salon iksv

RÖPORTAJ: KÖKLER FİLİZLENİYOR

Hala tanışma fırsatınız olmadıysa Kökler Filizleniyor, Ezhel olarak da tanıdığımız Ömer Sercan İpekçioğlu‘nun, Onur Gürsoy, Deniz Özden, Eren Alkan, Ezgi Pehlivan ve Canberk Hacıbaloğlu ile bir arada devam ettirdiği, hip-hop ile reggae’yi, Anadolu müziğiyle alternatif rock’ı buluşturan Ankara‘da kurulmuş bir müzik grubu. Henüz bir albümleri, hatta spotify’dan ulaşabileceğimiz şarkıları olmadığı halde, katılımcıların hep bir ağızdan sözlere eşlik ettiği, üstelik biletleri de tükenen ve yaklaşık 3 saat süren Salon performanslarının hemen öncesinde bu enerjik grupla buluşma fırsatı bulduk. Grubun kuruluşundan, gelecek projelerinden, her ne kadar gruba odaklanmak istesek de kaçınılmaz bir şekilde Ezhel’den, alternatif sahneden, Ankara’dan ve daha bir sürü şeyden bahsettik. Kökler Filizleniyor hakkında internette bulabileceğiniz en kapsamlı içeriğin bu röportaj olduğu iddiasındayız, grubu daha yakından tanımak için buyurun:

Cemre: Önce nasılsınız, nasıl gidiyor? Biraz sizi tanıyabilir miyiz, hakkınızda bilgi bulmak biraz zor, nasıl bir araya geldiniz nasıl başladı Kökler Filizleniyor?

Sercan: İyiyiz, çok teşekkürler. Benim daha önce bir grubum vardı, Afra Tafra. Daha sonra dağıldı ve ben de biraz daha rap’e odaklandım. Ankara’da sık gittiğimiz bir kafe vardı Araftafaray diye biraz orası vesile oldu gibi. Onur ve Deniz’le daha önceden tanışıyorduk, hepimizin de aklında bir grupla müzik yapma düşüncesi vardı. Sonra davulcumuz Derun da katıldı -o zamanlar Eren yoktu-, bu şekilde yavaş yavaş başladık. Amacımız eğlenmek, farklı şeyler yapmaktı. Eren de dahil olduktan sonra çalışmalarımız, provalarımız arttı. En son olarak da Canberk girdi ve tamamlanmış olduk böylece.

Cemre: Müziğinizi tür olarak sınırlandırmak zor, dediğin gibi hep yeni bir şeyler deniyormuşsunuz gibi duyuluyor. Hip-hop ve reggae karışımı diye bahsedildiğini duyuyorum ben. Ama aslında bu bile sınırlı çünkü çok Anadolu’dan ve belki daha da oryantal tınılar var müziğinizde; ve açıkçası böyle bir karışım bulmak biraz zor. Bu sound nasıl oluştu? Yani eskilerden Afra Tafra’dan gelen bir reggae yatkınlığınız vardır mutlaka ama neden reggae mesela, sizi etkileyen isimler var mı?

Sercan: Afra Tafra biraz daha reggae grubu gibiydi, cover da yapıyorduk. Ama Kökler’de ikisinin arasında bir şey yapıyoruz ne tam cover diye bileceğimiz ne de tam olarak orijinal işler yapıyoruz, düzenleme diyebiliriz sanırım.

İsmimizin de geldiği yere dayanıyor aslında bunun cevabı, kök bir müzik reggae de. Kültürel açıdan kendimizi yakın buluyoruz, çalarken de keyif alıyoruz ve her zaman bir mesajı olduğu için reggae ağırlıklı olarak müziğimizin yöneldiği bir tür. Ama reggae grubu musunuz diye sorulsa biraz öyleyiz ama biraz değiliz derim.

Deniz: Doğaçlama çok büyük bir yer kaplıyor sahnede, stüdyoda. Sercan freestyle’larla giriyor biz de belirli bir ritim ve melodi oturtuyoruz.

Eren: Mesela “sınav” konseptimiz var, Sercan mesela bazen arkasını dönüp sınav var diyor -seyircimizle de paylaşıyoruz tabii bunu- sahnede ilk defa bir şey çalıyor oluyoruz. Bu şekilde başlayıp geliştirdiğimiz çok şarkı var.

Sercan: Reggae tanımının dışında kalan kısımlar da bunlar aslında. Hepimiz farklı türlerde her şeyi dinleyen insanlarız. Reggae grubuyuz denebilir ama daha da fazlasıyız aslında.

Eren: Bizden hiç haberi olmayan birini getirip dinletsen, rock grubu olarak da kategorize edebilir, ya da rap yapıyorlar da diyebilir.

Buse: Ama dinleyicileriniz tarafından hep Anadolu etkisinin altı çiziliyor sanki.

Sercan: Evet, köklerimiz buraya dayanıyor çünkü. Aynı zamanda işte kök müziklerden sayabileceğim rock, reggae, caz gibi türler ne kadar etkilerse müziğimizi o kadar tamamlanmış olduğumuzu düşünüyorum ben.

Cemre: Etkilendiğiniz isimler kimler mesela bu türlerden?

Sercan: Çok fazla var aslında.

Deniz: Nekropsi geldi ilk olarak aklıma.

Sercan: Aşık Veysel, Frank Zappa, King Crimson, daha da bir sürü isim sayılabilir.

Deniz: Özellikle Onur’la progresif rock çok dinliyoruz mesela.

Buse: Uzun süredir insanların bir araya gelip grup oluşturma eğilimi azaldı sanki, solo kariyeri de olan isimlerin bir arada farklı bir şeyler ürettiğini görmek çok değerli. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Sercan: Ankara’da kendi çevremizde politik bir şeyler anlatabilelim, bir şeyler deneyelim ama en önemlisi de birlikte eğlenelim diye oluştu bu grup. Bu bahsettiğin azalmanın ben de farkındayım, eskiden çaldığımız belli başlı mekanlarda çok daha aktif bir müzik sahnesi vardı.

Eren: Ankara müziği denir ya hani, o anlayış da oldukça azaldı.

Sercan: Gruba bakışımız hepimizin benzer olduğu için kendimizi, müziğimizi bulmamız kolay gelişti. Kendimizi sınırlamak istemiyorduk, müziğimize dahil edeceğimiz ögeleri de belirleyince organik bir şekilde gelişti. Planlı programlı bir şey değildi aslında. Ama tabii o bahsettiğiniz azalma üzücü, keşke insanlar bir araya gelip daha farklı işler çıkarmaya devam etse özellikle 2013 öncesi Ankara bu konuda çok verimliydi.

Buse: Ankara’da insanlar ne dinliyor şu sıralar?

Eren: Ankara’da eskisi gibi bir bara gidip güzel müzik dinleyeyim anlayışı pek kalmadı eskisi gibi.

Sercan: Yurt dışından gruplara bile rastlayabiliyorduk eskiden ama artık öyle bir durum yok ne yazık ki.

Cemre: Genel bir durum bu sanırım. Peki bu Ankara’nın sizin çıktığınız zamanlardaki sahnesinde seyirciler nasıldı, mesela yeni bir şeyler deniyorduk dediniz, başlarda nasıl karşılandı bu?

Deniz: Araftafaray’da pişti denebilir, düzenli olarak çıktığımız mekan orasıydı.

Sercan: Dekorumuz bile vardı, köklerden bir mikrofon sehpası yapmıştık. Bizim Ankara’daki bütün seyircilerimiz arkadaşlarımızdı zaten başta, uzun süre onlara çaldık. Ama tabii bu kitleye Ankara’nın alternatif camiası da dahil. O yüzden seyircimizle hep bir bağımız vardı. Yavaş yavaş şehir dışında çalmaya başladıkça biraz daha farkını anlayabildik. Ankara seyircisi bambaşkaydı tabii ama Kars’ta ve Mardin’de de çaldık mesela, hep olumlu karşılandı müziğimiz.

Eren: Gruba ilk girdiğimde hatırlıyorum aynı günün sabahında akşam bir mekanda çalmaya karar verdiğimiz bile oluyordu. Zaten akşam oturmaya gideceğimiz mekanda çalıyoruz gibi bir bakıma.

Sercan: Her şey böyle samimiyet içinde gelişti o yüzden sonra başka yerlerde çalmak da daha rahat oldu bizim için.

Cemre: Ankara müzik sahnesinden bahsetmişken birazcık Ezhel soracak olursam, bir anda çok tanındın, bazen inanlar sevdikleri bir sanatçı bir anda herkes tarafından dinlenmeye başlayınca bu durumdan hoşlanmayabiliyor. Eskilerden beri varolan takipçi kitlende böyle bir tavır olmuş mudur sence, hiç takip edebiliyor musun?

Sercan: Her gün yeni yeni insanlara ulaşıyor bence hala albüm, şu anki kitlemden memnunum. Bazen yanlış ya da eksik anlaşılıyorum gibi bir durum oluyor sadece. Sanki tek şarkım “Şehrimin Tadı”ymış, başka hiçbir şarkım, başka bir söylemim yokmuş gibi bir değerlendirmeye maruz kalıyorum biraz üzücü bir şekilde. Her şeye mi klip çekmemiz lazım? Bunun dışında çok mutluyum dinleyicilerimden. Dünyanın farklı farklı yerlerinden Türklerden mesajlar alıyorum, bir sürü yere ulaşabilmişim. Tabii bunun yanı sıra malzeme de olabiliyorsun, bir sınır var ve o sınırı aştıktan sonra artık herkes senin hakkında istediğini söyleyebilir gibi bir durum var. Ama her türlü eleştiri beni geliştireceği için olumlu karşılıyorum bu durumu.

Buse: Her çeşit, farklı janraların da dinleyicilerinden feedback alabiliyor olman açısından çok olumlu bu durum aslında.

Sercan: Evet, doğru. Rap yapan çevremden duyduğuma göre albümün böyle bir geri dönüş almasının ardından Türkçe rap’te güzel bir yükselme olmuş. Artık spotify’da da listelerde yukarılarda görebiliyoruz. Hiç rap dinlemem diyen insanlar bile nasılmış diye merak edip sevebiliyor bile. Bu benim için çok sevindirici.

Buse: Bu ilgi biraz reggae’ye de kaydı, eskiden daha kapalı bir komüniteyken şu an herkesin kolayca haberdar olabileceği bir sürü etkinlikler düzenleniyor.

Eren: Sercan’ın Ezhel olarak yaptığı en önemli şey rap’i alternatif, underground gören kitle için meşrulaştırması oldu bence.

Sercan: Rap müzik mi diyen insanların o algısını kırmaya çalıştık özellikle.

Eren: Çok yüzeysel eleştiriler görüyorum. Mesela ekşisözlük’teydi yanılmıyorsam, “küvette seks” sözüne takmış “bu adamı mı takip ediyorsunuz” gibi bir sonuca varmış. Halbuki hiç ön yargısız bir şekilde oturup dikkatini vererek dinlememiş bile. Ben davulcuyum, ritimleri dinlerken adamlar burada ne yapmış diye hayran kaldım bazı parçaları dinlerken. Çok ince ince işlenmiş bir albüm aslında.

Buse: Bir röportajında “evde oynarken yaptığım bir albüm” gibi bir açıklaman var belki onu çarpıtarak bu hale getirmiş olabilirler.

Sercan: Olabilir, yaparken eğlendik evet ama sonrasındaki çalışma çok sıkıydı. İlk başta şarkıları yazarken o kadar kasınca zaten güzel bir şey çıkmıyor.

Eren: Sercan’ın bir yıl civarı albümle uğraştığını biliyorum.

Sercan: Evet albüm başladığından çok daha geç bitti. Bir bakıma şans da oldu bu, çıkışı sırasında gündem sakindi, yeni bir albüm yoktu. Bu kadar yayılması için iyi bir zamandı.

Cemre: Ezhel’in Türkiye’nin birçok şehrinde, normalde çok konser izleme fırsatı bulamadığı şehirlerde bile performanslarına denk gelmek mümkün. Kökler Filizleniyor da aynı şekilde, az önce dediğiniz gibi Kars’ta, Mardin’de konserleriniz oldu. Bunun insanların belli şehirler dışında konsere gidemiyor oluşuna bir tepki olduğu söylenebilir mi? Gittiğiniz yerlerde nasıl oluyor, yine alıştığınız dinleyici kitlesini bulabiliyor musunuz?

Sercan: Evet kesinlikle tepki gösterdiğimiz bir durum bu. Her yerde aynı olmuyor ama tabii seyirciler. Mesela Mardin’de oturan bir seyircimiz vardı, biz daha çok ayakta dans eden seyircilere alışığız. Dinleti gibiydi ama o anda müziğimiz de ona dönüşmeye başlamıştı.

Deniz: Biraz mekana göre değişiyor.

Eren: Kars çok ilginçti. Önde birkaç sıra üniversiteliler vardı, arkada amcalar rakı içiyordu.

Sercan: Bu bizi hem geliştiren hem de mutlu eden bir şey ve dediğin gibi müziğimiz her yere yaymak, herkese bir şeyler sunabilmek istiyoruz.

Cemre: Peki yeni neler yapıyorsunuz şu sıralar? Turneden ötürü çok yoğunsunuz sanırım?

Sercan: Evet o yüzden ben hiçbir şey yapamıyorum ne yazık ki. Albüm çıktığından beri hep yoldayım. Hep konuşuyorduk ben bu albümü yapayım sonra Kökler Filizleniyor için de böyle bir işe girişiriz diye. Ama hala albümün işleri devam ediyor, albümün sonrası da bir parçasıymış bunu öğrendim. Yakın zamanda bir boşluğumuz olacak ve çalışmaya başlayacağız gibi görünüyor.

Cemre: Son olarak en güncel şeyi sorayım, Nihil Piraye ile bir çalışmanız yayınlandı bugün, bu iş birliği nasıl gelişti, buna benzer farklı janralarda üreten isimlerle iş birliği planları var mı?

Sercan: Nihil Piraye ile ben 2010’da Rock-a Festivali’nde tanışmıştım, o zamanlar benim de punk-rock yapan bir grubum vardı. O zamandan beri arkadaştık, aklımızda hep birlikte bir şey yapma fikri vardı, derken Berk(Nihil Piraye) bana bu şarkının altyapısını attı. Kamufle’yle de konuşmuş, Kamufle de yıllardır arkadaşım. Bu şekilde daha önceden tanışıyor olmamız, arkadaşlığımız üzerinden gelişti. Çoğunu yazmadan mikrofon başında bir şeyler deneyerek yaptım diyebilirim, çok da güzel oldu bence sonuç. Hep bu tarz bir şey yapmak istemiştim. Hala da başka tarzda başka gruplarla da bu tip işler yapmayı istiyorum hatta yerli ve yabancı isimler de var aklımda, yoğunluğum geçince bunun üzerine de düşeceğim.

SALON İKSV: 2018

Geçtiğimiz sezon bizi konsere doyuran Salon İKSV, 2018’de de ajandalarımızı tıka basa doldurmaya geliyor. Daha önce açıklanan Wild Beasts ve King Gizzard & The Lizard Wizard gibi isimlerin yanı sıra bugün King Krule, Khruangbin ve Angel Olsen da dahil pek çok yeni ismi duyurdu Salon. Evet, King Krule! Önümüzdeki aylarda bizi hangi isimler bekliyor, en çok ilgimizi çekenleri bir derledik. Biletlerin 12 Aralık’ta satışa çıkacağını da söylemiş olalım. (daha&helliip;)

RÖPORTAJ: LIARS

2000’lerin ilk yarısında New York sahnesinden birçok yeni ismi hayatımıza kattık: Bunlardan biri de Liars idi. Her albümde farklı bir tarzı benimseyen, sıradışı bir grup olarak onları çok sevdik, bağrımıza bastık. Kaçıranlar olabilir. Bu sene taze yayımlanan yeni albüm TFCF ile  Liars artık bir “tek adam” grubu. Angus Andrew grubun ismine sadık kalarak tek başına işleri yoluna koyuyor. 1  Aralık Cuma akşamı bir kez daha Salon IKSV aracılığıyla Angus’u Türkiye’de izleyeceğiz. Öncesinde kendisi ile biraz laflamasak olmazdı.

Selam Angus! Turne ve hayatının geri kalanı nasıl gidiyor?

İyi günler! Her şey yolunda, teşekkürler. Şu an Hollanda’da bir festivalde sahne arkasındayım, sahneye çıkmak üzereyiz. Turnemiz harika gidiyor, dinleyicilerimiz gerçekten inanılmaz! Türkiye’ye gelmek için sabırsızlanıyoruz!

Yeni albümün TFCF için ilk kez bir albümü yalnız kaydettiğini biliyoruz, bu süreç nasıldı senin için? En iyi eleştirmenin yanında olmadan çalışmak korkutucu muydu? Aaron’la tekrar birlikte çalışır mısınız sence?

Geçmişte de yalnız yazmayı tercih ederdim o yüzden benim için büyük bir değişiklik olmadı açıkçası. Aaron’un eksikliğini sadece fikirlerimi değerlendirmesi ve aklında tutması yönünden hissettim. İlk zamanlar çok yorucuydu. Genelde albüm için çok sayıda şarkı yapıyorum ve asıl iş onları geliştirmek ve elemek oluyor. Şarkıların kritiğini yapacak birisi daha olmadan acaba karmaşanın içinde kaybolur muyum diye korkmuştum. Fakat sonrasında bunun daha özgürleştirici olduğuna karar verdim; fikirlerim üzerinde çok fazla kafa patlatmadan, daha içgüdülerimle hareket etmeme imkân sağladı bu durum ve de benim için çok heyecan vericiydi.
Tabii ki Aaron’la tekrar çalışabiliriz, hala çok yakın arkadaşız ama şimdilik ilişkimizin yaratıcılık boyutunu askıya aldık.

Bazen gruplar zor zamanlar geçirir ama yeni bir albümle her zamankinden daha güçlü bir şekilde geri dönerler. Bu albümün ne kadar başarılı olduğunu (gerçekten öyle!) göz önünde bulundurursak bu durumu nasıl değerlendirirsin? Tamamen olumsuz bir şey miydi yoksa biraz yalnız kalabildiğin için mutlu musun?

Hayat insanın önüne her türlü sıkıntıyı çıkarabiliyor ve bunları projelerinde değerlendirmek üzere kanalize etmek de bir sanatçının işi aslında. TFCF’i bu süreci yaşamış olmasam yapmam mümkün değildi. Bazen zor zamanlar geçirmek harika bir ilham kaynağı olabiliyor ve bu albüm de bunun gerçek bir örneği.

Bu sekizinci albümün ve her birinin farklı bir tarzı, karakteri var. Turnedeyken eski albümlerden şarkılar çalmak nasıl hissettiriyor, hala onları yazarkenki ruh halinle, müzikal anlamda bulunduğun noktayla iletişim kurabiliyor musun?

Elbette, bence bambaşka albümlerden parçaları setlistte bir araya getirmek enteresan oluyor. Genel olarak evet, albümler birbirinden farklı ama bu daha çok üretim süreçlerinde kullanılan ekipmanlarla ve değişen bakış açılarıyla ilgili. Mesela içerdiği mesajın kökeni aynı olsa da elektronik olarak üretilmiş bir şarkı ve geleneksel enstrümanlarla üretilmiş bir şarkı çok farklı duyulabilir. Bence farklı albümlerden parçaları arka arkaya çalmak bu gerçeği daha gözlemlenebilir yapıyor.

TFCF’nin albüm kapağı gerçekten çok ilginç, Bir gelinlik giyiyorsun (ve bence çok da yakışmış) ama neden gelinlik? Bu fikir nereden geldi?

Bir grubun üyesi olmak, evli olmaya çok benziyor. Grup arkadaşlarınla birlikte yaşıyorsun, çalışıyorsun, yiyip içiyorsun ve uyuyorsun. Gerçekten yoğun bir ilişki. Bu albümle birlikte artık grup arkadaşım yok ve kendimi biraz damatsız bir geline benzetiyorum. Bu işin altından kalkabilmek kendimi çok güçlü hissettirdi ama çok da korkutucuydu. Ama günün sonunda en yaratıcı kararlarım benim için en korkutucu olanlar olmuştur zaten her zaman.

Şarkıların yapısına baktığımızda bu albüm biraz alışılmışın dışında. Bir röportajında önceki albümlerde şarkı yazma konusunda daha geleneksel bir yol izlediğini söylediğini okumuştum. Bu kez biraz daha deneysel yaklaşmışsın gibi, seni böyle bir yola denemeye teşvik eden neydi?

Evet önceki albümlerde daha alışılmış fikirler kullanma eğilimindeydim ve buna uymayanları gözden çıkarırdım. Bu kez fikirlerimi sorgulayacak birisi olmadığı için daha önce denemediğim şeyleri deneyecek fırsatım oldu. Örneğin, yazma sürecindeyken bile bir şarkının çok ani bir şekilde bitmesini istiyorsam bunu yapabiliyordum ve nedenini açıklamama gerek olmuyordu. Bu çok eğlenceliydi ve ben de bu şekilde devam etmeye karar verdim.

Kariyerinin bir noktasında Berlin’de yaşadın, neden Berlin? Bu durum müziğini nasıl etkiledi?

Amerika’da yaşamak beni çok yormuştu, o yüzden New York’tan Berlin’e taşındım. Tam da George Bush ve Saddam Hüseyin’in gündemde olduğu ve Amerika tarihindeki en çirkin dönemlerden biriydi. Berlin bana çekici göründü çünkü orada kimseyi tanımıyordum ve Avrupa’nın tam merkezindeydi. Orada geçirdiğim zaman çok keyifliydi. Benim için oldukça karanlık bir dönemdi ama bunu yaratıcılığa dönüştürmeyi başarabildim ve önemli olan da buydu.

Kariyerinde daha dans odaklı işler de var; MESS mesela. Dinledikçe dans edesimiz geliyor. Peki sende ne tarz müzikler dans etme hissi uyandırıyor?

Hip-hop’a bayılırım, hep çok sevmişimdir ve her zaman da çok seveceğim. 90’lar techno’sunu da çok seviyorum, çünkü bana arkadaşlarımla ilk kez dans etmeye gittiğim zamanları hatırlatıyor. Bence güzel bir davul ritmi olan her şeyle dans edilebilir.

Bir kez daha İstanbul’da çalıyor olacaksın, bizi bekleyen bir sürpriz var mı?

Bence Liars sahnedeyken sürprizlerin olmaması mümkün değil, çünkü müziğimizin kendisi de pek çok hata ve eksiklikten oluşuyor. Çok fazla ayrıntı da vermek istemiyorum, o zaman sürprizin anlamı kalmaz. Ama şunu söyleyebilirim ki her albümden en az bir şarkı duyacaksınız. Gösterişli bir şey giyebilirim bir de! Umarım tutuklanmam!

RÖPORTAJ: WASHED OUT

Ta ilk EP’si Life of Leisure çıktığından beri yakın takibimizde olan ve yolunu gözlediğimiz “chillwave kralı” Washed Out, sonunda İstanbul’da! Ernest Greene, yeni albümü Mister Mellow‘u takiben çıktığı Get Lost turnesi kapsamında 26 ve 27 Kasım‘da Salon İKSV‘de olacak, bizi bambaşka boyutlara ışınlayıp bir süreliğine de olsa dış dünyadan koparacak. Sezonun en merakla beklediğimiz konser(ler)i öncesi kendisiyle konuşma fırsatı yakaladık. (daha&helliip;)

RÖPORTAJ: 65DAYSOFSTATIC

2001 yılından beri aktif olan, Explosions in the Sky, Mogwai gibi gruplara benzettiğimiz ve yakından takip ettiğimiz post-rock gruplarından 65daysofstatic 5 yıl aradan sonra tekrar İstanbul’da sahne alacak. Son İstanbul konserlerinden beri harika bir albüm ve bir de oyun soundtrack’i yaptılar. Kendilerini canlı canlı dinlemeden önce bu projeler hakkında merak ettiklerimizi sormak istedik. Son işlerine dair ayrıntılar, gelecek projelerine dair ipuçları ve geçmiş İstanbul konserine dair anekdotlarla eğlenceli ve dolu bir sohbet oldu. 7 Aralık‘ta Salon’da en ön sırada olacağız, kaçıranların da üzüleceği bir konser olacak gibi görünüyor. Aşağıda da konsere hazırlanmaya yönelik bir sürprizimiz daha var. Buyurun:

Merhaba! Nasılsınız, neler yapıyorsunuz son zamanlarda?

İyiyiz teşekkürler. Şu sıralar yeni 65 projeleri üzerinde çalışıyoruz.

Grubu müzik sahnesi açısından oldukça zengin bir şehir olan Sheffield’da kurdunuz, bu çevrenin sound’unuza bir etkisi oldu mu sizce?

Emin değilim. Belki “Sheffield grubu” olmak karşı durmak istediğimiz bir başka tanım olabilir? Kendisini bulunduğu coğrafyayla tanımlayan bir gruplardan ya da insanlardan değiliz. Komünite olarak düşünmek başka bir şey, Sheffield bu açıdan harika bir yer. Ama bunun coğrafyayla hiçbir alakası yok, böyle düşünceler sadece sınırları daha da katılaştırıyor. Evet, bulunduğumuz bölgenin yerel gruplara kucak açması ilerlememize katkıda bulunmuş olabilir ama müziğimizi bir bölgeyle bağdaştırmak istediğimiz bir durum değil.

Daha önceki röportajlarınızdan okuduğum kadarıyla No Man’s Sky’dan önce soundtrack yapmak konusunda özellikle istekliymişsiniz. Bir oyun müziği yapma fikri size niçin çekici geldi, size bu konuda ilham veren bir oyun var mı?

No Man’s Sky’ın yaratıcıları bize ulaştığında gösterdikleri şeyler oldukça ilginç bir proje olacağını düşündürdü. İşler ilerledikçe yaratıcılığımız için bize verdikleri özgürlük inanılmazdı biz de olabildiğince kullandık bunu. Bu projeyle ilgili bizi özellikle çeken şey sountrack’i neredeyse sonsuz uzunlukta yapmak istemeleri oldu. Bunun için müzikal bir kompozisyon oluşturma sürecine şu ana kadar yaptığımızdan bambaşka bir şekilde yaklaşmamız gerekiyordu ve sınırlarımızı zorlamayı seviyoruz, bu yüzden harika bir fırsattı bizim için.

Soundtrack albümü yazmak normal bir albüm kayıt sürecinden farklı mıydı? Sizin için süreç nasıl ilerledi? Nasıl başladınız, olaylar nasıl gelişti? Bize biraz süreçten bahsedebilir misiniz?

Günün sonunda iki farklı projeydiler. İlk önce “daha klasik” şarkıları yazdık çünkü bu tarz şarkılar için sıkı bir zaman aralığımız vardı. Soundtrack albüm yazım sürecini de normal, klasik bir albüm süreci gibi düşündük. Ancak aynı zamanda bir yandan da şarkıların tüm değişik versiyonlarını dikkatli bir şekilde ortaya çıkardık. Albüm kayıt süreci bittiğinde hepsini yeniden ortaya çıkararak şarkıların her bir parçasını bir bütünden ziyade malzemeler haline getirdik. Oyun için ses tasarımcısı ile çok yakın çalıştık. Beraber oyundaki oyuncuların davranışlarına bire bir uyan şu anki ses düzenlerini oluşturduk. Kendine ait bir olay örgüsü olmayan bir müzik yazmaya çalışmak gerçekten çok çılgınca. Oldukça basit bir melodi bile karışık bir fikre dönüşüyor çünkü melodinin yarısında oyuncu bir anda hiç beklenmeyen bir şey yapıyor ve müziğin hemen başka bir yere eğrilmesi gerekiyor. Bu tarz sorunlar genellikle ambient ses düzenleri ile aşılabiliyorlar çünkü müzikte bir uyumsuzluk olmadan geçiş yapmak çok daha kolay oluyor. NMS’i ambient yapmamak için olabildiğince çabaladık.

Yeni soundtrack planlarınız var mı, şu sıralar yeni bir şeyler üzerinde çalışıyor musunuz?

Şu sıralar NMS soundtracki üzerinde çalışırken öğrendiğimiz teknikleri kullanabileceğimiz bir proje üzerinde çalışıyoruz. Ama bu sefer bir soundtrack değil, gruba ait bir proje olacak. Bu edindiğimiz yeni fikirleri ve öğrendiğimiz şeyleri başkasının perspektifine sığdırmaya çalışmadan kendi hayal gücümüz doğrultusunda kullanmaya başlamış olmak çok güzel. Ama tabii NMS de harika bir deneyimdi bunu da tekrar belirtmeden geçmeyelim. Önümüze tekrar içimize sinen bir fırsat çıkarsa böyle bir şeyi yine yapmayı umuyoruz.


Bir sonraki projeniz olarak yeni bir şey deneme fırsatınız olsa bunun ne olmasını isterdiniz?

Bir film soundtrack’i eğlenceli olabilirdi. Ama tabii grup için bir şeyler üretmek de bize her seferinde beklenmedik derecede keyif veriyor. Yani önümüzde “bir sonraki proje” olgusu olduğu sürece halimizden memnunuz.


İstanbul’da daha önce konser vermiştiniz, nasıl bir deneyimdi sizin için? Bu seferki planlarınız neler? Salon’da gerçekleştireceğiniz performans hakkında neler söyleyebilirsiniz, ne beklemeliyiz?

İstanbul bizim için harika bir deneyimdi, gerçekten inanılmaz bir şehir. Önceki konserimiz “Kıtalararası Derbi” ile aynı akşamdı. O yüzden bütün şehirde bir kaos havası vardı, ne olduğunu hiç anlayamadık. Bundan dolayı konsere bir saat kadar geç başlamak zorunda kalmıştık. Ama sahneye çıktığımızda bizi bekleyen kalabalık hala çok heyecanlıydı.
O zamandan beri en iyi albümlerimiz olduğunu düşündüğümüz işler yaptık, planımız geri gelip İstanbul’daki kitlemizle bunu paylaşmak diyebilirim basitçe.

Muhtemel setlist’i içeren playlistimize de Spotify hesabımızdan ulaşabilirsiniz, keyifli dinlemeler.

TOP 10: KING GIZZARD & THE LIZARD WIZARD

2012’den bu yana 11 albüm yayınlayarak üretkenliğiyle göz dolduran, coğrafyamıza özgü ezgileri psychedelic rockla harmanlayarak büyük bir hayran kitlesi kazanan Avustralyalı grup King Gizzard & The Lizard Wizard 13-14-15 Mart’ta Salon’da! İşte satışa çıktığı gün tükenen biletleri ve üç gün üst üste vereceği konserlerle gündeme oturan çok sevdiğimiz o grubun çok sevdiğimiz 10 şarkısı:

   10.Time= $$$

Paper Mache Dream Balloon, grubun tarzından farklı olarak 12 akustik parçadan oluşuyor. Time= $$$ bu albümde en sevdiğimiz şarkılarından biri.

  9.Lonely Sheet Flyer

Quarter albümü onar dakikalık dört şarkıdan oluşuyor. Lonely Sheet Flyer ise bu albümün son ve bizce en keyifli şarkısı.

   8.Sense

Listemizin bu sıraları akustik parçalarla dolu! Gruba bu tarzı da yakıştırdık.

    7.Dirt

Yine Paper Mache Dream Balloon albümünden bir şarkı olan Dirt bizce bu albümün en iyi şarkısı olmayı hakkediyor. Kötü giden günü güzelleştirmek istediğimiz zamanlar için bir kenarda tutulası.

    6. Nuclear Fusion

Nuclear Fusion ise grubun geçtiğimiz Şubat’ta yayınladığı Flying Microtonal Banana albümünden. Adeta albümün güzelliği hakkında ipuçları veriyor.

      5.  Hot Water

Hot Water gergin şehir koşturmacası içinde biraz daha gerilmek istediğimiz zamanlar için biçilmiş kaftan. Bazen patlama noktasına gelmek iyi midir?

  1. The Book

Son albümün ikinci en sevdiğimiz şarkısı.

    3.  Work This Time

Work This Time 2014 yılından bir şarkı, bu üretkenlikte bir grup için eski kategorisine girebilir. Ve üzerinizde eskimeyecek etkiler bırakabilir.

     2.You Can Be Your Silhouette

İşte son albüm Sketches of Brunswick East’in en birinci şarkısı! Tüm albümler içinde hala daha güzeli var.

   1.Sleep Drifter

İşte en güzel albümün en güzel şarkısı! Belki de King Gizzard & Lizard Wizard’ın bizi bu kadar heyecanlandırmasının en büyük sebeplerinden biridir.

RÖPORTAJ: FLUNK

2000 yılında Anja Oyen Vister, Jo Bakke, Ulf Nygaard ve Erik Ruud dörtlüsü tarafından kurulan ve o zamandan beri 7 albüme ve neredeyse orijinali kadar popüler olmuş çok sayıda covera imza atan Flunk, geçtiğimiz senelerde sold out olan konserlerinin ardından bir kez daha Salon‘da sahne alıyor. Üstelik bu kez 29 Eylül‘de kendilerini yeni albümleri “Chemistry and Math”in yayımlanmasının hemen ardından izlemenin heyecanını yaşayacağız. Bu vesileyle grupta prodüktör rolünü üstlenen Ulf Nygaard’a aklımızdakileri sorduk, çok severek dinlediğimiz dörtlüyü biraz daha yakından tanımaya çalıştık. Buyurun:

Merhaba! Nasılsınız, günleriniz nasıl geçiyor?

Merhabalar. İyiyim! Hepimiz iyiyiz. Yeni albümün yayımlanışı için hazırlanıyoruz ve her şey yolunda gidiyor gibi görünüyor. Yeni şarkılarımız hakkında olumlu dönüşler aldık. Istanbul konserimiz için de provalara başladık. Istanbul’u çok seviyoruz, oradaki dinleyici kitlemiz gerçekten en iyisi! Konserlerde sanki bir aile buluşmasındaymışız gibi hissediyoruz.

Geçtiğimiz yıl çıkış albümünüz 15 yaşına girdi. Nasıl hissediyorsunuz, projenizin bu kadar büyümesini bekler miydiniz o zamanlar?

Hiçbir beklentimiz yoktu aslında. Bu kadar çok albüm yapmayı, ilk albümüzden 15 yıl sonra Istanbul’da sahne almayı hayal bile edemezdik. Bana hala tuhaf gelen bir şekilde grup olarak sanki aynı ailedenmişiz gibi hissediyoruz, birlikte çok şey yaşadık ve artık neredeyse gereğinden fazla tanıyoruz birbirimizi. 🙂

“Petrified”ı dinledik ve albümün geri kalanı için çok heyecanlıyız. Eminiz bu albüm de diğer albümleriniz kadar başarılı olacak fakat sizce bu albüm hangi açıdan diğerlerinden farklı oldu? Albümün yaratılış aşaması nasıl geçti?

Önceki işlerimizden çok farklı olduğunu düşünmüyorum, umarım bu durum albümü beklendik ya da sıkıcı yapmaz. Bence “Personal Stereo”dan beri yaptığımız en iyi albüm; sound’u tam da istediğimiz gibi oldu, yaylılara biraz daha odaklanmamız gerektiğini düşündük ve bu albüme hoş bir hava kattı. Yapım süreci oldukça uzundu, ben daha çok “producer” rolündeyim, diğerleri ise kayıtlarını upload ediyorlar. Stüdyo’ya girme aşamasını atladık, her şeyi ayrı ayrı yaptık, bu yöntem bizim için iyi işliyor. Flunk bir kolektif olarak müzik yapıyor, hepimiz bir şeyler katıyoruz ve kimse birbirinin katkısına karışmıyor.

Bir röportajınızda turne sırasında gittiğiniz ülkelerin çoğunda Norveç’te olduğunuzdan daha ünlü olduğunuzu söylemişsiniz, niçin böyle olduğunu düşünüyorsunuz peki?

Tam sebebini bilmek zor. Sanırım Norveç’te müzik basınının işleyiş biçiminden ötürü, insanlar yeni isimlerin peşinde. Biz de çok umursamıyoruz açıkçası. Dünyanın her bir yanından daha sadık dinleyicilere sahip olmak çok daha eğlenceli. Istanbul’a gelebiliyorsak ve burada şarkılarımızı çaldığımızda dinleyicilerimiz baştan sona eşlik edebiliyorsa bu çok daha tatmin edici bizce.

Zaman zaman Facebook sayfanız üzerinden playlistler paylaşıyorsunuz. Bunlardan hangisinin daha sıklıkla dinliyorsunuz şu sıralar, ya da bizimle paylaşabileceğiniz yeni bir liste var mı?

Ben Spotify’daki “Stuff we like” playlistimizi çok dinliyorum. İnsanlara sevdiğimiz şeylerden bahsetmek yaptığımız işin bir parçası aslında, bunu daha çok yapmamız gerektiğini de hatırlattı bunu söylemek aslında. Çoğu şarkımız sevdiğimiz şarkılardan, kelimlerden, cümlelerden esinlenerek ortaya çıkıyor. Bu bahsettiğim playlist’te de esinlendiğimiz birçok şarkıyı bulmanız mümkün.

İstanbul’a pek çok kez geldiniz ve burada büyük bir kitleniz var. En çok hangi dinleyici tipini seviyorsunuz bilmek isteriz. 🙂 Konseriniz için nasıl hazırlanalım, bizi neler bekliyor?

Başta da dediğim gibi İstanbul kitlemiz en iyisi! 🙂 Oradaki bütün konserlerimiz gerçekten büyük keyif veriyor bize. Çok sıcak ve rahat bir atmosferi var, sanki sevgilimiz için çalıyormuşuz gibi hissediyoruz. Umarım dinleyicilerimize de aynı hisleri aktarabiliyoruzdur. Bu sefer müzik daha hareketli olacak, çok daha fazla ses ve gürültü duyacaksınız. Nedendir bilmem böyle bir yola girdi müziğimiz provalar sırasında. Yani birazcık şaşırmaya hazır olun! 🙂

Teşekkürler!

FREE FRIDAY (OZDELİCE)

  • Geçen senelerde ülkenin durumuyla paralel olarak “etkinlik yok” diye ağlarken bu sene adeta silkelenmiş line-up’larla bütçemizi tartıyoruz. Ciddi olarak ajandamı en son bu kadar doldurduğumda sanırım üniversitenin son sınıfındaydım. Taksim/Beyoğlu anılarım da oradan kalma. Sonrası iş hayatı vs. derken de koptuğum etkinliklerle bu sene yeniden kucaklaşacağım için çok heyecanlıyım. Ayrıca Salon, Garaj, Babylon ve Zorlu PSM arasındaki bu trafiğin tatlı bir telaşa dönüşmesini de 8 senesini “blogculuğa” vermiş biri olarak kalp gözlerle izledim. Beklenen tablo sonunda piyasada. Tıklım tıklım etkinlikleriniz olsun!

 

 

  • KALT’ı muhtemelen duydunuz. Bizim Show’un yeri bende çok ayrı. Daha hiç gülmeden izlediğim 1 Bizim Show olmadı. Tüm Ozan Akyol’ları ayrı ayrı seviyorum. Ayrıca sayelerinde tanıdığım müzik grupları da işin en güzel artısı (Evet, Beyaz Hayvanlar’ı bu sayede öğrendim)! Asla tanıtmadan bolca överek tüm duygularımı ifade ettiğimi düşünüyorum. Teşekkürler.

 

  • 15. İstanbul Bienali bu hafta sonu (16 Eylül) başlıyor. 12 Kasım’a kadar vaktimiz var. Bienalin bu seneki teması “iyi bir komşu”. 32 ülkeden 56 sanatçının katıldığı ve küratörlüğünü Elmgreen ve Dragset’in yaptığı bienal bu sene hangi küfürleri yiyecek çok merak ediyorum. Zira geçen senelerde feed’ime düşen anlamlı/anlamsız bir çok yorumdan sonra geçen seneki bienale gitmeye vakit ayıramamıştım (!).
  • Geçenlerde içimden geçenleri bir facebook post’u altında belirttim. Daha fazla agresif davranmak istemiyorum. 2011’den bu yana bilinen Türkçe rap’teki gelişimin Ezhel ile farkındalık oluşturması muazzam bir şans deyip yine Ezhel paylaşıyorum. Yakın zamanda Ağaçkakan’da yeni albüm yayınlayacak ve hatta albümden bir şarkıyı videoladı. Da Poet de Beat Tape 2 Outtakes ile geliyor. Hepimize hayırlı, uğurlu olsun.

EYLÜL TAKVİMİ: TATİL BİTTİ

Tatil bitti ve uzunca bir süre ara vermemek üzere iş başı yapacağımız o karanlık gün geldi. Neyse ki hüznümüzü bir nebze hafifletecek konserler var takvimimizde. Eylül ayı için seçtiğimiz etkinlikler ajandalara notlar alınsın ve bitmek bilmeyen mesai saatleri bir sonraki konserin hayaliyle biraz olsun hızlı aksın diye hemen burada. İyi eğlenceler!

6 Eylül

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Sanat Performance Açıkhava Sahnesi // Deniz Tekin

8 Eylül

Garaj // Jens Lekman
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Zorlu PSM // MONO

9 Eylül

Garaj // Jens Lekman
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Beirut Performance // Mirkelam
Kilyos // Babylon Soundgarden

10 Eylül

Jolly Joker // Levent Yüksel
Beykoz Kundura // Gezgin Salon: Kiasmos, Pantha du Prince, Pional…

11 Eylül

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Zorlu PSM // 6. Uluslararası Klarnet Festivali – New York Gypsy All Stars ft. Brenna MacCrimmon & Ara Dinkjian

12 Eylül

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan

13 Eylül

IF Performance Hall Beşiktaş // Baba Zula

14 Eylül

IF Performance Hall Beşiktaş // Deniz Tekin
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Zorlu PSM // 6. Uluslararası Klarnet Festivali – Souad Massi ft. Serkan Çağrı

15 Eylül

Zorlu PSM // The Magician
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Garaj // Azealia Banks

16 Eylül

Sanat Performance Açıkhava Sahnesi // Birsen Tezer
Garaj // The Field (Live) + Coma (Live)

19 Eylül

UNIQ Açıkhava Sahnesi // Ceylan Ertem
BÜMED // -33: Adamlar, Sattas, Hey! Douglas

20 Eylül

Sanat Performance Açıkhava Sahnesi // Sena Şener

21 Eylül

Babylon // Nouvelle Vague

22 Eylül

Garaj // Steve Mason (Akustik)
Babylon // Nouvelle Vague
Salon İKSV // Roosevelt

23 Eylül

Garaj // Agar Agar + Samaris
Babylon // A-WA
Zorlu PSM // Coyu
Zorlu PSM // Tom Odell

26 Eylül

Babylon // A-WA
Babylon // Midnight Sessions: Eli&Fur
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Yalın

27 Eylül

Salon İKSV // Zoe Keating
Babylon // Ceylan Ertem
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // MFÖ
Zorlu PSM // Michael Kiwanuka

28 Eylül

Dorock XL // Ezhel
Babylon // Deniz Tekin

29 Eylül

Salon İKSV // Flunk
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Göksel
Zorlu PSM // Lokalize: Ceza

30 Eylül

Garaj // Dave DK + Dauwd
Salon İKSV // Minor Empire
Mask // Sattas
IF Performance Hall Beşiktaş // Vega
KadıköySahne // Kalben
Zorlu PSM // Lokalize: Hey! Douglas

GEZGİN SALON’A YEPYENİ İSİMLER EKLENDİ!

Salon’un Temmuz’un başında haberdar olduğumuz, sezon arası konser yokluğunda yüreğimize su serpen projesi Gezgin Salon‘a yeni isimler eklendiği duyuruldu. Kiasmos’u bu yeni proje dahilinde Beykoz Kundura’da izlemek bile yeterince heyecan vericiyken listeye eklenen Berlin çıkışlı en sevdiğimiz, özellikle Salon sahnesine de çok yakışırdı diye düşündüğümüz isimlerden olan Pantha Du Prince ve bu sene Mercury Prize’a aday olan the xx, Sampha gibi isimlerin de mensubu olduğu Young Turks’le çalışan Pional‘ın yanı sıra; yerli sahneden Mind Shifter, Men with A Plan, Büber gibi isimlerle sabırsızlığımız katlandı. 10 Eylül’ü merakla beklemeye devam ediyoruz.

TEMMUZ TAKVİMİ: AÇIKHAVA

Haziranın boğucu havasını, durağanlığını ve klima altında hayata tutunma çabalarımızı geride bırakıp koşarak açıkhavaya çıkıyor ve festivallerle dolu Temmuz ayına giriyoruz. İyi eğlenceler!

1 Temmuz

Babylon Bomonti // Radyo Eksen Partisi
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
kargART // Byzantion Show Series #31: Ragana (US) / SBSM (US) / Tampon (TR) & AudIOcity Copy
bomontiada avlu // Ülkü Aybala Sunat

2 Temmuz

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Peyote Cennet Bahçesi // SO Duo / Volkan İncüvez
Kafes // Kafes: Monolink (live)

4 Temmuz

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Avusturya Kültür Ofisi // İstanbul Caz Festivali Açılış Konseri: Fatih Erkoç / DELADAP

5 Temmuz

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Peyote Cennet Bahçesi // Sarp Maden 4tet
arkaoda // Ülfet Eker
Fransız Sarayı Bahçesi // “Terramondo” Jacky Terrasson & Stephane Belmondo / Can Çankaya & Kağan Yıldız
Salon İKSV // Korhan Futaci ve Kara Orkestra // Rain Lab İdil Meşe & Da Poet
bomontiada avlu // Açık Havada Başka Sinema: Captain Fantastic

7 Temmuz

KüçükÇiftlik Park // Smash the House – Dimitri Vegas & Like Mike
Sanat Performance Açıkhava Sahnesi // Mirkelam
Arkaoda // Shangri La – Işıl Kılkış
Kafes // Isolate: Mano Le Tough, Baikal, The Drifter
Mentha // Armen Miran (LA)
kargART // Tantana Label Night (The Ringo Jets)
Beykoz Kundura // JUNUN featuring Shye Ben Tzur and the Rajasthan Express – Miles Mosley

8 Temmuz

Salon İKSV // “Caz Matine” Yürüyen Merdiven Feat. Tolga Bilgin & Kristian Lind / Geeva
Peyote Cennet Bahçesi // Büyük Ev Ablukada – Fırtınayt
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Arkaoda // DJ Hırs – DJ Turbo
Kafes // Kafes: D-Nox & SwitchBox
bomontiada avlu // Ediz Hafızoğlu ‘Nazdrave’
Babylon Bomonti // Nusaibin – Midnight Sessions
Zorlu PSM Ana Tiyatro // Flamenko yıldızlarıyla Paco de Lucia Anısına: Carles Benavent, Jorge Pardo, Levent Yüksel

9 Temmuz

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
kargART // Yüzyüzeyken Konuşuruz (canlıkarga Sezon Kapanış Konseri)
Kafes // Katermukke Showcase: Dirty Doering, Marcus Meinhardt, Miyagi
Peyote Cennet Bahçesi // Cennet Sundate: The Micronaut

10 Temmuz

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Sultan Park – Swissotel the Bosphorus // Christian McBride’s New Jawn / Kandace Springs

11 Temmuz

Zorlu PSM Ana Tiyatro // Joshua Redman, Christian Mcbride, Kandace Springs ve TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası

12 Temmuz

Arkaoda // Status: Dansta – Betül Çevik
UNIQ Açıkhava Sahnesi // “Havana Gecesi” Roberto Fonseca Abuc / Dayme Arocena
bomontiada avlu // Açık Havada Başka Sinema: My Life as a Zucchini

13 Temmuz

Zorlu PSM Drama Sahnesi // Mehmet Ali Sanlıkol & Whatsnext? Featuring Tiger Okoshi
Zorlu PSM Drama Sahnesi // Nik Bärtsch’s Ronin
Mentha // Hey! Douglas

14 Temmuz

Zorlu PSM – Drama Sahnesi // Antonio Sanchez & Migration
Zorlu PSM – Drama Sahnesi // Kerem Görsev Quartet
Arkaoda // Ögem Yılmaz
Kafes // Kafes: Adana Twins
Babylon Bomonti // Oldies But Goldies – Midnight Sessions

15 Temmuz

KadıköySahne // Deniz Tekin
Arkaoda // Natural Energy – Barış Açıkgöz & Ozan Maral
bomontiada avlu // Deniz Taşar

17 Temmuz

The Grand Tarabya Panorama Terrace // Fatoumata Diawara & Hindi Zahra

18 Temmuz

The Marmara Esma Sultan Yalısı // Dee Dee Bridgewater “Memphis”
Arkaoda // Velvet Underground ve Nico Saygı Gecesi – Zoltan Robotny
Salon İKSV // Donny Mccaslin “Beyond Now”

19 Temmuz

Beykoz Kundura // Bokanté / Bill Laurance
bomontiada avlu // Açık Havada Başka Sinema: The Beatles – Eight Days a Week

20 Temmuz

Sakıp Sabancı Müzesi // Isfar Sarabskı Ve Konuk Sanatçı İzzet Kızıl // Basel Rajoub’s Sorıana Featurıng Sırojıddın Juraev

21 Temmuz

Arkaoda // Twins Behind the Decks – Umut & Murat Kahya
Suma Beach // Big Burn İstanbul

22 Temmuz

Suma Beach // Big Burn İstanbul
Arkaoda // Haring (live) (BE) & Doğukan Ires (DJ Set)
IF Performance Hall Beşiktaş // Deniz Tekin
bomontiada avlu // The Away Days

23 Temmuz

Suma Beach // Big Burn İstanbul

24 Temmuz

ENKA Eşref Denizhan Açıkhava Tiyatrosu // Fazıl Say Resitali

26 Temmuz

Blumen Radio Night #1 // DJ Femalemacho (Heike Suerman) (DE) – Güneş Alpman – LBS

28 Temmuz

Arkaoda // Hünkar
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Goran Bregovic

29 Temmuz

Suma Beach // %100 Music: Electronica Festival İstanbul 2017
Arkaoda // Kati̇ Suretle Vi̇ni̇l – Da Frogg – Ras Memo – Selekta Firuzaga
UNIQ Açıkhava Sahnesi // Rock Off 2017

RÖPORTAJ: THE RADIO DEPT.

İsveçli grup The Radio Dept. geçtiğimiz yıl yayınladıkları dördüncü uzunçalar Running Out of Love kapsamında 28 Nisan akşamı Salon IKSV sahnesini şenlendirmeye geliyor. Son albümün geçen senenin en iyi işlerinden biri olmasının yanı sıra The Radio Dept. canlı performansını kaçırmak istemeyeceğiniz bir grup.

(daha&helliip;)

MART TAKVİMİ: TEKRAR SOKAĞA!

Kış, soğuk, parasızlık, gündem, korku derken sanki evlere biraz fazla kapandık. Ve açıkçası bundan inanılmaz sıkıldık.

Güneş yavaştan kendini göstermiş, gözlerimiz daha ince kıyafetlere kaymaya başlamışken bizce artık silkelenme ve tekrar sokağa çıkma vakti geldi. Bu ay bütün bahaneleri bir kenara, kendimizi de müziğe bırakıyoruz. (daha&helliip;)

RÖPORTAJ: SEAFRET

İngiltere’nin küçük bir kasabası Bridlington’da tanıştıktan sonra Londra’ya taşınıp şarkı yazmaya başlayan ikili, Seafret‘in yarısı Harry Draper‘a; kliplerinin sırrını, Ocean klibinde oynayan Maisie Williams’ı ve İstanbul konserini sorduğumuz kısa bir röportaj gerçekleştirdik. Salon İKSV’de gerçekleşecek konserleri öncesinde okumadan geçmeyin.

Öncelikle nasılsınız? Yeni yıl dilekleriniz ne durumda?

İyiyim. Yeni yıla ulaşabildiğimiz kadar insana şarkılarımızı çalabilmek için çıkabildiğimiz kadar tura çıkma amacıyla başladık. Dürüst olursam da tam olarak bu dileği gerçekleştirmek istemem. Hep ulaşabildiğimiz daha fazla insan olsun isterim.

Farklı bir tanışma hikayeniz var. Bizim için tekrar anlatır mısın?

Jack ile bir açık mikrofon gecesinde tanıştık. Jack ilk defa seyirci karşısında çalıyordu ve ben de oraya babamın country grubunda banjo çalmak için gitmiştim. Jack’in şarkı söylemesini duyunca büyülendim ve direkt onun yanına gittim. Kesinlikle beraber takılmamız gerektiğini söyledim. İkimiz de bu şekle dönüşeceğini tahmin etmiyorduk.

Klipleriniz çok etkileyici ve onları tekrar tekrar izlemeyi çok seviyoruz. Bunu nasıl başarıyorsunuz? Sırrınız nedir?

Her zaman aşikar olanı yapmamaya çalışıyoruz. Her ne kadar şarkılarımızın çoğu aşk ve kayıplarla ilgili olsa da normal ilişkiler üzerinden düşünmemeye çalışıyoruz. Kalıpların dışında bir şeyler düşünmeye çalışıyoruz. Bizim için de eğlenceli bir durum.

Ocean’ın klibinde Game Of Thrones’un Arya’sı Maisie Williams’ı gördük. Peki bu nasıl gerçekleşti?

Klibin senaryosu üzerinde yönetmen Johnathon Entwistle ile beraber çalışıyorduk. Ortaya çıkan şeyden mutlu olunca yönetmenimiz bir kaç oyuncuya senaryoyu attı. Maisie Williams’ın kabul edeceğini öngörmüyorduk açıkçası ama kabul etti. 2 hafta sonra Doğu Londra’da bir sette klibi çekiyorduk. Çılgın bir andı.

Geçtiğimiz yıl ilk albümünüz Tell Me It’s Real’ı yayınladınız. Bu süreç sizin açınızdan nasıl geçti?

Üzerinde 2 yıldan fazla bir süre harcadığımız bir kayıt süreci oldu. Şarkıları yazmaktan başlayıp son rötuşlarını yapana kadar hep ağırdan aldık. Şarkılarımızı bütün dünyaya dinletmeden önce bize doğru hissettirmesi için üzerinde çok zaman harcadık. Albüm bitti dediğimiz an bizim için ürkütücü bir andı.

Tura çıktığınız zaman hangi şehri daha çok özlüyorsunuz? Londra mı Bridlington mu?

Benim için Bridlington. Tura çıkmak çok yorucu ve turun sonundan her zaman kırsal bir yere dönmek dinlenmek açısından daha iyi.

İstanbul’daki ilk konseriniz olacak. Peki daha önce İstanbul’da bulundunuz mu? Beklentileriniz ne?

Hayır, İstanbul’a da ilk defa geliyoruz. Şehriniz resimlerden güzel gözüküyor ve kesinlikle keşfetmek için zaman ayıracağız.

Konserinize gelecek insanlara ne tavsiye edersiniz? O gece neler göreceğiz ve duyacağız?

Her çıktığımız konserde eğlenebildiğimiz kadar eğlenmeye çabalıyoruz. Tell Me It’s Real albümünden şarkılar çalacağımız gibi birkaç yeni parça da çalacağız. Bir de konser sonrası gelen herkesle tanışmaya can atıyoruz.

 

RÖPORTAJ: KAT FRANKIE

Avusturalya kökenli bir müzisyen olan Kat Frankie, 2004’te Sydney‘den Berlin‘e taşınmış ve 6 yaşından beri kendisine en çok mutluluk veren şey olan kendi müziğini yapmaya burada devam ediyor. İlk albümü Pocket Knife‘ın ardından iki yıl arayla The Dance of A Stranger Heart ve Please Don’t Give Me What I Want albümlerini yayınlayan ve kendisini yakından takip etmemiz gerektiğine bizi ikna eden Kat Frankie, sahnedeki duruşuyla da özellikle etkileyici bulunan müzisyenlerden. Kendiniz de bunu canlı olarak deneyimlemek isterseniz, 24 ve 25 Şubat akşamları Salon performansını kaçırmayın. Öncesinde bu yaz ne yapmış, yeni albümü ne zaman çıkacakmış, solo kariyeri dışında neler yapıyormuş gibi merak edebileceğiniz her şey için ise sizi röportajımıza alalım. Buyurun:

Müzik kariyerine nasıl başladın? Ne zaman bunun gerçekten hayatın boyunca yapmak istediğin şey olduğuna karar verdin?

Bütün hayatım boyunca şarkı yazdım ve söyledim, ama buna gerçek bir “kariyer” olarak başlayışım 2004’te Berlin’e taşınmama dayanıyor. Bir sürü harika müzisyen ve şarkı yazarıyla tanıştım, herkes çok destekleyiciydi, ilk kez o sıralar belki de bu işi tam zamanlı yapmaya başlamalıyım diye düşündüm.

Avusturalyalısın ama 10 yılı aşkın bir süredir Almanya’da yaşıyorsun. Seni taşınmaya teşvik eden ne oldu? Yaşadığın şehir ise bütün dünyaca zengin müzik sahnesiyle tanınan Berlin, bu kültür senin müziğini nasıl etkiliyor?

Başta Berlin’de kalmayı planlamamıştım ama bu kadar çok sanatçı ve müzisyenle aynı şehirde yaşamak gerçekten çok ilham verici. Burada sürekli üreten ve yeni fikirler sunan bir camia var ve onlarla birlikteyken benim de içimden aynı şeyi yapmak geliyor.

“Protected”ı Stockholm’e kadar götürememiş olsanız da Keøma’nın albümü büyük bir başarıydı. Bize bu albümü yaratış sürecinden biraz bahseder misin? Eurovision öncesi deneyiminiz nasıldı?

Keøma’nın albümü Chris Klopfer’la eğlencesine yaptığımız bir şeydi aslında. Bir yıl boyunca birbirimize dosyalar yolladık ve sonra benim evimdeki stüdyomda kaydettik parçaları. Bu kadarını biz de beklememiştik, Almanya’nın Eurovision parçası için ön elemelere seçilmeyi ise hiç beklemezdik açıkçası. Yine de çok eğlenceli bir tecrübeydi!

2016’nın başında, Get Well Soon ile birlikte bir soundtrack albümü yayınladınız. Bu fikir nasıl hayata geçti? Yeni soundtrack planların var mı?

Olli Schulz’un grubunda gitar çalıyorum. Kendisi çok komik ve eğlenceli biri. Yeni bir televizyon projesine başlıyordu ve yeni müziklere ihtiyaçları vardı. Get Well Soon çoktan ana jeneriği yazmıştı, benim işim de arkaplanda çalacak müzikleri yapmaktı. Sonuç olarak Get Well Soon benim parçalarıma yeni enstrümanlar ekledi, ben de onunkilere vokal ekledim.

Geçtiğimiz yaz sadece erkek sanatçılardan oluşan bir line-up’a sahip bir festivalde sahne almayı reddettin. İnsanların tepkileri nasıldı, beklediğin gibi miydi? Sana destek olunmasını beklemiş miydin?

Sadece daha net olsun diye söylüyorum: Festivale sunucu olarak davet edilmiştim, ben de line-up’ta yer almıyordum yani. Bu demek oluyor ki sadece grupları tanıtacak ve sahneye davet edecektim – müzik yapmayacaktım.  Festival %100 erkek gruplarla anlaşmıştı bu iş için ve onları sunmak için de bir kadını. Bunun hakkında Facebook’ta yazdığımda gerçekten olumlu yaklaşmaya çalıştım. Kimseyi suçlamamaya çalıştım ama insanlar da festivallerde neler oluyor görsün istedim. Gördüğüm tepki beklediğimden çok daha iyiydi; bir sürü grup bunun hakkında konuşuyordu ve oldukça destekleyiciydiler. İnsanlar kadın müzisyenleri de line-uplarına dahil etmek istediklerini ama bulmakta zorlandıklarını belirttiler sıkça. Gerçekten bir sürü harika erkek müzisyen var şüphesiz, ama ben daha fazla kadını enstrüman çalarken ve müzik yaparken görmek istiyorum, böylece herkes için daha fazla müzik olacak günün sonunda.

Gelecek planların neler, yeni albümünü ne zaman dinleyeceğiz?

İstanbul dönüşü, grubumla Almanya içi bir turda olacağım. Bu bittiğinde ise Berlin’e dönecek ve albümümü tamamlayacağım. Sene sonuna hazır olur diye umuyorum.

İstanbul’a gelmiş miydin daha önce? Bu ziyaretin için planların nedir? Konserde neler dinleyeceğiz, nasıl hazırlanmamızı istersin?

İstanbul’u ziyaret etme fırsatım hiç olmamıştı. Konser bir sürü şeyin karışımı olacak. Tabii ki loop station’ımla birlikte geliyorum, kocaman bir şarkı karışımıyla çıkacağım karşınıza. Biraz eğlence ve biraz da dram olacak.

RÖPORTAJ: THE DEARS

Bu yıl Times Infinity Volume Two isimli yeni albümlerini yayınlayacak olan 20 yıllık indie rock efsanesi The Dears, yaklaşık 1 yıl aradan sonra tekrar İstanbul’da. Bu Cumartesi, yani 11 Şubat’ta, Salon İKSV‘de izleyeceğimiz The Dears ile konser öncesi ufak bir röportaj gerçekleştirdik. Sorular bizden, cevaplar ikilinin bir yarısı Natalia Yanchak’tan.

(daha&helliip;)