kalben

OST #31: HAYAT BU KAPAĞIN ALTINDA

Bu pazar – 17 Temmuz – yılların One Love’ı festivali Parkorman‘da gerçekleşecek.

Biz de pazara kadar -arka plana bu OST’yi alıp- enerjiyi yukarıda tutma planlı bir playlist hazırladık.

Hayat Bu Kapağın Altında dediğimize bakmayın. Bu festivalin koşulacak Converse ve Into The Woods sahneleri de var. Dolayısıyla hepsi kendine bu playlist içinde bir yer edindi.

Pazar günü Parkorman’da görüşürüz!

 

MAYIS TAKVİMİ: SESSİZLİK ÖNCESİ FIRTINA

Haziran ayı ile birlikte ufaktan bir sessizlik olacak İstanbul’da çünkü bir sezon kapanıyor, diğer sezon başlayacak. Haziran, sonlarına doğru istediğimiz enerjiyi verecek olsa da Mayıs ayı hiç bir ayı hatırlatmayacak güzellikte dolu. Bir çok festivalin – özellikle üniversitede olanların – memleketi Mayıs ayı, neredeyse hepimizin istediği dozda kendini tamamlamış; bize de kendi programımızı yapmak düşüyor:

3 Mayıs

Zorlu PSM // Nil Karaibrahimgil

4 Mayıs

Peyote // Elif Güngör – Nuxx

Arkaoda // Sarah Records Gecesi – Barış Kıvanç

Roxy // Cahit Berkay’la Hayat: Harun Tekin – Jehan Barbur – Mert Koral – Özge Fışkın

60 Metrekare // Burcu Tatlıses – Selin Sümbültepe – Nil İpek – Sena Şener

Babylon Bomonti // Matt Simons

5 Mayıs

Peyote // Yiğit Seferoğlu

Arkaoda // Get Funked – Tobumusikizm

Akbank Sanat // Mensemble

Babylon Bomonti // Kalben

6 Mayıs

garajistanbul // Manga – Birol Giray

Peyote // Islandman

Zorlu PSM // Sertab Erener

Arkaoda // DJ TOBSEN – ANNA LEISER

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Bulutsuzluk Özlemi

KadıköySahne // Pilli Bebek

60 Metrekare // Siya Siyabend

Roxy // Sattas & Herbafrique

Bronx Pi // Manuş  Baba

Trump Kültür ve Gösteri Merkezi // Kerem Görsev Trio

Babylon Bomonti // Metroplane (Alex Metric & Aeroplane DJ Set)

7 Mayıs

Beyrut Performance // Mabel Matiz

Beyoğlu Hayal Kahvesi // İstanbul Arabesque Project

Babylon Bomonti // Gaye Su Akyol

Arkaoda // Threefinger: Ozoyo – Gökalp K. – Badmixday

garajistanbul // Gece

BKM Mutfak Sahne // Cihan Mürtezaoğlu

Peyote // Selekt Festival III: Steinz / Dwyseed (Live( / Feelinmet (Live) / Erman Sarı / Howl

8 Mayıs

Bostancı  Gösteri Merkezi // Candan Erçetin

9 Mayıs

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Batu Mutlugil

10 Mayıs

Zorlu PSM // mor ve ötesi

Bronx Pi // Akustik Seri: Doğan Duru & Feridun Düzağaç

11 Mayıs

Mall of İstanbul // Ayhan Sicimoğlu – Latin All Stars

Zorlu PSM // Esra Kayıkçı

Arkaoda // Plaktan – Wild Cat Shake Out

Beyrut Performance // Levent Yüksel

Peyote // Kam

12Mayıs

KadıköySahne // Allen Hulsey

Peyote // İrtifa Kaybediyoruz – Elephant and Whale

13 Mayıs

Kloster // Ellen Allien

KadıköySahne // Hayko Cepkin

Arkaoda // DEFORM-E

Dorock XL // mor ve ötesi akustik

Cue İstiklal // Mira & Chris Schwarzwalder

Peyote // Ponza – The Away Days

garajistanbul // Birsen Tezer

Babylon Bomonti // Kamufle Moral Band + 10 Numara Sunar: Kabus Kerim @ Midnight Session

14 Mayıs

Peyote // İndefinite Time Period – Lopenstraat

Beyrut Performance // Göksel

Arkaoda // Lotte Ahoi – Popov Marconi

Babylon Bomonti // Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars

Küçükçiftlik Park // 100% Metal Presents Haggard

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Sattas

garajistanbul // Limits Off presents: FG Digital – Markus Schulz

15 Mayıs

Zorlu PSM // Joshua Bell

Arkaoda // Jakuzi Lansman Konseri

KüçükÇiftlik Park // 100% Music Presents: Parkfest

16 Mayıs

CRR Konser Salonu // Cem Karaca’yı Anma Konseri

17 Mayıs

Peyote // / Müzik Üzerine Konuşmalar 1: 20 yy. Müziği ve Gürültü: Bir İmkansızlığı İlişkisi >> Volkan Çağlayan

Zorlu PSM // Erkan Oğur & İsmail H. Demircioğlu

18 Mayıs

Peyote // Grapes in the Mouth – God Mode

KadıköySahne // Manuş Baba

Arkaoda // High Senior

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Adamlar

19 Mayıs

Peyote // Last Hope – Standback

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Eski Bando

20 Mayıs

Peyote // Sülfür Ensemble – The Ringo Jets

KadıköySahne // Kurban

Arkaoda // David Mears – Caleesi

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Kolektif İstanbul

Mask Live Music Club // Kalben

21 Mayıs

Peyote // No Land – Al’ York

Arkaoda // LSD

KüçükÇiftlik Park // Genç Bi Şenlik

Zorlu PSM Drama // Nicholas McCarthy

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Hüsnü Arkan

KadıköySahne // BabaZula

22 Mayıs

İş Sanat Kültür M. // Avishai Cohen ile Bir Gece

Kadıköy Halk E. M // Kaan Tangöze

Arkaoda // Çizgi Roman Pazarı

23 Mayıs

Trump Kültür ve Gösteri Merkezi // Hedwig ve Angry Inch/Glam Rock Müzikali

25 Mayıs

KadıköySahne // Jehan Barbur

Arkaoda // FEARPLAY

Peyote // Meczup – Seretan

26 Mayıs

Peyote // Açık Seçik Aşk Bandosu

KadıköySahne // Gökçe Kılınçer

27 Mayıs

Peyote // Cemiyette Pişiyorum – Poster-iti – Rötbrains

Bronx Pi // Redd

KüçükÇiftlik Park // Spaceland Festival – Eva Simons

garajstanbul// Ceza

Arkaoda // Intelligent Jerks

Salon IKSV // Garanti Caz Yeşili: Caz Ağacı 2016 Gitar Ustaları

Borusan Müzik Evi // Mercan Dede Secret Tribe

Akbank Sanat // Yinnon Muallem  Guy Mintus ft. Elif Çağlar

Dorock XL // Kalben

KadıköySahne // Birsen Tezer

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Son Feci Bisiklet

Zorlu PSM // Tindersticks

28 Mayıs

Peyote // Robotat

KadıköySahne // Luxus

Bronx Pi // Deniz Tekin

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Ceylan Ertem

Arkaoda // Katil Suretle Vinil

KüçükÇiftlik Park // Beirut

Life Park // Chill-Out Fest

garajsitanbul // Burn Presents: Jon Rundell, Loco & Jam, Steve Mulder

29 Mayıs

Arkaoda // Yerli Baskı Festivali

Life Park // Chill – Out Festival

31 Mayıs

Mask Live Music Club //  TeSeMe

 

 

THE “PÜRTELAŞ 3+1 ” SHOW

Bundan birkaç ay önce (bazı editörler -ben- çok tembel) pek çoklarımızın müzisyen kimliğiyle tanıdığı Emir Aksoy‘la bir araya geldik. Hem de bu kez müziğinden değil, parçası olduğu Pürtelaş 3+1‘den bahsetmek için. İzlemeye ve bilhassa dinlemeye doyamadığımız performansları kimler, neden, nasıl hazır ediyor sorduk soruşturduk; kamera karşısında konuşamayan müzisyenlerin samimiyetinden internet yayıncılığının zorluklarına milyon konuya dokunduk. Lafı uzatmadan sohbete buyur ediyor, Pürtelaş’ 3+1’in binbir farklı hesabına ulaşabileceğiniz linkler için postun en sonuna bakmanız gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Standart hal hatır sorularıyla başlayalım o zaman. Ne yapıyorsunuz? Pürtelaş 3+1 nasıl?
Pürtelaş 3+1 iyi. Moda’ya taşındık ve programa adını veren sokaktan çıkmış olduk böylece. Çünkü aslında sesçimizin evi aynı zamanda bizim stüdyomuz. Onun işi sebebiyle bu tarafa taşınması gerekti. Öyle olunca biz de taşınmış olduk. Ama tabii ismi Moda 3+1 diye değiştirmek çok iyi bir fikir gibi gelmedi. (Gülüyoruz)

Bir düşün bence. Biliyorsun blogger’lar falan şu an hep Moda’da.
Ahah doğru diyorsun, Moda yükselen değer şu an. Çok güzel isimleri çekiyoruz şu an. Yayınlama hızımızın çok üstünde çekim yapıyoruz çünkü sevdiğimiz insanlar, yeni tanıdığımız insanlar ulaşıyor ama bir yandan da çektiğimiz insanların yayınlarını biraz geç yapıyor oluyoruz. O yandan üzücü. “Gel işte seni çekelim” dediğimiz, sevdiğimiz birine “Ama işte 4 ay sonra yayınlayacağız” demek zorunda kalıyoruz.

O kadar oluyor mu? 4 ay çokmuş cidden.
Şu sıralar fazla yedekli gittik galiba. Ama işte artık programı biraz daha yavaşlatacağız, artık daha az isim çekeceğiz. Bir de programı iki haftada birden haftada bire çekmek gibi bir hedefimiz var. Bilmiyorum başarabilir miyiz tabii, maddi yanı vesaire derken başka bir sürü yönü var onun da. Eğer öyle yapabilirsek o zaman çok daha verimli olur gibi geliyor.

En son kimleri çektiniz neler oldu peki?
Bu ay çektiklerimizden Haşmet Asilkan yani Fatih Vural var. (Bu sırada yazar söz konusu röportajı aylar önce yapmış olduğumuzu hatırlatmak istiyor) Enteresan bir müzik adamı. Kalben’i çekeceğiz. (Çektiler ve yayınladılar) Sonra Peyk’i çekeceğiz. (Evet.) Peyk gerçekten uzun zamandır çekmek istediğimiz, heyecan duyduğumuz isimlerden biri. Ev stüdyosu olduğu için her seferinde konuklarımızı evimizde ağırlıyormuşuz heyecanı da yaşıyoruz. Çağıl Kaya adında bir caz müzisyeni var, o da geçtiğimiz sene sanırım ilk albümünü yapmış. Dev cazcılarla çalıyor, onu çekeceğiz. (Çektiler ve yayınladılar) Bu ay böyle 4 isim çekeceğiz, yine yayın hızımızın üstünde. Bu arada daha yayınlamadığımız 10 isim birikti herhalde. Bakalım böyle yoğun gidiyor işler şimdilik.

Peki şu noktada müzisyenlere siz mi gidiyorsunuz yoksa onlar “ya biz de gelmek istiyoruz” diye size mi geliyorlar?
İkisi de oldu aslında. Biz tabii başlarken, aşağı yukarı 1 sene öncesinde, kendi çevremizdeki insanlardan yola çıkmıştık. Can Güngör’ü çok çok seviyorduk ve hiç videosu yoktu. Hep ilk videolarını biz çekelim diye hayal ediyorduk ve öyle de oldu gerçekten. Çok mutluyuz mesela bu yüzden. Albümünü yayınladı, lansmanını falan da yaptı tabii artık. Ondan sonra Nilipek., Selim Saraçoğlu.. Onun da hiç videosu yoktu ya da bir tane videosu vardı bizden önce galiba. Sonra zamanla işte Selim birini söyledi, Nilipek. başka birini söyledi. Zaten hepimiz de müzikle uğraşan insanlar olduğumuz için camianın içindeyiz. “Ya şunu da çekelim” falan diye kenara hep not aldığımız isimler vardı. Onların çoğuyla, ilk etapta, hani ilk 10 bölüm için biz konuştuk aslında ama sonradan, azıcık da tanınmaya başlayınca, insanlar bize ulaşmaya başladı. “Biz de gelelim, biz çok sevdik konseptinizi” diyenler de oldu. Sadece ismini duyup bu neymiş acaba diye baktığımız isimlerden de tanışıp çektiklerimiz oldu. Çok güzel oluyor yani yolculuk keyifli gidiyor şimdilik.

Yaptığınız da yeni bir şey aslında ama ekip oldukça tecrübeli. Herkes daha önce benzer şeyler yapmış.
Şu an benim dışımdaki ekip Levent Sevi, Yiğit Yemez ve Gün Erdoğdu. Hepsi yaptıkları işte kendilerini kanıtlamış isimler tabii böyle olunca muhteşem ekip arkadaşlarına dönüşüyorlar. Onlar önceden Long Way From Home diye bi proje yapıyorlardı. Bu bahsettiğim 5 sene öncesi falan. Ondan sonra bunun daha yerli olanı Evden Uzakta’yı yaptılar. Ve hani çok büyük isimleri de çektiler, Kardeş Türküler’e varana kadar… O sırada bilinirlikleri de arttı, bir yandan da bazı şeyleri daha iyi ve daha farklı yapmanın yollarını da keşfettiler. Bu onların yanında çok daha butik bir proje çünkü evde ve maksimum iki kişiyle kayıt yapıyoruz. Bunda da müzik seviyesi olabileceğinin en iyisi olsun diye çok dikkat ediyoruz. Görüntüsü de alıştığımızın biraz daha dışında olsun, farklı açılara bölünmeden müziği odağa taşısın gibi bir kaygımız var. Onun da olumlu tepkisini alıyorsun tabii. Müzisyenler bu işleri portfolyolarına koyacaklarını falan söylüyor ki bu çok onore edici bir şey bence. Hakikaten albüm gibi rahat rahat dinleyebildiğin bir şey çıkıyor sonuçta.

Peki şu noktada Pürtelaş 3+1’i nasıl konumluyorsunuz? Hani insanların yeni birilerini keşfettiği bir yer değil çünkü aslında hani bildiğimiz, dinlemesek bile adını duyduğumuz isimler var. Diğer yandan çok da anaakım isimler de yok ki o taraflara da yürümek istiyor musunuz bilmiyorum. Bundan sonra ne olacak, nasıl devam edecek?
Yola çıkarken “keşfedilmemiş müzisyenleri bulacağız” gibi bir fikir yoktu aklımızda açıkçası. Çünkü halihazırda biraz keşfedilmiş ama piyasada yeterince de malzemesi olmayan, çok sevdiğimiz bir ton müzisyen vardı. Bu isimleri ikna edip onları videoları, şarkıları, kayıtları olsun diye kandırmak bize daha cazip görünüyordu. Arada daha öncesinde tanımadığımız ve yine ilk videolarını bizim çektimiz isimler de oldu ama o isimler zaten pek çoğumuzun kulağında vardı. Hani “Şunu keşfettik ve parlattık” zaten biraz komik bir tabir. Parlayacağı varsa insanlar parlar zaten, o yeteneğine bağlı ama umarım tabii ilk videolarını bizim çektiğimiz, bizim vesile olup müzikseverlerle tanıştırdığımız isimler olur zamanla. Şu ana kadar dediğin gibi bağımsız müzikle ilgilenen insanların üç aşağı beş yukarı bildiği isimlerdi konuklarımız. Bundan sonra nereye gidileceği kısmında da, şimdi düşününce çok kalabalık değil belki ama 100 kişilik, belki 200 kişilik bir müzisyen camiası var (İstanbul için söylüyorum bunu) ve bunların bir kısmı çok büyük müzisyenler ama başka, daha pop isimlerin arkasında çalıyorlar, kendi projelerine daha özel bakıyorlar. Bir kısmı popüler olmamayı tercih ediyor, daha farklı yollardan, mecralardan gitmeyi seçiyorlar. Çekebileceğimiz daha çok insan var. Onları zaten çekebildiğimiz takdirde biz de mutlu olacağız çünkü en nihayetinde bu bir arşiv. Şu an 1 senelik bir arşivimiz oldu ve bu neden 100 kişilik bir arşiv olmasın? 2027 yılı geldiğinde insanların dönüp “Aaa 2010’larda Türkiye’de böyle müzikler de yapılıyormuş” diyebileceği bir şey yaratabiliyorsak ne mutlu bize.

Ölümsüzlüğün peşinde diyorsun…
Büyük isimler bir şekilde kalıcı olmayı başarıyorlar ama bu tip, gerçekten kaliteli müzik yapıp özünden de çok ödün vermeyen insanların müzikleri bir şekilde bu hızlı tüketim temposunda kaybolmaya daha meyilli oluyor. Bunu arşivlemeye niyetli çok az insan ya da çok az oluşum var. Mesela işte Karga senelerdir derlemeler çıkarıyor. Muhteşem bir hareket ama bir başkası yok. Müzik dergileri, müzik yayınları var ama müziği düzgün depo etmek için biraz daha müzikal değer oluşturma kısmında etkinlik yapan çok az yer var. Biz de onlardan biri olalım istiyoruz açıkçası.

Çok tatlı bir amaçmış. Bunun altını daha fazla çizebilirsinz bence. Gerçi belki de bu senin kişisel motivasyonundur.
Yok bu konuda içeride üç aşağı beş yukarı hemfikiriz ama ne bileyim, biraz ütopik bir yanı da var. Bir de bundan prim yapmak da ayrı bir şey olacak. Hani “Biz arşivciyiz” falan gibi bir çıkış da biraz iddialı.

Şu an o çıkışı yaptın yalnız farkındasın değil mi? (Gülüyoruz)
Bu hayal yani ulaşmak istediğimiz amaç bu diyeyim. Hani şöyle de bir durum var, yarın ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz. Çok şükür bir buçuk senedir istikrarla sürdürdük programı bugüne kadar ama hani bir gün bir şey olur ve Pürtelaş 3+1 diye bir şey kalmaz veya belki de her şey yolunda gider ve senelerce daha bu işe devam ederiz. Açıkçası bilmiyorum. Yapabildiğimiz süreçteki şeyleri güzel paketleyelim, güzel saklayalım hiçbir şey olmazsa biz ve bizim gibi insanlar açıp açıp dinler. Veya konuk ettiğimiz müzisyenler de “Vaktinde böyle bir şey yapmıştık” diye açıp dinlerler diye düşünüyorum empati yapınca.

Bir de “Biz akustik müzik yapılan bir program değiliz. Başka genre’lar da kaydediyoruz” durumu var sizin tarafta. Onu da bir daha bir konuşalım. Çünkü benim için de en başta öyleydi ama halbuki öyle bir şey yok.
Akustik müzik yükselen bir değer tabii dünyada bütün bu özel session’larla programlarla falan. Türkiye’de de öyle. Daha doğrusu akustik müzik algısıyla birlikte yükselen programlar vardı, mesela Akustikhane ilk çıktığında daha akustik bir programdı – tabii artık insanlar davullarıyla amfileriyle falan çıkıyorlar. Biz akustik müzik iddiasına çok girmek istemedik çünkü kimi müzik var ki bizim de çok sevdiğimiz müzikler ve onlar akustik olamaz. Farazi V Kayra, roadside.picnic, Ah! Kosmos… Çok abes bir şey yani bu adamlara gidip “biz program yapıyoruz ama akustik” demek. Heralde dalga geçerler öyle bir şeyle gitsek. Tür konusunu çok sınırlandırmak istemedik açıkçası çünkü çok farklı türlerde, çok güzel müzik yapan insanlar var. Biz ne kadarını çekebilirsek mutlu oluyoruz ve bizim için kârdır diyoruz. Neticede başta 6-7 bölüm akustik müzik algısıyla gidip sonra 8. bölümde Ah! Kosmos’u konuk ederek, bu algıyı da çat diye kırabildik. Şimdi hâlâ denk geldikçe akustik olmayan bölümlere devam ediyoruz, hip-hop bölümlerimiz oldu mesela!

Bu arada o taraf çok çılgın…
İnanılmaz! Leventlerle arada konuşuyoruz acaba bir tane sırf hip-hop programı mı yapsak diye. Müthiş bir hazine var, müthiş yetenekli isimler var ve gerçek underground müzik o şu anda. Bizim çektiğimiz isimler bir şekilde müzikle ilgilenen kesimde konuşuluyor ama o camia daha kapalı bir kutu. Çok takipçisi var kendi içinde ama müzikle ilgilenen insanların bile çok radarına girmeyebiliyorlar. Ve buna rağmen çok dev işler yapıyorlar. Kendi festivallerini yapıyorlar, kendi plak şirketleri var, yayınları var. Biz de o yüzden hem roadside.picnic’le hem de Farazi V Kayra’yla tanıştığımıza çok sevindik. Devam eden süreçte o taraftan isimler çekmeye devam edeceğiz.

Peki hedeflerinizi nasıl belirliyorsunuz? Arşivcilik harika ama daha çok insana ulaşmak gibi bir hedef var mı yoksa “Hayır kendi kemik kitlemizi oluşturalım o zaten yeter de artar” bile mi?
O konuda zor dengeler var, sen de yayıncılık yapıyorsun, biliyorsun. Bir ton güzel iş yapılıyor, hayali kuruluyor ama uygulamaya geldiği zaman onu sürekli yapmak istiyorsan illa ki biraz daha çok insana ulaşman lazım, illa ki biraz daha pazarlanabilir bir şekilde organize olman lazım. Hani hiçbirimizin yapmaktan hoşlanmadığı ama yapmak zorunda olduğumuz şeyler. Bizim için tabii ki ne kadar çok insana ulaşabilirsek o kadar iyi algısı daima var. Çok güzel işler yapılıyor ama anaakım neden hep kalitesiz işlere boğuluyor sorusu dönüyor hep kafamızda.

Herkesin sorduğu ve bir türlü cevaplayamadığı…
Aynen ve aslında dönem dönem bunun kırıldığını da görüyorsun geçmişe baktığında. 90’ların ortasına bakıyorsun, Sezen Aksu’nun önderliğinde bir ekol var. Bir tane kalitesiz iş çıkmamış ama bayağı fabrika gibi de ürün basmışlar o yıllarda. Günümüzdeki Türkçe müziğe bakıyorum, Sıla gibi çok kaliteli işler yapan insanlar var, Gökhan Türkmen gibi bir adam var mesela. Ben “Aşk Lazım”ı ilk dinlediğimde dikkat etmedim, televizyon açıkmış arkada ve Kral TV çalıyor. Top 20 listesinde birinci sırada bu şarkı. Bakıyorum inanılmaz groove, funk bir altyapısı var şarkının ve bu şarkı Kral TV’de, anaakımın göbeğinde, çok uzun süre liste başında kalabiliyor. Adamın her albümü çok satıyor. Bu sefer kendime şeyi soruyorum, “bu kalitedeki işler bu kadar dinlenebiliyorsa ve bu kadar anaakım olabiliyorsa bize neden bu kadar kötü müzik dinletiyorlar?” (Gülüyoruz) Senelerdir çözemiyorum. Bizim de amacımız tabii biraz da iyi müziği, ulaşabildiğimiz kadarıyla, geniş kitleye yaymak. Bunun yöntemini de arıyoruz açıkçası. Hani röportajlar bunun bir yöntemi, gittiğimiz yerlerde dostlarımızla, müzik insanlarıyla bunları konuşmak bilinirlik yaratmak, radyo programları olur, belki müzik yazarlarıyla daha anaakım platformlara ulaşmak vesaire. Bir de özeleştiri yapmak gerekirse, müzik dinleyicilerinden aldığımız geri bildirimlere bakılırsa, Pürtelaş biraz ulaşılmaz geliyor insanlara. Bu bir konser programı değil, offline hiçbir varlığımız yok. Biz sadece internette var olan bir yayınız. Bütün kontrol de programı yapanların elinde. O biraz etkileşimi ve insanların ait hissetmesini zorlaştırıyor sanırım. Tabii ki güzel bir akış olarak görüyorlardır diye tahmin ediyorum ama bununla ilgili de bir yerlerle ortaklık yapıp, mevsimde birkaç tane belki, orada çektiğimize benzer, maksimum 2 kişinin çıktığı, birkaç grupluk Pürtelaş 3+1 konserleri yapalım diye düşünüyoruz.

Ben de tam etkinlik yapacak mısınız diye soracaktım.
Evet ilk akla gelen şeylerden biri bu. Ama bir şeylerde çok acele edip de yanlış ortaklıklarda bulunmak istemiyoruz çünkü iki kişi, tek kişi sahneye çıktığında müzik iyice kırılgan bir hale geliyor. Ben kimsenin insanların konuştuğu bir sahnede çıkmasına vesile olmak istemem açıkçası. Ben kendim konser verdiğim zaman çok üzülüyorum beni dinlemeye gelen insanlar konuştuğunda. Bu insanlar da üç aşağı beş yukarı benzer fikirlere sahiptirler diye düşünüyorum. O yüzden doğru ortaklıklar olursa böyle bir niyetimiz var açıkçası. Önümüzdeki sezon umarım olur, hayallerimizden biri bu, geniş kitlelere ulaşmak için. Ağır ağır adımlarla ama yalpalamadan ilerleyelim istiyoruz biraz, çünkü istikrar olmayınca zor. Çok güzel müzik programları da yapılmaya başlanmıştı vaktiyle ama iki üç bölümde kaldı. Umarım biz o istikrarı sağlayabiliriz.

Hazır tam diğer programlardan bahsetmişken, “Onlar şunu çıkarmış biz de çıkartalım!” gibi bir durum var mı? Farklı programlar arasında rekabet oluyor mu?
Aslında öyle birebir çok “şunu kim yapıyor, bunu kim yürütüyor, bunun ekibi kim” gibi çok da bilmiyoruz. Müzik dinleyicisi olarak takip ediyoruz sadece diyeyim. Zaten Balcony TV olsun, Sofar İstanbul olsun, aynı amaca hizmet ediyoruz bence. Rekabet olursa da nasıl olur? Hani nasıl Fenerbahçe ve Galatasaray arasında tatlı bir rekabet varsa ama aslında ikisi de bir futbol takımı olarak aynı amaca hizmet ediyorlarsa bizimkiler de o hesap. Birbirini yükselten bir rekabet olursa ne ala ama henüz böyle bir durum yaşamadık. Çok da yaşayacağımızı sanmıyorum açıkçası, tutum olarak da yumuşak mizaçlı insanlarız hepimiz. (Gülüyoruz) Biz de seviniyoruz yani tanımadığımız biri parlayınca. Bunları da kesin ekleyelim dediğimiz isimler olabiliyor. Biz de tahmin ediyorum ki diğer programları aynı şekilde etkiliyoruzdur. Bir de konsept olarak aslında yakın kitleye oynamamıza rağmen bütün programların ufak tefek farkları var. Umarım daha fazlası olur biz de doya doya yeni müzikleri dinleriz.

Müzik endüstrisindeki bu herkesin birbirini sevmesi ve kucaklaması ne peki? Kiminle konuşsam “Şunları çok seviyoruz, onları da çok seviyoruz” diyor. Herkes birbiriyle arkadaş zaten ama gördüğüm kadarıyla öbür türlü piyasada tutunmak da pek kolay değil sanırım.
Bu benim şahsi gözlemim, matematik denklemi gibi kesindir diyemem ama Gezi süreci sonrasında özellikle bağımsız müzisyenler ve kendini anaakımın dışında, toplumdan biraz daha uzakta gören herkesin birbirine tutunması, sarılması, sokulması arttı gibi geliyor. Öncesini hatırlıyorum, ben Peyote, Karga gibi mekanlara gittiğimde her grubun kendi kitlesi oluyordu ve o gece iki grup çıkıyorsa bile o iki grubun kitlesi birbiriyle çok kaynaşmıyordu. Ama artık, sanırım ne kadar az olduğumuzu keşfetmemizle de birlikte, daha güzel işler çıkıyor; ortak projeler, düetler, birbirleriyle selamlaşmalar… Belli mahalleler de zaten bu süreçte dönüştü, işte Kadıköy’ün yükselişi mesela. Bir ton müzisyen yakın yerlerde yaşamaya başladı. Bir noktada da birbirine muhtaç hale gelmeye başlıyorsun çünkü naif şeyleri yok etmek isteyen çok güçlü ve sistematik bir şey var karşında – gerçek bir terörist var her anlamda. Öyle olduğu zaman da “Ya hep beraber ya hiçbirimiz”e dönüyorsun mecburen bir yerde. Ben çok mutluyum açıkçası böyle bir algı oluştuğu için. Tabii ki rekabet güzel bir şey hani dozunda rekabet, dozunda gıybet falan… (Gülüyoruz) O konuda Pürtelaş adına benim “artistlik” yapacağım tek konu ses ve görüntü kalitesi olarak Türkiye piyasasında rakipsize yakın olmamız. Bu önemli bir şey çünkü bence. Müzik depolamaya çalışıyorsak en önemli şey ses, ikinci önemli şey de performans olduğu için görüntü haliyle. Biz onların kalitesini yüksek tutmaya çalışıyoruz, iddiamız da bu olsun. Umarım dışarıda da böyle bir algı oluşur ya da oluşmuştur. Ağırladığımız müzisyenler bize bunu hissettirdiler, umarım dinleyenlere de bunu düşündürüyoruzdur diyeyim.

Gelirken de konuştuğumuz “organik müzik” mevzusuna girmek istiyorum. “En doğal ve saf haliyle müziği yakalamak” gibi bir ifade ve hedef gördüm.
İlk bölümü yayınlamadan önce “Pürtelaş 3+1 nedir?” konulu bir liste yaptık. Orada bir manifesto gibi ya da el kitabı gibi açıklamalar yaptık. Ve komik bir şekilde hiç de dışına çıkmadık bunların, ben “kesin bir yerde patlarız” diye düşünüyordum. İşte maksimum iki kişilik, hiçbir enstrüman sınırlaması olmadan, isterse çıplak ses bile olabilir ama isterse her tarafında ayrı enstrüman bağlayıp 20 enstrümanlık ses de çıkarabilir, dedik. Adının 3+1 olmasının arkasındaki şey de aslında 4 şarkı çekiyoruz ama son şarkının başında konuk(lar) kendi müzikleriyle alakalı olabilir, o şarkıyla alakalı da olabilir bir şeyler anlatsınlar istedik. Müzik programlarında sürekli “Neden müzik?” diye soran bir tip var ya hani, o çok yoran bir şey aslında müzisyeni. Biz dedik ki saf müzik olsun ama sadece müzik de olmasın, onu kıracak bir şey olsun. Onu da biz yönlendirmeyelim, müzisyen kendi içinden gelen şeyi söylesin istedik. O da çok tatlı oldu böyle komik komik +1 konuşmaları çıktı. Biz kendi aramızda en çok bunun geyiğini yapıyoruz, Selim “Ben Selim Saraçoğlu, bu da yaptığım müzik” diye bir konuşma yapmıştı (Gülüyoruz). Dünyanın en net konuşması. Nilipek. konuşmaya başlayıp kontrolü kaybedip iki dakika falan konuştu, sonra çaldığı şarkı bir buçuk dakika. Onlarla çok eğleniyoruz. Bir de müzisyenler birbirilerini de tanıdıkları için birbirlerinin konuşmalarıyla da dalga geçen cümleler kuruyorlar. Dikkatli gözle takip edince oralardan çok ilginç ve eğlenceli şeyler çıkıyor.

O hikaye kısmı da o “doğal” hedefine biraz daha yaklaştıran bir şey gibi geliyor. Sadece müziğe değil ama müzisyene de bir tık yaklaştırıyor yani, konuşurken görüyorsun, gülümserken görüyorsun, sahnede poz kesmeyen halini görüyorsun falan..
İnsanların konuşma sesleriyle şarkı söylerkenki sesleri çok farklı birbirinden. Ve insanların sadece müzik üreten bir makine değil de gerçekten bir insan olduğunu hissettirmek zor bir şey. Aslında sen ben gibi biri oradaki. Ve hani daha az bilinen isimler aslında konuk ettiklerimiz ve onların takipçileri de merak ediyor o kişileri. Konuşma o konuda çok ipucu veriyor, ilk intiba kafasında. Bir ton çok güzel konuşan insan da, hiç konuşamayan dostlarımız da oldu. Ama aslında o konuşamamanın doğallığı bile çok güzel.

Daha dokunulabilir bir noktaya çekiyor.
Aynen. Çok eğleniyoruz biz, iyi ki o konsepti oluşturmuşuz bana kalırsa.

O zaman ListeList’e de dönelim.
Bu iş aslında oradan başladı. Geçtiğimiz 1.5 sene Listelist’te editör olarak çalıştım. Ve ilk girdiğimden bu yana “Buraya bir müzik programı yapsak” diyordum.

İçindeki müzisyeni durduramayıp tabii..
Evet, çünkü internet sektöründeki herkesin hemfikir olduğu bir konu video içeriğin geleceğin en önemli alanlarından biri olması.. Hepimiz bilgisayarı açtığımızda YouTube bir sekmede açık duruyor. Google’lamaktan ziyade artık YouTube’da arıyoruz her şeyi. Hem içerik sınırsız, hem tüketmesi ve algılaması daha kolay. Ben de işte Listelist’te çalışırken bu fikri toparlayıp Ahmet Abi var, Ahmet Kırtok, ListeList’in kurucusu aynı zamanda, ona açıkladım. Bak böyle çok deneyimli insanlar da var, oturalım bir fikir üretelim, bunu belli bir sıklıkta yayınlayalım vesaire diye. Bir de ListeList tabii ki komik ve viral içerikler üreten bir site ama bunun yanında kültür sanat, özgün iş, kaliteli içeriğe de çok değer veren bir marka. Pek çok yayıncının yayınlamaya cesaret edemeyeceği içerikler de var. Yayıncı ne kadar kafası çalışan, zekice bir dil kullanırsa o kadar sansürlenemez hale geliyor. ListeList biraz da onun gücüyle bugün geniş anlamda tanınan bir marka oldu. Ahmet Abi de bize inandı, güvendi ve ListeList Pürtelaş’ın hem finansörü hem yayıncısı oldu. Böyle bir programı tek başına da yapabilirsin tabii ama hem maddi anlamda çok daha kısa sürede bir çıkmaza girersin, çünkü bir prodüksiyon yapıyorsun; hem ListeList’in zaten ulaştığı çok güzel bir kitle var ve bu kitle bizim kafa yapımızla çok iyi örtüşen bir kitle, bunu sıfırdan inşa etmen gerkir. Belki oradaki kitlenin hepsi müzik anlamında bizim sevdiğimiz isimleri dinlemiyor ama hayata bakış anlamında bize yakın şeyler yapıyor ve paylaşıyorlar. O yüzden çok doğru bir mecra gibi geliyordu ListeList. Başladık, inandık, güvendik ve hâlâ –artık Listelist’te çalışmamama rağmen programı paket olarak dışarıdan hazırlamaya devam ediyorum- Pürtelaş 3+1’i sürdürüyoruz. Umarım aynı şekilde aynı istikrarla devam ettirebiliriz bu işi çünkü ListeList için de Pürtelaş için de çok iyi olduğunu düşünüyorum bu ilişkinin. Diğer yandan biz Pürtelaş’ı biraz daha ayrı konumlandırmaya çalışıyoruz çünkü artık o da kendi başına markalaşmaya başladı. Belirli bir tanınırlığı oldu, kendi dili oturdu vesaire. Ama günün birinde ayrı bir marka olarak anılacaksak bile her zaman ListeList’le kol kola, omuz omuza, böyle sarılıp gezen bir marka olacağız.

Son baktığımda ListeList’in 300 bin takipçisi vardı. Oradaki takipçilerin isteklerini de göz önünde bulunduruyor musunuz? Onlardan talep geliyor mu?
Birkaç sefer oldu aslında. Bazen de ListeList kanalıyla bize ulaşan müzisyenler oluyor çünkü dediğim gibi bir videoyu senin benim paylaştığımızda gideceği yer başka, 300 bin takipçisi olan bir sayfa paylaştığında gideceği yer bambaşka. Güzel müzisyenlerle tanışıp çok tatlı, sevgi dolu mailler aldığım oldu. Onları da hep aynı dilde yanıtlamaya gayret ediyoruz. Şunu da çekin bunu da çekin diyenler oldu. Hatta tesadüfen, dördüncü bölümde sanırım, “Kaan Boşnak’ı çekmelisiniz” demişlerdi ki zaten evet beklenen bir tepki. Bizim de sıradaki bölümümüz gerçekten oydu ve çat diye yayınladık. Sanki böyle dünyanın en büyük prodüksiyon gücü bizde varmış gibi. (Gülüyoruz) Buradan da itiraf edeyim olayın gerçek yüzü böyle, tesadüf olmuştu o.

Sanırım başka bir şey kalmadı bende ama şundan da bahsetsem çok iyi olur dediğin şeyler var mı?
Son zamanlarda faydalı olduğunu düşündüğümüz bir iki küçük geliştirme yaptık. Bunlardan biri Youtube’la alakalı. Biz ListeList’in Youtube kanalında başlamıştık yayına, içinde eski başka içerikler de olan bir kanaldı. 3 bölüm yayınladık ve YouTube’a yayın yasağı geldi. (Gülüyoruz) Türkiye’ye hoşgeldiniz… Biz de Vimeo’ya geçtik. 25 ya da 26. bölüme kadar Vimeo’dan yayın yaptık. Vimeo çok güzel, çok profesyonel bir alan ve kullanıcısına çok güzel imkanlar da sunuyor ancak profesyonel algının dinleyicide, kullanıcıda oluşturduğu bir mesafe var. Bir de daha bir portfolyo sitesi gibi, öyle olunca da potansiyel izlenme oranımızı biraz düşürdü bu durum ama o noktada yapabileceğimiz başka bir şey yoktu. Bir yandan da YouTube’a müzik içeriği vermek çok sıkıntı çünkü telif problemleri var, dev savaşlar veriliyor bu işi tekelinde bulunduran organizasyonlarla.

Onlar sizi bağlıyor mu?
Çalan müzisyenin herhangi bir plak şirketiyle çalışıp çalışmamasına ve o plak şirketinin ne kadar anlayışlı olduğuna bağlı. Halihazırda albümü çıkmış az isim çektiğimiz ve onlar da zaten bağımsız şirketlerden albüm çıkartmış isimler olduğu için henüz bir sıkıntı yaşamadık ama böyle birini çektiğin zaman bu tekellerle çok büyük hukuk savaşına girmen gerekiyor ki bu çok yıpratıcı bir süreç. Biz hiçbir zaman çok ciddi bir gelir modeli yürütmedik Pürtelaş üzerinde ama bu süreçte senin halihazırda olan ve gelecekte yapacağın gelir modellerine de el koyuyorlar. İçeriği kaldırtma hakları var senin hiç haberin olmadan. Bunların hepsi çok yıpratıcı ama sonunda çektiğimiz bölümlerin hepsini alıp tekrar YouTube’a geçtik. Pürtelaş 3+1 adına ayrı resmi bir kanal oluşturduk. Bir anda 100’ün üstünde video yükledik, her bölümün o bölümdeki şarkılardan oluşan playlist’lerini oluşturduk. Bütün çektiklerimizi shuffle’da dinlemek isteyenler için de bir liste koyduk kenara. Bu tabii orta vadede de yayılımımızı arttıracaktır diye düşünüyorum. Hani hepimiz YouTube’da arıyoruz Nekizm’i, Google’da değil. Orada karşısına çıkabiliyorsan insanların ondan daha değerli bir şey yok. Bir de işte SoundCloud hesabı açalım dedik çünkü bu tarz içeriği tüketen insanların ve üreten insanların en çok kesiştiği yer orası. Ama oraya tabii her şeyi değil de belki her bölümden bir şarkı ekleyelim, merak edenler için bölümün linkini verelim dedik. Ve oradan çok hızlı dönüş aldık.

Bittik galiba. Çok teşekkür ettim, her şey çok güzel duyuluyor. Sıradaki bölümlerde kimi göreceğimiz hususunda da ipucu isteyeyim bitirirken.
Ben teşekkür ederim. Bakalım hayallerimizin peşinden koşuyoruz, yakalayabilecek miyiz hep beraber göreceğiz. Yakın zamanda İdil Meşe, Emre Temiz ve Alarga’yı göreceksiniz diye ümit ediyorum, bizler de her çektiğimiz bölümün çekimiyle yayınlanması arasında geçen süreçte çok heyecanlanıyoruz!

Bu sırada Pürtelaş 3+1’in tüm bölümlerine buradan ulaşabilir, FacebookTwitterInstagramSoundCloud ve YouTube hesaplarına da göz atabilirsiniz. Atın yani, gayet güzel.

HAZİRAN TAKVİMİ: PİKNİK

Haziran ayı sanki biraz “Atın kendinizi çimlere!” diye bağırıyor. Takvimi incelediğinizde ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

Gelsin piknikler, gitsin sahiller.

İyi eğlenceler.

1 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Vera

 

2 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Lal Albüm Lansman Konseri

Salon IKSV // Now of Rock’n Roll – Shellac & Mudhoney

 

3 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Son Feci Bisiklet

Peyote // Selin Damar

 

4 Haziran

Peyote // Otherman – Skata

 

5 Haziran

Salon IKSV // Elif Çağlar

KadıköySahne // Bajar – Bandista

Peyote // İrtifa Kaybediyoruz – On Your Horizon

Arkaoda // Biblo & Fearplay

 

6 Haziran

KadıköySahne // Moğollar – Hüsnü Arkan

Peyote // Kök

Zorlu Center PSM // Anne Sophie Mutter

 

8 Haziran

CRR Konser Salonu // mum

 

9 Haziran

Süreyya Operası // Fazıl Say İle Mozart Maratonu

CRR Konser Salonu // Aziza Mustafa Zadeh

 

10 Haziran

Peyote // Bir Gün Bir Adam

Arkaoda // Christian Bergmann

 

11 Haziran

Peyote // Adult Monkey – Mekruh

KadıköySahne // Dying Fetus

 

12 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Melis Danişmend

KadıköySahne // Yasemin Mori

Arkaoda // Barquero – Barış Açıkgöz

Peyote // Barış Demirel – Ars Longa

 

13 Haziran

Zorlu Center PSM // Kızıl Ordu Korosu

Life Park // One Love Festival

14 Haziran

Life Park // One Love Festival

 

18 Haziran

Peyote // Destroy Earth – Uluru

 

19 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Ceylan Ertem

Peyote // Yerçekimi

Arkaoda // Kati Suretle Vinil (Da-Frogg – Ras Memo – Selekta Firuzaga)

 

20 Haziran

Bronx Pi Sahne // Redd

Peyote // Hedonutopia – KırkBinSinek

Arkaoda // Yerli Baskı Festivali V.2 (Partapart – Blactrick – Wounded Wolf – Petra Digital)

 

21 Haziran

Arkaoda // Yerli Baskı Festivali V.2 (Partapart – Blactrick – Wounded Wolf – Petra Digital)

 

23 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // No Land

Arkaoda // Barzound – Çağlayan Çevik

 

25 Haziran

Harbiye Cemil Topuzlu // Bülent Ortaçgil-Birsen Tezer

Peyote // Kalben

 

26 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Adamlar

Peyote // Cemiyette Pişiyorum

Arkaoda // Deform-E

 

27 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Yasemin Mori

Harbiye Cemil Topuzlu // Şebnem Ferah

Arkaoda // Gizli Bahçe Gecesi (Hüseyin Çağlar – Ahmet Kutal)

 

28 Haziran

Harbiye Cemil Topuzlu // Teoman

 

Illustrasyon: Maori Sakai 

MAYIS TAKVİMİ: 3, 2, 1…. FESTİVAL

Sakin başlayan ama aslında o kadar da sakin olmayan Mayıs ayı, güneş girmeyen evlere gidiyor. Umarız festival hazırlık kitiniz tamamdır. Aksi takdirde her şeye bir anda uyum sağlayamayabilir,  acı çekebilirsiniz.

Bu ayın bir de şöyle bir güzelliği var; gidilecek yer skalası oldukça geniş. Death metal mi canınız çekti? >>> Dans mı etmek istiyorsunuz? >>> Hepsi takvimde. Göz atmaya başlayabilirsiniz:

5 Mayıs

Babylon // KES

6 Mayıs

Nublu İstanbul // Belong Party Series: Star Wars
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Son Feci Bisiklet
Salon IKSV // Troyka

7 Mayıs

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Telepotik
Babylon // Fourinthepocket
Roxy Akustik //  123 – YÖKŞ – Kaç Canım Kalmış
Volkswagen Arena // Goran Bregoviç

8 Mayıs

The Hall // Get Closer – Kolombo – Einmusik
Beyrut Performance // Ceylan Ertem
Bronx Pi // Caz Kazaz
Babylon // Michael Mayer
Boğaziçi Üniv. Güney Kampüs // Sertab Erener – Can Bonomo
Borusan Müzik Evi // Diğer Seri: The Ringo Jets – Club Bangkok
Bir çok yerde // Selekt Festival

9 Mayıs

Küçükçiftlik Park // Top 100 DJs World Tour – Dimitri Vegas – Like Mike
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Hayal Kahvesi Shining Stars Sunar: Riff Cohen
Roxy // 1890 Ekseninde Alternatif Partiler – Dave Rowntree from Blur
Peyote // Alpman and the Midnight Walkers
Bronx Pi // Peyk – Vega
BKM Mutfak Sahne // Kalben
Babylon // 1890 Sunar: Kabus Kerim (DJ Set)

10 Mayıs

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Hayal Kahvesi Shining Stars Sunar: Riff Cohen
Küçükçiftlik Park // PARKFEST: The Dø – Kadebostany – Princess Chelsea – Kalben – Nilipek

11 Mayıs

Babylon // Social Inclusion Band – Karsu Dönmez
BKM Mutfak Sahne // Kolektif İstanbul

12 Mayıs

Babylon // Nu Park

13 Mayıs

Peyote // Toro – Rete Pegz
Beyoğlu Hayal Kahvesi // TNK
Küçükçiftlik Park // Nordic Battle Night
Babylon // Mode XL

14 Mayıs

Nublu İstanbul // Golden Horn
Peyote // Emir Aksoy – Cihan Mürtezaoğlu
Küçükçiftlik Park // Blind Guardian

15 Mayıs

Kadıköy Sahne // Birsen Tezer
BKM Mutfak Sanat // Kaç Canım Kalmış
Peyote // No Land
Salon // Ah! Kosmos
Innpark // Bonobo (DJ Set)

16 Mayıs

Peyote // Balina – The Ringo Jets
Babylon // Iyeoka
Bronx Pi // Can Bonomo
Roxy // Tonight Presents: Club Bangkok

18 Mayıs

Bronx Pi // YÖKŞ – Adamlar
KadıköySahne // Zardanadam

20 Mayıs

Çevre Tiyatrosu // Gevende
Kadıköy Sahne // Adamlar
Nublu İstanbul // MadenÖktemErsönmez
Borusan Müzik Evi // Mercan Dede Secret Tribe feat. Huge Marsh

22 Mayıs

CRR Konser Salonu // Gitar Fest. 2. gün: David Russell
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Ceylan Ertem
KadıköySahne // 7 Pink Floydlar 2 Prenses
Bronx Pi // Son Feci Bisiklet

23 Mayıs

KadıköySahne // Mabel Matiz
Life Park // Chill-Out Festival
garajistanbul // Anathema
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Yasemin Mori
Babylon Kilyos // Babylon Soundgarden Fest

24 Mayıs

Life Park // Chill-Out Festival
garajistanbul // Yüzyüzeyken Konuşuruz

 

25 Mayıs

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Kaç Canım Kalmış

27 Mayıs

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Gece

28 Mayıs

Kadıköy Sahne // Neyse – Ars Longa

29 Mayıs

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Jehan Barbur
BKM Mutfak Sahne // Adamlar

30 Mayıs

Volkswagen Arena // One Republic 
Life Park // Ekşi Fest
Zorlu Performans // An evening with Hugh Jackman
Küçükçiftlik Park // Güzel Bir Gün

gbg p

31 Mayıs

Küçükçfitlik Park // 1st Harvest Festival – Alt-J – Mew

SOUNDGARDEN FESTIVAL: 2015

23 Mayıs günü bizi Kilyos yollarına düşürecek festival Soundgarden‘da sahne alacak ilk isimler belli oldu. Yaptığı şarkılarla insanları ağlatmaya yeminli Anna Calvi ilk anda göze çarpan isim.

Anna Calvi’nin yanında yaptığı saykedelik işlerle dikkat çeken Goat festivale damga vuracak bir başka isim gibi duruyor.

Bu isimleri peşi sıra, artık bizden bir Wild Beasts, Acid Arab, Kim Ann Foxman, Nathan Fake, Orlando Julius & The Heliocentrics festivalin yabancı konukları. Türk kontenjanında ise geçtiğimiz senenin özeti var. Can Kazaz, Kalben, Gaye Su Akyol, Ayyuka, Nil İpek. Güzel bir festival bizi bekliyor.

DEMONATION FEST NO.5

2010 yılından bugünlere Bant Mag. tarafından düzenlenen Demonation Fest. yine alternatif sahnenin sağından solundan bir araya getirdiği en yeni isimlerle uzun zamandır tanıdığımız grupları, müzisyenleri sahneye alıyor. 24-25 Ocak‘ta Babylon‘da gerçekleşecek olan festival 1890‘ın katkılarıyla haftasonuna en güzel “alternatif” oluyor.

Cumartesi:
22:00 – Can Güngör
22:50 – Peygamber Vitesi
23:40 – Mondual
00:30 – İki Direk Arası Temaşa
01:20 – Ethnique Punch
02:00 – DJ No Frost


Pazar:
20:00 – Kalben
20:50 – Can Kazaz
21:40 – Selim Saraçoğlu
22:30 – Astrofella
23:20 – Psycho-Gast
00:10 – İskeletor

Geride bıraktığımız 5 sene boyunca Demonation Fest‘in vesile olduğu  her yılda yeni isimleri hayatımıza katmak, süreçlerine ortak olmak ve farklı müziklerle tanışmak hepimiz için büyük tecrübe, güzel kazanım. Bu yüzden Demonation’ı yeri ayrı diyor, yenilere “merhaba”, bildiklerimize “iyi ki varsınız” diyoruz.