salon

BİR KÜLTÜR SANAT KART HAYALİ

İKSV Kültür Sanat Kart alabilecek koşulları fazladan bir diploma ile kaçırsak da hayallerimizden mezun olmadık ya. 1000 üniversite öğrencisine verilen yıl sonuna kadar İKSV’nin bütün etkinliklerinde geçerli olacak 250 TL değerinde bir kartı kim istemez ki? Eğer böyle bir kart bize çıksa nasıl kullanırdık diye düşündük. Ortaya kart sahiplerine rehber olabilecek bir yazı çıktı.

Öncelikle kullanacağım limite değsin ve biraz daha klasik müzik dinlemek istiyorum diyenler İstanbul Müzik Festivali‘nin 29 Mayıs akşamı gerçekleşecek açılış konserine ve 5 Haziran’da Zorlu PSM Drama Sahnesi’nde gerçekleşecek La Stravaganza‘ya göz atabilir. Toplamda 80 TL’lik bakiye kullanımıyla çok güzel iki gece geçirebilirsiniz.

36. İstanbul Film Festivali‘nde 5 – 15 Nisan tarihleri arasındaki bütün hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seanslarına 1 liradan izleme şansına sahip olacak öğrenciler olarak toplamda 24 liraya 8 günlük film maratonu yapabilirsiniz. Yaklaşık 1 seans fiyatına 24 festival filmi izlemek öğrenciliğinizin güzel anılarından biri olabilir.

24. İstanbul Caz Festivali‘nde ise flemenko’ya ilgi duyuyorsanız tüm bakiyenizi bile yatırmayı isteyeceğiniz bir konser sizi bekliyor. Üstelik bakiyenizinden sadece 50 TL eksiliyor. Flemenko gitar virtüözü Paco De Lucia anısına gerçekleşecek Beyond The Memory, 8 Temmuz’da Zorlu PSM’de sahnede olacak. Radiohead’in gitaristi Jonny Greenwood ve grubun görünmeyen elemanı Nigel Godrich’in katkılarıyla hayata geçen Shyle Ben Tzur ve The Rajastan Express’in projesi Junun, Uzakdoğu müziği ile elektronik müziğinin birbiri içine geçeceği bir gece vaat ediyor. İlgilisinden de bakiyesinden 50 TL’sini istiyor. Bir gece de yüksek dozda Türkiye bağımsız sahnesine maruz kalmak isteyenler için de adres belli; Gece Gezmesi. 6 Temmuz’da Kadıköy’de farklı mekanlarda gerçekleşecek gün, Ceylan Ertem, Gevende, Son Feci Bisiklet, Jakuzi, Kolektif İstanbul, Cenk Erdoğan & Mehmet İkiz “Lahza”, No Land gibi isimlerle güzel bir özet olacak. Bu gece de bakiyenizden 60 TL’ye göz dikiyor.

Gelelim çok bir sevdiğimiz, küçük ve samimi konser salonu, Salon İKSV’ye. Bu 28 Nisan’da kartınızda bir The Radio Dept. yeri açmanızı kesinlikle öneriyoruz. Hele ki ilk defa Salon İKSV’ye gidecekseniz ideal bir başlangıç. Bakiyenizden kullandığınız 56 TL’yi tam anlamıyla karşılayacak bir deneyim olacaktır.

Forest Swords ise elektronik müzik sevenler için Salon İKSV atmosferini anlamanızı sağlayan önemli bir konser olacaktır. 35 TL yer kaplamasıyla da kartınıza çok bir yük bindirmez.

Salon İKSV’nin tadı damağında kalanlar için sonbahar sezonuna yer ayırmalarını da şiddetle tavsiye ediyoruz. Son olarak da bizden tavsiye biletlerinizi İKSV ana gişesinden alarak da daha verimli kullanabilirsiniz.

Biz Kültür Sanat Kart’a sahip olamayanlar olarak da avuntuyu Lale Kart’lar da bulduk. Salon İKSV’yi ikinci evi yapanlar için Mavi Lale Kart sahibi olmak cüzdan hafifletiyor. 50 TL karşılığında sahip olduğumuz kart bütün Salon İKSV konserlerinde %10 indirim sağlıyor, bir nevi 10 konsere gidene bir konser hediye ediyor. Önümüzdeki yıllar için de daha güzel avantajları olan ama daha pahalı olan diğer renk Lale Kart’lara da göz koyduk. Siyah kuşak, pardon siyah renge sahip olmaya geliyoruz.

RÖPORTAJ: KAT FRANKIE

Avusturalya kökenli bir müzisyen olan Kat Frankie, 2004’te Sydney‘den Berlin‘e taşınmış ve 6 yaşından beri kendisine en çok mutluluk veren şey olan kendi müziğini yapmaya burada devam ediyor. İlk albümü Pocket Knife‘ın ardından iki yıl arayla The Dance of A Stranger Heart ve Please Don’t Give Me What I Want albümlerini yayınlayan ve kendisini yakından takip etmemiz gerektiğine bizi ikna eden Kat Frankie, sahnedeki duruşuyla da özellikle etkileyici bulunan müzisyenlerden. Kendiniz de bunu canlı olarak deneyimlemek isterseniz, 24 ve 25 Şubat akşamları Salon performansını kaçırmayın. Öncesinde bu yaz ne yapmış, yeni albümü ne zaman çıkacakmış, solo kariyeri dışında neler yapıyormuş gibi merak edebileceğiniz her şey için ise sizi röportajımıza alalım. Buyurun:

Müzik kariyerine nasıl başladın? Ne zaman bunun gerçekten hayatın boyunca yapmak istediğin şey olduğuna karar verdin?

Bütün hayatım boyunca şarkı yazdım ve söyledim, ama buna gerçek bir “kariyer” olarak başlayışım 2004’te Berlin’e taşınmama dayanıyor. Bir sürü harika müzisyen ve şarkı yazarıyla tanıştım, herkes çok destekleyiciydi, ilk kez o sıralar belki de bu işi tam zamanlı yapmaya başlamalıyım diye düşündüm.

Avusturalyalısın ama 10 yılı aşkın bir süredir Almanya’da yaşıyorsun. Seni taşınmaya teşvik eden ne oldu? Yaşadığın şehir ise bütün dünyaca zengin müzik sahnesiyle tanınan Berlin, bu kültür senin müziğini nasıl etkiliyor?

Başta Berlin’de kalmayı planlamamıştım ama bu kadar çok sanatçı ve müzisyenle aynı şehirde yaşamak gerçekten çok ilham verici. Burada sürekli üreten ve yeni fikirler sunan bir camia var ve onlarla birlikteyken benim de içimden aynı şeyi yapmak geliyor.

“Protected”ı Stockholm’e kadar götürememiş olsanız da Keøma’nın albümü büyük bir başarıydı. Bize bu albümü yaratış sürecinden biraz bahseder misin? Eurovision öncesi deneyiminiz nasıldı?

Keøma’nın albümü Chris Klopfer’la eğlencesine yaptığımız bir şeydi aslında. Bir yıl boyunca birbirimize dosyalar yolladık ve sonra benim evimdeki stüdyomda kaydettik parçaları. Bu kadarını biz de beklememiştik, Almanya’nın Eurovision parçası için ön elemelere seçilmeyi ise hiç beklemezdik açıkçası. Yine de çok eğlenceli bir tecrübeydi!

2016’nın başında, Get Well Soon ile birlikte bir soundtrack albümü yayınladınız. Bu fikir nasıl hayata geçti? Yeni soundtrack planların var mı?

Olli Schulz’un grubunda gitar çalıyorum. Kendisi çok komik ve eğlenceli biri. Yeni bir televizyon projesine başlıyordu ve yeni müziklere ihtiyaçları vardı. Get Well Soon çoktan ana jeneriği yazmıştı, benim işim de arkaplanda çalacak müzikleri yapmaktı. Sonuç olarak Get Well Soon benim parçalarıma yeni enstrümanlar ekledi, ben de onunkilere vokal ekledim.

Geçtiğimiz yaz sadece erkek sanatçılardan oluşan bir line-up’a sahip bir festivalde sahne almayı reddettin. İnsanların tepkileri nasıldı, beklediğin gibi miydi? Sana destek olunmasını beklemiş miydin?

Sadece daha net olsun diye söylüyorum: Festivale sunucu olarak davet edilmiştim, ben de line-up’ta yer almıyordum yani. Bu demek oluyor ki sadece grupları tanıtacak ve sahneye davet edecektim – müzik yapmayacaktım.  Festival %100 erkek gruplarla anlaşmıştı bu iş için ve onları sunmak için de bir kadını. Bunun hakkında Facebook’ta yazdığımda gerçekten olumlu yaklaşmaya çalıştım. Kimseyi suçlamamaya çalıştım ama insanlar da festivallerde neler oluyor görsün istedim. Gördüğüm tepki beklediğimden çok daha iyiydi; bir sürü grup bunun hakkında konuşuyordu ve oldukça destekleyiciydiler. İnsanlar kadın müzisyenleri de line-uplarına dahil etmek istediklerini ama bulmakta zorlandıklarını belirttiler sıkça. Gerçekten bir sürü harika erkek müzisyen var şüphesiz, ama ben daha fazla kadını enstrüman çalarken ve müzik yaparken görmek istiyorum, böylece herkes için daha fazla müzik olacak günün sonunda.

Gelecek planların neler, yeni albümünü ne zaman dinleyeceğiz?

İstanbul dönüşü, grubumla Almanya içi bir turda olacağım. Bu bittiğinde ise Berlin’e dönecek ve albümümü tamamlayacağım. Sene sonuna hazır olur diye umuyorum.

İstanbul’a gelmiş miydin daha önce? Bu ziyaretin için planların nedir? Konserde neler dinleyeceğiz, nasıl hazırlanmamızı istersin?

İstanbul’u ziyaret etme fırsatım hiç olmamıştı. Konser bir sürü şeyin karışımı olacak. Tabii ki loop station’ımla birlikte geliyorum, kocaman bir şarkı karışımıyla çıkacağım karşınıza. Biraz eğlence ve biraz da dram olacak.

ORADAYIZ: THE WANTON BISHOPS

The Wanton Bishops bu akşam Salon IKSV’de sahnede olacak. Beyrut’un göz bebeğini ikinci kez İstanbul’da canlı dinleyeceğiz, evimiz Salon’da bu gösteriye tanık olmak da gecenin ekstra pointi.

The Wanton Bishops Salon’un instagram hesabını ele geçirmiş. Grubu köşede kıstırmak isteyenlere gün boyu takip edebilecekleri bir veriyi de buraya bırakalım; gerisi size kalmış:

 

 

RÖPORTAJ: MODDI

İki sene önce izlediğimiz, performansıyla ve tatlığıyla bizi büyüleyen Norveç’in sakin sesi Moddi, 18 ve 19 Ocak akşamı yine Salon’da sahne alacak. Kendisini son görüşümüzden beri yeni albümü Unsongs üzerinde çalışıyormuş, biz de kendisiyle bu albüm hakkında konuşmak istedik. Konser öncesi kendisiyle arayı kapatmak için röportajımıza göz atmadan geçmeyin, biletinizi hala almadıysanız da sizi bir önceki konserinden izlenim yazımızı okumaya davet ediyoruz. Buyurun:

Nasılsın, turne nasıl gidiyor?
Teşekkürler! Bütün bir yılı yolda geçirip bir sürü konser verdikten sonra Londra’da 2016’nın son konserini verip fazlasıyla hak ettiğim bir Noel tatili yapmak için sabırsızlanıyorum. Sonra da İstanbul’da sahne alarak turneme devam edeceğim.

Geçtiğimiz Eylül ayında yeni albümün Unsongs‘u yayınladın, ilk geri dönüşler nasıl oldu, memnun musun?
Gerçekten harika dönüşler aldım, albüm asla hayal bile edemeyeceğim yerlere, kişilere ulaştı. Ama aynı zamanda bunu başarmak hiç de kolay değildi, bir sürü zorlukla başa çıkmak zorunda kaldığımız da oldu. Ama sanırım “yasadışı”nın sözlük anlamı olan bir albüm yapınca beklemem gereken bir şeydi.

Yeni albümün farklı ülkelerde yasaklanmış şarkıların cover’larından oluşan bir seçki, bu fikir nasıl gelişti? Bu yasaklı şarkıları bir albümde toplamaya nasıl karar verdin?
Tek bir şarkıyla başladı aslında, Eli Geva, İsrailli bir asker hakkında yazılmış, 32 yıl boyunca unutulmuş hikayesi üzerine bir ağıt. İki sene önce bu şarkıyı ilk duyduğumda, böylesine güzel bir şarkı bunca yıl nasıl söylenmeden kalır diye düşündüm ve benzeri şarkıların da olabileceği fikri aklıma takıldı. “Unsongs” bu arayışımın bir sonucu.

Eminim albümündeki bütün parçaların çok ilginç hikayeleri vardır ama bunlar arasından seni en çok etkileyen hangisi oldu?
Sanırı geçen sene yaşadığım en etkileyici an Santiago de Chile’de 20 yıl önce yaptıkları müzik yüzünden ülkelerinden sürülen müzisyenlerle tanışmamdı. Her konuda fazlaca özgür bir ülkeden gelen biri için böyle hikayeler çok etkileyici oluyor.

Biliyoruz ki müzik hakkında araştırmayı seviyorsun ve dünyanın dört bir yanından bir sürü müzisyenin parçalarını dinliyorsun. Bu ilgin nasıl başladı, araştırmacı yapın müzik anlayışını nasıl etkiliyor? Yakın zamanda keşfettiğin biri var mı? Bu coğrafyadan da Kürtçe ve Türkçe şarkılar dinlemeyi sevdiğini biliyoruz, favorilerin kimler?
Özellikle bu proje sayesinde oluştu bu alışkanlık aslında, normalde asla haberdar olmayacağım müzikleri dinleme ve ilham alma fırsatı buldum. Türkiye’den de çok güzel şarkılar buldum, Metin ve Kemal Kahraman’ın ve Nûdem Durak’ın şarkıları dinlemeyi asla bırakmayacağım şarkılar arasına girdiler.

Türkiye’de yaşayan takipçilerinle Twitter ve Nordik Simit’in Snapchat hesabı aracılığıyla iletişimi koparmadın. buradaki kitlenden memnun musun? Burada kısmen büyük bir kitlen var, böyle olmasını bekler miydin?
Türk dinleyicilerime gerçekten çok minnettarım. Müziğe başlamadan önce hakkında çok az bilgiye sahip olduğum bir ülkede bu kadar çok dinleniyor olmak gerçeküstü bir hayal gibi benim için. Albüme Türkiye’de yasaklanmış bir şarkı dahil etmediğim için neredeyse mutlu gibiyim, aksi takdirde buraya bu sebepten ötürü gelemiyor olsam çok üzücü olurdu.

Seni daha önce Salon’da izleme şansı bulmuştuk ve performansından çok etkilenmiştik, senin için nasıldı? Bu sefer seyircilerinden ne bekliyorsun, konser için nasıl hazırlanalım? Ağırlık son albümde mi olcak, eski şarkılarını da duyacak mıyız?
Sanırım her şeyden biraz biraz çalacağım, hatta albümde olmayan ve henüz yayınlamadığım şarkılar da olacak. Sahnede iki kişi olmanın iyi yanlarından biri bu, neredeyse her seferinde doğaçlama yeni bir şeyler ekliyor ve şarkıların orijinaliyle oynuyoruz.

ORADAYIZ: KHRUANGBIN

2014 yılında yayınladıkları Bonobo‘nun da elinin değdiği single’ları A Calf Born in Winter ile dikkatleri üzerine çeken, geçtiğimiz yıl ilk albümlerini yayınlayan taze grup Khruangbin‘in hiphop’tan ilahi’ye geniş bir janra yelpazesinde tınılardan esinlenen şarkılarını dinlemek üzere bu akşam saat Salon‘da olacağız. Ön grup olarak da Palmiyeler‘i dinleyeceğimiz için ayrıca heyecanlıyız, sizi de bekleriz.

ORADAYDIK: مشروع ليلى MASHROU’ LEİLA

İtiraf ediyorum; Mashrou’ Leila‘nın konser öncesi totalde 2 şarkısını biliyordum ve metroya binmeden indirdiğim son albümleriyle bu sayı 15’e çıkmıştı. Grubu savunduklarıyla bildiğim ve gönülden bağ kurduğum için her seferinde dinlemeye teşebbüs etsem de şarkı dilini anlamıyor oluşumdan kaynaklanan önyargılarımı kırmaya yetmemiş. Ve fakat 3. kez İstanbul’a gelip de Salon’u fullediklerine göre bir hikmeti vardır diye düşündüm ve Salon’daki sezon açılışımı yapmış bulundum.

Öncelikle son albümleri Ibn El Leil gerçekten pop üzerine sağlam temeller atarak yaratılmış başarılı bir albüm. Bazen bütün şarkıları birbirine benzetebiliyorsunuz (çünkü pop) ama Icarus tadından yenmiyor. Tayf (Ghost) ise keman ile synth’in bir araya gelmesinden oluşan bir ziyafet. Arapça olduğunu dinlerken fark etmiyorsunuz çünkü şarkı davuldan gitara akıp gidiyor. 3 Minutes ve Djin de diğer favorilerim oldu, hazır buradayken söyleyeyim. Konseri özetim ise şöyle oluyor:

-Grubun şarkılarını daha yeni öğrendiğim için konserde playlist neydi tabi ki bilemiyorum ama sahne performanslarına aşık olup aklıma kazıdığım için yeni albümden Icarus ve 3 Minutes çaldıklarına eminim.

-Eskilerden de Raksit Leila çaldığında konsere hep bir ağızdan eşlik edildi. 3al 7ajizImm El JacketLil Watan arkadaşlarımın söylediklerine göre çaldıkları diğer şarkılar.

-Arkada dönen video/görseller özenle düşünülmüştü. Bir ara her şeyi bırakıp videoları izledim.

-Kalabalık inanılmaz coşkuluydu. Neredeyse tüm şarkıları birlikte söylendi. Kahire, Suriye ve Ortadoğu’nun çeşitli yerlerinden bir sürü dinleyici Salon’daydı. Cuma günü sosyalleşmeye gelen kalabalık genelde sakin şarkılarda kendini sohbet ederken bulur ancak bu dinleyici kitlesi her şarkıda vokalin beklentisine yanıt verdi ve adeta Mashrou’ Leila ile birlikte hareket etti.

Inanilmaz #mashrouleila

Avaz Avaz (@avazavazdergi) tarafından paylaşılan bir video ()

-Sahne performansında tüm Salon ahalisi olarak büyülendik diyebilirim ve asla abartı olmaz. Şöyle ki; acaba abartıyor muyum diye konser sonrası diğer canlı performanslarını izledim. Ve gönül rahatlığıyla söylüyorum, Salon’daki bir başkaydı. Grubun vokali Hamed Sinno saçı, kıyafeti, bakışı, duruşu, dansı, şovları ile Salon’a devleşerek gelmişti. Ona eşlik eden viyolinist Haig Papazian da kemanıyla kendini dansa kaptırdı. Hamed’in hem bize hem Haig’e yaptığı danslar adeta “aramızda kalsın” minvalindeydi.

Günün sonunda Arapça şarkılara olan önyargımdan dolayı kendimi bir süre kınadım. Ve sanırım hala kınıyorum çünkü konserin etkisinden tam çıkabilmiş değilim. Tabii ki bunda İstanbul’da çok uzun zamandır bir konser etkinliğine katılamamanın da etkisi vardır ancak  Mashrou’ Leila tüm övgüleri sonuna kadar hak ediyor ve İstanbul’a bir daha gelmelerini dört gözle bekliyorum.

Konser gecesi fotoğrafları için linki buraya bırakıyorum: Salon 

 

RÖPORTAJ: XIU XIU

6 Nisan‘daki Salon konserleri öncesi Xiu Xiu (Yanlış telaffuz ettiğini düşünenler için doğrusu asıl kaynağından geliyor) ile geçmiş, gelecek projelerini ve konserde bizi nelerin beklediğini konuştuk, Twin Peaks’in müziklerini coverlamaya başlamalarının hikayesini öğrendik. Keyifli röportajımıza konser öncesi mutlaka bir göz atın:

Öncelikle, nasılsınız?

Birazcık akşamdan kalmayım ama ihtiyacım olan şey buydu. Teşekkürler.

Kurulduğu günden bu yana, Xiu Xiu oldukça üretken bir grup oldu. Neredeyse her sene yeni bir albüm yayınladınız. Ancak 2014’ te yayınladığınız iki albümden sonra bir anda duruldunuz. Bunun arkasındaki sebep neydi?

Aslında hiç de o kadar durulmadık. Çok görünürde olmasa da bu süreç boyunca hep başka alanlarda çalıştık. Merzbow ile işbirliği yaptığımız bir albüm yayınladık, farklı uzunluklardaki iki perküsyon kaydını besteleyip seyircilerimize çaldık, “METAL” ve “extinction meditation” yakında gelecek olan John Cameron Mitchell filmine müzik yazdılar. Onun haricinde, sanatçı Danh Vo ile işbirliğimiz oldu. Vaginal Davis of the Mozart Opera’ nın yeni bir versiyonuna yeni müzikler yaptık. “the magic flute” http://xiuxiu69.bandcamp.com hesabımızda deneysel kayıtlar yayınlamaya başladı. HEXA adında bir yeni gruba başladık ve yayınlamayı düşündüğümüz iki albüm kaydettik. Turneye çıktık, bir techno kaset ve şirketler için müzik fotoğrafları kitabı yaptık. Ayrıca yakında bir de “underage seks işçiliği”ni konu alan bir sanat programımız var. Bir de Twin Peaks albümü kaydettik.

Yakın gelecekte yeni bir albüm projesi var mı acaba ? Eğer varsa, yeni şarkıları ne zaman duyabileceğiz?

Yeni bir Xiu Xiu albümü yolda. 2017’ nin başlarında piyasada olacak. Sürpriz ama bir o kadar mutlu edici bir haber de Charlemange Palestine’ in albümde yer alacak olması. Şu anda bir ismi yok albümün; ancak üzerinde çalışıyoruz hala.

2015 başlarında, bir röportajınızda Twin Peaks’ in müziği ile alakalı bir şeyler yapmak istediğinizi söylemiştiniz ve şimdi de bu temada bir turneye çıktınız. Turnenin arkasındaki hikayenin ne olduğunu merak ediyoruz. Bu fikir için size ilham veren neydi? Bu turneye nasıl hazırlandınız?

2012 yılında Shayna Dunkelman ile beraber ilk turneye çıktığımızda birbirimizi o kadar da iyi tanımıyorduk. İtalya’nın küçük ve bir o kadar da garip bir kasabasında, yine küçük ve bir o kadar da garip bir performansta “Love Theme Farewell”ı bir vibrafonda çalmıştı Shayna. Resmen çıldırdım, sonrasında o da çıldırdı. İkimiz de bu performansa olan aşkımızı karşılıklı olarak birbirimize ilan ettik ve herkesin turnede yaptığı gibi biz de çeşitli planlar yapmaya başladık kendimizce. 2014’te Hollanda’da arkadaşımız müzisyen Lawrence English ile karşılaştık. Bize Brisbane’deki bir David Lynch projesinden bahsetti. Shayna direk atladı ve orada biraz Twin Peaks çalabileceğimizi söyledi. Bir anda çarklar dönmeye başladı ve 2015’te bu harika şarkılardan oluşan bir performansımızı gerçekleştirdik. O zamandan beri birkaç özel performans gerçekleştirdik ve bu alandaki çalışmalarımızı önümüzdeki nisan ayının sonunda tamamlamış olacağız. Şarkıların bize ait versiyonlarının yer aldığı bir albüm de yakında piyasada olacak.

Drunk Commentary” i kariyerinizde nereye koyabiliriz? Yayınlamadan önce tüm çalışmayı baştan sona dinlemiş miydiniz? Bu kaydı nasıl “yorumlarsınız”?

Galiba bu yorumları kariyerimizin “Boşver gitsin!” kısmına yerleştirebilirsiniz. Fazla kaba şeyler söylemediğimden emin olmak için “Drunk Commentary” i öncesinde dinledim. Beni hüzünlendirdi ama aynı zamanda birkaç kere de güldürdü ve biraz utandırdı. Kayıtlar 2010 yılında yapılmıştı, o zamandan bu yana çok şey değişti ve gerçekleşti. Bunca zaman sonra kendimi dinlemek, kendimden ziyade küçük kuzenimi dinlemek gibiydi. Bence, “Drunk Commentary” hakkındaki yorumumu en iyi şekilde başka “Drunk Commentary”ler yayınlayarak ifade edebilirim.

Bu konserden ne beklemeliyiz? Twin Peaks mi daha ön planda olacak yoksa sizin kendi müziğiniz mi? Dinleyicilerin nasıl hazırlanmasını istersiniz?

Bu coverlar bizim müziğe boyun eğdiğimiz ve müziği sunduğumuz girişimlerimiz. Çünkü bize ilham veren bu. Risk almaya, müziksel anlamda bir yoğunluktan ve sıradışı seçimlerden korkmamaya çabalıyoruz. Aynı zamanda tam bir korku ve saçma bir mizah arasında gidip geliyoruz. Versiyonlar tamamlanmış değil ve onları orijinalleri gibi çalmak imkansız olur. Bence bu konserlerimizde sergilediğimiz görkemli yaratıcılık ruhuna haksızlık olur. Demek istediğim, melodileri yazdığımız gibi çalıyoruz; ancak her zaman deniyoruz, çabalıyoruz ve değiştiriyoruz. Bizim için müzik her zaman ön planda. Ancak görsellerde, Black Lodge ve BOB referansları görebilirsiniz.

Umarız, İstanbul’ da geçirdiğiniz zaman sizin için keyifli olur. Daha önce de Salon IKSV sahnesinde bulunmuştunuz. Önceki deneyiminiz nasıldı? Dinleyicilerinizi sevmiş miydiniz?

Dinleyici harikaydı. Keşke son defasında daha iyi çalmış olsaydık, biraz kötü bir ekiptik. Ancak bu defa kesinlikle bunu telafi edeceğiz. Bence, bu şu zamana kadar sahip olduğumuz en iyi ekip.

İŞ ÜSTÜNDE: GEVENDE

Merak ediyoruz. Kim, neyi, nerede, nasıl yapmış; kişiler, şeyler, yerler ve yollar birbirine nasıl ulaşmış; bakmadığımız sırada neler olmuş; baksak belki de neler olacakmış bilmek istiyoruz.

Bu sebepten bu kez Gevende’yi, hem de Salon konseri öncesi provalarında ziyaret ettik. Harikalarını nerede yarattıklarına baktık, yeni haberlerine kulak kabarttık. Ekip büyümüş, yeni sesler bizi bekliyormuş ve Cumartesi harika olacakmış. İnanmıyorsanız videomuza* göz atın. Afiyetle:

Unutmadan, bu haftasonu takvimlerin 20 Şubat‘a işaret ettiği akşam (daha pratik insanlar olsaydık “Cumartesi akşamı” da diyebilirdik) Salon’da olacağız. Sizi de bekleriz.

 

* Video için alkışlar ve teşekkürler Batuhan Ege Örs‘e gidiyor.

RÖPORTAJ: SUUNS & JERUSALEM IN MY HEART

Geçtiğimiz sene Jerusalem in My Heart‘la çıkarttığı albüm vesilesiyle turneye çıkan Suuns‘la bu birliktelik hakkında konuştuk. Cumartesi akşamı Salon’da gerçekleşecek, Jerusalem in My Heart’la birlikte sahne aldıkları son performanslarından biri olacak bu konsere hazırlanmak için röportajımızı mutlaka okuyun:

Öncelikle nasılsın? Son albümünüzü yayınlamanızın üzerinden altı ay kadar bir süre geçti, şu ana kadar aldığınız tepkiler nasıldı?

İyiyiz, tepkiler nasıl veye nasıldı çok emin değişim açıkçası. Küçük çapta yayınlanmış bir albümdü, o yüzden pek çok insan fark etmedi bile muhtemelen. Genelde konserlerimiz sırasında insanların hoşuna gidiyor ve albümün tamamını satın almaya karar veriyorlar.

Jerusalem in My Heart’la ilişkiniz nasıl başladı ve bu ilişki nasıl beraber albüm çıkarma noktasına kadar ilerledi? Bu iş birliği hakkında ne hissediyorsunuz?

Suuns ve Jerusalem in My Heart birlikteliği Radwan’ın 2011’de yurtdışına çıkmasıyla başladı. İş ses üretmek olduğunda Radwan tamamen sezgisel bir şekilde hareket ediyor, gerçekten müzikal anlamda mükemmel bir uyum var aramızda. Uzun süredir solo olarak müzik yapıyordu ve Montreal’de Hotel2Tango isimli kendine ait bir kayıt stüdyosu vardı. 2012 yılının Kasım ayında 1 haftalık bir süre içinde birkaç demo kaydetmeye karar verdik. Çok iyi gitti gibi görünüyordu, biz de kayıtlarımız üzerinde biraz daha ince çalışıp 2014’te yayınlamaya karar verdik. Üzerimizde bir baskı ya da stres hissetmediğimiz için daha rahat çalıştık ve bu gerçekten harika bir deneyimdi. Suuns’ın ayrı olarak müzik yapma biçimi de oldukça etkilendi bu süreçten.

Bu sene Jerusalem in My Heart’la yayınladığınız albümde Doğu ve Arap müziği etkileri çok yoğun hissediliyordu. Sizce elektronik müziğin gelişimi ve değişimde dünya müziğinin ve yerel motiflerin etkisi ne ölçüdedir?

Bence birçok Arap müziğinin elektronik müzik anlayışı yönünde kendiliğinden bir eğilimi var. Bir sürü duygu barındırıyor ve çok tekrar içeriyor, hareketli ve capcanlı. Bu yüzden bu tip bir müziğe synthler ve davul ritimleri ekleme isteği çok doğal bence.

Yaptığınız müzikte çok rahat varyasyon sağlayabildiğiniz; sofistike ve detaylıdan minimaliste, club hitlerinden ninnimsi eserlere hepsine hakim olduğunuzu söyleyebiliriz. Bu farklılığı nasıl sağlayabiliyorsunuz? Bu dengeyi sağlama süreci bilinçli mi gerçekleşiyor yoksa sanat yapma sürecinin bir ürünü mü?

Tamamen sezgilerimize güvenmeye alışmış durumdayız, tek dayanağımız bu. Hangi tarzda müzik yapacağımıza dair pek fazla plan yapmıyoruz, sadece birbirimize uyum sağlamaya çalışıp akışa göre ortaya çıkardığımızı dönüştürmek istediğimiz şeye grupça karar veriyoruz. Bunun yanında grup içinde herkes çok farklı şeylerden ilham alıyor ve etkileniyor ama genelde konu kendi müziğimiz olduğunda gerçekten işe yaracağını düşündüğümüz bir şey ortaya çıkardığımızda hepimiz hissediyoruz.

Suuns müzik dünyasına katıldığından beri Montreal müzik sahnesi çok yol katetti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz, takip ettiğiniz isimler var mı?

Montreal müzisyenler için inanılmaz yaratıcı fikirlerin ortaya çıkabildiği bir ortam olmaya devam ediyor. Çok iyi gruplar da var çok kötüler de. Bence Constellation Records’dakiler gerçekten göz önünde bulundurulması gereken isimler. Tabii bu isimleri de siz kendiniz bulmalısınız!

Daha önce İstanbul’a geldiniz, hatta sizi Salon’da da izledik. Fakat şimdi Jerusalem in My Heart’la birliktesiniz, bu seferki konser hakkında nasıl hissediyorsunuz? Son gelişinizden beri neler değişti sizinle ilgili olarak?

Bu sefer kesinlikle geçen seferkinden bambaşka bir konser olacak. Kayıt albümümüzün tamamını çalıyoruz ve konser de tamamen bununla alakalı. Charles-André Coderre’in eseri olan görüntüler eşliğinde ilerliyor konserimiz. Suuns ve JIMH’ın çok yerinde dozlarda bir karışımını göreceksiniz konserde, ayrıca bu bizim uzunca bir süre için birlikte çalacağımız son konser olacak. Büyüleyici bir gece olacağına inanıyorum.

RÖPORTAJ: RHYE

3 Kasım’da Rhye ikilisini canlı canlı dinleme fırsatı bulacağımız için çok heyecanlıyız. Michael Milosh’la, çıkış albümleri “Woman”, yeni albüm, konser ve gelecek planlarından bahsettiğimiz kısa ama yoğun sohbetimizi okuyarak siz de heyecanımızı paylaşabilir ve konsere hazırlanabilirsiniz. Buyurun:

Nasılsın? Turneniz nasıl gidiyor?

Çok iyiyim, şu an turnemizin Avustralya ayağındayız ve burada olmak gerçekten harika. Turnemiz çok güzel gidiyor, bu seferlik setimizdeki şarkılarda bir sürü eğlenceli değişiklik yaptık.

Bir çıkış albümü için “Woman” oldukça iyi karşılandı. İki yıldır severek ve daha fazlasını isteyerek dinliyoruz, albümü yaparken böyle bir tepkiyle karşılaşacağınızı tahmin etmiş miydiniz?

Bu albümü yaparken insanların ne düşüneceği üzerine hiç kafa yormamıştım aslında, tamamen müziğe odaklanmıştım. Bir albüm yaparken üzerinde çalıştığım şarkılar dışında bir şey düşünmemeye çalışıyorum diyebilirim açıkçası.

“Woman”ın çıkışının üzerinden iki yıldan fazla geçti ve yeni albümünüzün yapım aşamasında olduğunu biliyoruz, henüz hangi aşamadasınız? Ne zaman yeni projelerinizi dinleme şansı bulabileceğiz, konserde yeni şeyler çalacak mısınız?

Yeni albümden bir ya da iki şarkı çalacağım. Albümün çıkış tarihi konusunda ise henüz belirli bir şey yok, sanırım albümle ilgili bütün çalışmalarımız bitene kadar da bu konuda bir karar varmış olmayacağız.

Albümünüz yapım aşamasındayken hayatınızda olup bitenler dolayısıyla çok tutkulu ve heyecanlı bir albüm ortaya çıkarmıştınız. Peki yeni albümünüzden ne beklemeliyiz, yeni albüm de “Woman” ile aynı doğrultuda mı olacak?

Şarkıları kendi deneyimlerim doğrultusunda, yoğun şeyler hissettiğim konularda yazıyorum. Bu yeni albüm de aynı şekilde benim hayatımda olup bitenlerle ilgili olacak. Tını olarak yine aynı spektrumda olacak bir bakıma, fakat şarkılar çok daha karanlık ve üzgün.

Tamamen sizin içinizden gelmeyen bir şey size iyi hissettirmediği için cover yapmaktan ya da başka şarkıları samplelamaktan hoşlanmadığınızı söylemiştiniz. Peki şarkılarınızın remixinin yapılması hakkında ne hissediyorsunuz, şarkılarının orijinalinin bozulmuş olması sizi rahatsız ediyor mu?

Hayır, başka sanatçıların şarkılara yaptıklarını çok ilginç buluyorum. Ben kişisel bir tercih olarak başkalarının sözlerini söylemekten hoşlanmıyorum, sadece direkt olarak deneyimlediğim şeyler hakkında şarkı söyleyebilirim. Ama başkalarının yaptığı coverlar son derece kabul edilebilir, remixler de aynı şekilde harika!

Rhye’ın yanı sıra solo kariyerleriniz de var, o yönden ne durumdasınız, yeni bir şeyler var mı?

Yayınladığım son şey Jetlag’di. Gerçekten çok narin ve pek göz önünde olmayan bir albümdü, sadece benim başka neler yaptığımı merak edenlerin bulacağı bir şey olmasını istemiştim. Benim için de bunu dünyaya sunmak hoş bir deneyim oldu.

Röportajlarınızın birinde projenizin isminin hikayesinin anlatmak istemediğiniz konusunda anlaştığınızı söylemiştiniz, hala aynı fikirde misiniz?

Evet, hâlâ grubumuzun isminin nereden geldiğini kimse bilmiyor.

Bu İstanbul’daki ilk konseriniz olacak, umarım her şey çok güzel geçer. Dinleyicilerinize konserden ne beklemelerini önerirsiniz, kendimizi konsere nasıl hazırlayalım?

Konserlerim genelde hafif ama bir yandan da karmaşık olur. Bence konserlerden maksimum zevk alabilmek için sadece dinlemeye hazır bir şekilde gelmek ve sahnede karşınıza çıkarılabilecek her şey için hazır olmak gerekiyor.

ORADAYIZ: MARİKA

Ellerinden çıkan her projeyi büyük bir merakla bekleyip heyecanla dinlediğimiz adamlar, Korhan Futacı, Barlas Tan Özemek ve Berke Can Özcan, bu akşam son harikaları Marika ile Salon’da! “Bol doğaçlamalı ve gürültülü bir caz performansı sizi bekliyor, hazır olun!” deniyor.

Hazırız, akşama oradayız!

Konser öncesi ısınma turları için daha fazlasına ihtiyacınız varsa sizi grubun Youtube kanalına yönlendirelim.

EKİM TAKVİMİ: TATİL BİTTİ

Tatil. Kendisine şimdilik veda ettik ve çok özleyeceğimizi biliyoruz. Ancak tatilin bitmesi ve yeni sezonun açılmasıyla bile bilir ki konserler, etkinlikler, sergiler, festivaller de takvimlerdeki yerini alır. Yeni sezon, çılgınca yağan yağmura inat bir gecede 3 ayrı yerde bulunabilme gibi bir kabiliyeti de insan doğasına kazandırır.

Bu yüzden ki bu takvim, ekim takvimi, yine bir harika!

İyi eğlenceler.

 

2 EKİM

Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi // Tarkan
Beyrut Performance // Ceylan Ertem
Peyote  // Paradisos Sessions: Help! The Captain Threw Up – Eskis – Klan
Garajistanbul // Mabel Matiz
Babylon Bomonti // Mode XL + Kabus Kerim

3 EKİM

Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi // Tarkan
Peyote // Kim Ki O – Foton Kuşağı
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Korhan Futacı ve Kara Orkestra
Salon IKSV // Sóley

5 EKİM

Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi // Tarkan

6 EKİM

Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesi // Tarkan
Sabancı Üniversitesi Gösteri Merkezi // Teoman

7 EKİM

Peyote // İrtifa Kaybediyoruz – Mr. Mina
Beyoğlu Hayal Kahvesi // No Land

8 EKİM

Peyote // Skysketch – Kinesis

9 EKİM

Peyote // Selekt Festival II: Biblo – Mutlu San – Mondual

10 EKİM

Peyote // Beton Orman Present: Selekta Genjah – Herfabrique

14 EKİM

Peyote // Can Karadoğan – Umut Töre Bandosu
Babylon Bomonti // Chinawoman
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Can Güngör
Salon IKSV // Sons of Kemet

15 EKİM

Peyote // Marta – Sapan
Babylon Bomonti // Chinawoman
Salon IKSV // Sebadoh

16 EKİM

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Jehan Barbur
Salon IKSV // CeU
Babylon Bomonti // The Orb

17 EKİM

Salon IKSV // CeU
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Sattas
Bronx // Demir Demirkan
Peyote // Seretan – Hiccup

18 EKİM

Volkswagen Arena // Pink Martini
Küçükçiftlik Park // Teoman, Duman ve Ümit Besen (Vodafone FreeZone Festivali)

19 EKİM

Peyote // Wank For Peace – Totorro
Beyoğlu Hayal  Kahvesi // Vera

20 EKİM

Babylon Bomonti // Oh Land

21 EKİM

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Son Feci Bisiklet

22 EKİM

Babylon Bomonti // Moriarty

23 EKİM

Babylon Bomonti // Sinkane

24 EKİM

Babylon Bomonti // Gaslamp Killer
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Ceyl’an Ertem “Sezen Aksu” Tribute
Peyote // Byzantion Fest #4: Mammonths on Giants – Saatleri Ayarlama Enst. – Indefinite Time Period – Mr. Mantis – Ağaçkakan

28 EKİM

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Cihan Mürtezaoğlu
Indigo // Rival Consoles

29 EKİM

Peyote // Hepyek – Kırkbinsinek
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Bulutsuzluk Özlemi

30 EKİM

Babylon Bomonti // Hercules and Love Affair
Salon IKSV // Neneh Cherry
Volkswagen Arena // Belle and Sebastian

31 EKİM

Peyote // Selin Sümbültepe – Hedonutopia – Clubtrix #21
Zorlu Center // Susanne Sundfør

Credit: Sainthoax 

MAYIS TAKVİMİ: 3, 2, 1…. FESTİVAL

Sakin başlayan ama aslında o kadar da sakin olmayan Mayıs ayı, güneş girmeyen evlere gidiyor. Umarız festival hazırlık kitiniz tamamdır. Aksi takdirde her şeye bir anda uyum sağlayamayabilir,  acı çekebilirsiniz.

Bu ayın bir de şöyle bir güzelliği var; gidilecek yer skalası oldukça geniş. Death metal mi canınız çekti? >>> Dans mı etmek istiyorsunuz? >>> Hepsi takvimde. Göz atmaya başlayabilirsiniz:

5 Mayıs

Babylon // KES

6 Mayıs

Nublu İstanbul // Belong Party Series: Star Wars
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Son Feci Bisiklet
Salon IKSV // Troyka

7 Mayıs

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Telepotik
Babylon // Fourinthepocket
Roxy Akustik //  123 – YÖKŞ – Kaç Canım Kalmış
Volkswagen Arena // Goran Bregoviç

8 Mayıs

The Hall // Get Closer – Kolombo – Einmusik
Beyrut Performance // Ceylan Ertem
Bronx Pi // Caz Kazaz
Babylon // Michael Mayer
Boğaziçi Üniv. Güney Kampüs // Sertab Erener – Can Bonomo
Borusan Müzik Evi // Diğer Seri: The Ringo Jets – Club Bangkok
Bir çok yerde // Selekt Festival

9 Mayıs

Küçükçiftlik Park // Top 100 DJs World Tour – Dimitri Vegas – Like Mike
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Hayal Kahvesi Shining Stars Sunar: Riff Cohen
Roxy // 1890 Ekseninde Alternatif Partiler – Dave Rowntree from Blur
Peyote // Alpman and the Midnight Walkers
Bronx Pi // Peyk – Vega
BKM Mutfak Sahne // Kalben
Babylon // 1890 Sunar: Kabus Kerim (DJ Set)

10 Mayıs

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Hayal Kahvesi Shining Stars Sunar: Riff Cohen
Küçükçiftlik Park // PARKFEST: The Dø – Kadebostany – Princess Chelsea – Kalben – Nilipek

11 Mayıs

Babylon // Social Inclusion Band – Karsu Dönmez
BKM Mutfak Sahne // Kolektif İstanbul

12 Mayıs

Babylon // Nu Park

13 Mayıs

Peyote // Toro – Rete Pegz
Beyoğlu Hayal Kahvesi // TNK
Küçükçiftlik Park // Nordic Battle Night
Babylon // Mode XL

14 Mayıs

Nublu İstanbul // Golden Horn
Peyote // Emir Aksoy – Cihan Mürtezaoğlu
Küçükçiftlik Park // Blind Guardian

15 Mayıs

Kadıköy Sahne // Birsen Tezer
BKM Mutfak Sanat // Kaç Canım Kalmış
Peyote // No Land
Salon // Ah! Kosmos
Innpark // Bonobo (DJ Set)

16 Mayıs

Peyote // Balina – The Ringo Jets
Babylon // Iyeoka
Bronx Pi // Can Bonomo
Roxy // Tonight Presents: Club Bangkok

18 Mayıs

Bronx Pi // YÖKŞ – Adamlar
KadıköySahne // Zardanadam

20 Mayıs

Çevre Tiyatrosu // Gevende
Kadıköy Sahne // Adamlar
Nublu İstanbul // MadenÖktemErsönmez
Borusan Müzik Evi // Mercan Dede Secret Tribe feat. Huge Marsh

22 Mayıs

CRR Konser Salonu // Gitar Fest. 2. gün: David Russell
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Ceylan Ertem
KadıköySahne // 7 Pink Floydlar 2 Prenses
Bronx Pi // Son Feci Bisiklet

23 Mayıs

KadıköySahne // Mabel Matiz
Life Park // Chill-Out Festival
garajistanbul // Anathema
Beyoğlu Hayal Kahvesi // Yasemin Mori
Babylon Kilyos // Babylon Soundgarden Fest

24 Mayıs

Life Park // Chill-Out Festival
garajistanbul // Yüzyüzeyken Konuşuruz

 

25 Mayıs

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Kaç Canım Kalmış

27 Mayıs

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Gece

28 Mayıs

Kadıköy Sahne // Neyse – Ars Longa

29 Mayıs

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Jehan Barbur
BKM Mutfak Sahne // Adamlar

30 Mayıs

Volkswagen Arena // One Republic 
Life Park // Ekşi Fest
Zorlu Performans // An evening with Hugh Jackman
Küçükçiftlik Park // Güzel Bir Gün

gbg p

31 Mayıs

Küçükçfitlik Park // 1st Harvest Festival – Alt-J – Mew

ORADAYDIK: MODDI

Salon IKSV‘de iki akşam arka arkaya sahne alan Moddi konserlerinin biletleri tükenmişti! Neden bilet kalmadığını ise dün gece konserde anladık. Kadife sesiyle gelenlere öyle bir atmosfer sağladı ki Moddi, büyüsü herkesin evinin salonundaki rahatlıkla birleşmiş gibiydi. İnanılmaz keyifli bir atmosfer vardı.

IMG_6653

Bundan iki sene önce İstanbul’daki ilk konserini veren Moddi, ikinci kez gelişinde konser boyunca buradaki seyircilerinden keyif aldığını hatırlattı. Yaptığı turnelerden öğrendiği çok şey olduğundan ve ülkelerin tabularından bahsetti. Şöyle ki; Rusların homoseksüellik ve mutluluk kelimelerini aynı cümlede kullanamaması, İngilizlerin genelde konuşmadığını sadece baktığını, Türklerinse sıcakkanlılığını ve genelde konser biletlerini bitirdiğini söyleyerek salonda kahkahalar attırdı.

Performansları sırasında samimiyeti ve özgün müziğiyle şarkılarını birçok enstrüman eşliğinde söylemesi bizi en çok etkileyenlerden. Çellist Katrine Schiøtt konserdeki büyüleyiciliği sağlayan diğer etken, o kadar rahat ve kolay bir enstrümanmış gibi çalıyordu ki çelloyu, bazen sadece ona odaklandık. Rahatlık konusunda zaten Moddi için şöyle diyelim, sahneye çıplak ayakla çıkan bir sanatçının ne kadar rahat olduğunu tahmin edersiniz. Moddi çıplak ayaklarını birer enstrüman olarak da kullandı. Kimi şarkılarda yere sertçe vurarak baslarla doldurdu performansını. Bazı şarkılarda akordeon çalıp, geri kalan bütün şarkılarda gitarını elinden bırakmadı. Run to The Water konser performansını buradan dinleyebilirsiniz.

IMG_6660

Şarkı söylemesinin dışında, Moddi hayatına dair pek çok şey anlattı, eskiden ancak 6 ayda bir şarkı yazarken şimdilerde şarkıyı pazartesi yazıp, salı prova alıp, çarşamba sahnede söylüyormuş. Birkaç şarkısına başlamadan önce çalacağı parçaların cover değil, recycling songs olduğunu vurguladı. Dinleyiciler şaşırdı tabi ki ve açıklamaya girişti. Geri dönüşüm şarkıları kendisinin geri dönüştürdüğü şarkılar. Dünyada yasaklanmış ve sansür yemiş şarkıları araştırıyor. Bu araştırmaları sırasında da uzun vakitler harcamayı göze alıyor. Araştırmaları sonucu birçok ülkeden bulduğu bu şarkıları da İngilizce olarak yorumluyor. Cover’ın akılda mutlulukla bıraktığını ama kendisinin bunu yapmadığını anlatmaya çalıştı.

Yaklaşık 2 saat sahnede kalan sanatçı, uzun sayılabilecek bu süreye rağmen tüm tatlılığıyla yoğun istek üzerine 2 şarkı daha çaldı; bizlerse onun ne zaman tekrar geleceğini düşünmeye başladık.