my bloody valentine

MIXTAPE: CARIBOU’DAN 1000 ŞARKI

Our Love albümü ile 2014’ün “en”lerinde birinci sıralara yerleşerek hepimizi aynı noktada buluşturan Caribou, yani Dan Snaith, 1000 şarkılık mixtape hazırladı. The Longest  Mixtape ismiyle yayınladığı liste Kanye West’ten Wire’a, Kraftwerk‘ten Lil Wayne‘e, My Bloody Valentine‘den Bülent Ortaçgil ve hatta Barış Manço‘ya kadar uzanıyor. 200 şarkılık kısmını buraya bırakırken 1000 şarkı için linki şöyle bırakıyoruz: The Longest Mixtape

 

RÖPORTAJ: WILD NOTHING

Wild Nothing‘in İstanbul’da konser vereceği haberini aldığımız gün konsere aylar vardı. Sabırla gün saydık, 28 Mart‘ı bekledik ve o süreçte son albümleri Nocturne‘u hücrelerimize nüfuz edene kadar dinledik. Sabrın sonu selamet derken konsere saatler kala Jack Tatum ile Babylon Lounge‘da buluştuk, kahvelerimiz eşliğinde sohbet ettik. Röportajın hemen sonrasında da belirttiğimiz gibi, kendisi tam bir dünya tatlısıydı.
.
Karanlık tavırlı shoegaze müziğin milenyum temsilcilerinden Wild Nothing frontmani Jack Tatum, yeni albümün neden pop müziğe evrildiğini, nasıl çalıştığını, müzik dünyası hakkında düşündüklerini bizimle paylaştı. Biz de bu keyifli sohbeti sizinle paylaşıyoruz:
.
Buse: Projenin ismi neden Wild Nothing?
.
Jack: Arkasında yatan çok önemli bir anlamı yok aslında. Bana ait bir fikir ve biraz saçma gelebilir ancak gerçekten öyle ciddi bir anlamı yok. İsmin ne olduğu da o kadar önemli değil aslında. Wild Nothing yaptığı müziği ifade eden bir isim gibi geliyor kulağa. 

Buse: Brooklyn’e taşınmanın sende veya müziğinde herhangi bir değişikliğe sebep oldu mu?
.
Jack: Hayatımda büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim. Müzik için henüz bir etkisi olduğu kanısında değilim. Albümün kayıtları New York’ta yapıldı ancak albümün büyük çoğunluğunu Savannah, Ga.,’da yazdım. Bu yüzden müzik üzerinde Georgia’nın etkisini daha çok hissediyorum. New York’u gerçekten çok seviyorum ancak Wild Nothing deyince New York’tan etkileniyor diyemem. New York’ta yaşayan ve müzikle uğraşan birçok arkadaşım var ancak ben kendimi onların bir parçası olarak görmüyorum ve hissetmiyorum da. Buraya taşındım çünkü hayatımın bundan sonrası bağlantılar, yapılacak işler dolayısıyla burada geçmek zorunda olacaktı. İş boyutu sıkıcı tabi ki.Ve buraya yerleşeceğimi de hiç düşünmemiştim. Küçük bir kasabada büyüdüm, her şey daha yavaş ve sakin ilerliyordu. Ama Brooklyn’deki hayata da çabuk alıştım, normal bir hayat sürebiliyorsun.
.
Buse:
Peki müziğini nasıl tanımlıyorsun?
.
Jack:Pop ve contemporary müzikle ilişkilendirebilirim. İçimden gelen bir şey ve dans etmeyi seviyorum. Pop müzikle yetiştim, The Beatles dinleyerek büyüdüm ve bu tür janraya kulağımın daha çok aşina olduğunu düşünüyorum. İster istemez müzik, içerisinde pop ögeleri barındırıyor.
.
Buse: Kulağa klişe gelen bir soru olacak ancak müziğini icra ederken nelerden etkileniyorsun?
.
Jack: Yeni ve eski İngiliz pop müziğinden diyebilirim. Gemini üzerinde New Order‘ın çok büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim. Ve tabi ki shoegaze. My Bloody Valentine ve Slowdive etkilendiğim gruplardan. Ama Nocturne, Gemini’den biraz daha farklı etkileşimlerle oluşmuş bir albüm. İşin içinde daha çok pop müziği tecrübe etmek istedim. Fleetwood Mac‘in – ki her zaman severek dinlediğim bir grup – Nocturne’un kayıtları üzerinde etkisi olduğunu hissediyorum. Bir filmin ve kitabın müziğin üzerinde spesifik bir etkisi oldu mu emin değilim ancak dinlediğim herhangi bir şarkının kayıt sürecinde çaldığım müziği etkilediğini söyleyebilirim.
.
Buse:Yeni albümünden bu yana hayatın nasıl değişti?
.
Jack:(Gülüyor) Yeni albüm turneyi beraberinde getirdi. Daha çok seyahat etmeye başladım. Avustralya’dan Japonya’ya birçok yeri gezdim. Hayatımda daha önce görmediğim ve albüm olmasa belki de göremeyeceğim çoğu ülke ve şehri gezme şansı edindim bence en önemli değişim bu oldu. Ayrıca müziğe daha çok konsantre olmaya başladım. Şarkıları konserlerde canlı olarak çalmak, beni işime daha çok konsantre etti.
.
Buse: Kısa zamanda birçok başarılı işe imza attın. Pitchfork Festivali tarafından seçildin. Captured Tracks le anlaştın. Bu süreç hakkındaki yorumların nedir?
.
Jack:Zamanlamayla alakalı olduğuna inanıyorum. Captured Tracks tarafından seçilmem gerçek bir şans oldu benim için. Şu an hala yeni bir oluşum diyebilirim ancak bünyesinde çok başarılı grupları bulunduran bir oluşum ve her geçen gün daha da gelişiyor. Bir çok dinleyici Captured Tracks sayesinde yeni isimlerle tanışabiliyor ve böyle bir oluşum altında olmak gerçekten heyecan verici. Festival de çok güzeldi, herkes orada aile gibiydi ve sahnede olmak güzel bir deneyimdi. Pitchfork keyifle takibinde olduğum bir yayın aracı tabii. Bilemiyorum, bir çeşit tanrı vardı belki de olayların üzerinde. (Gülüşmeler). Diğer Amerika veya İngiltere yayınlarına aynı gözle bakamıyorum. Neye nasıl karar verdiklerini anlamış değilim. Gruplar hakkında her geçen gün yeni bir makale karşıma çıkıyor ve yazılanlar biraz cesaretimi kırıyor diyebilirim.
.
Buse: Sonuçtan memnun musun?
.
Jack: Evet, kesinlikle. Son albümde çok daha profesyonel çalıştım. Genelde bir kayıt bittiğinde bekliyorum. Sürekli daha ne yapabilirim diye düşünüyorum. Daha sakin ilerliyorum. Yapmayı sevdiğim şey gerçekten bu. Seyahat etmeyi de çok seviyorum ancak eve döndüğümde yaptığım ilk iş müziğime odaklanmak oluyor. Sonuçta istediğim bir şeyi duyuyorum, elde ediyorum. Yani, evet, şimdiye kadar yaptığım her şeyden memnunum ve iyi hissediyorum.
.
Buse: Gelecekte farklı bir proje var mı?
.
Jack: Önümüzdeki bahar ya da yaz ayları yeni bir EP yayınlamayı düşünüyorum. Ancak bu öylesine sadece benim çalışmalarımdan oluşan bir EP olacak sanırım. Onun dışında Beach Fossils‘den Dustin ile birlikte şarkı kaydetmiştik. Aynı semtte oturuyoruz ve yakın arkadaşız. Belli bir planımız yok ancak sürekli bir şeyler kaydediyoruz. Onları bir ara yayınlamayı düşünüyoruz. Aslında eve dönmeyi bekliyorum. İyi işlerin içerisinde olmayı isterim, bunun için önce konserlerin bitmesi gerekiyor.

 

.
Buse: İstanbul’daki ilk konseriniz olacak. Beklentilerin neler? 
.
Jack: Hava güzel, etraf güzel, konser de güzel olacaktır. Açıkçası ben de neler olacağını bilmiyorum ve heyecanlıyım. İstanbul’u gezmek için bir günüm daha var ve gelmeden hakkında bir sürü duyum aldım, oralara gitmeyi düşünüyorum.  
.
Buse: Müzik grupları hakkında bir duyum aldın mı?
.
Jack: (Gülüyor) Yeni grup keşfetme/araştırma da pek başarılı değilim. Aslında bir zamanlar takip ediyordum ama önünü alamadım. Dili, yeni grupları keşfetmede bir bariyer olarak görüyorum. Örneğin Japon bir grubun kendi dilleriyle müzik yapması Amerika’yla kontak kurmasını zorlaştırıyor. 
.
*Röportajda bize eşlik eden Irmak İşçi’ye teşekkür ederiz.

 

.

Top 10: My Bloody Valentine

.
Bugün günlerden My Bloody Valentine. Haftalardır konuşulduğu gibi, My Bloody Valentine’ın 21 sene sonra çıkan üçüncü stüdyo albümü MBV dün gece itibariyle grubun resmi sitesinden tüm dünyaya yayıldı. “ isthenewmybloodyvalentinealbumoutyet.com ” gibi internet siteleri kuran hayranlar, albümü 2013’ün en çok beklenen albümleri listelerinde birinci sıraya koyan müzik blogları… Bu çılgınlığı doğuran şey kuşkusuz grubun son albümü, “magnum opus”u Loveless’tan bu yana geçen tam 21 sene.
.
Peki, neden böyle bir ara verildi? Grantland yazarı Steven Hyden’ın bir fikri var. Hyden, “Loveless neden rock tarihinin en iyi albümüdür?” konulu makalesinde şöyle diyor: “Bu albüm belki çok yayılmadı, ancak yakaladığı herkesi derinden etkiledi. Belki de bu yüzden My Bloody Valentine, yeni bir albüm çıkarmaya cesaret edemiyor, Loveless hala hayatının bir döneminde bu albümü dinlemiş herkesin kulağında çınlıyor.”
.
MBV, hayranları tatmin eder mi, yoksa hayal kırıklığına mı uğratır? Bunu zaman gösterecek. Yeni albümü dinlemeden önce eskileri hatırlamak isteyenler için, Top 10: My Bloody Valentine:
.
10- To Here Knows When:
Bir Loveless şaheseri. Performans 2008’deki reunion döneminden.
.
.
9- You Made Me Realise:
Klibin yönetmeni The Jesus and Mary Chain’in eski basçısı Douglas Hart.
.
.
8- I Only Said:
O riff. Ah o riff.
.
 
.
7- No More Sorry:
Şarkı, bir babanın kızına cinsel istismarı üzerine. My Bloody Valentine daha karanlık olmamıştı.
.
 
.
6- Soft as Snow (But Warm Inside):
Bu. Şarkı. Seks. Hakkında. (Sevgilerimle, Mr. Obvious.)
.
.
5- Swallow:
Oryantal etkiler? Bir My Bloody Valentine şarkısında? Hadi canım sen de.
.
.
4- When You Sleep:
Loveless’ın en pembe anı.
.
 
.
3- Lose My Breath:
“I was born to lose my breath.”
.
.
2- Only Shallow:
Loveless’ın tokat gibi açılışı.
.
.
1- Soon:
Steven Hyden’ın tanımıyla: “Post punk Disco Inferno”.
.
.
.

Yeni Albüm:Melissa Auf der Maur

2.albüm Out Of Our Minds
 
90’larda Hole grubunda bass çalan Melissa Auf der Maur, 2000 yılında The Smashing Pumpkins ile turneye çıkmıştı. 2004 yılında kendi adını taşıyan ilk solo albümü yayınlayan sanatçının takvimler 2010 u gösterdiğinde ikinci solo albümü Out Of Our Minds raflardaki yerini aldı.

Albümün ismi Out Of Our Minds, albümün çıkış parçası olmakla beraber bu yıl !f Istanbul 2010 Film Festivali‘nde yönetmenliğini Tony Stone‘un yaptığı, senaryosunu Melissa Auf Der Maur ‘un yazdığı kısa filmin de ismi aynı zamanda.

Albümün yapımcılarına baktığımızda Alan Moulder [Depeche Mode, Erasure, Nine Inch Nails, My Bloody Valentine, Yeah Yeah Yeahs], Chris Goss [Queens of the Stone Age], Jordon Zadorozny ve Mike Fraser [AC/DC, Metallica, Aerosmith, Joe Satriani, Kelly Rowland, Elvis Costello, Franz Ferdinand] güçlü ve pek sevilecek bir albüme imza atıldığını söyleyebiliriz.