the soft moon

RÖPORTAJ: THE SOFT MOON

Luis Vasquez post-punk projesi The Soft Moon ile tekrardan Salon İKSV sahnesine çıkmaya hazırlanırken biz de kendisiyle geçen üç senenin ardından tekrardan muhabbet etme fırsatı yakaladık. Yeni albüm Criminal’ı konuşurken İstanbul’dan aldığı zurnanın da akıbetinin peşine düştük. Kendisini tekrardan canlı dinlemek için 1 Kasım‘ı iple çekiyoruz.

Merhaba Luis! Nasılsın, hayat nasıl gidiyor?

Merhaba, her şey oldukça yolunda. Berlin’de sakin bir akşam geçiriyorum.

Yaptığın müziğin türü Ought, Protomartyr ve Savages gibi gruplarla birlikte post-punk olarak adlandırılıyor. Hatta bazı kesimlerin müziğin için “post-punk revival revival” dediğine de tanıklık ettik. Bu terim hakkında sen ne düşünüyorsun? Sınıflandırma amacıyla müzik yazarları ve dinleyiciler bu tarz terimleri kullanmayı çok seviyor. Sence böyle bir kullanım bir müzisyen için kısıtlayıcı olabilir mi?

The Soft Moon projesine ilk başladığımda post-punk müziği canlandırmak bir yana dursun, spesifik olarak herhangi bir şey yaratma amacında bile değildim. Aslında ilk albümüm yayımlanana kadar gazeteciler ve dinleyiciler beni post-punk, dark-wave ve goth tarzlarında müzik icra eden diğer gruplarla karşılaştırmıyorlardı bile. Henüz daha yolun başındayken The Cure ve Depeche Mode’un Violator albümü haricinde bu tarz müzikleri de çok nadir dinliyordum. Müziğim sadece içimde hissettiklerimin bir ürünü.

Bir dinleyici olarak Criminal ‘ın şu ana kadar ortaya koyduğun en kişisel iş olduğunu söyleyebilirim. İçinde saklı kalan düşünceleri, hisleri ve çocukluğunu açıkça ortaya serdiğini görüyoruz. Bu albüm aynı zamanda şu ana kadarki albümlerin arasında en net vokallere yer verdiğin uzunçalar. Aynı zamanda bir önceki albümlerine göre daha agresif bir yapısı olduğunu da bizzat belirtmiştin. Bu bağlamda kayıt süreci için terapi niteliğindeydi diyebilir miyiz? Albüm bittiğinde neler hissettin?

Her albümünki farklı bir şekilde olsa da kayıt süreci benim için her zaman bir terapi niteliğinde. Criminal ile yoğun hislerimi içimden atmam gerekiyordu. Sinirliydim, kendimle barışık değildim, kendimle ilgilenmiyordum ve kapkaranlık bir deliğe sıkışmış gibi hissediyordum. Albümün bitişi kendimi daha huzurlu hissetmeme yardımcı oldu. Omzumdan ağır bir yükün kalktığını hissettim. Criminal yapmam gereken bir albümdü ve şimdi, içimdeki kızgınlığı göğsümden atarak hayatıma devam edebileceğimi hissediyorum.

Albümdeki favori şarkım Young’ın her ne kadar genel çerçevede en iyimser sözlere sahip olsa da albümdeki en kötümser kayıt olduğunu düşündüm. Albümün geneli saf bir agresiflik ve depresyon ile dolu ama en çok Young’ın tüylerimi diken diken ettiğini söyleyebilirim. Birazcık bu şarkından ve nasıl ortaya çıktığından bahsedebilir misin? 

Young büyük ihtimalle şu ana kadar yazdığım en iyimser şarkı. Criminal’ın tamamlanma sürecinde en son ortaya çıkan şarkı oydu. Şarkı, gelecekteki hâlimin bir gün şu anki hâlime bakarak kendime ne kadar da zarar verdiğimi fark edeceğini bilmem ve de değişim teması üzerine kurulu. Her ne kadar şarkı iyimser olsa da yine de karanlık bir yapısı var. Bu da aslında tüm bunların o kadar da kolay olmadığını ve kötü tarafımın her zaman ufak dalgalar ile yüzeye çıktığını gösteriyor.

Turnedeyken müzik yapıyor musun yoksa albüm yazma sürecine girdiğinde kendini her şeyden soyutlamayı mı tercih ediyorsun?

Yoldayken çok nadir yazıyorum. Bunu hiç beceremiyorum ve maalesef albümler arasında çok zaman geçmesine neden oluyor. En zorlandığım kısım ise turne hayatı ile yeni şarkılar yazmak için gereken yaratıcılık süreci arasında geçişler yapmak oluyor. Tam bir akıl karmaşası diyebilirim. Yazma sürecine geçeceğim uzun bir zaman dilimine sahip olmayı ve tüm süreç boyunca o kafada kalmayı tercih ederim.

Criminal sadece birkaç ay önce yayımlandı; ancak yine de yakın zamanda yeni projelerin var mı merak ediyoruz. Hatta ileride bir gün bir film özelinde çalıştığını duymayı da çok isterdik!

Şu anda yan projeler ve yeni albüm için çalışmalarıma devam ediyorum. Şu günlerde tamamen müzik yazmaya odaklıyım. Kariyerimdeki bir sonraki adımın bir film olacağını hissediyorum, kesinlikle yakın gelecekte üzerinde çalışacağım bir şey olacak.

Üç sene önce konuştuğumuzda Türkiye’den bir zurna aldığını söylemiştin. Zurnayı hiç deneme şansın oldu mu? 🙂 Aynı zamanda Türkiye’den severek dinlediğin bir sanatçı var mıdır?

Zurnadan bahsetmen biraz ilginç oldu. Dün gece bir taksideydim ve şoförü bir Türk’tü. Türkiye müziği hakkındaki bilgim onu çok şaşırttı ve arabada küçük bir dinleme partisi yaptık. Ona İstanbul’dan bir zurna aldığımı söyledim. Zurna ile tabii ki birazcık vakit geçirdim. Tek problem şu ki çok sesli bir enstrüman. Bu nedenle de etrafta komşular varken beraber çok fazla vakit geçiremiyoruz.

Daha önce iki kere İstanbul’da bulundun ve birçok insan tekrardan seni canlı görmek için sabırsızlanıyor. (Hatta en son konserini hatırlıyorum, dinleyiciler sahneyi işgal etmişlerdi!) Konser hakkında söylemek istediğin ya da hayranlarına iletmek istediğin bir mesajın var mıdır? İstanbul gezin için herhangi bir plan yaptın mı?

Haha, o geceyi hatırlıyorum. Galiba Youtube’da da görüntüleri var hatta. Bu haftaki konserde de enerjinin aynı olacağını umuyorum. İstanbul’da her zaman harika zaman geçiriyorum. Hiçbir planım yok, spontane olmayı seviyorum.

Vakit ayırdığın için teşekkürler, konser için sabırsızlanıyoruz!

SALON İKSV: 2018 GÜZ

Yavaş yavaş yazın sonu gelirken, İstanbul’a dönünce neler yapacağımızı düşünmeye başladık bile! Dünyanın dört bir yanından alternatif müziği İstanbul seyircisiyle buluşturan Salon İKSV, güz programını yayınlayarak bizi bu dertten bir nebze de olsa kurtardı. Bu sonbahar eğlenceli geçecek gibi görünüyor! (daha&helliip;)

2015: GÖLGEDE KALAN ALBÜMLER

Yılın son günlerine doğru hızla yol alırken, etrafımız  “2015’in en iyileri” listesi ile doldu taştı. Hatta hepimiz sonradan pişman olmayalım, aman güzel bir albümü kaçırmayalım derken hepsini tükettik bile. Listelerimiz Tame Impala, Courtney Barnett, Kendrick Lamar ile doldu taştı. Ancak 2015′ te dinlediğimiz albümler o kadar da az değil tabii ki. Sadece bazıları listelerde çok az görüldü ya da sadece… görülemedi. İşte biz de Avaz olarak gözünüzden kaçmış olması muhtemel, dinlemeden yeni yıla girmeyin dediğimiz albümleri sizler için sıraladık.

Laura Marling- Short Movie

Bu kadar kısa bir sürede, kariyerine 5 tane birbirinden güzel albüm sığdırmış olması Laura Marling‘ e özgü bir şey. İtiraf edelim, önceki albümleri ile kıyasladığınızda Short Movie, oldukça sönük kalıyor. Ancak elektro gitarı benimserken Laura Marling, bir yandan da köklerine bağlı kalmayı gayet güzel başarmış. Üstelik albümün Director’s Cut‘ taki şarkı versiyonları daha da bir güzel, dinlemeden geçmeyin.

Alela Diane & Ryan Francesconi- Cold Moon

Alela Diane, About Farewell ile hepimizi ağlatalı daha çok olmadı aslında. Arayı pek açmak istememiş olsa ki gitarist Ryan Francesconi ile bu sene güzel mi güzel bir albüm kaydetti, ağlatmaya devam etti. Alela’ nın şiirsel, melankolik şarkı sözleri ile gitarda Francesconi, pek bir yakışmış, pek bir güzel olmuş.

Tobias Jesso Jr.- Goon

Tobias Jesso Jr., bu sene indie aleminin Adele‘ i, Haim kardeşlerin biricik can yoldaşı oldu. Her ne kadar senelerce bas gitar çalmış olsa da Kanadalı müzisyen, piyanoda harikalar yaratıyor. Ayrıca hemen belirtelim, kendisi Adele’ in son albümü “25” teki bir şarkıyı da Adele ile bizzat yazma şerefine erişmiş durumda.

TORRES- Sprinter

2015′ in ilk yarısı listeleri yayınlandığında sık gördüğümüz, ikinci yarısında ise yeni albümlerin hezimetine uğramış bir albüm Sprinter. NYC sahnesinin son dönem isimlerinden TORRES, ilk albüme göre daha özgüvenli, daha şairane ve kesinlikle çok daha cesur. Albüm bittiğinde üzerinizde küçük bir PJ Harvey etkisi kalabilir, söyleyelim.

Jessica Pratt- On Your Own Love Again

Jessica Pratt‘ in ikinci albümü “On Your Own Love Again” i dinlediğinizde, senelerdir tanıdığınız bir arkadaşınızın hiç beklemediğiniz o gizli kalmış düşüncelerine ve duygularına sonunda tanıklık ediyormuş hissine kapılıyorsunuz. Pratt’ in melodileri ve gitarı oldukça narin. Sıcak çikolatanızı alıp bu kış gününde 2015 anılarınızı beraberinde hatırlamak isteyebileceğiniz bir albüm.

My Morning Jacket- Waterfall

Eskiler bilir. My Morning Jacket, 90’ların sonunda oluşmuş, kendilerine özgü ciddi bir hayran kitlesi olan bir grup. 7. stüdyo albümleri ile 4 seneden sonra bir dönüş yaptılar, bizi mutlu ettiler. Waterfall albümü pek ses getirmedi ama yine de bir Grammy adaylığı kaptı. Kim bilir, belki de Grammy’ i eve götüren, bu sene My Morning Jacket olur.

Beach House- Thank Your Lucky Stars

Depression Cherry ile o kadar meşguldük ki galiba Thank Your Lucky Stars‘ ı unuttuk. Ancak hemen belirtelim, albümde Depression Cherry’ den çok daha fazlası var. Thank Your Lucky Stars, kesinlikle daha duygulu, daha narin ve daha yoğun bir albüm.

The Soft Moon- Deeper 

The Soft Moon -gerçek adıyla Luis Vasquez-, bu sene Salon’ un açılış ismi, bizim röportaj konuklarımızdan biri olmasının yanı sıra bir de güzel bir albüm yayınladı. Vasquez’ in müziği her kulak için değil. Ancak müziğin içinde kaybolmayı ve hatta yok olmayı sevenlerdenseniz kaçırmak istemeyeceğiniz bir albüm Deeper.

Archy Marshall- A New Place 2 Drown

Bir zamanlar King Krule olarak bildiğimiz Archy Marshall, bu yeni albümde yeni bir persona ile karşımıza çıkıyor. Elektrodan hip hopa birçok müzik tarzını birarada bulabileceğiniz bir çalışma olmuş A New Place 2 Drown. 2015′ in son güzel sürprizlerinden biri.

Lower Dens- Escape From Evil

2015′ in ilk yarısında gördüğümüz, sonra ortadan kaybolan bir başka albüm daha. Lower Dens, Escape From Evil ile ciddi bir hayran kitlesi edinip kendine kocaman bir yer açtı. To Die in LA ve Sucker’s Shangri- La senenin en güzel şarkıları arasında yer aldı. Jana Hunter‘ a sıkı sıkı sarılıp, hiç bırakmamak istedik. Bir an önce buralarda da görsek de hayaller gerçek olsa.

Julien Baker- Sprained Ankle

Julien Baker, oldukça yeni bir isim. Henüz daha 20 yaşında ve Sprained Ankle daha ilk albümü. Ancak Baker’ ın albümü, beklenenin aksine oldukça yoğun ve ağır. Senenin en iyi çıkış albümlerinden biri olmasının yanı sıra, sevgili Julien’ ın kariyeri için de oldukça umut vaadediyor.

The Staves- If I Was

İngiliz kardeşler, folk aleminin yeni Haim‘ i olma yolunda hızla ilerliyor. Çok seveceğinizi düşündüğümüz ( ya da umduğumuz) If I Was, çok zengin bir albüm. Bon Iver‘ den Justin Vernon‘ ın producer olarak yer aldığı kayıtlar ile kardeşler, Florence& The Machine‘ in açılış grubu olarak yer aldı bile. Kendilerini daha çok duyacağız gibi.

Thundercat- The Beyond/ Where The Giants Roam

Kendrick Lamar, 2015 listelerinde birinci sırayı kapmış olabilir. Ancak biz de albümün önde gelen isimlerinden, yakın zamanda bu topraklara da uğramış olan sevgili Stephen Bruner‘ i unutmadık tabii ki. Yakın bir dostunu kaybettikten sonra kaydettiği kayıtlar ile Bruner, gönüllere hafifçe dokunup geçiyor.

Lady Lamb- After

Bu sene Tanışın’ a da konuk ettiğimiz Aly Spaltro ile halen tanışmadı iseniz işte size ikinci bir fırsat. Özgün şarkı sözleri ve kendine has tarzı ile New York sahnesinde kendine özel bir yer edinmenin yanı sıra Lady Lamb, gönüllerimizi de fethetti. 2. albümü After, çok ses getirmese de biz hayranları mutlu etmek için yetti de arttı bile.

Röportaj: The Soft Moon

Luis Vasquez bu hafta post-punk projesi The Soft Moon ile ikinci kez İstanbul’da olacak. Hal böyle olunca karanlığına doyamayacağımız performansı öncesinde Vasquez’i yakaladık ve kısa bir sohbet gerçekleştirdik. Bir kez daha konserin 10 Eylül‘de Salon IKSV‘de olduğunu hatırlatıyor ve davet ediyoruz:

Müziğinizi “insan müziği” olarak tanımlıyorsunuz. Eğer “insan müziği” olmayan bir müzik türü varsa onu bu kategori dışında tutan şey ne? Ya da sizin müziğinizi insan “insan müziği” olarak değerlendirmeye neden olan tarafı ne? “Neden hayattayız?” gibi sorular mı?

Evet yani benim müziğimdeki her şey varoluşumla alakalı. Bir insan olarak hayatta olmam, bunun bende yarattığı büyülenme ve hatta korku hali… Bilirsiniz. Dolaysıyla, her şarkı benim için kendimle alakalı soruları cevapladığım bir çeşit yolculuk gibi. Çünkü bu gezegene ait hissetmiyorum, bu vücudun içinde olmak garip hissettiriyor vs şarkılarımdaki pek çok konsept ve tema aslında bir yönden bunları sorguluyor.

Ve şarkılarınızda belli bir kaygı ve gerginlik hali var; hep en karanlık hisleri tecrübe ediyorsunuz müziğinizde. En büyük amacınızın iç huzuru yakalamak olduğunu belirtmiştiniz daha önce ve bu müziği yaratmanın daha huzurlu olmanıza yardımcı olduğunu ifade etmiştiniz. Merak ettiğimiz, bu müziği üretmek o kaygıdan kurtulmanızı mı sağlıyor yoksa sadece onunla yaşamaya mı alışıyorsunuz?

Farklı yönleri var. Bir taraftan huzura yaklaşıyorum ki bu harika ama daha karanlık bir tarafı da var ve o karanlığın içine çekiyor. Çoğu zaman bununla yüzleşmek zorundayım çünkü benim tarzım, müzikal yaklaşımım bu. Bir taraftan o karanlığa karşı da bir bağımlılık geliştirmeye başladım. Evet ilginç ama yüzde elli-yüzde elli gibi. Yüzde elli daha karanlık ve yüzde elli daha optimist. Şu noktada böyle ama umuyorum ki bir noktada sadece huzurlu tarafı kalacak. Ve bence o huzurlu yere ulaşmam için önce karanlıkla yüzleşmem ve onu yenebilmek için karanlığın derinlerine gitmem gerek.

Kabuslarınız, rüyalarınızda gördüğünüz kıyamet senaryoları Zeros’a çok katkıda bulundu. Şimdilerde artık o kabusları görmüyorsunuz sanırım ve dünyanın sonu konusundaki takıntılarınız azaldı. Peki artık o albümden parçaları çalmak size nasıl hissettiriyor?

O albümü yazdığım zamanki zihinsel halime dönüyorum. O dönemde biraz yılmış durumdaydım, kişisel hayatımda bazı zorluklar yaşıyordum ve başka benzer şeyler vardı. Şimdi onları çaldığımda aslında onların üstünden o kadar çok zaman geçti ki artık rahatlamış hissediyorum. Hani aslında o albümden parçaları çalmayı seviyorum çünkü o artık hayatımda tamamladığım ve sonuna ulaştığım bir bölüm ve o parçaları gerçek hayattan zevk alarak seslendirebiliyorum.

Belki de artık bir başkasının hikayesi gibi hissettiriyor?

Evet, onun gibi bir şey.

Brian Eno sizin için önemli bir ilham kaynağı. Onun müziği sizinkini nasıl etkiledi ve kendi şarkılarınızın onun sound’unu hatırlattığını düşünüyor musunuz?

Eğer Brian Eno’nun müziğinin benimkinin üzerinde bir etkisi varsa, bence bu müziğindeki atmosferlerdir. Müziğime atmosfer sesleri dahil etmeyi çok seviyorum, işte farklı dokular ve benzer şeyler ama bu en baştan beri kendi kendime, doğal olarak yapmaya başladığım bir şey. Daha sonrasında, bir perspektif kazandıktan sonra aslında bunu fark ettim ve “Brian Eno da bunu yapıyor” dedim. Ve belki de şarkılardaki bazı modlar, işte hüzün ve biraz umudun bir araya gelmesi gibi. Belki böyle şeyler ama günün sonunda benim müziğim daha öfkeli.

Black’te şarkı boyunca aynı iki mısranın tekrar edildiğini duyuyoruz: “I don’t care what you say, you say/ Living life my own way, own way”. Ve bu şarkıda özgüven sahibi olduğunuz görmek zor değil. Peki, “Black” ismi diğer pek çok şarkınız için uygun bir isim olabilecekken özellikle bu şarkıya verildi?

Hmm, ilginç bir soru. Sanırım adına “Black” (siyah) dedim çünkü bana kelime olarak da renk olarak da gücü hatırlatıyor ve dediğin gibi şarkı kendime bir güven hissettiriyor, suçluluk ve onun gibi şeylerle başa çıkma açısından. Ve o yüzden o parça daha agresif.

Biraz da konserden bahsedelim. Salon konseriniz Türkiye’deki ikinci performansınız olacak. İlk sefer nasıldı ve sıradaki konserden neler bekliyorsunuz?
İlk seferi keyifliydi. (Gülüyor) İlk şarkıda bazı teknik problemler yaşamıştık ama ondan sonraki bütün konserler sorunsuz ilerlerdi dolayısıyla umuyorum ki öyle bir şey yaşamayacağız. Onun dışında o konserde oldukça iyi vakit geçirmiştim, oldukça iyi bir kalabalık vardı. Istanbul da çok güzel bir şehir, sadece ziyaret etmeyi bile dört gözle bekliyorum.

Geçen sefer Türkiye’den zurna satın almışsınız ama henüz bir parçanızda kullanma şansınız olmadı.
(Gülüyor) Hayır, sadece arada kendi kendime oynuyorum. Biraz gürültülü, daha fazla pratiğe ihtiyacım var.

Salon’un web sitesinde gecenin sonunda bir sürpriz olabileceği yazıyor. Tabii ki sürprizi bozmak istemeyiz ama yine de söyleyebileceğiniz bir şey var mı?

Konserde bir sürpriz… Bilmiyorum, her şov kendi içinde biraz öngörülemez oluyor ve kendimi her şarkıya %100 veriyorum. Ama söz konusu sürpriz olunca, bilmiyorum, gerekirse belki gitarımı kırarım. (Gülüyor)

*Ahmet Nursoy’a katkılarından dolayı teşekkürler.