run the jewels

2017: YIL SONU ANKETİ

Senelerdir her aralık ayı geldiğinde, seneyi kendi gözümüzden değerlendirdiğimiz yazılar paylaştık; bu sene de Türkiye’den takip ettiğimiz müzisyenlere, müzik yazarlarına ve müzik ekseninde üreten isimlere çok değerli fikirlerini sormak istedik. Zülal Kalkandelen, Artemis Günebakanlı, Bekir Özgür Aybar, Kerem Ergener, Nordik Simit’ten Utku, In Hoodies, Glasxs, Ah! Kosmos ve Seretan‘ın 2017’ye dair hazırladığımız sorular üzerinden yaptığı sene değerlendirmesi hemen aşağıda.

Upuzun arşivlik değer taşıyan anketimiz 2017’ye dair keşfettiğiniz ya da keşfedemediğiniz bir sürü şey içeriyor. 2018 için daha da zengin bir müzik yılı geçirmek dileğiyle yeni yılınızı kutlayıp sizi severek takip ettiğimiz isimlerin değerlendirmeleriyle baş başa bırakıyoruz. Herkese mutlu ve huzurlu yıllar!

Zülal Kalkandelen: Birçok açıdan zor bir yıldı. Hem dünyada hem Türkiye’de hayatımızı olumsuz yönde etkileyen olaylar oldu. Ülke içinde daha az konsere gittiğim bir yıldı.

Artemis Günebakanlı: 3 kelime de yeterli olur; blood, sweat & tears.

Bekir Özgür Aybar: İstanbul’a geri döndüm. Evlendim ve artık bir kedim var. Her şey çok daha iyi olabilirdi ama birçok şey iyi gitti 2017’de. En azından hala buradayız. Fena mı?

Kerem Ergener: Yeraltı sahnesi için yaratıcı, Mika Vainio ve Can’ın iki üyesi Holger Czukay ve Jaki Liebezeit’ın vefatıyla üzücü ama geleceğe ümitle bakmaya devam ettiğimiz bir yıl oldu.

Nordik Utku: 2017 benim için bol seyahatli, bol festivalli, bol müzikli geçti. En çok ilham aldığım yıllardan birisiydi. Güzel yıl yapmışlar.

In Hoodies: Yazarak, şarkı yaparak, kaydetmeye çalışarak, bekleyerek, beklemek zorunda kalarak ve birkaç güzel konserle… Hayallerin, insan kaynaklı sorunlarla yok olmaları veya gecikmesiyle uğraşarak, yarım kalan şeylere bakıp çileden çıkarak, lego yaparak, yürüyerek, kendimle boğuşarak, iyi olmaya çalışarak.

Glasxs: Değişik. Çok değişik.

Seretan: Uzun zamandır kafamda olan ‘Transference’ ve ‘Persona’ EP projelerini gerçekleştirdiğim bir yıldı. Ben halimden memnun olsam da, Dünya’nın gidişatı açısından ne yazık ki çatışmaların yaşandığı, savaşların ve insan hakları ihlallerinin olduğu bir yıl oldu. Ancak gelecek için ümitliyim.

Zülal Kalkandelen: İlk 5’i söylersem:
Iona Fortune – Tao of I
Mario Batkovic – Mario Batkovic
Morrissey – Low in High School
Belief Defect – Decadent Yet Depraved
Gnod – Just Say No To The Psycho Right-Wing Capitalist Fascist Industrial Death Machine

Yerliler arasında:
Konstrukt & Keiji Haino – A Philosophy Warping
Little By Little That Way Lies a Quagmire
Da Poet – Beattape 2
İpek Görgün & Ceramic TL – Perfect Lung
spc.btwn & Sycho Gast – evasion
Reverie Falls On All – Stellar Stream
tvsn – Wrong Way
Akın Sevgör – Routine

Artemis Günebakanlı:
Ağaçkakan – A Naşkvit
Mount Eerie – A Crow Looked At Me
LCD Soundsystem – American Dream
Angel Olsen – Phases
Protomartyr – Relatives In Descent
Chelsea Wolfe – Hiss Spun

Bekir Özgür Aybar:
Liam Gallagher – As You Were
Kim ki O – Zan
Çağıl Kaya – Şimdilik Her şey Yolunda
The National – Sleep Well Beast
Julie Byrne – Not Even Happiness
Liima – 1982
The Away Days – Dreamed at Dawn
Future Islands – The Far Field
Roger Waters – Is This the Want We Reallt Want
Slowdive – Aynı adlı
The War on Drugs – A Deeper Understanding

Kerem Ergener:
Mount Eerie – A Crow Looked at Me
William Basinski – A Shadow in Time
Damien Dubrovnik – Great Many Arrows
Emptyset – Borders
Tyler, The Creator – Flower Boy

Nordik Utku: Hemen last.fm’ime bakıyorum 😀 Bu sene çıkanlardan;

Elsa & Emilie – Kill Your Darlings
JFDR – Brazil
Ine Hoem — Moonbird

Elsa & Emilie’yi Mart 2017’nin başından beri sürekli dinliyorum. JFDR’ı ise sonbaharda dinlemeye başladım. Ama en çok dinlediklerim sırasında peşpeşe. Aynı zamanda hepsi en sevdiğim albümler.

In Hoodies: Kişisel sebeplerle, bu sene içinde çıkan albümlerle yeterince ilgilenebildiğimi söyleyemem. Genelde çok önceden yapılmış albümleri dinleyerek geçti zaman. İstemeden etrafımda olanlardan ve güncelden gitgide uzaklaştığım bir dönem sanırım. Dinlediğim çoğu şarkı gerçekmiş gibi hissettirmiyor. Mutlaka bir şey seçmem gerekirse Mount Eerie’nin son albümü “A Crow Looked At Me” diyebilirim. Yerli yabancı ayrımı yapmayı sevmiyorum. Yaşadığım yerin yakınlarında üretilmiş müzik anlamında Ağaçkakan’ın albümünü, Mind Shifter EP’sini söyleyebilirim.

Glasxs:
Radiohead – OKNOTOK
Lana Del Rey – Lust For Life
The XX – I See You
Mount Kimbie – Love What Survives
Deniz Tekin – Kozakuluçka
Büyük Ev Ablukada – Fırtınayt
Ezhel – Müptezhel
Alt-j – Relaxer
Kendrick Lamar – Damn
Lorde – Melodrama
Tokimonsta – Lune Rouge
Benjamin Clementine – I Tell a Fly
Emre Akbay – Göğe
Mind Shifter – Horizon

Seretan: Yabancı Albümler:
Land of Talk – Life After Youth
Rafael Anton Irisarri – The Shameless Years
Kaitlyn Aurelia Smith – The Kid
Blanck Mass – World Eater
Slowdive – Slowdive
Laurel Halo – Dust
Ben Frost – The Centre Cannot Hold

Yerli Albümler:
Goralı – Qualia
Ceramic TL/Ipek Görgün – Perfect Lung
Robogeisha – rofl EP
Islandman – Rest In Peace
Reverie Falls On All – Stellar Stream
Men With a Plan – Old Tapes
Affet Robot – Röntgen

Zülal Kalkandelen:
Morrissey – Home Is a Question Mark
UNKLE – Looking for the Rain (Feat. Mark Lanegan)
Ninos Du Brasil – O Vento Chama Seu Nome
LCC – Ka
Iona Fortune – Shi
Belief Defect – Unnatural Instinct
William Basinski – For David Robert Jones
Colin Stetson – Spindrift
Ancient Methods – It Won’t Take Me (feat. Tropic of Cancer)
SUMS – Nomads
Mark Lanegan Band – Nocturne
Gonjasufi – Your Maker (Daddy G Remix)

Artemis Günebakanlı:
LCD Soundsystem – I Used To
Arcade Fire – Creature Comfort
Gorillaz – Saturnz Barz
Ağaçkakan – Şüpheli
Chelsea Wolfe – Static Hum

Bekir Özgür Aybar: Önceki soruda yazdığım albümlerden birer şarkı ekleyebiliriz buraya. Ama yapmasak daha iyi. Çünkü bir albümün bütünlüğüne inanıyorum ve şarkıları birbirinden ayrı düşünemiyorum.

Kerem Ergener:
Biosphere – Black Mesa (feat. Leslie Howard)
Maria Rita Stumpf – Cantico Brasileiro No 3 (Selvagem and Carrot Green Remix)
Aaron Dilloway – Ghost
Forest Sword – The Highest Flood
Zola Jesus – Exhumed

Nordik Utku: Sen Olsan Bari, Çok Çok, Elsa & Emilie – Chains of Promises ve Ocean, JFDR – Instant Patience, Highasakite – Samurai Swords ve Since Last Wednesday ama akustik versiyonları.

In Hoodies: Radiohead & Hans Zimmer – Bloom düzenlemesi.

Glasxs:
Radiohead – I Promise
Lana Del Rey – Cherry
Büyük Ev Ablukada – İhtimallerin Heyecanına Üzülüyorum
Radiohead – Man of War
Alpha Minus – Whale Song
Rain Lab – Infatuation
Ezhel – Benim Derdim
Büyük Ev Ablukada – Hoşçakal Kadar
Ezhel – Küvet
Kendrick Lamar – Element

Ah! Kosmos: Arca – Desafio

Seretan:
Yaeji – Feel It Out
Black Marble – Frisk
Steve Hauschildt – The World Is Too Much With Us

Zülal Kalkandelen: Max Cooper feat Kathrin deBoer – Seed (Video by Vincent Houze)

Artemis Günebakanlı: Gorillaz – Saturnz Barz

Bekir Özgür Aybar: Foo Fighters – Run

Kerem Ergener: Danny Brown – Ain’t it Funny

Nordik Utku: The Blaze – Territory

In Hoodies: Radiohead – Lift (Oscar Hudson)

Glasxs: Tricky – The Only Way

Seretan: Boy Harsher – Motion

Zülal Kalkandelen: Le Guess Who? festivalindeki Oiseaux-Tempête konseri.

Artemis Günebakanlı: Mono (Zorlu PSM)

Bekir Özgür Aybar: Julie Byrne – Salon IKSV

Kerem Ergener: Swans’u son bir kez izlemek benim için çok özel bir deneyimdi.

Nordik Utku: Elsa & Emilie, Sigrid, JFDR

In Hoodies: John Maus, Zorlu PSM – Studio.

Glasxs: Bonobo – VW Arena

Seretan: Liars’ın IKSV Salon konseri.

Zülal Kalkandelen: Iona Fortune – Tao of I

Artemis Günebakanlı: Annie Hardy – Rules

Bekir Özgür Aybar: Liam Gallagher – As You Were

Kerem Ergener: Belief Defect – Decadent yet Depraved

Nordik Utku: JFDR — Brazil

Glasxs: Ezhel – Müptezhel

Seretan: Kelly Lee Owens – Kelly Lee Owens

Zülal Kalkandelen: Yair Elazar Glotman & Mats Erlandsson – Negative Chamber

Artemis Günebakanlı:
Death Machine – Cocoon
Juiceboxxx – Freaked Out American Loser
Ho99o9 – United States of Horror

Bekir Özgür Aybar: Liima’nın 1982 adlı yeni uzunçalarını buraya alabilirim. Sadece bizde değil, uluslararası müzik basınında da pek dikkat verilmedi bu albüme. Gözden kaçıranlar için mutlaka öneriyorum.

Kerem Ergener: Chino Amobi – PARADISO

Nordik Utku: JFDR — Brazil 😀 ve Amanda Delara – Dirhamz kesinlikle.

In Hoodies: Dediğim sebeplerle benim yok. Ne nasıl karşılandı bilmiyorum. Böyle bir birikimim yok ama Zülal Kalkandelen listelerine bakmak gerek. Onun kadar iyi araştırarak müzik bulan ve dürüstçe insanlara ileten başka biri bilmiyorum.

Seretan: Yaeji – Yaeji/EP2

Zülal Kalkandelen: O kadar çok ki… Liste yapmaya kalksam sayfalar tutar.

Bekir Özgür Aybar: Tuzak soru ama yanıt geliyor: Kendrick Lamar – Damn

Kerem Ergener: Yurt içinde Ezhel, yurt dışında Arca.

Nordik Utku: Dua Lipa diyordum başlarda. Hatta amaan diyip konserine gitmemiştim. O gece bir daha dinliyim o neymiş dedim. Aşırı sevdim, konsere gitmediğime çok pişmanım. 2017’de yaptığımdan pişman olduğum tek şey sanırım 😀

In Hoodies: Ne zaman baksam ana akım mecraların neredeyse tamamının günlük yayın akışlarındaki ya da paylaşımlarındaki şarkıların yine neredeyse tamamının para ve ilişki ekseninde kurgulanmış endüstri tarafından bilinçli olarak abartılan şarkılar ve sanatçılar olduğunu görüyorum. Büyük şirketlerin parçası olan medya grupları tarafından hazırlanan veya pazarlanan şarkıların çoğunluğunu için durum böyle sanırım.

Televizyon ile ilgili konuşulan “izleyici bunu istiyor” bahaneleri gibi aslında. İnsanlar, izleyiciler, dinleyiciler yani kitle suçlanır genelde. Halbuki sorun üreten ve onu iletenlerdedir çoğunlukla. Dinleyici/izleyici maruz kaldığı şeyden kaçınılmaz olarak etkilenir. Duyduklarımız hayatımızın parçası haline gelir bir şekilde, alışırız. Sahte, sığ, vakit geçirmeye yönelik şeyler zaman geçirmeyi kolaylaştırır, yaşamla, içimizdeki, çevremizdeki ve dünyadaki acıdan bağlantısız oldukça kişiyi düşünmekten, sorgulamaktan uzaklaştırır, kolay imal edilir, rahatlıkla arzu edilmesi sağlanır, tükettirilir ve yenisi hemen yerine konabilir sanıyorum. Karanlığı ambalajlamak, pırıltılı hale getirmek ne acı. Bu yüzden seri üretimle ama faklı kaplar içinde sürekli bunlar sunuluyor ve olabildiğince abartılıyorlar bence. Bu yapı da ışık seven, gösterişçi, sığ kişi ve işleri ilgi odağı yapıyor. Abartma, ilahlaştırma, ulaşılmaz yapma, müzisyeni bir tapınma figürü haline getirme bu endüstriyi besleyen şeylerden biri. Onlar daha çok ilgiye muhtaç, kendine aşık, alkışa bağımlı hale geldikçe, anlatımın niteliği kaygısı olmadan, nabızsız işler üretmeye devam ediyorlar sanırım. Daha güçlünün, daha büyüğün çıkacak sesi belirlediği alanlara ve burada söz sahiplerine daha da bağımlı hale geliyorlar muhtemelen. Bu isimsiz kişilerce hayatlarımız, anılarımız işgal ediliyor ve hissettiklerimizin samimiyeti çalınıyor gibi hissediyorum genelde. Her geçen gün müzik daha çok ticari oluyor ve dolayısıyla daha çok kara dayalı hale geliyor. Kar için ne gerekiyorsa yapılıyor ve yaymak, abartmak, konuşulmasını, yazılmasını, çalınmasını sağlamak bunun bir parçası gibi geliyor.

Zülal Kalkandelen: Hayır, çünkü medyada sürekli aynı isimler pompalanıyor, kopyala yapıştır türünden aynı listeler yayınlanıyor.

Bekir Özgür Aybar: Hayır, tam da beklediğim gibi.

Kerem Ergener: Hiç şaşırtmadı.

Nordik Utku: Kendrick Lamar’ı bekliyordum. Lorde’un tepelerde olduğunu bilmiyordum 😀 Şaşırdım.

In Hoodies: Kendrick Lamar albümünde bazı anları sevmiştim. Lorde dinlemedim. Hiçbir yıl sonu listesi okumadım maalesef. Bir listede yer bulabilen istisnai üretimler oluyordur mutlaka. Kişisel beğenilere ilişkin samimi değerlendirmeleri ayrı tutarsak, büyük kitlelere ulaşan listelerin bahsettiğim istisnai üretimler hariç gerisi tümüyle maddi güç ve ilişki ile sağlanan tanıtım çalışmaları sonucunda belirleniyor gördüğüm kadarıyla. Tabii ki bir listede olmak için doğrudan para verilmesini kastetmiyorum. O da var ama asıl konu listeyi yapan kişilerin de yıl içinde dinlediği şarkıların çok sınırlı kaynaklardan çıkması. Listeler genel eğilimin küçük bir yansıması muhtemelen. Sorun o eğilimi belirleyen trafikte. Müzik gitgide daha çok sadece bir eğlence biçimine indirgeniyor. Ölmekte olan bir endüstriye yine çıkara dayalı kısa süreli ve süslü elektro şoklarla, tüketim devam ettirilmeye çalışılıyor. Güçü yetenlerin kimin ne kadar duyulması, yazılmasını istedikleri ve bununla ne kazanacakları ile ilgili. Bu anlamda her hangi bir kişi listede olabilir.

İsimler üzerinden değil ama genel bir kaç şey söylemeye çalışayım. Listelere hakim olan, bağımsız, asi görünen, isyan ve itiraz içerdiği düşündürtülen ama aslında son derece ticari bir sistemin içinden çıkmış, “ne satar” düşüncesi ile planlanan, yıllar öncesindeki üretimlerden çalıntılarla dolu, çoğu zaman olduğu gibi temelde tanıtıma ve görüntüye dayalı projeler çoğu zaman. Örneğin rock, punk, garage, indie, rap müzik özünde ne ifade ediyorsa tam tersi bu üretimler gitar müziğinin dönüşü X, varoştan gelen sınıfsal mücadelenin ve isyanın sesi Y, seksenler estetiğinin modern öncüsü Z gibi sunulup taçlandırılabilir. Başlık içeriğin kendisinden çok daha önemli. İçi umursamazlık ve çıkarcılık, kan ve iltihap dolu kutuyu  şekerle kaplamak… Bu işlerin arkasındaki şirketsel yapı veya  çıkar düşüncesi önde tutulmasa da yeni hype’ı, yeni cool’u yaratacak dinlenilen sesteki asıl enstrumanlar gitar, davul, bas veya insan sesi değil. Asıl enstrumanlar görüntü, imaj, (yazışmalar, bağlantılar, tanıdıklar için) klavyeler – cep telefonları, reklam mecraları ve tabii en basit ifadeyle para. Müzik paylaşımında alternatif yöntemler bulunmaz, var olan farklı yollar denenmez ve desteklenmezse, ana akım veya alternatifin ana akımı dışında müzik iletilemez olmaya devam ederse aynı saçma sistem devam edecektir.

Dünyanın genel durumuma, uyuşturulmuş olsalar da çoğunluğun haklı olduğu düşüncesinin bizi getirdiği yere ve tarihsel olarak hiç birşeyden ders almayışımıza bakarsak kaçınılmaz sonuç bu … Dans ettiren, daha çok içki tükettiren, eğlendiren veya melankoliyi, depresyonu, acıyı hedef kitle olarak gördüğü insana ulaşmanın bir diğer yolu olarak görenlerin planlanmış ve paketlenmiş seslerin, 3 arkadaş ikinci el gitarlarla en ucuz stüdyoda provalarla çıkardıkları istisnai sesleri, gerçek haykırışı, içten ifadeyi bastırıp yok etmesi. Belki yanılıyorum ama yakın hissedemiyorum.

Zülal Kalkandelen: Hayır, beni etkileyen bir kayıt olmadı.

Artemis Günebakanlı: Beğendim.

Bekir Özgür Aybar: Maalesef hayır. Üstelik bunun için çok çabaladım. Tekrar tekrar tüm dikkatimle albüme daldım. Yine de olmadı. Sanırım artık Björk ile yollarımız ayrılmış.

Kerem Ergener: Björk’ün yakın zaman işlerini beğenmiyorum. Bir an önce Arca ile olan müzikal ilişkisini kesmesi gerektiğine inanıyorum.

Nordik Utku: Dinlemedim (utanan emoji)

In Hoodies: Evet.

Seretan: Beğendim.

Zülal Kalkandelen: Hayır, abartıldığını düşünenlerdenim.

Artemis Günebakanlı: Evet.

Bekir Özgür Aybar: Yeni LP üst perdede. Ancak bu gibi durumlarda önemli olan albümün seviyesi olmaz. Geri dönüş başlı başına yeterli.

Kerem Ergener: Maalesef başarısız bir dönüş olarak değerlendiriyorum.

Nordik Utku: Gittiğinin farkında değildim.

In Hoodies: Mükemmel fazla büyük bir kelime olurdu, ama ekibi ve müziklerini çok seviyorum, yeniden üretmeleri ne güzel.

Zülal Kalkandelen: O da fazlasıyla abartıldı.

Artemis Günebakanlı: Maalesef onlarınki beklediğim gibi olmadı.

Bekir Özgür Aybar: Yukarıdaki cevabımı buraya kopyalıyorum.

Kerem Ergener: Çok beklediğim bir çalışmaydı ancak ciddi hayal kırıklığına uğrattı. Özellikle Savages’dan sevdiğimiz Jehnny Beth’le yaptıkları parçayı düşündükçe kahroluyorum.

Nordik Utku: Döndüğünün farkında değildim.

In Hoodies: Damon Albarn’ın içerisinde olduğu her müzik heyecanlandırıyor beni. İyi anların olduğu bir albüm bence. Saturnz Barz’ı çok sevmiştim.

Zülal Kalkandelen: Grammy Ödülleri’ni uzun bir süredir ciddiye almıyorum. Müzik endüstrisinin yönlendirmesiyle verilen haksız ödüllerin prestiji kalmadı. Soruda belirttiklerinizden daha çok, Bowie’nin yaşarken hiçbir Grammy’e değer bulunmaması ve öldükten sonra Blackstar gibi bir olağanüstü kalitesindeki bir albümün birçok kategoriden dışlanıp En İyi Rock Performansı dalında ödül verilmesi hayret verici. Sanatsal bakış açısından anlaşılacak bir durum değil.

Bekir Özgür Aybar: Grammy ile ilgilenmiyorum.

Kerem Ergener: Grammy değer vermediğim, taraflı bir ödül ama Arcade Fire’ın albümünü övenlere çok güldüğümü söyleyebilirim.

In Hoodies:  Hiç fikrim yok, takip etmedim.

Zülal Kalkandelen: Hem konuyu ana akım medyanın tık almak için sansasyonel başlıklarla pompaladığı gibi algılamışsınız hem de albümü bu rüzgarın etkisi altında yorumlamışsınız derim. Günümüzün popüler müzik dünyasında kimsenin hem şarkı sözleri hem de müzik açısından bu kadar yüksek düzeyde yaratıcılık sergileyen, şarkılar arasında tema bağlantısını bu kadar iyi kuran, böylesine sıra dışı ve cesaretli bir albüm yapmadığını söylemek abartılı değil. Morrissey, günümüz müzik dünyasında eşsiz bir hikaye anlatıcı; “Low in High School”, savaş, medya manipülasyonu ve otoriteye karşı bir başyapıt.

Bekir Özgür Aybar: Katılmam. Morrissey’in yeni albümünü beğenmemeniz bile onun ne kadar büyük bir isim olduğunu kanıtlar. Çünkü hafızanızda çok yukarıda bir Morrissey var ve bu yeni albümü orasıyla kıyaslayınca geri düşüyor.

Nordik Utku: Gözümde hiç yükselmemişti…

In Hoodies: Morrissey hiç bir zaman gözümden düşmedi. Film veya müzik endüstrisi içinde geçmişten bu yana o kadar büyük haksızlıklar, o kadar korkunç olaylar oluyor ki. Bu konularda kimin gerçeği ifade ettiğini tespit edebilmek neredeyse imkansız.

Albüm konusunda ise biraz haksızlık edilmiş olur aslında, ama size hitap etmemiş olabilir.

Zülal Kalkandelen: Fazla müzisyen takip etmiyorum. Çünkü çoğu kendisi kullanmıyor hesabını, plak şirketlerinin reklam aracı olarak kullanılıyor o hesaplar. Geoff Barrow, kendisi kullanıp her konuda ilginç paylaşımlar yapıyor. Onu örnek verebilirim.

Artemis Günebakanlı: Geoff Barrow.

Bekir Özgür Aybar: Paul McCartney.

Nordik Utku: Hiç müzisyen takip etmiyorum aslında. Birkaç tane tanıdığım için takipleştiğim isim var, onlar da tweet atmıyor. Bir tane de crushım olduğu için takip ettiğim var ama dikkatini çekemedim bir türlü…

In Hoodies: Sosyal medya takip etmek beni çok kötü etkiliyor, atıllaştırıyor, sinirlendiriyor ve etrafımdaki gerçeklikten, tanıdığım kişilerden ve sevdiğimi düşündüğüm üretimlerinden uzaklaştırıyor. Mecbur hissetmedikçe çok parçası olmamaya çalışıyorum, kişisel olarak kullandığım hesaplar yok. Bildirimler hariç, özellikle Twitter’a neredeyse hiç bakmıyorum, Instagram’dan sürekli takip ettiğim kişiler var ama çoğunluğu görsel sanatlara ilişkin üretenler.

Seretan: Zomby.

Zülal Kalkandelen: Dizi izlemiyorum. Beğendiğim hiçbir şarkıdan suç duymam.  Banu Berberoğlu kim bilmiyorum… Vegan fast food sayılır mı? 🙂

Nordik Utku: Ben bu yıl da Simge – Yankı’dan vazgeçemedim. 2 yıldır en çok dinlediğim şarkılar listesinde üst sıralarda. Dua Lipa – Blow Your Mind da sayılır mı?

In Hoodies: Genelde mainstream hip hop dinlememe şaşırıyor gören kişiler. Ön yargılı olmadan herhangi bir üretimde bizi heyecanlandıran, ilhan veren veya içinizdekilerin karşılığı olabilecek bir ses bulabiliriz bence. Dediğiniz kişiyi tanımıyorum ama zevk / mutluluk sağlayan bir şeyi suçluluk hissi olmadan yaşadığımı pek bilmiyorum zaten.

Zülal Kalkandelen: Not Even Happiness.

Artemis Günebakanlı: Turn Out the Lights.

Bekir Özgür Aybar: Not Even Happiness.

Kerem Ergener: İki albüm de birbirinden iyi ama Turn Out the Lights.

Nordik Utku: Şu an dinliyorum ikisini de ilk defa. Turn Out the Lights’ı tercih ettim.

In Hoodies: Genel olarak müzisyenleri, müziği veya albümleri birbiri ile kıyaslamak doğru gelmiyor.

Seretan: Not Even Happiness.

Zülal Kalkandelen: İkisi de bana hitap etmiyor.

Artemis Günebakanlı: A Deeper Understanding.

Bekir Özgür Aybar: A Deeper Understanding.

Seretan: A Deeper Understanding, tabii ki.

Zülal Kalkandelen: Sleep Well Beast.

Bekir Özgür Aybar: Sleep Well Beast.

Seretan: Sleep Well Beast.

Zülal Kalkandelen: Who Built the Moon.

Artemis Günebakanlı: Şaşırtıcı biçimde As You Were.

Bekir Özgür Aybar: As You Were.

Zülal Kalkandelen: İkisi de değil.

Artemis Günebakanlı: RTJ3.

Bekir Özgür Aybar: Big Fish Theory.

Kerem Ergener: Big Fish Theory.

Zülal Kalkandelen: A Naşkvit.

Artemis Günebakanlı: A Naşkvit.

Bekir Özgür Aybar: A Naşkvit.

Kerem Ergener: Tabii ki A Naşkvit!

In Hoodies: “Sur üfle duymadım. Bir şey mi dedin hacım?” Ağaçkakan’ı, “Hep size hep size, biz de isteriz bişi. Gençler hep işsiz de, patronlar sizken s*keyim işi” Ezhel’i.

Seretan: A Naşkvit.

Zülal Kalkandelen: İkisi de değil.

Artemis Günebakanlı: Sen Olsan Bari.

Bekir Özgür Aybar: Sen Olsan Bari.

Nordik Utku: ÇOK ÇOK.

Glasxs: Sen Olsan Bari.

Zülal Kalkandelen: İkisinden de nefret etmiyorum, ilgi alanımda değiller.

Bekir Özgür Aybar: Taylor’dan.

Kerem Ergener: Nefret ettiğim nefret etmek fiili. Müzik gündemimin içinde değiller.

Nordik Utku: Taylor Swift’ten nefret etmek daha güzel. #teamyeezy

In Hoodies: Nefret etmemeye çalışmak, belki dinlememek sadece. Ruhunuza hitap eden müziği kendi başınıza aramak, bulmak, seçmek.

Bekir Özgür Aybar: Bodak Yellow.

Nordik Utku: Rockstar ama Berkcan Güven cover’ı.

Zülal Kalkandelen: Fazla ticari kokan bir pazarlama stratejisi…

Artemis Günebakanlı: Arcade Fire’ın Everything Now’da söylediklerine uygun düşen bir merch.

Bekir Özgür Aybar: Tükenmişlik.

Kerem Ergener: Albümün ne kadar kötü olduğunun fizikselleşmiş hali.

Nordik Utku: Ya ortadaki logo bir şeyin logosuydu. Türkiye’de resmi bir kurum sanki. Değil mi? İyi dönmez bence o bu arada. Döner mi?

In Hoodies: Her gün düşündüğüm şeyleri hatırlatıyor, onlardan bağımsız değil. Bu merch’ü ilk gördüğümde çok beğenmiştim. Albümü birkaç cümleyle özetlemek mümkün değil ama içinde yaşadığımız, koşulsuzca şimdinin kutsandığı, inanılmaz bir hızla akan, sonuçlarını gözlemleyemediğimiz, data ve madde tüketimine dayalı, uyuşturucu ve yıkıcı toplumsal yaşamımız üzerine sözleri çok etkilemişti. Bu saçma çark da güzel sembolize ediyor bence.

Anlamsızca ilerleyen nesneleri ve görüntüleri izler hale gelmek, üretilen arzular doğrultusunda yaşamak, nesneler, görünüş ve tükettiklerimizle kendimizi tanımlamamız, ürünleşmemiz, sürülerin veya tarafların içinde güvende hissederek yaşamak, dayatılan güzellik algıları içine hapsolmak, varlığımızı ifade edemeden kendimizden nefret eder hale gelmemiz, içeriğe boğulmak, kısa süre önce varolmayan şeylerin bir anda hayatlarımızın kaçınılmaz  parçalarına dönüşmeleri, onlarsız yaşanamadığını düşünecek hale gelmek, imitasyonlarla çevrelenip hayatla tek bağlantımızın onlar haline gelmesi, bunların içinde yaralanmamız, kendimizi yaralamamız, arzulamaya koşullandıklarımızı satın alabilmek, sahip olabilmek için çalışmak, koşturmak, yavaşlayamamak, duramamak, bencilce istemek, istemek, istemek, sonuçta gerçekten üretemeden, kendimiz seçmediğimiz veya itiraz etmediğimiz için bizim adımıza kurgulanan kısıtlı ve yapay varoluş biçimlerini yerine getirmek ve özetle herşeyin yolunda olduğu yalanları içinde sadece günü tamamlayarak, katlanarak ve vakit geçirerek, dans ederken, kutlarken, yavaşça ölerek yaşamak…

Zülal Kalkandelen: Bence bu tweet ile uğraşmak zaman kaybı…

Bekir Özgür Aybar: Bu tweeti algılayacak kadar birikim sahibi değilim.

Nordik Utku: Kendi şarkı sözü ile cevap vermeye çalıştım komik olur diye ama beceremedim.

Ah! Kosmos: “Nem olsan bari” diye cevaplar alan tweet’ini yaz ayları için tavsiye ederim.

Zülal Kalkandelen: Üstteki siyah olanı. Hem rengi siyah hem de diğerlerinde yazan isimlerin hayranı olan bir arkadaşım yok.

Artemis Günebakanlı: Run the Yules.

Kerem Ergener: Bunlar yerine aynı hattan ilerleyip Daft Punk’ın “Da Funk” klibinden hatırlayacağınız Charles adlı insan-köpeğin görüntüsünde yapılmış olan broş.

Nordik Utku: Kendime Run the Yules olanı alacağım kesin. Hediyelik Daft Punk mumu alırdım ama.

Nordik Utku: Havalimanındayım. 11 dakikadır bunu izliyorum. Mutluyum. 8 yıl önce kimsenin farkına varmadığı şarkı diyor videoda ama ben çok severdim… Yeliz Yeşilmen haklı resmen. Yeliz Yeşilmen JFDR coverlasın.

In Hoodies: Az önce izledim. Uzun zamandır televizyonum yok ama böyle saçmalıklardan uzak kalmak mümkün değil herhalde.  Kasıtlı olarak sunulan aptallık işte. Bir tarafta kişisel beğeniler var diyorum, bir şeyi sevip sevmemek vs. ama bu kültürel soykırım sanırım.

Zülal Kalkandelen: Dizi izlemiyorum. Film olarak Genç Karl Marx’ı beğendim.

Bekir Özgür Aybar: Manchester by the Sea / Dunkirk / T2 Trainspotting / Three Billboards Outside Ebbing, Missouri / The Florida Project.

Kerem Ergener: Dizi olarak Twin Peaks, Mr. Robot, Master of None. Filmlerde, Wind River, The Disaster Artist, Free Fire ve en sevdiğim yazarlardan biri olan Joan Didion’ı anlatan belgesel Joan Didion: The Center Will Not Hold.

Nordik Utku: Bu sene çıkan filmlerden Dunkirk, ama bu sene izlediğim filmlerden As Far as My Feet Will Carry Me. Dizi olarak da bu sene yayınlanmasa da bu sene izlediğim Fleabag güzeldi.

In Hoodies: Bu sene çekilmiş film veya dizi neredeyse hiç izleyemedim. Kasıtlı bir şey değil. Siz sorunca fark ettim, utandım. Trainspotting 2’yi sevmiştim.

Glasxs: Stranger Things, Guardians of the Galaxy 2, Thor: Ragnarok, Baby Driver, Valerian, Beauty and the Beast, Spider-Man: Homecoming, Wonder Woman, War for the Planet of the Apes, King Arthur, Okja.

Ah! Kosmos: The Square.

Seretan: Bo Jack Horseman, Good Time, Mother!, The Killing of a Sacred Deer, Call Me By Your Name.

Zülal Kalkandelen: Evet, bilimkurgu cok severim ve Star Wars için heyecanlıyım.

Artemis Günebakanlı: Vizyona girer girmez izleyenlerdenim.

Bekir Özgür Aybar: Hayır.

Kerem Ergener: Bir Trekie olarak hayır.

Nordik Utku: Hayır 🙂

In Hoodies: Bir sebeple, biraz.

Seretan: Maalesef. Aynı kulvarda değiller ama ‘Dune’ serisi daha çok ilgimi çekiyor.

Zülal Kalkandelen: The Black Dog, Orson Hentschel, Johnny Marr, My Bloody Valentine, Interpol, The Membranes, Nils Frahm, Moby ve yayınlanacak bir sürü deneysel albüm.

Bekir Özgür Aybar: The Soft Moon’un yeni albümünü sabırsızlıkla bekliyorum. Sonrasına adım adım gideceğim.

Kerem Ergener: 2002’de kaydedilmiş ama Ocak’ta albüm olarak elimize ulaşacak Mika Vainio, Ryoji Ikeda ve Alva Noto üçlüsünden Live 2002, Alva Noto ve Ryuichi Sakamoto’nun yeni albümü Glass, bir de Frozen Reeds, Karlrecords ve New World Records’dan yayınlacak her albüm.

Nordik Utku: Amanda Delara ve Elsa&Emilie yeni bir şeyler yayınlayacakmış diye duydum, o heyecanlandırıyor. Ama albüm yayınlamayacak olan, 2018’de albüm yayınlamasını istediğim isimlerin tam sıralı listesi çok uzun.

In Hoodies: İnanın bilmiyorum.

Seretan: My Bloody Valentine, Interpol ve The Prodigy’nin albümleri.

Zülal Kalkandelen: Tüm dünyada şiddetin hem insanlar hem de hayvanlar için azaldığı bir yıl olmasını dilerim; şiddetin tümüyle yok olmasını isterim ama sanırım insanoğlunun yakıp yıkan yapısını düşünürsek o fazla ütopik olur.

Artemis Günebakanlı: Huzur.

Bekir Özgür Aybar: Bize hayat veren her ne ise ona dair konuşabilelim ve onu gerçekten hissedelim yeter.

Kerem Ergener: Bol yeni müzik ve güzel konserle dolu bir yıl.

Nordik Utku: Bol bol yeni keşif.

In Hoodies: Bir şekilde herkes kendisini yaşayabilirken, birbirimize daha az zarar vermemiz. Duygu ve zihin bütünlüğünün (insanlarca kalbinin kırılmamasının) iyi yasalar ve uygulayıcılarca global olarak korunma altına alınması da fena olmazdı.

Glasxs: Aşırı güzel olsun.

Seretan: Barış.

FREE FRIDAY (KRCHMT)

Her tarafımız kalıp olmuşken kalıp yıkmak yine bize düştü. Havalı bir giriş yapmaya çalışırken hiç de havalı olmadığını fark ettim. Onun için okuduğunuz cümleyi unutmaya çalışın. Ben de o sıra acaba kelimeler arasında iki boşluk bıraktım mı diye kontrol edeyim. Bir sonraki cümlede buluşuruz.

Ayşe Hatun Önal‘ın Dur Dünyam şarkısındaki “Asice yaşadım her daim bu hayatı, hayat hep hayalimdeki” diyecekken “hayat çok bayat” kandırmacası yaptığı kısma bayılıyorum. Zaman zaman şarkıyı açıp sadece o kısmını dinliyorum.

Rick and Morty için hazırlanan Exquisite Corpse videosunu izlediniz izlemediyseniz videoyu şöyle bırakıyorum;

Ama asıl anlatmak istediğim video değil, kullanılan müzik. Run The Jewels‘in Thursday in Danger Room‘undan bahsediyorum. Son zamanlarda gördüğüm en güzel sözlere sahip şarkı.

Yüzyüzeyken Konuşuruz‘un Ne Farkeder‘inin kafasıyla Arctic Monkeys‘in Why’d You Only Call Me When You’re High?‘ın kafası aynı. Peşpeşe bir dinleyin bana hak vereceksiniz. He bir de Ne Farkeder’in Pink Floyd’un On The Run’una geçecekmiş gibi sona ermesi var.

Free Friday dedik ama son olarak biraz da istatistiklerden bahsedelim. Nielsen Müzik‘in yaptığı araştırmaya göre bu sene ilk defa A.B.D’de R&B/Hip Hop müzik türü Rock‘un önüne geçerek toplam müzik tüketimdeki en büyük paya sahip olmuş. Streaming tarafını bir kaç senedir domine ettikten sonra toplam müzik tüketiminde de %25.1 ile birinci olmuş. Yakın zamanda R&B/Hip Hop fırtınasını Türkiye’de de hissetmeye başlarız diyeceğim zaten yavaş yavaş başladık. Ezhel‘i duymayan kalmamıştır.

(OFF THE RECORD): VOL. LXI

1. Katy Perry yeni albümü Witness’ı beğenilerimize sundu. Ne tesadüftür ki yıllardır Apple Music dışında hiçbir ortamda müziklerine ulaşamadığımız Taylor Swift de aynı gün bütün kataloğunu Spotify başta olmak üzere bütün platformlarda paylaşmaya karar verdi. Her ne kadar Katy Perry’yi bir noktada dinlemeyi planlıyor olsak da bu harika trollük karşısında elimizi 1989’a gitmekten alıkoyamıyoruz. Açıkçası Katy Perry unutulmaya oldukça yakınken ve en çok Taylor’la atıştığı zamanlarda gündemde olabiliyorken belki de albüm için iyi bir gelişme olmuş bile olabilir diye düşünerek vereceği karşılığı bekliyoruz.

2. Birkaç sene önce Amanda Bynes, Drake hakkında cinsel içerikli niyetlerini ifade ettiği birkaç tweet atmıştı ve bu konudaki sessizliğini birkaç gün önce bozdu. “Ciddiydim ama aynı zamanda uyuşturucu etkisi altındaydım” diyen oyuncunun yıllar önce olmuş bir şey üzerinden tekrar hypelanmaya çalışmasını komik bulsak da Drake hakkındaki karmaşık hislerimizi dillendirdiği için takdir de ediyoruz.

3. Britney Spears‘ın asla eskimeyen hiti Toxic‘in ortaya çıkan eski bir demosunu bu hafta bolca dinledik ve çok sevdik; mutlaka dinleyin, Britney Spears’ın sesi hakkındaki olumsuz düşüncelerinizin değişeceğinden eminiz:

4. Marvel filmlerinin ne kadar zevkimize hitap etmediğini bir yana bırakıp önyargısız bir şekilde Black Panther’in ilk fragmanını izledik. Açıkçası sebebi şu ana kadar izlediğimiz Marvel yapımlarından farklı (ama çok da değil) ve egzotik durması mı yoksa soundtrack’inin Run the Jewels’ın elinden çıkmasından dolayı mı emin değiliz ama etkilendik diyebiliriz. Muhtemelen ikinci sebepten ötürü, yine de videoyu şuraya bırakalım bir de siz düşünün:

5. Büyük bir Seinfeld hayranı olan Kesha‘nın sarılma teklifinin Jerry Seinfeld tarafından birkaç kez reddedilişini izledik. Boşver Kesha biz sana sarılırız.

6. Şurada da gizlice senenin en çok dinlediğimiz albümünü yaptığını itiraf ederek belirttiğimiz üzere Demi Lovato’yu seviyoruz. Geçtiğimiz hafta Los Angeles’ta katıldığı bir partide Paramore’un Misery Business şarkısı arkaplanda çalarken eşlik etmesi gerekirken bazı teknik sorunlar planı bozuyor ve şarkıyı çıplak sesinden dinleme fırsatı bulduğumuz bir kayıt çıkıyor ortaya:

7. Son olarak bir Childish GambinoArctic Monkeys mash-up’ına çok takıldık bu hafta, ne kadar yakıştıklarına şaşırarak defalarca dinledik, siz de dinleyin:

SALI PAZARI: 25.10.16

EGE’NİN TEZGAHI:

Run The Jewels – Talk to Me

Run the Jewels tam anlamıyla cayır cayır bir şarkıyla geri döndü. Sanırım son yıllarda beni en çok heyecanlandıran ikili bu ve asla ama asla kötü bir şarkı yapmayacaklar. Yine yılın en bomba hip-hop albümüyle geliyorlar.

Austra – Utopia

Austra Ocak’ta çıkacak yeni albümünün ilk teklisinde hepimizi kendi ütopyamızı bulmaya davet ediyor. Katie Stelmanis’in güzeller güzeli sesiyle coşan Utopia, grubun şimdiye dek yaptığı en pop nakaratlardan birine sahip ve tam bir konser şarkısı. Bunun dışında bildiğimiz Austra sound’u yerli yerinde.

Lady Gaga – Diamond Heart

Lady Gaga’nin yeni albümünü çıktığından beri döndüre döndüre dinliyorum. Her ne kadar dinlerken hiçbir şarkıda “vay be, Gaga ne yapmış böyle” demesem de ve birkaç aya sıkılacağımı bilsem de birkaç şarkı haricinde albümü beğendim ve bence Gaga’nın kariyerinin şu noktasında yapması gereken albüm tam olarak buydu. Şimdilik favorilerimden biri açılış parçası Diamond Heart. Hem yeni albümün tamamında hissedilen çiğ Americana ve country havasının hem de Gaga’nin bilindik pop sound’unun bir buluşması.

Lapsley – This Woman’s Work (Kate Bush Cover)

Normalde cover dinlemekten hiç hoşlanmam fakat bu aralar adını sıkça duyduğum Lapsley, bambaşka bir aşk duyduğum Kate Bush’u coverlayınca kayıtsız kalamadım. Kate Bush şarkısı coverlamak zor şey ama Lapsley bu işin altından başarıyla kalkmış.

Drake – Fake Love

Views’u birkaç şarkı hariç pek beğenmeyen bir Drake sever olarak Fake Love benim için pek güzel bir hediye oldu.

MERT’İN TEZGAHI:

Allie X – Alexandra

Uyku sorunu ya da öfke yönetimi problemleri olan insanlar için bayağı önem arz edebilir.

Pusha T – Circles (feat. Ty Dolla $ign & Desiigner)

Boşuna King Push demiyor kendine. Bu senenin en sevdiğim rap parçalarından.

Dawn Richard – Renegades

Bazı yerlerinde resmen sabit kalamıyorum. Bu kadın bu kadar underrated olmasa keşke.

AHMET’İN TEZGAHI:

Glasxs – She Won2t Give a Fu**

Glasxs’in yeni albümü dinlemediyseniz bu şarkı güzel bir başlangıç. Daha fazlasını isteyeceksiniz zaten.

The Lemon Twigs – As Long As We’re Together

Günümüz gençlerinden 70ler salatası.

 

2014: RUN THE JEWELS

Neden Değerli?: Biri politik duruşu ve aktivistliğiyle bilinen, 2000’lerde nedense değeri pek bilinmemiş, rahatlıkla rap alanındaki en iyi söz yazarlarından biri diyebileceğimiz Killer Mike; diğeriyse agresif, bol metaforlu ve özellikle de bilimkurgu kokan sözlerle industrial ve grime eksenli beatleri buluşturmasıyla pek çok bilindik hip-hop sanatçısından ayrılan El-P. İkili önce 2012’de Killer Mike‘ın en iyi albümü diyebileceğimiz R.A.P. Music‘te birlikte çalıştı. Albümün tamamının prodüksiyonu El-P‘ye aitti. Geçen yılsa Run The Jewels adı altında ilk albümlerini çıkardılar. Bu yıl çıkan Run The Jewels II ise ikisinin de tüm kariyerleri boyunca yaptıkları en mükemmel albümdü.

Neyi Değiştirdi?: Killer Mike & El-P‘nin, Outkast ve Clipse’ten sonra boşalan “hip-hop ikilisi” tahtına ne kadar yakıştığının farkına vardık. Yılın bariz bir şekilde en iyi hip-hop albümü ve pek çok dergiye (ve bana) göre de yılın en iyi albümüydü Run The Jewels II. Hip-hop için bir mihenk taşı diyebiliriz rahatlıkla. Killer Mike & El-P‘nin adeta kendilerini aştıkları, inanılmaz sözler, göndermeler ve ikili arasındaki atışmalarla bezeli, El-P‘nin prodüksiyon yeteneğine, yarattığı beat’lere ve Killer Mike‘ın enerjisine hayret ettiren, bir hayli sert, gaz, gümbür gümbür, hızlı, “old-school” olduğu kadar geleceğe de göz kırpan ve fazlasıyla politik ve “orta parmak” modunda olduğu kadar da eğlenen ve seks-uyuşturucudan bolca bahsetmekten de çekinmeyen bir albüm RTJII. Albümü iki müthiş yetenekli adamın buluşmasından çok iki yakın arkadaşın buluşması olarak da nitelendirebiliriz; çünkü dinlerken ikisinin de ne kadar eğlendiğini hissedebiliyorsunuz resmen. Kimyası yüzde yüz tutan, neredeyse kusursuza yakın bir albüm RTJII.

Bunların haricinde albümün ücretsiz yayınlanması, Rage Aganist The Machine frontmani Zack De La Rocha‘ya ve Boots‘a yer vermesi, Killer Mike‘ın Ferguson olayı üzerine söyledikleri, El-P‘nin biraz fazla cool oluşu ve daha pek çok şey bu iki adama duyduğumuz saygıyı gün geçtikçe katladı.

2015’te Ne Alemde?: Run The Jewels III‘ün geleceğini biliyoruz. Bizi daha çok heyecanlandıran ise bir Kickstarter projesiyle hayat bulan, tüm albümün kedi sesleriyle remixlenmiş versiyonu olan Meow The Jewels. Tüm zamanların en garip albümlerinden biri olacağa benzeyen projede Zola Jesus, Boots, Baauer, Geoff Barrow ve daha pek çok isim var. Albümün bir trailer’ı bile var. Yani Run The Jewels‘un adını 2015’te de bolca duyacağız ve bu durumdan çok mutluyuz.