marina and the diamonds

OST #51: FRIENDZONE

Pek de bilimsel olmayan verilere göre her gün her 8 kişiden 9’u friendzone‘lanıyor, bu yüzden böylesine yaygın bir konuya biz de katkımızı yapmak istedik.

Hepimiz biliyoruz ki çok bir şey istememiştiniz, sadece birbirinize iyi geldiğinizi hissettiğiniz bir insanın sizi, sizin onu gördüğünüz gibi görmesini dilerdiniz. Mantıklı olanı yapıp kendi ihtiyaçlarınızı gözetebilir, bir adım daha uzak durabilirsiniz ya da kendinize hakim olamayıp onun aklının ucundan dahi geçmediğinizi bile bile playlistimize dalıp hiçbir çaba göstermemesine rağmen biriciğiniz olmayı başaran, o ilgili kişiyi düşünerek hüzünlenebilirsiniz. Bence ilkini yapın ama kesin ikincisini seçeceksiniz, o yüzden şöyle buyurun:

İNCELEME: MARINA AND THE DIAMONDS – FROOT

Marina Diamandis‘in bir alter ego yaratıp karşı çıktığı şeyleri canlandırdığı farklı bir konsept albümü olan 2012 çıkışlı Electra Heart‘tan sonra hem yeni albümün tarihi hem de yöneleceği müzikal yolu merakla takip ediyorduk. Diamandis’in üçüncü albümde yoluna nasıl devam edeceğini merak etmemizin nedenini ise şöyle belirtelim: Çıkış albümü The Family Jewels‘taki oldukça belirgin indie pop tarzdan Electra Heart‘ta mainstream’e göz kırpan bir elektropop tarza 180 derece bir dönüş yapmış olması….

Albümden beklentilerimizi şekillendirecek ilk haberci olan ve albüme de adını veren Froot, geçtiğimiz sene 10 Ekim’de Marina’nın doğum gününde paylaşıldı ve 11 Kasım’da dijital olarak yayınlandı. Froot, tarz olarak The Family Jewels ile Electra Heart’tan doğma. Her iki albümden de elementler bulunduran melez bir şarkı gibiydi. Bu bizi daha da heyecanlandırdı tabi. Froot ile birlikte albümün kapağı gün yüzüne çıktı ve parça listesi de duyuruldu. Ayrıca albüm 6 Nisan 2015 olarak açıklanan yayınlanma tarihiyle önsiparişe sunuldu. Fakat Marina bir de sürpriz duyurdu. Albümü önsipariş eden herkes albüm yayınlanana kadar ay ve günün tekrar ettiği tarihlerde, (bkz. 12 Aralık 12/12) albümden Marina tarafından seçilen bir şarkıyı edinebilecekti. Ve albümdeki şarkılar bir meyveyi temsil edecekti.

Bu uygulamaya “Froot of the Month” adını verdi Marina. Kendi formülasyonu doğrultusunda her ay peş peşe sırasıyla çıkarıp kliplendirdiği Happy, Immortal, I’m A Ruin ve Forget‘ten sonra albümün internette sızdırılması üzerine 6 Nisan olarak açıkladığı tarihi geri çekti ve albüm 13 Ocak 2015‘te aniden yayınlandı. Froot çıktığı gün Birleşik Krallık‘ta #1, Amerika‘da #2, ve Türkiye‘nin (#6) de içinde olduğu birçok ülkede ilk 10’da yerini aldı. Diamandis’in memleketi Yunanistan‘da da albüm 2 numaradan giriş yaptı.

Albüme gelecek olursak… Froot tarz olarak ne The Family Jewels’a ne de Electra Heart’a benziyor diyebiliriz. Marina and the Diamonds kendini tekrar etme yanlışından yine ustalıkla sıyrılmış. Zaten yaratıcılığı ve yeteneğinden pek bir şüphemiz yoktu. Şu ana kadar en iyi albümü diyemeyiz ama bu unvan için oldukça sağlam bir aday.

Happy, kolay dinlenebilirliği ile yerinde bir giriş parçası olmuş albüm için. Şarkının başı yalnızca Marina’nın çiğ sesi ve minimal piyano tınısı ile oldukça etkileyici. Melankolik şarkı sözleri de eklenince Happy, kulaklarınızda tatlı ekşi bir tat bırakıyor. Zaten temsil ettiği meyve de “limon“.

Sembollemeleri ve alegorileriyle çıktığı günden beri neyi anlattığı hala tartışılan Froot, Marina’nın yaptığı işlerden farklı olduğu gibi albümün kalanına göre de farklı bir konumda. Bu tarzda baskın ve yoğun synth geçişleri Marina and the Diamonds şarkılarında rastladığımız ve beklediğimiz bir şey değil doğrusu. Introlar, verse’ler, geçişler ve nakaratlar arasında her aralıkta seyreden vokal oyunları da cabası. Her anlamda oldukça çok katmanlı bir şarkı olan Froot albümün de en iyilerinden.

I’m A Ruin, bence herkes tarafından beğenilebilecek ve yeterli bulunabilecek iyi bir şarkı. Demek istediğim “catchy” dediğimiz olayın tanımı. Temposu ve sözleriyle akılda istemsiz yer ediyor. Electra Heart’ta Lies‘ın, Froot’taki dengi I’m A Ruin. (Dubstep beat’leri çıkarırsak tabi.)

Blue albümün yıldızlarından. Froot’un Forget ile birlikte dikkat çeken yüksek tempolu şarkılarından diyebiliriz. I’m A Ruin gibi oldukça “catchy” olmasının yanı sıra prodüksiyon ve vokal olarak da gayet başarılı. Şarkı sözleri olarak biraz Electra Heart’a göz kırpıyor.

Gimme love, gimme dreams, gimme a good self esteem.” … “Gimme everything, all your heart can bring.

Forget, arkada sürekli çalmaya devam eden güçlü davullar ve mutlu diyebileceğimiz bir melodiyle bangır bangır dönüyor. Ve fakat tekrar edilen sözleriyle kişisel pişmanlık ve kırgınlıkları anlatmak için garip bir şarkı olsa da albümün iyilerinden.

Albümün en zayıf halkası olan Gold, albümü baştan sonra dinlediğinizde arada kaynayıp fark etmeyeceğiniz “filler” dediğimiz şarkılardan. Şarkı boyunca monoton seyreden tempo ve dikkat çekici hiçbir özelliğinin olmaması, şarkıyı maalesef bu konuma sokuyor .

Do you really want me to write a feminist anthem? I’m happy cooking dinner in the kitchen for my husband.”

Albümün orta parçası Can’t Pin Me Down‘ın midtempo ve Retro trance havası aldatıcı olmasın. Sözleriyle toplumun onu sokmak istediği kalıplara baş kaldıran bir Marina’yı anlatıyor Can’t Pin Me Down. Onun sinirini tüm samimiyetiyle “motherfucker” deyişinden anlayabilirsiniz. Albümün gerek altyapısal olarak gerekse de lirik olarak en başarılı parçalarından.

Don’t wanna talk anymore. I’m obsessed with silence. I go home and I lock my door. I can hear the sirens.”

Solitaire albümün en karanlık parçası. Bir monotonluk Solitaire’de de sezilse de Electra Heart’taki Teen Idle modundaki “suicidal” hava ve aşırı melankoli ile Gold‘un aksine kulak vermek isteyeceğimiz farklı bir parça.

Better Than That, Gold’dan Solitaire’e kadar süren düşük-orta tempo seyri bir tık yükseltiyor. Marina’nın da kişisel favorisi olan Better Than That’in tek kusuru belirgin bir nakaratı olmaması. Bir kadın eleştirisi tadında olan parça albümün diğer satirikleri Can’t Pin Me Down ve Savages arasındaki bir köprü gibi adeta.

And God knows that sex is. A way to feel a bit, a little bit less lonely. Yeah, I tried to keep it covered up. Yeah, I thought I cut him at the root.

Lirik olarak albümün en feminen parçası Weeds.

I’m not afraid of God
I am afraid of man

Is it running in our blood
Is it running in our veins
Is it running in our genes
Is it in our DNA
Humans aren’t gonna behave as we think we always should
Yeah, we can be bad as we can be good

Underneath it all we’re just savages
Hidden behind shirts, ties and marriages
How could we expect anything at all?
We’re just animals still learning how to crawl

Bence albümün tepesi olan Savages, adeta bir “The Family Jewels flashback“. The Family Jewels’ta Mowgli’s Road ve Girls‘teki o sirk havasını çok net alabiliyorsunuz. Şarkı sadece ülkemizde değil dünyanın genelinde de her geçen gün gündem zirvesini zorlayan “insan hakları” hususunda yazılmış bir manifesto niteliğinde.

Savages albümün tepesi ise, Immortal Froot’un zirvesi. Sözleriyle, Marina’nın sesiyle ve söyleyişiyle, temposu ve melodisiyle baştan sonra sizi içine çekiyor Immortal. Hakkında yazılacak çok da bir şey yok çünkü şarkı kendi adına konuşuyor.

Her albümle olgunlaşan müziği ve söz yazarlığıyla on parmağında on marifet olan Marina Diamandis, Froot ile gelecek için bize büyük umutlar verdi. Bir süre buraları dinliyor olacağız.

YENİ ŞARKI: MARINA & THE DIAMONDS – IMMORTAL

6 Nisan’daki albümü Froot‘un çıkışına kadar ay ve günün tekrar ettiği günlerde (12/12, 1/1, 2/2…) albümden yeni bir “meyve” paylaşan ve kliplendiren Marina Diamandis, ocak ayının meyvesi Immortal‘ı paylaştı. “Üzüm” olan Froot ve “limon” olan Happy’den sonra “blueberry” olan Immortal bize adeta mükemmel bir yılbaşı hediyesi oldu. 2 Şubat’ı dört gözle bekliyoruz!

Klibinde de çok güzel; şuradan alalım:

YENİ ŞARKI: MARINA AND THE DIAMONDS – HAPPY

Marina and Diamonds adıyla ortalarda dolaşan Marina Diamandis son 10 gündür Frootmas ismini koyduğu bir bayram kutluyordu. Bu bayramdan bize de sevinçli haberler geldi. 11.’i gününde Froot albümünün ilk parçası Happy görücüye çıktı. Tam bir albüm açılış parçası olan Happy, piyano eşliğinde Marina sesi içeriyor. Albümün tamamı içinse 6 Nisan’ı beklememiz gerekecek.