the away days

RÖPORTAJ: EVERYTHING EVERYTHING

Everything Everything ile grubun favori albümü Radiohead‘in Kid A‘inin açılış parçası olan Everything In Its Right Place şarkısından ismini alıyor oluşuyla tanışmıştık. Hemen ardından taze grup ilk albümleri Man Alive ile Mercury Prize‘a aday olarak rüşdünü ispat etmişti.  2013 ve 2015 yıllarında gelen albümleri Arc ve Get to Heaven ile hayatlarımıza kalıcı olarak girmiş ve bu iki albümün de turnesi sırasında kendilerini İstanbul’da izleme fırsatı bile bulmuştuk. Bu kez de son albümleri A Fever Dream ve hemen arkasından gelen EP’leri A Deeper Sea‘nin turnesi kapsamında İstanbul’a uğramadan önce grupla konuşma fırsatı bulduk. Biz üç senedir kendilerini canlı dinleyemediğimiz için çok heyecanlıyız, siz de aynı heyecanı paylaşıyorsanız lafı daha da uzatmadan sizi röportaja alalım. 21 Nisan‘da Salon‘da şarkılara hep bir ağızdan eşlik etmek üzere, buyurun:

Merhaba! Nasılsınız? Turne nasıl gidiyor?

Çok iyi, teşekkürler!

Son albümünüz A Fever Dream’in yayınlanmasının üzerinden çok zaman geçmedi, geri dönüşler nasıl oldu, beklediğiniz gibi miydi? Sonunda ortaya çıkan iş sizi tatmin etti mi?

Aldığımız dönüşler harikaydı, albümü canlı olarak çalmaktan da çok keyif alıyoruz. Aklımızdaki albümü hayata geçirmeyi başardığımızı düşünüyoruz, bu yüzden sonuçtan gayet memnunuz. Her zaman olduğu gibi bir sonraki projemiz için heyecanlıyız.

Gözlemleyebildiğim kadarıyla “A Fever Dream” önceki albümlerinize göre biraz daha kişisel fikirler içeren sözlere sahip, niçin bu sefer böyle bir değişime gittiniz?

Get to Heaven biraz fazla kişisellikten uzaktı, şarkıların büyük bir kısmı hayali bir perspektiften ve çok daha büyük bir çerçeveden bakarak yazılmıştı. Herkesin 2016 olayları (Brexit ve Amerika’daki seçimler) üzerine yazacağını biliyorduk ve sanki bu konular hakkında zaten daha önce çok fazla konuştuk gibi hissettik. Bu sebeple bu kez daha küçük bir pencereden, bu büyük olayların kişisel boyutlarda kendi küçük hayatlarımızdaki etkisi hakkında konuşmak istedik.

A Fever Dream ve A Deeper Sea’nin yayınlanması arasında çok büyük bir ara yok. Her ne kadar isimler benzese de, iki kaydı da dinlerken sanki bambaşka yerlerden çıkmışlar gibi hissediyorum. Sizce bunun sebebi nedir? Siz bu iki kaydın arasındaki bağlantının nasıl algılanmasını planlamıştınız?

Evet, isimlerini kasıtlı olarak benzer seçtik. A Deeper Sea’nin, A Fever Dream’e başka bir açıdan bakıyormuş gibi hissettirmesini istedik. EP, içerdiği remix ve cover dolayısıyla albümün genel söylemine tam uymuyor. Bu şarkıların kendine özel bir yeri olmalıydı. Bir A Fever Dream fanı için, A Deeper Sea ekstra bir hazine bulmak gibi bir şey.

Albümün ve EP’nin kapak görsellerini çok beğendim. Bu görsellerin kayıtlarla olan ilişkisini nasıl açıklarsınız, vermek istediğiniz mesaj neydi?

Teşekkürler, bu görsel bölünmüş toplum fikri üzerineydi. Fiziksel olarak üst üste yığılmış ve birbirinden kopup ayrılıyor ama sonsuza kadar birbirlerine bağlılar. Bu bize hem korkunç hem güzel geliyor.

Birçok kez sorulduğu için eminim bu açıklamanız için pişmansınızdır ama duydum ki “Ivory Tower” son albümden en sevdiğiniz şarkıymış. Niçin, özel bir sebebi var mı?

Hangimiz söylemiştik bunu emin değilim, ama gerçekten de hepimiz seviyoruz sanırım Ivory Tower’ı. Canlı çalmak çok eğlenceli, ve şarkıdaki birkaç söz albümdeki en iyi sözler bence.

Özellikle şarkılarınız aracılığıyla politik duruşunuzla da biliniyorsunuz. İnsanları bilinçlendirmek için yapmanız gereken bir şey olduğunu düşündüğünüz için mi böyle bir tutum edindiniz yoksa sadece fikirlerinizi paylaşma dürtüsünden ötürü müydü?

Kesinlikle bir fikir paylaşma dürtüsünden daha fazlası ama müzik ve Brexit bambaşka şeyler. Biz kişisel olarak “politik” şarkılar dinlemeyi çok sevmiyoruz. Bu yüzden genelde şarkılarımızı insanların kendi anlamlarını çıkarabilecekleri kadar geniş yazmaya çalışıyoruz. Politik kısmı sadece arayanlar tarafından bulunuyor bence.

Son zamanlarda neler dinliyorsunuz?

Rae Morris’in Someone Out There isimli albümünü çok dinliyorum bu sıralar. Müzikten aldığım zevki tekrar canlandırdı diyebilirim, çok pozitif bir albüm, kendi müziğimiz için söylemesi zor bir şey.

Daha önce İstanbul’a gelmiştiniz, nasıl bir deneyimdi sizin için? Şehirde geçirmek için yeterli vaktiniz olmuş muydu? Bu seferki ziyaretiniz için planlarınız neler?

Evet daha önce gelmiştik ama hava o kadar sıcaktı ki sürekli gölgede saklanmak zorunda kaldık! Bu kez Türk arkadaşlarımız The Away Days ile zaman geçirebilmeyi umuyoruz.

Konserde bizi ne bekliyor olacak? Kendimizi nasıl hazırlayalım?

Harika davullar duyacaksınız. Sesinizi de yanınızda getirmeyi unutmayın!

RÖPORTAJ: AL’YORK & IN HOODIES & THE AWAY DAYS

Geçtiğimiz hafta yerel sahnenin ev sevdiğimiz isimlerinden Al’York, In Hoodies ve The Away Days, Lokalize serisi kapsamında sahne aldı. Üç grubu aynı etkinlik altında izleme ve öncesinde sohbet etme fırsatını kaçırmadık, ortaya harika bir beyin fırtınası çıktı. Grupların müziklerine, dinleyicilerine bakışını, gelecek projelerini ve ilk konserlerinden beri takip ettiğimiz Zorlu PSM‘nin Lokalize serisini konuştuğumuz dopdolu sohbetimiz hemen burada, keyifli okumalar:

-Söz konusu Indie müzik olunca kitlelerinizin kesişim kümesi olduğunu söyleyebiliriz. Sizce sizin kitlelerinizin ortak noktada buluşma durumu, ortak elementleri var mı? Dinleyicinizi nasıl yorumluyorsunuz? Dinleyicinin gözünden kendi grubunuzu nasıl tanımlarsınız?

Al’York – Ediz: Sadık diyebilirim ben kitlemiz için, konserlerde tanıdık yüzler görebiliyoruz. Bir konsere gelen, bir sonrakine de geliyor genelde.

Al’York – Renan: Bizi dinlemeye genelde konsere, mekana gelmekten ziyade müzik için geldiği için ve bizim de burada bulunmam sebebimiz müzik olduğu için ortak bir noktada buluşuyoruz. Hep seyirciyle aynı seviyedeyiz ve seyirci müziğimizin olmazsa olmazı, kilit nokta bu bence.

Al’York – Gizem: Ben de katılıyorum, seyircilerimiz bizi heyecanlandırıyor biz de onlara bir şeyler hissettirebiliyorsak ne mutlu bize.

Al’York – Alp: Sadık dinleyici gerçekten önemli noktalardan biri bu müzik türünde, bir grubu çok sevip dövmesini yaptıranlar bile oluyor. Biz de yaşıyoruz benzer ufak ufak şeyler, mutluluk verici.

The Away Days – Sezer: Katılım daha yüksek olabilir tabii, Türkiye seyircisi biraz daha gelişim sürecinde hala bence, sadece evde youtube’dan müzik dinleme noktasından canlı performans takip etmeye doğru. Ama şu an gördüğümüz kitle çok yüksek bilinçli, müzik sever bir kitle.

-Ama aslında sizi takip etmeyen bir kitle geliyor olsa mesela sizin konserinize, sizin için ne kadar keyif verici olacağı da tartışılabilir.

Sezer: Yani evet haklısın, yurt dışında durum bu değil ama. Dinleyici çıkan grubu bilmese de o kadar saygılı ki.

In Hoodies: Bana dinleyici, seyirci, takipçi, fan gibi kavramlar çok uzak geliyor. Söylediğin şey, çıkardığın ses ile biriyle bağ kurabiliyorsan, onları bu karmaşadan uzaklaştırabiliyor ya da bir anlarına eşlik edebiliyorsan senin hayatındalar, sen onların hayatındasın. Böyle şeyler değerli geliyor bana konsere kimin ve neden geldiğinden çok. Geri kalan herşey skor tutmakla ilgili ve çok tatsız.

Sezer: Evet, asıl amacımız bu zaten bu yüzden hepimiz bu müziği yapıyoruz.

-Dogzstar’lara dayanan geçmiş The Away Days’e ait. Sizden başlayarak 2010’ların başından bu yana neler değişti? Mesela Zorlu PSM’nin bir anda çıkışı ve Lokalize ile alternatif sahneye bir alan açması son zamanların mutlu eden çıkışlarından oldu. Bu bağlamda alternatif müzik sahnesi ve değişenleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Sezer: Şu an bizim janra için iyi zamanlar, yerli gruplar da Salon gibi Zorlu PSM gibi mekanlarda iyi slotlarda yer bulabiliyor ve seyirci çekebiliyor.

In Hoodies: Tabii bunun siyasal, sosyal ve ekonomik durumlarla beraber gelmesi çok acı. Buradaki insanlar yıllardır bu müziği yapıyor sırf bu dediğim sebeplerden ötürü dinlenmeye başladılarsa bu ne kadar değerli diye düşündürüyor. Baştaki soruna gelecek olursak Zorlu PSM’nin Lokalize ile açtığı bu alan bence çok değerli. Çünkü çok profesyonel bir ekip, her şey çok yolunda. O yüzden umarım çok uzun yıllar devam eder.

Sezer: Böyle sahnelerde çalmak gerçekten harika. Hepinize çok bakamadım ama soundcheckleriniz iyi geçmiştir diye tahmin ediyorum, bizimki mükemmeldi. Sesler, sahne, enerji güzel olduğu zaman gerçekten bunun için yaşadığını hissediyorsun.

-Karşılıklı olarak ihtiyaç duyulan şey buymuş aslında yani, keyifli bir yerde çalıyor olmak, onun için gerekli bütün ekipmanın hazır olması, seyirci içinse böyle bir şeyin Zorlu PSM bünyesinde sunuluyor olması harika gerçekten.

Ediz: Ben de çok katılıyorum, bu tip teknik yükler müzisyene kalmamalı. David Byrne’un CBGB hakkında bir kitabı var orada mekanın müzisyenlere kendi bestelerini yapmak ve çalmak konusunda ne kadar etkili olabileceği anlatılıyor. Gerçekten öyle bence, müzikte mekan çok önemli bir unsur ve Zorlu PSM’nin bu proje için uğraşması gerçekten çok değerli.

In Hoodies: Bunu fark edebilmek de çok önemli bu bilincin gelişmesinde rol oynayan bir sürü kol var müzik medyasından, menajerlere, mekanlara kadar. Her katmanın böyle bir etkileri olduğunun bilincinde olması gerekiyor, Zorlu PSM bunun farkında mesela çoğu ekonomik karşılık alma beklentisinde olan mekanın aksine. Farkında olmayan mekanlar için sanat formunda bir şeye aracılık ediyor oluyor gibi görünseler de sadece bir şeyler alıp satıyorlar, bir marketin yaptığından farklı değil yaptıkları. Burası öyle bir yer değil.

Gizem: Değişen o kadar çok şey var ki. Az önce seyirci kitlesinin biraz sabit kalmasından bahsettik, ben öyle düşünmüyorum. İyi müzik yapıldığında, mekanlar bunu desteklediğinde, hele ki bizim gibi insanlar birbirini desteklediğinde ortaya çok güzel şeyler çıkıyor ve bunun seyircisi de oluyor. Bunu ancak böyle hep birlikte değiştireceğiz, hepimiz bıkmış durumdayız. Evlerinden çıkmayan insanlar da aynı şekilde. Bunu değiştirmek için büyük adımlar atmamız gerekiyor.

Renan: Yani aslında insanlardan bağımsız olarak sürekli bir değişim içindeyiz. Bize sunulan şeyler sürekli değişiyor ve değişmek zorunda da aslında. Bugün bir şey yapsak yarın demode olacak. Yaptığınız işte ciddiyseniz ve ileriye taşıyabiliyorsanız kitlenizle birlikte. Onu yakalayamayınca yeni modalara “mış gibi” yaparak devam etmeye çalışmak zorunda kalınıyor.

-O da mainstream’e akıyor.

In Hoodies: Bir şeyi gerçekten içinden gelerek yapmıyorsan, sana o gün ne sunuluyorsa o yönde üretiyorsan sadece ekonomik çarkları hareket ettirmeye yarıyor, sadece günü devam ettirmeye ve insanları sessizleştirmeye, zaman geçirtmeye, uyuşturmaya yönelik bir şey yapıyor oluyorsun.

-Biz de 8-9 senedir devam eden bir bloguz ama hiç kar amacı gütmedik mesela, sadece sevdiğimiz şeyleri paylaşmaktan keyif alıyoruz. Bunun arkasında bambaşka hayatlarımız da var. Sizin müzik dışındaki hayatlarınız nasıl merak ediyoruz? Müzik yapmak için full-time commitment, tam adanmışlık gerekli mi sizce?

Sezer: Burada herkes aşırı idealist zaten, emin ol elimize geçen şeyler maddi anlamda çok komik. Çoğu da yine ekipmanlarımıza gidiyor. Bizimki çok profesyonel bir hobi aslında. Onun dışında herkes bir şey yapmak zorunda yoksa hayatta kalamazsın.

Ediz: Benim sabahları kalkmak için sebebim bu, bir B planım yok. Adanmışlık olarak sorduğunuz buysa evet yani bunun için devam ediyorum, ediyoruz.

Gizem: Ama doğal olarak gelişen bir adanmışlık bu, bir zorlamadan ötürü değil. Bir yerden sonra bütün hücrelerin bunu yapmak istiyor oluyor.

Renan: Uzun yıllar ve büyük çabalar gerektiren bir iş bu ayrıca, hiçbirimiz bir anda büyük sonuçlar alma niyetinde değiliz.

Sezer: Bu işin içinde olan kimsenin de çok büyük beklentiler içinde olduğunu zannetmiyorum.

In Hoodies: Buradaki kimsenin bunu ekonomik karşılığı için yapmadığı belli, onun dışında hepimizin hayatında bambaşka şeyler vardır eminim ama en büyük ortak noktamız müzik tabii ki.

Alp: İyi ki bizi böyle birleştiren bir güç var.

Sezer: Böyle bir üçgen gibi aslında mekan, müzisyen ve seyirci. Birbiri olmadan var olamıyorlar.

In Hoodies: Ben biraz daha ilkel düşünüyorum aslında. İnsanlığın ortaya çıktığı andan itibaren sanatsal ifadenin ortaya çıktığını düşünüyorum, ses çıkarmak, duvara bir şey çizmek gibi. Bu bahsettiğin her şey bir çeşit yeni dünya düzenine uyum sağlamanın bir parçası gibi geliyor, marketing, branding, promo vs… müziğin tanıtılmasından grubun fotoğraflanmasından tut, müziğin nerede, nasıl paylaşılacağına kadar. Bu şeyler hep ikincil üçüncül şeyler bence “ifade”nin arkasında. İfade, sanatsal dışa vurum hep vardı muhtemelen. Diğer köşeler onun etrafında şekillendi. İfade insanlığın son gününe kadar var olacaktır sanıyorum. Etrafındaki değişenlerse hep başka isimlerle, görev ve amaçlarla, farklı şekillerde konumlanacaklardır. Keşke o bahsettiğin üçgenin diğer köşeleri de bunu fark etse.

Sezer: Evet, bu sahne hep o bilinçlenmeyle gelişecek.

-Bizi de hep müziğe bağlayan bu aslında, o bahsettiğiniz köşelerle bir araya gelmek bir şeyler öğrenmek ve paylaşmak. Bir sonraki soruma geçecek olursam. Siz yurt dışında da tecrübeler edinmiş müzisyenlersiniz, nasıl adımlar attınız bu yönde, daha yeni müzisyenlere neler önerirsiniz?

-Oradaki kitleniz nasıl mesela?

Sezer: Burada bir konser verdiğimizde bizi bilerek geliyor insanlar, orada onu yaratmak çok zor ama gelenler eğer grubu bilmiyor olsa da tanımaya geliyor, sahneye saygılı oluyorlar, konserin sonuna kadar gerçekten kimse çıkmıyor. Burada birazcık geliştirilebilir o, mesela bir festivalde çıkıyorsun büyük bir grubun öncesinde insanlar gelmiyor ön grup için, bir bakıyorsun 10 dakika sonra mekan dolmuş. Bir kez bir Bülent Ortaçgil konserinden 10 dakika sonra çıkmıştım, akustik bir konserdi yanda insanlar gürültü yapıyordu gerçekten hiç hoş değil. Bir de bir ara ”sessizlik politikası” vardı bazı konserlerde sessiz olunması için uyarı yapılıyordu, bu da seyirciye çok büyük hakaret bence.

-Bu eğitim sistemimize kadar gidiyor kimse başında biri olmadan, bir şey söylenmeden nasıl davranması gerektiğini bilmiyor. Bir de nispeten bilinçli bir kitle bu.

In Hoodies: Sadece doğduğun yerin ve birazcık okur yazar olmanın getirisiyle daha bilinçli görünüyor olmanın etkisi bu, yoksa kimsenin birbirinden farkı yok. Senin de dediğin gibi bi 70-80 yıldır yapılmaya çalışılan gelişmeyle olacak bir şey değil ne yazık ki. Bunların dışında soruya dönecek olursak benim çok küçük solo olarak birkaç deneyimim oldu yurt dışında. Genel ilgi çok farklı tabii. Bunun dışında müziğin derinine girilerek yapılan incelemeler hep dışarıdan geldi, birkaç değerli istisna hariç yerelde ne yazık ki hep çok yüzeysel kaldı. Ama tabii birçok etken var, bu işi gerçekten severek yapanlar için bir şekilde sadece hobi olarak kalmışsın ya da meslek olarak bunu yapanlar için de maddi bir getirin, müziğinin paylaşılmasının onlar için kısa vadede ekonomik bir karşılığı yok.

-Yine de sınırların dışında da dinleniyor olmak da güzel bir duygu sanırım?

In Hoodies: Bence aslında müziğin üretildiği yerde sevilmesi daha değerli. Sezer siz mesela Can’la odanızda yapıyorsunuz bestelerinizi, değil mi? Bu şarkılar burada hissedilenlerle yapılmış. Buradaki insanlara bir şeyler ifade etmesi, bu müziğin insanlara otantik geldiği veya daha ağır ifade edecek olursam “aa bu ülkede de böyle müzik mi yapılıyormuş” denildiği yerlerde bu sebepten ötürü dinleniyor olmasından daha değerli bence. Tabii, nerede olursa olsun birinin dinliyor olması güzel ama keşke buradaki durumu düzeltebilsek.

Sezer: Artık ülkemizden o kadar güzel, dünya standartlarında işler çıkmaya başladı ki bence artık bunun da bir kitlesinin oluşması lazım, o yönde evriliyoruz diye umuyorum. Biz bir üst jenerasyon olduğumuzda çok daha iyi bir noktada olacak bence. Mesela çok basit bir örnekle anlatayım, babam beni 7 yaşından beri maça götürüyor o yüzden koyu bir Galatasaraylıyım, aynı şekilde 7 yaşından itibaren konsere götürülen bir çocuk da daha çok bu yöne yönelecek mesela.

-2015’te sokak hayvanları için düzenlenen bir festivalde sahne aldı Al’York. Bu tip etkinlikler sürekli karşılaştığımız bir şey değil. Sizin tecrübeniz nasıldı? Bu konseptte konserlerin azlığını neye bağlayabiliriz?

Al’York: Açıkçası çok güzel bir etkinlikti. Biz çok keyif aldık. Yine olsa hiç düşünmeden tekrar yaparız. İlgi ve çabanın güzel olduğu bir konserdi, bizim için. Bu konserlerin azlığını belki yapılmaması, yapıldığında yeterli tepkiyi görememesi olabilir. Belki de kimsenin buna ön ayak olmaması…

Al'york

-Her grubun şu sıralar neler yaptığını bilmek isteriz. Gelecek planlarınızdan bizimle paylaşmak istedikleriniz var mı?

Al’York: Tabi neden paylaşmayalım! Önümüzdeki günler için yayımlamayı düşündüğümüz eski bir şarkımız var. Onunla ilgili olacak olan minik sürpriz için fazlasıyla heyecanlıyız. Aralık’a doğru ise daha farklı planlarımız var.

In Hoodies: Büyük bir plan veya hedef yok, üretip paylaşmaya devam etmek temelde. Muhtemelen ilk by-pass’ıma neden olacak zorlu bir süreç sonrasında da olsa, ikinci albüm kısa zaman içinde yayınlanacak gibi. Bir de biraz daha farklı koldan gelişen bir EP var.

The Away Days: Bu aralar ikinci albümümüzün çalışmalarını hızlandırdık. Hedefimiz 2018’de yeni albümümüzü tamamlamış olmak.

*Görseller Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ne aittir.

HAZİRAN TAKVİMİ: PİKNİK

Haziran ayı sanki biraz “Atın kendinizi çimlere!” diye bağırıyor. Takvimi incelediğinizde ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

Gelsin piknikler, gitsin sahiller.

İyi eğlenceler.

1 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Vera

 

2 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Lal Albüm Lansman Konseri

Salon IKSV // Now of Rock’n Roll – Shellac & Mudhoney

 

3 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Son Feci Bisiklet

Peyote // Selin Damar

 

4 Haziran

Peyote // Otherman – Skata

 

5 Haziran

Salon IKSV // Elif Çağlar

KadıköySahne // Bajar – Bandista

Peyote // İrtifa Kaybediyoruz – On Your Horizon

Arkaoda // Biblo & Fearplay

 

6 Haziran

KadıköySahne // Moğollar – Hüsnü Arkan

Peyote // Kök

Zorlu Center PSM // Anne Sophie Mutter

 

8 Haziran

CRR Konser Salonu // mum

 

9 Haziran

Süreyya Operası // Fazıl Say İle Mozart Maratonu

CRR Konser Salonu // Aziza Mustafa Zadeh

 

10 Haziran

Peyote // Bir Gün Bir Adam

Arkaoda // Christian Bergmann

 

11 Haziran

Peyote // Adult Monkey – Mekruh

KadıköySahne // Dying Fetus

 

12 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Melis Danişmend

KadıköySahne // Yasemin Mori

Arkaoda // Barquero – Barış Açıkgöz

Peyote // Barış Demirel – Ars Longa

 

13 Haziran

Zorlu Center PSM // Kızıl Ordu Korosu

Life Park // One Love Festival

14 Haziran

Life Park // One Love Festival

 

18 Haziran

Peyote // Destroy Earth – Uluru

 

19 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Ceylan Ertem

Peyote // Yerçekimi

Arkaoda // Kati Suretle Vinil (Da-Frogg – Ras Memo – Selekta Firuzaga)

 

20 Haziran

Bronx Pi Sahne // Redd

Peyote // Hedonutopia – KırkBinSinek

Arkaoda // Yerli Baskı Festivali V.2 (Partapart – Blactrick – Wounded Wolf – Petra Digital)

 

21 Haziran

Arkaoda // Yerli Baskı Festivali V.2 (Partapart – Blactrick – Wounded Wolf – Petra Digital)

 

23 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // No Land

Arkaoda // Barzound – Çağlayan Çevik

 

25 Haziran

Harbiye Cemil Topuzlu // Bülent Ortaçgil-Birsen Tezer

Peyote // Kalben

 

26 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Adamlar

Peyote // Cemiyette Pişiyorum

Arkaoda // Deform-E

 

27 Haziran

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Yasemin Mori

Harbiye Cemil Topuzlu // Şebnem Ferah

Arkaoda // Gizli Bahçe Gecesi (Hüseyin Çağlar – Ahmet Kutal)

 

28 Haziran

Harbiye Cemil Topuzlu // Teoman

 

Illustrasyon: Maori Sakai 

ŞUBAT TAKVİMİ: FİLM FESTİVALİ

2015 dopdolu devam ediyor!

Hepimizin heyecanla beklediği !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali bu sene de Şubat ayımızı renklendirecek. Bunun yanında tabii ki hepimizi çok heyecanlandıracak, harika konserler de bizi bekliyor. Bu da demek oluyor ki en kısa ay olmasına rağmen Şubat ayı sanatseverler için yoğun bir ay olacak; konserler, festivaller arası koşturmaktan yorulacağız.

Umarız çok keyifli bir ay geçirirsiniz. İyi eğlenceler!

!f’ten seçtiğimiz filmler ve dopdolu bir Şubat Takvimi için buyrun;

Merak Ettiğimiz 10 Film:

  • Prenses Kaguya Masalı:

Stüdyo Ghibli’nin yapımcılığını, hepimizin Heidi’den tanıyacağı Isao Takahata’nın yönetmenliğini üstlendiği film, bir japon halk hikayesinin uyarlaması. Miyazaki’nin vedası ve Takahata’nın dönüşü sebebiyle anime severleri birkaç kat daha fazla heyecanlandırıyor.

  • God Help The Girl

Belle & Sebastian’dan Stuart Murdoch’un senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini üstlendiği film bir şekilde yolları kesişen 3 gençin müzik grubuna dönüşen arkadaşlığını anlatıyor. Filmle ilgili en çok da kullanılan müzikleri merak ediyoruz.

  • Büyük Gözler

Tim Burton’ın yönettiği, Margaret Keane’in hayatını anlatan bu filmde, Burton’ın klasik oyuncu kadrosundan biraz uzaklaştığını görüyoruz. Merakımız Amy Addams ya da Christopher Waltz sevgisinden midir bilmiyoruz ama Lana Del Rey’in bu film için hazırladığı şarkılar bile heyecanlanmamız için yeterli bir sebep bence.

  • Aylak Vampirler

Abartılmış, hak ettiğinden daha fazla popüler olmuş vampir filmlerinden bıkanlara ilaç gibi gelecek bir vampir filmi. Dört ev arkadaşı vampirin yaşamından kesitler sunan bu film bir çok eleştirmen tarafından yılın en iyi komedisi ilan edildi bile. Ayrıca Flight of The Conchords’tan tanıdığımız Jemaine Clement tarafından yönetiliyor.

  • Actress

The Wire dizisinde rol alan ve hamileliği yüzünden diziden ayrılmak zorunda kalan Brandy Burre’nin kariyerine tekrar başlamaya karar verdiği süreçte yaşadığı zorlukları anlatıyor.

  • 1001 Gram

Kurallara sıkı sıkıya bağlı, düzenli bir bilim insanı olan Marie’nin işi, babasının ölümü, insanlarla olan ilişkilerini anlatan bu film de listemize İskandinav sineması kontenjanından giriyor.

  • Ben, Michael

Benoit Denizet-Lewis’in Benim Eski Gay Arkadaşım adlı makalesinden uyarlanan film, eşcinsel hakları savunucusu kimliğiyle tanınmış Michael Glatze’nin artık eşcinsel olmadığını ve hayatını bir rahip olarak sürdürmeye karar verdiğini açıklayışından yola çıkıyor, kendisine bu kararı verdiren süreci anlatıyor. Filmin kadrosunda geçtiğimiz yıl beklenmedik davranışlarıyla gündemimizde olan James Franco’nun bulunuyor olması da merak etme sebeplerimizden biri.

  • Pulp: Hayat, Ölüm Ve Süpermarketler Üzerine Bir Film

Ünlü İngiliz müzik grubu Pulp’ın uzun bir aradan sonra 2012 yılında verdiği konserin görüntülerinden derlenmiş olan bu filmde sadece grubun değil sevenlerinin Pulp’a ait şarkıları seslendirişi de görüntüleniyor. Anlaşılan bu film konser filmi anlayışımızı bir adım ileriye götürecek.

  • Birdman

Sağlam kadrosunu, Iñárritu’nun yönetmenliğini ve 9 Oscar adaylığını göz önünde bulundurunca Birdman’dan bahsedilen bir ortamda bulunmamış kimse kalmamıştır herhalde değil mi? Meraklanmamak elde değil.

  • Makul Davranış

İki eşcinsel kızın hem birbirleriyle hem aileleriye olan ilişkilerini anlatan eğlenceli bir film. Dev Kedilerimizden Desiree Akhavan bu filmle hem ilk kez uzun metrajlı film yönetmenliği yapıyor hem de senarist ve oyuncu olarak karşımıza çıkıyor.

 

1 Şubat

Babylon // Fink

 

2 Şubat

Kadıköy Süreyya Operası // Hüseyin Sermet Resitalleri

 

4 Şubat

Salon IKSV // Kekko Fornarelli Trio

Caddebostan Kültür Merkezi // Borusan Quartet – Burhan Öçal

arkaoda // Musick to play in the dark – Coil’e saygı gecesi: Seda Niğbolu & Serdar Kökçeoğlu

Peyote // Golden Horn

 

5 Şubat

Peyote // Percussive!

 

6 Şubat

Babylon // Bob Marley Birthday Celebration

arkaoda // Deform-E: Tayfun Aras – Ozan Maral

Mojo // Peyk – Adamlar

Peyote // Nekizm – Eskiz

Bronx Pi Sahne // Baba Zula

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Can Gox

İş Sanat // Sinema Senfoni Orkestrası & Serdar Yalçın & Halit Ergenç

Roxy // Messer Chups – Softa

Salon IKSV // Sleep Party People

 

7 Şubat

Peyote // Cemiyette Pişiyorum

arkaoda // Kolonel Blip – Sloth Pallas – Fakepakt

Salon IKSV // Korhan Futacı ve Kara Orkestra

Babylon // Alice Russell

 

8 Şubat

arkaoda // Ali Somay & Başak Ünal

 

9 Şubat

Trump Kültür ve Gösteri Merkezi // Anjelika Akbar – Hakan Aysev

 

10 Şubat

İş Sanat // Akademie Für Alte Musik Berlin & Jean Guihen Queyras

 

11 Şubat

arkaoda // Yeşim Tabak – Müjde Yazıcı

 

12 Şubat

İş Sanat // Paco Peña

Peyote // No Idea – Murat Çopur(DJ Set)

Kadıköy Sahne // Jehan Barbur

 

 13 – 22 Şubat Arası !f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali

 

13 Şubat

Babylon // Ceza

Peyote // Haossa – Wolf Eyes

garajistanbul // Birsen Tezer

arkaoda // DJ soFa

Salon IKSV // Soap&Skin

Kloster // !f İstanbul Açılış Partisi

Volkswagen Arena // Mogwai

 

14 Şubat

Babylon // Ayhan Sicimoğlu & Latin All Stars Sevgililer Günü Özel

Peyote // Farazi V Kayra – Ethnique Punch – Cengaver – Barbar – Man with A Plan

arkaoda // TBG VOL.2 – HomeBoyz // Dyln – Ex Nihilo – Nyan

Bronx Pi Sahne // Yüzyüzeyken Konuşuruz

garajistanbul // Bulutsuzluk Özlemi – Bülent Ortaçgil

Volkswagen Arena // Love & Reggae

KüçükÇiftlik Park // All You Need Is Love

 

15 Şubat

arkaoda // SickBoy Organization 17. Yıl Partisi

 

17 Şubat

İş Sanat // Ozan Musluoğlu

 

18 Şubat

Salon IKSV // Troyka

arkaoda // Plaktan: Mr. Shuffle

Peyote // Kare – No Land

Akbank Sanat // Ece Göksu – Neşet Ruacan

 

19 Şubat

İş Sanat // Chiaroscuro Quartet

Peyote // The Away Days

 

20 Şubat

arkaoda // Soul Mates: Cünort – Recep Şencan – Cihan Kondumer

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Jehan Barbur

Peyote // Ah! Kosmos – Mondual

Salon IKSV // Son Feci Bisiklet & Yok Öyle Kararlı Şeyler

Babylon // TR/ST

 

21 Şubat

Salon IKSV // Caz Ağacı 2015, Charlie Parker

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Vega

arkaoda // M4NM Label Night

Peyote // Adamlar

Babylon // !f Gökkuşağı Partisi

 

22 Şubat

arkaoda // Klaustro – D2GG – 12 Metreküp Soundsystem DJ Set

 

13 – 22 Şubat Arası !f Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali

 

24 Şubat

İş Sanat // Poyraz Baltacıgil

garajistanbul // Eluvelitie

 

25 Şubat

Babylon // Mirkelam

Peyote // Goblin Shark Experiment – The Outsted

 

26 Şubat

Babylon // Cingi performs Queen

arkaoda // Eren Küçükerdem

Lütfi Kırdar Oditoryumu // Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası

Neve Şalom Sinagogu // Sigiswald Kuijken

Peyote // Hay Bin Kunduz – Toro

 

27 Şubat

arkaoda // Da-Frogg – Ras Memo – Selekta Firuzaga

Babylon // Aeroplane

Salon IKSV // Moddi

İş Sanat // Ravi Coltrane Quartet

Peyote // Kes – The Ringo Jets

St. Antuan Kilisesi // Gevende

 

28 Şubat

Beyoğlu Hayal Kahvesi // Elif Çağlar – Bilal Karaman

Tunnel Sahne // Flört

Bostancı Gösteri Merkezi // Nil Karaibrahimgil

Borusan Müzik Evi // Earth

Salon IKSV // Moddi

YENİ EP: THE AWAY DAYS – THIS

Uzak diyarlarda koşarak ilerleyen The Away Days, yeni EP’leri THIS‘i yayınladı. Bandcamp üzerinden 3 dolara satın alabileceğiniz THIS, Best Rebellious, Calm Your Eyes ve Calm Your Eyes (acoustic) şarkılarından oluşuyor. Başlasın replay’ler, loop’lar!

*Ayrıca Best Rebellious için yayınlanan yeni videoyu da huzurlarınıza bırakıyoruz.*

The Away Days – Best Rebellious from Elif Kalkan on Vimeo.

YILBAŞI HEDİYESİ: PARTAPART

2014’ü güzel kapatıyoruz çünkü her geçen gün yeni yıl hediyelerine bir yenisi ekleniyor.

Alternatif sahneden grup ve DJ’lerin bir araya geldiği (ve hatta bu sene Indie City III’e ev sahipliği yapan) Partapart, oluşumundaki isimlerin bir araya geldiği 10 şarkılık listesini ücretsiz indirmeye açtı. Liste şöyle olmakla beraber 2015’te bizlerin neleri karşılayacağına dair spoiler’lar da bulmak mümkün:

Night Preachers – Antilife
Fineaway – Darkside
Manold – NO Courage 
mondual – subbase
FAKEPAKT – Floating feat. Kendall Elijah
Ongun Tütüncü – Strange Birds
Mind Shifter – Everything Is A Dream feat. La Dee Eda [UPCOMING]
Night Preachers – Antilife (Men With A Plan Remix)
Astrofella – Visitors [UPCOMING]
The Away Days – Paris 

Müzik burada, dans burada: