salon iksv

RÖPORTAJ: THE RADIO DEPT.

İsveçli grup The Radio Dept. geçtiğimiz yıl yayınladıkları dördüncü uzunçalar Running Out of Love kapsamında 28 Nisan akşamı Salon IKSV sahnesini şenlendirmeye geliyor. Son albümün geçen senenin en iyi işlerinden biri olmasının yanı sıra The Radio Dept. canlı performansını kaçırmak istemeyeceğiniz bir grup.

(more…)

MART TAKVİMİ: TEKRAR SOKAĞA!

Kış, soğuk, parasızlık, gündem, korku derken sanki evlere biraz fazla kapandık. Ve açıkçası bundan inanılmaz sıkıldık.

Güneş yavaştan kendini göstermiş, gözlerimiz daha ince kıyafetlere kaymaya başlamışken bizce artık silkelenme ve tekrar sokağa çıkma vakti geldi. Bu ay bütün bahaneleri bir kenara, kendimizi de müziğe bırakıyoruz. (more…)

RÖPORTAJ: SEAFRET

İngiltere’nin küçük bir kasabası Bridlington’da tanıştıktan sonra Londra’ya taşınıp şarkı yazmaya başlayan ikili, Seafret‘in yarısı Harry Draper‘a; kliplerinin sırrını, Ocean klibinde oynayan Maisie Williams’ı ve İstanbul konserini sorduğumuz kısa bir röportaj gerçekleştirdik. Salon İKSV’de gerçekleşecek konserleri öncesinde okumadan geçmeyin.

Öncelikle nasılsınız? Yeni yıl dilekleriniz ne durumda?

İyiyim. Yeni yıla ulaşabildiğimiz kadar insana şarkılarımızı çalabilmek için çıkabildiğimiz kadar tura çıkma amacıyla başladık. Dürüst olursam da tam olarak bu dileği gerçekleştirmek istemem. Hep ulaşabildiğimiz daha fazla insan olsun isterim.

Farklı bir tanışma hikayeniz var. Bizim için tekrar anlatır mısın?

Jack ile bir açık mikrofon gecesinde tanıştık. Jack ilk defa seyirci karşısında çalıyordu ve ben de oraya babamın country grubunda banjo çalmak için gitmiştim. Jack’in şarkı söylemesini duyunca büyülendim ve direkt onun yanına gittim. Kesinlikle beraber takılmamız gerektiğini söyledim. İkimiz de bu şekle dönüşeceğini tahmin etmiyorduk.

Klipleriniz çok etkileyici ve onları tekrar tekrar izlemeyi çok seviyoruz. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Sırrınız nedir?

Her zaman aşikar olanı yapmamaya çalışıyoruz. Her ne kadar şarkılarımızın çoğu aşk ve kayıplarla ilgili olsa da normal ilişkiler üzerinden düşünmemeye çalışıyoruz. Kalıpların dışında bir şeyler düşünmeye çalışıyoruz. Bizim için de eğlenceli bir durum.

Ocean’ın klibinde Game Of Thrones’un Arya’sı Maisie Williams’ı gördük. Peki bu nasıl gerçekleşti?

Klibin senaryosu üzerinde yönetmen Johnathon Entwistle ile beraber çalışıyorduk. Ortaya çıkan şeyden mutlu olunca yönetmenimiz bir kaç oyuncuya senaryoyu attı. Maisie Williams’ın kabul edeceğini öngörmüyorduk açıkçası ama kabul etti. 2 hafta sonra Doğu Londra’da bir sette klibi çekiyorduk. Çılgın bir andı.

Geçtiğimiz yıl ilk albümünüz Tell Me It’s Real’ı yayınladınız. Bu süreç sizin açınızdan nasıl geçti?

Üzerinde 2 yıldan fazla bir süre harcadığımız bir kayıt süreci oldu. Şarkıları yazmaktan başlayıp son rötuşlarını yapana kadar hep ağırdan aldık. Şarkılarımızı bütün dünyaya dinletmeden önce bize doğru hissettirmesi için üzerinde çok zaman harcadık. Albüm bitti dediğimiz an bizim için ürkütücü bir andı.

Tura çıktığınız zaman hangi şehri daha çok özlüyorsunuz? Londra mı Bridlington mu?

Benim için Bridlington. Tura çıkmak çok yorucu ve turun sonundan her zaman kırsal bir yere dönmek dinlenmek açısından daha iyi.

İstanbul’daki ilk konseriniz olacak. Peki daha önce İstanbul’da bulundunuz mu? Beklentileriniz ne?

Hayır, İstanbul’a da ilk defa geliyoruz. Şehriniz resimlerden güzel gözüküyor ve kesinlikle keşfetmek için zaman ayıracağız.

Konserinize gelecek insanlara ne tavsiye edersiniz? O gece neler göreceğiz ve duyacağız?

Her çıktığımız konserde eğlenebildiğimiz kadar eğlenmeye çabalıyoruz. Tell Me It’s Real albümünden şarkılar çalacağımız gibi birkaç yeni parça da çalacağız. Bir de konser sonrası gelen herkesle tanışmaya can atıyoruz.

 

RÖPORTAJ: KAT FRANKIE

Avusturalya kökenli bir müzisyen olan Kat Frankie, 2004’te Sydney‘den Berlin‘e taşınmış ve 6 yaşından beri kendisine en çok mutluluk veren şey olan kendi müziğini yapmaya burada devam ediyor. İlk albümü Pocket Knife‘ın ardından iki yıl arayla The Dance of A Stranger Heart ve Please Don’t Give Me What I Want albümlerini yayınlayan ve kendisini yakından takip etmemiz gerektiğine bizi ikna eden Kat Frankie, sahnedeki duruşuyla da özellikle etkileyici bulunan müzisyenlerden. Kendiniz de bunu canlı olarak deneyimlemek isterseniz, 24 ve 25 Şubat akşamları Salon performansını kaçırmayın. Öncesinde bu yaz ne yapmış, yeni albümü ne zaman çıkacakmış, solo kariyeri dışında neler yapıyormuş gibi merak edebileceğiniz her şey için ise sizi röportajımıza alalım. Buyurun:

Müzik kariyerine nasıl başladın? Ne zaman bunun gerçekten hayatın boyunca yapmak istediğin şey olduğuna karar verdin?

Bütün hayatım boyunca şarkı yazdım ve söyledim, ama buna gerçek bir “kariyer” olarak başlayışım 2004’te Berlin’e taşınmama dayanıyor. Bir sürü harika müzisyen ve şarkı yazarıyla tanıştım, herkes çok destekleyiciydi, ilk kez o sıralar belki de bu işi tam zamanlı yapmaya başlamalıyım diye düşündüm.

Avusturalyalısın ama 10 yılı aşkın bir süredir Almanya’da yaşıyorsun. Seni taşınmaya teşvik eden ne oldu? Yaşadığın şehir ise bütün dünyaca zengin müzik sahnesiyle tanınan Berlin, bu kültür senin müziğini nasıl etkiliyor?

Başta Berlin’de kalmayı planlamamıştım ama bu kadar çok sanatçı ve müzisyenle aynı şehirde yaşamak gerçekten çok ilham verici. Burada sürekli üreten ve yeni fikirler sunan bir camia var ve onlarla birlikteyken benim de içimden aynı şeyi yapmak geliyor.

“Protected”ı Stockholm’e kadar götürememiş olsanız da Keøma’nın albümü büyük bir başarıydı. Bize bu albümü yaratış sürecinden biraz bahseder misin? Eurovision öncesi deneyiminiz nasıldı?

Keøma’nın albümü Chris Klopfer’la eğlencesine yaptığımız bir şeydi aslında. Bir yıl boyunca birbirimize dosyalar yolladık ve sonra benim evimdeki stüdyomda kaydettik parçaları. Bu kadarını biz de beklememiştik, Almanya’nın Eurovision parçası için ön elemelere seçilmeyi ise hiç beklemezdik açıkçası. Yine de çok eğlenceli bir tecrübeydi!

2016’nın başında, Get Well Soon ile birlikte bir soundtrack albümü yayınladınız. Bu fikir nasıl hayata geçti? Yeni soundtrack planların var mı?

Olli Schulz’un grubunda gitar çalıyorum. Kendisi çok komik ve eğlenceli biri. Yeni bir televizyon projesine başlıyordu ve yeni müziklere ihtiyaçları vardı. Get Well Soon çoktan ana jeneriği yazmıştı, benim işim de arkaplanda çalacak müzikleri yapmaktı. Sonuç olarak Get Well Soon benim parçalarıma yeni enstrümanlar ekledi, ben de onunkilere vokal ekledim.

Geçtiğimiz yaz sadece erkek sanatçılardan oluşan bir line-up’a sahip bir festivalde sahne almayı reddettin. İnsanların tepkileri nasıldı, beklediğin gibi miydi? Sana destek olunmasını beklemiş miydin?

Sadece daha net olsun diye söylüyorum: Festivale sunucu olarak davet edilmiştim, ben de line-up’ta yer almıyordum yani. Bu demek oluyor ki sadece grupları tanıtacak ve sahneye davet edecektim – müzik yapmayacaktım.  Festival %100 erkek gruplarla anlaşmıştı bu iş için ve onları sunmak için de bir kadını. Bunun hakkında Facebook’ta yazdığımda gerçekten olumlu yaklaşmaya çalıştım. Kimseyi suçlamamaya çalıştım ama insanlar da festivallerde neler oluyor görsün istedim. Gördüğüm tepki beklediğimden çok daha iyiydi; bir sürü grup bunun hakkında konuşuyordu ve oldukça destekleyiciydiler. İnsanlar kadın müzisyenleri de line-uplarına dahil etmek istediklerini ama bulmakta zorlandıklarını belirttiler sıkça. Gerçekten bir sürü harika erkek müzisyen var şüphesiz, ama ben daha fazla kadını enstrüman çalarken ve müzik yaparken görmek istiyorum, böylece herkes için daha fazla müzik olacak günün sonunda.

Gelecek planların neler, yeni albümünü ne zaman dinleyeceğiz?

İstanbul dönüşü, grubumla Almanya içi bir turda olacağım. Bu bittiğinde ise Berlin’e dönecek ve albümümü tamamlayacağım. Sene sonuna hazır olur diye umuyorum.

İstanbul’a gelmiş miydin daha önce? Bu ziyaretin için planların nedir? Konserde neler dinleyeceğiz, nasıl hazırlanmamızı istersin?

İstanbul’u ziyaret etme fırsatım hiç olmamıştı. Konser bir sürü şeyin karışımı olacak. Tabii ki loop station’ımla birlikte geliyorum, kocaman bir şarkı karışımıyla çıkacağım karşınıza. Biraz eğlence ve biraz da dram olacak.

RÖPORTAJ: THE DEARS

Bu yıl Times Infinity Volume Two isimli yeni albümlerini yayınlayacak olan 20 yıllık indie rock efsanesi The Dears, yaklaşık 1 yıl aradan sonra tekrar İstanbul’da. Bu Cumartesi, yani 11 Şubat’ta, Salon İKSV‘de izleyeceğimiz The Dears ile konser öncesi ufak bir röportaj gerçekleştirdik. Sorular bizden, cevaplar ikilinin bir yarısı Natalia Yanchak’tan.

(more…)

ORADAYIZ: THE WANTON BISHOPS

The Wanton Bishops bu akşam Salon IKSV’de sahnede olacak. Beyrut’un göz bebeğini ikinci kez İstanbul’da canlı dinleyeceğiz, evimiz Salon’da bu gösteriye tanık olmak da gecenin ekstra pointi.

The Wanton Bishops Salon’un instagram hesabını ele geçirmiş. Grubu köşede kıstırmak isteyenlere gün boyu takip edebilecekleri bir veriyi de buraya bırakalım; gerisi size kalmış:

 

 

RÖPORTAJ: MODDI

İki sene önce izlediğimiz, performansıyla ve tatlığıyla bizi büyüleyen Norveç’in sakin sesi Moddi, 18 ve 19 Ocak akşamı yine Salon’da sahne alacak. Kendisini son görüşümüzden beri yeni albümü Unsongs üzerinde çalışıyormuş, biz de kendisiyle bu albüm hakkında konuşmak istedik. Konser öncesi kendisiyle arayı kapatmak için röportajımıza göz atmadan geçmeyin, biletinizi hala almadıysanız da sizi bir önceki konserinden izlenim yazımızı okumaya davet ediyoruz. Buyurun:

Nasılsın, turne nasıl gidiyor?
Teşekkürler! Bütün bir yılı yolda geçirip bir sürü konser verdikten sonra Londra’da 2016’nın son konserini verip fazlasıyla hak ettiğim bir Noel tatili yapmak için sabırsızlanıyorum. Sonra da İstanbul’da sahne alarak turneme devam edeceğim.

Geçtiğimiz Eylül ayında yeni albümün Unsongs‘u yayınladın, ilk geri dönüşler nasıl oldu, memnun musun?
Gerçekten harika dönüşler aldım, albüm asla hayal bile edemeyeceğim yerlere, kişilere ulaştı. Ama aynı zamanda bunu başarmak hiç de kolay değildi, bir sürü zorlukla başa çıkmak zorunda kaldığımız da oldu. Ama sanırım “yasadışı”nın sözlük anlamı olan bir albüm yapınca beklemem gereken bir şeydi.

Yeni albümün farklı ülkelerde yasaklanmış şarkıların cover’larından oluşan bir seçki, bu fikir nasıl gelişti? Bu yasaklı şarkıları bir albümde toplamaya nasıl karar verdin?
Tek bir şarkıyla başladı aslında, Eli Geva, İsrailli bir asker hakkında yazılmış, 32 yıl boyunca unutulmuş hikayesi üzerine bir ağıt. İki sene önce bu şarkıyı ilk duyduğumda, böylesine güzel bir şarkı bunca yıl nasıl söylenmeden kalır diye düşündüm ve benzeri şarkıların da olabileceği fikri aklıma takıldı. “Unsongs” bu arayışımın bir sonucu.

Eminim albümündeki bütün parçaların çok ilginç hikayeleri vardır ama bunlar arasından seni en çok etkileyen hangisi oldu?
Sanırı geçen sene yaşadığım en etkileyici an Santiago de Chile’de 20 yıl önce yaptıkları müzik yüzünden ülkelerinden sürülen müzisyenlerle tanışmamdı. Her konuda fazlaca özgür bir ülkeden gelen biri için böyle hikayeler çok etkileyici oluyor.

Biliyoruz ki müzik hakkında araştırmayı seviyorsun ve dünyanın dört bir yanından bir sürü müzisyenin parçalarını dinliyorsun. Bu ilgin nasıl başladı, araştırmacı yapın müzik anlayışını nasıl etkiliyor? Yakın zamanda keşfettiğin biri var mı? Bu coğrafyadan da Kürtçe ve Türkçe şarkılar dinlemeyi sevdiğini biliyoruz, favorilerin kimler?
Özellikle bu proje sayesinde oluştu bu alışkanlık aslında, normalde asla haberdar olmayacağım müzikleri dinleme ve ilham alma fırsatı buldum. Türkiye’den de çok güzel şarkılar buldum, Metin ve Kemal Kahraman’ın ve Nûdem Durak’ın şarkıları dinlemeyi asla bırakmayacağım şarkılar arasına girdiler.

Türkiye’de yaşayan takipçilerinle Twitter ve Nordik Simit’in Snapchat hesabı aracılığıyla iletişimi koparmadın. buradaki kitlenden memnun musun? Burada kısmen büyük bir kitlen var, böyle olmasını bekler miydin?
Türk dinleyicilerime gerçekten çok minnettarım. Müziğe başlamadan önce hakkında çok az bilgiye sahip olduğum bir ülkede bu kadar çok dinleniyor olmak gerçeküstü bir hayal gibi benim için. Albüme Türkiye’de yasaklanmış bir şarkı dahil etmediğim için neredeyse mutlu gibiyim, aksi takdirde buraya bu sebepten ötürü gelemiyor olsam çok üzücü olurdu.

Seni daha önce Salon’da izleme şansı bulmuştuk ve performansından çok etkilenmiştik, senin için nasıldı? Bu sefer seyircilerinden ne bekliyorsun, konser için nasıl hazırlanalım? Ağırlık son albümde mi olcak, eski şarkılarını da duyacak mıyız?
Sanırım her şeyden biraz biraz çalacağım, hatta albümde olmayan ve henüz yayınlamadığım şarkılar da olacak. Sahnede iki kişi olmanın iyi yanlarından biri bu, neredeyse her seferinde doğaçlama yeni bir şeyler ekliyor ve şarkıların orijinaliyle oynuyoruz.

SALON İKSV: 2017 BAHAR

2017 yılından çok beklentimiz yok açıkçası ama yine de Salon İKSV yüzümüzü güldüren az şeyden biri. Açıkladığı isimlerle yeni yılda da bizi bulabileceğiniz bir adres olarak devam edecek.

Seafret (1 Mart) : “Arya Stark” içeren klibiyle dikkatimizi çeken ama yaptıkları müzikle kalbimizde yer edinen Seafret, keşke gelse dediğimiz gruplardandı. 1 Mart’ta da buradalar. Daha ne olsun.

The Radio Dept. (28 Nisan) : Başımızın üstünde yeri olan grup The Radio Dept. tekrar Salon İKSV’de. Huzur bulmak için biraz bekleyeceğiz.

Nilüfer Yanya (27 Ocak) : Böyle bir sesin yankı bulmaması imkansızdı. Play Tuşu işbirliğinde sahne alacak Nilüfer Yanya’dan yana beklentimiz büyük.

Moddi (18 – 19 Ocak) : Arayı pek açmak istemeyen Moddi, tekrar Salon sahnesine çıkmaya hazırlanıyor. Bu sefer iki gece üst üste.

Riff Cohen (19 – 20 Nisan) : Sevenlerini daha da sevindirecek haber Salon İKSV’den.

Jakuzi (21 Ocak) : Son zamanların bu topraklardan çıkan en heyecan veren gruplarından. Biletinizi şimdiden alın sonraya kalmıyor.

The Dears (11 Şubat) : Montreal’den çıkıp hayatlarına kulaklara bayram olarak devam eden grup tekrardan performans sergilemek için İstanbul’dalar.

Ah! Kosmos (28 Ocak) : Şimdiye kadar Ah! Kosmos’u canlı dinlemediyseniz bizim hatamız, tekrar izlemek istememeniz de sizin.

ORADAYIZ: KHRUANGBIN

2014 yılında yayınladıkları Bonobo‘nun da elinin değdiği single’ları A Calf Born in Winter ile dikkatleri üzerine çeken, geçtiğimiz yıl ilk albümlerini yayınlayan taze grup Khruangbin‘in hiphop’tan ilahi’ye geniş bir janra yelpazesinde tınılardan esinlenen şarkılarını dinlemek üzere bu akşam saat Salon‘da olacağız. Ön grup olarak da Palmiyeler‘i dinleyeceğimiz için ayrıca heyecanlıyız, sizi de bekleriz.

KASIM TAKVİMİ: EKSERİYETLE YERLİ

Kasım ayı bereketiyle geldi! Bu ay neredeyse her gün en az bir etkinlikle karşı karşıyayız. Moderat, Sophie Hunger, Kitaro, Oh Land ve The Veils gibi isimler bu ay İstanbul’da olsa da takvimde aynı zamanda çok sayıda heyecan verici yerli performans var. Etkinliklerin önemli bir kısmıysa yeni albüm lansmanlarından oluşuyor. Kısacası, kulaklarınızı yerli müzisyenlere vermek isterseniz tam yeri tam zamanı.

2 Kasım

Jakuzi 22:00 @Future House
Yok Öyle Kararlı Şeyler Şarkı Sergisi ve “Beklenen” Lansman Konseri 21:00 @Zorlu PSM
Sevdaliza @Babylon Bomonti
Neigh Pupil / Acayipademler @Peyote
Kamufle DJ Set @Arkaoda

3 Kasım

Kalben 21:30 @Babylon Bomonti
Kleerup / Dunger / Californiaman / Barish Firatli 20:30 @saloniksv
Irtifakaybediyoruz! / Help! The Captain Threw Up @Peyote

4 Kasım

Kadebostany 21:00 @Zorlu PSM
Fennesz 22:30 @Zorlu PSM
Acid Pauli 21:30 @Babylon
Kolektif İstanbul 21:30 @Moda Sahnesi
Seretan / Tolerance Break @Peyote
Deforme @Arkaoda

5 Kasım

Choir of Young Believers 22:30 @saloniksv
Rubsilent @Arkaoda

6 Kasım

%100 Müzik: Stu Hamm Band feat. Greg Howe 21:00 @saloniksv

8 Kasım

Mumford & Sons: Live from South Africa: Dust and Thunder Film Gösterimi 20:00 @Zorlu PSM

9 Kasım

Deniz Taşar “Uykuda Bir Bulut” Lansman Konseri 21:00 @Zorlu PSM
Weather Report @Arkaoda

10 Kasım

Ars Longa @Peyote

11 Kasım

Moderat 22:00 @Zorlu PSM
Eskiz / Cosmic Wings / Heavy Sky 22:00 @saloniksv
Ağaçkakan & Ethnique Punch ‘Zerdüşt’ Lansman @Peyote
Dodolove @Arkaoda

12 Kasım

Khruangbin 22:30 @saloniksv
Sophie Hunger 22:30 @Babylon Bomonti
Korhan Futacı & Kara Orkestra 00:00 @Babylon Bomonti

13 Kasım

Social Inclusion Band 16:00 @Babylon Bomonti
RBMA Radio Istanbul: Jameszoo – Iskeletor – Bawer @Arkaoda

15 Kasım

Sophie Tukker 20:30 @Babylon Bomonti

16 Kasım

Kitaro 21:00 @Zorlu PSM

17 Kasım

No Land “Aramızda” Lansman Konseri 21:30 @saloniksv
Büyük Ev Ablukada ‘Fırtınayt’ 21:00 @Moda Sahnesi

18 Kasım

Fuchs / Audiofly / Cure-Shot 22:00 @Zorlu PSM
Wooden Wisdom / DJ Fitz / Grup Ses Beats 22:00 @Babylon Bomonti
Men With A Plan DJ Set @Arkaoda

19 Kasım

Garanti Caz Yeşili: The Veils 22:30 @saloniksv
Gaye Su Akyol 22:30 @Babylon Bomonti
The Ringo Jets / The Young Shaven @Peyote

23 Kasım

lunar

In Hoodies ”A Lunar Manoeuvre’’ Tanıtım Konseri 21:30 @saloniksv
Royal Opera House Gösterimi: Norma 19:30 @Zorlu PSM

24 Kasım

%100 Müzik: Local Natives 21:30 @saloniksv

25 Kasım

Dorian Concept 22:00 @saloniksv
XXF: Brodinski 23:00 @Babylon Bomonti
Glasxs / Mind Shifter @Peyote
Grup Ses ‘Alliance’ Plak Lansman Partisi @Arkaoda

26 Kasım

Gevende 22:30 @saloniksv
Miss Kittin 22:00 @Zorlu PSM
XXF: Guts 22:30 @Babylon Bomonti
Kabus Kerim 00:00 @Babylon Bomonti
roadside.picnic Le Cafard Lansmanı / Da Poet @Peyote

29 Kasım

Garanti Caz Yeşili: Oh Land 21:30 @saloniksv

30 Kasım

Garanti Caz Yeşili: Oh Land 21:30 @saloniksv

****

Ay bitmeden görmeniz gerekenlere gelince:

3. İstanbul Tasarım Bienali ‘Biz İnsan Mıyız?’ – 20 Kasım’da sona eriyor
Tek ve Çok – 13 Kasım’da sona eriyor @Salt Galata
Contemporary Istanbul 2016 3-6 Kasım @Istanbul Kongre Merkezi
İnci Eviner Retrospektifi – 27 Kasım’da sonra eriyor @Istanbul Modern

RÖPORTAJ: ANNA RF

Roy Smila ve Ofir J. Rock‘un ana iskeletini oluşturduğu grup, Anna RF, bu toprakların olduğu değil de olması gerektiği şeklinin tezahürü. Hazır konser için İstanbul’a gelecekler, biz de önden bu güzel insanlarla şöyle bir muhabbet ettik.

Öncelikle nasılsınız? Son zamanlarda nelerle meşgulsünüz?

Çok iyiyiz. Çok meşgul olduğumuz bir zaman geçirdik. Avrupa turnemizden daha yeni döndük. Bu turne kapsamında Polonya, Almanya, İskoçya ve İsviçre’de konserler verdik. Salon İKSV’ye gelmen önce burada, İsrail’de bir buçuk ay içinde 12 konser vermiş olacağız. Ve sonrasında İstanbul’daki ilk konserimiz gerçekleşecek.

Şarkılarınızda farklı müzik türlerini farklı enstrümanlarla birleştirmede çok usta gibi gözüküyorsunuz. Örnek verirsek, kemençe ile dubstep türünde bir şarkı ürettiniz. Bu karışımları yaparken size birlikte olabileceklerini düşündüren şeyler neler? Özel bir sırrınız var mı?

Bu zaten bizi biz yapan şey. Anna RF çatısı altında olan müzisyenler çok farklı insanlar ve çok farklı müzikal geri planlara sahipler. Biz birlikte müzik yapmayı ve bu yaptığımız işleri de karıştırmayı çok seviyoruz. Bu gruptaki herkes bu yaratım sürecine kendi rengini katıyor.

Son dönemde batılı müzisyenler yeni fikirler ve yeni ilhamlar için doğu müziğini mercek altına aldılar. Bu işi doğal bir süreçte gerçekleştiren sizlerin gözünden bu eğilim sizce iyi mi? İşe yarıyor mu?

Tabi ki de. Genel olarak dünya güzel müzikler ve güzel sanatlar ile dolu. Aslında zihnini açabilirsen, ilhamı ve fikri her yerde bulabilirsin.

Gezdiğiniz ülkelerde yaptığınız işlerde oraların kültürlerine çok güzel bir şekilde adapte olduğunuzu görebiliyoruz ama stil olarak biraz farklısınız. Kendinize has bir stiliniz var. Bu size hiç zor zamanlar yaşattı mı?

Görünüşümüzle ilgili hiç sıkıntı yaşamadık. Sonuçta biz neysek oyuz ve bizi bu şekilde kabul eden insanlarla çok güzel vakitler geçiriyoruz.

Grubunuz ismi hem “ben biliyorum” hem de “ben bilmiyorum” anlamına gelen İbranice bir söylemden geliyor. Sormak zorundayız. Bildiğiniz şey ne? Bilmediğiniz şey ne? Bir cevap peşinde misiniz?

Biliyorum ve Bilmiyorum’u beraber söylemek, grubun konseptine çok güzel bir şekilde uyan bir söylemdi, Anna RF. Müziğimizdeki antik enstrümanlarla pozitif ve umut verici şeyler üretiyor olmamız gibi. Müzik yaparken bizi mutlu eden duygularla dramatik ve güzel şeyler ortaya çıkarmak gibi. Gerçekten biz de bazen ne yaptığımızı bilmiyoruz ama bu yolun bizim için en doğrusu olduğuna da güvenimiz tam.

Tekrardan youmladığınız “Weeping Eyes” Türkiye’de dini referanslar içeren bir şarkıda kullanıldı. Hiç o şarkıyı dinlediniz mi? Bu yorumu ortaya çıkaran ilhamınız neydi?

Bu şarkıyı ilk defa şarkıda de bize klarnetiyle eşlik eden Amir Bar-David’ten duyduk. Bize bu şarkıyı dinlettiği an, şarkıya aşık olduk. O an, orjinali Mikis Theodorakis’e ait olan bu parçanın kendi versiyonumuzu yapmaya karar verdik. Video için de Himalayalar’ın çok güzel ve güçlü bir mekan seçimi olacağını hissettik. Şarkılarımızda ve videolarımızda yerel geleneklerden ve etrafımızda olan doğadan etkileniyoruz. Buna başka örnek ise büyük üstad Aşık Veysel’in Uzun İnce Bir Yoldayım’ına yaptığımız Days and Nights yorumu. Kapadokya’nın o güzel dokusunda bir de video çektik.

Daha önce bir çok kez Türkiye’de bulundunuz ama ilk kez bir konser için burada olacaksınız. Sizden ne bekliyor olalım?

Evet, bir çok kez Türkiye’de ve İstanbul’da bulunduk. Burayı çok seviyoruz. Bizim için de ilk olacak bu konser. 22 Ekim’de ne olacağını beraber göreceğiz.

Son olarak, maymun arkadaşınızı soralım. O nasıl? 🙂

Maymun her zaman mutlu. Ne olursa olsun, maymun arkadaşımız hep mutlu. 🙂

SALON İKSV: 2016 GÜZ

Yaz yağmuru gibi kötülük yağan bir mevsimi geride bırakırken Salon İKSV, bu sezon izleyeceğimiz isimleri açıkladı. Böyle bir mutluluk kaynağına sahip olmak hala çok güzel.

Local Natives (24 Kasım) : Los Angeles’ın biricik gururu, o güzel havayı buralara taşıyacak.

Battles (24, 25 Eylül) : Zekayla deliliğin arasındaki o ince çizgide müzik yapan grup Battles, Salon’a konuk oluyor.

The Veils (19 Kasım) : Yeni albümlerinin peşi sıra Salon’a taşınacak olanlardan The Veils’i yine de Lavinia bankosuyla izleriz.

Anna RF (22 Ekim) : Müziklerini kolaya kaçıp etnik olarak isimlendirsek de dinleyicilerinde yarattıkları etkileri sözcüklere dökmek zor.

Oh Land (30 Kasım) : Artık o bizden biri. Hep gelsin hep dinleyelim.

Kadro bu isimlere sınırlı değil. Şöyle toplu bir fotoğrafı buraya bırakalım.

salon iksv 2016

 

23. İSTANBUL CAZ FESTİVALİ’NİN PROGRAMI AÇIKLANDI!

2016 yaz aylarına düşen konserleri sevinç göz yaşları ve bolca umutla beklerken IKSV’nin düzenlediği İstanbul Caz Festivali programı ile yollarımız sonunda kesişti. 27 Haziran-25 Temmuz tarihleri arasında Garanti Bankası’nın sponsorluğunda yirmi üçüncüsü gerçekleşecek olan festivalin programı gündemin en güzel haberlerinden. Vakti geldiğinde aylık takvimimizdeki yerini ayrıntılı olarak bulacak olan festivali yer/zaman/ içerik olarak şimdilik böyle sıralıyorum:

27 Haziran Pazartesi, 21.30, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi: Africa Express sunar…. Eski ve yeni üyeleriyle Suriye Ulusal Arap Müziği Orkestrası, Damon Albarn ve konuk sanatçılar

28 Haziran Salı, 20.00, KüçükÇiftlik Park: Nile Rodgers, Chic 

12 Temmuz Salı, 21.00, İstanbul Erkek Lisesi Bahçesi: Özdemir Erdoğan ile bir Caz Akşamı

13 Temmuz Çarşamba, 19.45, Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi: Nicholas Payton Trio, Jane Monheit

14 Temmuz Perşembe, 20.45, Beykoz Kundura Fabrikası: Kamasi Washington ve Ibeyi

15 Temmuz Cuma, 20.30, Uniq Açık Hava Sahnesi: French Quarter ve Hugh Coltman

16 Temmuz Cumartesi, 15.00, Bomontiada: “Çocukça Bir Gün”, Oran Etkin Timbalooloo ve Barış için Müzik Üflemeli Çalgılar Orkestrası

17 Temmuz Pazar, 17.00-23.30, Fenerbahçe Parkı ve Fenerbahçe Khalkedon: “Parklarda Caz” etkinliği

18 Temmuz Pazartesi, 19.30, Zorlu PSM Drama Sahnesi: Cyrus Chestnut / Buster Williams / Lenny White       

18 Temmuz Pazartesi, 21.30, Zorlu PSM Ana Tiyatro: Branford Marsalis Quartet ve Kurt Elling

19 Temmuz Salı, 19.00, Zorlu PSM Drama Sahnesi: Antonio Sanchez and Migration

19 Temmuz Salı, 21.00, Zorlu PSM Ana Tiyatro: Scofield Mehldau Guiliana 

20 Temmuz Çarşamba, 20.00, KüçükÇiftlik Park: Ernest Ranglin & Friends // The Budos Band

21 Temmuz Perşembe, 18.00-03.00, Kadıköy, Moda: “Gece Gezmesi” konserleri

22 Temmuz Cuma, 20.30, Almanya Sefareti Tarabya Yazlık Rezidansı: Laura Mvula ve Jacob Collier 

23 Temmuz Cumartesi, 19.00, KüçükÇiftlik Park: Joss Stone

25 Temmuz Pazartesi, 21.00, Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi: Gregory Porter ve Roberta Gambarini, TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası ile buluşuyor

 

-Salon’da Avrupa Caz Kulübü geceleri-

Volkan Topakoğlu feat. Matthias Konrad, 13 Temmuz Çarşamba, 21.30

Ercüment Orkut “Low Profile” feat. Marius Neset, 14 Temmuz Perşembe, 21.30

Big Beats Big Times / Full Moon Theory Live, 15 Temmuz Cuma, 22.00

Çağıl Kaya Band feat. Airelle Besson, 16 Temmuz Cumartesi, 21.30

Bulut Gülen Quintet feat. Yuri Honing, 20 Temmuz Çarşamba, 21.30

Eylem Pelit Band, 22 Temmuz Cuma, 21.30

Festival biletleri 16 Nisan’da satışa sunulacak.

 

RÖPORTAJ: XIU XIU

6 Nisan‘daki Salon konserleri öncesi Xiu Xiu (Yanlış telaffuz ettiğini düşünenler için doğrusu asıl kaynağından geliyor) ile geçmiş, gelecek projelerini ve konserde bizi nelerin beklediğini konuştuk, Twin Peaks’in müziklerini coverlamaya başlamalarının hikayesini öğrendik. Keyifli röportajımıza konser öncesi mutlaka bir göz atın:

Öncelikle, nasılsınız?

Birazcık akşamdan kalmayım ama ihtiyacım olan şey buydu. Teşekkürler.

Kurulduğu günden bu yana, Xiu Xiu oldukça üretken bir grup oldu. Neredeyse her sene yeni bir albüm yayınladınız. Ancak 2014’ te yayınladığınız iki albümden sonra bir anda duruldunuz. Bunun arkasındaki sebep neydi?

Aslında hiç de o kadar durulmadık. Çok görünürde olmasa da bu süreç boyunca hep başka alanlarda çalıştık. Merzbow ile işbirliği yaptığımız bir albüm yayınladık, farklı uzunluklardaki iki perküsyon kaydını besteleyip seyircilerimize çaldık, “METAL” ve “extinction meditation” yakında gelecek olan John Cameron Mitchell filmine müzik yazdılar. Onun haricinde, sanatçı Danh Vo ile işbirliğimiz oldu. Vaginal Davis of the Mozart Opera’ nın yeni bir versiyonuna yeni müzikler yaptık. “the magic flute” http://xiuxiu69.bandcamp.com hesabımızda deneysel kayıtlar yayınlamaya başladı. HEXA adında bir yeni gruba başladık ve yayınlamayı düşündüğümüz iki albüm kaydettik. Turneye çıktık, bir techno kaset ve şirketler için müzik fotoğrafları kitabı yaptık. Ayrıca yakında bir de “underage seks işçiliği”ni konu alan bir sanat programımız var. Bir de Twin Peaks albümü kaydettik.

Yakın gelecekte yeni bir albüm projesi var mı acaba ? Eğer varsa, yeni şarkıları ne zaman duyabileceğiz?

Yeni bir Xiu Xiu albümü yolda. 2017’ nin başlarında piyasada olacak. Sürpriz ama bir o kadar mutlu edici bir haber de Charlemange Palestine’ in albümde yer alacak olması. Şu anda bir ismi yok albümün; ancak üzerinde çalışıyoruz hala.

2015 başlarında, bir röportajınızda Twin Peaks’ in müziği ile alakalı bir şeyler yapmak istediğinizi söylemiştiniz ve şimdi de bu temada bir turneye çıktınız. Turnenin arkasındaki hikayenin ne olduğunu merak ediyoruz. Bu fikir için size ilham veren neydi? Bu turneye nasıl hazırlandınız?

2012 yılında Shayna Dunkelman ile beraber ilk turneye çıktığımızda birbirimizi o kadar da iyi tanımıyorduk. İtalya’nın küçük ve bir o kadar da garip bir kasabasında, yine küçük ve bir o kadar da garip bir performansta “Love Theme Farewell”ı bir vibrafonda çalmıştı Shayna. Resmen çıldırdım, sonrasında o da çıldırdı. İkimiz de bu performansa olan aşkımızı karşılıklı olarak birbirimize ilan ettik ve herkesin turnede yaptığı gibi biz de çeşitli planlar yapmaya başladık kendimizce. 2014’te Hollanda’da arkadaşımız müzisyen Lawrence English ile karşılaştık. Bize Brisbane’deki bir David Lynch projesinden bahsetti. Shayna direk atladı ve orada biraz Twin Peaks çalabileceğimizi söyledi. Bir anda çarklar dönmeye başladı ve 2015’te bu harika şarkılardan oluşan bir performansımızı gerçekleştirdik. O zamandan beri birkaç özel performans gerçekleştirdik ve bu alandaki çalışmalarımızı önümüzdeki nisan ayının sonunda tamamlamış olacağız. Şarkıların bize ait versiyonlarının yer aldığı bir albüm de yakında piyasada olacak.

Drunk Commentary” i kariyerinizde nereye koyabiliriz? Yayınlamadan önce tüm çalışmayı baştan sona dinlemiş miydiniz? Bu kaydı nasıl “yorumlarsınız”?

Galiba bu yorumları kariyerimizin “Boşver gitsin!” kısmına yerleştirebilirsiniz. Fazla kaba şeyler söylemediğimden emin olmak için “Drunk Commentary” i öncesinde dinledim. Beni hüzünlendirdi ama aynı zamanda birkaç kere de güldürdü ve biraz utandırdı. Kayıtlar 2010 yılında yapılmıştı, o zamandan bu yana çok şey değişti ve gerçekleşti. Bunca zaman sonra kendimi dinlemek, kendimden ziyade küçük kuzenimi dinlemek gibiydi. Bence, “Drunk Commentary” hakkındaki yorumumu en iyi şekilde başka “Drunk Commentary”ler yayınlayarak ifade edebilirim.

Bu konserden ne beklemeliyiz? Twin Peaks mi daha ön planda olacak yoksa sizin kendi müziğiniz mi? Dinleyicilerin nasıl hazırlanmasını istersiniz?

Bu coverlar bizim müziğe boyun eğdiğimiz ve müziği sunduğumuz girişimlerimiz. Çünkü bize ilham veren bu. Risk almaya, müziksel anlamda bir yoğunluktan ve sıradışı seçimlerden korkmamaya çabalıyoruz. Aynı zamanda tam bir korku ve saçma bir mizah arasında gidip geliyoruz. Versiyonlar tamamlanmış değil ve onları orijinalleri gibi çalmak imkansız olur. Bence bu konserlerimizde sergilediğimiz görkemli yaratıcılık ruhuna haksızlık olur. Demek istediğim, melodileri yazdığımız gibi çalıyoruz; ancak her zaman deniyoruz, çabalıyoruz ve değiştiriyoruz. Bizim için müzik her zaman ön planda. Ancak görsellerde, Black Lodge ve BOB referansları görebilirsiniz.

Umarız, İstanbul’ da geçirdiğiniz zaman sizin için keyifli olur. Daha önce de Salon IKSV sahnesinde bulunmuştunuz. Önceki deneyiminiz nasıldı? Dinleyicilerinizi sevmiş miydiniz?

Dinleyici harikaydı. Keşke son defasında daha iyi çalmış olsaydık, biraz kötü bir ekiptik. Ancak bu defa kesinlikle bunu telafi edeceğiz. Bence, bu şu zamana kadar sahip olduğumuz en iyi ekip.

RÖPORTAJ: OUGHT

2014 yılında Montreal kökenli Ought grubu ilk albümleri More Than Any Other Day ile hayatımıza girdiklerinde politik sesleri ve McGill protestoları ile oldukça ses getirmişlerdi. Günlük hayatın detaylarına saklanmış küçük mutlulukları anlatan şarkılarını pek sevdiğimiz, punk tınılı grup, arayı fazla açmadan bu sene Sun Coming Down albümlerini yayınladılar. Albüm, birçok platformdan tam not aldı, gönülleri fethetti. 14 Nisan‘ da Salon IKSV‘ de canlı kanlı bu yeni şarkıları dinleyeceğimizi öğrendiğimizden beri pek sevinçliyiz. Siz de seversiniz diye düşündük, 14 Nisan’ a hazırlık olsun diye sizin için Ought ile biraz lafladık.

İlk olarak, nasılsınız? Yeni bir albümle hayat nasıl gidiyor? Şu ana kadar aldığınız tepkiler nasıl?

Merhaba. Bizim için harika bir yıl oldu. Yeni albüme gelen tepkiler oldukça gurur verici.

İlk albümünüz politik yapısıyla ve etkileriyle oldukça ses getirdi. Bu özellikle yapmaya çalıştığınız bir şey miydi, yoksa kendiliğinden olan bir şey mi?

Kendiliğinden oldu. İlk albüm, son şarkılarımızdan oluşuyordu sadece. Bir tematik albüm ya da punk albümü yazmaya özellikle çabalamadık. Şarkı sözleri açısından bakarsak, şarkılardaki konular benim albüm yazım sürecinde düşündüğüm şeylerdi ve çoğu politikti tabii ki.

“Today More Than Any Other Day”, oldukça anlamlı mesajlar veren harika bir şarkı. Sözler çoğunlukla sıradan şeylerden duyduğumuz mutluluk ve politik eleştirinin yanı sıra günlük hayat problemleri üzerine kurulu. Bu sözleri yazmak için size ilham veren neydi? Gündemde yer alan isyanlar, savaşlar ve politik olaylardan ilham aldınız mı? İnsanların ne kadar kötü durumda olsalar da mutluluğu bulabileceklerine gerçekten inanıyor musunuz?

Bu şarkı, aslında bir anda ortaya çıkan şarkılarımızdan biri. Sadece iki akordan oluşuyor ( ve bir de harika bir bas melodisinden). Bu yüzden de macera dolu bir vokali ve birçok sözü üstüne koymak için oldukça iyi bir platformdu. Süpermarketler, oldukça tenha ve insanları yabancılaştıran mekanlar. Aynı zamanda biz, insanlar, çevremizdekilere pozitif ve negatif duygular aşılayan güçlü bir potansiyele sahibiz. Aslında şarkı, aciz hissetmek ile ilgili ama bir yandan da umut verici.

Daha önceki röportajlarınızda şarkılarınızın sahne performanslarınız sırasında daha da gelişip değiştiğini ve bazı şarkıların albüm kaydı hakkında pişmanlıklar yaşadığınızı söylemiştiniz. Eğer şu anda bir zaman makineniz olsa ve zamanda yolculuk yapıp sadece bir şarkıyı değiştirebilseniz, bu hangi şarkı olurdu? Neden?

Böyle şarkılar her zaman olacak. Turne ve yazım aşamalarında, şarkılarımızı canlı çalarken her zaman farklılıklar oluyor. Bence bu aslında grubumuza olan yaklaşımımızın doğal bir sonucu. Bizim nihai amacımız her zaman canlı performanslar yapmaktı, albüm yapmak değil. Bu kararımız, bir albüm teklifi aldığımızda değişti aslında. Hepimiz, bir sanat eseri olarak albüm üzerinde çalışmak için daha fazla heyecanlıyız ki bu, bence, bir şarkının bizim için ne kadar sağlam olduğunu değiştirebilir. Daha şimdiden “Sun Coming Down” da yer alan şarkılardaki değişimi hissedebiliyorum.

Kolektivist ruha sahip gürültülü bir grupsunuz. Bu kolektivist ve aktivist ruhun tınılarınızı ve grubunuzu nasıl etkilediğini düşünüyorsunuz?

Biz sadece herkesin aynı fikirde olduğundan emin olmak istiyoruz. Bu şekilde yazmanın birçok dezavantajı var. Ancak bu şekilde yazmasaydık, albümlerimiz de kesinlikle böyle olmazdı.

İkinci bir albüm yazmanın daha zor olduğunu ve daha çok emek istediğini söylerler. İlk albümünüz “More Than Any Other Day” ve yeni albümünüz “Sun Coming Down” u karşılaştırdığınızda, bu süreç sizin için nasıl geçti? İlk albümün yazım aşamasından ne kadar farklıydı?

En büyük fark, öncekinin 1/12’ si kadar bir zamanda yazmamızdı. Hepsi geçtiğimiz kış yaklaşık bir aylık bir sürede ortaya çıktı ( vokaller ve sözler haricinde ki onlar da gruptan ayrı bir aylık süremi aldı. ). O kadar kısa ve yoğun bir dönemde yazmak, gerçekten ilginç bir deneyimdi. Bizim için güzeldi çünkü bir sene boyunca aynı şarkıları turnede çalınca oldukça yaratıcı bir enerji depolamıştık.

Montreal’ de, başlıca Grimes, Mac Demarco ve Sean Nicholas Savage’ dan oluşan, dünyaca ünlü bir müzik sahnesi var. Sizin tınılarınız bu sanatçılardan oldukça farklı. Ancak siz de kendinizi bu topluluğun bir parçası olarak görüyor musunuz? “Ought” grubunun bu sahnenin punk/rock temsilcisi olabileceğini düşünüyor musunuz?

Grimes ve Mac, artık Montreal’ de yaşamıyor bildiğim kadarıyla ama evet, buradan geldiklerini anlayabiliyorum. O kadar da iletişim halinde değiliz aslında, onlar bizden birkaç sene daha önde. Öğrenciyken Sean ve Grimes konserlerinde birçok unutulmaz tecrübe yaşadım ve ikisi de harikalar. İkisi için de en iyisini isterim. Gerçekten garip ama biz, Montreal’ deki bu sahnede yer alan sanatçılardan çok daha uzak bir yerde yer alıyoruz. Bu yüzden, bizi herhangi bir şeyin temsilcisi olarak düşünmek gerçekten zor. Bence bizi sevdiğiniz halde Montreal’ deki diğer müziklerden hiç haz etmeyebilirsiniz, ya da tam tersi de olabilir.

Umarız İstanbul’ da güzel vakit geçirirsiniz. Konserinize hazırlanan hayranlarınıza vereceğiniz tavsiyeleriniz var mı? Neler beklemeliyiz?

Teşekkürler! İstanbul’da çalmak için sabırsızlanıyoruz. Uzun zamandır istediğimiz bir şey. Yılın ilk konserlerinden biri olacak. O yüzden, bence iyi bir enerji olacak. Barış ve teşekkürler.