salon

RÖPORTAJ: KÖKLER FİLİZLENİYOR

Hala tanışma fırsatınız olmadıysa Kökler Filizleniyor, Ezhel olarak da tanıdığımız Ömer Sercan İpekçioğlu‘nun, Onur Gürsoy, Deniz Özden, Eren Alkan, Ezgi Pehlivan ve Canberk Hacıbaloğlu ile bir arada devam ettirdiği, hip-hop ile reggae’yi, Anadolu müziğiyle alternatif rock’ı buluşturan Ankara‘da kurulmuş bir müzik grubu. Henüz bir albümleri, hatta spotify’dan ulaşabileceğimiz şarkıları olmadığı halde, katılımcıların hep bir ağızdan sözlere eşlik ettiği, üstelik biletleri de tükenen ve yaklaşık 3 saat süren Salon performanslarının hemen öncesinde bu enerjik grupla buluşma fırsatı bulduk. Grubun kuruluşundan, gelecek projelerinden, her ne kadar gruba odaklanmak istesek de kaçınılmaz bir şekilde Ezhel’den, alternatif sahneden, Ankara’dan ve daha bir sürü şeyden bahsettik. Kökler Filizleniyor hakkında internette bulabileceğiniz en kapsamlı içeriğin bu röportaj olduğu iddiasındayız, grubu daha yakından tanımak için buyurun:

Cemre: Önce nasılsınız, nasıl gidiyor? Biraz sizi tanıyabilir miyiz, hakkınızda bilgi bulmak biraz zor, nasıl bir araya geldiniz nasıl başladı Kökler Filizleniyor?

Sercan: İyiyiz, çok teşekkürler. Benim daha önce bir grubum vardı, Afra Tafra. Daha sonra dağıldı ve ben de biraz daha rap’e odaklandım. Ankara’da sık gittiğimiz bir kafe vardı Araftafaray diye biraz orası vesile oldu gibi. Onur ve Deniz’le daha önceden tanışıyorduk, hepimizin de aklında bir grupla müzik yapma düşüncesi vardı. Sonra davulcumuz Derun da katıldı -o zamanlar Eren yoktu-, bu şekilde yavaş yavaş başladık. Amacımız eğlenmek, farklı şeyler yapmaktı. Eren de dahil olduktan sonra çalışmalarımız, provalarımız arttı. En son olarak da Canberk girdi ve tamamlanmış olduk böylece.

Cemre: Müziğinizi tür olarak sınırlandırmak zor, dediğin gibi hep yeni bir şeyler deniyormuşsunuz gibi duyuluyor. Hip-hop ve reggae karışımı diye bahsedildiğini duyuyorum ben. Ama aslında bu bile sınırlı çünkü çok Anadolu’dan ve belki daha da oryantal tınılar var müziğinizde; ve açıkçası böyle bir karışım bulmak biraz zor. Bu sound nasıl oluştu? Yani eskilerden Afra Tafra’dan gelen bir reggae yatkınlığınız vardır mutlaka ama neden reggae mesela, sizi etkileyen isimler var mı?

Sercan: Afra Tafra biraz daha reggae grubu gibiydi, cover da yapıyorduk. Ama Kökler’de ikisinin arasında bir şey yapıyoruz ne tam cover diye bileceğimiz ne de tam olarak orijinal işler yapıyoruz, düzenleme diyebiliriz sanırım.

İsmimizin de geldiği yere dayanıyor aslında bunun cevabı, kök bir müzik reggae de. Kültürel açıdan kendimizi yakın buluyoruz, çalarken de keyif alıyoruz ve her zaman bir mesajı olduğu için reggae ağırlıklı olarak müziğimizin yöneldiği bir tür. Ama reggae grubu musunuz diye sorulsa biraz öyleyiz ama biraz değiliz derim.

Deniz: Doğaçlama çok büyük bir yer kaplıyor sahnede, stüdyoda. Sercan freestyle’larla giriyor biz de belirli bir ritim ve melodi oturtuyoruz.

Eren: Mesela “sınav” konseptimiz var, Sercan mesela bazen arkasını dönüp sınav var diyor -seyircimizle de paylaşıyoruz tabii bunu- sahnede ilk defa bir şey çalıyor oluyoruz. Bu şekilde başlayıp geliştirdiğimiz çok şarkı var.

Sercan: Reggae tanımının dışında kalan kısımlar da bunlar aslında. Hepimiz farklı türlerde her şeyi dinleyen insanlarız. Reggae grubuyuz denebilir ama daha da fazlasıyız aslında.

Eren: Bizden hiç haberi olmayan birini getirip dinletsen, rock grubu olarak da kategorize edebilir, ya da rap yapıyorlar da diyebilir.

Buse: Ama dinleyicileriniz tarafından hep Anadolu etkisinin altı çiziliyor sanki.

Sercan: Evet, köklerimiz buraya dayanıyor çünkü. Aynı zamanda işte kök müziklerden sayabileceğim rock, reggae, caz gibi türler ne kadar etkilerse müziğimizi o kadar tamamlanmış olduğumuzu düşünüyorum ben.

Cemre: Etkilendiğiniz isimler kimler mesela bu türlerden?

Sercan: Çok fazla var aslında.

Deniz: Nekropsi geldi ilk olarak aklıma.

Sercan: Aşık Veysel, Frank Zappa, King Crimson, daha da bir sürü isim sayılabilir.

Deniz: Özellikle Onur’la progresif rock çok dinliyoruz mesela.

Buse: Uzun süredir insanların bir araya gelip grup oluşturma eğilimi azaldı sanki, solo kariyeri de olan isimlerin bir arada farklı bir şeyler ürettiğini görmek çok değerli. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Sercan: Ankara’da kendi çevremizde politik bir şeyler anlatabilelim, bir şeyler deneyelim ama en önemlisi de birlikte eğlenelim diye oluştu bu grup. Bu bahsettiğin azalmanın ben de farkındayım, eskiden çaldığımız belli başlı mekanlarda çok daha aktif bir müzik sahnesi vardı.

Eren: Ankara müziği denir ya hani, o anlayış da oldukça azaldı.

Sercan: Gruba bakışımız hepimizin benzer olduğu için kendimizi, müziğimizi bulmamız kolay gelişti. Kendimizi sınırlamak istemiyorduk, müziğimize dahil edeceğimiz ögeleri de belirleyince organik bir şekilde gelişti. Planlı programlı bir şey değildi aslında. Ama tabii o bahsettiğiniz azalma üzücü, keşke insanlar bir araya gelip daha farklı işler çıkarmaya devam etse özellikle 2013 öncesi Ankara bu konuda çok verimliydi.

Buse: Ankara’da insanlar ne dinliyor şu sıralar?

Eren: Ankara’da eskisi gibi bir bara gidip güzel müzik dinleyeyim anlayışı pek kalmadı eskisi gibi.

Sercan: Yurt dışından gruplara bile rastlayabiliyorduk eskiden ama artık öyle bir durum yok ne yazık ki.

Cemre: Genel bir durum bu sanırım. Peki bu Ankara’nın sizin çıktığınız zamanlardaki sahnesinde seyirciler nasıldı, mesela yeni bir şeyler deniyorduk dediniz, başlarda nasıl karşılandı bu?

Deniz: Araftafaray’da pişti denebilir, düzenli olarak çıktığımız mekan orasıydı.

Sercan: Dekorumuz bile vardı, köklerden bir mikrofon sehpası yapmıştık. Bizim Ankara’daki bütün seyircilerimiz arkadaşlarımızdı zaten başta, uzun süre onlara çaldık. Ama tabii bu kitleye Ankara’nın alternatif camiası da dahil. O yüzden seyircimizle hep bir bağımız vardı. Yavaş yavaş şehir dışında çalmaya başladıkça biraz daha farkını anlayabildik. Ankara seyircisi bambaşkaydı tabii ama Kars’ta ve Mardin’de de çaldık mesela, hep olumlu karşılandı müziğimiz.

Eren: Gruba ilk girdiğimde hatırlıyorum aynı günün sabahında akşam bir mekanda çalmaya karar verdiğimiz bile oluyordu. Zaten akşam oturmaya gideceğimiz mekanda çalıyoruz gibi bir bakıma.

Sercan: Her şey böyle samimiyet içinde gelişti o yüzden sonra başka yerlerde çalmak da daha rahat oldu bizim için.

Cemre: Ankara müzik sahnesinden bahsetmişken birazcık Ezhel soracak olursam, bir anda çok tanındın, bazen inanlar sevdikleri bir sanatçı bir anda herkes tarafından dinlenmeye başlayınca bu durumdan hoşlanmayabiliyor. Eskilerden beri varolan takipçi kitlende böyle bir tavır olmuş mudur sence, hiç takip edebiliyor musun?

Sercan: Her gün yeni yeni insanlara ulaşıyor bence hala albüm, şu anki kitlemden memnunum. Bazen yanlış ya da eksik anlaşılıyorum gibi bir durum oluyor sadece. Sanki tek şarkım “Şehrimin Tadı”ymış, başka hiçbir şarkım, başka bir söylemim yokmuş gibi bir değerlendirmeye maruz kalıyorum biraz üzücü bir şekilde. Her şeye mi klip çekmemiz lazım? Bunun dışında çok mutluyum dinleyicilerimden. Dünyanın farklı farklı yerlerinden Türklerden mesajlar alıyorum, bir sürü yere ulaşabilmişim. Tabii bunun yanı sıra malzeme de olabiliyorsun, bir sınır var ve o sınırı aştıktan sonra artık herkes senin hakkında istediğini söyleyebilir gibi bir durum var. Ama her türlü eleştiri beni geliştireceği için olumlu karşılıyorum bu durumu.

Buse: Her çeşit, farklı janraların da dinleyicilerinden feedback alabiliyor olman açısından çok olumlu bu durum aslında.

Sercan: Evet, doğru. Rap yapan çevremden duyduğuma göre albümün böyle bir geri dönüş almasının ardından Türkçe rap’te güzel bir yükselme olmuş. Artık spotify’da da listelerde yukarılarda görebiliyoruz. Hiç rap dinlemem diyen insanlar bile nasılmış diye merak edip sevebiliyor bile. Bu benim için çok sevindirici.

Buse: Bu ilgi biraz reggae’ye de kaydı, eskiden daha kapalı bir komüniteyken şu an herkesin kolayca haberdar olabileceği bir sürü etkinlikler düzenleniyor.

Eren: Sercan’ın Ezhel olarak yaptığı en önemli şey rap’i alternatif, underground gören kitle için meşrulaştırması oldu bence.

Sercan: Rap müzik mi diyen insanların o algısını kırmaya çalıştık özellikle.

Eren: Çok yüzeysel eleştiriler görüyorum. Mesela ekşisözlük’teydi yanılmıyorsam, “küvette seks” sözüne takmış “bu adamı mı takip ediyorsunuz” gibi bir sonuca varmış. Halbuki hiç ön yargısız bir şekilde oturup dikkatini vererek dinlememiş bile. Ben davulcuyum, ritimleri dinlerken adamlar burada ne yapmış diye hayran kaldım bazı parçaları dinlerken. Çok ince ince işlenmiş bir albüm aslında.

Buse: Bir röportajında “evde oynarken yaptığım bir albüm” gibi bir açıklaman var belki onu çarpıtarak bu hale getirmiş olabilirler.

Sercan: Olabilir, yaparken eğlendik evet ama sonrasındaki çalışma çok sıkıydı. İlk başta şarkıları yazarken o kadar kasınca zaten güzel bir şey çıkmıyor.

Eren: Sercan’ın bir yıl civarı albümle uğraştığını biliyorum.

Sercan: Evet albüm başladığından çok daha geç bitti. Bir bakıma şans da oldu bu, çıkışı sırasında gündem sakindi, yeni bir albüm yoktu. Bu kadar yayılması için iyi bir zamandı.

Cemre: Ezhel’in Türkiye’nin birçok şehrinde, normalde çok konser izleme fırsatı bulamadığı şehirlerde bile performanslarına denk gelmek mümkün. Kökler Filizleniyor da aynı şekilde, az önce dediğiniz gibi Kars’ta, Mardin’de konserleriniz oldu. Bunun insanların belli şehirler dışında konsere gidemiyor oluşuna bir tepki olduğu söylenebilir mi? Gittiğiniz yerlerde nasıl oluyor, yine alıştığınız dinleyici kitlesini bulabiliyor musunuz?

Sercan: Evet kesinlikle tepki gösterdiğimiz bir durum bu. Her yerde aynı olmuyor ama tabii seyirciler. Mesela Mardin’de oturan bir seyircimiz vardı, biz daha çok ayakta dans eden seyircilere alışığız. Dinleti gibiydi ama o anda müziğimiz de ona dönüşmeye başlamıştı.

Deniz: Biraz mekana göre değişiyor.

Eren: Kars çok ilginçti. Önde birkaç sıra üniversiteliler vardı, arkada amcalar rakı içiyordu.

Sercan: Bu bizi hem geliştiren hem de mutlu eden bir şey ve dediğin gibi müziğimiz her yere yaymak, herkese bir şeyler sunabilmek istiyoruz.

Cemre: Peki yeni neler yapıyorsunuz şu sıralar? Turneden ötürü çok yoğunsunuz sanırım?

Sercan: Evet o yüzden ben hiçbir şey yapamıyorum ne yazık ki. Albüm çıktığından beri hep yoldayım. Hep konuşuyorduk ben bu albümü yapayım sonra Kökler Filizleniyor için de böyle bir işe girişiriz diye. Ama hala albümün işleri devam ediyor, albümün sonrası da bir parçasıymış bunu öğrendim. Yakın zamanda bir boşluğumuz olacak ve çalışmaya başlayacağız gibi görünüyor.

Cemre: Son olarak en güncel şeyi sorayım, Nihil Piraye ile bir çalışmanız yayınlandı bugün, bu iş birliği nasıl gelişti, buna benzer farklı janralarda üreten isimlerle iş birliği planları var mı?

Sercan: Nihil Piraye ile ben 2010’da Rock-a Festivali’nde tanışmıştım, o zamanlar benim de punk-rock yapan bir grubum vardı. O zamandan beri arkadaştık, aklımızda hep birlikte bir şey yapma fikri vardı, derken Berk(Nihil Piraye) bana bu şarkının altyapısını attı. Kamufle’yle de konuşmuş, Kamufle de yıllardır arkadaşım. Bu şekilde daha önceden tanışıyor olmamız, arkadaşlığımız üzerinden gelişti. Çoğunu yazmadan mikrofon başında bir şeyler deneyerek yaptım diyebilirim, çok da güzel oldu bence sonuç. Hep bu tarz bir şey yapmak istemiştim. Hala da başka tarzda başka gruplarla da bu tip işler yapmayı istiyorum hatta yerli ve yabancı isimler de var aklımda, yoğunluğum geçince bunun üzerine de düşeceğim.

RÖPORTAJ: 65DAYSOFSTATIC

2001 yılından beri aktif olan, Explosions in the Sky, Mogwai gibi gruplara benzettiğimiz ve yakından takip ettiğimiz post-rock gruplarından 65daysofstatic 5 yıl aradan sonra tekrar İstanbul’da sahne alacak. Son İstanbul konserlerinden beri harika bir albüm ve bir de oyun soundtrack’i yaptılar. Kendilerini canlı canlı dinlemeden önce bu projeler hakkında merak ettiklerimizi sormak istedik. Son işlerine dair ayrıntılar, gelecek projelerine dair ipuçları ve geçmiş İstanbul konserine dair anekdotlarla eğlenceli ve dolu bir sohbet oldu. 7 Aralık‘ta Salon’da en ön sırada olacağız, kaçıranların da üzüleceği bir konser olacak gibi görünüyor. Aşağıda da konsere hazırlanmaya yönelik bir sürprizimiz daha var. Buyurun:

Merhaba! Nasılsınız, neler yapıyorsunuz son zamanlarda?

İyiyiz teşekkürler. Şu sıralar yeni 65 projeleri üzerinde çalışıyoruz.

Grubu müzik sahnesi açısından oldukça zengin bir şehir olan Sheffield’da kurdunuz, bu çevrenin sound’unuza bir etkisi oldu mu sizce?

Emin değilim. Belki “Sheffield grubu” olmak karşı durmak istediğimiz bir başka tanım olabilir? Kendisini bulunduğu coğrafyayla tanımlayan bir gruplardan ya da insanlardan değiliz. Komünite olarak düşünmek başka bir şey, Sheffield bu açıdan harika bir yer. Ama bunun coğrafyayla hiçbir alakası yok, böyle düşünceler sadece sınırları daha da katılaştırıyor. Evet, bulunduğumuz bölgenin yerel gruplara kucak açması ilerlememize katkıda bulunmuş olabilir ama müziğimizi bir bölgeyle bağdaştırmak istediğimiz bir durum değil.

Daha önceki röportajlarınızdan okuduğum kadarıyla No Man’s Sky’dan önce soundtrack yapmak konusunda özellikle istekliymişsiniz. Bir oyun müziği yapma fikri size niçin çekici geldi, size bu konuda ilham veren bir oyun var mı?

No Man’s Sky’ın yaratıcıları bize ulaştığında gösterdikleri şeyler oldukça ilginç bir proje olacağını düşündürdü. İşler ilerledikçe yaratıcılığımız için bize verdikleri özgürlük inanılmazdı biz de olabildiğince kullandık bunu. Bu projeyle ilgili bizi özellikle çeken şey sountrack’i neredeyse sonsuz uzunlukta yapmak istemeleri oldu. Bunun için müzikal bir kompozisyon oluşturma sürecine şu ana kadar yaptığımızdan bambaşka bir şekilde yaklaşmamız gerekiyordu ve sınırlarımızı zorlamayı seviyoruz, bu yüzden harika bir fırsattı bizim için.

Soundtrack albümü yazmak normal bir albüm kayıt sürecinden farklı mıydı? Sizin için süreç nasıl ilerledi? Nasıl başladınız, olaylar nasıl gelişti? Bize biraz süreçten bahsedebilir misiniz?

Günün sonunda iki farklı projeydiler. İlk önce “daha klasik” şarkıları yazdık çünkü bu tarz şarkılar için sıkı bir zaman aralığımız vardı. Soundtrack albüm yazım sürecini de normal, klasik bir albüm süreci gibi düşündük. Ancak aynı zamanda bir yandan da şarkıların tüm değişik versiyonlarını dikkatli bir şekilde ortaya çıkardık. Albüm kayıt süreci bittiğinde hepsini yeniden ortaya çıkararak şarkıların her bir parçasını bir bütünden ziyade malzemeler haline getirdik. Oyun için ses tasarımcısı ile çok yakın çalıştık. Beraber oyundaki oyuncuların davranışlarına bire bir uyan şu anki ses düzenlerini oluşturduk. Kendine ait bir olay örgüsü olmayan bir müzik yazmaya çalışmak gerçekten çok çılgınca. Oldukça basit bir melodi bile karışık bir fikre dönüşüyor çünkü melodinin yarısında oyuncu bir anda hiç beklenmeyen bir şey yapıyor ve müziğin hemen başka bir yere eğrilmesi gerekiyor. Bu tarz sorunlar genellikle ambient ses düzenleri ile aşılabiliyorlar çünkü müzikte bir uyumsuzluk olmadan geçiş yapmak çok daha kolay oluyor. NMS’i ambient yapmamak için olabildiğince çabaladık.

Yeni soundtrack planlarınız var mı, şu sıralar yeni bir şeyler üzerinde çalışıyor musunuz?

Şu sıralar NMS soundtracki üzerinde çalışırken öğrendiğimiz teknikleri kullanabileceğimiz bir proje üzerinde çalışıyoruz. Ama bu sefer bir soundtrack değil, gruba ait bir proje olacak. Bu edindiğimiz yeni fikirleri ve öğrendiğimiz şeyleri başkasının perspektifine sığdırmaya çalışmadan kendi hayal gücümüz doğrultusunda kullanmaya başlamış olmak çok güzel. Ama tabii NMS de harika bir deneyimdi bunu da tekrar belirtmeden geçmeyelim. Önümüze tekrar içimize sinen bir fırsat çıkarsa böyle bir şeyi yine yapmayı umuyoruz.


Bir sonraki projeniz olarak yeni bir şey deneme fırsatınız olsa bunun ne olmasını isterdiniz?

Bir film soundtrack’i eğlenceli olabilirdi. Ama tabii grup için bir şeyler üretmek de bize her seferinde beklenmedik derecede keyif veriyor. Yani önümüzde “bir sonraki proje” olgusu olduğu sürece halimizden memnunuz.


İstanbul’da daha önce konser vermiştiniz, nasıl bir deneyimdi sizin için? Bu seferki planlarınız neler? Salon’da gerçekleştireceğiniz performans hakkında neler söyleyebilirsiniz, ne beklemeliyiz?

İstanbul bizim için harika bir deneyimdi, gerçekten inanılmaz bir şehir. Önceki konserimiz “Kıtalararası Derbi” ile aynı akşamdı. O yüzden bütün şehirde bir kaos havası vardı, ne olduğunu hiç anlayamadık. Bundan dolayı konsere bir saat kadar geç başlamak zorunda kalmıştık. Ama sahneye çıktığımızda bizi bekleyen kalabalık hala çok heyecanlıydı.
O zamandan beri en iyi albümlerimiz olduğunu düşündüğümüz işler yaptık, planımız geri gelip İstanbul’daki kitlemizle bunu paylaşmak diyebilirim basitçe.

Muhtemel setlist’i içeren playlistimize de Spotify hesabımızdan ulaşabilirsiniz, keyifli dinlemeler.

TOP 10: KING GIZZARD & THE LIZARD WIZARD

2012’den bu yana 11 albüm yayınlayarak üretkenliğiyle göz dolduran, coğrafyamıza özgü ezgileri psychedelic rockla harmanlayarak büyük bir hayran kitlesi kazanan Avustralyalı grup King Gizzard & The Lizard Wizard 13-14-15 Mart’ta Salon’da! İşte satışa çıktığı gün tükenen biletleri ve üç gün üst üste vereceği konserlerle gündeme oturan çok sevdiğimiz o grubun çok sevdiğimiz 10 şarkısı:

   10.Time= $$$

Paper Mache Dream Balloon, grubun tarzından farklı olarak 12 akustik parçadan oluşuyor. Time= $$$ bu albümde en sevdiğimiz şarkılarından biri.

  9.Lonely Sheet Flyer

Quarter albümü onar dakikalık dört şarkıdan oluşuyor. Lonely Sheet Flyer ise bu albümün son ve bizce en keyifli şarkısı.

   8.Sense

Listemizin bu sıraları akustik parçalarla dolu! Gruba bu tarzı da yakıştırdık.

    7.Dirt

Yine Paper Mache Dream Balloon albümünden bir şarkı olan Dirt bizce bu albümün en iyi şarkısı olmayı hakkediyor. Kötü giden günü güzelleştirmek istediğimiz zamanlar için bir kenarda tutulası.

    6. Nuclear Fusion

Nuclear Fusion ise grubun geçtiğimiz Şubat’ta yayınladığı Flying Microtonal Banana albümünden. Adeta albümün güzelliği hakkında ipuçları veriyor.

      5.  Hot Water

Hot Water gergin şehir koşturmacası içinde biraz daha gerilmek istediğimiz zamanlar için biçilmiş kaftan. Bazen patlama noktasına gelmek iyi midir?

  1. The Book

Son albümün ikinci en sevdiğimiz şarkısı.

    3.  Work This Time

Work This Time 2014 yılından bir şarkı, bu üretkenlikte bir grup için eski kategorisine girebilir. Ve üzerinizde eskimeyecek etkiler bırakabilir.

     2.You Can Be Your Silhouette

İşte son albüm Sketches of Brunswick East’in en birinci şarkısı! Tüm albümler içinde hala daha güzeli var.

   1.Sleep Drifter

İşte en güzel albümün en güzel şarkısı! Belki de King Gizzard & Lizard Wizard’ın bizi bu kadar heyecanlandırmasının en büyük sebeplerinden biridir.

ORADAYIZ: NATHAN FAKE

Geçtiğimiz baharda son albümü Providence’ı yayınlayıp büyük ilgi toplayan ve geçtiğimiz sene Salon’da izleyip hayran kaldığımız benzer başarılı isimlerden Dorian Concept ile yaptığı iş birliğiyle de tanıdığımız İngiliz elektronik müzik sahnesinin yükselişteki isimlerinden Nathan Fake, 6 Ekim akşamı Salon‘da olacak. Öncesinde Men with A Plan, sonrasında ise Büber‘in sahne alacağı etkinlik için biz de orada olacağız.

RÖPORTAJ: FLUNK

2000 yılında Anja Oyen Vister, Jo Bakke, Ulf Nygaard ve Erik Ruud dörtlüsü tarafından kurulan ve o zamandan beri 7 albüme ve neredeyse orijinali kadar popüler olmuş çok sayıda covera imza atan Flunk, geçtiğimiz senelerde sold out olan konserlerinin ardından bir kez daha Salon‘da sahne alıyor. Üstelik bu kez 29 Eylül‘de kendilerini yeni albümleri “Chemistry and Math”in yayımlanmasının hemen ardından izlemenin heyecanını yaşayacağız. Bu vesileyle grupta prodüktör rolünü üstlenen Ulf Nygaard’a aklımızdakileri sorduk, çok severek dinlediğimiz dörtlüyü biraz daha yakından tanımaya çalıştık. Buyurun:

Merhaba! Nasılsınız, günleriniz nasıl geçiyor?

Merhabalar. İyiyim! Hepimiz iyiyiz. Yeni albümün yayımlanışı için hazırlanıyoruz ve her şey yolunda gidiyor gibi görünüyor. Yeni şarkılarımız hakkında olumlu dönüşler aldık. Istanbul konserimiz için de provalara başladık. Istanbul’u çok seviyoruz, oradaki dinleyici kitlemiz gerçekten en iyisi! Konserlerde sanki bir aile buluşmasındaymışız gibi hissediyoruz.

Geçtiğimiz yıl çıkış albümünüz 15 yaşına girdi. Nasıl hissediyorsunuz, projenizin bu kadar büyümesini bekler miydiniz o zamanlar?

Hiçbir beklentimiz yoktu aslında. Bu kadar çok albüm yapmayı, ilk albümüzden 15 yıl sonra Istanbul’da sahne almayı hayal bile edemezdik. Bana hala tuhaf gelen bir şekilde grup olarak sanki aynı ailedenmişiz gibi hissediyoruz, birlikte çok şey yaşadık ve artık neredeyse gereğinden fazla tanıyoruz birbirimizi. 🙂

“Petrified”ı dinledik ve albümün geri kalanı için çok heyecanlıyız. Eminiz bu albüm de diğer albümleriniz kadar başarılı olacak fakat sizce bu albüm hangi açıdan diğerlerinden farklı oldu? Albümün yaratılış aşaması nasıl geçti?

Önceki işlerimizden çok farklı olduğunu düşünmüyorum, umarım bu durum albümü beklendik ya da sıkıcı yapmaz. Bence “Personal Stereo”dan beri yaptığımız en iyi albüm; sound’u tam da istediğimiz gibi oldu, yaylılara biraz daha odaklanmamız gerektiğini düşündük ve bu albüme hoş bir hava kattı. Yapım süreci oldukça uzundu, ben daha çok “producer” rolündeyim, diğerleri ise kayıtlarını upload ediyorlar. Stüdyo’ya girme aşamasını atladık, her şeyi ayrı ayrı yaptık, bu yöntem bizim için iyi işliyor. Flunk bir kolektif olarak müzik yapıyor, hepimiz bir şeyler katıyoruz ve kimse birbirinin katkısına karışmıyor.

Bir röportajınızda turne sırasında gittiğiniz ülkelerin çoğunda Norveç’te olduğunuzdan daha ünlü olduğunuzu söylemişsiniz, niçin böyle olduğunu düşünüyorsunuz peki?

Tam sebebini bilmek zor. Sanırım Norveç’te müzik basınının işleyiş biçiminden ötürü, insanlar yeni isimlerin peşinde. Biz de çok umursamıyoruz açıkçası. Dünyanın her bir yanından daha sadık dinleyicilere sahip olmak çok daha eğlenceli. Istanbul’a gelebiliyorsak ve burada şarkılarımızı çaldığımızda dinleyicilerimiz baştan sona eşlik edebiliyorsa bu çok daha tatmin edici bizce.

Zaman zaman Facebook sayfanız üzerinden playlistler paylaşıyorsunuz. Bunlardan hangisinin daha sıklıkla dinliyorsunuz şu sıralar, ya da bizimle paylaşabileceğiniz yeni bir liste var mı?

Ben Spotify’daki “Stuff we like” playlistimizi çok dinliyorum. İnsanlara sevdiğimiz şeylerden bahsetmek yaptığımız işin bir parçası aslında, bunu daha çok yapmamız gerektiğini de hatırlattı bunu söylemek aslında. Çoğu şarkımız sevdiğimiz şarkılardan, kelimlerden, cümlelerden esinlenerek ortaya çıkıyor. Bu bahsettiğim playlist’te de esinlendiğimiz birçok şarkıyı bulmanız mümkün.

İstanbul’a pek çok kez geldiniz ve burada büyük bir kitleniz var. En çok hangi dinleyici tipini seviyorsunuz bilmek isteriz. 🙂 Konseriniz için nasıl hazırlanalım, bizi neler bekliyor?

Başta da dediğim gibi İstanbul kitlemiz en iyisi! 🙂 Oradaki bütün konserlerimiz gerçekten büyük keyif veriyor bize. Çok sıcak ve rahat bir atmosferi var, sanki sevgilimiz için çalıyormuşuz gibi hissediyoruz. Umarım dinleyicilerimize de aynı hisleri aktarabiliyoruzdur. Bu sefer müzik daha hareketli olacak, çok daha fazla ses ve gürültü duyacaksınız. Nedendir bilmem böyle bir yola girdi müziğimiz provalar sırasında. Yani birazcık şaşırmaya hazır olun! 🙂

Teşekkürler!

FREE FRIDAY (OZDELİCE)

  • Geçen senelerde ülkenin durumuyla paralel olarak “etkinlik yok” diye ağlarken bu sene adeta silkelenmiş line-up’larla bütçemizi tartıyoruz. Ciddi olarak ajandamı en son bu kadar doldurduğumda sanırım üniversitenin son sınıfındaydım. Taksim/Beyoğlu anılarım da oradan kalma. Sonrası iş hayatı vs. derken de koptuğum etkinliklerle bu sene yeniden kucaklaşacağım için çok heyecanlıyım. Ayrıca Salon, Garaj, Babylon ve Zorlu PSM arasındaki bu trafiğin tatlı bir telaşa dönüşmesini de 8 senesini “blogculuğa” vermiş biri olarak kalp gözlerle izledim. Beklenen tablo sonunda piyasada. Tıklım tıklım etkinlikleriniz olsun!

 

 

  • KALT’ı muhtemelen duydunuz. Bizim Show’un yeri bende çok ayrı. Daha hiç gülmeden izlediğim 1 Bizim Show olmadı. Tüm Ozan Akyol’ları ayrı ayrı seviyorum. Ayrıca sayelerinde tanıdığım müzik grupları da işin en güzel artısı (Evet, Beyaz Hayvanlar’ı bu sayede öğrendim)! Asla tanıtmadan bolca överek tüm duygularımı ifade ettiğimi düşünüyorum. Teşekkürler.

 

  • 15. İstanbul Bienali bu hafta sonu (16 Eylül) başlıyor. 12 Kasım’a kadar vaktimiz var. Bienalin bu seneki teması “iyi bir komşu”. 32 ülkeden 56 sanatçının katıldığı ve küratörlüğünü Elmgreen ve Dragset’in yaptığı bienal bu sene hangi küfürleri yiyecek çok merak ediyorum. Zira geçen senelerde feed’ime düşen anlamlı/anlamsız bir çok yorumdan sonra geçen seneki bienale gitmeye vakit ayıramamıştım (!).
  • Geçenlerde içimden geçenleri bir facebook post’u altında belirttim. Daha fazla agresif davranmak istemiyorum. 2011’den bu yana bilinen Türkçe rap’teki gelişimin Ezhel ile farkındalık oluşturması muazzam bir şans deyip yine Ezhel paylaşıyorum. Yakın zamanda Ağaçkakan’da yeni albüm yayınlayacak ve hatta albümden bir şarkıyı videoladı. Da Poet de Beat Tape 2 Outtakes ile geliyor. Hepimize hayırlı, uğurlu olsun.

EYLÜL TAKVİMİ: TATİL BİTTİ

Tatil bitti ve uzunca bir süre ara vermemek üzere iş başı yapacağımız o karanlık gün geldi. Neyse ki hüznümüzü bir nebze hafifletecek konserler var takvimimizde. Eylül ayı için seçtiğimiz etkinlikler ajandalara notlar alınsın ve bitmek bilmeyen mesai saatleri bir sonraki konserin hayaliyle biraz olsun hızlı aksın diye hemen burada. İyi eğlenceler!

6 Eylül

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Sanat Performance Açıkhava Sahnesi // Deniz Tekin

8 Eylül

Garaj // Jens Lekman
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Zorlu PSM // MONO

9 Eylül

Garaj // Jens Lekman
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Beirut Performance // Mirkelam
Kilyos // Babylon Soundgarden

10 Eylül

Jolly Joker // Levent Yüksel
Beykoz Kundura // Gezgin Salon: Kiasmos, Pantha du Prince, Pional…

11 Eylül

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Zorlu PSM // 6. Uluslararası Klarnet Festivali – New York Gypsy All Stars ft. Brenna MacCrimmon & Ara Dinkjian

12 Eylül

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan

13 Eylül

IF Performance Hall Beşiktaş // Baba Zula

14 Eylül

IF Performance Hall Beşiktaş // Deniz Tekin
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Zorlu PSM // 6. Uluslararası Klarnet Festivali – Souad Massi ft. Serkan Çağrı

15 Eylül

Zorlu PSM // The Magician
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Garaj // Azealia Banks

16 Eylül

Sanat Performance Açıkhava Sahnesi // Birsen Tezer
Garaj // The Field (Live) + Coma (Live)

19 Eylül

UNIQ Açıkhava Sahnesi // Ceylan Ertem
BÜMED // -33: Adamlar, Sattas, Hey! Douglas

20 Eylül

Sanat Performance Açıkhava Sahnesi // Sena Şener

21 Eylül

Babylon // Nouvelle Vague

22 Eylül

Garaj // Steve Mason (Akustik)
Babylon // Nouvelle Vague
Salon İKSV // Roosevelt

23 Eylül

Garaj // Agar Agar + Samaris
Babylon // A-WA
Zorlu PSM // Coyu
Zorlu PSM // Tom Odell

26 Eylül

Babylon // A-WA
Babylon // Midnight Sessions: Eli&Fur
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Yalın

27 Eylül

Salon İKSV // Zoe Keating
Babylon // Ceylan Ertem
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // MFÖ
Zorlu PSM // Michael Kiwanuka

28 Eylül

Dorock XL // Ezhel
Babylon // Deniz Tekin

29 Eylül

Salon İKSV // Flunk
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Göksel
Zorlu PSM // Lokalize: Ceza

30 Eylül

Garaj // Dave DK + Dauwd
Salon İKSV // Minor Empire
Mask // Sattas
IF Performance Hall Beşiktaş // Vega
KadıköySahne // Kalben
Zorlu PSM // Lokalize: Hey! Douglas

GEZGİN SALON’A YEPYENİ İSİMLER EKLENDİ!

Salon’un Temmuz’un başında haberdar olduğumuz, sezon arası konser yokluğunda yüreğimize su serpen projesi Gezgin Salon‘a yeni isimler eklendiği duyuruldu. Kiasmos’u bu yeni proje dahilinde Beykoz Kundura’da izlemek bile yeterince heyecan vericiyken listeye eklenen Berlin çıkışlı en sevdiğimiz, özellikle Salon sahnesine de çok yakışırdı diye düşündüğümüz isimlerden olan Pantha Du Prince ve bu sene Mercury Prize’a aday olan the xx, Sampha gibi isimlerin de mensubu olduğu Young Turks’le çalışan Pional‘ın yanı sıra; yerli sahneden Mind Shifter, Men with A Plan, Büber gibi isimlerle sabırsızlığımız katlandı. 10 Eylül’ü merakla beklemeye devam ediyoruz.

SALON İKSV: 2017 GÜZ

Sonunda yılın o vakti geldi; morallerimizi yükseltmek ve ajandalarımızı doldurmak üzere Salon yine dopdolu programını açıkladı. Biletleri bugün satışa çıkan konserlerden seçtiklerimizi nedenleriyle sıraladık;

Kiasmos – 10 Eylül

Beykoz Kundura’da gerçekleşecek Gezgin Salon projesinin ilk örneğini kaçırmak istemiyoruz, siz de istemezsiniz bizce.

Flunk – 29 Eylül

Eylülde yayımlanacak yeni albümlerini canlı dinleyen azınlıkta olma fırsatı gerçeten çok çekici görünüyor.

Forest Swords – 28 Ekim

Hala biletinizi almadıysanız Compassion’ı dinlemediniz demektir, şöyle buyurun:

Julie Byrne – 15 Kasım

Genç yaşta evinden ayrılıp gerçek dünyayı deneyimleyip müzik yapma isteğiyle Patti Smith’e, tarzıyla Joni Mitchell’a benzeyen Julie Bryne’i çok seviyoruz, siz de bu isimleri seviyorsanız kesinlikle kaçırmamalısınız.

Hidden Orchestra – 23 Kasım

Hemen şurada her şey gayet açık, bir kez daha dinleme fırsatı bulabilmek harika.

Washed Out – 26 Kasım

İlk İstanbul konserinin daha nicelerine vesile olması umuduyla bütün fangirllüğümüzle birlikte biz en ön sırada olacağız.

Liars – 1 Aralık

Yeni şarkılarını çok sevdik, kaçırmayı göze alamayız.

65daysofstatic – 7 Aralık

Grubun canlı performanslarına ve kliplerine bayılıyoruz, görsellerle de destekledikleri bir performans izlemek umuduyla 7 Aralık’ta Salon’dayız!

Programın devamına ve ayrıntılara saloniksv.com‘dan ulaşabilirsiniz. Hepimize bol müzikli sezonlar!

SALON’DAN YEPYENİ BİR PROJE: “GEZGİN SALON”

Eğlence mekanlarının Beyoğlu’ndan şehrin farklı bölgelerine dağılmaya devam edişini büyük merakla izlediğimiz ve alternatif bir lokasyonda gerçekleşecek bir sonraki etkinliğin ne olacağını öğrenmeyi beklediğimiz şu günlerde bir haber de favori mekanlarımızdan biri olan Salon’dan geldi. Salon, “Gezgin Salon” projesi kapsamında müzisyenleri daha büyük dinleyici kitleleriyle buluşturabilmek amacıyla Beykoz Kundura’ya taşınıyor. İlk konuk olarak ağırlanacak isim ise daha önce de Salon’da izlediğimiz Kiasmos olacak.

Özellikle seyirciler arası gürültü problemi çekmediğimiz, ağırladığı herkesin gerçekten müzik dinlemek istediği için geldiği, samimi ve sıcak ortamına alıştığımız Salon’un müdavimleri bu ruhu yeni bir mekanda da yaşatabilir diye umarak 10 Eylül’ü bekliyor olacağız, biletler ise bugün itibariyle satışta.

BİR KÜLTÜR SANAT KART HAYALİ

İKSV Kültür Sanat Kart alabilecek koşulları fazladan bir diploma ile kaçırsak da hayallerimizden mezun olmadık ya. 1000 üniversite öğrencisine verilen yıl sonuna kadar İKSV’nin bütün etkinliklerinde geçerli olacak 250 TL değerinde bir kartı kim istemez ki? Eğer böyle bir kart bize çıksa nasıl kullanırdık diye düşündük. Ortaya kart sahiplerine rehber olabilecek bir yazı çıktı.

Öncelikle kullanacağım limite değsin ve biraz daha klasik müzik dinlemek istiyorum diyenler İstanbul Müzik Festivali‘nin 29 Mayıs akşamı gerçekleşecek açılış konserine ve 5 Haziran’da Zorlu PSM Drama Sahnesi’nde gerçekleşecek La Stravaganza‘ya göz atabilir. Toplamda 80 TL’lik bakiye kullanımıyla çok güzel iki gece geçirebilirsiniz.

36. İstanbul Film Festivali‘nde 5 – 15 Nisan tarihleri arasındaki bütün hafta içi 11.00, 13.30 ve 16.00 seanslarına 1 liradan izleme şansına sahip olacak öğrenciler olarak toplamda 24 liraya 8 günlük film maratonu yapabilirsiniz. Yaklaşık 1 seans fiyatına 24 festival filmi izlemek öğrenciliğinizin güzel anılarından biri olabilir.

24. İstanbul Caz Festivali‘nde ise flemenko’ya ilgi duyuyorsanız tüm bakiyenizi bile yatırmayı isteyeceğiniz bir konser sizi bekliyor. Üstelik bakiyenizinden sadece 50 TL eksiliyor. Flemenko gitar virtüözü Paco De Lucia anısına gerçekleşecek Beyond The Memory, 8 Temmuz’da Zorlu PSM’de sahnede olacak. Radiohead’in gitaristi Jonny Greenwood ve grubun görünmeyen elemanı Nigel Godrich’in katkılarıyla hayata geçen Shyle Ben Tzur ve The Rajastan Express’in projesi Junun, Uzakdoğu müziği ile elektronik müziğinin birbiri içine geçeceği bir gece vaat ediyor. İlgilisinden de bakiyesinden 50 TL’sini istiyor. Bir gece de yüksek dozda Türkiye bağımsız sahnesine maruz kalmak isteyenler için de adres belli; Gece Gezmesi. 6 Temmuz’da Kadıköy’de farklı mekanlarda gerçekleşecek gün, Ceylan Ertem, Gevende, Son Feci Bisiklet, Jakuzi, Kolektif İstanbul, Cenk Erdoğan & Mehmet İkiz “Lahza”, No Land gibi isimlerle güzel bir özet olacak. Bu gece de bakiyenizden 60 TL’ye göz dikiyor.

Gelelim çok bir sevdiğimiz, küçük ve samimi konser salonu, Salon İKSV’ye. Bu 28 Nisan’da kartınızda bir The Radio Dept. yeri açmanızı kesinlikle öneriyoruz. Hele ki ilk defa Salon İKSV’ye gidecekseniz ideal bir başlangıç. Bakiyenizden kullandığınız 56 TL’yi tam anlamıyla karşılayacak bir deneyim olacaktır.

Forest Swords ise elektronik müzik sevenler için Salon İKSV atmosferini anlamanızı sağlayan önemli bir konser olacaktır. 35 TL yer kaplamasıyla da kartınıza çok bir yük bindirmez.

Salon İKSV’nin tadı damağında kalanlar için sonbahar sezonuna yer ayırmalarını da şiddetle tavsiye ediyoruz. Son olarak da bizden tavsiye biletlerinizi İKSV ana gişesinden alarak da daha verimli kullanabilirsiniz.

Biz Kültür Sanat Kart’a sahip olamayanlar olarak da avuntuyu Lale Kart’lar da bulduk. Salon İKSV’yi ikinci evi yapanlar için Mavi Lale Kart sahibi olmak cüzdan hafifletiyor. 50 TL karşılığında sahip olduğumuz kart bütün Salon İKSV konserlerinde %10 indirim sağlıyor, bir nevi 10 konsere gidene bir konser hediye ediyor. Önümüzdeki yıllar için de daha güzel avantajları olan ama daha pahalı olan diğer renk Lale Kart’lara da göz koyduk. Siyah kuşak, pardon siyah renge sahip olmaya geliyoruz.

RÖPORTAJ: KAT FRANKIE

Avusturalya kökenli bir müzisyen olan Kat Frankie, 2004’te Sydney‘den Berlin‘e taşınmış ve 6 yaşından beri kendisine en çok mutluluk veren şey olan kendi müziğini yapmaya burada devam ediyor. İlk albümü Pocket Knife‘ın ardından iki yıl arayla The Dance of A Stranger Heart ve Please Don’t Give Me What I Want albümlerini yayınlayan ve kendisini yakından takip etmemiz gerektiğine bizi ikna eden Kat Frankie, sahnedeki duruşuyla da özellikle etkileyici bulunan müzisyenlerden. Kendiniz de bunu canlı olarak deneyimlemek isterseniz, 24 ve 25 Şubat akşamları Salon performansını kaçırmayın. Öncesinde bu yaz ne yapmış, yeni albümü ne zaman çıkacakmış, solo kariyeri dışında neler yapıyormuş gibi merak edebileceğiniz her şey için ise sizi röportajımıza alalım. Buyurun:

Müzik kariyerine nasıl başladın? Ne zaman bunun gerçekten hayatın boyunca yapmak istediğin şey olduğuna karar verdin?

Bütün hayatım boyunca şarkı yazdım ve söyledim, ama buna gerçek bir “kariyer” olarak başlayışım 2004’te Berlin’e taşınmama dayanıyor. Bir sürü harika müzisyen ve şarkı yazarıyla tanıştım, herkes çok destekleyiciydi, ilk kez o sıralar belki de bu işi tam zamanlı yapmaya başlamalıyım diye düşündüm.

Avusturalyalısın ama 10 yılı aşkın bir süredir Almanya’da yaşıyorsun. Seni taşınmaya teşvik eden ne oldu? Yaşadığın şehir ise bütün dünyaca zengin müzik sahnesiyle tanınan Berlin, bu kültür senin müziğini nasıl etkiliyor?

Başta Berlin’de kalmayı planlamamıştım ama bu kadar çok sanatçı ve müzisyenle aynı şehirde yaşamak gerçekten çok ilham verici. Burada sürekli üreten ve yeni fikirler sunan bir camia var ve onlarla birlikteyken benim de içimden aynı şeyi yapmak geliyor.

“Protected”ı Stockholm’e kadar götürememiş olsanız da Keøma’nın albümü büyük bir başarıydı. Bize bu albümü yaratış sürecinden biraz bahseder misin? Eurovision öncesi deneyiminiz nasıldı?

Keøma’nın albümü Chris Klopfer’la eğlencesine yaptığımız bir şeydi aslında. Bir yıl boyunca birbirimize dosyalar yolladık ve sonra benim evimdeki stüdyomda kaydettik parçaları. Bu kadarını biz de beklememiştik, Almanya’nın Eurovision parçası için ön elemelere seçilmeyi ise hiç beklemezdik açıkçası. Yine de çok eğlenceli bir tecrübeydi!

2016’nın başında, Get Well Soon ile birlikte bir soundtrack albümü yayınladınız. Bu fikir nasıl hayata geçti? Yeni soundtrack planların var mı?

Olli Schulz’un grubunda gitar çalıyorum. Kendisi çok komik ve eğlenceli biri. Yeni bir televizyon projesine başlıyordu ve yeni müziklere ihtiyaçları vardı. Get Well Soon çoktan ana jeneriği yazmıştı, benim işim de arkaplanda çalacak müzikleri yapmaktı. Sonuç olarak Get Well Soon benim parçalarıma yeni enstrümanlar ekledi, ben de onunkilere vokal ekledim.

Geçtiğimiz yaz sadece erkek sanatçılardan oluşan bir line-up’a sahip bir festivalde sahne almayı reddettin. İnsanların tepkileri nasıldı, beklediğin gibi miydi? Sana destek olunmasını beklemiş miydin?

Sadece daha net olsun diye söylüyorum: Festivale sunucu olarak davet edilmiştim, ben de line-up’ta yer almıyordum yani. Bu demek oluyor ki sadece grupları tanıtacak ve sahneye davet edecektim – müzik yapmayacaktım.  Festival %100 erkek gruplarla anlaşmıştı bu iş için ve onları sunmak için de bir kadını. Bunun hakkında Facebook’ta yazdığımda gerçekten olumlu yaklaşmaya çalıştım. Kimseyi suçlamamaya çalıştım ama insanlar da festivallerde neler oluyor görsün istedim. Gördüğüm tepki beklediğimden çok daha iyiydi; bir sürü grup bunun hakkında konuşuyordu ve oldukça destekleyiciydiler. İnsanlar kadın müzisyenleri de line-uplarına dahil etmek istediklerini ama bulmakta zorlandıklarını belirttiler sıkça. Gerçekten bir sürü harika erkek müzisyen var şüphesiz, ama ben daha fazla kadını enstrüman çalarken ve müzik yaparken görmek istiyorum, böylece herkes için daha fazla müzik olacak günün sonunda.

Gelecek planların neler, yeni albümünü ne zaman dinleyeceğiz?

İstanbul dönüşü, grubumla Almanya içi bir turda olacağım. Bu bittiğinde ise Berlin’e dönecek ve albümümü tamamlayacağım. Sene sonuna hazır olur diye umuyorum.

İstanbul’a gelmiş miydin daha önce? Bu ziyaretin için planların nedir? Konserde neler dinleyeceğiz, nasıl hazırlanmamızı istersin?

İstanbul’u ziyaret etme fırsatım hiç olmamıştı. Konser bir sürü şeyin karışımı olacak. Tabii ki loop station’ımla birlikte geliyorum, kocaman bir şarkı karışımıyla çıkacağım karşınıza. Biraz eğlence ve biraz da dram olacak.

ORADAYIZ: THE WANTON BISHOPS

The Wanton Bishops bu akşam Salon IKSV’de sahnede olacak. Beyrut’un göz bebeğini ikinci kez İstanbul’da canlı dinleyeceğiz, evimiz Salon’da bu gösteriye tanık olmak da gecenin ekstra pointi.

The Wanton Bishops Salon’un instagram hesabını ele geçirmiş. Grubu köşede kıstırmak isteyenlere gün boyu takip edebilecekleri bir veriyi de buraya bırakalım; gerisi size kalmış:

 

 

RÖPORTAJ: MODDI

İki sene önce izlediğimiz, performansıyla ve tatlığıyla bizi büyüleyen Norveç’in sakin sesi Moddi, 18 ve 19 Ocak akşamı yine Salon’da sahne alacak. Kendisini son görüşümüzden beri yeni albümü Unsongs üzerinde çalışıyormuş, biz de kendisiyle bu albüm hakkında konuşmak istedik. Konser öncesi kendisiyle arayı kapatmak için röportajımıza göz atmadan geçmeyin, biletinizi hala almadıysanız da sizi bir önceki konserinden izlenim yazımızı okumaya davet ediyoruz. Buyurun:

Nasılsın, turne nasıl gidiyor?
Teşekkürler! Bütün bir yılı yolda geçirip bir sürü konser verdikten sonra Londra’da 2016’nın son konserini verip fazlasıyla hak ettiğim bir Noel tatili yapmak için sabırsızlanıyorum. Sonra da İstanbul’da sahne alarak turneme devam edeceğim.

Geçtiğimiz Eylül ayında yeni albümün Unsongs‘u yayınladın, ilk geri dönüşler nasıl oldu, memnun musun?
Gerçekten harika dönüşler aldım, albüm asla hayal bile edemeyeceğim yerlere, kişilere ulaştı. Ama aynı zamanda bunu başarmak hiç de kolay değildi, bir sürü zorlukla başa çıkmak zorunda kaldığımız da oldu. Ama sanırım “yasadışı”nın sözlük anlamı olan bir albüm yapınca beklemem gereken bir şeydi.

Yeni albümün farklı ülkelerde yasaklanmış şarkıların cover’larından oluşan bir seçki, bu fikir nasıl gelişti? Bu yasaklı şarkıları bir albümde toplamaya nasıl karar verdin?
Tek bir şarkıyla başladı aslında, Eli Geva, İsrailli bir asker hakkında yazılmış, 32 yıl boyunca unutulmuş hikayesi üzerine bir ağıt. İki sene önce bu şarkıyı ilk duyduğumda, böylesine güzel bir şarkı bunca yıl nasıl söylenmeden kalır diye düşündüm ve benzeri şarkıların da olabileceği fikri aklıma takıldı. “Unsongs” bu arayışımın bir sonucu.

Eminim albümündeki bütün parçaların çok ilginç hikayeleri vardır ama bunlar arasından seni en çok etkileyen hangisi oldu?
Sanırı geçen sene yaşadığım en etkileyici an Santiago de Chile’de 20 yıl önce yaptıkları müzik yüzünden ülkelerinden sürülen müzisyenlerle tanışmamdı. Her konuda fazlaca özgür bir ülkeden gelen biri için böyle hikayeler çok etkileyici oluyor.

Biliyoruz ki müzik hakkında araştırmayı seviyorsun ve dünyanın dört bir yanından bir sürü müzisyenin parçalarını dinliyorsun. Bu ilgin nasıl başladı, araştırmacı yapın müzik anlayışını nasıl etkiliyor? Yakın zamanda keşfettiğin biri var mı? Bu coğrafyadan da Kürtçe ve Türkçe şarkılar dinlemeyi sevdiğini biliyoruz, favorilerin kimler?
Özellikle bu proje sayesinde oluştu bu alışkanlık aslında, normalde asla haberdar olmayacağım müzikleri dinleme ve ilham alma fırsatı buldum. Türkiye’den de çok güzel şarkılar buldum, Metin ve Kemal Kahraman’ın ve Nûdem Durak’ın şarkıları dinlemeyi asla bırakmayacağım şarkılar arasına girdiler.

Türkiye’de yaşayan takipçilerinle Twitter ve Nordik Simit’in Snapchat hesabı aracılığıyla iletişimi koparmadın. buradaki kitlenden memnun musun? Burada kısmen büyük bir kitlen var, böyle olmasını bekler miydin?
Türk dinleyicilerime gerçekten çok minnettarım. Müziğe başlamadan önce hakkında çok az bilgiye sahip olduğum bir ülkede bu kadar çok dinleniyor olmak gerçeküstü bir hayal gibi benim için. Albüme Türkiye’de yasaklanmış bir şarkı dahil etmediğim için neredeyse mutlu gibiyim, aksi takdirde buraya bu sebepten ötürü gelemiyor olsam çok üzücü olurdu.

Seni daha önce Salon’da izleme şansı bulmuştuk ve performansından çok etkilenmiştik, senin için nasıldı? Bu sefer seyircilerinden ne bekliyorsun, konser için nasıl hazırlanalım? Ağırlık son albümde mi olcak, eski şarkılarını da duyacak mıyız?
Sanırım her şeyden biraz biraz çalacağım, hatta albümde olmayan ve henüz yayınlamadığım şarkılar da olacak. Sahnede iki kişi olmanın iyi yanlarından biri bu, neredeyse her seferinde doğaçlama yeni bir şeyler ekliyor ve şarkıların orijinaliyle oynuyoruz.

ORADAYIZ: KHRUANGBIN

2014 yılında yayınladıkları Bonobo‘nun da elinin değdiği single’ları A Calf Born in Winter ile dikkatleri üzerine çeken, geçtiğimiz yıl ilk albümlerini yayınlayan taze grup Khruangbin‘in hiphop’tan ilahi’ye geniş bir janra yelpazesinde tınılardan esinlenen şarkılarını dinlemek üzere bu akşam saat Salon‘da olacağız. Ön grup olarak da Palmiyeler‘i dinleyeceğimiz için ayrıca heyecanlıyız, sizi de bekleriz.

ORADAYDIK: مشروع ليلى MASHROU’ LEİLA

İtiraf ediyorum; Mashrou’ Leila‘nın konser öncesi totalde 2 şarkısını biliyordum ve metroya binmeden indirdiğim son albümleriyle bu sayı 15’e çıkmıştı. Grubu savunduklarıyla bildiğim ve gönülden bağ kurduğum için her seferinde dinlemeye teşebbüs etsem de şarkı dilini anlamıyor oluşumdan kaynaklanan önyargılarımı kırmaya yetmemiş. Ve fakat 3. kez İstanbul’a gelip de Salon’u fullediklerine göre bir hikmeti vardır diye düşündüm ve Salon’daki sezon açılışımı yapmış bulundum.

Öncelikle son albümleri Ibn El Leil gerçekten pop üzerine sağlam temeller atarak yaratılmış başarılı bir albüm. Bazen bütün şarkıları birbirine benzetebiliyorsunuz (çünkü pop) ama Icarus tadından yenmiyor. Tayf (Ghost) ise keman ile synth’in bir araya gelmesinden oluşan bir ziyafet. Arapça olduğunu dinlerken fark etmiyorsunuz çünkü şarkı davuldan gitara akıp gidiyor. 3 Minutes ve Djin de diğer favorilerim oldu, hazır buradayken söyleyeyim. Konseri özetim ise şöyle oluyor:

-Grubun şarkılarını daha yeni öğrendiğim için konserde playlist neydi tabi ki bilemiyorum ama sahne performanslarına aşık olup aklıma kazıdığım için yeni albümden Icarus ve 3 Minutes çaldıklarına eminim.

-Eskilerden de Raksit Leila çaldığında konsere hep bir ağızdan eşlik edildi. 3al 7ajizImm El JacketLil Watan arkadaşlarımın söylediklerine göre çaldıkları diğer şarkılar.

-Arkada dönen video/görseller özenle düşünülmüştü. Bir ara her şeyi bırakıp videoları izledim.

-Kalabalık inanılmaz coşkuluydu. Neredeyse tüm şarkıları birlikte söylendi. Kahire, Suriye ve Ortadoğu’nun çeşitli yerlerinden bir sürü dinleyici Salon’daydı. Cuma günü sosyalleşmeye gelen kalabalık genelde sakin şarkılarda kendini sohbet ederken bulur ancak bu dinleyici kitlesi her şarkıda vokalin beklentisine yanıt verdi ve adeta Mashrou’ Leila ile birlikte hareket etti.

Inanilmaz #mashrouleila

Avaz Avaz (@avazavazdergi) tarafından paylaşılan bir video ()

-Sahne performansında tüm Salon ahalisi olarak büyülendik diyebilirim ve asla abartı olmaz. Şöyle ki; acaba abartıyor muyum diye konser sonrası diğer canlı performanslarını izledim. Ve gönül rahatlığıyla söylüyorum, Salon’daki bir başkaydı. Grubun vokali Hamed Sinno saçı, kıyafeti, bakışı, duruşu, dansı, şovları ile Salon’a devleşerek gelmişti. Ona eşlik eden viyolinist Haig Papazian da kemanıyla kendini dansa kaptırdı. Hamed’in hem bize hem Haig’e yaptığı danslar adeta “aramızda kalsın” minvalindeydi.

Günün sonunda Arapça şarkılara olan önyargımdan dolayı kendimi bir süre kınadım. Ve sanırım hala kınıyorum çünkü konserin etkisinden tam çıkabilmiş değilim. Tabii ki bunda İstanbul’da çok uzun zamandır bir konser etkinliğine katılamamanın da etkisi vardır ancak  Mashrou’ Leila tüm övgüleri sonuna kadar hak ediyor ve İstanbul’a bir daha gelmelerini dört gözle bekliyorum.

Konser gecesi fotoğrafları için linki buraya bırakıyorum: Salon 

 

RÖPORTAJ: XIU XIU

6 Nisan‘daki Salon konserleri öncesi Xiu Xiu (Yanlış telaffuz ettiğini düşünenler için doğrusu asıl kaynağından geliyor) ile geçmiş, gelecek projelerini ve konserde bizi nelerin beklediğini konuştuk, Twin Peaks’in müziklerini coverlamaya başlamalarının hikayesini öğrendik. Keyifli röportajımıza konser öncesi mutlaka bir göz atın:

Öncelikle, nasılsınız?

Birazcık akşamdan kalmayım ama ihtiyacım olan şey buydu. Teşekkürler.

Kurulduğu günden bu yana, Xiu Xiu oldukça üretken bir grup oldu. Neredeyse her sene yeni bir albüm yayınladınız. Ancak 2014’ te yayınladığınız iki albümden sonra bir anda duruldunuz. Bunun arkasındaki sebep neydi?

Aslında hiç de o kadar durulmadık. Çok görünürde olmasa da bu süreç boyunca hep başka alanlarda çalıştık. Merzbow ile işbirliği yaptığımız bir albüm yayınladık, farklı uzunluklardaki iki perküsyon kaydını besteleyip seyircilerimize çaldık, “METAL” ve “extinction meditation” yakında gelecek olan John Cameron Mitchell filmine müzik yazdılar. Onun haricinde, sanatçı Danh Vo ile işbirliğimiz oldu. Vaginal Davis of the Mozart Opera’ nın yeni bir versiyonuna yeni müzikler yaptık. “the magic flute” http://xiuxiu69.bandcamp.com hesabımızda deneysel kayıtlar yayınlamaya başladı. HEXA adında bir yeni gruba başladık ve yayınlamayı düşündüğümüz iki albüm kaydettik. Turneye çıktık, bir techno kaset ve şirketler için müzik fotoğrafları kitabı yaptık. Ayrıca yakında bir de “underage seks işçiliği”ni konu alan bir sanat programımız var. Bir de Twin Peaks albümü kaydettik.

Yakın gelecekte yeni bir albüm projesi var mı acaba ? Eğer varsa, yeni şarkıları ne zaman duyabileceğiz?

Yeni bir Xiu Xiu albümü yolda. 2017’ nin başlarında piyasada olacak. Sürpriz ama bir o kadar mutlu edici bir haber de Charlemange Palestine’ in albümde yer alacak olması. Şu anda bir ismi yok albümün; ancak üzerinde çalışıyoruz hala.

2015 başlarında, bir röportajınızda Twin Peaks’ in müziği ile alakalı bir şeyler yapmak istediğinizi söylemiştiniz ve şimdi de bu temada bir turneye çıktınız. Turnenin arkasındaki hikayenin ne olduğunu merak ediyoruz. Bu fikir için size ilham veren neydi? Bu turneye nasıl hazırlandınız?

2012 yılında Shayna Dunkelman ile beraber ilk turneye çıktığımızda birbirimizi o kadar da iyi tanımıyorduk. İtalya’nın küçük ve bir o kadar da garip bir kasabasında, yine küçük ve bir o kadar da garip bir performansta “Love Theme Farewell”ı bir vibrafonda çalmıştı Shayna. Resmen çıldırdım, sonrasında o da çıldırdı. İkimiz de bu performansa olan aşkımızı karşılıklı olarak birbirimize ilan ettik ve herkesin turnede yaptığı gibi biz de çeşitli planlar yapmaya başladık kendimizce. 2014’te Hollanda’da arkadaşımız müzisyen Lawrence English ile karşılaştık. Bize Brisbane’deki bir David Lynch projesinden bahsetti. Shayna direk atladı ve orada biraz Twin Peaks çalabileceğimizi söyledi. Bir anda çarklar dönmeye başladı ve 2015’te bu harika şarkılardan oluşan bir performansımızı gerçekleştirdik. O zamandan beri birkaç özel performans gerçekleştirdik ve bu alandaki çalışmalarımızı önümüzdeki nisan ayının sonunda tamamlamış olacağız. Şarkıların bize ait versiyonlarının yer aldığı bir albüm de yakında piyasada olacak.

Drunk Commentary” i kariyerinizde nereye koyabiliriz? Yayınlamadan önce tüm çalışmayı baştan sona dinlemiş miydiniz? Bu kaydı nasıl “yorumlarsınız”?

Galiba bu yorumları kariyerimizin “Boşver gitsin!” kısmına yerleştirebilirsiniz. Fazla kaba şeyler söylemediğimden emin olmak için “Drunk Commentary” i öncesinde dinledim. Beni hüzünlendirdi ama aynı zamanda birkaç kere de güldürdü ve biraz utandırdı. Kayıtlar 2010 yılında yapılmıştı, o zamandan bu yana çok şey değişti ve gerçekleşti. Bunca zaman sonra kendimi dinlemek, kendimden ziyade küçük kuzenimi dinlemek gibiydi. Bence, “Drunk Commentary” hakkındaki yorumumu en iyi şekilde başka “Drunk Commentary”ler yayınlayarak ifade edebilirim.

Bu konserden ne beklemeliyiz? Twin Peaks mi daha ön planda olacak yoksa sizin kendi müziğiniz mi? Dinleyicilerin nasıl hazırlanmasını istersiniz?

Bu coverlar bizim müziğe boyun eğdiğimiz ve müziği sunduğumuz girişimlerimiz. Çünkü bize ilham veren bu. Risk almaya, müziksel anlamda bir yoğunluktan ve sıradışı seçimlerden korkmamaya çabalıyoruz. Aynı zamanda tam bir korku ve saçma bir mizah arasında gidip geliyoruz. Versiyonlar tamamlanmış değil ve onları orijinalleri gibi çalmak imkansız olur. Bence bu konserlerimizde sergilediğimiz görkemli yaratıcılık ruhuna haksızlık olur. Demek istediğim, melodileri yazdığımız gibi çalıyoruz; ancak her zaman deniyoruz, çabalıyoruz ve değiştiriyoruz. Bizim için müzik her zaman ön planda. Ancak görsellerde, Black Lodge ve BOB referansları görebilirsiniz.

Umarız, İstanbul’ da geçirdiğiniz zaman sizin için keyifli olur. Daha önce de Salon IKSV sahnesinde bulunmuştunuz. Önceki deneyiminiz nasıldı? Dinleyicilerinizi sevmiş miydiniz?

Dinleyici harikaydı. Keşke son defasında daha iyi çalmış olsaydık, biraz kötü bir ekiptik. Ancak bu defa kesinlikle bunu telafi edeceğiz. Bence, bu şu zamana kadar sahip olduğumuz en iyi ekip.

İŞ ÜSTÜNDE: GEVENDE

Merak ediyoruz. Kim, neyi, nerede, nasıl yapmış; kişiler, şeyler, yerler ve yollar birbirine nasıl ulaşmış; bakmadığımız sırada neler olmuş; baksak belki de neler olacakmış bilmek istiyoruz.

Bu sebepten bu kez Gevende’yi, hem de Salon konseri öncesi provalarında ziyaret ettik. Harikalarını nerede yarattıklarına baktık, yeni haberlerine kulak kabarttık. Ekip büyümüş, yeni sesler bizi bekliyormuş ve Cumartesi harika olacakmış. İnanmıyorsanız videomuza* göz atın. Afiyetle:

Unutmadan, bu haftasonu takvimlerin 20 Şubat‘a işaret ettiği akşam (daha pratik insanlar olsaydık “Cumartesi akşamı” da diyebilirdik) Salon’da olacağız. Sizi de bekleriz.

 

* Video için alkışlar ve teşekkürler Batuhan Ege Örs‘e gidiyor.