netflix

2015: NARCOS

Neden Değerli?: Çoğu dizi takipçisinin Breaking Bad sonrası yaşadığı boşluğu doldurmak için başladığı fakat olayların gerçeklikte örtüşmesiyle ve seyirciyi konuya kısa zamanda bağlayabilmesiyle diğer dizilerden ayrılan Narcos, bu yılın en çok konuşulan dizilerinden biri oldu. Pablo Escobar ve DEA ajanı Steve Murphy perspektifinden bir dönemin portresini çizen Netflix yapımı proje aynı zamanda politik durumlara, toplum analizine ve kişisel hırslara da yoğunlaşıyor. İlk sezonunda iki Golden Globe adaylığı bulunan Narcos, başarılı oyuncu seçimleri ve jenerik müziğiyle de göz dolduruyor.

Neyi değiştirdi?: Breaking Bad, Goodfellas, Blow ve belki -özellikle ikinci sezonu için- Fargo gibi yapımlarla bazı benzerlikler kurabileceğimiz Narcos, “iyi” ve “kötü”nün savaşını anlatırken bizi açık bir şekilde kötüye sempati duymaya davet ediyor. Buram buram “burası Türkiye” algısıyla yaşadığımızdan normalleştirdiğimiz bazı durumlara alışkanlığımızı sorgulatıyor ve bugün bile Kolombiya dendiğinde akla ilk gelen şeylerden birinin uyuşturucu olmasının sebebini açıklıyor. Çoğu dönem olayının anlatılışını televizyon ya da sinema senaryosu haline getirirken yapılan oynamalarsa Narcos’ta oldukça az.

2016’da Ne Alemde?: Netflix, dizinin ikinci sezonunun ne zaman ekranlarda olacağını belirtmese de 2016 yazının sonunda ya da sonbahar aylarınca yayınlanması bekleniyor.

YENİ DİZİ: SENSE8

Wachowskilerin son eseri olan Sense8 sıradışı senaryosu ile bu yaz daha çok konuşulacağa benziyor. Haziran ayının ilk haftasında Netflix aracılığıyla 12 bölümü yayınlanan bu yeni dizi, dünyanın çeşitli bölgelerinden 8 ayrı karakterin başlarına gelen olaylar vasıtasıyla aslında sahip oldukları tek bir ortak ruhu keşfetme hikayesini izleyiciyle paylaşıyor.

Chicago’da yaşayan bir polis, bir sabah uyandığında kendini İngiltere’de mesleği DJ’lik olan başka bir karakterin yanında hissedip, onun duygularına ortak olabiliyor. Kenya’da yaşayan Capheus ihtiyaç duyduğu takdirde, Seul’da yaşayan Sun Bak’ın yeteneklerinden yararlanabiliyor. Bombay’da yaşayan Kala, bir başka kıtada yaşayan Wolfgang’e şarkı söylerken eşlik edip, onun mutluluğunu paylaşıyor. Bu karakterleri birbirine bağlayan bilimsel gizemi tam anlamıyla çözmek için önümüzde daha birkaç sezon olacak gibi. Çünkü dizinin bu sezonu 8 karakterin her birinin hikayesine ayrı ayrı yönelip, onları gizemli bir gelecekle tanıştırdı, ancak daha fazlasını bir sonraki sezona bıraktı. Bunu yaparken de her karakteri ayrı ayrı sevdirdiğini söylemek mümkün. Zaten bu bir gerçek ki, iyinin kötüyle olan mücadelesini izlemeye birçoğumuz bayılıyoruz.

Elbette ki Sense8’in yaza damgasını vurmasını sağlayan sadece bu ilgi çekici senaryosu ve gizemli tarafları değil. Şu ana dek sadece 6 karakter saydık ve bunu sekize tamamlayan çemberdeki son 2 karakterden biri gey erkek Lito, diğeri ise transeksüel kadın Nomi. İki karakterin de deliler gibi aşık olduğu partnerleri var. Sezonun başlarında ünlü bir oyuncu olan Lito’nun, sevgilisi Hernando ile olan ilişkisi gizliyken, sezon sonuna doğru yaşadığı olayların da etkisiyle Lito aniden korkusunu yenmeye başlıyor. Her şey bir yana, başından beri toplum baskısından ötürü kariyerinin zarar görebileceğine inanan Lito’nun aşkı daha ağır basan taraf oluyor. Diğer bir deyişle, dizi heteronormatif topluma mesaj vermeyi kendine ilke edinmiş gibi ve bunu yaparken de izleyiciyi zaman zaman düşündüren, derinliğinden ötürü de zaman zaman ağlatan –en azından beni kesinlikle ağlattı- bir aşk ve kişisel gelişim hikayesi ortaya koyuyor. Heteronormatif demişken, bu çerçevede dizinin en dikkat çekici karakteri olan Nomi’den de ayrıca bahsetmek gerekir. Transeksüel bir kadın olan Nomi, kız arkadaşı Amanita ile birlikte San Francisco, Castro’da yaşıyor. (Bu noktada Lana Wachowski’nin de transeksüel olduğunu hatırlatmakta fayda var) İkilinin Onur Haftası görüntüleri diziye renk katarken, biz izleyicilerin de yüzüne onurlu bir gülümseme yerleştiriyor. Şüphesiz ki Nomi karakterine hayat veren Jamie Clayton da ortaya izlenmeye değer bir performans koyuyor.

Sense8 farklı kıtalarda yaşayan, farklı hikayeleri olan, farklı ırklara mensup olan, farklı cinsel yönelimleri ve dini inanışları olan insanların tek bir ortak ruha sahip oluşunu bilimkurgu başlığı altında sunarak yelpazesini geniş tutmuş oluyor. İlgi çekici bir bilimkurgu hikayesiyle toplumsal mesajların toplumun farklı alanlarına ulaştırıldığı bu diziye henüz bir şans vermediyseniz işte şu an tam zamanı.

*Yazı için Gül Eroğluna teşekkürler.

Tek Oturuşta: OITNB Üçüncü Sezon

Son 3 gündür dünyanın dört bir tarafında çoğunluğu kadın yüz binlerce insan için hayat hemen hemen aynı: Orange Is The New Black‘in üçüncü sezonu, ev ahalisiyle minimum etkileşim ve bol miktarda sırt ağrısı. Devam eden süreçte Tumblr’da gif bakmak ve diziyi izleyen az sayıda tanıdığınızın da bir an önce bitirmesini beklemeye başlamak geliyor – ki bu sayede kafanızın içindekileri dökebileceğiniz birileri olsun. İşbu yazı, en son basamaktaki paylaşma ihtiyacına yönelik olarak şekil buluyor.

Dizinin açıklanan tarihten 1 gün erken yayınlanarak insanlık tarihinin en bitmeyen mesaisini yaşatmasının ardından (Bir noktada ofiste “İstersen yarım gün izin verelim sana” lafını işittim. Tatlı bir şekilde değildi.) tüm zamanların en büyük hayal kırıklıklarından birini yaşattığını üzülerek belirtmek zorundayım. Herkes -haklı olarak- #SorryNotSorry diye tanıtımı yapılan bir sezonun sert geçmesini bekliyordu. Diğer yandan karakterlerdeki ve Lithcfield’daki değişimler bende bunun bir geçiş sezonu olduğu izlenimini yarattı. Sezonda olan bitene yakından bakmak gerekirse:

> Üçüncü sezon için ortamda görünür bir düşman yok çünkü düşman sistemin kendisi, Litchfield deniyor. Karakterlerin hemen hepsinin çaresizlik, yalnızlık, depresyon ve tutunacak bir dal arama hali içerisinde olduğunu göz önünde bulundurunca hakkını vermemişler diyemem. Soso, Poussey ve Lorna‘nın yalnızlık karşısındaki reaksiyonları; Norma etrafında kurgulanan dini oluşum; Sophia‘nın transfobiyle karşı karşıya kalması ve Litchfield sınırları içerisindeki bütün annelerin çocuklarıyla yaşadıkları problemlerin hepsi buna işaret ediyor.

soso

> Dert ve tasa durumları dışında sezon çok dağınıktı, bütün karakterleri bir araya toplayan bir olay yoktu – ki çoğu izleyicinin memnuniyetsizliğinin sebebi de bu aslen. Piper‘ın kullanılmış iç çamaşırı satma işi bu problemin biraz da olsa üstesinden gelmiş olsa da sezonun çok sonlarına doğru ortaya çıktı, doğal olarak baştaki bölümleri kurtaramadı.

> Cindy bu sezon mükemmel değil miydi? Mükemmeldi.

Screen Shot 2015-06-13 at 1.59.48 AM

> Üçüncü sezonun en çok dönüşen karakteri şüphesiz Piper oldu. An itibariyle OITNB izleyicilerinin neredeyse tamamı Piper’dan nefret etse de şahsi olarak kendisinin acımasız bir çete liderine dönüşmesini coşku ve heyecanla izliyorum. Hatta dördüncü sezona dair büyük beklentilerim varsa (ki var ama daha sonra bahsedeceğim), o da yeni sezonda Piper’ın birileriyle savaşa girişecek olması üzerine. Son bölümde Stella’dan aldığı intikam karakterinin zirvesi olabilir.

> Stella demişken, bütün bir pazarlama kampanyasını “Über seksi, komik ve tatlı Stella’nın Litchfield’a gelip Piper’a göz koyması” üstüne kurgulayıp beklentileri karşılamamak kadar ayıp bir şey daha olmayabilir. Stella’nın bütün sezondaki tek fonksiyonu Piper’ın içindeki canavarın ortaya çıkışını görebileceğimiz bir alan oluşturması oldu. Gerçek bir karakter bile denemez; yalnızca etrafta dolanıp seksi bakışlar atıyor. Başka seksi bir şey de yapmıyor bu arada.

tumblr_inline_npxbrwL5QU1rvs45u_500

> Geçmiş hikayeleri anlatma konusunda bir önceki sezonun tadını veren tek hikaye Pennsatucky‘ninkiydi. Big Boo‘yla aralarındaki arkadaşlık sezonun en güzel olaylarından biri olabilir.

Tekrar dönüp bakınca üçüncü sezon OITNB’in en iyi sezonuydu denemez ama daha büyük bir şeylerin habercisi denebilir. Önceki sezonda açtıkları hikayeleri, en başta Dayanara‘nın artık kabak tadı veren hamileliğini, Lorna – Nicky mevzusunu, Red‘in hikayesini neredeyse sonuca erdirdiler ve yeni hikayelere yer açtılar. Dahası an itibariyle yeni sezonda cevaplanması bekleyen sayısız soru var: Bennett’a ne oldu? Alex’e ne olacak? Sophia SHU’dan çıkacak mı? Stella ve Nicky Max’ten dönecek mi? Litchfield nasıl bir yere dönüşüyor? Piper WTF? Sıradaki sezonda Litchfield’ın çok adaletsiz bir yere dönüştüğünü göreceğimiz kesin, Piper’ın tavrı muhtemelen yeni bir düşmanlığı körükleyecek (bence Stella’yla) ve şanslıysak bu sezon diğer hikayelerin çözülmesi için yok edilen karakterler (en başta Nicky) yepyeni hikayelerle geri dönmüş olacak. Tek sıkıntı şu ki bir yıl daha beklememiz gerekiyor.

tumblr_npxo6ypFT31spbw2so1_1280