pop

TANIŞIN: BAGARRE

Geçen yine dilini anlamadığım bir grup daha keşfettim. İsimleri Bagarre. Tahmin edin nasıl müzik yapıyorlar: Az biraz rap, zaman zaman oryantal sesler, bolca pop ezgileri, bazen de techno esintileri. Bagarre‘ı indie pop janrasına yakıştıranlar olsa da Kabylifornie ile yaptıkları çıkışı rap ile süslüyorlar ve bence Fransa’dan çıkıp dünyaya açılmaları da bu çıkışları ile oluyor.

Spotify’a göre 2014’den beri şarkı yayınlıyorlar. Hatta hemen hemen her sene ürettiklerini görüyoruz. Hem de neredeyse tür müziği üretmişler. Bence bu grubun duruşuna da yakışıyor, “ne alaka?” diye dinlediğim bir şarkıları olmadı. Hatta eski havalarıyla bir Agar Agar tadı yakalayabilirsiniz.

Peki ben nasıl keşfettim? Cezayir’in Amazigh (bizim Berberi diye bildiğimiz) insanları için yaptıkları şarkı ile dikkatimi çektiler. Haklarında İngilizce bir adet bile yazı bulamadığım için bu içeriği hazırlamakta bir hayli zorlandım. O yüzden daha çok müzikleri ile sizleri baş başa bırakıyorum.

Video Cezayir’de çekilmiş. Şu noktada ana vokalin Cezayirli olduğunu düşünüyorum; izleyince neden çok sevdiğimi de anlayacaksınız. Fransızca biliyorsanız aranızdaki ilişkinin kuvvetleneceğine inanıyorum.

Sosyal medyada şöyle var oluyorlar, tanışmanıza yardımcı olabilir.
YouTube
Instagram

*Bu ikinci Fransa uçuşum oluyor. İlkini hatırlamak isteyenler için Tanışın: GLGV yazısını buraya linklemek isterim.

TOP 10: THE DRUMS

Brooklyn’in incilerinden, 21. yüzyılda bile The Smiths ruhunu yaşatmayı başaran nadir isimlerden The Drums (aka Jonny Pierce) önceleri 3 grup arkadaşıyla beraber The Drums’ı bir grup projesi olarak ilerletiyordu. Her yeni albümde kan kaybederek solo bir çalışma hâline gelmiş olsa bile The Drums yeni albüm Body Chemistry ile yeniden yüzümüzü güldürmeyi başardı. Bundan tam 2 sene önce Babylon Soundgarden konseri şerefine kendisinin en iyi 10 şarkısını listelemiştik. Şimdi yepyeni bir albüme sahip olduğumuza göre listeyi güncellemenin tam vakti olduğunu düşündük. Güncel Spotify listesini de hemen aşağıya iliştirdik. Buyurun:

10. Brutalısm (Brutalısm, 2019)

Tam da Jonny Pierce’in t-shirt’ünü alıp yüzünüzü kapatmak isteyebileceğiniz bir şarkı. Nedeni şarkının kendisinde.

9. I Need Fun ın My Lıfe (The Drums, 2010)

“The less you own the more freedom you have/The less you own the more freedom you have/So I went home and threw it all away.”

8. U.S Natıonal Park ( Encylopedıa, 2014)

Ağzınıza dolanabilir, şimdiden uyaralım!

7. Heart Basel (Abysmal Thoughts, 2017)

Albümün ve kariyerinin en başarılı kayıtlarından…

6. What You Were (Portamento, 2011)

Bu şarkıdaki The Smiths etkileri, The Drums’ı keşfetmemi sağlayan yegane sebeptir.

5. Best Friend (The Drums, 2010)

Let’s Go Surfing’ e aldanmayın! The Drums’ı “The Drums” bu şarkı yapmıştır.

4. Head of the Horse (Abysmal Thoughts, 2017)

Single kayıtlarından biri. İnsanı yakalayan melodisi ile bu albümün en iyisi.

3. Nervous (Brutalısm, 2019)

Tüm diskografideki en iyi vokal performansı.

2. Money (Portamento, 2011)

“But I don’t have any money/No, I don’t have any money.

1.Book of Revelatıon (Portamento, 2011)

Hepiniz Let’s Go Surfing bekliyordunuz, biliyoruz. Ancak Jonny Pierce’in hayatında dönüm noktası olan bir şarkı Book of Revelation. Dürüst şarkı sözleri, harika melodisi ve içtenliği ile diskografisinde yer almış en iyi şarkı. İnanmıyorsanız, şöyle buyurun:

Eski listede olan şarkılar da bonus olsun:

 Let Me ( Encylopedıa, 2014)

Jonny Pierce’in “garip albümümüz” dediği Encylopedia’nın bir türlü keşfedilememiş incilerinden!

 Mırror (Abysmal Thoughts, 2017)

Albümün açılış şarkısı, varoluş sancılarınızın yeni marşı.

Bu da “Listede yer kalmadığı için vicdan azabı çekiyorum” bonusu:

626 Bedford Avenue (Brutalısm, 2019)

Yeni albümün tek kayıtta özeti.

THE MILLENNIAL WHOOP?!

Melodinin yaratılış sürecinden ve dolayısıyla notalardan bir haber bugünlere kadar gelmiş olmama rağmen bir melodinin nasıl tınladığını da analiz edemiyorum. “Şurada şu notayı basmış o yüzden bu şarkı böyle olmuş!” gibi cümleler kurmam ve bunu albüm incelemelerine yansıtmam imkansız. Ve fakat yıllardır konuşulduğu üzere pop müzikte işler biraz daha anlaşılır gibi. “Wow”lar, “Yeah”ler, “Oh”lar işi ayırt etmede biraz olsun kolaylaştırıyor.

Öyle ki  Frank Ocean – Ivy ile bir kez daha fark ettiğim duruma yeni bir isim vererek yaklaşılmış.  Pop müziğin kıyısında köşesinde rastladığımız “Wa-oh-wa-oh” seslerine/melodi parçasına Millennial Whoop gibi bir terim vermişler ve şöyle açıklıyorlar: “Majör dizinin beşinci ve üçüncü notaları arasındaki dizilişi. Ritim genellikle düz 8.nota ancak şarkıların farklılığına göre downbeat veya upbeat üzeirnde başlayabilir.  Şarkıcı da bunu “Wa-oh-wa-oh” modeliyle pekiştirebilir.” Ve en iyi örneğin Katy Perry’nin California Gurls’u olduğunu belirtiyorlar.

Bunun bir de “Sen benim şarkımı çaldın.” gibi bir boyutu da oluşmuş ancak altyapı belli olunca ve bunu pop müzikte kullanınca benzerliklerin halihazırda olmasını beklemek gerekiyor sanki!

Araştırmada bir de bu “Wa-oh-wa-oh”un nereye gittiğine, kimlerden etkilendiğine bakılmış. Aralıkları farklı olsa da her bir notayla ilişkisi olabileceği ve kültürden kültüre geçişi olduğu sonucuna varmışlar. Örnek olarak da Buggles – Video Killed The Star verilmiş.

Sonuç yine yıllardır konuştuğumuz noktaya geliyor. Pop müziğin bu kadar başarılı olmasının sebebini insanları ilk 10 saniyede şarkıyı/melodiyi tanıması ve ayak uydurabilmesi olarak nitelendiriyorlar. Benim de pop müzikte bu ayrımı ilk seferde yapabilmemin sebebi bu. Şarkılar, aşina olduğum melodi üzerine kuruluyor ve dinleyeni yakalaması dolayısıyla çok da zor olmuyor. Yani günün sonunda yine Serdar Ortaç’ın “Topu topu 7 nota var, kaç ayrı beste yapılabilir ki?” tezine mi dönüyoruz yoksa ilk defa keşfetmiş gibi yeni isimler vermekten kendimizi alamıyor muyuz; üzerine düşünmek gerekiyor.

Bitmeden, Millenial Whoop içerikli şarkıların listesini de buraya bırakıyorum. Şaşıracağınız şarkılar da mutlaka olacaktır:

Frank Ocean – “Ivy” (2016, Millennial Whoop at 2:53)

Dagny – “Backbeat” (2016, Millennial Whoop at 0:00 as part of longer melodic phrase)

AURORA – “Running With the Wolves” (2016, Millennial Whoop at 1:11)

Berlin After Midnight – “All Night Long” (2016, Millennial Whoop at 0:52)

twenty one pilots – Ride (2015, Millennial Whoop at 0:48)

Tove Lo – “Habits (Stay High)” (2014, Millennial Whoop at 0:48)

Of Monsters and Men – “Mountain Sound” (2014, Millennial Whoop at 2:15)

Andy Grammer – “Forever” (2014, Millennial Whoop at 3:15 at the beginning of a longer melodic phrase)

Fifth Harmony – “Anything Is Possible” (2014, Millennial Whoop at 0:20)

CHVRCHES – “The Mother We Share” (2013, fragmented Millennial Whoop at 0:00, standard Millennial Whoop at 0:33)

Filter – “Burn It” (2013, Millennial Whoop at 1:10)

One Direction – “Heart Attack” (2012, Millennial Whoop at 0:37)

The Lumineers – “Ho Hey” (2012, Millennial Whoop on the word “heart” at 0:58)

Rebecca Black – “Sing It” (2012, Millennial Whoop at 0:03)

Chris Brown – “Turn Up the Music” (2012, Millennial Whoop at 1:30)

Big Tree – “Storm King” (2011, Millennial Whoop at 2:24)

Outasight – “Tonight Is the Night” (2011, Millennial Whoop at 0:52)

The Head and the Heart – “Down in the Valley” (2011, Millennial Whoop at 1:48)

Justin Bieber – “Baby (featuring Ludacris)” (2010, Millennial Whoop at 0:46)

Michou – “Growing Younger” (2010, Millennial Whoop at 0:37)

Alejandro Sanz – “Looking for Paradise (featuring Alicia Keys)” (2010, Millennial Whoop at 0:14

Kings of Leon – “Use Somebody” (2009, Millennial Whoop faintly at 0:02, louder 1:28)

Cymbals Eat Guitars – “And The Hazy Sea” (2009, elongated Millennial Whoop at 0:00)

Mates of State – “Goods” (2007, Millennial Whoop at 0:20)

Green Day – “Are We the Waiting” (2004, Millennial Whoop at 0:34)

Death Cab for Cutie – “Lightness” (2003, Millennial Whoop at 0:32)

The KLF – “Last Train to Trancentral” (1991, Millennial Whoop at 1:00)

Baltimora – “Tarzan Boy” (1985, Millennial Whoop at 1:11)

Morris Day and the Time – “Jungle Love” (1984, Millennial Whoop at 0:38)

 

REMIX: CHVRCHES – LEAVE A TRACE (FOUR TET)

Four Tet, 2015’te projeden projeye koştu, hala da koşuyor. Son olarak CHVRCHES‘e dokunan Four Tet, Leave A Trace‘i remixledi. Şarkının yüksek dozda pop tınısını indirgeyerek daha chill bir remix olarak sunan Four Tet, şarkıyı meditasyona yapabileceğiniz bir evrene taşımış desek abartmış olmayız.

CHVRCHES‘in 25 Eylül’de yayınlanacak olan albümü Every Open Eye‘dan da böylelikle ekstra işler duymaya başlıyoruz.

İNCELEME: ALESSANDRO CORTINI – FORSE 1-2-3

Alessandro Cortini, çocukken dinlediği popüler müziktekilere benzer melodiler yakalamak şeklinde kolayca tanımlanabilecek bir vazife edinmiş. Müziğinde kendisini mutlu ettikleri için tekrar eden bu melodiler gibi onun mutluluğa ulaşma motivasyonu da tekrar tekrar karşımıza çıkarak belirginleşiyor verdiği röportajlarda. Her şarkının tek bir melodinin hakimiyeti altında onun sürekliliğine dönüşmesi de Cortini’nin müzik yapmayı gerçekten ilgisini çeken şeye indirgeme yaklaşımı ve tek bir müzik aletine yoğunlaşıp en iyi sonuca ulaşma alışkanlığı ile açıklanabilir.

Peki nasıl oluyor da tüm bu belirlenmişlere rağmen müzisyen hiçbir plana bağlı kalmadığı ve ne üreteceğini önceden kestiremediği bir yöntemle çalıştığını iddia edebiliyor? Aslında yine önceden alınmış bir karar, melodik sesler çıkarmaya elverişsiz, tuşlu klavyesi olmayan buchla modüler synthesizerlarla pop duyarlılığına sahip tınılara ulaşmak kararı sorumlu tutulabilir. Alessandro Cortini çocukların oyuncaklarla arasındakine benzer bir ilişkiyi enstrümanıyla kursa da alışılmışın dışında kalan formatlara yönelmek ‘çocuk oyuncağı’ değil. Çünkü deneysel yaklaşımı özgün ses panelleriyle birlikte o seslerin kaynağı geniş paletin üzerinde nereye çıktığını bilmediği tuşları da keşfetmek zorunda.

Buchla modüler synthesizerın orasından burasından fışkıran renkli kabloların yarattığı çocuksu heyecanın yanında devasa makineye adanmış üç albümlük Forse serisini tamamlamak sonsuz ihtimaller arasından seçimler yapabilecek güçlü bir irade ister. Üçlemenin başlığı ‘forse’ Türkçedeki ‘belki’ zarfının İtalyancadaki karşılığı fakat bence müzikte asıl karşılığını feda edilen seçenekler sayesinde kesinlik kazanabilen ve böylece gerçekliğe yükselen ‘belki’lerde buluyor. Şüpheler giderildiği ve acabalar defedildiği için tek başına ayakta kalabilen bu enstrümanın ve bağımsızlık mücadelesinin destekçisiyim, sizin de onu resmen tanımanızı isterim.

Peki Alessandro Cortini’nin müziğini denemek için geçerli nedenler onu dinlemeye devam etmek için yeterliler mi? Bir müzik ne yapımında başvurulan teknikler ne de üretiminin arkasında yatan sebepler yüzünden iyi müziğe dahil edilmek zorundadır. Eğer güzellik eserin kendi içinde bulunacaksa müziğin kendisine dönmek gerekiyor.

Tek bir müzik aletinin melodi kapasitesine odaklanıldığı için üç albümün üç saati aşan toplam uzunluğu kaçınılmaz bir şekilde kendi içinde tutarlı. Benim için bir uyum süreci gerekti fakat alıştığım zamanında yanlış ya da çirkin bulduğum herhangi bir şey değildi, zaten neyin nasıl olması gerektiğini hatırlayamayacağım kadar uzakta hissediyordum artık. Müziğe bakış açımı değiştiren bambaşka bir deneyimdi bu.

Doğrusal yapısı bozulmayan veya çok ama çok yavaş tırmanışa geçen parçalar düşünüldüğünde dinleyiciyi kaybetme riskinin göze alındığını görüyoruz. Kulaklarımı dolduran ağır kütlede anlam yükleyebileceğimiz boşluklar ya da sessizlikler yok. Beni havalandırıp bulutların üzerine bırakacak bir atmosferin içinde değilim, ancak serbestçe hareket eden moleküllerin girebileceği tepkimeler gerçekleşemiyor. Kesintisiz tecrübe edilen ve sizi yönlendirmeye ara vermeyen seslerin etkisi altındayken civa gibi yoğun bir sıvı imajı beliriyor zihnimde. Belki de The Rolling Stones şarkıları civa dökülmüş bir yüzeye çarpıyor, yayılıyor, yankılanıyor ve bu düzeneğin yardımıyla pop müzik geçen yıllara rağmen sonunda tekrar ilginç kılınabiliyor. Yüzlerce pop yıldızına neden müzik yaptıkları sorulduğunda pek de düşünmeden hep aynı şekilde kullandıkları mutluluğun kaybettiği anlamları tekrar üzerinde görebiliyoruz. Hepsi Alessandro Cortini ‘mutlu olmak için müzik’ idealine bu kadar çok yaklaşabildiği için.