robyn

OST #51: FRIENDZONE

Pek de bilimsel olmayan verilere göre her gün her 8 kişiden 9’u friendzone‘lanıyor, bu yüzden böylesine yaygın bir konuya biz de katkımızı yapmak istedik.

Hepimiz biliyoruz ki çok bir şey istememiştiniz, sadece birbirinize iyi geldiğinizi hissettiğiniz bir insanın sizi, sizin onu gördüğünüz gibi görmesini dilerdiniz. Mantıklı olanı yapıp kendi ihtiyaçlarınızı gözetebilir, bir adım daha uzak durabilirsiniz ya da kendinize hakim olamayıp onun aklının ucundan dahi geçmediğinizi bile bile playlistimize dalıp hiçbir çaba göstermemesine rağmen biriciğiniz olmayı başaran, o ilgili kişiyi düşünerek hüzünlenebilirsiniz. Bence ilkini yapın ama kesin ikincisini seçeceksiniz, o yüzden şöyle buyurun:

2018’DE YOLUNU GÖZLEDİKLERİMİZ

Bir yıla daha bol müzik ve yeni albüm umutlarıyla girmiş bulunmaktayız. Bir tarafta bu sene albüm çıkarmasına neredeyse kesin gözüyle bakılan Vampire Weekend, Arctic Monkeys, A Perfect Circle, My Bloody Valentine, Danny Brown ve Ah! Kosmos gibi isimler var; öbür tarafta ise “ha çıktı ha çıkacak” derken albümleri ertelenmekten bir hal olan ya da yıllardır güzel haberlerini beklemekten helak olduğumuz isimler var. Aşağıdaki liste işte tam da bu isimlerden oluşuyor. İlla ki atladıklarımız olmuştur; yorumlarda, mentionlarda buluşalım.

Soruyoruz: Nerede bu müzisyenler?

Sky Ferreira: Böyle bir liste yapma fikri, “Sky Ferreira nerelerde?” diye kendi aramızda konuşurken aklımıza gelmişti. Night Time, My Time yayınlanalı şaka maka neredeyse dört buçuk yıl olmuş. Ferreira’nın ikinci albümü Masochism’i herkes gibi biz de birkaç yıldır nefesimizi tuttuk bekliyoruz ama albüm bir türlü çıkmıyor. Ferreira en son kasım ayında albüm için umutlandıran bir tweet atmıştı, Bir de Fader’a verdiği röportajda Şubat-Mart gibi görsel bir EP yayınlayacağını söylemişti. 2018 sonlanmadan kendisinden yeni bir şeyler duymayı ümit ediyoruz.

Chromatics: “Çıkmak bilmeyen albüm” dendi mi Sky Ferreira ile birlikte akla gelen bir diğer isim de Chromatics. Grup ta 2014’ün sonunda yeni albümleri Dear Tommy’yi duyurmuştu, geçtiğimiz yıllar içinde albümden birkaç single da yayınlanmıştı. Fakat sonra öğrendik ki grubun esas adamı Johnny Jewel, 2015’in sonunda ölümden dönmüş (artık uyuşturucudan mıdır, bilmiyoruz) ardından da albümün bütün kopyalarını imha etmiş. Önceki albümleri Kill for Love’ın on farklı versiyonunu yapan, şarkıları devamlı değiştirip duran ve albümün çıkışını iki sene erteleten biri için pek şaşırtıcı değil tabii. Dear Tommy’nin akıbeti hala belirsiz ama çıktığında bizi hiçbir şekilde hayal kırıklığına uğratmayacağından eminiz.

La Roux: Kendi adını taşıyan ilk albümünü 2009’da, ikinci albümü Trouble in Paradise’ı isa 2014’te yayınlayan La Roux, elini hiç de çabuk tutmayanlardan. Kendisi şu sıralar ne yapıyor, ne ediyor hiçbir fikrimiz yok ve bu seneyi de boş geçirirse şaşırmayacağız, ama özledik valla.

Mutya Keisha Siobhan: Sugababes’in orijinal üçlüsü 2011’de bir araya gelmiş, 2012’de müthiş ilk single’ları Flatline’ı yayınlamışlardı. Kendilerinden uzun bir süredir haber alamıyoruz fakat ilk albümlerinde Blood Orange, William Orbit, Richard X, MNEK gibi isimlerle çalıştıklarını biliyoruz. Albümün ihtimali bile heyecanlandırıyor bizi, umarız ki gün yüzü görür.

Jai Paul: Son yılların belki de en gizemli müzisyeni Jai Paul, BTSTU ve Jasmine single’ları ile ortalığı yakıp yıkmıştı. 2013’te ilk albümünün demosu sızdığında “Bu benim albümüm değil, lütfen satın almayın” dese de albüm yılın en çok konuşulan işlerinden biri olmuş ve pek çok yıl sonu listesinde de kendine yer bulmuştu. Bu yıl içinde kendisinden yeni (ve resmi) bir şeyler duyar mıyız, göreceğiz.

Missy Elliott: Kendisinden yeni bir albüm beklemeyi uzun zaman önce bırakmıştık fakat önce WTF ve Pep Rally, sonra da I’m Better derken kendisi merakımızı hep yukarıda tutmayı başardı. Resmi bir açıklama ve tracklist görmeden inanmayacağız.

Boards of Canada: İkili 2013’te Tomorrow’s Harvest ile yıllar süren sessizliğini bozmuştu. Bu sene yeni bir şeyler yayınlasalar bile öncesinde çok seslerinin çıkacağını sanmıyoruz. Özledik!

FKA Twigs: Bu sene albüm çıkaracağı söylenen isimlerden biri FKA Twigs. Kendisinden herhangi bir açıklama yok şimdilik, ama biz de umutluyuz. Bekleyip göreceğiz.

Ladytron: Son albümleri Gravity the Seducer 2011’de yayınlanmış ve doğrusu pek de ses getirmemişti. Ekip geçtiğimiz günlerde şöyle bir tweet attı, bu sene güzel haberlerini bekliyoruz.

Cassie: RockaByeBaby isimli muazzam mixtape’inin üzerinden beş yıl geçti. Tam da “Cassie yıllardır nerelerde yahu?” derken 2017’nin sonuna doğru iki single yayınladı. Klibi daha dün çıkan Kaytranada destekli Don’t Play It Safe, güzel şeylerin habercisi olmalı.

Jungle: Geçtiğimiz Ekim ayında Harvest Fest’te ülkemize de uğrayan Jungle, ikinci albümlerini güya geçtiğimiz sene yayınlayacaktı. Bir sürpriz olmazsa albümün bu sene yayınlanması bekleniyor. Umarız olmaz.

Trust (TR/ST): O buz gibi soğuk ve karanlık synthpop harikası Joyland’in üzerinden dört sene geçmiş. Geçen sene yayınlanan iki single, bu yıl gelecek bir albümün habercisidir umuyoruz ki.

Robyn: Ah Robyn, seni çok seviyoruz ama sesini bu kadar az duymak bizi üzüyor. Do It Again ve Love Is Free’yi saymazsak son solo albümü Body Talk’un üzerinden neredeyse yedi buçuk yıl geçmiş. Bir iki şarkıya bile razıyız.

Annie: İskandinav popunun bir diğer çok sevdiğimiz ismi Annie’nin de pek sesi soluğu çıkmıyor. Son albümünün üzerinden sekiz, son EP’si Endless Vacation’ın (ki bunu da o kadar sessiz sedasız çıkardı ki) üzerinden de iki yıldan uzun zaman geçti. Yeni bir albüm istesek şımarıklık yapmış olmayız bizce.

John Talabot: Dinledikçe ormanlar içinde koşturup kaybolasımızın geldiği ilk albümü FIN, 2012’nin başlarında yayınlanmıştı. Bu rengarenk albümle elektronik müzik aleminde son yılların en iyi çıkışlarından birini yapan John Talabot’tan yepyeni bir güzellik beklemek hakkımız.

Lily Allen: Kısa süre önce ingiliz rapçi Giggs destekli Trigger Bang’i yayınlayan Lily Allen’dan yıl içinde hip-hop etkileşimli bir albüm gelmesi çok da şaşırtıcı olmaz. Doğrusu çok da umudumuz yok, Sheezus’ı da birkaç şarkı hariç hiç mi hiç beğenmemiştik ama özledik de kendisini.

Gesaffelstein: Sahi bir Gesaffelstein vardı, ne oldu bu adama yahu?

Janelle Monaé: Kendisini çok seviyoruz, oyunculuğuna ve duruşuna da hayranız ama müzik cephesinden haberlerini de özledik. Son albümü The Electric Lady çıkalı dört yıldan uzun zaman olmuş. Kötü bir işe asla elini sürmeyeceğinden eminiz fakat sabırsızlanıyoruz.

MNDR: Amanda Warner’ın muazzam elektro-pop albümü Feed Me Diamonds çıkalı beş yıldan fazla olmuş. Kendisinin adını (feat. MNDR) olarak duymaya alıştık bu aralar, ama yeni bir albüm istesek çok şey istemiş olmayız bizce.

Azealia Banks: Daha dün Instagram’da yeni mixtape’inin Mart ayında yayınlanacağını duyursa da sağı solu hiç mi hiç belli olmadığı için kendimizi umutlandırmıyoruz.

Dum Dum Girls: Uzun zamandır haber alamadığımız bir isim daha. Son albümleri Too True, 2014’te yayınlanmıştı. Bu seneyi boş geçmezler umarız.

Nas: 2012 yazında yayınlanan son albümü Life is Good, en iyi işlerinden biriydi. Kimilerine göre yaşayan en efsanevi rapçi olan Nas’tan yeni bir şeyler duymaya kimse hayır demez.

Kelis: Nas demişken, Kelis de uzun süredir sessiz. Dave Sitek prodüktörlüğünde, Ninja Tune etiketiyle yayınladığı son albümü FOOD’un üzerinden dört sene geçti. Son zamanlarda aşçılığa merak saldığını bildiğimiz Kelis’in artık alternatife de göz kırptığını düşünürsek, kendisinden şöyle Kaytranadalı, Cashmere Catli, Mura Masalı bir albüm duymak müthiş olmaz mıydı?

Bonus:

RÖPORTAJ: KLEERUP

Kleerup, Andreas Kleerup‘ın 2004 yılından beri solo çalışmalarını toparladığı projesi. Şu ana kadar yayınlanmış iki uzun, iki tane de kısa albüme sahip ve bu sayılar hızla artmaya devam ediyor. Birçoğumuz kendisini belki de işbirliği yaptığı Robyn, Susanne Sundfør, Lykke Li gibi isimlerle birlikte hatırlıyor olsak da, kesinlikle bütün projeleri dinlenmesi gereken ve canlı performansının da harika olacağına inandığımız bir isim. 3 Kasım‘da Salon‘da yine İsveç’ten tanıdığımız isimler olan Dunger ve BF/C ile birlikte sahne alacak Andreas Kleerup’la sohbetimize bir göz atın:

Merhabalar, nasılsın? Umarım her şey yolundadır. Hemen müzikle olan geçmiş deneyimlerinle ilgili bir soru sormak istiyorum. Duyduğum kadarıyla geçmişte bir metal grubundaymışsın ve aynı zamanda caz dersleri almışsın. Bu kadar geniş bir ilgi alanına sahip olman şu anki tarzını ve müzikal anlayışını nasıl etkiledi/etkiliyor?

Şu an yaptığım müziğin temeli kesinlikle her tür müzikten etkileniyor olmama dayanıyor ama müziğimi asıl besleyen şey dinleyerek büyüdüğüm müzisyenler: Frank Zappa, E.L.O, Steely Dan, Fleetwood Mac, Aphex Twin, ABBA, NEU!, The Eagles, Arvo Pärt ve Talking Heads.

İlk albümün ve mini-albümün tamamen İngilzce şarkılardan oluşuyor ama diğer albümlerinde sadece birkaç tane var. Bunun özel bir sebebi var mı?

Albümlerimde İngilizce’yi tercih ediyorum ama çoğunluğu İsveççe olan iki albümüm öyle olmak zorundaydı. Birincisi Aniara, İsveç edebiyatının klasiklerinden Nobel ödüllü Harry Martinsson’ın bir bilim-kurgu/şiir kitabının uyarlaması. İkincisi Det Var Den Sommaren ise 7 müzisyenin bir hafta boyunca aynı evi paylaşıp birbirlerini coverladığı Så Mycket Bättre isimli ünlü bir televizyon programındaki performanslarımın bir toparlaması.

Sık sık çok başarılı kadın vokallerle çalışıyorsun, bu bir tercih mi yoksa sadece öyle mi denk geldi? Birlikte çalıştığın isimler arasından bir favorin var mı, en ilham verici buldukların kimlerdi?

Kadın vokali şarkılarıma gerçekten yakıştırdığım bir şey ve eğer erkek vokali şarkıya uygunsa Me and My Army için 3 Kasım’da benimle birlikte izleme şansı bulacağınız müzisyenlerden biri olan Joel “California Man” Magnusson’la birlikte yaptığımız gibi kendim söylemeyi tercih ediyorum. En çok etkilendiğim isme gelecek olursak Robyn ve Titiyo diyebilirim.

Lykke Li’yle işbirliği içinde yaptığınız şarkı Until We Bleed Misfits’in soundtrackinde yer aldı; ardından geçtiğimiz senelerde H&M koleksiyonunun tanıtımında Susanne Sundfør’la çalışmanız Let Me In’i kullandı. Bu tip diğer sanat kollarıyla etkileşim içinde olmanın müziğine bir etkisi oluyor mu sence? Yakın zamanda benzer bir çalışmaların olacak mı?

Bunlar halihazırda kaydedilmiş/yayınlanmış olan parçalarımın bu kanallar aracılığıyla daha çok insana ulaşması yönünden harikaydı. Aynı zamanda kareograflarla birlikte de çalışıyorum ve soundtrackler yapmaya devam ediyorum. Eskiden çok fazla remix de yapardım. Müzik beni neye yönlendirirse ve dinleyicimi ne mutlu ediyorsa o yönde ilerleyerek tüm bunları yapmaya devam etmeyi planlıyorum.

İki yeni mini-albüm yayınlamak gelecek planlarına dair duyduğum en son şeydi. Şimdi ise bu albümler çıkalı belli bir süre geçmiş durumda, bir sonraki aşama ne? Şu an neler üzerinde çalışıyorsun?

Şu an Kleerup olarak yayınlayacağım bir albümü bitirme aşamasındayım, önce bir mini-albüm sonra bir normal uzunlukta albüm şeklinde olabilir, sonra da muhtemelen bir Me and My Army albümü olur diye düşünüyorum. Bunlara ek olarak bir radyo belgeselinin de müziklerini besteliyorum.

Daha önce hiç İstanbul’a geldin mi? Umarım harika zaman geçirirsin. Nasıl bir dinleyici kitlesiyle karşılaşmayı umuyorsun? Performansınızdan ne beklemeliyiz?

Daha önce hiç İstanbul’a gelmemiştim ama şehrinizi görmek için sabırsızlanıyorum, orada yaşayan bir sürü arkadaşım var ve çok eğleneceğime eminim. Dinleyicilerimle ilgili özel bir beklentim yok sadece mutlu bir şekilde ayrılmalarını umuyorum. Röportaj bana yönelik diye okuyucuların karışıklığa düşmesini istemem sadece bu konuda bir ekleme yapabilirim sanırım, 3 Kasımda sahnede bizi Küngen adıyla Dunger, Kleerup & BF/C olarak izleyeceksiniz. Çok teşekkürler, görüşmek üzere.

STREAM: ROBYN & LA BAGATELLE MAGIQUE – LOVE IS FREE EP

Biriciğimiz Robyn‘in Markus Jagerstedt ve Christian Falk ile ortak projesinin ilk meyvesi (umarız ki son olmaz) Love Is Free, Spotify’daki yerini aldı. Tam bir “throwback” tadındaki EP, güzel olduğu kadar kısa da. Evet, adı üstünde EP ama biz Do It Again‘e de doyamamıştık ve artık Robyn‘den şöyle upuzun bir albüm bekliyoruz. O zamana kadar günlük endorfin ihtiyacımızı bu EP ile gidereceğiz artık. İlk dinlemede favorimiz Set Me Free oldu, onu da eklemiş olalım.

YENİ ŞARKI: ROBYN & LA BAGATELLE MAGIQUE – LOVE IS FREE (FEAT. MALUCA)

Robyn, klavyecisi Markus Jägerstedt ve ikilinin birlikte çalıştığı ama emeklerinin karşılığını göremeden aramızdan ayrılan yapımcı Christian Falk‘tan oluşan trio’nun yeni projesi La Bagatelle Magique‘ten ilk şarkı Love Is Free ellerimize ulaştı. Robyn herhalde Röyksopp ile olan mini albümden memnun kalmış olacak ki bu trio ile de yine 5-6 şarkılık bir mini albüm üzerinde çalışmakta. Henüz adı sanı belli olmasa da Love Is Free bizi bu proje için oldukça heyecanlandırdı. Robyn‘in yenilik çabaları her zaman  yakından takip ettiğimiz ve şu ana kadar hep takdir ettiğimiz bir mesele. Maluca‘nın konuk olduğu Love Is Free‘nin prömiyeri ve Robyn röportajı burada: