konser

5 MUHTEMEL NEDEN: NİCK CAVE KONSERİNE GİTMİYORUM

5 muhtemel neden; yaşadığımız şeylere, başımızdan geçenlere, unutulan kavramlara, dünyada olup biten olaylara kendimizce bir isyanımız. Yaptığımız sorguların, üstünde düşünmeye harcadığımız saatlerin ürünü. Bundan sonra bazı bize sorulan veya sorulmayan; bize düşen ya da düşmeyen konulara 5 muhtemel neden’imizle dahil olacağız.Bu sefer de Nick Cave konserine gitmeyenleri dert edindik. Buyurun;

Bildiğiniz üzere ya da bilmiyorsanız şimdi öğretelim, Nick Cave & The Bad Seeds yarın akşam İstanbul’da Küçükçiftlik Park’ta konser verecek. Konsere gidenlerin başımızın üzerinde yeri olduğu gibi konsere gitmeyenlerin de yeri başımızın üzeri. Yine de Nick Cave bu kadar yakınlara gelmişken konsere gitmeyenlerin de iç dünyalarına bir yolculuk yapmak istedik. Hangi sebepler sizinle Nick Cave arasına giriyor merak ettik ve bunun üzerine uzun uzun düşündük. Bu sebeplerin de en muhtemel 5’ini sizler için topladık. Konsere gitmeyenler bir bakın bakalım nedeninizi burada görebilecek misiniz?

1) Parasız olmak

Nick Cave ile dinleyiciler arasına giren en muhtemel neden tam tahmin ettiğiniz gibi. En ucuz biletin 200 lira olduğunu bilmek bizde de büyük bir üzüntü oluşturuyor. Yine de bir özdeyişimiz ile bu nedeni kapatıyoruz. Borç yiğidin kamçısıdır.

2) Hayatta hiçbir üzülecek nedeni olmamak

Bu nedeni belki Nick Cave sevmemek olarak yazabilirdik ama düşünüyoruz da Nick Cave sevmemek için hayatta üzüntüye yol açacak hiçbir sebebiniz olmaması gerek. Mutluluğunuz her daim sizinle olsun.

3) Nick Cave’in sesini kaybetmiş olmasından korkmak

Yıllarca şarkılarını profesyonel kayıtlardan dinleyen insanlar olarak yaşını başını almış sanatçılar için böyle bir korku oluşturabiliyoruz. 8 Temmuz günü yani dün Rock Werchter’de çekilmiş bir amatör kaydı şöyle bırakalım.

4) İstanbul’da olmamak

Yazın gelişiyle üniversiteler tatil oldu iş yerlerinde ise izinler tatillere dönüştürülmeye başlandı. Bu sebeple İstanbul dışında olmanız, ışınlanmanın daha icat edilmemiş olmasından ötürü konsere katılmamak için geçerli bir neden. Bu arada 2010’ların başı nostaljisi yapmak için Facebook “event” duvarına sanki herkes bu paylaşımı bekliyormuş gibi “şehir dışında olduğumdan ötürü katılamıyorum.” yazabilirsiniz.

5) Siyah takım elbise ve sivri uçlu rugan ayakkabı fobisi

Sanırız konsere katılmamak için en geçerli neden. O gece yer gök siyah takım elbise ve sivri uçlu rugan ayakkabı olacak.

ORADAYIZ: GECE GEZMESİ 2018

İKSV‘nin düzenlediği 25. İstanbul Caz Festivali‘ni başlatmışken Nick Cave, Robert Plant, Melody Gardot gibi ağır toplardan önce Gece Gezmesi için yarın akşam Kadıköy’e geçiyoruz. Club Quartier, All Saints Moda Kilisesi, Moda Kayıkhane, Moda Sahnesi, Baba Sahne, Ağaç Ev Kadıköy, KargArt, Bant Mag. Havuz/BİNA ve zor’a yayılacak bu etkinlikle İstanbul sahnesinin 1 gecelik özetini izleyeceğiz.

28 Haziran akşamı saat 19.30’da başlayıp gece boyu sürecek konserler için Kadıköy’ün altını üstüne getirmeye hazırız. Bütün gecenin programını da şöyle bırakalım.

PAR.IS.TANBUL FESTİVALİ

Paris ve İstanbul‘un ortak paydası İstanbul Fransız Kültür Merkezi, bomontiada işbirliğiyle bomontiada’ya Eyfel Kulesi’nin gölgesini düşürecek. 20 Haziran günü Acid Arab konseriyle başlayacak festival 30 Haziran’a kadar göze, kulağa, akla ve mideye hitap eden etkinlikleriyle devam edecek.

Detaylı programı şöyle bırakalım;

Festival için hazırlanan videoyu da şöyle bırakalım;

RÖPORTAJ: GIRLS IN AIRPORTS

Garanti Caz Yeşili: Uluslararası Caz Günü etkinlikleri kapsamında 30 Nisan’da Salon‘a konuk olacak Girls in Airports ile kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Dünyanın bir çok köşesinden ilham dolu bir konser öncesi bu muhabbeti okumadan geçmeyin.

Merhaba, nasılsınız?

Her şey yolunda, teşekkürler!

Yakın bir zamanda canlı kayıtlarınızdan oluşan bir albüm yayınladınız, sizi performanslarınızı kaydedip yayınlamaya teşvik eden neydi? Sizin için sahnede olmak ne ifade ediyor, turnede olmayı seviyor musunuz?

Tabii, turne çok yoğun bir tecrübe. Sanki hayatın sadece o bir, bir buçuk saatlik performanstan ibaretmiş gibi hissettiriyor. Geri kalan her şey beklemek ve hazırlık yapmak. Bu yüzden turne sırasında kendini geliştiriyor olmak de çok büyük bir artı. Yeni canlı albümümüz de üç günlü bir turneden en sevdiğimiz kayıtların birleşimi gibi. Neredeyse hepsi son konserden.

2009’dan beri birlikte çalıyoruz ve bu 9 yıl boyunca tarzımız çok değişti. Her konserde yeni bir şey yapmaya çalışıyoruz böylece ifade biçimimizdeki değişimler çok organik bir şekilde gelişiyor. Bunu belgelemek istedik.

Danimarka asıllı bir grupsunuz ama müziğinizde Güney Amerika’dan Afrika’ya, çok farklı coğrafyalardan etkiler görmek mümkün. Sizce müziğiniz nasıl böyle bambaşka kültürleri içeren bir füzyon haline geldi?

Hepimiz Afrika’ya seyahat ettik daha önce, özellikle Batı Afrika’ya. Dünyanın her tarafından geleneksel halk müziklerini dinlemeye ve olabildiğince çok yeniliğe açık olmaya çalışıyoruz. Davulcumuz ve perküsyoncumuz geleneksel müzikten gelen davul tekniklerine çok ilgili, bu daha orijinal bir sound yaratmamızda önemli rol oynadı çok kez.

Dediğin gibi müziğimiz gerçekten bir füzyon. Üzerine çok düşünülmüş bir durum değil bu, sadece sonunda kulağa öyle gelen bir şey çıktı. Kopenhag’da yaşıyoruz, nispeten çok kültürlü bir şehir ama hepimiz Danimarka’nın daha tipik, sarışın, güzel arabası/evi/bahçesi olan ve pop müzik dinleyen insanlarının bulunduğu şehirlerde büyüdük. Belki de müziğimiz şimdi Kopenhag’da bulduklarımız ifade etmek için bulduğumuz bir yoldur. Yine de her şeyden önemlisi, yeni şeylere açık olmak ve sana heyecan veren şeyleri keşfetmeye çalışmakla ilgili bir durum.

Son iki yılda bambaşka yerlerde bulunma fırsatınız oldu, en sevdikleriniz hangileriydi?

Hepimizin çocukları olduğu için genelde gittiğimiz şehirlerde vakit geçiremiyoruz artık. Pekin’de birkaç günü sadece şehirde ve civarında takılarak geçirme fırsatımız olmuştu, gerçekten inanılmazdı. Çin Seddi başta olmak üzere bütün turistik yerlere gittik. Ve gecenin bir vakti bile dumpling yiyebileceğin, bir sürü insanla dolu mekanlar bulmak mümkün oluyordu.

New York’ta da çok güzel vakit geçirdik. Çok daha eski bir anı bu. Turneyi tamamen kendi kendimize planlamıştık o yüzden sadece küçük mekanlarda çalacaktık. Gerçek bir kaostu; kiraladığımız enstrümanları çıkacağımız mekana taşıyabilmek için araba kiralamak zorunda kaldık. Sonra Brooklyn’de kalacağımız daireye tekrar aletleri taşıdık ve güvenilir bir yere benzemediği için aletleri sürekli yanımızda taşımak zorunda kaldık. Yine de Manhattan’a doğru köprüden geçerken her şeye değdiğini hissetmiştik.

Daha önce Istanbul’a geldiniz mi? Ziyaretiniz için planlarınız neler?

Bir süre kalıp şehri gezebileceğiz gibi görünüyor. Olabildiğince çok yer görmek istiyoruz, kesinlikle Asya tarafını da Avrupa tarafını da göreceğiz. Davulcularımız birkaç zil almayı planlıyorlar.

İstanbul’daki dinleyicilerinize söylemek istediğiniz bir şey var mı? Konsere nasıl hazırlanalım?

Konser için sabırsızlanıyoruz! Harika dinleyiciler olduğunuza eminiz. Spotify’da bizi en çok dinleyen şehir Kopenhag, Berlin ve Hamburg’dan sonra İstanbul gibi görünüyor, hiç oraya gelip konser vermemiş olmamıza rağmen. Gelip bunun sebebini görebilecek olduğumuz için gerçekten çok heyecanlıyız.

ORADAYIZ: YASEMİN MORİ “ESTRELLA” LANSMAN KONSERİ

Müzik kariyerinin 10. yılını kutlayan Yasemin Mori, 26 Ocak’ta yayınlanan ve bizim pek beğendiğimiz yeni albümü Estrella‘nın ilk konseri için bu akşam Lokalize kapsamında Zorlu PSM Stüdyo‘da olacak. Bir Yasemin Mori konserinin kötü olma ihtimali zaten yok, bir de üstüne albümün yüksek enerjisi ve bunun albümün lansman konseri olacağı gerçeği de binince gece için heyecanlanmamak elde olmuyor. Üstüne üstlük Twitter’da konserin sürprizli olacağını yazan Mori, “acaba Edis ve Eypio, hatta Cem Yılmaz da mı gelecek” diye düşündürdü de bizi bir yandan.

Her halükarda müthiş bir konser bizleri bekliyor ve biz Yasemin Mori‘yi canlı izlemeyi çok çok özleyen Avaz yazarları olarak pek tabii orada olacağız.

Etkinlik sayfası burada.

GELİYOR: MASSIVE ATTACK (VE YOUNG FATHERS)

Geçtiğimiz Cuma günü Zorlu PSM’nin yayınladığı bir teaser, “yoksa Massive Attack mı geliyor?” dedirtmişti. Bugün belli oldu ki evet, gerçekten de geliyor! Massive Attack, 25 Haziran‘da Zorlu PSM‘de olacak. Alt grup olarak da Young Fathers‘ı izleyeceğiz. Biletler 15 Mart‘ta satışta.

Grubu en son Haziran 2014’te gerçekleşen %100 Fest’te izlemiştik.

2017: TÜRKİYE’DE RAP MÜZİK

Neden Değerli?:  Bir zamanlar arama motorlarına “Türkiye rap” diye yazıldığında karşımıza çıkan tablo TV8 yarışması olsa da, su sıralar “underground” için işler pek tadında ilerliyor. Bu ilerlemenin başlangıcını RedBull bu “underground” isimlere destek vererek yaptı ve devamı başka birçok koldan hızlı bir şekilde geldi. Artık çok sevdiğimiz, takip ettiğimiz ve hatta yıllardır bahsettiğimiz halde ismini gördüğümüz yerlerin sayısı bir elin parmağını geçmediği için üzüldüğümüz isimler ikinci evimiz dediğimiz yerlerde sahne almaya, çok daha profesyonel bir duruşla turlamaya, röportajlar vermeye ve hatta yurt dışına açılmaya başladı.

Bu janranın dinleyicisinin artması ve kendi küçük komünitelerinin dışına taşabilmeleriyle Hiphop is Back, Rap Mahal gibi turneler de büyük kitleler toplayabilmeye başladı bu sene. Doğru afiş, doğru tanıtım, doğru kadro ile herkesin dikkatini çeken müzik türü 2017’de ister istemez rap oldu.

Tabii ki seyirci kitlesindeki bu büyüme bir anda olmadı. Müzikte yakalanan kalite, dinleyici desteğini beraberinde getirdi ve 2017’de 3 kişiden 2’sinin ezbere bildiği Ezhel albümü Müptezhel ile hayatında en son 12 yaşında Türkçe rap dinlemiş olan insanlar bile yakalandı bu akıma.

Zira bu sene rap müzik için bereketli de geçti: Ceza ve Ayben albüm yayınladı. DJ Artz albümü king size oldu. Da Poet, Beat Tape 2 ile benim en çok dinlediğim 2017 çıkışlı şarkılar arasında yerini aldı. Ağaçkakan‘ın tarzını çok net ortaya koyduğu A Nakşvit ve albümün salondaki herkesi hipnotize eden Babylon lansmanı da bu senenin unutulmazlarından oldu.

No:1, Radansa, Gazapizm, Hayki (compilation), Sayedar gibi daha saymak istediğimiz birçok isim var ancak derin sulardan uzak durup, takibinde en ön sırada bekleştiğimiz isimlerle bu seneyi toparlıyorum. (Siz de bu sene bu janradan dinlediğiniz isimleri paylaşmak isterseniz yorum kısmımız hemen aşağıda.)

 

Neyi Değiştirdi?:

  • Basit olarak, Türkçe rap müziğe olan bakış açısı değişti. Aslında rap müziğin tek tarz beat ile var olmadığı daha da gün yüzüne çıktı. Rap müzik konserleri “ergen tayfa” diye betimledikleri kitleden daha geniş topluluklulara açıldı (ve biletler tükendi).
  • Janraların işbirliği her zaman dikkat çekici oldu ve fakat bu noktada Nihil Piraye/Kamufle/Ezhel çalışması ilerleyen tabloda tam vaktinde yerini aldı. Ağaçkakan’ın Kutay Soyocak (Jakuzi) ile çalışması “Herr Neyse” bir diğer akılda yer tutup loop’a doymayan işbirliği oldu.
  • “Ya bu da şarkı mı?” sığ eleştirilerinden ziyade gerçekten üzerine konuşulan, tartışılan bir tür oldu bu sene Türkçe Rap.
  • Diziler de reklamlar da bu yükselişten payını aldı.

2018’de Ne Alemde?:

  • 2017’ye son vuruşu “Schengen yoook, Karaköy’e sen gel Angela Merkel” diyerek Xir yaptı gibi görünüyor, bunun devamının geleceği ayak seslerinden belli .
  • Bir yandan Türkiye çapında devam eden “Rap Mahal” isimli turne ile konserler kaldığı yerden devam edecek gibi görünüyor.
  • Yeni videolara dair beklentilerimiz var zira motivasyonumuzu yüksek tutan önemli bir dinamik olarak görüyorum.
  • Alternatif olanın alternatif kalmasına olan inancımı da 2018’de korumak istiyorum.

 

SALON İKSV: 2018

Geçtiğimiz sezon bizi konsere doyuran Salon İKSV, 2018’de de ajandalarımızı tıka basa doldurmaya geliyor. Daha önce açıklanan Wild Beasts ve King Gizzard & The Lizard Wizard gibi isimlerin yanı sıra bugün King Krule, Khruangbin ve Angel Olsen da dahil pek çok yeni ismi duyurdu Salon. Evet, King Krule! Önümüzdeki aylarda bizi hangi isimler bekliyor, en çok ilgimizi çekenleri bir derledik. Biletlerin 12 Aralık’ta satışa çıkacağını da söylemiş olalım. (daha&helliip;)

XXF – VERY VERY FRENCH: 2017

Sene sonu Babylon‘a Fransız rüzgarıyla geldi. Artık geleneğe dönmeye başlayan Fransız Kültür Merkezi‘nin Babylon işbirliği ile düzenlediği XXF – Very Very French Festival ile yine Fransa’nın müziğinin nabzını tutuyoruz. Bu sene kimler geliyor şöyle bir bakalım.

Amadou & Mariam (23 Kasım)

Afro-Beat’e ilgi duyanlar için kaçırılmaz bir konser ayağınıza geliyor. Usta ikili yakın zamanda çıkardıkları albüm La Confusion‘ın turnesi dahilinde 23 Kasım’da Babylon’dalar.

Kartell (24 Kasım)

Fransızlara +5 DJ’lik yeteneğini kim verdiyse ülkeden çıkan herkes yetenekli DJ. Buyrun Kartell‘e kulak kesilin.

Cézaire (24 Kasım)

Kartell ile aynı gece Babylon sahnesi paylaşacak başka bir DJde Cézaire olacak.

Erik Truffaz (25 Kasım)

Biz onu seviyoruz, o da bizi. Erik Truffaz bir kez daha İstanbul semalarında.

Vincent Peirani & Emile Parisien (30 Kasım)

Akordeon ve saksafon sesini sevenler için yaratılmış ikili 30 Kasım’da Babylon’da. “Nasıl bir performans beklemeliyiz?”in cevabı aşağıdaki videoda.

Amine Edge & Dance (2 Aralık)

Elektronik müziğin daha genç sayılacak dallarından biri olan G-House‘un önemli isimlerinden birini, Amine Edge & Dance’ı buralarda görmek büyük mutluluk. Babylon koca bir dans pisti olmaya tekrardan hazır.

Aquaserge (6 Aralık)

Fransız saykodeliği de bir başka oluyor. Grubun üyeleri Tame Impala, Melody’s Echo Chamber gibi grupların birer parçaları olsa da hiçbir filtreden geçirmedikleri şarkılarını Aquaserge ile bizlerle paylaşıyorlar.

Juniore (6 Aralık)

Yetenekli vokali ve Retro kafasıyla parlayan Anna Jean önderliğindeki indie pop grubu Juniore, bu seneki XXF keşfimiz olabilir. Merakla 6 Aralık’ı bekliyoruz.

BİR HARİTA: EZHEL’İN KONSER VERDİĞİ ŞEHİRLER

Ezhel‘in Facebook sayfasını takip ediyorsanız siz de fark etmişsinizdir iki günde bir konser verdiğini ve bu konserlerin de İstanbul-Ankara ikilisinin dışında şehirlerde olduğunu. Bizim de aklımıza gittiği şehirleri Türkiye haritasına döksek nasıl bir tablo ile karşılaşırız fikri düştü. Müthiş prodüksiyon yapamadık ama sade bir görselle bu fikrimizi size sunuyoruz.

Sarı renkler Ezhel’in konser verdiği şehirleri temsil ederken, yeşil renkler yakın gelecekte planlanan konserlerin şehirlerini temsil etmektedir.

*Harita Ezhel’in Facebook sayfasındaki bilgilerle hazırlanmıştır.

Gayet kapsayıcı bir haritaya sahip olsa da bir gün her yeri sarı yapması dileğimizle.

RÖPORTAJ: WASHED OUT

Ta ilk EP’si Life of Leisure çıktığından beri yakın takibimizde olan ve yolunu gözlediğimiz “chillwave kralı” Washed Out, sonunda İstanbul’da! Ernest Greene, yeni albümü Mister Mellow‘u takiben çıktığı Get Lost turnesi kapsamında 26 ve 27 Kasım‘da Salon İKSV‘de olacak, bizi bambaşka boyutlara ışınlayıp bir süreliğine de olsa dış dünyadan koparacak. Sezonun en merakla beklediğimiz konser(ler)i öncesi kendisiyle konuşma fırsatı yakaladık. (daha&helliip;)

GELİYOR: CAMEL

Buralara gelmeleri için kaç kampanya düzenlendi biz unuttuk ama bugün Zorlu Performans Sanatları Merkezi‘nden müjdeli haber geldi. 23 Mayıs‘ta Camel‘ı canlı canlı izleyecek olmak bizi heyecanlandırdı. Rajaz’ı da şöyle bırakalım da güzel anılar canlansın.

RÖPORTAJ: BATHS

4 yaşında müzik derslerine, 10’lu yaşlarında da kendi müziğini kaydetmeye başlayan Will Wiesenfeld, “genç yetenek” sıfatını sonuna dek hak edenlerden. Kendisi alternatif elektronik pop projesi Baths adı altında çok katmanlı işler yapıyor, elektronik pop’a eklediği tuş ve su sesleriyle kendi özgün tınısını yaratıyor ve yaptığı müzik başka hiçbir şeye benzemiyor. (daha&helliip;)

FREE FRIDAY THE 2ND (KRCHMT)

İnternette gördüğümüz her şey bizim midir? Yahut bir şeyi internette yayınlıyorsak o bizim olmaktan çıkar mı? Şimdilik sadece soruyorum. Belki ileride cevaplarını beraber buluruz.

Neyse ben bildiğim konuya geri döneyim. Şu müzik konusunun içinde olduğu kadar karşı olmanın “havalı” zannedildiği bir başka konu görmedim. Bakın alternatif olma demiyorum karşı olmaktan bahsediyorum. Tabi bir de bilmeden, dinlemeden işkembeden sallama durumu var ki o bütün hayatımızda zuhur ettiği için özellikle müzik konusunda olanı istisna tutamıyorum. Bu büyük yanılgının da ayyuka verdiği yer, Coldplay karşıtlığı. Coldplay’a karşı olmanın “havalı” olduğunu düşünüp karşı olanlar diye bir topluluk var mesela. En bilindik örnek diye sundum sonra yok sen bu kadar yaygarayı Coldplay övmek için mi kopardın demeyin. Konuşulmuyor diye bunu böyle zannetmeyin. Siz gençler ve kendini genç hissedenler, siz de bu büyük yanılgıya düşmeyin.

Coldplay dinleyeyim de gevşeyeyim. Gevşeyemedim. Konser dans etmeye müsaitse o konserde dans edilir arkadaş. Dans etmeyi insanlara fazla gören Karşı’lara da buradan selam.

Play Tuşu’nun atarlı yazılarını yakından takip ediyorum. Ve bütün sorunlarımızın ülkemizde tam anlaşılmadığına inandığım özgürlük kavramından ortaya çıktığına kanaat getirdim. He tabi siz böyle bir kanaat getirmemekte de özgürsünüz.(?)

Neyse, konuyu Arctic Monkeys’e bağlıyorum. Arctic Monkeys kadar yaşına uygun müzikler yapan başka bir grup görmedim. 1986 doğumlu Alex Turner ile yakın bir yaşta olduğum için beraber büyüdük diyebilirim. Tabi o Sheffield‘ta büyürken ben Kocaeli‘de büyüdüm. Bunları niye anlattım. Şimdilerde yeni bir albüm dedikodusu dönüyor ve bu albümün tam bir otuzlu yaşlar albümü olacağını öngörüyorum ve büyük bir heyecanla bekliyorum. Bizi hiç bırakma Arctic Monkeys emi?

Balkan ritimleriyle nasıl doğru şarkı yapılır? Örnek;

Balkan ritimleriyle nasıl yanlış şarkı yapılır? Örnek;

Arada kulağınızı sıfırlayın ki güzel şarkıların değerini daha bir anlayın. Sağlıcakla kalın.

TOP 10: THE DRUMS

Brooklyn’in incilerinden, 2017’de bile The Smiths ruhunu yaşatmayı başaran nadir isimlerden The Drums‘ı canlı kanlı görmemize çok az kaldı. 9 Eylül‘de Babylon Soundgarden kapsamında ilk defa Türkiye’de sahne alacak olan Jonny Pierce, önceleri 3 grup arkadaşıyla beraber The Drums’ı bir grup projesi olarak ilerletiyordu. Her yeni albümde kan kaybederek solo bir çalışma hâline gelmiş olsa bile The Drums yeni albümleri Abysmal Thoughts ile bu senenin en güzel işlerinden birini çıkardı. Yeni albüm ve konser niyetiyle biz de diskografideki dört albümü altüst ettik, sizler için en iyi 10 The Drums şarkısını listeledik.

10. Let Me ( Encylopedia, 2014)

Jonny Pierce’in “garip albümümüz” dediği Encylopedia’nın bir türlü keşfedilememiş incilerinden!

9. Mirror (Abysmal Thoughts, 2017)

Yeni albümün açılış şarkısı, varoluş sancılarınızın yeni marşı.

8. I Need Fun in My Life (The Drums, 2010)

“The less you own the more freedom you have/The less you own the more freedom you have/So I went home and threw it all away.”

7. U.S National Park ( Encylopedia, 2014)

Ağzınıza dolanabilir, şimdiden uyaralım!

6. Heart Basel (Abysmal Thoughts, 2017)

Yeni albümün ve kariyerinin en başarılı kayıtlarından…

5. What You Were (Portamento, 2011)

Son turnesinde listeye yeniden getirdiği kayıtlardan. İstanbul konserinde duymayı en çok beklediklerimizden…

4. Best Friend (The Drums, 2010)

Let’s Go Surfing’ e aldanmayın! The Drums’ı “The Drums” bu şarkı yapmıştır.

3. Head of the Horse (Abysmal Thoughts, 2017)

Yeni single kayıtlarından biri. İnsanı yakalayan melodisi ile son albümün en iyisi.

2. Money (Portamento, 2011)

“But I don’t have any money/No, I don’t have any money.

1.Book of Revelation (Portamento, 2011)

Hepiniz Let’s Go Surfing bekliyordunuz, biliyoruz. Ancak Jonny Pierce’in hayatında dönüm noktası olan bir şarkı Book of Revelation. Dürüst şarkı sözleri, harika melodisi ve içtenliği ile diskografisinde yer almış en iyi şarkı. İnanmıyorsanız, şöyle buyurun:

 

RÖPORTAJ: WAX TAILOR

Duymayanlar için müjdemizi verelim: Wax Tailor Babylon Soundgarden kapsamında bir daha Türkiye’ye geliyor. Konsept uzunçalar kavramını bize yeniden seven, son albümü By Any Beats Necessary ile bir kere daha gönüllerimize taht kuran müzisyenle konser öncesi biraz lafladık. Fransız prodüktörün ilhamlarını, iş birliklerini ve tabii ki yaklaşan konseri hakkındaki detayları merak edenleri şöyle alalım:

Merhaba! Hayat nasıl gidiyor? Önümüzdeki ay yeniden Türkiye’de olacağın için heyecanlı mısın?

Hayat güzel gidiyor. Efsane bir turneden çıktım ve evet, sonunda yeniden Türkiye’de olacağım için fazlasıyla heyecanlıyım.

Fransız kültürü genellikle yumuşak romantik tınılarla eşleştirilmekte. 6 ay Paris’te yaşama fırsatı buldum ve gözlemlerime göre orada da fazlasıyla geniş bir hip-hop ve rap sahnesi var. Şu anda daha çok American tınılarından etkileniyor olsan da kariyerinin başında Fransız müzik sahnesi müziğine nasıl bir etki bırakmıştı? Özellikle müzisyen olmak için sana ilham veren özel bir an var mıydı?

Müzikal açıdan ilhamımı genellikle Birleşik Devletler’den ve İngiltere’den alıyorum. 60’ların pop é psyche rock’ı ile büyüdüm, ve bir de 50’lerin jazz müziği ile. 80’lerin ortasında henüz daha çok gençken hip-hop’ı keşfettim ve bu durum hayatımda büyük bir etki bıraktı. Bu dönemde beni etkileyen birçok müzisyen vardı. Ancak Public Enemy’den Chuck D büyük ihtimalle üzerimde en çok etki bırakanıydı. Bir de Prince Paul var tabii ki ki kendisi benim için dünya üzerindeki en iyi prodüktördü.

“Herkesin kendi betimlemelerini yaratabileceği şekilde hayal güçlerinin özgür olmasını istiyorum.”

Son uzunçaların By Any Beats Necessary’deki iş birliklerinde yeni isimler görüyoruz. Albüme katkı yapacak sanatçıları nasıl seçiyorsun? Sence güzel bir iş birliği için en önemli faktör nedir?

Bir film için oyuncuları seçmek gibi. Öncellikle iyi bir senaryoya ihtiyacınız var. Sonrasında rolleri ve o rolleri canlandırabilecek kişileri hayal ediyorsunuz. Çoğu zaman kayıtlar ortaya çıktıktan sonraki ikinci aşamada fikirlerim ortaya çıkıyor. Yine de değişebilen bir durum. Ünlü bir sanatçı ya da tanınmayan biri olması umurumda olmuyor. Hatta hiç tanınmayan bir sanatçıyla çalışmaktan gurur duyuyorum çünkü bir hazineyi ortaya çıkarmak gibi oluyor:)

Kayıtlarında filmlerden sample’lar duymaya alışığız. Aynı zamanda koyu bir sinefil olduğunu da biliyoruz. Peki, kullandığın filmleri ve diyalogları nasıl seçiyorsun? Filmleri seyrederken mi ilham alıyorsun yoksa sadece kafanda eskilere doğru gidip kayıt aşamasında uygun sample’ı buluyorsun?

Müzik konusunda bahsettiğin süreçte işliyor çoğu zaman. Yani kafamın içinde eskilere doğru gidiyorum ya da yeni bir şey keşfedip onu direk kullanabiliyorum. Film diyalogları konusunda düzenli olmanız gerekiyor. Bu yüzden ben de diyalogları biriktiriyorum. Ancak bunu gittikçe daha da az yapıyorum çünkü hard drive’ım tonlarca diyalogla doldu. Altıncı his gibi. Bir filmi izlediğimde düşünmeme bile gerek kalmıyor çoğu zaman.

Bildiğimiz üzere hikayelere aşırı ilgilisin ve diskografinde çoktan bir konsept albüm var. İleride albümlerinden birini bir filme dönüştürmeyi düşünür müydün? Albümlerinden bir tanesini görsel bir şölene dönüştürme fikri ilgini çekiyor mu?

Emin değilim. Müziğin çağrışım yapabilme gücünü seviyorum. Tıpkı bir kitap gibi…Bence canlı bir performans ya da müzik videosu için görseller yaratmak daha çok tercih edebileceğim bir seçenek. Herkesin kendi betimlemelerini yaratabileceği şekilde hayal güçlerinin özgür olmasını istiyorum.

“İnsanların müziğinizle herhangi bir şekilde buluşup bağ kurduğunu görmek harika.”

Yaptığın müzik tarzından seni etkileyen yeni isimler var mı? Yeni isimleri takip etme fırsatı bulabiliyor musun?

Pek sayılmaz, kibirli gözükmek istemem ama geçmişte de durum aynıydı. İlk albümümü yayımladığımda insanlar Dj Shadow’a referans gösteriyordu. Ona ve ilk iki albümüne + Unkle albümüne saygım sonsuz ama yine de benim için ilham sayılmazlardı. Çünkü biz ikimiz de aynı kuşaktanız. RJD2’ya kendimi daha yakın hissediyorum çünkü ilk albümü benim için gelmiş geçmiş en güzel müzikti. Yine de ilhamlarımın çoğunlukla soul, blues, funk, jazz, OST, Psych rock tarzlarından geldiğini söyleyebilirim. Diğer birçok prodüktör gibi bu iş çoğunlukla kendi materyalini yaratmak ya da diğer olası ilhamları bir adım öteye götürmek. Oh, bu arada ilham almamak etkilenmemek demek değil. Danger Mouse, Adrian Younge, Badbadnotgood, Anderson Paak& birçok diğer sanatçının koyu hayranıyımdır.

Belgeselin In Wax We Trust’da plak dükkanı sahiplerine bir soru soruyorsun. Biz de sana aynı soruyu sormak isteriz: Plak senin için ne ifade ediyor?

Müzikle özel bir bağ, mp3 ya da streaming servislerinden daha içten bir şey. Bir plağın ambalajını sıyırıp, kapağını açıp içindeki notları okumayı seviyorum. Uzun bir süre sahip olduğunuzda bir geçmişinin olması, tıpkı benim gibi, ve bir hikayesinin olması. Bir diğer kendi müziğimle ile ilgili söyleyebileceğim şey yeni albümün ilk plak kopyasını eline alıp “İşte, yaptım!” demek.

Muhabbetimizin sonuna gelirken, daha önce de Türkiye’de performanslarda bulundun. Şu ana kadarki deneyimin nasıldı? Babylon Soundgarden’da yaklaşan konserin için beklentilerimiz ne yönde olmalı?

İstanbul’daki ilk konserimi hatırlıyorum. Dürüst olmak gerekirse varlığından haberdar bile olmadığım birçok insanın yaptığım işlerle bu kadar ilgilendiğini görmek şaşırtıcıydı. Popüler medyadan ya da büyük pazarlama planlarından uzak bağımsız bir sanatçı olduğunuzda insanların müziğinizle herhangi bir şekilde buluşup bağ kurduğunu görmek harika. Sık sık Türkiye’deki hayranlarımdan mesajlar alıyorum ya da onlarla konuşuyorum. Bence benim yaptığım müzikle ilgili dinleyicilerde sağlam bir altyapı var. Bu performans ise benim bu turnedeki son konserim olacak. Grubum bana eşlik edecek konserde. Farklı bir enerji yakalamak için bu konser için bir davulcu ile beraber performans sergileyeceğim. Aynı zamanda bir gitarist, çello sanatçısı- ki kendisi bazı şarkılarda gitar da çalıyor- da bizimle sahnede olacak. Günün sonunda değişik bir rock enerjisi sağlayacağımızı söyleyebilirim. Tabii bir de birkaç görsel efekt var ama onları merak edenlerin gelip görmesi gerekecek:)

Zamanın için teşekkürler. Seni önümüzdeki ay canlı izlemek için sabırsızlanıyoruz. O zamana kadar kendine iyi bak!

Teşekkürler! Ben de sabırsızlanıyorum.

GELİYOR: NICOLAS JAAR

Daha önce de topraklarımıza defalarca uğrayan Nicolas Jaar yeniden Türkiye’de! İlk uzunçaları Space is Only Noise‘u 2011’de yayımlayan elektro-dahi geçen seneki albümü Sirens ile gönüllerimizi fethetmişti. 3 Ekim‘de Zorlu PSM sahnesinde kendisini yeniden kanlı canlı izleyeceğimiz için seviniyor ve aşağıya akşamınıza eşlik etmesi için en sevdiğimiz Nicolas Jaar şarkılarından birini bırakıyoruz.

Biletler Biletix ‘de!