lana del rey

YENİ ŞARKI: LANA DEL REY- MUSIC TO WATCH BOYS TO

Yeni albüm Honeymoon‘ a sayılı günler kala Lana Del Rey‘ den yeni bir şarkı geldi. Daha önce HoneymoonHigh by The Beach ve Terrence Loves You şarkılarına kavuştuğumuz Lana, yeni şarkısında çizgisinden şaşmıyor. Ağır melankolik tınıdaki şarkı, depresif kızımızın son albümü Ultraviolence‘ a selam çakıyor.

18 Eylül‘ de piyasada olacak albümün tracklisti şu şekilde:

01 Honeymoon
02 Music to Watch Boys to
03 Terrence Loves You
04 God Knows I Tried
05 High by the Beach
06 Freak
07 Art Deco
08 Burnt Norton (Interlude)
09 Religion
10 Salvatore
11 The Blackest Day
12 24
13 Swan Song
14 Don’t Let Me Be Misunderstood

YENİ VİDEO: LANA DEL REY – HIGH BY THE BEACH

Lana Del Rey‘in yeni şarkısı High By The Beach ile ilgili düşüncelerimizi birkaç gün önce yazmıştık. Şarkının merakla beklediğimiz videosu da geldi. Bir Lana Del Rey videosundan beklediğiniz çoğu şeyi az çok içeren videonun en güzel kısmı ise Lana’nın cool yönünden hiçbir şekilde ödün vermeden helikopteri havaya uçurduğu sahne. İzlenmeli:

YENİ ŞARKI: LANA DEL REY – HIGH BY THE BEACH

Lana Del Rey‘in Eylül’de çıkacak yeni albümü Honeymoon‘un ikinci single’ı High By The Beach, beklenenden iki gün önce sızdı. Bizi biraz Born To Die günlerine götüren şarkı, Lana‘nın şimdiye dek yaptığı en akla takılan, en pop kokan ve en bol synth’li şarkılardan biri olmuş. Lana‘nın sesi her zaman ağır melankoli koksa da şarkıya kendisinden pek alışık olmadığımız üzere eğlenceli bir hava da hakim. Şarkı için gelecek videoyu şimdiden merak ediyoruz.

TRACKLIST: THE WEEKND – BEAUTY BEHIND THE MADNESS

Popülerliğinin zirvesindeki The Weeknd‘in yeni albümü Beauty Behind The Madness‘a 28 Ağustos‘ta kavuşuyoruz. Can’t Feel My Face ile albümün eski işlerine göre pop’a daha yakın olacağının sinyallerini vermişti Abel Tesfaye. Bu iyi mi olacak yoksa kötü mü, birkaç hafta sonra öğreneceğiz. Albümün şarkı listesi içinse daha fazla beklememize gerek kalmadı. Daha önce yayınlanan 4 single ile beraber elimizde 14 şarkılık bir albüm var ve en güzeli de, albümde bir Lana Del Rey işbirliği var. Evet, The Weeknd ve Lana Del Rey. Heyecandan ölmeden şarkı listesini aşağı bırakıyoruz:

01 Real Life
02 Losers [feat. Labrinth]
03 Tell Your Friends
04 Often
05 The Hills
06 Acquainted
07 I Can’t Feel My Face
08 Shameless
09 Earned It (Fifty Shades of Grey)
10 In the Night
11 As You Are
12 Dark Times [feat. Ed Sheeran]
13 Prisoner [feat. Lana Del Rey]
14 Angel

 

(OFF THE RECORD): VOL. LVII

1. Boston Gay Men’s Chorus konseri “Ramazan ayında eşcinsellik propagandası yapmaya geliyorlar” şeklinde özetlenebilecek reaksiyonların ardından, Zorlu PSM tarafından, Ahmet Nafiz Zorlu‘nun ağzından çıkan birkaç kelimeyle iptal edildi. Şaşırdık mı? Hayır. Diğer yandan, şaşırmamamız yerimizi yadırgamadığımız anlamına gelmiyor.

2. Lana Del Rey geçtiğimiz günlerde konserlerinden birinin açılışını Who Framed Roger Rabbit filminde Jessica Rabbit karakterinini seslendirdiği Why Don’t You Do Right şarkısıyla yapmış. (Bu arada şarkının orijinali Peggy Lee’ye ait.) Yakışmış mı? Hem de çok.

3. M.I.A bu yazı ele geçireceğinin sinyallerini vermeye devam ediyor. Mesajı almak ya da almamak sizin elinizde. Dün sıradaki albümünden yeni bir parça daha insanlıkla buluştu.

4. Lena Dunham‘in elinden çıkan her şeye bayılıyoruz. & Other Stories için çektiği kısa filme de bayıldık.

5. Bir süredir gözlerimizi Willow‘un üstünden ayırmıyoruz. Yeni parçasının haberini vermiştik, parçaya bir de video geldi. (Bu arada şarkının ismi “Frequency 7” şeklinde söyleniyormuş.)

REMIX: LANA DEL REY – BROOKLYN BABY (RICHARD X)

Lana Del Rey‘in geçen yıl playlistlerimize bolca eşlik eden, içinden melankoli fışkıran şarkısı Brooklyn Baby‘ye Richard X eli değdi. Kelis, Sugababes ve Annie gibi isimlerle yaptığı şarkılarla tanıdığımız, adını gördüğünde “Bu şarkı olmuştur” dediğimiz prodüktörlerden olan Richard X‘in remix konusundaki yeteneğine Cassie’nin King of Hearts şarkısında da tanık olmuştuk. Brooklyn Baby‘yi adeta ters yüz eden ve müthiş bir electropop eserine çeviren Richard X yine şaşırtmadı. Hararetle dinleyiniz:

YENİ ŞARKI: EMILE HAYNIE – COME FIND ME FEAT. LYKKE LI & ROMY MADLEY CROFT

Daha çok yapımcılığı ve söz yazarlığıyla tanıdığımız Emile Haynie, ilk albümü We Fall‘dan bir şarkı yayınladı. Yine aynı albümde yer alacak olan Lana Del Rey‘in de katkıda bulunduğu Wait for Life adlı şarkıdan sonra, Emile Haynie bu kez de Lykke Li ve The xx‘den Romy Madley Croft ile çalışmış. Görünüşe göre müzik dünyasındaki bütün kadın vokallerle çalışmayı hedefleyen sanatçının yeni şarkısını dinlemek isteyenleri şöyle alalım:

We Fall 24 Şubat‘ta dinleyicileriyle buluşacak.

YENİ ŞARKI: LANA DEL REY – BIG EYES / I CAN FLY

Lana Del Rey‘in Tim Burton‘ın yaklaşan filmi Big Eyes için seslendirdiği şarkıları önceki gün preview olarak vermiştik. Şimdiyse şarkının tamamını sizlere sunuyoruz.

Big Eyes Amerikan ressam Margaret Keane’ın hayatıyla ilgili ve Türkiye’de 5 Şubat 2015‘te vizyona girecek. Filmde 2 farklı şarkısı olan Lana Del Rey’in kendi tarzından hiç şaşmadığını belirtelim.

PREVIEW: LANA DEL REY – BIG EYES

lana-_del-_rey-02

Lana Del Rey, Tim Burton‘ın yeni filmi Big Eyes için iki yeni şarkı besteledi. Filmle aynı adı taşıyan Big Eyes‘ın filmden görüntüler taşıyan 1 dakikalık lyric videosu yayınlandı. Hemen aşağıda.

Başrollerini Amy Adams ve Christoph Waltz’ın paylaştığı Big Eyes, 1950’lerin ve 60’ların büyük ressamlarından Margaret Keane’i ve kocasıyla yaşadığı sorunları anlatıyor. Film, ülkemizde 5 Şubat 2015’te vizyona girecek.

RÖPORTAJ: YOK ÖYLE KARARLI ŞEYLER

Yok Öyle Kararlı Şeyler ile röportaj yapmayı çok uzun zamandır istiyorduk. Ve evet, isteyen muradına ediyor; hayat böyle bir şey.

Öyleyse YÖKŞ hikayesini bir de buradan okumak ve geleceğine dair taze haberler duymak için röportaja koşabilirsiniz. Röportaj sırasında biz çok güldük eğlendik, sıra sizde.

Keyifle okumalar!

Buse: Yok Öyle Kararlı Şeyler’i tanımakla başlayalım.

Erdem: 2011’de Emrah’la Çorlu-İstanbul arası gidiş gelişlerde ortaya koymuştuk. Canlı performe edebilmek için sırasıyla Çağrı, Ramazan ve Boğaç eklendi gruba. Evde kaydettiğimiz şarkıları canlı çalmak ya da ileride albüm haline getirmek adına çalışmaya başladık. 2013’e kadar tüm süreç aslında evde işliyordu. İstanbul’da bir yerde çalmak bile lükstü. Ama 1 yıl içinde çok şey yaşadık. Geçtiğimiz sene bizim için resmen YÖKŞ.rar oldu. Bol konser verdik ve bol şarkı ürettik. Özetle YÖKŞ, kararsız birkaç adamın evde yaptığı müziğin bugünlere gelmesiyle oluştu diyebiliriz.

Buse: Bir noktada sosyal medya da girdi bu sürecin içine. Hatta belki Be The Band de yardımcı oldu, diyebilir miyiz?

Erdem: Yok aslında. Be The Band’de sadece ilk 10’a kaldık. İlk 3’e kalamadık hatta ikinci ve üçüncüye de büyük bir vaatleri yoktu. Sadece ilk grup Meriva’ya bir albüm yaptılar. Tabi ki bizim de hedefimiz albüm yapmaktı. Katılma amacımız da dolayısıyla albüm yapabilmekti.

Çağrı: Prodüktörümüzle tanışmamızı sağladı. İlk 10 gruba compilation bir albüm yapılacaktı. Bu sayede Serdar Ateşer ile tanıştık. Albümü kaydetmeyi zaten planlıyorduk ve beraber kaydedelim dedik. Aslında Be The Band, Serdar Ateşer ile tanışmamız açısından bir avantaj sağladı.

Buse: Bu sayede albüme giden yollar da yavaş yavaş gelişmiş oldu. Albüm süreci nasıldı?

Erdem: Nasıl anlatacağız abi, en zor soru! (gülüşmeler).

Boğaç: Kendimiz bir albüm kaydetmek istiyorduk. Be The Band Çağrı’nın dediği gibi prodüktörümüzle tanışma fırsatı yarattı. Orada da albümün başka bir ayağı olan yapımcı şirket devreye girdi. Can bizimle irtibata geçti ve o tarihten itibaren Funorg yapımcımız, Can menajerimiz oldu. Hem en büyük şansımızdı hem de öncesinden korkuyorduk çünkü şirketlerin grupları yönlendirme eğilimleri oluyor. ‘’Şarkının şurası şöyle olsun, hayır bunu çıkarın.’’gibi. Ama Funorg ‘da korktuğumuz başımıza gelmedi, bizi özgür bıraktı ve kendi müziğimizi icra edebildik. Dolayısıyla hayatımız, müziğe bakış açımız bir yapımcı olunca değişmedi. Sadece iş birazcık daha profesyonel hala geldi. Albüm süreci de o açıdan çok keyifliydi. Babajım Stüdyoları’nda kaydettik. Sabah yukarıda Fifa oynadık, akşam şarkıları kaydettik. Erdem biraz yoruldu bir günde 3 şarkı kaydetmeye çalışırken.

Buse: Harun Tekin ve Akın Eldes ile çalıştınız.

Boğaç: Evet, öyle bir sürpriz oldu. Prodüktörümüz Serdar Ataşer sayesinde şans eseri tanışma fırsatı bulduk. Aslında birlikte çalışma gibi bir planımız olmadığı halde, biz albüm kaydederken, Harun Tekin ‘’Nasıl gidiyor, neler yaptınız?’’edasıyla geldi ve şaşırarak karşıladık. Bu süreçte 34 şarkısını çok beğenip eşlik etmek istediğini söyledi. Söylemiş daha doğrusu ben o gün yoktum.

Buse: Senin uğramadığın günler illa bir şeyler oluyor sanırım.

Boğaç: Bugün de gelmeyecektim konsere. (gülüşmeler) Öyle bir fırsat doğunca biz de bu şansı değerlendirmiş olduk.

Buse: Peki gelecek planlarınızda yeni yeni isimlerle çalışma durumunuz var mı?

Boğaç: Yeni şarkıda Ramazan’la düet yapmayı planlıyoruz. (gülüşmeler)

Emrah: Şu an sorulsaydı kimle çalışmak istersiniz diye; Harun Tekin derdik.

Boğaç: Evet, Harun Tekin’in denk gelmesi ve hepimizin bildiği, sevdiği ve örnek aldığı bir grubun kurucusu, üyesi olması, ‘’Bu ne güzel şarkıymış, dur bende aşağı stüdyoya ineyim de söyleyeyim.’’ demesi bizim için önemliydi.

Erdem: İşin güzelliği zaten tesadüfen gelişmesi oldu. Araya aracı soksak, gücümüz olsa ve projelendirsek böyle olmazdı. Sadece kendisinin gelmesi bile bizim için bir motivasyon oldu. Üstüne bir de düet gelişince havalara uçtuk, çok sevindik çok da güzel oldu.

Çağrı: Yeni projelere yeni şeyler ekleme durumu olursa yine aynı doğallıkta olur herhalde. ‘’Şununla çalışmalıyız.’’ gibi bir süreç üzerinden ilerlemiyoruz.

Erdem: Akın Eldes ile çalışmamız da şans eseri oldu. Kendisi Serdar Ateşer’in liseden arkadaşıymış. Araları çok iyi. Telefonda konuşuyorken Serdar Abi bizden bahsetti. Serdar Abi, ‘’Tam senlik bir şarkı var, gelmez misin?’’diye sorunca Akın Eldes elinde tatlılarla çıktı geldi stüdyoya. Yaklaşık 40 dakika içinde geldi, tanıştık, çaldı ve gitti. Tamamen tesadüftü. ‘’Hmm bir şarkı yapalım ve 3.40’da Akın Eldes girsin.’’diye planlasaydık olmazdı. Gücümüz de yetmezdi ama zaten böyle işler projeyle de olmuyor. Divaların projesi olabilir ama günümüzde alternatif işlerin çoğu ahbaplık üzerinden ilerliyor.

Buse: Bu yakaladığınız samimiyeti dinleyiciye de hissettiriyorsunuz. Konserleriniz de bu böyle. Arkadaşlarımdan da biliyorum, sanki 40 yıllık dostlarım sahnede şarkı söylüyor gibi hissediyor dinleyiciler. Bir de bu samimiyete YÖKŞ Belediyesi ile Ne Var Ne YÖKŞ konseptlerini ekliyorsunuz. Bunların devamı gelecek mi?

Erdem: Tabi ki devam edecek. Bahsettiğin şey çok önemli. Grup hakkında söylediklerin gibi geri dönüş aldığımızda yaptığımızın ulaştığını ve anlaşıldığımızı görebiliyoruz ve bu bizim için çok değerli.

Emre: Anlaşılma derdiniz var mı peki?

Erdem: İçten içe bir anlaşılma derdimiz var tabi ki. Naif, kasıntı olmadan, eğlenceli bir şeyler yapıyoruz ve bu şekilde anlaşıldığında bize motivasyon oluyor. Yeni bir şeyler üretmek için destek oluyor. Yoksa tabi ki bizi anlamayan kalabalık bir insan grubu var. Bilip de ismimize takanlar, yaptıklarımıza şaşıranlar var. Biz ne kadar eğleniyorsak aslında siz de (dinleyici de) onu eğleniyorsunuz. İşin güzelliği de bu oluyor.

Melike: Şunu merak ediyorum: Bir gün yolda biriyle karşılaştınız ve karşılaştığınız kişinin YÖKŞ konusunda en ufak bir fikri bile yok. O gün bir muhabbet gelişti ve YÖKŞ’ü anlatmanız gerekti. Nasıl anlatırdınız?

Erdem: En can alıcı nokta kararsızlık mottosu. Bana kalırsa grubun teması öyle. ‘’Kararsızlıkla müziğin birleştiği bir grup var, dinledin mi?’’diye bahsederim herhalde.

Boğaç: Konserlerini izlediysem eğer konserlerden bahsederdim. ‘’Tuhaf tuhaf şeyler yapıyorlar. CNN TÜRK’lü videoları var.’’diye örneklendirirdim.

Erdem: Ya da sosyal medyadan bahsederdim. ‘’Twitter’da soru-cevap şeklinde ilişkisi olan bir grup var ve adı da YÖKŞ.’’

Emrah: Bir de ‘’En güzel cevabı sahnede verecekler.’’geyiği var. (gülüşmeler)

Phototastic-2014-09-29-22-39-23

Melike: YÖKŞ’ü YÖKŞ yapan ne oldu peki? O süreçte ‘’Tamam’’dediğiniz bir nokta olmalı.

Boğaç: Planlı ilerlemedi hiçbir şey. Elma soyarken yapılan şarkı bile var. Süreç dediğimiz biraz kendi başına ilerledi.

Erdem: Benim tamam dediğim nokta sanırım Lana Del Rey konseri oldu. Geçen sene Eylül’deki konserde 10.000 kişiye çalmıştık. Bir gün önce 13 kişiye çalmıştık mesela.

Melike: İki gece arasındaki değişim nasıldı?

Erdem: İnanılmazdı. Konser öncesi uyuyamamıştım. Sonraki gece çok iyi uyumuştum. (gülüşmeler). Lana Del Rey konserinde çıktığımızda sahnede gitarın teline ilk vuruşumda ses Üsküdar’dan sekip geldi. Sistem çok güçlüydü, kalabalık inanılmazdı. Çok büyük bir tecrübeydi.

Boğaç: Bu arada o gece Erdem hariç biz hayatımızın en büyük alkışını aldık ama yanlışlıkla gelmişti. (gülüşmeler). Çünkü bizi Lana Del Rey’in ekibi zannettiler. Sonra Erdem çıktı ve azalarak bitti alkış. Grubun varlığından bile haberdar olmayan bir kitleye çalmak güzel bir tecrübe oldu.

Buse: 2010’dan beri alternatif sahnede mizahi sözlerle şarkı yapan gruplar oluştu. Büyük Ev Ablukada ile başlayan bir süreç oldu aslında. Buna bir de Kadıköy Sound eklendi. Yok Öyle Kararlı Şeyler de dışarından baktığımızda bu iki gelişime yakın duruyor. Ama siz kendinizi bu etiketlere ne kadar yakın buluyorsunuz?

Çağrı: Kadıköy’ün çok içerisinde bir grup değiliz. Bizim neslin gruplarına Büyük Ev Ablukada bir yol açtı ve  belki ona biraz öykündük.

Erdem: Benim bireysel olarak eğilimim vardı ve cesaret vermişti. Tişört Yakışmayan Adam isimli şarkım vardı ama yayınlamaya cesaretim yoktu. Bu janra öncesi hep aşklı şarkılar yazmıştım. Büyük Ev Ablukada, Çıplak Ayaklarda konserini vermeden önce ben onların Havadar şarkısını dinlemiştim. Bartu’yla Cihanagir’den tanışıyorduk o zamanlarda ve yaptıkları çok ilgimi çekmişti. Çok cesur gelmişti. Aslında Büyük Ev Ablukada, Yüzyüzeyken Konuşuruz ve Halimden Konan Anlar da birbirlerine çok yakın zamanda aynı minvalde müzik üretmeye başladılar. Bu YÖKŞ için de geçerli. İnternetten bir şarkıdan cesaret alıp hali hazırda var olan işleri devam ettirmece oldu bizimkisi. Yoksa hiçbir grubun durup da sıfırdan yapmadığını rastgele ilerlediğini biliyorum çünkü Tolga’yı da Kaan’ı da tanıyorum ve hepsi öncesinde de üretime sahip insanlardı. Büyük Ev Ablukada Çağrı’nın dediği gibi yeni bir kulvar açtı ve sonra hepimiz o kulvara geçtik.

Buse: Bu da bir janra oluşturdu alternetif sahnede.

Erdem: Aynen. Öyle bir ihtiyaç varmış. 90’lar 2000’ler kendi ikonlarını yarattı. Bana kalırsa bu dönemde alternatif olarak böyle bir harmoni doğdu ki açıkçası biz memnunuz.

Çağrı: Hepsi birbirinin aynısı gibi bir algı var ortada. Ama söylem olarak da müzikal olarak da hepsi birbirinden ayrılan gruplar. Biraz haksızlık edildiğini düşünüyorum.

Erdem: Evet, alakaları yok ama çok yakın olmayan bir dinleyici uzaktan baktığında hepsini aynı görebilir. YÖKŞ’ü bir noktada ayırırsak bu nokta da kararsızlık olacaktır. Ya da plansızlık. Boğaç’ın gelmesi, benim İzmir’den buraya gelmem, Lana Del Rey’de şans eseri olarak ön grup çıkmamız şans ve karar verememe durumuyla alakalı bir gelişim. Nerede çalsak, bugün nereye gitsek, hangi şarkıyı çalsak, bugün sucuk mu yesek?… Sürekli bir haleti ruhiye değişimi olduğu için dinleyiciye de ilginç gelebilir. Bir şeyleri planlayarak yapmıyoruz, bu da samimiyete yansıyor.

Melike: Plandan kaçınma alt metnini ne olarak yorumluyorsunuz?

Boğaç: Aslında kaçmak değil. Bir şarkı kaydetmeyi planlarsın, belli bir dönem ayrılır ve herkes o kayıt için uğraşır. Demek istediğimiz 1-2 sene sonrasını şimdiden hazırlamak değil. Daha spontan gelişen ve bunun müziğe uyarlanmış halini alabiliriz. Şarkı mı yapmak istiyoruz; yapalım. Albüme mi saklayalım; hayır, single olarak yayınlayalım. Yani ani, o an verilmiş kararlar üzerinden ilerliyor. Ama tabii ki bir plan oluyor, komple ciddiye almıyor değiliz.

Erdem: Nasıl bir ütyopyada şarkı ürettiğimizi bir cümle özetlemiştim aslında. ‘’Arctic Monkeys’in bestesini yaptığı, Umut Sarıkaya’nın sözlerini yazdığı ve Özdemir Asaf’ın aranjesini yaptığı bir ütopyanın peşindeyiz.’’söylemiyle yapmak istediğimiz harmanı cümleye dökebiliriz. Kararsızlık da sunulanı beğenmeme halinden kaynaklanıyor. Ne sıcak görüyoruz ne de soğuk.

Buse: Bu arada alternatif sahneden konuşmuşken, altnernatif sahneyle iletişiminiz nasıl?

Erdem: Çoğu yakın arkadaşımız, zaten beğendiğimiz gruplar ve/veya isimler; destek olmaya çalışıyoruz.

Buse: Educatedear da remixleri ve video editleriyle gruba destek oluyor. Yeni projelerin var mı?

Boğaç: Ne yapıyorsam YÖKŞ’e dahil oluyor. Zaten birbirinden çok ayrı görmediğimiz oluşumlar. Aslında educatedear’ın remixlerinde geyik bir olay ciddi bir hale dönüyor. Ortada komik bir şey var ama müziği olabileceği en ciddi düzeyde yapıyor. Birisi single çıkarmış gibi yapıyor. Olaya, Ray Ray Kasım bir single çıkarsa öyle çıkarır gibi bakıyorum. YÖKŞ’de de onun tam tersi oluyor. Ciddi bir olay geyik üzerinden ilerliyor. Dolayısıyla aslında ikisi de çok paralel yollarda ilerliyor. Erdem’le konuştuğumuzda ‘’Çalalım, komik olur.’’ dedik. Sonra çalamadık, daha da komik oldu. Bu şekilde devam ediyoruz, üretmeye devam!

Buse: Bir de şunu merak ediyorum: Her şarkının farklı (ilginçli) ve uzun bir adı var varken albümün adı neden Yok Öyle Kararlı Şeyler?

Erdem: Grubun ismi yeterince uzun diye yeni bir isim eklemeyelim dedik ama aslında ikisi de uzun oldu. (gülüşmeler)

Buse: Albüm lansmanını da farklı bir konseptle yaptınız; 19 Eylül’de Kulüp Kulah’da. Projeniz çok farklı, merak edilesi. Böyle bir konseptle lansman yapma süreci nasıl oluştu?.

yoks33

 Emrah: Konsept, YÖKŞ projesinin mottosundan geliyor: ‘’Şarkı çizip, resim  çalan’’mottosu. Bunun üzerine şarkı üretmeye devam ettikçe şarkıların yanında  resimler de birikmeye başladı. Albüm lansmanı için de farklı bir şey yapmak  istiyorduk. Zaten bir sergi fikri olarak vardı ve lansmana kısmet oldu.

 Erdem: Emrah’ın da dediği gibi mottomuzdu. Güzel Sanatlar okurken bir yandan  söz yazıp bir yandan da ödev çizimlerimi yapıyordum. Dolayısıyla şarkının ortamını  çizmeye başlamıştım. Sonradan çok sevildi. YÖKŞ deyince mottomuz akıllara  gelmeye başladı. Akılda kalıcı ve özgün bir çalışma olduğunu fark edince de lansman  standart olmasın dedik. Albümü zaten Mart ayında yayınladık, Eylül’de lansman için  sahne almak olmayacaktı. Bu yüzden bize uyan bir çalışma olsun diye düşünürken bu fikir  oluştu. Bu süreçte dönemin en iyi grafikerlerine ulaştık. Dünya çapında nam salmış grafikerler var aralarında. Grubu severek dinlediklerini ve seve seve yapabileceklerini söylediler. Hızlı bir şekilde çok iyi bir sinerji oluştu ve işe koyulduk. 19’unda Büyük Ev Ablukada’nın mekanında (Kulüp Kulah’ta) 3 gün süren bir sergi oldu ve ziyaretçiler şarkıları dinleyebildi. İlgi büyüktü. 3 günde yaklaşık 1500 kişi sergiyi gezdi. Hala çok güzel geri dönütler alıyoruz. Bir ilki gerçekleştirmek olmak da çok keyifli…

Buse: Daha önce böyle bir konseptle hazırlanan lansmana denk geldiğimi hatırlamıyorum.

Erdem: Aslında Google’da derinlemesine araştırınca benzer bir konsept bulamadık. Hatta şu an İstanbul Modern’de Çok Sesli Müzik var sergisi var; orada da böyle bir şeye tanık olunmamış. İddia ediyorum dünyada olmadığını ama mutlaka vardır diye ve bizim mizaca yakışmadığı için yazmadık.

Buse: Bizler için güzel bir sürpriz oldu açıkçası. Peki gelecekte sizi nerelerde dinleyebileceğiz?

Erdem:  Yoğun bir programımız var aslında ama şöyle sıralayabilirim: 

4 Ekim Cumartesi Çorlu Keyif Kahvesi

6 Ekim Pazartesi (Bayramın 3. günü) Kadıköy Shaftclub

10 Ekim Ankara Noxus Bar

11 Ekim Peyote Eskişehir

19 Ekim BKM Mutfak

28 Ekim İzmir Hayal Kahvesi Performans

29 Ekim Denizli İmagine

30 Ekim Aydın Lé Gramophone

31 Ekim Mask Live

20 Kasım Bronx Pi Sahne

Katkılarından dolayı Ceyda Şimşek, Emre Lekesiz ve Melike İşleyen’e teşekkür ediyoruz. 

ALBÜM: LANA DEL REY – ULTRAVIOLENCE

Miss America başka albüm yapmayacağım, söyleyeceklerim bu kadar dedikten iki yıl sonra geri döndü. Hikayeyi hepiniz biliyorsunuz; genç kız New York’a taşınır, genç kız uzun süre Walt Whitman okuyup Hudson kenarında şiir yazar, genç kız güzelce ambalajlanıp Miss America haline getirilir. Ailenin iyi çocuğu değildir, geçmişindeki alkol probleminden daddy issue’larına kadar her şeyi onu bugünkü umursamaz, hızlı yaşayıp genç ölme takıntılı genç kadın haline getirmiştir. Bütün bunların önceden ayarlanmış olması, plastik cerrahinin Lizzie Grant’i Lana Del Rey’e dönüştürmesi falan beni pek ilgilendirmiyor. Ben biraz Ultraviolence’tan bahsedeceğim izninizle.

https://youtube.googleapis.com/v/T5xcnjAG8pE&source=uds
Dan Auerbach’le çalışacağını açıkladığında herkesi oldukça şaşırtan Lana Del Rey, West Coast ile bende aynı şok etkisini yaratmamıştı, dürüst olacağım. West Coast, Born To Die’da yaptığı hiçbir şeye benzemiyordu, orası doğru. Belki de Dan Auerbach etkisi çok bariz olduğundan (West Coast ile arka arkaya dinlenecek bir adet Tighten Up ile ne demek istediğim biraz açıklığa kavuşabilir) West Coast beni Ultraviolence konusunda çok da heyecanlandırmamıştı. Albümün tamamını dinleyince ise yanıldığımı kabul ettim. Bariz de olsa Dan Auerbach etkisi ortaya gerçekten hoş bir şey çıkarmıştı.
https://youtube.googleapis.com/v/oKxuiw3iMBE&source=uds
Albümün özellikle ilk kısmı alışık olduğumuz Lana Del Rey’in bu kez ne yapmaya çalıştığını özetliyor. Açılışı yapan Cruel World altyapısıyla insanı kolayca etkisi altına alıyor. Del Rey’in üstünde alıştığımız kırmızı elbise var, ama bu kez kurtarılmaya ihtiyacı yok. “He hit me and it felt like a kiss.” – kendisini “Feminizm? Oh çok sıkıcı.” şeklinde açıklamalar yapmaya iten Ultraviolence’ta böyle diyor Miss America. Sıkça duyulan efektli gitarlar şarkının yarattığı mazoşist-gerçek-aşk havasını gerçeğe yaklaştırıyor. Albümün bana göre en iyisi olan Shades Of Cool ise vokalleriyle ve –bilin bakalım kime ait olan- gitar solosuyla dikkat çekiyor. Şarkının sözlerine dikkat edecek olursanız “Yine mi?” diyebilirsiniz. Sürpriz: Del Rey hala kötü çocuklardan bahsediyor. (yaşları biraz büyük de olabilir tabii.) Brooklyn Baby ise albümdeki en normal aşk hikayesini anlatıyor olabilir. Albümün geri kalanından en farklı şarkısı West Coast, daha önce de belirttiğim gibi aşırı sevdiğim bir şarkı değil ve Lana Del Rey’in söz yazarken belli şeylere bağlı kalma huyunu gösteriyor. Yine de sürekli aynı şeylerden bahsederken bu kadar ilgi çekmek de ayrı bir başarı.

https://youtube.googleapis.com/v/rJABBmAMXnY&source=uds

Albümün bundan sonraki kısmı ne yazık ki ilki kadar etkileyici değil. Sad Girl’de yine Auerbach’in eseri olan gitar oyunlarının etkisi altındayız. Kötü olup olmadığını bilemeyiz Lana ama üzgün olduğunun biz de farkındayız. Her zamanki soruları soran Pretty When You Cry ile birlikte albümün ilk kısmında yaratılan başına ne gelse güçlü duran zarar görmüş kadın imajı zayıflamaya başlıyor, bunun yerine Del Rey kendini yine bırakıyor. Money, Power, Glory’de ise ne olursa olsun kazanç peşindeki birini görüyoruz. Defalarca kendisi de söylüyor zaten; dope and diamonds, that’s all that I want.” Del Rey’in Fucked My Way Up To The Top ile ne yapmaya çalıştığı biraz karışık bir konu; bu şarkıyı kariyerinin özeti olarak gören de var, sırf feministleri ayaklandırmak ve daha çok dikkat çekmek için albüme yerleştirildiğini savunan da. Old Money albümün Born To Die’da bulunanları en çok hatırlatan şarkısı. Ultraviolence ile ilgili yapılan en doğru hamle ise albümün kapanışını üstlenen The Other Woman. Önceden Blue Velvet ile olduğu gibi, Lana Del Rey’in eski şarkılarla arası iyi.

https://youtube.googleapis.com/v/Z0cBa4xXXvE&source=uds
Lana Del Rey’i ya sev ya nefret et kategorisine sokan birçok faktör olduğu doğru. Sevenler sahte ya da gerçekliğiyle değil, tüm davranışlarında sergilediği kırılganlıkla ilgileniyor çoğunlukla. Söylediği şeylerden kendisine zarar verenden vazgeçemeyen, kronik olarak üzgün ve bu depresif ruh haline aşık olan biri olduğu izlenimine varmak çok da zor değil. Kendim de içine dahil olduğum jenerasyonun pek çoğu da böyle değil mi?

(Off The Record): Vol XV

1. Instagram için de Lady Gaga dönemi başlamış durumda. Şimdilik Lady Gaga‘nın kendi fotoğraflarını yolladığı hesabın kıracağı ilk rekoru merakla bekliyoruz.

.

2. Lana Del Rey‘e olan ilgimizi bir süre önce kaybettik. John F. Kennedy suikastini konu alan klibinde de yeni bir şey bulabilmiş değiliz:

.

3. Geçtiğimiz Cuma, Dette Glashouwer Veblen Sempozyumu kapsamında Money and Enough isimli oyununu sergilemek için İstanbul’daydı. Para ve sınırları söz konusu olduğunda elimizden bir şey gelmiyor; zihinlerde hep Dea Pecuniea:


.

4. Louis CK‘in deneylerini fazlasıyla heyecanlı buluyorduk ki öncülüğü ilk meyvesini verdi: LOLflix. Söz konusu web sitesi ne kadar etkili olur bilinmez ama komedyenler tarafında başlayan hareketlilik kısa sürede duracak gibi değil.

.
*Görsel: Oasis – Dig Out Your Soul
.

(Off The Record): Vol XIV


1. Lana Del Rey‘in yeni klibi ‘Amerikan Rüyası’na yada ‘John F. Kennedy Suikast’na mı gönderme yapıyor bilemiyoruz. Fakat eminiz ki Lana Del Rey üzerine daha kafa yormaya devam edeceğiz.

2. Ergenlik dönemimizin rüya festivali olarak nitelendirebileceğimiz ‘Tuborg Goldfest’ birkaç yıl geç kalsa da 4-7 Temmuz tarihlerinde Parkorman’da bizlerle.

3. Tim Burton, Dark Shadows‘da yine ne bilindik kadrosundan vazgeçiyor ne de alışık olduğu türden. Alışılandan sıkılanlar kervanında Tim Burton’un ne zaman yanımızda yer alacağını merak ediyoruz.

4. Anlaşılan kimse politikacılara ‘internette mürekkeple yazıldığını’ söylememiş.





5. Hayal kurmak için pazar gününden daha uygun bir zaman olabilir mi?