Land

Akbank Sanat // Ece Göksu – Neşet Ruacan

 

19 Şubat

İş Sanat // Chiaroscuro Quartet

Peyote // The Away Days

 

20 Şubat

arkaoda // Soul Mates: Cünort – Recep Şencan – Cihan Kondumer

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Jehan Barbur

Peyote // Ah! Kosmos – Mondual

Salon IKSV // Son Feci Bisiklet & Yok Öyle Kararlı Şeyler

Babylon // TR/ST

 

21 Şubat

Salon IKSV // Caz Ağacı 2015, Charlie Parker

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Vega

arkaoda // M4NM Label Night

Peyote // Adamlar

Babylon // !f Gökkuşağı Partisi

 

22 Şubat

arkaoda // Klaustro – D2GG – 12 Metreküp Soundsystem DJ Set

 

13 – 22 Şubat Arası !f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali

 

24 Şubat

İş Sanat // Poyraz Baltacıgil

garajistanbul // Eluvelitie

 

25 Şubat

Babylon // Mirkelam

Peyote // Goblin Shark Experiment – The Outsted

 

26 Şubat

Babylon // Cingi performs Queen

arkaoda // Eren Küçükerdem

Lütfi Kırdar Oditoryumu // Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası

Neve Şalom Sinagogu // Sigiswald Kuijken

Peyote // Hay Bin Kunduz – Toro

 

27 Şubat

arkaoda // Da-Frogg – Ras Memo – Selekta Firuzaga

Babylon // Aeroplane

Salon IKSV // Moddi

İş Sanat // Ravi Coltrane Quartet

Peyote // Kes – The Ringo Jets

St. Antuan Kilisesi // Gevende

 

28 Şubat

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Elif Çağlar – Bilal Karaman

Tunnel Sahne // Flört

Bostancı Gösteri Merkezi // Nil Karaibrahimgil

Borusan Müzik Evi // Earth

Salon IKSV // Moddi

RÖPORTAJ: GEVENDE

Gevende hakkında çok söze gerek yok. Zira nevi şahsına münhasır müzikleriyle, tavırlarıyla ve canlı performanslarıyla sizi kendilerine ziyadesiyle hayran bırakıyorlar. Yeteneklerine saygı duyuyorsunuz. Konser esnasında yarattıkları ambiyansın etkisinden de kolay kolay çıkamıyorsunuz.

Hal böyleyken; Gevende ile uzun uzadıya sohbet edelim ve müziklerine ilişkin yorumları kendilerinden duyalım istedik. Kırmadılar, Boğaziçi Üniversitesi’ne geldiler ve çok keyif alarak yaptığımız bir söyleşi çıktı ortaya.

Gevende’ye tekrar teşekkürler, keyifli okumalar!

Aybike: Son konserlerinizle başlayalım. Zira Gevende canlı performanslarıyla hayranlarını mest eden bir oluşum. Geçtiğimiz ay Salon’da ve Peyote’de izledik sizi. Konserler, son albüm ve hayranlarınızla iletişiminiz nasıl gidiyor şu sıralar?

Ahmet: Aslında ilk albüme nazaran ikinci albüm (Sen Balık Değilsin Ki) bizim için daha da ileride -ki olması da gerekiyor zaten. Ancak insanlara ulaşması açısından aynı başarıyı elde edebildik mi emin olamıyorum. Çünkü ilk albümde bir anda bir sürü insana ulaşmıştık. Müziğin içeriğinin de ikinci albüm üzerinde etkisi olduğunu düşünüyorum. Dinlemesi daha zor, daha ağır. İlk albümse daha ilk dinleyişte ritimleri ve groove’larıyla daha tanıdığımız ve bildiğimiz bir noktadaydı. Müziğe tarz olarak karışık bir yaklaşım vardı. İkincisi daha zor dinlenebilir olduğu için daha sınırlı bir kitleye ulaştığını düşünüyorum.

Aybike: İlk albümünüz “Ev”i 2006’da yayınlamıştınız. Üzerinden 5 yıl geçti ve bu süreç içinde epey konser verdiniz hatta diyar diyar gezdiniz. Daha tanınır ve daha bilinir oldunuz. İnsanlar tarzınıza da alıştı. Geçirdiğiniz bu dönemin olumlu bir getirisi olmadı mı?

Ahmet: Aslında bahsettiğim şey ilkinin üzerine bir şeyler koyarak ilerlemek. Halihazırda İstanbul’dan ve İstanbul dışından iletişimde olduğumuz bir kitle var zaten. Ancak ikinci albümle birlikte bu kitle daha da genişler diye düşünüyorduk. Bununla alakalı tam bir istatistik, veri de yok tabii elimizde.

Gökçe: Ahmet’in dediği gibi albümün sindirimi zor olduğundan, albüm Gevende dinleyenlere bir daha işledi fakat kitleyi genişletmedi.

Serkan: İçeriden başkalaştırdı yani ilk albümle gelen dinleyici kitlesinin şekli değişti. Bana öyle geliyor ki içeride bir sirkülasyon oldu. Sadece ilk albümün fanı olan insanlardan, ilk albüm daha iyiydi gibi tepkiler alırken bir taraftan da ikinci albüm bambaşka, çok daha güzel gibi tepkiler de geldi. Dolayısıyla hayran kitlesinin kendi içinde de bir değişim, devinim ve karışma oldu. Aşağı yukarı benzer sayıda bir kitleye ulaştı. Ortaya çıkan durum ilkinin üzerine konulmuş bir şeyden ziyade revizyon gibi bir şey.

Ahmet: Bazen öyle bir bahsediyorlar ki ilk albümle ikinci albümü icra eden grup tamamen birbirinden farklıymış gibi geliyor kulağa. İlk albümü masmavi bulanlar ikincisinin gri olduğunu söylüyorlar. Diğer yandan “İlk albüme ısınamamıştık ikincisi çok daha güzel.” diyenler de var. Herkes iki albümü birbirinden çok ayrı tutuyor, yan yana koymuyor.

Okan: Bir taraftan ben de bir dinleyiciyim ve dinleyici olarak baktığımda, dinleyicisiyle birlikte değişen grup örneği Türkiye müzik tarihinde çok yok. Bu da insanların algısı için yeni bir şey. Müziğiniz çok yeni frekansında geri dönüşler alıyoruz. Ancak bu yenilik sadece yaptığımız müzikte değil; biz de değişiyoruz. 5 yıl öncesiyle alakamız yok. İlk albüm ve ikinci albüm de birbirinden farklı haliyle. İlk albümü dinleyen insanlar da 5 yılın sonunda değişiyorlar tabii. Bu durumun da çok fazla örneği olmadığı için konumlanma sorunu yaşadığımıza inanıyorum. Yalnızca bununla ilgili de değil yaptığımız müziğin sunulma şekliyle de ilgili sorunlar yaşıyoruz. Sürekli bunlara dair düşünüyoruz.

Ahmet: Sanattan ve sanatçıdan beklenen şey yeniliktir ve sanat yenilikle beraber içimize işleyen bir şeydir. Bu yeni şeye adapte olmaya çalışırız. Ancak popüler kültürün ağır bastığı toplumlarda yenilikle uğraşmaktansa, kolay tüketilebilecek işler cazip geliyor. Kimse yeni bir şeye zaman ayırıp ilişki kurmaya, anlamaya çalışmıyor. İşlev farklılığının olduğu bir dünyada yaşıyoruz.

Aybike: Peki bu işlev farklılığı müzisyenlerin de duruma konformist ve garantici yaklaşmasından kaynaklanıyor diyebilir miyiz? Birbirini tekrar eden, daha kolay sindirilen, daha çabuk tüketilen melodiler önümüze konuluyor. Ana akım hep olduğu yerde, kan kaybetmiyor. Bir taraftan da bağımsız müzik sahnesi yükselmeye çalışıyor. Siz bu durumu nasıl yorumluyorsunuz?

Okan: Bu aslında herhangi bir şeyin tarihine baktığımızda aynı olan, değişmeyen bir vaziyet. Sadece bu topraklardaki sorun az emek harcanmasından kaynaklanıyor, basit olmasından değil. Ana akım bir popçu için olduğu kadar underground bir müzisyen için de geçerli bir durumdan bahsediyoruz. Dediğim gibi sıkıntı az emek vermekte.

Ahmet: Bağımsız müzik bütün dünya bazında da çok entegre olabilmiş değil. Son 10 yıl içerisinde bağımsız hareketin çok örneği var; ana akım olan ancak prodüksiyon şirketine bağlı olmayan. Arctic Monkeys örneği gibi. Dünyada yavaş yavaş şekillenen bir mevzu bağımsız müzik ve Türkiye diğer konularda olduğu gibi bunu da geriden takip ediyor.

Okan: Aslında dediğim nokta şuraya dayanıyor; bu topraklarda yaşayan insanlar buna emek harcamadığı için üzerine bir şey koyamıyoruz. Arctic Monkeys dediğimiz Londra’lı bir grup ve şu an New York’ta yaşıyor üyeleri. Zaten o eksen popundan tutun da underground’na kadar, adamlar çok fazla emek harcadıkları için gelişiyor. Bizdekiyse bozuk ve tam yerleşmemiş versiyonu. Aynı durum klasik müzikte de var. Batıdakinin karbon kopyası olduğu için orijinal bir şeyler çıkmıyor. Yeni format üretilmiyor. Halihazırda olan her şey gündelik asprin gibi ve sadece kısıtlı bir süre idare ediyor. Diğer yandan da zaten her şeyi daha kolay takip edebiliyoruz. Neden buradaki kopyasıyla uğraşalım ki…

Aybike: Müziğin internet vasıtasıyla dağılması sonucu tabii ki daha rahat takip ediyoruz. Dinlemek için sevdiğimiz bir grubun plağının veya kasetinin gelmesini beklemiyoruz. Erişim çok çok daha kolay artık. Peki sizce bu durumdan kaynaklanan artılar ve eksiler neler?

Ahmet: Mevzu nasıl kullanıldığına bağlı.

Okan: Steve Jobs’tan Aydın Doğan’a herkes bunun üzerine kafa patlatıyor zaten. Plakta, kasette ve cd’de olduğu gibi nasıl yapılır da insan doğasına uygun bir hale getirilir diye üzerine çok düşünülüyor. Bunların içinden bir sonuç çıkacak gibi görünüyor.

Serkan: Ben de umutlu bakıyorum internet meselesine. Esasında, işin temelinde şöyle bir üçgen var; müziği yapan, yapılan müziği kaydeden ve müziğin ulaştığı kitle. Eskiden müziğin ulaşması notaylaydı ve her gittiği yerde müzik farklı bir şekilde yorumlanıyordu. Daha sonraları plak ve kaset geldi. Şu an öyle bir şey yok. Müziği yapan kaynak var, aracı ve ulaşım kurumu da internet. Direkt kaynağa ulaşabiliyorsun. Müzisyen-müzisyen, müzisyen-dinleyici ilişkisini internet aracılığıyla, misal Soundcloud gibi platformlarda çok rahat kurabiliyorsun. Bütün bu gelişmelere karamsar yaklaşmıyorum.

Okan: Bağımsız müzisyenlerin ortaya çıkması için süper bir fırsat. Bandcamp, Soundcloud gibi siteler var. Tabii bunların önünü açan Myspace vardı her ne kadar şu an işlevini görmüyor olsa da. Bütün bu açılardan bakınca çok faydalı. İnternet büyük bir sansürden de muaf bir mecra. Televizyon bir hafta açık kalsa 15 saniye hoşuma gidecek ölçüde müzik veya başka bir şey bulamam gibime geliyor. Çok dar bir süzgeçten geçmiş yayımlananlar, tortuyu hissediyorsun. Küfürlü bir şarkı dinlemenin normal olduğunu hissetmekten daha güzel bir şey yok herhalde.

Gökçe: Ne kadar iyi taraflarını görürsek görelim artık bu yeni ve hayatımızda varolan bir şey. Herkes teknolojinin bütün imkanlarını kullanabiliyor, bütün her şeyi indirebiliyor. Albüm yapma fikrinizi sadece aplikasyonlar dahilinde uygulayabiliyorsunuz. Nasıl yapılacağını üç aşağı beş yukarı bilmeniz yeterli. Bundan dönüş yok ve bunu kabullenerek yeni şeyler yaratmaktan başka şansımız da yok gibi geliyor bana. Björk Ipad’e yönelik albüm yaptı mesela. Bu, yenilikle ve adaptasyonla ilgili bir durum.

Aybike: Teknoloji müziği şekillendiriyor diyebiliriz bu noktada.

Gökçe: İyi müzik sahnede, canlı performansla belli olacak.

Aybike: Canlı performans demişken şarkı sözlerinizden bahsedelim. Son albümde tek şarkınızın sözleri Türkçe. Konserlerinizde şarkı sözleriniz handikap yaratıyor mu? Zira dinleyicinin şarkıya çok rahat eşlik edebileceği bir durum yok ortada.

Okan: Sıkıntı oluyor tabii. Ankara’da çok komik bir olay yaşamıştık; ilk albümdeki atmasyon şarkı sözlerini ezberlemiş 200 kişi vardı önde ve biz şarkıya girdiğimizde söylemeye başladılar. Dediğin gibi, bizim şarkılarımızda eşlik edilebilecek bir durum yok ve bu bir handikap tabii. Aslında parçalara hep bir ağızdan eşlik etmek de, sadece dans etmek de, çıtını çıkarmadan söylemek de bir konser zevki. Bizim hitap ettiğimiz zevk de hep birlikte şarkıları söyleyelim değil. Ancak 3. albümle beraber bu mevzu nasıl şekillenir bilemiyoruz.

Aybike: Keza ben de konserlerinize geldiğimde çıt çıkarmadan izleyen güruha dahil oluyorum. Bunda ekseriyetle arka planda dönen görsellerin de etkisi oluyor. Görsellerinizi kim hazırlıyor?

Ahmet: Görsellerimizi Fehmican Gözüm hazırlıyor. Gevende’nin oluşum sürecinden bugüne kadar bizimle beraber olan bir isim. Kendisi aynı zamanda animasyoncu. 2 sene boyunca saksafon da çaldı bizimle. Böyle bir şeyler yapsak diye düşündük ve yavaş yavaş görselleri de eklemeye başladık.

Okan: Bırakmak istediğimiz hissiyatı görsellerle destekliyoruz. Görseller, Gevende ile homojenleşmiş bir şey aslında. Maalesef görselleri her konserimizde yapamıyoruz. Mekanın koşulları izin vermiyor ve bu durumu nasıl çözebiliriz diye de düşünüyoruz. Müzik görsel algısını sarıyor ve güçlü bir şekilde etkiliyor.

Serkan: Görseller şarkıların içindeki hissiyatla birleşiyor. Yaşanmışlıklarla beraber de şekilleniyor. Salon konserinde ek bir görsel ve ek bir şarkı vardı ve o ikisi birbirini tamamladı. Sonuçta müzik de, görseller de Gevende’nin ortak yaşanmışlıklarından üretiliyor.

Aybike: Gevende’nin yaratıcılığını tetikleyen, üretim sürecini etkileyen unsurları örneklendirir misiniz?

Gevende: Samimi bulduğumuz her şeyden etkileniyoruz. Ancak samimiyet de göreceli bir kavram tabii. Erkan Oğur’u, Arto Tunçboyacıyan’ı samimi buluyoruz. Tony Gatlif, Kusturica, Esbjörn Svensson Trio, Michael Brook, DCM Records var. Sinema, müzik, edebiyat alanlarında üretilmiş pek çok şey var. Esasında emek verilerek yapılmış, bir şeyler hissettirebilen üretimlerden besleniyoruz.

Ahmet: Video art’ı etkileyici buluyoruz. Özellikle Vimeo üzerinden yeni çıkan işleri takip ediyoruz.

Okan: En son “Hanna” filminin müziklerini beğendim ve yaratıcı buldum. Chemical Brothers’ın aksiyon sahneleri için yaptığı müziğin mantığı çok hoşuma gitti.

Aybike: Film müzikleri de yapan bir grupsunuz. Şu sıralar Gevende’nin üzerine uğraştığı bir film müziği var mı?

Okan: Gevende olarak yok ancak Ahmet ve ben Elif Refiğ’in son filmi “Ferah Feza”nın müzikleriyle ilgileniyoruz.

Aybike: Son olarak; gündeminizde beraber çalmak istediğiniz müzisyenler, ortak projeler var mı?

Okan: Son zamanlarda Erkan Oğur ile bir şeyler yapma fikri var. Erkan Oğur da zaten gençlerle bir araya gelip bir şeyler yapma fikrindeymiş. Proje bazında olmasa da fikir bazında gündemimizde şu sıralar bu yer alıyor.

Fotoğraflar için Zeynep Baysal’a çok teşekkürler.