sergi

OST #61: #ABİSERGİ #NOFILTER #ARTLOVER

Sezonun açılması demek aynı zamanda İstanbul’da sergiye doymak demek, metro duvarlarında sergi posterlerine tekrardan alışmak demek. E aynı zamanda da Instagram’dan sergi takip etmek demek. Yanlış anlamayın, sanat düşmanı falan değiliz, hem sanat düşmanı müzik blogu mu olurmuş? Sadece Contemporary Istanbul‘un üzerinden henüz çok geçmemişken ve Tasarım Bienali son hız devam ederken oversharing ve “cool gözükmem lazım” hastalığına tutulmuş insanların hashtag’lerle süslü sergi fotoğraflarını görmekten çok ama çok sıkıldık. Eminiz ki siz de çok sıkıldınız. O zaman buyurun playlistimize.

(Bienalde herhangi bir eserin kırılmaması dileklerimizle.)

SERGİ: THE POCKET EXHIBITION

Sergi düzenine yeni bir soluk The Pocket Exhibition, sıradışı çıkışıyla 3 Nisan 20:30‘da Instagram hesabındaki yerini alacak. The Pocket Exhibition’ı düzenleyen Erin İlkcan Aslan kolaj yöntemini kullandığı eserlerinde renklerin dünyasından da yararlanıyor ve sergiyi şöyle ifade ediyor: ” Mekan ve zaman’dan tamamen kopuk olmayan, fakat aynı zamanda da doğrudan doğruya bir mekanı kapsamayan imge döngüsünde, imajların taşıdığı bilgiyi,  gözlemcinin özgür iradesi doğrultusunda onun insiyatifinde sürekli ve de istenildiğinde ulaşılabilir bir hale getirmek imkansız değildir.İşte bu bağlamda bir objenin aynı şekilde kalarak sujenin içerisinde olmak istediği an’da ve olmak istediği yer’de gözlemlenebilir oluşu , gözlemcinin doğrudan doğruya süreci incelemek istediği fikrini doğuracak ve yalnızlaştırılmamış bir izolasyon içerisinde gösterilecektir. […] Tamamen iki boyutlu bir düzlemden, zihnin boyutsuzluğuna doğru ilerleyecek olan bu seride, var olmanın ve yaratabilme aktivitesinin , bilinen tüm sınırlarının dışına çıkması ve üretici ya da gözlemci tarafından özgür bırakılması, zihinsel aktivitenin kişiselliği içerisinde , zihinden bağımsız olan “şey”lerin var olma durumlarının göreceliği işlenmiştir.”

4 bir yanımızda instagram savaşları devam ederken kendisinin paralel evreni olan sanat boyutundan bakacak olmak, zamanın keyiflendiren işlerinden oluyor.

 

 

RÖPORTAJ: YOK ÖYLE KARARLI ŞEYLER

Yok Öyle Kararlı Şeyler ile röportaj yapmayı çok uzun zamandır istiyorduk. Ve evet, isteyen muradına ediyor; hayat böyle bir şey.

Öyleyse YÖKŞ hikayesini bir de buradan okumak ve geleceğine dair taze haberler duymak için röportaja koşabilirsiniz. Röportaj sırasında biz çok güldük eğlendik, sıra sizde.

Keyifle okumalar!

Buse: Yok Öyle Kararlı Şeyler’i tanımakla başlayalım.

Erdem: 2011’de Emrah’la Çorlu-İstanbul arası gidiş gelişlerde ortaya koymuştuk. Canlı performe edebilmek için sırasıyla Çağrı, Ramazan ve Boğaç eklendi gruba. Evde kaydettiğimiz şarkıları canlı çalmak ya da ileride albüm haline getirmek adına çalışmaya başladık. 2013’e kadar tüm süreç aslında evde işliyordu. İstanbul’da bir yerde çalmak bile lükstü. Ama 1 yıl içinde çok şey yaşadık. Geçtiğimiz sene bizim için resmen YÖKŞ.rar oldu. Bol konser verdik ve bol şarkı ürettik. Özetle YÖKŞ, kararsız birkaç adamın evde yaptığı müziğin bugünlere gelmesiyle oluştu diyebiliriz.

Buse: Bir noktada sosyal medya da girdi bu sürecin içine. Hatta belki Be The Band de yardımcı oldu, diyebilir miyiz?

Erdem: Yok aslında. Be The Band’de sadece ilk 10’a kaldık. İlk 3’e kalamadık hatta ikinci ve üçüncüye de büyük bir vaatleri yoktu. Sadece ilk grup Meriva’ya bir albüm yaptılar. Tabi ki bizim de hedefimiz albüm yapmaktı. Katılma amacımız da dolayısıyla albüm yapabilmekti.

Çağrı: Prodüktörümüzle tanışmamızı sağladı. İlk 10 gruba compilation bir albüm yapılacaktı. Bu sayede Serdar Ateşer ile tanıştık. Albümü kaydetmeyi zaten planlıyorduk ve beraber kaydedelim dedik. Aslında Be The Band, Serdar Ateşer ile tanışmamız açısından bir avantaj sağladı.

Buse: Bu sayede albüme giden yollar da yavaş yavaş gelişmiş oldu. Albüm süreci nasıldı?

Erdem: Nasıl anlatacağız abi, en zor soru! (gülüşmeler).

Boğaç: Kendimiz bir albüm kaydetmek istiyorduk. Be The Band Çağrı’nın dediği gibi prodüktörümüzle tanışma fırsatı yarattı. Orada da albümün başka bir ayağı olan yapımcı şirket devreye girdi. Can bizimle irtibata geçti ve o tarihten itibaren Funorg yapımcımız, Can menajerimiz oldu. Hem en büyük şansımızdı hem de öncesinden korkuyorduk çünkü şirketlerin grupları yönlendirme eğilimleri oluyor. ‘’Şarkının şurası şöyle olsun, hayır bunu çıkarın.’’gibi. Ama Funorg ‘da korktuğumuz başımıza gelmedi, bizi özgür bıraktı ve kendi müziğimizi icra edebildik. Dolayısıyla hayatımız, müziğe bakış açımız bir yapımcı olunca değişmedi. Sadece iş birazcık daha profesyonel hala geldi. Albüm süreci de o açıdan çok keyifliydi. Babajım Stüdyoları’nda kaydettik. Sabah yukarıda Fifa oynadık, akşam şarkıları kaydettik. Erdem biraz yoruldu bir günde 3 şarkı kaydetmeye çalışırken.

Buse: Harun Tekin ve Akın Eldes ile çalıştınız.

Boğaç: Evet, öyle bir sürpriz oldu. Prodüktörümüz Serdar Ataşer sayesinde şans eseri tanışma fırsatı bulduk. Aslında birlikte çalışma gibi bir planımız olmadığı halde, biz albüm kaydederken, Harun Tekin ‘’Nasıl gidiyor, neler yaptınız?’’edasıyla geldi ve şaşırarak karşıladık. Bu süreçte 34 şarkısını çok beğenip eşlik etmek istediğini söyledi. Söylemiş daha doğrusu ben o gün yoktum.

Buse: Senin uğramadığın günler illa bir şeyler oluyor sanırım.

Boğaç: Bugün de gelmeyecektim konsere. (gülüşmeler) Öyle bir fırsat doğunca biz de bu şansı değerlendirmiş olduk.

Buse: Peki gelecek planlarınızda yeni yeni isimlerle çalışma durumunuz var mı?

Boğaç: Yeni şarkıda Ramazan’la düet yapmayı planlıyoruz. (gülüşmeler)

Emrah: Şu an sorulsaydı kimle çalışmak istersiniz diye; Harun Tekin derdik.

Boğaç: Evet, Harun Tekin’in denk gelmesi ve hepimizin bildiği, sevdiği ve örnek aldığı bir grubun kurucusu, üyesi olması, ‘’Bu ne güzel şarkıymış, dur bende aşağı stüdyoya ineyim de söyleyeyim.’’ demesi bizim için önemliydi.

Erdem: İşin güzelliği zaten tesadüfen gelişmesi oldu. Araya aracı soksak, gücümüz olsa ve projelendirsek böyle olmazdı. Sadece kendisinin gelmesi bile bizim için bir motivasyon oldu. Üstüne bir de düet gelişince havalara uçtuk, çok sevindik çok da güzel oldu.

Çağrı: Yeni projelere yeni şeyler ekleme durumu olursa yine aynı doğallıkta olur herhalde. ‘’Şununla çalışmalıyız.’’ gibi bir süreç üzerinden ilerlemiyoruz.

Erdem: Akın Eldes ile çalışmamız da şans eseri oldu. Kendisi Serdar Ateşer’in liseden arkadaşıymış. Araları çok iyi. Telefonda konuşuyorken Serdar Abi bizden bahsetti. Serdar Abi, ‘’Tam senlik bir şarkı var, gelmez misin?’’diye sorunca Akın Eldes elinde tatlılarla çıktı geldi stüdyoya. Yaklaşık 40 dakika içinde geldi, tanıştık, çaldı ve gitti. Tamamen tesadüftü. ‘’Hmm bir şarkı yapalım ve 3.40’da Akın Eldes girsin.’’diye planlasaydık olmazdı. Gücümüz de yetmezdi ama zaten böyle işler projeyle de olmuyor. Divaların projesi olabilir ama günümüzde alternatif işlerin çoğu ahbaplık üzerinden ilerliyor.

Buse: Bu yakaladığınız samimiyeti dinleyiciye de hissettiriyorsunuz. Konserleriniz de bu böyle. Arkadaşlarımdan da biliyorum, sanki 40 yıllık dostlarım sahnede şarkı söylüyor gibi hissediyor dinleyiciler. Bir de bu samimiyete YÖKŞ Belediyesi ile Ne Var Ne YÖKŞ konseptlerini ekliyorsunuz. Bunların devamı gelecek mi?

Erdem: Tabi ki devam edecek. Bahsettiğin şey çok önemli. Grup hakkında söylediklerin gibi geri dönüş aldığımızda yaptığımızın ulaştığını ve anlaşıldığımızı görebiliyoruz ve bu bizim için çok değerli.

Emre: Anlaşılma derdiniz var mı peki?

Erdem: İçten içe bir anlaşılma derdimiz var tabi ki. Naif, kasıntı olmadan, eğlenceli bir şeyler yapıyoruz ve bu şekilde anlaşıldığında bize motivasyon oluyor. Yeni bir şeyler üretmek için destek oluyor. Yoksa tabi ki bizi anlamayan kalabalık bir insan grubu var. Bilip de ismimize takanlar, yaptıklarımıza şaşıranlar var. Biz ne kadar eğleniyorsak aslında siz de (dinleyici de) onu eğleniyorsunuz. İşin güzelliği de bu oluyor.

Melike: Şunu merak ediyorum: Bir gün yolda biriyle karşılaştınız ve karşılaştığınız kişinin YÖKŞ konusunda en ufak bir fikri bile yok. O gün bir muhabbet gelişti ve YÖKŞ’ü anlatmanız gerekti. Nasıl anlatırdınız?

Erdem: En can alıcı nokta kararsızlık mottosu. Bana kalırsa grubun teması öyle. ‘’Kararsızlıkla müziğin birleştiği bir grup var, dinledin mi?’’diye bahsederim herhalde.

Boğaç: Konserlerini izlediysem eğer konserlerden bahsederdim. ‘’Tuhaf tuhaf şeyler yapıyorlar. CNN TÜRK’lü videoları var.’’diye örneklendirirdim.

Erdem: Ya da sosyal medyadan bahsederdim. ‘’Twitter’da soru-cevap şeklinde ilişkisi olan bir grup var ve adı da YÖKŞ.’’

Emrah: Bir de ‘’En güzel cevabı sahnede verecekler.’’geyiği var. (gülüşmeler)

Phototastic-2014-09-29-22-39-23

Melike: YÖKŞ’ü YÖKŞ yapan ne oldu peki? O süreçte ‘’Tamam’’dediğiniz bir nokta olmalı.

Boğaç: Planlı ilerlemedi hiçbir şey. Elma soyarken yapılan şarkı bile var. Süreç dediğimiz biraz kendi başına ilerledi.

Erdem: Benim tamam dediğim nokta sanırım Lana Del Rey konseri oldu. Geçen sene Eylül’deki konserde 10.000 kişiye çalmıştık. Bir gün önce 13 kişiye çalmıştık mesela.

Melike: İki gece arasındaki değişim nasıldı?

Erdem: İnanılmazdı. Konser öncesi uyuyamamıştım. Sonraki gece çok iyi uyumuştum. (gülüşmeler). Lana Del Rey konserinde çıktığımızda sahnede gitarın teline ilk vuruşumda ses Üsküdar’dan sekip geldi. Sistem çok güçlüydü, kalabalık inanılmazdı. Çok büyük bir tecrübeydi.

Boğaç: Bu arada o gece Erdem hariç biz hayatımızın en büyük alkışını aldık ama yanlışlıkla gelmişti. (gülüşmeler). Çünkü bizi Lana Del Rey’in ekibi zannettiler. Sonra Erdem çıktı ve azalarak bitti alkış. Grubun varlığından bile haberdar olmayan bir kitleye çalmak güzel bir tecrübe oldu.

Buse: 2010’dan beri alternatif sahnede mizahi sözlerle şarkı yapan gruplar oluştu. Büyük Ev Ablukada ile başlayan bir süreç oldu aslında. Buna bir de Kadıköy Sound eklendi. Yok Öyle Kararlı Şeyler de dışarından baktığımızda bu iki gelişime yakın duruyor. Ama siz kendinizi bu etiketlere ne kadar yakın buluyorsunuz?

Çağrı: Kadıköy’ün çok içerisinde bir grup değiliz. Bizim neslin gruplarına Büyük Ev Ablukada bir yol açtı ve  belki ona biraz öykündük.

Erdem: Benim bireysel olarak eğilimim vardı ve cesaret vermişti. Tişört Yakışmayan Adam isimli şarkım vardı ama yayınlamaya cesaretim yoktu. Bu janra öncesi hep aşklı şarkılar yazmıştım. Büyük Ev Ablukada, Çıplak Ayaklarda konserini vermeden önce ben onların Havadar şarkısını dinlemiştim. Bartu’yla Cihanagir’den tanışıyorduk o zamanlarda ve yaptıkları çok ilgimi çekmişti. Çok cesur gelmişti. Aslında Büyük Ev Ablukada, Yüzyüzeyken Konuşuruz ve Halimden Konan Anlar da birbirlerine çok yakın zamanda aynı minvalde müzik üretmeye başladılar. Bu YÖKŞ için de geçerli. İnternetten bir şarkıdan cesaret alıp hali hazırda var olan işleri devam ettirmece oldu bizimkisi. Yoksa hiçbir grubun durup da sıfırdan yapmadığını rastgele ilerlediğini biliyorum çünkü Tolga’yı da Kaan’ı da tanıyorum ve hepsi öncesinde de üretime sahip insanlardı. Büyük Ev Ablukada Çağrı’nın dediği gibi yeni bir kulvar açtı ve sonra hepimiz o kulvara geçtik.

Buse: Bu da bir janra oluşturdu alternetif sahnede.

Erdem: Aynen. Öyle bir ihtiyaç varmış. 90’lar 2000’ler kendi ikonlarını yarattı. Bana kalırsa bu dönemde alternatif olarak böyle bir harmoni doğdu ki açıkçası biz memnunuz.

Çağrı: Hepsi birbirinin aynısı gibi bir algı var ortada. Ama söylem olarak da müzikal olarak da hepsi birbirinden ayrılan gruplar. Biraz haksızlık edildiğini düşünüyorum.

Erdem: Evet, alakaları yok ama çok yakın olmayan bir dinleyici uzaktan baktığında hepsini aynı görebilir. YÖKŞ’ü bir noktada ayırırsak bu nokta da kararsızlık olacaktır. Ya da plansızlık. Boğaç’ın gelmesi, benim İzmir’den buraya gelmem, Lana Del Rey’de şans eseri olarak ön grup çıkmamız şans ve karar verememe durumuyla alakalı bir gelişim. Nerede çalsak, bugün nereye gitsek, hangi şarkıyı çalsak, bugün sucuk mu yesek?… Sürekli bir haleti ruhiye değişimi olduğu için dinleyiciye de ilginç gelebilir. Bir şeyleri planlayarak yapmıyoruz, bu da samimiyete yansıyor.

Melike: Plandan kaçınma alt metnini ne olarak yorumluyorsunuz?

Boğaç: Aslında kaçmak değil. Bir şarkı kaydetmeyi planlarsın, belli bir dönem ayrılır ve herkes o kayıt için uğraşır. Demek istediğimiz 1-2 sene sonrasını şimdiden hazırlamak değil. Daha spontan gelişen ve bunun müziğe uyarlanmış halini alabiliriz. Şarkı mı yapmak istiyoruz; yapalım. Albüme mi saklayalım; hayır, single olarak yayınlayalım. Yani ani, o an verilmiş kararlar üzerinden ilerliyor. Ama tabii ki bir plan oluyor, komple ciddiye almıyor değiliz.

Erdem: Nasıl bir ütyopyada şarkı ürettiğimizi bir cümle özetlemiştim aslında. ‘’Arctic Monkeys’in bestesini yaptığı, Umut Sarıkaya’nın sözlerini yazdığı ve Özdemir Asaf’ın aranjesini yaptığı bir ütopyanın peşindeyiz.’’söylemiyle yapmak istediğimiz harmanı cümleye dökebiliriz. Kararsızlık da sunulanı beğenmeme halinden kaynaklanıyor. Ne sıcak görüyoruz ne de soğuk.

Buse: Bu arada alternatif sahneden konuşmuşken, altnernatif sahneyle iletişiminiz nasıl?

Erdem: Çoğu yakın arkadaşımız, zaten beğendiğimiz gruplar ve/veya isimler; destek olmaya çalışıyoruz.

Buse: Educatedear da remixleri ve video editleriyle gruba destek oluyor. Yeni projelerin var mı?

Boğaç: Ne yapıyorsam YÖKŞ’e dahil oluyor. Zaten birbirinden çok ayrı görmediğimiz oluşumlar. Aslında educatedear’ın remixlerinde geyik bir olay ciddi bir hale dönüyor. Ortada komik bir şey var ama müziği olabileceği en ciddi düzeyde yapıyor. Birisi single çıkarmış gibi yapıyor. Olaya, Ray Ray Kasım bir single çıkarsa öyle çıkarır gibi bakıyorum. YÖKŞ’de de onun tam tersi oluyor. Ciddi bir olay geyik üzerinden ilerliyor. Dolayısıyla aslında ikisi de çok paralel yollarda ilerliyor. Erdem’le konuştuğumuzda ‘’Çalalım, komik olur.’’ dedik. Sonra çalamadık, daha da komik oldu. Bu şekilde devam ediyoruz, üretmeye devam!

Buse: Bir de şunu merak ediyorum: Her şarkının farklı (ilginçli) ve uzun bir adı var varken albümün adı neden Yok Öyle Kararlı Şeyler?

Erdem: Grubun ismi yeterince uzun diye yeni bir isim eklemeyelim dedik ama aslında ikisi de uzun oldu. (gülüşmeler)

Buse: Albüm lansmanını da farklı bir konseptle yaptınız; 19 Eylül’de Kulüp Kulah’da. Projeniz çok farklı, merak edilesi. Böyle bir konseptle lansman yapma süreci nasıl oluştu?.

yoks33

 Emrah: Konsept, YÖKŞ projesinin mottosundan geliyor: ‘’Şarkı çizip, resim  çalan’’mottosu. Bunun üzerine şarkı üretmeye devam ettikçe şarkıların yanında  resimler de birikmeye başladı. Albüm lansmanı için de farklı bir şey yapmak  istiyorduk. Zaten bir sergi fikri olarak vardı ve lansmana kısmet oldu.

 Erdem: Emrah’ın da dediği gibi mottomuzdu. Güzel Sanatlar okurken bir yandan  söz yazıp bir yandan da ödev çizimlerimi yapıyordum. Dolayısıyla şarkının ortamını  çizmeye başlamıştım. Sonradan çok sevildi. YÖKŞ deyince mottomuz akıllara  gelmeye başladı. Akılda kalıcı ve özgün bir çalışma olduğunu fark edince de lansman  standart olmasın dedik. Albümü zaten Mart ayında yayınladık, Eylül’de lansman için  sahne almak olmayacaktı. Bu yüzden bize uyan bir çalışma olsun diye düşünürken bu fikir  oluştu. Bu süreçte dönemin en iyi grafikerlerine ulaştık. Dünya çapında nam salmış grafikerler var aralarında. Grubu severek dinlediklerini ve seve seve yapabileceklerini söylediler. Hızlı bir şekilde çok iyi bir sinerji oluştu ve işe koyulduk. 19’unda Büyük Ev Ablukada’nın mekanında (Kulüp Kulah’ta) 3 gün süren bir sergi oldu ve ziyaretçiler şarkıları dinleyebildi. İlgi büyüktü. 3 günde yaklaşık 1500 kişi sergiyi gezdi. Hala çok güzel geri dönütler alıyoruz. Bir ilki gerçekleştirmek olmak da çok keyifli…

Buse: Daha önce böyle bir konseptle hazırlanan lansmana denk geldiğimi hatırlamıyorum.

Erdem: Aslında Google’da derinlemesine araştırınca benzer bir konsept bulamadık. Hatta şu an İstanbul Modern’de Çok Sesli Müzik var sergisi var; orada da böyle bir şeye tanık olunmamış. İddia ediyorum dünyada olmadığını ama mutlaka vardır diye ve bizim mizaca yakışmadığı için yazmadık.

Buse: Bizler için güzel bir sürpriz oldu açıkçası. Peki gelecekte sizi nerelerde dinleyebileceğiz?

Erdem:  Yoğun bir programımız var aslında ama şöyle sıralayabilirim: 

4 Ekim Cumartesi Çorlu Keyif Kahvesi

6 Ekim Pazartesi (Bayramın 3. günü) Kadıköy Shaftclub

10 Ekim Ankara Noxus Bar

11 Ekim Peyote Eskişehir

19 Ekim BKM Mutfak

28 Ekim İzmir Hayal Kahvesi Performans

29 Ekim Denizli İmagine

30 Ekim Aydın Lé Gramophone

31 Ekim Mask Live

20 Kasım Bronx Pi Sahne

Katkılarından dolayı Ceyda Şimşek, Emre Lekesiz ve Melike İşleyen’e teşekkür ediyoruz.