lcd soundsystem

AMAN KOMŞULAR DUYMASIN: ŞARKI LİSTESİ EZBERLENE(MEYE)N ALBÜMLER

2017’nin üstünden daha çok sular akmadı ama aklıma bir soru takıldı. Acaba 2017‘de çıkan bir albümün şarkı listesini ezbere sayabilir miydim? Sayabilme ihtimalim olan albümleri şöyle bir düşündüm. Gorillaz‘ın son albümü Humanz bu fikrim için hem çok uzun hem de çok karışıktı. Ayşe Hatun Önal’ın Selam Dengesiz albümünü ise sayabilsem bir dert sayamasam ayrı dertti. Neyse Verite‘nin Somewhere in Between isimli albümünü de kafamın içinde deneyip başarısız olduktan sonra aklımda artık bir soru daha vardı. Peki ben bu soruyu bir Avaz toplantısında sorsam ne cevaplar alırdım.
Toplantı biterken aklımdaki bu soruyu dile getirdim. İlk deneyen Ege oldu. Hangi albümün şarkılarını saymayı deneyeceğini sorduğum zaman LCD Soundsystem‘ın American Dream’ini saymaya başladı. Hızlı bir giriş yapsa da 6. şarkıda takılan Ege havluyu da böylece atmış oldu.
Peşine mikrofonumuz Cemre’ye döndü. Kendrick Lamar‘ın DAMN. albümüne yürüyen Cemre, sırasız bir şekilde ama koşar adımlarla başladığı bu maratonda saymaya başladığı listeden 8-9 şarkı saydıktan sonra “Dilimin ucunda” evresine girdi. Şarkı listesine bakınca hepsinin tek kelime olması bu yazıyı yazarken gözüme çarptı. İyi deneme Cemre.

Burçak cephesinde ise aklında döndürdüğü bu soruya bir cevap bulamamanın bir hüznü çökmüştü. Bu arada Hande ise ellerini avuşturmaya başlamış da bizim haberimiz yokmuş. Sayma sırası geldiği zaman bütün sene övmelere doyamadığı Paramore‘un After Laughter‘ını saymayı bir nefeste bitirmişti bile. 12 şarkılık bu albüm listesini duraksama bile göstermeden saymasıyla bir anda gözler Hande’ye döndü. Birkaç defa acaba bir yerden mi okudu kontrolünden sonra artık yapabileceğimiz tek şey kalmıştı: Tebrik edip sayabileceği başka bir albümün olup olmadığı. Tekli veya playlist şeklinde müzik dinlenilen bir zamanda bir albümün şarkı listesini sıralı bir şekilde saymak gerçek bir yetenek. Ve bu yeteneğini Taylor Swift‘in Reputation albümü üzerinde bir kez daha gösteren Hande, hem Avaz’ı hem de albüm dinleyen herkesi bugünlük kurtarmış oldu.

Peki sizin hafızalarınızda durumlar nasıl? Ezbere sayabildiğiniz albümler var mı geçtiğimiz seneden? Varsa bir yazın da görelim hangi albümler aklınıza kazınmış?

2017: YIL SONU ANKETİ

Senelerdir her aralık ayı geldiğinde, seneyi kendi gözümüzden değerlendirdiğimiz yazılar paylaştık; bu sene de Türkiye’den takip ettiğimiz müzisyenlere, müzik yazarlarına ve müzik ekseninde üreten isimlere çok değerli fikirlerini sormak istedik. Zülal Kalkandelen, Artemis Günebakanlı, Bekir Özgür Aybar, Kerem Ergener, Nordik Simit’ten Utku, In Hoodies, Glasxs, Ah! Kosmos ve Seretan‘ın 2017’ye dair hazırladığımız sorular üzerinden yaptığı sene değerlendirmesi hemen aşağıda.

Upuzun arşivlik değer taşıyan anketimiz 2017’ye dair keşfettiğiniz ya da keşfedemediğiniz bir sürü şey içeriyor. 2018 için daha da zengin bir müzik yılı geçirmek dileğiyle yeni yılınızı kutlayıp sizi severek takip ettiğimiz isimlerin değerlendirmeleriyle baş başa bırakıyoruz. Herkese mutlu ve huzurlu yıllar!

Zülal Kalkandelen: Birçok açıdan zor bir yıldı. Hem dünyada hem Türkiye’de hayatımızı olumsuz yönde etkileyen olaylar oldu. Ülke içinde daha az konsere gittiğim bir yıldı.

Artemis Günebakanlı: 3 kelime de yeterli olur; blood, sweat & tears.

Bekir Özgür Aybar: İstanbul’a geri döndüm. Evlendim ve artık bir kedim var. Her şey çok daha iyi olabilirdi ama birçok şey iyi gitti 2017’de. En azından hala buradayız. Fena mı?

Kerem Ergener: Yeraltı sahnesi için yaratıcı, Mika Vainio ve Can’ın iki üyesi Holger Czukay ve Jaki Liebezeit’ın vefatıyla üzücü ama geleceğe ümitle bakmaya devam ettiğimiz bir yıl oldu.

Nordik Utku: 2017 benim için bol seyahatli, bol festivalli, bol müzikli geçti. En çok ilham aldığım yıllardan birisiydi. Güzel yıl yapmışlar.

In Hoodies: Yazarak, şarkı yaparak, kaydetmeye çalışarak, bekleyerek, beklemek zorunda kalarak ve birkaç güzel konserle… Hayallerin, insan kaynaklı sorunlarla yok olmaları veya gecikmesiyle uğraşarak, yarım kalan şeylere bakıp çileden çıkarak, lego yaparak, yürüyerek, kendimle boğuşarak, iyi olmaya çalışarak.

Glasxs: Değişik. Çok değişik.

Seretan: Uzun zamandır kafamda olan ‘Transference’ ve ‘Persona’ EP projelerini gerçekleştirdiğim bir yıldı. Ben halimden memnun olsam da, Dünya’nın gidişatı açısından ne yazık ki çatışmaların yaşandığı, savaşların ve insan hakları ihlallerinin olduğu bir yıl oldu. Ancak gelecek için ümitliyim.

Zülal Kalkandelen: İlk 5’i söylersem:
Iona Fortune – Tao of I
Mario Batkovic – Mario Batkovic
Morrissey – Low in High School
Belief Defect – Decadent Yet Depraved
Gnod – Just Say No To The Psycho Right-Wing Capitalist Fascist Industrial Death Machine

Yerliler arasında:
Konstrukt & Keiji Haino – A Philosophy Warping
Little By Little That Way Lies a Quagmire
Da Poet – Beattape 2
İpek Görgün & Ceramic TL – Perfect Lung
spc.btwn & Sycho Gast – evasion
Reverie Falls On All – Stellar Stream
tvsn – Wrong Way
Akın Sevgör – Routine

Artemis Günebakanlı:
Ağaçkakan – A Naşkvit
Mount Eerie – A Crow Looked At Me
LCD Soundsystem – American Dream
Angel Olsen – Phases
Protomartyr – Relatives In Descent
Chelsea Wolfe – Hiss Spun

Bekir Özgür Aybar:
Liam Gallagher – As You Were
Kim ki O – Zan
Çağıl Kaya – Şimdilik Her şey Yolunda
The National – Sleep Well Beast
Julie Byrne – Not Even Happiness
Liima – 1982
The Away Days – Dreamed at Dawn
Future Islands – The Far Field
Roger Waters – Is This the Want We Reallt Want
Slowdive – Aynı adlı
The War on Drugs – A Deeper Understanding

Kerem Ergener:
Mount Eerie – A Crow Looked at Me
William Basinski – A Shadow in Time
Damien Dubrovnik – Great Many Arrows
Emptyset – Borders
Tyler, The Creator – Flower Boy

Nordik Utku: Hemen last.fm’ime bakıyorum 😀 Bu sene çıkanlardan;

Elsa & Emilie – Kill Your Darlings
JFDR – Brazil
Ine Hoem — Moonbird

Elsa & Emilie’yi Mart 2017’nin başından beri sürekli dinliyorum. JFDR’ı ise sonbaharda dinlemeye başladım. Ama en çok dinlediklerim sırasında peşpeşe. Aynı zamanda hepsi en sevdiğim albümler.

In Hoodies: Kişisel sebeplerle, bu sene içinde çıkan albümlerle yeterince ilgilenebildiğimi söyleyemem. Genelde çok önceden yapılmış albümleri dinleyerek geçti zaman. İstemeden etrafımda olanlardan ve güncelden gitgide uzaklaştığım bir dönem sanırım. Dinlediğim çoğu şarkı gerçekmiş gibi hissettirmiyor. Mutlaka bir şey seçmem gerekirse Mount Eerie’nin son albümü “A Crow Looked At Me” diyebilirim. Yerli yabancı ayrımı yapmayı sevmiyorum. Yaşadığım yerin yakınlarında üretilmiş müzik anlamında Ağaçkakan’ın albümünü, Mind Shifter EP’sini söyleyebilirim.

Glasxs:
Radiohead – OKNOTOK
Lana Del Rey – Lust For Life
The XX – I See You
Mount Kimbie – Love What Survives
Deniz Tekin – Kozakuluçka
Büyük Ev Ablukada – Fırtınayt
Ezhel – Müptezhel
Alt-j – Relaxer
Kendrick Lamar – Damn
Lorde – Melodrama
Tokimonsta – Lune Rouge
Benjamin Clementine – I Tell a Fly
Emre Akbay – Göğe
Mind Shifter – Horizon

Seretan: Yabancı Albümler:
Land of Talk – Life After Youth
Rafael Anton Irisarri – The Shameless Years
Kaitlyn Aurelia Smith – The Kid
Blanck Mass – World Eater
Slowdive – Slowdive
Laurel Halo – Dust
Ben Frost – The Centre Cannot Hold

Yerli Albümler:
Goralı – Qualia
Ceramic TL/Ipek Görgün – Perfect Lung
Robogeisha – rofl EP
Islandman – Rest In Peace
Reverie Falls On All – Stellar Stream
Men With a Plan – Old Tapes
Affet Robot – Röntgen

Zülal Kalkandelen:
Morrissey – Home Is a Question Mark
UNKLE – Looking for the Rain (Feat. Mark Lanegan)
Ninos Du Brasil – O Vento Chama Seu Nome
LCC – Ka
Iona Fortune – Shi
Belief Defect – Unnatural Instinct
William Basinski – For David Robert Jones
Colin Stetson – Spindrift
Ancient Methods – It Won’t Take Me (feat. Tropic of Cancer)
SUMS – Nomads
Mark Lanegan Band – Nocturne
Gonjasufi – Your Maker (Daddy G Remix)

Artemis Günebakanlı:
LCD Soundsystem – I Used To
Arcade Fire – Creature Comfort
Gorillaz – Saturnz Barz
Ağaçkakan – Şüpheli
Chelsea Wolfe – Static Hum

Bekir Özgür Aybar: Önceki soruda yazdığım albümlerden birer şarkı ekleyebiliriz buraya. Ama yapmasak daha iyi. Çünkü bir albümün bütünlüğüne inanıyorum ve şarkıları birbirinden ayrı düşünemiyorum.

Kerem Ergener:
Biosphere – Black Mesa (feat. Leslie Howard)
Maria Rita Stumpf – Cantico Brasileiro No 3 (Selvagem and Carrot Green Remix)
Aaron Dilloway – Ghost
Forest Sword – The Highest Flood
Zola Jesus – Exhumed

Nordik Utku: Sen Olsan Bari, Çok Çok, Elsa & Emilie – Chains of Promises ve Ocean, JFDR – Instant Patience, Highasakite – Samurai Swords ve Since Last Wednesday ama akustik versiyonları.

In Hoodies: Radiohead & Hans Zimmer – Bloom düzenlemesi.

Glasxs:
Radiohead – I Promise
Lana Del Rey – Cherry
Büyük Ev Ablukada – İhtimallerin Heyecanına Üzülüyorum
Radiohead – Man of War
Alpha Minus – Whale Song
Rain Lab – Infatuation
Ezhel – Benim Derdim
Büyük Ev Ablukada – Hoşçakal Kadar
Ezhel – Küvet
Kendrick Lamar – Element

Ah! Kosmos: Arca – Desafio

Seretan:
Yaeji – Feel It Out
Black Marble – Frisk
Steve Hauschildt – The World Is Too Much With Us

Zülal Kalkandelen: Max Cooper feat Kathrin deBoer – Seed (Video by Vincent Houze)

Artemis Günebakanlı: Gorillaz – Saturnz Barz

Bekir Özgür Aybar: Foo Fighters – Run

Kerem Ergener: Danny Brown – Ain’t it Funny

Nordik Utku: The Blaze – Territory

In Hoodies: Radiohead – Lift (Oscar Hudson)

Glasxs: Tricky – The Only Way

Seretan: Boy Harsher – Motion

Zülal Kalkandelen: Le Guess Who? festivalindeki Oiseaux-Tempête konseri.

Artemis Günebakanlı: Mono (Zorlu PSM)

Bekir Özgür Aybar: Julie Byrne – Salon IKSV

Kerem Ergener: Swans’u son bir kez izlemek benim için çok özel bir deneyimdi.

Nordik Utku: Elsa & Emilie, Sigrid, JFDR

In Hoodies: John Maus, Zorlu PSM – Studio.

Glasxs: Bonobo – VW Arena

Seretan: Liars’ın IKSV Salon konseri.

Zülal Kalkandelen: Iona Fortune – Tao of I

Artemis Günebakanlı: Annie Hardy – Rules

Bekir Özgür Aybar: Liam Gallagher – As You Were

Kerem Ergener: Belief Defect – Decadent yet Depraved

Nordik Utku: JFDR — Brazil

Glasxs: Ezhel – Müptezhel

Seretan: Kelly Lee Owens – Kelly Lee Owens

Zülal Kalkandelen: Yair Elazar Glotman & Mats Erlandsson – Negative Chamber

Artemis Günebakanlı:
Death Machine – Cocoon
Juiceboxxx – Freaked Out American Loser
Ho99o9 – United States of Horror

Bekir Özgür Aybar: Liima’nın 1982 adlı yeni uzunçalarını buraya alabilirim. Sadece bizde değil, uluslararası müzik basınında da pek dikkat verilmedi bu albüme. Gözden kaçıranlar için mutlaka öneriyorum.

Kerem Ergener: Chino Amobi – PARADISO

Nordik Utku: JFDR — Brazil 😀 ve Amanda Delara – Dirhamz kesinlikle.

In Hoodies: Dediğim sebeplerle benim yok. Ne nasıl karşılandı bilmiyorum. Böyle bir birikimim yok ama Zülal Kalkandelen listelerine bakmak gerek. Onun kadar iyi araştırarak müzik bulan ve dürüstçe insanlara ileten başka biri bilmiyorum.

Seretan: Yaeji – Yaeji/EP2

Zülal Kalkandelen: O kadar çok ki… Liste yapmaya kalksam sayfalar tutar.

Bekir Özgür Aybar: Tuzak soru ama yanıt geliyor: Kendrick Lamar – Damn

Kerem Ergener: Yurt içinde Ezhel, yurt dışında Arca.

Nordik Utku: Dua Lipa diyordum başlarda. Hatta amaan diyip konserine gitmemiştim. O gece bir daha dinliyim o neymiş dedim. Aşırı sevdim, konsere gitmediğime çok pişmanım. 2017’de yaptığımdan pişman olduğum tek şey sanırım 😀

In Hoodies: Ne zaman baksam ana akım mecraların neredeyse tamamının günlük yayın akışlarındaki ya da paylaşımlarındaki şarkıların yine neredeyse tamamının para ve ilişki ekseninde kurgulanmış endüstri tarafından bilinçli olarak abartılan şarkılar ve sanatçılar olduğunu görüyorum. Büyük şirketlerin parçası olan medya grupları tarafından hazırlanan veya pazarlanan şarkıların çoğunluğunu için durum böyle sanırım.

Televizyon ile ilgili konuşulan “izleyici bunu istiyor” bahaneleri gibi aslında. İnsanlar, izleyiciler, dinleyiciler yani kitle suçlanır genelde. Halbuki sorun üreten ve onu iletenlerdedir çoğunlukla. Dinleyici/izleyici maruz kaldığı şeyden kaçınılmaz olarak etkilenir. Duyduklarımız hayatımızın parçası haline gelir bir şekilde, alışırız. Sahte, sığ, vakit geçirmeye yönelik şeyler zaman geçirmeyi kolaylaştırır, yaşamla, içimizdeki, çevremizdeki ve dünyadaki acıdan bağlantısız oldukça kişiyi düşünmekten, sorgulamaktan uzaklaştırır, kolay imal edilir, rahatlıkla arzu edilmesi sağlanır, tükettirilir ve yenisi hemen yerine konabilir sanıyorum. Karanlığı ambalajlamak, pırıltılı hale getirmek ne acı. Bu yüzden seri üretimle ama faklı kaplar içinde sürekli bunlar sunuluyor ve olabildiğince abartılıyorlar bence. Bu yapı da ışık seven, gösterişçi, sığ kişi ve işleri ilgi odağı yapıyor. Abartma, ilahlaştırma, ulaşılmaz yapma, müzisyeni bir tapınma figürü haline getirme bu endüstriyi besleyen şeylerden biri. Onlar daha çok ilgiye muhtaç, kendine aşık, alkışa bağımlı hale geldikçe, anlatımın niteliği kaygısı olmadan, nabızsız işler üretmeye devam ediyorlar sanırım. Daha güçlünün, daha büyüğün çıkacak sesi belirlediği alanlara ve burada söz sahiplerine daha da bağımlı hale geliyorlar muhtemelen. Bu isimsiz kişilerce hayatlarımız, anılarımız işgal ediliyor ve hissettiklerimizin samimiyeti çalınıyor gibi hissediyorum genelde. Her geçen gün müzik daha çok ticari oluyor ve dolayısıyla daha çok kara dayalı hale geliyor. Kar için ne gerekiyorsa yapılıyor ve yaymak, abartmak, konuşulmasını, yazılmasını, çalınmasını sağlamak bunun bir parçası gibi geliyor.

Zülal Kalkandelen: Hayır, çünkü medyada sürekli aynı isimler pompalanıyor, kopyala yapıştır türünden aynı listeler yayınlanıyor.

Bekir Özgür Aybar: Hayır, tam da beklediğim gibi.

Kerem Ergener: Hiç şaşırtmadı.

Nordik Utku: Kendrick Lamar’ı bekliyordum. Lorde’un tepelerde olduğunu bilmiyordum 😀 Şaşırdım.

In Hoodies: Kendrick Lamar albümünde bazı anları sevmiştim. Lorde dinlemedim. Hiçbir yıl sonu listesi okumadım maalesef. Bir listede yer bulabilen istisnai üretimler oluyordur mutlaka. Kişisel beğenilere ilişkin samimi değerlendirmeleri ayrı tutarsak, büyük kitlelere ulaşan listelerin bahsettiğim istisnai üretimler hariç gerisi tümüyle maddi güç ve ilişki ile sağlanan tanıtım çalışmaları sonucunda belirleniyor gördüğüm kadarıyla. Tabii ki bir listede olmak için doğrudan para verilmesini kastetmiyorum. O da var ama asıl konu listeyi yapan kişilerin de yıl içinde dinlediği şarkıların çok sınırlı kaynaklardan çıkması. Listeler genel eğilimin küçük bir yansıması muhtemelen. Sorun o eğilimi belirleyen trafikte. Müzik gitgide daha çok sadece bir eğlence biçimine indirgeniyor. Ölmekte olan bir endüstriye yine çıkara dayalı kısa süreli ve süslü elektro şoklarla, tüketim devam ettirilmeye çalışılıyor. Güçü yetenlerin kimin ne kadar duyulması, yazılmasını istedikleri ve bununla ne kazanacakları ile ilgili. Bu anlamda her hangi bir kişi listede olabilir.

İsimler üzerinden değil ama genel bir kaç şey söylemeye çalışayım. Listelere hakim olan, bağımsız, asi görünen, isyan ve itiraz içerdiği düşündürtülen ama aslında son derece ticari bir sistemin içinden çıkmış, “ne satar” düşüncesi ile planlanan, yıllar öncesindeki üretimlerden çalıntılarla dolu, çoğu zaman olduğu gibi temelde tanıtıma ve görüntüye dayalı projeler çoğu zaman. Örneğin rock, punk, garage, indie, rap müzik özünde ne ifade ediyorsa tam tersi bu üretimler gitar müziğinin dönüşü X, varoştan gelen sınıfsal mücadelenin ve isyanın sesi Y, seksenler estetiğinin modern öncüsü Z gibi sunulup taçlandırılabilir. Başlık içeriğin kendisinden çok daha önemli. İçi umursamazlık ve çıkarcılık, kan ve iltihap dolu kutuyu  şekerle kaplamak… Bu işlerin arkasındaki şirketsel yapı veya  çıkar düşüncesi önde tutulmasa da yeni hype’ı, yeni cool’u yaratacak dinlenilen sesteki asıl enstrumanlar gitar, davul, bas veya insan sesi değil. Asıl enstrumanlar görüntü, imaj, (yazışmalar, bağlantılar, tanıdıklar için) klavyeler – cep telefonları, reklam mecraları ve tabii en basit ifadeyle para. Müzik paylaşımında alternatif yöntemler bulunmaz, var olan farklı yollar denenmez ve desteklenmezse, ana akım veya alternatifin ana akımı dışında müzik iletilemez olmaya devam ederse aynı saçma sistem devam edecektir.

Dünyanın genel durumuma, uyuşturulmuş olsalar da çoğunluğun haklı olduğu düşüncesinin bizi getirdiği yere ve tarihsel olarak hiç birşeyden ders almayışımıza bakarsak kaçınılmaz sonuç bu … Dans ettiren, daha çok içki tükettiren, eğlendiren veya melankoliyi, depresyonu, acıyı hedef kitle olarak gördüğü insana ulaşmanın bir diğer yolu olarak görenlerin planlanmış ve paketlenmiş seslerin, 3 arkadaş ikinci el gitarlarla en ucuz stüdyoda provalarla çıkardıkları istisnai sesleri, gerçek haykırışı, içten ifadeyi bastırıp yok etmesi. Belki yanılıyorum ama yakın hissedemiyorum.

Zülal Kalkandelen: Hayır, beni etkileyen bir kayıt olmadı.

Artemis Günebakanlı: Beğendim.

Bekir Özgür Aybar: Maalesef hayır. Üstelik bunun için çok çabaladım. Tekrar tekrar tüm dikkatimle albüme daldım. Yine de olmadı. Sanırım artık Björk ile yollarımız ayrılmış.

Kerem Ergener: Björk’ün yakın zaman işlerini beğenmiyorum. Bir an önce Arca ile olan müzikal ilişkisini kesmesi gerektiğine inanıyorum.

Nordik Utku: Dinlemedim (utanan emoji)

In Hoodies: Evet.

Seretan: Beğendim.

Zülal Kalkandelen: Hayır, abartıldığını düşünenlerdenim.

Artemis Günebakanlı: Evet.

Bekir Özgür Aybar: Yeni LP üst perdede. Ancak bu gibi durumlarda önemli olan albümün seviyesi olmaz. Geri dönüş başlı başına yeterli.

Kerem Ergener: Maalesef başarısız bir dönüş olarak değerlendiriyorum.

Nordik Utku: Gittiğinin farkında değildim.

In Hoodies: Mükemmel fazla büyük bir kelime olurdu, ama ekibi ve müziklerini çok seviyorum, yeniden üretmeleri ne güzel.

Zülal Kalkandelen: O da fazlasıyla abartıldı.

Artemis Günebakanlı: Maalesef onlarınki beklediğim gibi olmadı.

Bekir Özgür Aybar: Yukarıdaki cevabımı buraya kopyalıyorum.

Kerem Ergener: Çok beklediğim bir çalışmaydı ancak ciddi hayal kırıklığına uğrattı. Özellikle Savages’dan sevdiğimiz Jehnny Beth’le yaptıkları parçayı düşündükçe kahroluyorum.

Nordik Utku: Döndüğünün farkında değildim.

In Hoodies: Damon Albarn’ın içerisinde olduğu her müzik heyecanlandırıyor beni. İyi anların olduğu bir albüm bence. Saturnz Barz’ı çok sevmiştim.

Zülal Kalkandelen: Grammy Ödülleri’ni uzun bir süredir ciddiye almıyorum. Müzik endüstrisinin yönlendirmesiyle verilen haksız ödüllerin prestiji kalmadı. Soruda belirttiklerinizden daha çok, Bowie’nin yaşarken hiçbir Grammy’e değer bulunmaması ve öldükten sonra Blackstar gibi bir olağanüstü kalitesindeki bir albümün birçok kategoriden dışlanıp En İyi Rock Performansı dalında ödül verilmesi hayret verici. Sanatsal bakış açısından anlaşılacak bir durum değil.

Bekir Özgür Aybar: Grammy ile ilgilenmiyorum.

Kerem Ergener: Grammy değer vermediğim, taraflı bir ödül ama Arcade Fire’ın albümünü övenlere çok güldüğümü söyleyebilirim.

In Hoodies:  Hiç fikrim yok, takip etmedim.

Zülal Kalkandelen: Hem konuyu ana akım medyanın tık almak için sansasyonel başlıklarla pompaladığı gibi algılamışsınız hem de albümü bu rüzgarın etkisi altında yorumlamışsınız derim. Günümüzün popüler müzik dünyasında kimsenin hem şarkı sözleri hem de müzik açısından bu kadar yüksek düzeyde yaratıcılık sergileyen, şarkılar arasında tema bağlantısını bu kadar iyi kuran, böylesine sıra dışı ve cesaretli bir albüm yapmadığını söylemek abartılı değil. Morrissey, günümüz müzik dünyasında eşsiz bir hikaye anlatıcı; “Low in High School”, savaş, medya manipülasyonu ve otoriteye karşı bir başyapıt.

Bekir Özgür Aybar: Katılmam. Morrissey’in yeni albümünü beğenmemeniz bile onun ne kadar büyük bir isim olduğunu kanıtlar. Çünkü hafızanızda çok yukarıda bir Morrissey var ve bu yeni albümü orasıyla kıyaslayınca geri düşüyor.

Nordik Utku: Gözümde hiç yükselmemişti…

In Hoodies: Morrissey hiç bir zaman gözümden düşmedi. Film veya müzik endüstrisi içinde geçmişten bu yana o kadar büyük haksızlıklar, o kadar korkunç olaylar oluyor ki. Bu konularda kimin gerçeği ifade ettiğini tespit edebilmek neredeyse imkansız.

Albüm konusunda ise biraz haksızlık edilmiş olur aslında, ama size hitap etmemiş olabilir.

Zülal Kalkandelen: Fazla müzisyen takip etmiyorum. Çünkü çoğu kendisi kullanmıyor hesabını, plak şirketlerinin reklam aracı olarak kullanılıyor o hesaplar. Geoff Barrow, kendisi kullanıp her konuda ilginç paylaşımlar yapıyor. Onu örnek verebilirim.

Artemis Günebakanlı: Geoff Barrow.

Bekir Özgür Aybar: Paul McCartney.

Nordik Utku: Hiç müzisyen takip etmiyorum aslında. Birkaç tane tanıdığım için takipleştiğim isim var, onlar da tweet atmıyor. Bir tane de crushım olduğu için takip ettiğim var ama dikkatini çekemedim bir türlü…

In Hoodies: Sosyal medya takip etmek beni çok kötü etkiliyor, atıllaştırıyor, sinirlendiriyor ve etrafımdaki gerçeklikten, tanıdığım kişilerden ve sevdiğimi düşündüğüm üretimlerinden uzaklaştırıyor. Mecbur hissetmedikçe çok parçası olmamaya çalışıyorum, kişisel olarak kullandığım hesaplar yok. Bildirimler hariç, özellikle Twitter’a neredeyse hiç bakmıyorum, Instagram’dan sürekli takip ettiğim kişiler var ama çoğunluğu görsel sanatlara ilişkin üretenler.

Seretan: Zomby.

Zülal Kalkandelen: Dizi izlemiyorum. Beğendiğim hiçbir şarkıdan suç duymam.  Banu Berberoğlu kim bilmiyorum… Vegan fast food sayılır mı? 🙂

Nordik Utku: Ben bu yıl da Simge – Yankı’dan vazgeçemedim. 2 yıldır en çok dinlediğim şarkılar listesinde üst sıralarda. Dua Lipa – Blow Your Mind da sayılır mı?

In Hoodies: Genelde mainstream hip hop dinlememe şaşırıyor gören kişiler. Ön yargılı olmadan herhangi bir üretimde bizi heyecanlandıran, ilhan veren veya içinizdekilerin karşılığı olabilecek bir ses bulabiliriz bence. Dediğiniz kişiyi tanımıyorum ama zevk / mutluluk sağlayan bir şeyi suçluluk hissi olmadan yaşadığımı pek bilmiyorum zaten.

Zülal Kalkandelen: Not Even Happiness.

Artemis Günebakanlı: Turn Out the Lights.

Bekir Özgür Aybar: Not Even Happiness.

Kerem Ergener: İki albüm de birbirinden iyi ama Turn Out the Lights.

Nordik Utku: Şu an dinliyorum ikisini de ilk defa. Turn Out the Lights’ı tercih ettim.

In Hoodies: Genel olarak müzisyenleri, müziği veya albümleri birbiri ile kıyaslamak doğru gelmiyor.

Seretan: Not Even Happiness.

Zülal Kalkandelen: İkisi de bana hitap etmiyor.

Artemis Günebakanlı: A Deeper Understanding.

Bekir Özgür Aybar: A Deeper Understanding.

Seretan: A Deeper Understanding, tabii ki.

Zülal Kalkandelen: Sleep Well Beast.

Bekir Özgür Aybar: Sleep Well Beast.

Seretan: Sleep Well Beast.

Zülal Kalkandelen: Who Built the Moon.

Artemis Günebakanlı: Şaşırtıcı biçimde As You Were.

Bekir Özgür Aybar: As You Were.

Zülal Kalkandelen: İkisi de değil.

Artemis Günebakanlı: RTJ3.

Bekir Özgür Aybar: Big Fish Theory.

Kerem Ergener: Big Fish Theory.

Zülal Kalkandelen: A Naşkvit.

Artemis Günebakanlı: A Naşkvit.

Bekir Özgür Aybar: A Naşkvit.

Kerem Ergener: Tabii ki A Naşkvit!

In Hoodies: “Sur üfle duymadım. Bir şey mi dedin hacım?” Ağaçkakan’ı, “Hep size hep size, biz de isteriz bişi. Gençler hep işsiz de, patronlar sizken s*keyim işi” Ezhel’i.

Seretan: A Naşkvit.

Zülal Kalkandelen: İkisi de değil.

Artemis Günebakanlı: Sen Olsan Bari.

Bekir Özgür Aybar: Sen Olsan Bari.

Nordik Utku: ÇOK ÇOK.

Glasxs: Sen Olsan Bari.

Zülal Kalkandelen: İkisinden de nefret etmiyorum, ilgi alanımda değiller.

Bekir Özgür Aybar: Taylor’dan.

Kerem Ergener: Nefret ettiğim nefret etmek fiili. Müzik gündemimin içinde değiller.

Nordik Utku: Taylor Swift’ten nefret etmek daha güzel. #teamyeezy

In Hoodies: Nefret etmemeye çalışmak, belki dinlememek sadece. Ruhunuza hitap eden müziği kendi başınıza aramak, bulmak, seçmek.

Bekir Özgür Aybar: Bodak Yellow.

Nordik Utku: Rockstar ama Berkcan Güven cover’ı.

Zülal Kalkandelen: Fazla ticari kokan bir pazarlama stratejisi…

Artemis Günebakanlı: Arcade Fire’ın Everything Now’da söylediklerine uygun düşen bir merch.

Bekir Özgür Aybar: Tükenmişlik.

Kerem Ergener: Albümün ne kadar kötü olduğunun fizikselleşmiş hali.

Nordik Utku: Ya ortadaki logo bir şeyin logosuydu. Türkiye’de resmi bir kurum sanki. Değil mi? İyi dönmez bence o bu arada. Döner mi?

In Hoodies: Her gün düşündüğüm şeyleri hatırlatıyor, onlardan bağımsız değil. Bu merch’ü ilk gördüğümde çok beğenmiştim. Albümü birkaç cümleyle özetlemek mümkün değil ama içinde yaşadığımız, koşulsuzca şimdinin kutsandığı, inanılmaz bir hızla akan, sonuçlarını gözlemleyemediğimiz, data ve madde tüketimine dayalı, uyuşturucu ve yıkıcı toplumsal yaşamımız üzerine sözleri çok etkilemişti. Bu saçma çark da güzel sembolize ediyor bence.

Anlamsızca ilerleyen nesneleri ve görüntüleri izler hale gelmek, üretilen arzular doğrultusunda yaşamak, nesneler, görünüş ve tükettiklerimizle kendimizi tanımlamamız, ürünleşmemiz, sürülerin veya tarafların içinde güvende hissederek yaşamak, dayatılan güzellik algıları içine hapsolmak, varlığımızı ifade edemeden kendimizden nefret eder hale gelmemiz, içeriğe boğulmak, kısa süre önce varolmayan şeylerin bir anda hayatlarımızın kaçınılmaz  parçalarına dönüşmeleri, onlarsız yaşanamadığını düşünecek hale gelmek, imitasyonlarla çevrelenip hayatla tek bağlantımızın onlar haline gelmesi, bunların içinde yaralanmamız, kendimizi yaralamamız, arzulamaya koşullandıklarımızı satın alabilmek, sahip olabilmek için çalışmak, koşturmak, yavaşlayamamak, duramamak, bencilce istemek, istemek, istemek, sonuçta gerçekten üretemeden, kendimiz seçmediğimiz veya itiraz etmediğimiz için bizim adımıza kurgulanan kısıtlı ve yapay varoluş biçimlerini yerine getirmek ve özetle herşeyin yolunda olduğu yalanları içinde sadece günü tamamlayarak, katlanarak ve vakit geçirerek, dans ederken, kutlarken, yavaşça ölerek yaşamak…

Zülal Kalkandelen: Bence bu tweet ile uğraşmak zaman kaybı…

Bekir Özgür Aybar: Bu tweeti algılayacak kadar birikim sahibi değilim.

Nordik Utku: Kendi şarkı sözü ile cevap vermeye çalıştım komik olur diye ama beceremedim.

Ah! Kosmos: “Nem olsan bari” diye cevaplar alan tweet’ini yaz ayları için tavsiye ederim.

Zülal Kalkandelen: Üstteki siyah olanı. Hem rengi siyah hem de diğerlerinde yazan isimlerin hayranı olan bir arkadaşım yok.

Artemis Günebakanlı: Run the Yules.

Kerem Ergener: Bunlar yerine aynı hattan ilerleyip Daft Punk’ın “Da Funk” klibinden hatırlayacağınız Charles adlı insan-köpeğin görüntüsünde yapılmış olan broş.

Nordik Utku: Kendime Run the Yules olanı alacağım kesin. Hediyelik Daft Punk mumu alırdım ama.

Nordik Utku: Havalimanındayım. 11 dakikadır bunu izliyorum. Mutluyum. 8 yıl önce kimsenin farkına varmadığı şarkı diyor videoda ama ben çok severdim… Yeliz Yeşilmen haklı resmen. Yeliz Yeşilmen JFDR coverlasın.

In Hoodies: Az önce izledim. Uzun zamandır televizyonum yok ama böyle saçmalıklardan uzak kalmak mümkün değil herhalde.  Kasıtlı olarak sunulan aptallık işte. Bir tarafta kişisel beğeniler var diyorum, bir şeyi sevip sevmemek vs. ama bu kültürel soykırım sanırım.

Zülal Kalkandelen: Dizi izlemiyorum. Film olarak Genç Karl Marx’ı beğendim.

Bekir Özgür Aybar: Manchester by the Sea / Dunkirk / T2 Trainspotting / Three Billboards Outside Ebbing, Missouri / The Florida Project.

Kerem Ergener: Dizi olarak Twin Peaks, Mr. Robot, Master of None. Filmlerde, Wind River, The Disaster Artist, Free Fire ve en sevdiğim yazarlardan biri olan Joan Didion’ı anlatan belgesel Joan Didion: The Center Will Not Hold.

Nordik Utku: Bu sene çıkan filmlerden Dunkirk, ama bu sene izlediğim filmlerden As Far as My Feet Will Carry Me. Dizi olarak da bu sene yayınlanmasa da bu sene izlediğim Fleabag güzeldi.

In Hoodies: Bu sene çekilmiş film veya dizi neredeyse hiç izleyemedim. Kasıtlı bir şey değil. Siz sorunca fark ettim, utandım. Trainspotting 2’yi sevmiştim.

Glasxs: Stranger Things, Guardians of the Galaxy 2, Thor: Ragnarok, Baby Driver, Valerian, Beauty and the Beast, Spider-Man: Homecoming, Wonder Woman, War for the Planet of the Apes, King Arthur, Okja.

Ah! Kosmos: The Square.

Seretan: Bo Jack Horseman, Good Time, Mother!, The Killing of a Sacred Deer, Call Me By Your Name.

Zülal Kalkandelen: Evet, bilimkurgu cok severim ve Star Wars için heyecanlıyım.

Artemis Günebakanlı: Vizyona girer girmez izleyenlerdenim.

Bekir Özgür Aybar: Hayır.

Kerem Ergener: Bir Trekie olarak hayır.

Nordik Utku: Hayır 🙂

In Hoodies: Bir sebeple, biraz.

Seretan: Maalesef. Aynı kulvarda değiller ama ‘Dune’ serisi daha çok ilgimi çekiyor.

Zülal Kalkandelen: The Black Dog, Orson Hentschel, Johnny Marr, My Bloody Valentine, Interpol, The Membranes, Nils Frahm, Moby ve yayınlanacak bir sürü deneysel albüm.

Bekir Özgür Aybar: The Soft Moon’un yeni albümünü sabırsızlıkla bekliyorum. Sonrasına adım adım gideceğim.

Kerem Ergener: 2002’de kaydedilmiş ama Ocak’ta albüm olarak elimize ulaşacak Mika Vainio, Ryoji Ikeda ve Alva Noto üçlüsünden Live 2002, Alva Noto ve Ryuichi Sakamoto’nun yeni albümü Glass, bir de Frozen Reeds, Karlrecords ve New World Records’dan yayınlacak her albüm.

Nordik Utku: Amanda Delara ve Elsa&Emilie yeni bir şeyler yayınlayacakmış diye duydum, o heyecanlandırıyor. Ama albüm yayınlamayacak olan, 2018’de albüm yayınlamasını istediğim isimlerin tam sıralı listesi çok uzun.

In Hoodies: İnanın bilmiyorum.

Seretan: My Bloody Valentine, Interpol ve The Prodigy’nin albümleri.

Zülal Kalkandelen: Tüm dünyada şiddetin hem insanlar hem de hayvanlar için azaldığı bir yıl olmasını dilerim; şiddetin tümüyle yok olmasını isterim ama sanırım insanoğlunun yakıp yıkan yapısını düşünürsek o fazla ütopik olur.

Artemis Günebakanlı: Huzur.

Bekir Özgür Aybar: Bize hayat veren her ne ise ona dair konuşabilelim ve onu gerçekten hissedelim yeter.

Kerem Ergener: Bol yeni müzik ve güzel konserle dolu bir yıl.

Nordik Utku: Bol bol yeni keşif.

In Hoodies: Bir şekilde herkes kendisini yaşayabilirken, birbirimize daha az zarar vermemiz. Duygu ve zihin bütünlüğünün (insanlarca kalbinin kırılmamasının) iyi yasalar ve uygulayıcılarca global olarak korunma altına alınması da fena olmazdı.

Glasxs: Aşırı güzel olsun.

Seretan: Barış.

RÖPORTAJ: TIMBER TIMBRE

4 Ekim’de Garanti Caz Yeşili kapsamında Babylon’da sahne alacak Montrealli grup Timber Timbre ile sohbet ettik, İstanbul’daki ikinci performansları öncesinde hiç olmadıkları kadar karanlık duyulan albümleri “Sincerely, Future Pollution”dan bahsettik, gelecek planlarını sorduk. Kaçırılmayacak bir performans olacak gibi görünüyor, buyurun:

Merhaba, nasılsınız? Turne nasıl gidiyor, tekrar yolda olmak nasıl bir duygu?

Merhaba yolda olmak çok güzel turnede olmayı çok seviyoruz, şarkılarımızı canlı çalmak bize çok büyük bir enerji veriyor, bunun için yaşıyoruz diyebilirim.


Nispeten daha romantik ve neşeli önceki albümlerinize kıyasla “Sincerely, Future Pollution” çok daha karanlık ve kasvetli. Yapmaya çalıştığınız bu muydu, sonunda elde ettiğiniz şey baştaki planınızla örtüşüyor mu? Sizi böyle karanlık ve distopik bir album yapmaya iten neydi, albümün arkasındaki fikirlerden biraz bahseder misiniz?

LCD Soundsystem, Chemical Brothers ve Oasis karışımı havalı bir şeyler yapmaya çalışıyorduk ama şımarık zavallı herifler olduğumuz için onun yerine bunu yaptık ki salak değilseniz çok daha ilginç olduğunu görürsünüz bence.


Montreal’de oldukça zengin bir yerel müzik sahnesi var, bunun bir parçası olmak sizi en başından beri nasıl etkiliyor?

Montreal’in Rock’n Roll sahnesinden birçok ismi henüz dünyaca tanınmadan önce bile takip ediyordum. Torngat and Sean Nicholas Savage, Mozart’s Sister, Patrick Watson, Avec pas D’casque, Les Troubles, Blood And Glass ve Black Le Gary takip ettiğim ve sevdiğim isimler. Tam içinde olan benim bile takip etmekte zorlandığım kadar fazla, sürekli iletişim ve iş birliği içinde olan eşsiz müzisyenler/gruplar var burada.


Albümü Paris’te, La Frette Studios’da kaydettiniz. Bu değişiklik size ne gibi yenilikler sundu? Bu konum değişikliği sizi nasıl etkiledi?

La Frette Studios benim için Disneyland gibiydi. Profesyonel bir stüdyo tecrübemiz olmadığı için La Frette’in koleksiyonu bize çok şaşırtıcı geldi, değişik synthler, gitarlar ve daha bir sürü şey. Oldukça konforlu ve büyülü bir yerdi. Oradan hiç ayrılmasak olurmuş gibi hissettik ve hissettirildik. Harika yemekler yedik ve içtik, yine de işimize bütün dikkatimizi verebildik ve iki hafta kadar bir sürede kayıtlar elimizdeydi.


Her albümde müziğinize yeni elementler katıp bambaşka şeyler ortaya çıkarıyorsunuz, yeni albüm için planlarınız nedir? Yeni bir şeyler üzerinde çalışmaya başladınız mı? Timber Timbre’yi turneden sonra neler bekliyor?

Açıkçası gelecek için plan yapacak bir anımız bile olmadı. Bu yeni albümle birlikte alışmamız gereken çok fazla yeniliğe maruz kaldık. Bu durumun baskısı yeni ilhamlar için pek zaman ve enerji bırakmıyor. Ama yine de caz bekleyebilirsiniz diyebilirim, ya da country.


Daha önce İstanbul’a gelmiştiniz, tecrübeniz nasıldı? Bu seferki planlarınız nedir? Seyircilerinizin nasıl olmasını umuyorsunuz? Konseriniz için nasıl hazırlanalım?

Sahneye solo olarak çıktığım ilk ve tek İstanbul konserimizi çok sevmiştim. Çok iyi gitmişti diye düşünüyorum, kalabalık şaşırtıcı bir şekilde çok sıcak ve katılımcıydı. Bu kez çok daha gürültülü bir konser olacak ve dans etmek zorunlu.  Telefonlarınızı da kapalı tutarsanız konserden daha çok zevk alırsınız, Instagram gerçekten çok sıkıcı ve bence birlikte çalışırsak bu popülariteyi yok edebiliriz, özleyeceğimizi hiç sanmıyorum.

Teşekkürler!

#TBT: LCD SOUNDSYSTEM

Açıkçası yeni yıla bu kadar büyük bir şokla başlamayı beklemiyorduk. Yılın sonuna yaklaşırken bile 2016’nın en büyük olaylarından biri olarak anacağımıza kesin gözüyle bakıyoruz LCD Soundsystem‘ın dönüşüne. Yeni bir albüm haberi, yeni konserler tabi ki heyecan ve mutluluk verici; fakat biraz kandırılmış ve boşuna yas tutmuş gibi hissettik, doğruya doğru. Yıl boyu çokça James Murphy konuşacağımız kesin. Açılışı LCD Soundsystem’ın “kapanışıyla” yapalım dedik. 2 Nisan 2011, Madison Square Garden, New York I Love You But You’re Bringing Me Down.

KANDIRDIN BİZİ JAMES MURPHY

Konu bize yalan söyleyen müzisyenler olunca, olur öyle şeyler diyorduk ve pek takılmıyorduk bu yalanlara. Ta ki bu güne, LCD Soundsystem‘ı bu seneki Coachella‘da liste başı görene kadar. Geçen sene çıkan  LCD Soundsystem tekrar birleşecek söylentilerine kulak asmazken bu listeyle beraber ağzımızdan istemsizce bir “Sen de mi James Murphy?” çıktı.

2011 yılına geri döndük o zaman. Geçen sene çıkardığı This is Happening albümü ile ortalıkta fırtına estiren bir LCD Soundsystem var. Biz de belki buralara da uğrarlar diyoruz. Böyle düşüne duralım, James Murphy grubu kafasında dağıtıyor bile. Hatta bu dağılımı da büyük bir partiye dönüştürüyor. “Son konser” söylemi de büyük büyük harflerle her yerde. Bu vedaya yakışır güzellikte de bir konser filmi çekiliyor; Shut Up and Play The Hits. Gözyaşları, mendiller. Bitti diyoruz, elveda LCD Soundsystem.

Şimdi soruyoruz sana James Murphy. 2011’deki o son konser gerçekse bu birleşme nereden çıktı? Bu birleşme gerçekse 2011’deki o son konseri izlerken senin için döktüğümüz gözyaşlarını nerelere koyalım? Biraz kandırıldık mı ne?