running out of love

RÖPORTAJ: THE RADIO DEPT.

İsveçli grup The Radio Dept. geçtiğimiz yıl yayınladıkları dördüncü uzunçalar Running Out of Love kapsamında 28 Nisan akşamı Salon IKSV sahnesini şenlendirmeye geliyor. Son albümün geçen senenin en iyi işlerinden biri olmasının yanı sıra The Radio Dept. canlı performansını kaçırmak istemeyeceğiniz bir grup.

(more…)

İNCELEME: THE RADIO DEPT. – RUNNING OUT OF LOVE

Yazı: Berkant Çağlar

İsveçli grup The Radio Dept.’in sadık bir dinleyici kitlesi var. Bu kitle, grubun 2010 yılında çıkan ‘Clinging to a Scheme’ albümü ile daha da kalabalıklaştı. Ardından 2011 yılında yayınladıkları ‘Passive Agressive: 2002-2010’ grubun ön plana çıkan parçalarını ve ellerinde tuttukları bazı materyalleri gün yüzüne çıkarma imkânı vermişti. Bu koleksiyon aynı zamanda grubun unutulan ‘Lesser Matters’ ve ‘Pet Grief’ albümlerini de yeniden keşfetme ihtimali verdi dinleyiciye. Ve nihayet aradan geçen altı yılın ardından grup, hiç olmadıkları kadar politik bir albüm ile karşımızda.

The Radio Dept.’in sound’u her zaman biraz bulutlu ve tozludur. Onları ilginç kılan yanları, bu melankolinin kendi içinde yoğun bir umut taşıması, adeta büyülü bir evren yaratmasıdır. Shoegaze, dream pop, lo-fi, indie-rock, synth-pop grubun ilham aldığı türler olmakla birlikte, bu türleri kendi içinde erittikleri kendilerine has bir sound’ları vardır. Yeni albüm ‘Running Out of Love’, bana kalırsa bu bağlamda düşünüldüğünde grubun alışılageldik külliyatının biraz dışında kalıyor. Elektronik ve synth tabanlı işlerine aşina olmamıza rağmen, bu albümde gitarlar ve melankoli biraz daha arka planda kalırken; grup tahayyül ettikleri dans pistini politikleştirip yeni bir mücadele alanı keşfediyor. Albüm bu çerçevede düşünüldüğünde yılın en başarılı albümlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Politik olanın müzikte kendine didaktik bir hava estirmeden yer bulması oldukça güç. Örneğin, Oneohtrix Point Never ve Hudson Mohawke’ın da desteğiyle etkileyici bir müzik sunan Anthony Hegarty’nin yeni projesi ANOHNI, The Radio Dept.’in yarattığı bu büyülü sahneyi ve anlatıyı yaratmakta başarısızdı. Çevrenin tahribi, Amerikan demokrasisi, göç gibi konular öyle didaktik anlatılmıştı ki müziğin ritmine ulaşmakta güçlük çekmiştim. Ama bunun tersine The Radio Dept., dinleyicisine kucak açan, onu ritme sokan ve hareketlendiren bir yapıda ilerliyor. Özellikle, İsveç’in görünen refahının ve sürdürülebilir sosyal demokrasisinin ardında yatan silah endüstrisinin eleştirildiği ‘Swedish Guns’ ve neoliberalizmle birlikte giderek büyüyen radikal sağın, katılımcı demokrasinin ve şiddetin konu edindiği ‘We Got Game’ buna en güzel örnekler. Özellikle, bu iki parçada grup hiç olmadığı kadar agresif.

radio dept swedish guns

Anlatının tek bir bunalma anı dahi yaşamadan su gibi aktığı albüm, grup için bazı deneysel anlar da içeriyor. Örneğin, ‘Occupied’ ilk otuz saniyesinde şaşırtıcı şekilde ‘cheesy’ iken, duyduğumuz ses giderek katmanlaşıyor ve 7 dakika 19 saniye boyunca ilgi çekici kalmayı başarıyor. Albümün yedinci parçasına geldiğimizde ‘Can’t Be Guilty’ daha aşina olduğumuz gürültülü ve aydınlık The Radio Dept. sound’unu yeniden hatırlatırken hemen ardından gelen ‘Committed To The Cause’ 90’ların ve 2000’lerin başından kopup gelmiş bir trip-hop, chill out parçası gibi Zero 7’ın en iyi işlerini hatırlatıyor. Tek kelimeyle muhteşem, nostaljik ve çok özlediğimiz bu yapı grubun gürültücü alışkanlığıyla da kendine has bir chill out denemesi olarak albümün yapı taşlarından birini oluşturuyor. Kapanıştaki ‘Teach Me To Forget’, bir yandan aşk şarkısı gibi düşünülebilecekken, bir haliyle de unutmanın, unutturulmanın ve üstünü kapatmanın da politik bir süreç olduğunu hatırlatıyor. Grup, albümün bu son dakikalarında yılın en iyi dans kayıtlarından birini de ortaya şaşırtıcı şekilde atıvermiş oluyor. Atıveriyor çünkü The Radio Dept., liste başarılarının peşinden koşan trendi yakalamaya çalışabilen bir grup olmadı hiçbir zaman. Ama ‘Teach Me To Forget’ bu kaygısızlığın içinde öyle bir parlıyor ki görkemli bir kapanışın da imkanını sağlıyor. Bu parça için Sia neler vermezdi, değil mi?

‘Running Out of Love’, genel anlamda da düşünüldüğünde İsveç ve kuzey Avrupa’nın politik iklimine bir refleks ve bulutlu ve tozlu müzikal yapının biraz daha synth ağırlıklı işlerle politize edildiği başarılı bir deneysel girişim olarak düşünülebilir. Kendilerine has müzikal yapıyı tamamen kaybetmeden ona yeni ve radikal bir yapı kavuşturmak gerçekleştirmesi zor bir niyet ama The Radio Dept. bunu hakkıyla başarıyor.