wild nothing

SALI PAZARI: 20.11.2018

İşte, haftanın en sevdiğimiz günü. Bildiğiniz üzere her salı günü Avaz ahalisi olarak o hafta severek dinlediğimiz şarkıları sizlerle buluşturuyoruz. Bu hafta da yine tezgahlarımızı sizler için açtık. Spotify listesini de hemen aşağıya iliştirdik. Buyurun:

EGE’NİN TEZGAHI

Mariah Carey – Giving Me Life (feat. Blood Orange & Slick Rick)

Yılın sonuna yani müzik dünyasının iyiden iyiye durulduğu o döneme yaklaşmış bulunuyoruz. Mariah Carey’nin albümü bu senenin belki de son merakla beklediğim albümüydü ve geçen cuma sessiz sedasız yayınlandı. Üstelik albüm hiç beklemediğim kadar (muhtemelen çoğu insanın da hiç beklemediği kadar) başarılı bir R&B albümü çıktı. Albümün yıldızı Giving Me Life’da bir Mariah Carey şarkısından beklediğiniz her şey, Blood Orange bonusuyla birlikte. Bu kadının her şeye rağmen hala çok iyi müzik yapmasına hayranım.

Missy Elliott – Wake Up (feat. Jay-Z)

Bu hafta biraz Missy Elliott’ın diskografisinin derinliklerinde kayboldum. Bilinen hitleri haricinde o kadar muazzam şarkıları var ki Missy’nin. Wake Up özellikle Timbaland’ın fütüristik beat’iyle aklımı başımdan aldı.

Courtney Barnett – Crippling Self Doubt and A General Lack of Confidence

Courtney Barnett’ın bu yılki albümü neden bu kadar geri planda kaldı anlamış değilim. Siz de bir kere dinleyip unuttuysanız geri dönmenin tam sırası.

Bicep – Aura

Bicep Sonar’a gelsin diye o kadar çok dua ettim ki sonunda gerçek oldu. Eminim ki yalnız değildim bu uğurda. El birliğiyle başardık bunu arkadaşlar. O gün geldiğinde tek tek teşekkür edeceğim size.

CEMRE’NİN TEZGAHI

Billie Eilish – bellyache

Tam olarak bu şekilde eşyalarımı sürükleyerek taşınıp duruyorum ben de her ay.

Karen O & Danger Mouse – Lux Prima

Yo! My Saint zirve sanıyordum, yanılmışım.

Moses Sumney – Make Out in My Car (James Blake Version)

Orjinalini de bütün alternatif versiyonlarını da bir noktada uzun süre looplamıştım, bu kez sıra James Blake’teydi.

Lana Del Rey – Music to Watch Boys to

Marina & Lana iş birliği konusundaki merakım tek yaşama sebebim şu an, yeni albüm gelsin artık.

HANDE’NİN TEZGAHI

Franz Ferdinand – Paper Cages

Bu albümün bu seneki favorilerimden olduğuna emindim. Ancak içerisinde her defasında yeni bir güzellik keşfedebileceğim kadar iyi olduğunu henüz öğreniyorum. Arctic Monkeys, The Strokes gibi gruplar sayesinde indie rock camiasının ölü günlerinden geçerken Franz Ferdinand içimdeki son umut ışıltısı oluyor.

Wild Nothing – Canyon on Fire

Az az post-punk tınıları hissettiğim ve beni hafif hüzünlendirdiği için mutlu etmeyi başaran nadir şarkılardan biri.

Otzeki – Sun is Rising

Otzeki’yi geçtiğimiz hafta sonu Mix Festival’de keşfettim. Katıldığım ilk günde tüm line-up içerisindeki, hatta benim de son bir haftadır izlediğim tüm isimler arasındaki en iyi performanstı. Albüme kıyasla canlı izlenmesi gereken bir grup olduklarını söyleyebilirim. Fazlasıyla umut verici bir çıkış albümleri var.

Tirzah- Go Now

Tirzah benim için bu senenin en iyi çıkış ismi. Kendisini Tanışın köşemize taşıyarak müziğinin sihrini sizlerle de paylaşma planlarım var. Şimdilik bu şarkı ile bir ısınma turuna başlayabilirsiniz.

Ariana Grande (feat. Nicki Minaj) – the light is coming

İtiraf ediyorum, çoğu kişinin aksine Ariana’ya öyle pek de bayılmıyorum. Ayrıca son albümünü de fazlasıyla abartılmış buluyorum. Ancak son single “thank u, next” ve Nicki Minaj’lı bu kayıt beni bile heyecanlandırıyor. Şarkının videosu çok kötü, o ayrı.

YENİ ŞARKI: WILD NOTHING – LIFE OF PAUSE

Indie pop aleminin en sevdiğimiz temsilcilerinden Wild Nothing, yeni bir şarkı yayınladı. Yeni şarkı Life of Pause19 Şubat‘ta çıkacak olan ve şarkı ile aynı adı taşıyan yeni albümde yer alacak. Hareketli tınıları ile içinizde dans etme isteği uyandıracak şarkıyı pek beğendik; ancak ilk dinleyişte Foxygen grubunun How Can You Really şarkısını çağrıştırdığını da söylemekte fayda var. Nakaratta ister istemez aklınıza Foxygen geliyor, grubu özleyip hüzünleniyorsunuz. Yine de Wild Nothing, iyi bir iş çıkarmış. Önümüzdeki ay, bomba gibi bir albüm kapımızı çalacak galiba. Beklemeye devam.

Yeni albümün tracklistini de şöyle bırakalım:

  1. Reichpop
  2. Lady Blue
  3. A Woman’s Wisdom
  4. Japanese Alice
  5. Life of Pause
  6. Alien
  7. To Know You
  8. Adore
  9. TV Queen
  10. Whenever I
  11. Love Underneath My Thumb

RÖPORTAJ: WILD NOTHING

Wild Nothing‘in İstanbul’da konser vereceği haberini aldığımız gün konsere aylar vardı. Sabırla gün saydık, 28 Mart‘ı bekledik ve o süreçte son albümleri Nocturne‘u hücrelerimize nüfuz edene kadar dinledik. Sabrın sonu selamet derken konsere saatler kala Jack Tatum ile Babylon Lounge‘da buluştuk, kahvelerimiz eşliğinde sohbet ettik. Röportajın hemen sonrasında da belirttiğimiz gibi, kendisi tam bir dünya tatlısıydı.
.
Karanlık tavırlı shoegaze müziğin milenyum temsilcilerinden Wild Nothing frontmani Jack Tatum, yeni albümün neden pop müziğe evrildiğini, nasıl çalıştığını, müzik dünyası hakkında düşündüklerini bizimle paylaştı. Biz de bu keyifli sohbeti sizinle paylaşıyoruz:
.
Buse: Projenin ismi neden Wild Nothing?
.
Jack: Arkasında yatan çok önemli bir anlamı yok aslında. Bana ait bir fikir ve biraz saçma gelebilir ancak gerçekten öyle ciddi bir anlamı yok. İsmin ne olduğu da o kadar önemli değil aslında. Wild Nothing yaptığı müziği ifade eden bir isim gibi geliyor kulağa. 

Buse: Brooklyn’e taşınmanın sende veya müziğinde herhangi bir değişikliğe sebep oldu mu?
.
Jack: Hayatımda büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim. Müzik için henüz bir etkisi olduğu kanısında değilim. Albümün kayıtları New York’ta yapıldı ancak albümün büyük çoğunluğunu Savannah, Ga.,’da yazdım. Bu yüzden müzik üzerinde Georgia’nın etkisini daha çok hissediyorum. New York’u gerçekten çok seviyorum ancak Wild Nothing deyince New York’tan etkileniyor diyemem. New York’ta yaşayan ve müzikle uğraşan birçok arkadaşım var ancak ben kendimi onların bir parçası olarak görmüyorum ve hissetmiyorum da. Buraya taşındım çünkü hayatımın bundan sonrası bağlantılar, yapılacak işler dolayısıyla burada geçmek zorunda olacaktı. İş boyutu sıkıcı tabi ki.Ve buraya yerleşeceğimi de hiç düşünmemiştim. Küçük bir kasabada büyüdüm, her şey daha yavaş ve sakin ilerliyordu. Ama Brooklyn’deki hayata da çabuk alıştım, normal bir hayat sürebiliyorsun.
.
Buse:
Peki müziğini nasıl tanımlıyorsun?
.
Jack:Pop ve contemporary müzikle ilişkilendirebilirim. İçimden gelen bir şey ve dans etmeyi seviyorum. Pop müzikle yetiştim, The Beatles dinleyerek büyüdüm ve bu tür janraya kulağımın daha çok aşina olduğunu düşünüyorum. İster istemez müzik, içerisinde pop ögeleri barındırıyor.
.
Buse: Kulağa klişe gelen bir soru olacak ancak müziğini icra ederken nelerden etkileniyorsun?
.
Jack: Yeni ve eski İngiliz pop müziğinden diyebilirim. Gemini üzerinde New Order‘ın çok büyük etkisi olduğunu söyleyebilirim. Ve tabi ki shoegaze. My Bloody Valentine ve Slowdive etkilendiğim gruplardan. Ama Nocturne, Gemini’den biraz daha farklı etkileşimlerle oluşmuş bir albüm. İşin içinde daha çok pop müziği tecrübe etmek istedim. Fleetwood Mac‘in – ki her zaman severek dinlediğim bir grup – Nocturne’un kayıtları üzerinde etkisi olduğunu hissediyorum. Bir filmin ve kitabın müziğin üzerinde spesifik bir etkisi oldu mu emin değilim ancak dinlediğim herhangi bir şarkının kayıt sürecinde çaldığım müziği etkilediğini söyleyebilirim.
.
Buse:Yeni albümünden bu yana hayatın nasıl değişti?
.
Jack:(Gülüyor) Yeni albüm turneyi beraberinde getirdi. Daha çok seyahat etmeye başladım. Avustralya’dan Japonya’ya birçok yeri gezdim. Hayatımda daha önce görmediğim ve albüm olmasa belki de göremeyeceğim çoğu ülke ve şehri gezme şansı edindim bence en önemli değişim bu oldu. Ayrıca müziğe daha çok konsantre olmaya başladım. Şarkıları konserlerde canlı olarak çalmak, beni işime daha çok konsantre etti.
.
Buse: Kısa zamanda birçok başarılı işe imza attın. Pitchfork Festivali tarafından seçildin. Captured Tracks le anlaştın. Bu süreç hakkındaki yorumların nedir?
.
Jack:Zamanlamayla alakalı olduğuna inanıyorum. Captured Tracks tarafından seçilmem gerçek bir şans oldu benim için. Şu an hala yeni bir oluşum diyebilirim ancak bünyesinde çok başarılı grupları bulunduran bir oluşum ve her geçen gün daha da gelişiyor. Bir çok dinleyici Captured Tracks sayesinde yeni isimlerle tanışabiliyor ve böyle bir oluşum altında olmak gerçekten heyecan verici. Festival de çok güzeldi, herkes orada aile gibiydi ve sahnede olmak güzel bir deneyimdi. Pitchfork keyifle takibinde olduğum bir yayın aracı tabii. Bilemiyorum, bir çeşit tanrı vardı belki de olayların üzerinde. (Gülüşmeler). Diğer Amerika veya İngiltere yayınlarına aynı gözle bakamıyorum. Neye nasıl karar verdiklerini anlamış değilim. Gruplar hakkında her geçen gün yeni bir makale karşıma çıkıyor ve yazılanlar biraz cesaretimi kırıyor diyebilirim.
.
Buse: Sonuçtan memnun musun?
.
Jack: Evet, kesinlikle. Son albümde çok daha profesyonel çalıştım. Genelde bir kayıt bittiğinde bekliyorum. Sürekli daha ne yapabilirim diye düşünüyorum. Daha sakin ilerliyorum. Yapmayı sevdiğim şey gerçekten bu. Seyahat etmeyi de çok seviyorum ancak eve döndüğümde yaptığım ilk iş müziğime odaklanmak oluyor. Sonuçta istediğim bir şeyi duyuyorum, elde ediyorum. Yani, evet, şimdiye kadar yaptığım her şeyden memnunum ve iyi hissediyorum.
.
Buse: Gelecekte farklı bir proje var mı?
.
Jack: Önümüzdeki bahar ya da yaz ayları yeni bir EP yayınlamayı düşünüyorum. Ancak bu öylesine sadece benim çalışmalarımdan oluşan bir EP olacak sanırım. Onun dışında Beach Fossils‘den Dustin ile birlikte şarkı kaydetmiştik. Aynı semtte oturuyoruz ve yakın arkadaşız. Belli bir planımız yok ancak sürekli bir şeyler kaydediyoruz. Onları bir ara yayınlamayı düşünüyoruz. Aslında eve dönmeyi bekliyorum. İyi işlerin içerisinde olmayı isterim, bunun için önce konserlerin bitmesi gerekiyor.

 

.
Buse: İstanbul’daki ilk konseriniz olacak. Beklentilerin neler? 
.
Jack: Hava güzel, etraf güzel, konser de güzel olacaktır. Açıkçası ben de neler olacağını bilmiyorum ve heyecanlıyım. İstanbul’u gezmek için bir günüm daha var ve gelmeden hakkında bir sürü duyum aldım, oralara gitmeyi düşünüyorum.  
.
Buse: Müzik grupları hakkında bir duyum aldın mı?
.
Jack: (Gülüyor) Yeni grup keşfetme/araştırma da pek başarılı değilim. Aslında bir zamanlar takip ediyordum ama önünü alamadım. Dili, yeni grupları keşfetmede bir bariyer olarak görüyorum. Örneğin Japon bir grubun kendi dilleriyle müzik yapması Amerika’yla kontak kurmasını zorlaştırıyor. 
.
*Röportajda bize eşlik eden Irmak İşçi’ye teşekkür ederiz.

 

.