yeni albüm

FMK: DRAKE – MORE LIFE

2016’da Views ile hem hayranlarını hem de popüler müzik dinleyicilerini kutuplaştıran Drake, buna rağmen belki de bir sanatçının geçirebileceği en iyi yıllardan birini geçirdi. Zaten artık herhalde kimse Drake‘in hit şarkı ve Twitter caps’i potansiyelini inkar edemez. Bir süredir çıktı çıkacak denilen, eli kulağındaki “playlist” More Life, nihayet 18 Mart günü tüm malum ortamlara düştü. İlk bakışta 22 şarkılık upuzun bir maratonun beni beklediğini düşünsem de üç tam turun sonunda More Life’ın Kanadalı sanatçının belki de en ileriyi düşünen ve müzik dünyasındaki konumunun farkındaki albümü olduğunu karar verdim. Tabii ki de kusursuz bir proje değil ama benim kişisel beklentilerimin çok üstünde çıktı More Life. Ayrıca belki de Drake‘in de diskografisinin en tepelerine doğrudan yerleşecek bir albüm olduğunu da unutmamak lazım. Dinleyiciler ve eleştirmenlerden gelen ilk geri dönüşler de genellikle çok olumlu gözükmekte. O zaman lafı çok fazla uzatmadan albümdeki iyisiyle, ilginciyle, kötüsüyle, eğlencelisiyle şarkılara bir göz atalım.

FUCK

No Long Talk: Giggs’in albümde ilk gözüktüğü şarkı ve If You’re Reading This It’s Too Late’te olsa sırıtmayacak sertlik ve güzellikte. Ayrıca belki de bu senenin “If Young Metro don’t trust you, I’m gon shoot you”su olma potansiyelli “Murda on the beat so it’s not nice” adlib’i de bu şarkıya inanılmaz güzel oturmuş.

Get It Together: Albüm çıkalı sayılı gün olmasına rağmen şu ana kadar en çok dikkat çeken iki şarkıdan biri Jorja Smith feat’li ve Black Coffee beat’li Get It Together. Drake tarzı romantizmin Views’da karşımıza çıkan Karayipler havasıyla birlikteliğinden çıkabilecek en iyi sonuç bu olmuş. Dinlemesi çok keyifli, sallanarak dans etmesi de.

Nothings into Somethings: Acı çektirten seviyede tutulan bir BPM, rölanti ama melodik hook, atmosferik beat. Üç dakikayı geçmemiş olması da bir o kadar güzel.

Skepta Interlude: Drake her sene başka bir ülkenin veya kültürün fahri vatandaşı olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda da Londra’da ne kadar takıldığını, Skepta ve JME’nin önderlik ettiği BBK tayfasıyla iyice sıkı fıkı olmasından anlamıştık. Playlistindeki bu şarkıda mikrofonu tamamen grime’ın lider isimlerinden Skepta’ya bırakıyor, Skepta da bu müthiş ortayı jeneriklik bir golle tamamlıyor.

Do Not Disturb: Drake’in muadili herkesten daha iyi yaptığı bir şey varsa o da albümlerin son şarkıları. Klasik şarkı şablonlarını bir kenara bırakıp sadece en iyi yaptığı şeye odaklanmış bir Drake var sahnede. İçindeki ufak 7 AM in Germany göndermesi de yıllardır süre gelen saatli ve mekanlı Drake şarkıları kategorisine selam çakıyor. Dinleyelim, dinletelim efendim.

MARRY

Passionfruit: Albümün en iyisi. Drake’in dahil olduğu en iyi şarkılardan biri. Başındaki DJ Moodyman sample’ından, nakaratın ağızlara inanılmaz kolay pelesenk oluşuna her şeyiyle kusursuza yakın bir şarkı.

Sacrifices: More Life’ın gizli kahramanlarından biri de Young Thug. Bu “nerelerden geldik be” şarkısının da parlayan yıldızı o. Autotune’suz sesi, dinlerken beni önce afallattı ama sonra birkaç kez kendimi direkt şarkının Young Thug’lı bölümüne alırken buldum. 2 Chainz de zaten dahil olduğu şarkıların yüzünü kara çıkartmaz. Bu şarkı da olmuş diyebiliriz.

Portland: 2017 yılının başlarındayız ancak şu ana kadar rap müziğin yıldızı kim derseniz cevap galiba flüt olacak. Önce Kodak Black’in sürükleyici Tunnel Vision’ı, sonra Future’ın baş döndüren Mask Off’u ve şimdi de Portland. Offset ve Takeoff’a ayıp olmasın ama Migos’un gerçek yıldızı Quavo ve Travis Scott’lı bu şarkı, ekranı çatlamış 5S sözüyle zaten sosyal medyanın gözdesi oldu bile.

KMT: Drake bu şarkıyı Avrupa turnesinde dinleyicilere ilk dinlettiğinde küçük çaplı bir olay olmuştu. 19 yaşında ve hapiste olan internet rap fenomeni XXXTENTACION’un Soundcloud’da 40 milyon dinlenmesi olan Look at Me’sindeki vokal düzeni ile Drake’in bu şarkıdaki vokalleri oldukça benzeşmekte. Ama o şarkıyı da seven biri olarak Giggs destekli bu şarkıyı ben yine de çok beğendim. Şarkının genel hattını oluşturan Sonic sample’ı da cabası.

Gyalchester: Yine If You’re Reading This It’s Too Late havası taşıyan ve Drake standartlarına göre bayağı sert bir şarkı. Ama öyle abana abana rap yapanların aksine Drake bu sert ritimleri çok catchy sözlerle özene bezene yapıyor. Sonuç bu şarkı gibi fevkalade oluyor.

KILL

Glow: Uzun süredir merakla beklenen Drake – Kanye işbirliği bu olmamalıydı. Şarkı kesinlikle kötü değil, ama formunun zirvesinde ve yaşayan en iyi rapper’lardan ikisinin ellerinden çıkan Glow, açıkçası beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.

Fake Love: Glow için söylediğim şeyi tekrarlıyorum. Fake Love kesinlikle kötü değil. Ama More Life öncesinde yayınlanan şarkılar arasındaki en vasat olan oydu ve Drake albüme onu koyarak biraz üzdü. Keşke Fake Love’ın yerine 21 Savage destekli Sneakin’ olsaydı da şarkıyı üstteki iki kategoriden birine koyabilseydim ama ne yapalım. 22 şarkının hepsinden üst seviye randıman beklemek biraz şımarıklık sanki.

Since Way Back: PartyNextDoor, seni bir türlü sevemiyorum. Belki prodüktör kimliğin başarılı, Drake’in en yakınındaki müzisyenlerden birisin ama dahil olduğun neredeyse her şeyi daha kötü hala getirmeyi başarıyorsun. Şahsi fikrim Since Way Back’in albümdeki tek dinlenilmez şarkı olduğu yönünde.

YENİ ALBÜM: GORILLAZ – HUMANZ

Gorillaz‘ın yeni albümünü herkes gibi bizler de bekleye bekleye bir hal olmuştuk. Albümün adı ve çıkış tarihi az önce belli oldu! Humanz isimli albüm, 28 Nisan‘da yayınlanacak. Yani bir ay daha dişimizi sıkmamız gerekecek. Gorillaz, duyurunun şerefine Instagram hesabını da bir güzel süslemiş vaziyette. Albümün heyecandan öldüren ve uzadıkça uzayan konuk listesindeyse Grace Jones, Kelela, Vince Staples, Jenny Beth, De La Soul, Pusha T, Danny Brown, Mavis Staples, Popcaan, Carly Simon, Anthony Hamilton gibi isimler var. Birkaç saat içinde BBC Radio 1’da yeni 2 şarkının prömiyerinin yapılması bekleniyor.

Sonunda!

YENİ ALBÜM: DEPECHE MODE – SPIRIT

Depeche Mode bugün Milan’da gerçekleştirdiği basın toplantısında beklediğimiz üzere “4 yılda bir yeni albüm” geleneğini bozmayarak yeni albümünü duyurdu. Spirit isimli albüm, bahar aylarında yayınlanacak ve ardından grup Mayıs ayında uzun bir Avrupa turnesine çıkacak. Kötü haber: İstanbul yok. İptal olan 2 konserden sonra grubun gönlümüzü almasını bekliyorduk ama… Şu grubu artık canlı canlı izleyebilmek için Haziran’da Avrupa’nın yolunu tutacağız gibi gözüküyor.

Albümün ilk teklisinin Ocak ayında yayınlanacağını düşünmekteyiz. O zamana kadar Delta Machine ile gönül avutmaya devam.

FRANK OCEAN’IN ALBÜMÜ ÇIKINCA İLK SİZİN HABERİNİZ OLSUN

Ta geçtiğimiz yazdan beri “pek yakında çıkacağı” söylenen Frank Ocean‘ın yeni albümü için bu ay başında dedikodular iyice artmış, albümün 5 Ağustos’ta kesin olarak çıkacağı bilgisi gelmişti. 5 Ağustos’un üzerinden 1 hafta geçti ve bizler de pek çok insan gibi artık saat başı Frank Ocean haberlerini takip etmekten yorulduk. Neyse ki Shahzeb Khan isimli bir Frank Ocean hayranı imdadımıza yetişti. Khan’ın geliştirdiği yazılım, yeni albümün çıktığı anda telefonunuza bir mesaj gönderecek. Eğer telefon numaranızı paylaşmak istemezseniz e-mail almayı da tercih edebilirsiniz. Khan, kişisel bilgilerinizin hiçbir şekilde paylaşılmayacağının garantisini de veriyor. Sitenin şimdiden 6 binden fazla abonesi var ve sayı devamlı artıyor. Bu şahane fikir sayesinde albümü bekleme sürecinin acısı bir nebze de olsa azalır diye umuyoruz. Teşekkürler Khan.

Site hemen burada.

Bu vesileyle ‘dan gelen yeni Lost cover’ını da aşağı bırakmış olalım.

YENİ ŞARKI: M83 – DO IT, TRY IT

M83’nin yeni albüm Junk‘ın haberi  gün içinde dört bir yanı sararken, albümde neler olacağını da merak ediyorduk. An itibariyle albümün cover’ı, şarkı listesi ve bir de sakin bırakmayan Do It, Try It şarkısı yayınlandı.

Cover’ı hemen yukarıda, şarkı listesini de hemen aşağıda görebilirsiniz:

01 “Do It, Try It”
02 “Go!
03 “Walkway Blues
04 “Bibi The Dog
05 “Moon Crystal
06 “For The Kids
07 “Solitude
08 “The Wizard
09 “Laser Gun
10 “Road Blaster”
11 “Tension”
12 “Atlantique Sud”
13 “Time Wind”
14 “Ludivine”
15 “Sunday Night 1987″

Ciddi bir değişiklik sezilmeyecek gibi değil. 8 Nisan’da yayınlanacak konuğu bol (Beck, Mai Lan, Susanne Sundfør) albümün tamamı için gün sayıyoruz.

İŞ ÜSTÜNDE: GEVENDE

Merak ediyoruz. Kim, neyi, nerede, nasıl yapmış; kişiler, şeyler, yerler ve yollar birbirine nasıl ulaşmış; bakmadığımız sırada neler olmuş; baksak belki de neler olacakmış bilmek istiyoruz.

Bu sebepten bu kez Gevende’yi, hem de Salon konseri öncesi provalarında ziyaret ettik. Harikalarını nerede yarattıklarına baktık, yeni haberlerine kulak kabarttık. Ekip büyümüş, yeni sesler bizi bekliyormuş ve Cumartesi harika olacakmış. İnanmıyorsanız videomuza* göz atın. Afiyetle:

Unutmadan, bu haftasonu takvimlerin 20 Şubat‘a işaret ettiği akşam (daha pratik insanlar olsaydık “Cumartesi akşamı” da diyebilirdik) Salon’da olacağız. Sizi de bekleriz.

 

* Video için alkışlar ve teşekkürler Batuhan Ege Örs‘e gidiyor.

YENİ ŞARKI: KANYE WEST – 30 HOURS

Albümün ismi, varlığı, Yeezy Season 3 derken gün, sonunda The Life Of Pablo‘nun yayınlandığı vakte geldi. Albümün 12 Şubat’ta yayınlanacağını tweet’leri ile duyuran Kanye West, Souncloud hesabından 30 Hours‘u yayınladı.

Şimdilik her şey tamam görünüyor ve 30 Hours ilk seferde 10/10 tadında. Albümün tamamına kavuşacağımız günler de kapıda:

2 yeni şarkının eklendiği tracklist’i de şöyle bırakalım:

YENİ ALBÜM: PARQUET COURTS- HUMAN PERFORMANCE

2012′ de Light Up Gold albümleri ile hepimizi kucaklayan, punk müziğe yeni bir soluk getiren Parquet Courts‘ tan yeni albüm haberi geldi. Human Performance adındaki albüm, 8 Nisan‘ da piyasada olacak. O zamana kadar ise, aşağıda bulabileceğiniz yeni single/video Dust ile ısınabilirsiniz. Toz bir hayalet tarafından rahatsız edilen bir çalışanı izlediğimiz video, biraz garip itiraf etmek gerekirse. Ancak şarkı, güzel bir albümü müjdeleyip keyiflerimizi yerine getiriyor. Nisan ayını dört gözle beklemek için yeni bir sebebimiz daha var.

Human Performance:

01 Dust
02 Human Performance
03 Outside
04 I Was Just Here
05 Paraphrased
06 Captive Of The Sun
07 Steady On My Mind
08 One Man, No City
09 Berlin Got Blurry
10 Keep It Even
11 Two Dead Cops
12 Pathos Prairie
13 It’s Gonna Happen

YENİ ALBÜM: TIM HECKER- LOVE STREAMS

Ambient müziğin en sevdiğimiz isimlerinden Tim Hecker, yeni albümünü müjdeledi. Love Streams adındaki albüm, ambient müziğin kutsal toprakları Reykjavik, İzlanda’ da kaydedilmiş. 8 Nisan‘ dan itibaren de piyasada olacak.

Tim Hecker, 2013’ te Virgins adında enfes bir albüm yayınlamış, tanıtım kapsamında bu topraklara da uğrayıp bizi pek bir sevindirmişti. Şimdi de yeni albümü ile bir kere daha umutlanıp, yollarını gözleyebiliriz bizce.

Tracklisti de şöyle bırakalım:

Love Streams:

01 Obsidian Counterpoint
02 Music of the Air
03 Bijie Dream
04 Live Leak Instrumental
05 Violet Monumental I
06 Violet Monumental II
07 Up Red Bull Creek
08 Castrati Stack
09 Voice Crack
10 Collapse Sonata
11 Black Phase

YENİ ALBÜM: PET SHOP BOYS – SUPER

Geçtiğimiz hafta “What Is Super?” adıyla pek çok web sitesi ve sosyal medya hesabı açılmış, birtakım şehirlerde Super yazılı posterler ve billboardlar ortaya çıkmıştı. Sonunda Super‘ın yeni bir Pet Shop Boys albümü olduğunu öğrendik. PSB’nin tek kelimeli albüm ismi geleneğini devam ettiren Super, 1 Nisan‘da yayınlanacak. Albümden yayınlanan Inner Sanctum ise “Albümde o kadar şarkı arasında ilk single olarak bunu mu seçtiniz?” dedirtecek kadar düz bir şarkı. Fakat albümden oldukça umutluyuz çünkü prodüktör koltuğunda Stuart Price oturuyor ki kendisi bir önceki albüm Electric’in de prodüktörüydü ve Electric tek kelimeyle muazzam bir albümdü. 1 Nisan’da kötü bir şakayla karşılaşmamayı umuyor ve Inner Sanctum’u şöyle bırakıyoruz:

YENİ ALBÜM: FATIMA AL QADIRI – BRUTE

Elektronik müzik aleminde son yıllarda bizi en çok heyecanlandıran isimlerden olan Fatima Al Qadiri‘den yeni bir albüm haberi geldi. 4 Mart‘ta yayınlanacak olan Brute, kapağından da az biraz anlayabileceğiniz gibi otorite, protesto, polis ve insan ilişkileri, umutsuzluk ve öfke gibi meseleleri konu edinecek. İlk single Battery‘nin albümün temasını yansıtmada başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Yavaş yavaş açılıp genişleyen şarkının insana pek de huzurlu hissettirmediği kesin. Yoğun Asya ezgilerine sahip son albüm Asiatisch’ten (Future Brown’ı saymazsak) çok Al Qadiri’nin ilk işlerini daha çok andırıyor. Albümün kalanı nasıl olacak, göreceğiz.

YENİ ALBÜM: TLSP – EVERYTHING YOU’VE COME TO EXPECT

Geçtiğimiz günlerde yeni şarkıları Bad Habits ile geri döndüklerini ilan eden The Last Shadow Puppets, bazılarımızı azıcık hayal kırıklığına uğratmıştı. Alex Turner ve Miles Kane‘ in artık büyüdüklerini ve koca adam olduklarını biz halen kabullenme aşamasındayız ama yeni albümleri çoktan yola çıktı.

James Ford prodüktörlüğündeki albüm, yukarıda da görebileceğiniz gibi dünyanın en garip albüm kapaklarından birine sahip. Turner ve Kane, her türlü bizi şaşırtmayı başarıyor. Albümdeki diğer şarkıları tahmin etmek de çok güç o yüzden. Aşağıda tracklistini de bulabileceğiniz albüm, 1 Nisan‘ da piyasada olacak.

‘Aviation’
‘Miracle Aligner’
‘Dracula Teeth’
‘Everything You’ve Come To Expect’
‘The Element Of Surprise’
‘Bad Habits’
‘Sweet Dreams, TN’
‘Used To Be My Girl’
‘She Does The Woods’
‘Pattern’
‘The Dream Synopsis’

YENİ ALBÜM: PJ HARVEY – THE HOPE SIX DEMOLITION PROJECT

PJ Harvey, geçtiğimiz aralık ayında sinyallerini verdiği yeni albümünün adını ve çıkış tarihini sonunda bizimle paylaştı. The Hope Six Demolition Project adındaki albüm, 15 Nisan‘da piyasada olacak.

2011 yılında yayınladığı Let England Shake albümü ile İngiltere ile beraber dünyanın geri kalanını da sallamayı başaran PJ Harvey, yeni albümünü 2011-2014 yılları arasında yaptığı Kosova, Afganistan ve Washington DC ziyaretleri sırasında yazmış. Dünyanın farklı diyarlarında yaptığı ziyaretler, bizi oldukça meraklandırdı. Özellikle Afganistan ziyaretinden çıkan şarkıları dinlemek için sabırsızlanıyor, 15 Nisan için geri sayıma başlıyoruz.

Tracklist şöyle:

‘The Community of Hope’
‘The Ministry of Defence’
‘A Line in the Sand’
‘Chain of Keys’
‘River Anacostia’
‘Near the Memorials to Vietnam and Lincoln’
‘The Orange Monkey’
‘Medicinals’
‘The Ministry of Social Affairs’
‘The Wheel’
‘Dollar, Dollar’

 

YENİ ALBÜM: PRIMAL SCREAM – CHAOSMOSIS

Primal Scream yeni albümlerini duyurdu. Son albümleri More Light’ı 2013’te yayınlayan grup, 11. albümleri Chaosmosis‘i 18 Mart’ta yayınlamaya hazırlanıyor. Albümün tracklist’i aşağıda, ilk single içinse beklemedeyiz.

01 “Trippin’ On Your Love”
02 “(Feeling Like A) Demon Again”
03 “I Can Change”
04 “100% Or Nothing”
05 “Private Wars”
06 “Where The Light Gets In”
07 “When The Blackout Meets The Fallout”
08 “Carnival Of Fools”
09 “Golden Rope”
10 “Autumn In Paradise”

İNCELEME: HURTS – SURRENDER

Adam Anderson ve Theo Hutchcraft, bundan tam 6 yıl önce Wonderful Life’ı görücüye çıkarttıklarında arkalarına asla bakmayacakları yolculuk başlamak üzereydi. Hurts’ün ‘’duygusal pop müzik’’ olarak tanımlayacağı şarkıları adayla sınırlı kalmayacak ve yavaş yavaş herkesi etkisi altına almaya başlayacaktı.

Happiness (2010)’la gri başlayan serüvenimiz Exile (2013)’ın açtığı simsiyah sayfayla yeni bir boyut kazandı. Derken ikilimiz yine şaşırtmaktan geri kalmadı ve tekrara şiddetle karşı çıkarak Surrender (2015)’la raflardaki yerini geçtiğimiz ay aldı. Üçüncü albümlerinin böyle olabileceğine büyük ihtimalle onlar da ihtimal vermezdi ama Manchester’da karanlık bir odada kaydedilen ilk ikisinin aksine, bu kez her şeyi akışına bıraktılar. İlham onları İsviçre’nin keskin soğuğunda da buldu, Los Angeles’ın hareketli sıcağında da. Geriye kalan, tıpkı albümün de dediği gibi sadece teslim olmayı öğrenmekti.
Albümü açan parça aynı zamanda ona adını veren intro. Oldukça çarpıcı bir koroyla süslenen şarkının ardından itaatkârlığı kabullenmekten başka şansımız kalmıyor. Some Kind of Heaven albümden bizle buluşan ilk tekliydi; Hurts için fazla pop hissi vermesine rağmen dinledikçe kendine çekenlerden oldu.

Onu takiben Why daha da şaşırtmaya geliyor desek yanılmayız. Daft Punk parmağı değmiş gibi hissettirse de aslında altında yatan klasik Hurts formülü: hareketli müzik üstüne kederli sözler.

Nothing Will Be Bigger than Us ise ‘’catchy’’nin gerçek anlamı. Tekli olarak çıkarsa büyük ihtimalle kimsenin dilinden düşmez fakat biz bize kalsak daha iyi gibi. Ardından gelen Rolling Stone o özlediğimiz edebi grubu geri getirerek bize kapkaranlık bir hikâye anlatıyor. İkilinin bizzat şahit olduğu bir cinayet sonucu doğan parça oldukça kaliteli de bir altyapıya sahip.

Albümün ikinci yarısına yaklaşırken klibini izlemeye doyamadığımız Lights başlıyor. Theo’nun ‘’grup için en pozitif çalışma’’ derken hiç de haksız olmadığını kanıtladıktan sonra sıra yine bambaşka bir Hurts’e ışık tutan Slow’a geliyor. Farklı şeyler deneyip başarılı oldukları yegâne şarkılardan. Onu takip eden Kaleidoscope ve en zayıf halka olarak gördüğüm Wings de çizgilerinden farklı bir yerde duran fakat kendini sevdirenlerden. Sona yaklaşırken bizi karşılayan Wish ise sözleriyle o kadar gerçekçi duruyor ki, gerçek deneyimlere dayanıp dayanmadığını merak ediyoruz.

Adam’ın piyanoda, Theo’nun vokalde kalplerimize dokunduğu pişmanlık dolu bir aşk şarkısı. Normal versiyonun kapanışını Perfect Timing ile yapıyoruz. ‘’Yanlış zamanda doğru yerde olmak’’ temalı çok naif bir parça.

Deluxe versiyondaysa bizi en az albümdekiler kadar güzel iki şarkı daha bekliyor. Exile’ın kasvetini omuzlarında taşıyan Weight of the World tema farkı sebebiyle esas albüme girmemiş olsa gerek. Hem sözleri hem melodisiyle oldukça dinlenilesi. Düzenleme aşamasında sözleri kaybolan ve her şeyi sil baştan yapılan Policewoman ise sizi sirenlerin ortasında bırakıyor. Kötü biten ama çok güzel söylenen bu parçanın sonu outro niteliğinde bir bölümle bize veda ediyor.

Surrender, ikilinin şimdiye kadarki kesinlikle en iyimser albümü ama bu demek değil ki sevdiğimiz Hurts değişti. Grup bir eliyle apaçık gökyüzüne uzanmış olsa da bir eli hâlâ karanlık tarafa sıkı sıkıya bağlı. Benliklerini kaybetmiyorlar ama yenilikten de korkmuyorlar. Çünkü Theo’nun da dediği gibi: ‘’Risk yoksa pop müzik nedir ki?’’

 

YENİ ALBÜM: ANIMAL COLLECTIVE- PAINTING WITH

Müzik piyasasındaki durgunluktan ve sonrasında gelen Adele istilasından o kadar sıkılmıştık ki yardımımıza Animal Collective koştu. Baltimorelu grup, onuncu stüdyo albümleri Painting With‘ i 19 Şubat‘ ta yayınlayacaklarını resmi olarak duyurmuş bulunmakta. Üstelik kıpır kıpır yeni şarkıları FloriDada, soğuk havalar tam etkisini gösterirken ruhumuza yazı getiriyor.

Los Angeles’ ta kaydedilen albüm, John Cale ve Colin Stetson ortaklıkları içeriyormuş. Bir diğer güzel haber de albümün üç farklı kapakla piyasada olacak olması. Deluxe versiyonda iki adet yeni şarkı olacağının da şimdiden haberini verelim bu arada. Yeni yılı merakla beklemeye başlayabilirsiniz.

Albüm tracklisti:

01 FloriDada
02 Hocus Pocus
03 Vertical
04 Lying in the Grass
05 The Burglars
06 Natural Selection
07 Bagels In Kiev
08 On Delay
09 Spilling Guts
10 Summing The Wretch
11 Golden Gal
12 Recycling

İNCELEME: GRIMES – ART ANGELS

Beklenti, insan paradigmasının en kritik özelliklerinden birisidir. Çünkü beklemediğiniz anda yaşadıklarınızın etkisi yaşamayı beklediklerinizden duyduğunuz hazzı her daim aşacaktır. Hedeflerimiz, ideallerimiz hatta günlük rutinimizin bizi memnun edip etmediği bile tamamen beklentilerimiz ölçüsünde değerlendirilir. Bu sebepten ötüdür ki çok fazla şeye ulaşabildiğimiz ve karşılaşabileceğimiz her şeye açık olmamızın beklendiği günümüzde, insanın beklentilerinin karşılanması oldukça zor bir olay haline geldi. Ki, açık olmak gerekirse memnun olmamak da beğenmeye göre hayli kolay bir eylem. Fıtratından gelen tüm bu zorluklara rağmen bir şey eğer beklenildiği kapasiteye bir oranda cevap verebiliyorsa burada başarı söz konusudur.

Böylesine derin bir konudan senenin en değişik albümüne geçmek de ilginç olacak açıkçası. Durum şöyle, Grimes 31 Ocak 2012’de Visions’ı yayınladığı günden itibaren hepimizi öyle bir beklenti içerisine soktu ki açıkçası kulağımıza başka bir nota daha girmesine gerek yok, nasıl olsa Grimes’ın bir sonraki eseri bu yüzyıl için müziği kapatacak moduna girmiştik. Tabi bunda yerli – yabancı basının, bekleyişimizin neredeyse 4 yıl sürmesi ve arada Grimes’ın tamamen kaydettiği albümü “çok depresif” olduğu gerekçesiyle silip en baştan başlaması gibi etkenler de var. Ancak, yayınladığı iki güzel single’ın (“Go” ve “Realiti”) ardından elimizde 14 adet Grimes şarkısı olmasından inanılmaz büyük bir mutluluk duyuyorum. Şüphesiz ki, Visions’la birlikte kendisi de elde ettiği ün ve takdirin karşısında bir afallamıştır ama Kanadalı sanatçının yükselen beklentileri karşılamak konusunda başarısız olduğunu söylemek imkansız olur.

Albümü incelemeye başlayacağımız şu noktadan önce gerekli birkaç bilgi aktaralım. Öncelikle, her ne kadar kendisine popüler kültürde önemli bir yer edinmiş olsa da Grimes da müziği de değişik. İkinci olarak, “Art Angels“ın önceki tüm yaptıklarına karşılık bu albümde ilk defa tamamen “Garage Band” formatından ayrılıp gerçek enstrümanlar eşliğinde çağa uygun pop müzik yapma kıstası ile hazırlanmış bir albüm olduğunu akıldan çıkarmamak lazım. Bu nedenle daha önce Grimes dinlemiş herkesin başına gelen “Ama bu hiç Oblivion gibi değil!?” sorunsalını en azından albümü bir iki tur döndürdükten sonraya bırakmak en iyisi. Son olarak, Grimes kendisinden belki bu albümde pop müziğin gelecek 25 yılını belirlemesi beklense de karakterindeki ve müziğindeki absürtlük sebebiyle pop müzik denilen şeye tam benzemeyen şarkılar yapacağı kesin bir müzisyen kardeşimiz. O yüzden ilk iki maddemizi hatırlıyor ve benimsiyoruz.

Orucumuzu kısa ama epik mi epik “laughing and not being normal” ile açıyoruz. Gerilim müziği ritimlerinin ardından opera vokalleri ve piyano giriyor ama kendisine yakışır şekilde ünlü olmanın getirdikleri ve götürdükleri temalı mısralarımız Pokemon referansıyla bitiyor. Girizgahımızı takip eden “California”da Grimes, Pitchfork ve türevlerine neşeli bir nefret mektubu okuyor adeta. Açıkçası, Visions değerlendirmesine yüksek not vermesine rağmen Pitchfork Grimes’ın özellikle kadın indie müzik hayranlarına hitap ettiğini ve kazanmaya hazır olmadığını belirtmişti. Umarım bu şarkıyla birlikte ağızlarının paylarını alırlar. Bu şarkıyı takriben gelen “SCREAM” ile artık Grimes dünyasına kocaman bir hoş geldin diyoruz. Kendi tabiriyle albümdeki en karanlık şarkı ancak Mandarin bilmediğimiz için bunu sözlerden anlamamız zor. Neyse ki Tayvanlı rapçi Aristophanes’in sözleri arasında Grimes, şarkının adının hakkını vererek, bağırıyor ve bizi biraz olsun korkutuyor. Bu şarkı ayrıca Grimes’ın adeta prodüktörlük şarkısı olması açısından da önem taşımakta.

Sırada ise albümün çıkışından birkaç gün önce tanış olma şansına eriştiğimiz “Flesh Without Blood” var. Şarkının yayınlanmasının ardından Twitter’dan bu şarkının bir ayrılık şarkısı olmadığını ve artık aşk üzerine yazmadığını bizlere bildirmişti Grimes. Şarkı ise kendisinin çok takdir ettiği yakın bir arkadaşının kendisini hayal kırıklığına uğratması şeklinde tabir ediliyor. Ancak şarkının ritmi zaten eski albümlerin gitarla çalınmış versiyonu gibi olduğundan “Acaba bu şarkıda Grimes bize ne demeye çalışıyor?” diye düşünmeye vaktimiz olmadan salınıp dans ediyoruz. “Belly of the Beat” ise bence albümün ruhunu çok iyi yansıtan şahane bir şarkı. Müzik yoluyla acıdan, depresyondan kaçışın elektronik bir bando ritmi üzerine dizaynı gibi olan şarkı üç buçuk dakikada ulaştırması gereken her şeyi ulaştırıyor. Bir önceki şarkı albümü ne kadar isabetli özetliyorsa sıradaki “Kill v Maim” de Grimes’ın bir tablosunu çiziyor adeta. John Locke ve Laws of Nature kuramı soslu, protagonistini The Godfather Part 2’de Al Pacino’nun oynadığı Michael Corleone karakterinden ilhamla alıp ancak onu cinsiyet değiştirip uzayda seyahat eden bir vampir olarak tasarlayan (Burası gerçekten sallama değil, tamamen Grimes’ın kendi beyanatı.) ve resmen stadyumlarda bağıra çağıra söylenesi bir şarkı. Grimes’ın da albümdeki favori şarkısı olduğunu belirttiği “Kill v Maim”, soğuk ve tembel kış günlerinde hareket kazandırmasını istediğimiz playlistlerdeki yerini hazır etmiş gibi duruyor. Devamında gelen “Artangels” biraz Michaels Jackson – Black or White gitarını andıran şekilde başlayıp Grimes’ın çok sevdiği Montreal şehrine bir ağıt niteliğinde.

Easily” ise kendisinin de açıkçası benim de albümde en az beğendiğim şarkı. Bollywood esintileri eşliğinde başarısına kanca atmak isteyen insanlara el hareketi misali bir üç dakika olarak özetleyebileceğimiz şarkı fikirde oldukça güzel ancak uygulamada müthiş başarılı olamıyor maalesef. Bir sonraki şarkı “Pin” ise yine kötü sonlanmış bir arkadaşlık adına. Bu şarkıda da Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası’ndaki serseri karakter Puck ile eski arkadaşı arasında bir benzerlik kurmuş Grimes. Hızlandırılmış ve elektronik bir Taylor Swift şarkısı gibi hissettiren bir şarkı olmuş, beğenip beğenmemek tabi ki bize kalmış. “Realiti” ise fazla depresif olduğu için hiç edilen o meşhur albüme ait bir şarkı. Zaten, “Art Angels”ın plak versiyonunda bu şarkı bulunmuyor. Grimes ise bu durumu şarkının önceki evresine ait olduğu ve albüme tamamen hayranlarına teşekkür amaçlı koyduğu şeklinde açıklıyor. Depresif, peri vokalli elektronik müziğin üstadından en iyi yaptığı tarzda kötü eser beklemek saçmayken, bu şarkıyı beğenmemiş olmam imkansız olsa gerek. Ancak, gerçekten albümün aurasına ve temasına uyuşmazlığını kabul etmek de gerekiyor. Grimes’ın ikinci albümü “Halfaxa”da bulunan şarkının ikinci kısmı olan “World Princess Part II” ise biraz kargaşa içinde kalmış ve beş şarkıya yetecek materyali şarkıda boğulmuş. Sırada ise albümün enfeslerinden Janelle Monae destekli “Venus Fly” var. Beyoncé’nin manifestosu “Run the World” biraz korkak ama dehşet yetenekli iki genç kadın tarafından yazılmış da bu şarkı hayata gelmiş hissiyatı uyandırdı bende. Grimes’dan beklenmeyecek kadar gaz ve marşımsı bir eser olmuş, çok da güzel olmuş.

Life in the Vivid Dream” de “Flesh Without Blood” ile aynı videoda bulunan ve Grimes’ın elinden ne kadar ballad çıkabilirse o kadar ballad bir şarkı. Doğal ve toplumsal krizlerin son bulması dileğini yüreklerimizde hissettiriyor. Albümün kapanışını “Butterfly” ile yapıyoruz. Verdiği bir röportajda Grimes, bu şarkının Amazon’da ağaçlar kesilirken çevrede uçan bir kelebek hakkında olduğu bilgisini aktarmıştı bizlere. Yeni tarzıyla Grimes’ı bizlere çok güzel bir şekilde sunan şarkıda aynı zamanda “I will never be your dream girl.” diyerek müzik tarzı ve kullanılan enstrümanlar biraz değişse de o hafif garip ve korkunç yetenekli Claire Boucher’ın hep burada olduğunu giderayak hatırlatıyor.

Sadede gelecek olursak, önce az sayıda olan negatiflikleri bir içimizden atalım. Bu albümden eğer “Artangels”-“World Princess Part II” kısmı atılsaydı büyük ihtimalle aşılması çok zor bir başyapıt ile karşılaşacaktık. Bu “Realiti” ve “Pin” ile biraz artan seviyedeki 5 şarkılık sekme bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken eserin geri kalanına maalesef biraz gölge düşürmüş. Ama geri kalanı sadece harikulade, şahane, mükemmel olmakla kalmıyor; sadece Grimes’ın ellerinden çıkabilecek eserler olduğunu bizlere sürekli anımsatıyor. Özellikle ikisi de iki dakikanın altında olan epikler “laughing and not being normal” ve “Life in the Vivid Dream” kulakta bıraktığı eşsiz şok, “Venus Fly” ve “Kill v Maim”deki alternatif pop marşı havası ve direk Grimes adlı perinin elinden oluşmuş o belirttiğim aralık dışındaki tüm şarkılar gerek albümün gerek de Grimes’ın üzerinde oluşmuş beklentileri karşılamayı başarıyor. Ha, müziğin tanımını değiştirecek 14 şarkı mı? Hayır değil. Ancak, Grimes bir sonraki albümünü çıkarana kadar bu eşi benzeri olmayan deneyimi yaşamanın tek yolu da “Art Angels” dinlemek olacak.

YENİ ŞARKI: GRIMES- SCREAM FT. ARISTOPHANES

Daha yeni şarkı ve albüm haberini verdiğimiz Grimes, bizi mutlu etmeye devam ediyor. Yeni yayınladığı Scream adlı şarkıda tatlı kızımız Claire’ e, Tayvanlı rapçi Aristophanes eşlik ediyor. Ancak önceden belirtmekte fayda var: Şarkı adından da anlaşılacağı üzere gerçekten çığlık içermekte. Sonradan uyarmadı demeyin.

Kendi tarzından ödün vermeden her defasında güzel işler ortaya çıkaran ve fazlasıyla tatmin eden Grimes, yeni albümü Art Angels‘ ı 6 Kasım‘ da piyasaya sürecek. Bu konuda sabırsısız.

Albümün tracklisti ise şu şekilde:

01 “Laughing And Not Being Normal”
02 “California”
03 “SCREAM” (Feat. Aristophanes)
04 “Flesh Without Blood”
05 “Belly Of The Beat”
06 “Kill V. Maim”
07 “Artangels”
08 “Easily”
09 “Pin”
10 “REALiTi”
11 “World Princess Part II”
12 “Venus Fly” (Feat. Janelle Monáe)
13 “Life In The Vivid Dream”
14 “Butterfly”

En taze videosunu da koymadan geçmeyelim.

 

YENİ ALBÜM: SCHOOL OF SEVEN BELLS – SVIIB

School of Seven Bells, yeni bir albüm yayınlamaya hazırlanıyor. 2013 yılının sonlarında ikilinin bir yarısı Benjamin Curtis, daha 35 yaşındayken kanser sebebiyle hayatını kaybetmiş ve bizi epey bir sarsmıştı. Grubu tek başına yürüten Alejandra Deheza‘nın söylediğine göre albümün yapımına 2012 yılında başlanmış ve Benjamin Curtis’in kayıtlarının tamamı kendisi ölmeden önce tamamlanmış. Şubat ayında çıkacak olan SVIIB isimli albüm için yayınlanan kısacık teaser’ı izleyerek, daha doğrusu dinleyerek, meraklanmaya başlayabilirsiniz: