kamufle

RÖPORTAJ: KÖKLER FİLİZLENİYOR

Hala tanışma fırsatınız olmadıysa Kökler Filizleniyor, Ezhel olarak da tanıdığımız Ömer Sercan İpekçioğlu‘nun, Onur Gürsoy, Deniz Özden, Eren Alkan, Ezgi Pehlivan ve Canberk Hacıbaloğlu ile bir arada devam ettirdiği, hip-hop ile reggae’yi, Anadolu müziğiyle alternatif rock’ı buluşturan Ankara‘da kurulmuş bir müzik grubu. Henüz bir albümleri, hatta spotify’dan ulaşabileceğimiz şarkıları olmadığı halde, katılımcıların hep bir ağızdan sözlere eşlik ettiği, üstelik biletleri de tükenen ve yaklaşık 3 saat süren Salon performanslarının hemen öncesinde bu enerjik grupla buluşma fırsatı bulduk. Grubun kuruluşundan, gelecek projelerinden, her ne kadar gruba odaklanmak istesek de kaçınılmaz bir şekilde Ezhel’den, alternatif sahneden, Ankara’dan ve daha bir sürü şeyden bahsettik. Kökler Filizleniyor hakkında internette bulabileceğiniz en kapsamlı içeriğin bu röportaj olduğu iddiasındayız, grubu daha yakından tanımak için buyurun:

Cemre: Önce nasılsınız, nasıl gidiyor? Biraz sizi tanıyabilir miyiz, hakkınızda bilgi bulmak biraz zor, nasıl bir araya geldiniz nasıl başladı Kökler Filizleniyor?

Sercan: İyiyiz, çok teşekkürler. Benim daha önce bir grubum vardı, Afra Tafra. Daha sonra dağıldı ve ben de biraz daha rap’e odaklandım. Ankara’da sık gittiğimiz bir kafe vardı Araftafaray diye biraz orası vesile oldu gibi. Onur ve Deniz’le daha önceden tanışıyorduk, hepimizin de aklında bir grupla müzik yapma düşüncesi vardı. Sonra davulcumuz Derun da katıldı -o zamanlar Eren yoktu-, bu şekilde yavaş yavaş başladık. Amacımız eğlenmek, farklı şeyler yapmaktı. Eren de dahil olduktan sonra çalışmalarımız, provalarımız arttı. En son olarak da Canberk girdi ve tamamlanmış olduk böylece.

Cemre: Müziğinizi tür olarak sınırlandırmak zor, dediğin gibi hep yeni bir şeyler deniyormuşsunuz gibi duyuluyor. Hip-hop ve reggae karışımı diye bahsedildiğini duyuyorum ben. Ama aslında bu bile sınırlı çünkü çok Anadolu’dan ve belki daha da oryantal tınılar var müziğinizde; ve açıkçası böyle bir karışım bulmak biraz zor. Bu sound nasıl oluştu? Yani eskilerden Afra Tafra’dan gelen bir reggae yatkınlığınız vardır mutlaka ama neden reggae mesela, sizi etkileyen isimler var mı?

Sercan: Afra Tafra biraz daha reggae grubu gibiydi, cover da yapıyorduk. Ama Kökler’de ikisinin arasında bir şey yapıyoruz ne tam cover diye bileceğimiz ne de tam olarak orijinal işler yapıyoruz, düzenleme diyebiliriz sanırım.

İsmimizin de geldiği yere dayanıyor aslında bunun cevabı, kök bir müzik reggae de. Kültürel açıdan kendimizi yakın buluyoruz, çalarken de keyif alıyoruz ve her zaman bir mesajı olduğu için reggae ağırlıklı olarak müziğimizin yöneldiği bir tür. Ama reggae grubu musunuz diye sorulsa biraz öyleyiz ama biraz değiliz derim.

Deniz: Doğaçlama çok büyük bir yer kaplıyor sahnede, stüdyoda. Sercan freestyle’larla giriyor biz de belirli bir ritim ve melodi oturtuyoruz.

Eren: Mesela “sınav” konseptimiz var, Sercan mesela bazen arkasını dönüp sınav var diyor -seyircimizle de paylaşıyoruz tabii bunu- sahnede ilk defa bir şey çalıyor oluyoruz. Bu şekilde başlayıp geliştirdiğimiz çok şarkı var.

Sercan: Reggae tanımının dışında kalan kısımlar da bunlar aslında. Hepimiz farklı türlerde her şeyi dinleyen insanlarız. Reggae grubuyuz denebilir ama daha da fazlasıyız aslında.

Eren: Bizden hiç haberi olmayan birini getirip dinletsen, rock grubu olarak da kategorize edebilir, ya da rap yapıyorlar da diyebilir.

Buse: Ama dinleyicileriniz tarafından hep Anadolu etkisinin altı çiziliyor sanki.

Sercan: Evet, köklerimiz buraya dayanıyor çünkü. Aynı zamanda işte kök müziklerden sayabileceğim rock, reggae, caz gibi türler ne kadar etkilerse müziğimizi o kadar tamamlanmış olduğumuzu düşünüyorum ben.

Cemre: Etkilendiğiniz isimler kimler mesela bu türlerden?

Sercan: Çok fazla var aslında.

Deniz: Nekropsi geldi ilk olarak aklıma.

Sercan: Aşık Veysel, Frank Zappa, King Crimson, daha da bir sürü isim sayılabilir.

Deniz: Özellikle Onur’la progresif rock çok dinliyoruz mesela.

Buse: Uzun süredir insanların bir araya gelip grup oluşturma eğilimi azaldı sanki, solo kariyeri de olan isimlerin bir arada farklı bir şeyler ürettiğini görmek çok değerli. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Sercan: Ankara’da kendi çevremizde politik bir şeyler anlatabilelim, bir şeyler deneyelim ama en önemlisi de birlikte eğlenelim diye oluştu bu grup. Bu bahsettiğin azalmanın ben de farkındayım, eskiden çaldığımız belli başlı mekanlarda çok daha aktif bir müzik sahnesi vardı.

Eren: Ankara müziği denir ya hani, o anlayış da oldukça azaldı.

Sercan: Gruba bakışımız hepimizin benzer olduğu için kendimizi, müziğimizi bulmamız kolay gelişti. Kendimizi sınırlamak istemiyorduk, müziğimize dahil edeceğimiz ögeleri de belirleyince organik bir şekilde gelişti. Planlı programlı bir şey değildi aslında. Ama tabii o bahsettiğiniz azalma üzücü, keşke insanlar bir araya gelip daha farklı işler çıkarmaya devam etse özellikle 2013 öncesi Ankara bu konuda çok verimliydi.

Buse: Ankara’da insanlar ne dinliyor şu sıralar?

Eren: Ankara’da eskisi gibi bir bara gidip güzel müzik dinleyeyim anlayışı pek kalmadı eskisi gibi.

Sercan: Yurt dışından gruplara bile rastlayabiliyorduk eskiden ama artık öyle bir durum yok ne yazık ki.

Cemre: Genel bir durum bu sanırım. Peki bu Ankara’nın sizin çıktığınız zamanlardaki sahnesinde seyirciler nasıldı, mesela yeni bir şeyler deniyorduk dediniz, başlarda nasıl karşılandı bu?

Deniz: Araftafaray’da pişti denebilir, düzenli olarak çıktığımız mekan orasıydı.

Sercan: Dekorumuz bile vardı, köklerden bir mikrofon sehpası yapmıştık. Bizim Ankara’daki bütün seyircilerimiz arkadaşlarımızdı zaten başta, uzun süre onlara çaldık. Ama tabii bu kitleye Ankara’nın alternatif camiası da dahil. O yüzden seyircimizle hep bir bağımız vardı. Yavaş yavaş şehir dışında çalmaya başladıkça biraz daha farkını anlayabildik. Ankara seyircisi bambaşkaydı tabii ama Kars’ta ve Mardin’de de çaldık mesela, hep olumlu karşılandı müziğimiz.

Eren: Gruba ilk girdiğimde hatırlıyorum aynı günün sabahında akşam bir mekanda çalmaya karar verdiğimiz bile oluyordu. Zaten akşam oturmaya gideceğimiz mekanda çalıyoruz gibi bir bakıma.

Sercan: Her şey böyle samimiyet içinde gelişti o yüzden sonra başka yerlerde çalmak da daha rahat oldu bizim için.

Cemre: Ankara müzik sahnesinden bahsetmişken birazcık Ezhel soracak olursam, bir anda çok tanındın, bazen inanlar sevdikleri bir sanatçı bir anda herkes tarafından dinlenmeye başlayınca bu durumdan hoşlanmayabiliyor. Eskilerden beri varolan takipçi kitlende böyle bir tavır olmuş mudur sence, hiç takip edebiliyor musun?

Sercan: Her gün yeni yeni insanlara ulaşıyor bence hala albüm, şu anki kitlemden memnunum. Bazen yanlış ya da eksik anlaşılıyorum gibi bir durum oluyor sadece. Sanki tek şarkım “Şehrimin Tadı”ymış, başka hiçbir şarkım, başka bir söylemim yokmuş gibi bir değerlendirmeye maruz kalıyorum biraz üzücü bir şekilde. Her şeye mi klip çekmemiz lazım? Bunun dışında çok mutluyum dinleyicilerimden. Dünyanın farklı farklı yerlerinden Türklerden mesajlar alıyorum, bir sürü yere ulaşabilmişim. Tabii bunun yanı sıra malzeme de olabiliyorsun, bir sınır var ve o sınırı aştıktan sonra artık herkes senin hakkında istediğini söyleyebilir gibi bir durum var. Ama her türlü eleştiri beni geliştireceği için olumlu karşılıyorum bu durumu.

Buse: Her çeşit, farklı janraların da dinleyicilerinden feedback alabiliyor olman açısından çok olumlu bu durum aslında.

Sercan: Evet, doğru. Rap yapan çevremden duyduğuma göre albümün böyle bir geri dönüş almasının ardından Türkçe rap’te güzel bir yükselme olmuş. Artık spotify’da da listelerde yukarılarda görebiliyoruz. Hiç rap dinlemem diyen insanlar bile nasılmış diye merak edip sevebiliyor bile. Bu benim için çok sevindirici.

Buse: Bu ilgi biraz reggae’ye de kaydı, eskiden daha kapalı bir komüniteyken şu an herkesin kolayca haberdar olabileceği bir sürü etkinlikler düzenleniyor.

Eren: Sercan’ın Ezhel olarak yaptığı en önemli şey rap’i alternatif, underground gören kitle için meşrulaştırması oldu bence.

Sercan: Rap müzik mi diyen insanların o algısını kırmaya çalıştık özellikle.

Eren: Çok yüzeysel eleştiriler görüyorum. Mesela ekşisözlük’teydi yanılmıyorsam, “küvette seks” sözüne takmış “bu adamı mı takip ediyorsunuz” gibi bir sonuca varmış. Halbuki hiç ön yargısız bir şekilde oturup dikkatini vererek dinlememiş bile. Ben davulcuyum, ritimleri dinlerken adamlar burada ne yapmış diye hayran kaldım bazı parçaları dinlerken. Çok ince ince işlenmiş bir albüm aslında.

Buse: Bir röportajında “evde oynarken yaptığım bir albüm” gibi bir açıklaman var belki onu çarpıtarak bu hale getirmiş olabilirler.

Sercan: Olabilir, yaparken eğlendik evet ama sonrasındaki çalışma çok sıkıydı. İlk başta şarkıları yazarken o kadar kasınca zaten güzel bir şey çıkmıyor.

Eren: Sercan’ın bir yıl civarı albümle uğraştığını biliyorum.

Sercan: Evet albüm başladığından çok daha geç bitti. Bir bakıma şans da oldu bu, çıkışı sırasında gündem sakindi, yeni bir albüm yoktu. Bu kadar yayılması için iyi bir zamandı.

Cemre: Ezhel’in Türkiye’nin birçok şehrinde, normalde çok konser izleme fırsatı bulamadığı şehirlerde bile performanslarına denk gelmek mümkün. Kökler Filizleniyor da aynı şekilde, az önce dediğiniz gibi Kars’ta, Mardin’de konserleriniz oldu. Bunun insanların belli şehirler dışında konsere gidemiyor oluşuna bir tepki olduğu söylenebilir mi? Gittiğiniz yerlerde nasıl oluyor, yine alıştığınız dinleyici kitlesini bulabiliyor musunuz?

Sercan: Evet kesinlikle tepki gösterdiğimiz bir durum bu. Her yerde aynı olmuyor ama tabii seyirciler. Mesela Mardin’de oturan bir seyircimiz vardı, biz daha çok ayakta dans eden seyircilere alışığız. Dinleti gibiydi ama o anda müziğimiz de ona dönüşmeye başlamıştı.

Deniz: Biraz mekana göre değişiyor.

Eren: Kars çok ilginçti. Önde birkaç sıra üniversiteliler vardı, arkada amcalar rakı içiyordu.

Sercan: Bu bizi hem geliştiren hem de mutlu eden bir şey ve dediğin gibi müziğimiz her yere yaymak, herkese bir şeyler sunabilmek istiyoruz.

Cemre: Peki yeni neler yapıyorsunuz şu sıralar? Turneden ötürü çok yoğunsunuz sanırım?

Sercan: Evet o yüzden ben hiçbir şey yapamıyorum ne yazık ki. Albüm çıktığından beri hep yoldayım. Hep konuşuyorduk ben bu albümü yapayım sonra Kökler Filizleniyor için de böyle bir işe girişiriz diye. Ama hala albümün işleri devam ediyor, albümün sonrası da bir parçasıymış bunu öğrendim. Yakın zamanda bir boşluğumuz olacak ve çalışmaya başlayacağız gibi görünüyor.

Cemre: Son olarak en güncel şeyi sorayım, Nihil Piraye ile bir çalışmanız yayınlandı bugün, bu iş birliği nasıl gelişti, buna benzer farklı janralarda üreten isimlerle iş birliği planları var mı?

Sercan: Nihil Piraye ile ben 2010’da Rock-a Festivali’nde tanışmıştım, o zamanlar benim de punk-rock yapan bir grubum vardı. O zamandan beri arkadaştık, aklımızda hep birlikte bir şey yapma fikri vardı, derken Berk(Nihil Piraye) bana bu şarkının altyapısını attı. Kamufle’yle de konuşmuş, Kamufle de yıllardır arkadaşım. Bu şekilde daha önceden tanışıyor olmamız, arkadaşlığımız üzerinden gelişti. Çoğunu yazmadan mikrofon başında bir şeyler deneyerek yaptım diyebilirim, çok da güzel oldu bence sonuç. Hep bu tarz bir şey yapmak istemiştim. Hala da başka tarzda başka gruplarla da bu tip işler yapmayı istiyorum hatta yerli ve yabancı isimler de var aklımda, yoğunluğum geçince bunun üzerine de düşeceğim.

SALI PAZARI: 17.05.16

Merak etmeyin gelecekten gelmedik. Baktık ki tek günde yazıyı toplamak zor oluyor. Öncesinden toparlamaya başlayarak, Salı günleri son şeklini vermiş olacağız. Tezgahları açıyoruz.

Ahmet’in Tezgahı;

Metronomy – Old Skool

Yeni albüm, Summer 08‘in müjdesini veren Metronomy, bunu Old Skool’un videosuyla kutladı. Şarkı sevdiğimiz Metronomy güzelliğine, Beastie Boys’un Mix Master Mike’ının turntable yeteneklerinin de eklenmesiyle muhteşem olmuş.

Nilipek. – Kınalıada (feat. Kamufle) (Remix)

Nilipek.’in pek beğenilen albümü Sabah’ın remixlerinden oluşacak albüm için, Kamufle, Kınalıada’ya el atmış ve şarkıyı rap müziğini elementleriyle buluşturmuş. Ortaya farklı bir iş çıkmış. Denemeden geçmeyin.

Ariana Grande – Into You

Ariana Grande şapkasının altında prodüktörler pop müziğe çok acayip kaçacak şeyler deniyorlar. Önce Dangerous Woman şimdi de Into You. Bu süreçten çok keyif alıyorum.

Radiohead – Burn The Witch

Şu şarkıyı dinlemeyen, şu klibi izlemeyen bir kişi kalmamalı.

RÖPORTAJ: KAMUFLE

Bir süredir ısrarla rap dinlediğimiz aşikar. Yerli rap’e hala %100 aşina olmasak da Kamufle‘yi uzun süredir takip ediyorduk. Hazır 5 Aralık‘ta konseri olacağını öğrenince de konser öncesi kendisiyle tanışmak ve kendi adımıza rap sürecimizi hızlandırmak istedik. Böylece İş Üstünde‘den de eli boş dönmemiş olduk.

Sohbetimiz yine uzun ama çok güzel. Tüm merak ettiklerimiz ya da ettiklerinizi de sorduk; içimiz rahat.

Bolca rap/hiphop konuştuğumuz röportaj için öyleyse; buyrun:

Buse: Yazmaya 2004’te başlamışsın. Sonrasını underground albümler de takip etmiş. Olumsuzluklar ve Hayale Daldım derken bugündesin.

Kamufle: 2003’te yazmaya başladım aslında ve ilk kaydı 2004’te yaptım. Toplamda 11 adet albümüm var. 9 tanesi underground albüm 2 tanesi yasal. Ayrıca Gökçe’yle birlikte hazırladığım, yeni albümde de var olan Sittin Sene var. Onun dışında birçok rapçinin albümüne konuk oldum. Hem düet olarak hem de altyapı/prodüksiyon desteğinde bulunarak. Bu süreçte dizi tecrübem oldu ve ayrıca 40 ayrı şehirde konser verdim, hiphop jam’lere katıldım. Böyle geldi, geçti zaman.

İlk olarak 95-96 yılında rap müzik dinlemeye başladım. Cartel geldi kulağıma. NTM isimli Fransız bir grubunu dinledim. Nefret, Fuat Ergin, Silahsız Kuvvet derken geldi geçti zaman. Birçok rapçiyi de tabi internet olmadığı için Blue Jean dergisinden takip ediyordum. İnternetin olduğu zamanlarda forumlarda birçok kişiyle tanıştım, rap üzerine konuşmaya başladığımız zamanlardı. Bol kıyafetli insanlar gördüğümde gerçekten çok mutlu oluyordum. Yaşımız küçük olmasına rağmen aramızda bir diyalog oluyordu. Bir kolektifin içinde olduğumu hissediyordum. Zaman ilerleyip olgunlaşmaya başladıkça bu müziğin nerden geldiğini araştırmaya başlıyorsun. 70’li yılların başında temelinden funk ve blues’un, rock & roll gibi temaların olduğu bir müziğin gelişimini öğreniyorsun ve takip ediyorsun. Aynı zamanda o yaşlarda bu türleri de dinlemeye başladım. James Brown, Woody Walters, Etta James dinlediklerim arasında oldu. Ama aynı zamanda Bulgaristan göçmeni bir ailenin çocuğuyum. Karagümrük’te doğdum ve Türk Sanat Müziği ile birlikte de büyüdüm. Müzeyyen Senar’lar Zeki Müren’ler, Orhan Gencebay, Neşet Ertaş ile büyüdüm. Yaptıklarıma dinlediklerim de yansıdı tabi.

Ahmet: Kayıt almaya başladığın günü hatırlıyor musun?

Kamufle: Hikayesi çok komik. Basketbol oyuncusuydum. Aynı yerde yaşadığım arkadaşlarım rap yapmaya başlamıştı. Ama ben tabi dinleyiciydim. Arkadaşlar rap yapmaya başladıklarını ve stüdyoları olduğunu söylemişti. Stüdyo dediğimiz de arkadaşımın odasında kurduğu ekipmanlardan, çöp mikrofondan ses kaydettiğin bir yerden oluşuyordu. Aklımdaki stüdyo mantığı çok farklıydı. Ben “saçmalamayın, böyle iş olmaz!” derken sözünü arkadaşımın yazdığı bir parçayı okumam için ısrar edildi. Kendim yazdım sonrasında. Onu söyledim. İlk kaydı böyle yapmış oldum. İlk kayıtlarımı Federal grubuyla birlikte aldım. Ve kendi sesini duyduğunu kendinle bir kez daha tanışıyorsun; çok farklı hissediyor insan. Bir ritmin üzerinde kendi vokalini duyunca kendinle bir daha tanışıyorsun. İster istemez büyüleniyorsun. Ancak tabi içine çekildikten sonra albüm albümü takip ediyor.

Buse: O gün bugündür 11 tane albüm yayınlanmış oluyor mesela… Olumsuzluklar ve Hayale Daldım var ve bir de Enstrümental bir albüm var.

Kamufle: Enstrümental albüm şöyle gelişti: Rap yapmaya başladığım zamanlarda altyapıyı arkadaşlardan alacağıma kendim üretmek istedim. Olayı sadece söz yazıp mikrofonun başına geçip kafiyelerden ibaret bırakmak istemedim çünkü yaptığım şey aslında müzikal yönüyle de ön planda. Her kültürden etkilenen farklı seslerden beslenen bir yapı. Ki Hayale Daldım albümünü de dinlediyseniz 11 farklı şarkı 11 farklı müzikal tür ile icra edildi. Enstrümental albümde de bu farklılığı denemek ve dinleyicilere bunu yansıtmak istedim. Grup Ses Beats, Kabus Kerim, Hey Douglas ve daha eskilere gidersek DJ Mahmut da en güzel örnekleri. Onların altyapıları da 60’lı 70’li yıllardaki Anadolu folk akımından besleniyor; Erkin Koray, Kurtalan Ekspress gibi. Onların plaklarını bulup ya da yüksek kaliteli versiyonlarını bulup onları parçalayıp üstüne break ritimler katarak enstrümantaller yapmaya başladım. 2-3 yıl önce, evde canım sıkılırken başladım açıkçası. Yaptığım işe iyice odaklanınca onları tekrardan düzenledim, mix’ledim. Soundcloud hesabıma yüklediğimde inanılmaz güzel bir dönüt aldım. Bir anda yurtdışından ya da ülkeden takipçiler gelmeye başladı. Sanırım şu an Soundcloud’da ülkeden en çok takipçiye sahip insan olabilirim. O zamanlarda Soundcloud, beğendiği çalışmaları ana sayfada yayınlıyordu. Yayınladığım da ana sayfada çıkmış. 2bin, 4bin, 10bin rakamlarına ulaştıkça ben de şaşırdım. Bir de soundcloud’da diğer sosyal mecralarda olan takipçi yükseltme, beğeni artırma gibi bir durum yok zira öyle şeylerle de uğraşmam. Ancak enteresan bir yükselme yaşandı. Aynı zamanda Los Angeles’tan Fransa’dan amatör müzik yapan ya da underground müzisyenlerden yorumlar almaya başladım, diyalog kurduk. Günün sonunda house altyapı bile hazırladım, kullandılar. Şimdi de ikincisini hazırlıyorum ama acele etmiyorum. Biraz daha onun da üzerine çıkmak istiyorum.

Buse: Kendini hep bir adım öteye atabiliyorsun. Böyle bir duruşun var.

Kamufle: Çok müzik dinliyorum ve rap dışında da her şeyi dinlemeye çalışıyorum. Nirvana hayranlığım da var, Metallica ile geçirdim yıllarımı. Ya da Megadeth, AC/DC ve hatta rap’e daha yakın Limp Bizkit… Bahsettiğim gibi eğer rapçiysen ve yaptığın işi profesyonel hale getirmek istiyorsan olabildiğince alternatifi dinleyip ondan beslenmen gerekiyor.

Ahmet: Ona da biraz yönelme var. Şu an en bilinen örnekleri The Weeknd’in Often’ı kullanması gibi ya da Action Bronson’ın Easy Rider şarkısında MFÖ’nün Adımız Miskindir Bizim’i kullanması gibi.

Kamufle: Aynen. Mos Def, Selda Bağcan’dan sample aldı zamanında. Yine taze örnekleri de var. NBA 2016’nın soundtrack’inde Fashwan – Out the Trunk (feat. Busta Rhymes) var. Amerika’da artık sample bittiği için ufak ufak Balkanlar’a doğru bir gidişat başladı ki Ortadoğu ve Balkanlarda inanılmaz sample’lar var.

Buse: Sample demişken, geniş bir yelpazeye sahip albüm Hayale Daldım nasıl bugüne geldi?

Kamufle: Hayale Daldım albümü tüm müzik hayatımın diplomasıdır. Ne biliyorsam, ne öğrendiysem hepsini bu albümde kullandım. Bir zamanlar Muck diye bir dizide oynuyordum. O zamanlar Olumsuzluklar albümünü dizinin bittiği dönemlerde yayınlamıştım. Bağlı olduğum plak şirketinden albüm teklifi geldi. Çok iyi bir fırsat olunca hemen değerlendirmek istedik. Altyapıları Da Poet hazırladı Hayale Daldım albümünün. Aynı zamanda enstrümanların canlı kaydı var; basgitar, saksafon, trompet, elektronik gitar… Ve sample ve synthesizer’ı karıştırdık albüme. Su şarkısında Uğur Varol, perdesiz gitar çaldı bize. Bir gazeteci arkadaşım sayesinde tanıştığım Avustralya’lı saksafon sanatçısı Nicholas Perez stüdyoya geldi. Perez çalarken çok mutlu olmuştu, gözleri parlıyordu. İki buçuk yıl boyunca her şey deneme yanılma yöntemiyle daha iyi sözler, daha iyi sloganlar, daha temiz sesler ve aranje bulmaya çalışarak geçirdik. Tabi aksaklıklar, beklemeler de oldu. O da zaten olmazsa olmaz bir durum. Sonrasında albüm 4 Şubat’ta müzik marketlerdeki yerini almaya başladı.

Bu albüm sayesinde güzel insanlarla, Moral grubuyla çalıştım. Tüm albümü bu stüdyoda kaydettim, iki buçuk sene boyunca burada yatıp kalktım. Şimdi de albümün akustik versiyonlarını yapıyoruz.

Buse: Öyleyse yeni projeler geliyor!

Kamufle: Evet, bir video session yapıyoruz 12 şarkılık. Tamamen akustik olarak blues ve country ağırlıklı yapıya sahip olacak. 2 tane akustik gitar, bir tane basgitar ve davul eşliğinde olacak. Şarkıları tekrar ele aldık. Dinleyenler ilk etapta garipsiyor. Zaman içerisinde Youtube’dan videoları yayınlayacağız. Açıkçası çok heyecanlıyım, 3, 3 buçuk aydır bunun üzerine çalışıyoruz.

Buse: Aslında belli bir kitlen var ve sen sürekli yeni bir şeyler deniyorsun, sürekli dönüşüm halindesin. Bu kitlenin değişime ayak uydurmayı reddedip gitmesi ihtimaline ne diyorsun?

Kamufle: Bunun ihtimali de çok yüksek tabi ki ama Kamufle’yi bilen dinleyen kitle, benim bir rutinim olmadığını bilen dinleyicilerden oluşuyor. O yüzden rahat hissediyorum. Zaten internette rap kitlesi oldukça kalabalık. 13 yaşından başlayıp 40’a kadar giden bir kitleden söz ediyoruz. Ben yaptığım işten eğleniyorsam ve bunun doğru olduğunu düşünüyorsam gerisi teferruattır ki kötü yorum alacağımı sanmıyorum. Çünkü sürekli farklı sesler üzerine rap yaptığımı beni eskiden beri dinleyen insanlar biliyor. Aynı zamanda kimseyle dissleşme olayım da yok. Bu işe ilk başlayanlardan yeni nesle kadar herkesle arkadaşım, aram herkesle iyidir. Ters bir tepkide beni destekleyecek insanlar olduğuna eminim. Bu yüzden gönlüm rahat.

Buse: Zaten insanlar “Kamufle bu sefer ne yapacak?” merakı ile bekliyor, dinliyordur.

Kamufle: Öyle düşünüyorum ve istediğimiz gibi olur umarım. Kafamda tasarladığım gibi olmasını bekliyorum açıkçası.

Ahmet: Albüm satılmadığından bahsetmiştin. Dağıtım kanallarını nasıl kullanıyorsun?

Kamufle: Dijitallik tabi ki daha popüler ve dinleyiciye ulaşmada hepsini kullanıyorum. Bana kalsa ben her zaman fizikselden yanayım. Albümü Spotify’dan indirip bilgisayardan dinlemek yerine eski kafalarda olduğum için plak ya da CD ile dinlemeyi tercih ediyorum. İnternet sayesinde bir albümü alıp inceleme olayını insanlar tamamen yitirdi. Öyle ki bugün bir şarkı yayınlıyorsun, klibini çekiyorsun. Bazıları 1 hafta sonra “Ne zaman yeni şarkı yayınlayacaksın?” diye soruyor. Biz eskiden bir şarkı dinlerdik, klibini izlerdik ve 1 yıl yeterdi. Bu yüzden fizikselden yanayım çünkü o albümü alıp odanın bir kenarına koyman ve kendinle baş başa kaldığın zaman yatağına uzanıp onu dinlemen daha hissiyatlı bir durum ama daha çok ulaşma ihtimali dijital mecralarda. Gerçi bu son zamanlarda albüm alan bir kitle de var. Plak kültürü de gelmeye başladı ama zorlu bir süreci var. Zaten yeni bir albümüm var ve şu an bana yetiyor.

DSC_0024

 Ahmet: Peki nasıl hissettiriyor albümünü müzik marketlerde görmek?

 Kamufle: CD’ler eve ilk geldiğinde ağladım. Resmen “aferin” dedim  kendime. O konuda çok duygusalım. Emek veriyorsun, bir sürü insan  seninle birlikte çalışıyor, bu işe kanalize oluyor. Sonuçlarını somut bir  şekilde bir anda bir havalimanının müzik marketinde ya da gezmeye  gittiğin bir yerde görebiliyorsun. Sonuçta bir Pharell Williams değiliz,  arka planda ekmek çok büyük. 30 kişilik bir ekiptik Hayale Daldım  albümün yaparken. Ve bunu basılı bir albümde dinleyen görebiliyor.

Buse: Kesinlikle. Şöyle ki hem albümde hem de sahnende çok güzel eğleniyorsun ve dinleyiciye yansıyor. Sence doğru mu değerlendiriyorum?

Kamufle: Her insanın özel hayatında mutlaka bir sıkıntısı vardır ama ben hayata her zaman pozitif bakan bir insan oldum. Yaşanan her kötü olayı pozitife çevirme taraftarı oldum hep. Eğer kendini o durumun içerisinde iyice negatife vurursan daha da perişan olursun. Daha arabesk bir duruma geldiğin zamanda da hastalanma ihtimalin çok yüksek. O yüzden bunu pozitif bir şekilde kırmanın doğru bir davranış olduğunu düşünüyorum. Yaptığım hareketli şarkılarda bile dikkat ederseniz aslında içinde yolunda gitmeyen bir şeyler vardır; ben bunu mutlu bir şekilde aktarmaya çalışırım ve şarkıyı da “her şey çok güzel olacak” tadında bir final ile bitiririm. Bir Müslüm Gürses değiliz ki perişan edelim gençleri. Bizim gibi düşünen ve enerji sahibi insan sayısı git gide azalıyor. Herkes derbeder! Öyle bir zamandayız ve ben de bunu kabullenemiyorum. Bu duruş insana güç veriyor, hem de kendini iyileştirmiş oluyorsun. Bu durumdan çevren de pozitif anlamda faydalanıyor. Sahneye çıktığımda da ateşe veriyorum ortalığı dolayısıyla. (gülüşmeler)

Buse: Evet, dışarıdan Türkçe rap’e baktığında çoğu şarkının o derbeder duruşu, dinlemek isteyen insanı bile bir adım geri götürüyor. Böyle bir genel algı içerisinde farklı bir duruşunun olması Türkçe rap müziğe de büyük katkı sağlıyor diye düşünüyorum.   

Kamufle: Sözlere baktığında ideolojik bir duruşu olduğunu da görmek gerekiyor. Olumsuzluklar şarkısı ve hatta Bi Yolunu Bul. Klibi çok eğlenceli ama sözlerine dikkat ettiğinde farklı meseleleri ele aldığını görebiliyorsun. O teraziyi tutturmak biraz çetrefilli oluyor ama başardığın zaman da bu şekilde sonuçlara varıyorsun. Performansa da yansıyor bu. Sahneye çıktığımda da mesela, insanlar eğlenmeye geliyor ve rap yüksek sesli, aksiyonlu bir müzik türü olduğu için bunu fiziksel olarak da sahnede göstermem gerekiyor. Zıplayacaksın ve hatta yeri gelecek seyircilerin üstüne atlayacaksın.

Buse: Aynen, bunu yansıtıyor olman dinleyici açısından keyifli. Ancak Hayale Daldım’ı dinlerken o kadar eğlenip, dans ediyorken bir anda modu değiştiriyoruz. Ve Su ile tempoyu düşürüyoruz. Su şarkısının bir hikayesi var mı?

Kamufle: Tabi ki bir rengin olacak. Su şarkısının üstadı Moral grubunun solisti ve stüdyonun ortağı Tolga Türünz, Tolga Abi ile çalıştık albümde. Stüdyoya ilk geldiğim zaman sanırım Halim Yok’u yapıyorduk. Tolga Abi geldi “Bir tane şarkı var elimde, bunu 2005 yılında yapmıştım. Yukarda dinletmek istiyorum sana. Bir gelir misin?” dedi. Benim de o zaman duygusal zamanlarımdı. Tolga Abi bana şarkıyı dinlettiğinde “Hadi be!” dedim. Su şarkısının nakarat bölümü okunmuş ve demo olarak gitarları çalınmış bir haliydi. Albüme alır mıyız diye konuştuk. Moral grubunun da o zamanki akışında bu şarkı yokmuş. Oturduk, şarkının hikayesinden bahsetmesini istedim ondan. Hikayesini anlattı. Tamam dedim. İki gün sonra da sözlerini yazdık.

Ahmet: Hikayesi çok özel mi?

Kamufle: Özel gibi. O zaman benim hayatımda bir kadın yoktu. Ama benim çocukluğumdan beri kafamda yarattığım bir kadın profili vardı. Hep olur ya… O kafamdaki kadın profilini o şarkıya yaptım. Çok uyuyordu şarkıya. Kafamdaki bütün hisleri yazdım. Şarkıyı yaptıktan sonra bu hislerimi taşıyan bir kadınla tanışmıştım. Çok enteresandı.

O yüzden Su şarkısı çok başkadır. Hayatımda bir ilişki olamamasına rağmen o şarkıyı o şekilde yaptık. Uğur Varol şarkının perdesiz gitarlarını çaldı. Kendisi de efsane bir insandır. Türkiye’de perdesiz gitarda ilk üçtür. Tolga Abi sayesinde tanıştım kendisiyle. Böylece o şarkı oluştu. Çok da damar bir şarkıdır. Can yakıcı oldu. Şimdi onun bir de akustik versiyonu çıkacak. Dinleyin mutlaka!

Buse: Biraz da büyük resme dönelim. Türkiye’de Rap 2015’te nasıldı? Dışarıdan üretimi bol bir sene gibi göründü.

Kamufle: Label olayı başladı ve Hiphoplife bu işi iyi yaptığını düşündüğü MC’lere yasal albüm yapma kapısı açtı. Onlar sayesinde oldu. Biz de bundan çok iyi faydalandık.  Benim dışımda Anıl Piyancı, Allame, 90BPM, Joker, Xir ve Organize Oluyoruz albümü var. Organize Oluyoruz çok büyük bir paya sahip bu konuda. Tunç Abi’nin 90’ların sonu 2000’lerin başında yaptığı Yeraltı Operasyonu albümünün son halidir Organize Oluyoruz ve hepimiz bir olduğumuz için de saldırmaya başladılar. Tabi klip imkanları, kliplerin televizyonlara çıkması, Ceza’nın yeni bir albüm çıkarması çok etkiledi.

Ayrıca 5 Aralık’taki festival. Bu saydıklarımın dışında da çok iyi MC’lerin yaptığı çok güzel albüm projeleri de var. Sıradalar. Sürekli bir şeyler üretiyor herkes. Heyecanın düşeceğini sanmıyorum. Hepimiz saldırganız bu konuda. Türkçe rap son zamanlarda çok iyi ilerleme kaydetti. Bu senenin nirvanası da 5 Aralık’taki Hiphop Jam festivali. Volkswagen Arena’da 33 tane headline MC sahneye çıkacakve orada nasıl rap yapıldığını bütün Türkiye görecek. Aynı zamanda Dream TV’den de canlı yayın yapılacakmış sanırım.

Buse: Hip Hop Jam demişken; 5 Aralık’tan Try Soldiers’la mı sahne alacaksın. Birkaç konserde sana eşlik ediyorlardı, orada da olacaklar mı?

Kamufle: Try Soldiers’ı ben Bir Yolunu Bul klibinin çekimlerinde tanıdım. Çok genDSC_0011ç çocuklar, 17-18 yaşlarındalar. O anda çekim halinde setteyiz. İzliyorum onların dans performanslarını ve açıkçası böyle bir performans beklemiyordum. Çok global bir şey yakalamışlar o yaşta, performans inanılmazdı. Şimdi zaten ders veriyor çocuklar. İnanılmaz öğrenciler yetiştiriyorlar. En son İstanbul Moda Haftası dahilinde Les Benjamins defilesinde onlarla bir koreografi yapmıştık. Orada İngiltere’den Amerika’dan MC ve DJ insanlar gelmişti. Orada ben de Try Soldiers’la dans ettim. Zaten küçüklükten beri dans etmeye bir ilgim vardı. Neyse, 5 Aralık’ta bana eşlik edecekler sahnede. Aynı koreografiyi yapacağız. Heyecanlıyım da biraz.

Ahmet: Rap konserlerinin canlı performanslarında canlı enstrümanlar görmeye başladık. Geçen sene mesela, Ceza bir grup olarak çıktı. Performansların bu tarafa yönelişini nasıl yorumluyorsun?

Kamufle: Şöyle söyleyeyim; ilk önceleri Da Poet başlamıştı buna. Poetika albümünün lansmanında live band’le çıkmıştı. Birkaç konserde de devam ettirdi. Ama Live Band kurmak çok zor bir şey; “haydi sokaktan adam bulayım, oradan bir gitarcı alayım, buradan bir basçı bulayım.” gibi olmuyor. Sonrasında duruldu biraz. Tabi öncesinde Mode XL çok eskiden beri yapıyordu. Genelde enstrümanlarla çıkıyorlar.

Ben aslında oradan yola çıkarak bir albüm yapmadım. Hayale Daldım albümünü yaptığımda Ağva’da çadır kampındayım. Oturuyordum ve mırıldanmaya başladım. Kendi kendime Hayale Daldım şarkısı akustik olsa ne güzel olur dedim. Bir Yolunu Bul’u düşündüm Böyle şeyler yapsam ne güzel olur dedim. Moral Band’le de burada hep birlikte olduğumuz için Tolga Abi’ye rica ettim. O da onay verince oturduk ve ne yapabilir, ne çıkarabiliriz diye düşündük. 3 ay önce de başladık. Beklemediğim bir enerji ve potansiyel yakaladık. Ateş ettik bayağı. Bu proje tamamlanıp ufak ufak mekanlarda çıkmaya başladığımız zaman her şey tahmin ettiğim gibi olursa ne demek istediğimi o zaman anlayacaksınız. Ama bu rap band live’ı değil bu. Blues, country içerikli çok garip bir şey oldu bu.  Akustik de çok çok az yapıldı böyle rapçiler arasında. Örnekleri Atmosphere, Roots var bir de Black Keys’in Blackroc projesi var.

Buse: Akustik proje kulağa çok ilginç geliyor. Gelecek planlarından bahsetmişken, üçüncü klibi konuşalım. Hangi şarkıya düşünüyorsun?

Kamufle:  Hayale Daldım olacak. Hatta 2 hafta içinde çekimlere başlayacağız. Onu da Murat Joker çekecek. Hayale Daldım benim için özel bir şarkıdır. Güzel de bir hikayesi var; onu oyunculuk da yaparak göstereceğim klipte.

Buse: Klasik bir soru olarak yurtdışı planların olacak mı diye sormak istiyorum.

Kamufle: Çok isterim aslında ama bu cidden elimizde olmayan bir şey. Bir teklif olmalı ki bizim de saldırmamız lazım. Zaten en büyük hayalim Marsilya’da sahneye çıkmak. Bir rap konseri vermek. Avrupa’da Hip-hop’un beşiği bence Marsilya’dır. NTM grubu da orada çıkmıştır. Oradaki banliyölerdeki Afrika asıllı, Cezayir asıllı çok sıkı rapçiler var. Hatta Türk asıllılar da var. Soulkast mesela. Onlarla da bir video yaptık. Mode XL, Soulkast, Kamufle, Sansar, Da Poet. Ve DJ Premier’in beat’i vardı. Dj Premier benim idolümdü. Gangstar dinleyerek büyüdüm ben. Onun beat’ini Soulkast sayesinde okuduk. Soulkast de Fransa da bayağı popüler bir insan ve içimizden biri. Onunla da tanışma fırsatımız oldu. Bu sayede de yayılıyoruz. Mesela Bulgaristan’dan dinleyenler var, Azerbaycan, Almanya, Belçika’da dinleyenler var.

Ahmet: Yurt içinde de 40 şehirde konser verdim dedin. İstanbul, Ankara, İzmir dışında en çok nerelerden ilgi var?

Kamufle: Bursa’dan, Antalya’dan, Adana’da çok dinleyicimiz var. Diyarbakır, Samsun’da var. Denizli’den Tekirdağ’dan var.

Ahmet: Bütün Türkiye’de güzel bir dağılım var.

Kamufle: Zaten şöyle biz ilk başladığımızda Kadıköy’de stüdyomuz vardı. Şarkıları CD’lere çekiyorduk. Onları çantaya atıyorduk. Nerede konser var diye bakıp bir yerlerden yol parası buluyorduk. Mesela İzmir’de bir Rap partisi var. Kimseye konuşmadan buradan çıkıp İzmir’e gidiyorduk. Cebimizde de 5 kuruş para yok. Sadece CD’lerimiz var. Orada organizasyonu yapan insanlardan rica ediyorduk. Bir iki şarkılık müsaade etsinler diye. Çıkıyorduk ve çıktığımız zaman da sahneyi yakıyorduk. Sahneden inerken de “Biz İstanbul’dan geldik yanımızda da CD’lerimiz var. Almak isteyen, bizimle tanışmak isteyen gelsin.” diye anons yapıyorduk. Orada sattığımız CD’lerin parasıyla da başka şehirlere gidiyorduk. Ondan sonra tur yapmaya başladık. 12-13 şehirlik turlar. Böyle böyle Soma’da Ödemiş’te bile sahneye çıktık.

Underground olayı çok başka bir olay zaten. Profesyonellikle underground arasında tutunmak daha da zor. Ben bu yolda ilerlemek istiyorum. İyi müzik yapan, müzisyen kimliğinde bir rapçi olmak istiyorum. Mesela şimdi basgitar aldım. Ufak ufak basgitar çalmaya başladım. Ekipten Baran Abi bana basgitarını hediye etti. Groove’ları çok severim, özellikle Funk Groove’ları . Onları çalmak istiyorum mesela canlı olarak. Çıtayı hep yükseltmen lazım, müzikte hiç durmaman lazım. Hep üretmen lazım.

Ahmet: Rap camiasın dışında bu emekler duyulamıyor işte. Daha çok komikli video tadında şeyler yayıldığı için ön yargı oluşuyor rap camiasına karşı.

Buse: Aslında bu işlerin varlığı daha da çok paylaşılmalı. Son olarak eklemek istediğin bir şeyler var mı?

Kamufle: Öncelikle size teşekkür ediyorum ve 5 Aralık’ta herkesi HipHop Jam’e bekliyorum.

Avaz: Biz de çok teşekkür ediyoruz. 5 Aralık’ta HipHop Jam’deyiz!

 

İŞ ÜSTÜNDE: KAMUFLE

Stüdyo baskınımızın ya da “merak” köşemizin ikinci konuğu Kamufle oldu. 5 Aralık Hip Hop Jam konserine hazırlıkların merakına düşünce günün sonunda stüdyo muhabbetlerine ve konser hazırlıklarına bir parça tanık olduk (malum teknoloji şartlarımız ile!)

Şanslıyız -ki evet- “Kamufle Moral Band” Olumsuzluklar‘ı canlı söyledi. Yer yer gizli yer yer apaçık kaydettiğimiz canlı performansla stüdyo muhabbetlerini bir araya getirdiğimiz taze İş Üstünde için; buyrun:

 

YENİ VİDEO: KAMUFLE – Bİ YOLUNU BUL

Kamufle‘nin 3 Şubat‘ta yayınlanacak yeni albümü Hayale Daldım, 2015’in beklenen albümlerinden. Albüme az bir süre kala Bi Yolunu Bul videosunu yayınlayan Kamufle videoda dansçı kızlar ve çocuklar ile hiphop’un algılardaki hakkını veriyor.

Pasaj Müzik etiketiyle yayınlanacak albümün prodüktörlüğünü DaPoet üstleniyor. Sansar Salvo, Sahtiyan, Patron, Gökçe, Aslı Güngör, Bilge Kösebalan, Moral, Softa, Allame ve Pit10 da albüme misafir kadrosunda katkıda bulunuyor.