yeni albüm

İNCELEME: GAYE SU AKYOL- İSTİKRARLI HAYAL HAKİKATTİR

Hemen itiraf ediyorum, Gaye Su Akyol‘un şu ana kadar öyle çok da büyük bir hayranı olduğum söylenemez. Ama işte, ilk albümünden 4 sene sonra üçüncü uzunçaları İstikrarlı Hayal Hakikattir hakkında yazıyorum ve söyleyeceğim şeyler hiç olmadığı kadar olumlu.

(daha&helliip;)

YENİ ŞARKI: METRIC – NOW OR NEVER NOW

21 Eylül’de yayınlanması beklenen yeni Metric albümü Art of Doubt‘a yaklaştıkça heyecanımız artıyor. Sonunda Now Or Never Now’un da stüdyo kaydına kavuştuk. Paramore’un son albümü After Laughter’da parmağı olan Justin Meldal-Johnsen’in uzmanlık alanı synthler eşliğinde çok güzel bir albüme de kavuşacağımıza inanıyoruz.

İNCELEME: CHVRCHES- LOVE IS DEAD

Her dinlediğim albümün ardından hakkında yazmadan önce karışık duygular hissediyorum. Aklıma getirdiği düşünceler, onlarla paralel bir şekilde gün yüzüne çıkan anılar hepsi bir şekilde sıralanmayı başarıyor. Maalesef aynısını Chvrches’ın yeni uzunçaları Love is Dead için söyleyemeyeceğim. (daha&helliip;)

İNCELEME: BEACH HOUSE – 7

Yedi albüm ve 13 senelik bir kariyer… Baltimore’dan dream pop ikilisi Victoria Legrand ve Alex Scally’den oluşan Beach House‘un bunca zamandır yayımlanan albümlerindeki yedi farkı bulabilir misiniz? Grup, genellikle aynı tınıları yeni şekillerde yayımlayıp dream pop’ta kendilerine ait bir krallık kurdukları için eleştiriliyorlar. Ancak grubun her yayımlanan albümünün dört bir gözle beklenmesinin ve türünde bir önceden yayımlananı tahtından indirmesinin elbette bir sebebi var.

(daha&helliip;)

YENİ ALBÜM: COMPUTER MAGIC – DANZ

Müzik yapmayı kendi kendine öğrenen Danielle “Danz” Johnson 2010 yılında başladığı müzik üretimini bu sene yeni bir albümle taçlandırdı. Müzik yayınlarken kendi ismi yerine Computer Magic ismini kullanan Danielle albüm ismi olarak ise bir nevi lakabı olan Danz‘ı seçmiş. Synth pop ile bilim kurgunun iç içe geçtiği bir noktada duran albüm duyguların sentetik halleriyle kulaklara yansıyor. Albümün açılış şarkısı Amnesia‘yı videosuyla beraber şöyle bırakırken beğenenler için de albümün spotify linkini aşağıya bırakıyoruz.

Albümü buradan dinleyebilirsiniz;

#TBT: THE VOIDZ

Size bir iyi, bir de kötü bir haberimiz var: Çok yakın zamanda yeniden Julian Casablancas‘ın yeni şarkılarını duyuyor olacağız. Ancak The Voidz ile. Grup, ilk albümleri Tyranny ile bizi hayal kırıklığına uğratmıştı bundan birkaç sene önce. The Strokes‘ u askıya alıp böyle bir projeyle döndüğü için Julian’a ayrı bir kızmıştık. Şimdi grup yeni bir albüm ile dönüyor. Albümden tadımlık yayımlanan single’lar Pointlessness, QYURRYUS ve Leave it in My Dreams‘i bir ümitle dinledik ve ilk albümün devamı kıvamındaki şarkılar olduklarını fark ettik. Aradaki gitar sololar bile şarkıları kurtarmaya yetmiyor maalesef. Yeni albüm yayımlanana kadar The Voidz’a bizi şaşırtmaları için güveniyoruz ve bu güzel perşembe gününde 2015 One Love Festival‘deki performanslarını hatırlayalım diyoruz. Eğer siz de Julian’ın koluna dokunabilmiş o nadir insanlardansanız zaten hiç unutmamışsınızdır.

2018’DE YOLUNU GÖZLEDİKLERİMİZ

Bir yıla daha bol müzik ve yeni albüm umutlarıyla girmiş bulunmaktayız. Bir tarafta bu sene albüm çıkarmasına neredeyse kesin gözüyle bakılan Vampire Weekend, Arctic Monkeys, A Perfect Circle, My Bloody Valentine, Danny Brown ve Ah! Kosmos gibi isimler var; öbür tarafta ise “ha çıktı ha çıkacak” derken albümleri ertelenmekten bir hal olan ya da yıllardır güzel haberlerini beklemekten helak olduğumuz isimler var. Aşağıdaki liste işte tam da bu isimlerden oluşuyor. İlla ki atladıklarımız olmuştur; yorumlarda, mentionlarda buluşalım.

Soruyoruz: Nerede bu müzisyenler?

Sky Ferreira: Böyle bir liste yapma fikri, “Sky Ferreira nerelerde?” diye kendi aramızda konuşurken aklımıza gelmişti. Night Time, My Time yayınlanalı şaka maka neredeyse dört buçuk yıl olmuş. Ferreira’nın ikinci albümü Masochism’i herkes gibi biz de birkaç yıldır nefesimizi tuttuk bekliyoruz ama albüm bir türlü çıkmıyor. Ferreira en son kasım ayında albüm için umutlandıran bir tweet atmıştı, Bir de Fader’a verdiği röportajda Şubat-Mart gibi görsel bir EP yayınlayacağını söylemişti. 2018 sonlanmadan kendisinden yeni bir şeyler duymayı ümit ediyoruz.

Chromatics: “Çıkmak bilmeyen albüm” dendi mi Sky Ferreira ile birlikte akla gelen bir diğer isim de Chromatics. Grup ta 2014’ün sonunda yeni albümleri Dear Tommy’yi duyurmuştu, geçtiğimiz yıllar içinde albümden birkaç single da yayınlanmıştı. Fakat sonra öğrendik ki grubun esas adamı Johnny Jewel, 2015’in sonunda ölümden dönmüş (artık uyuşturucudan mıdır, bilmiyoruz) ardından da albümün bütün kopyalarını imha etmiş. Önceki albümleri Kill for Love’ın on farklı versiyonunu yapan, şarkıları devamlı değiştirip duran ve albümün çıkışını iki sene erteleten biri için pek şaşırtıcı değil tabii. Dear Tommy’nin akıbeti hala belirsiz ama çıktığında bizi hiçbir şekilde hayal kırıklığına uğratmayacağından eminiz.

La Roux: Kendi adını taşıyan ilk albümünü 2009’da, ikinci albümü Trouble in Paradise’ı isa 2014’te yayınlayan La Roux, elini hiç de çabuk tutmayanlardan. Kendisi şu sıralar ne yapıyor, ne ediyor hiçbir fikrimiz yok ve bu seneyi de boş geçirirse şaşırmayacağız, ama özledik valla.

Mutya Keisha Siobhan: Sugababes’in orijinal üçlüsü 2011’de bir araya gelmiş, 2012’de müthiş ilk single’ları Flatline’ı yayınlamışlardı. Kendilerinden uzun bir süredir haber alamıyoruz fakat ilk albümlerinde Blood Orange, William Orbit, Richard X, MNEK gibi isimlerle çalıştıklarını biliyoruz. Albümün ihtimali bile heyecanlandırıyor bizi, umarız ki gün yüzü görür.

Jai Paul: Son yılların belki de en gizemli müzisyeni Jai Paul, BTSTU ve Jasmine single’ları ile ortalığı yakıp yıkmıştı. 2013’te ilk albümünün demosu sızdığında “Bu benim albümüm değil, lütfen satın almayın” dese de albüm yılın en çok konuşulan işlerinden biri olmuş ve pek çok yıl sonu listesinde de kendine yer bulmuştu. Bu yıl içinde kendisinden yeni (ve resmi) bir şeyler duyar mıyız, göreceğiz.

Missy Elliott: Kendisinden yeni bir albüm beklemeyi uzun zaman önce bırakmıştık fakat önce WTF ve Pep Rally, sonra da I’m Better derken kendisi merakımızı hep yukarıda tutmayı başardı. Resmi bir açıklama ve tracklist görmeden inanmayacağız.

Boards of Canada: İkili 2013’te Tomorrow’s Harvest ile yıllar süren sessizliğini bozmuştu. Bu sene yeni bir şeyler yayınlasalar bile öncesinde çok seslerinin çıkacağını sanmıyoruz. Özledik!

FKA Twigs: Bu sene albüm çıkaracağı söylenen isimlerden biri FKA Twigs. Kendisinden herhangi bir açıklama yok şimdilik, ama biz de umutluyuz. Bekleyip göreceğiz.

Ladytron: Son albümleri Gravity the Seducer 2011’de yayınlanmış ve doğrusu pek de ses getirmemişti. Ekip geçtiğimiz günlerde şöyle bir tweet attı, bu sene güzel haberlerini bekliyoruz.

Cassie: RockaByeBaby isimli muazzam mixtape’inin üzerinden beş yıl geçti. Tam da “Cassie yıllardır nerelerde yahu?” derken 2017’nin sonuna doğru iki single yayınladı. Klibi daha dün çıkan Kaytranada destekli Don’t Play It Safe, güzel şeylerin habercisi olmalı.

Jungle: Geçtiğimiz Ekim ayında Harvest Fest’te ülkemize de uğrayan Jungle, ikinci albümlerini güya geçtiğimiz sene yayınlayacaktı. Bir sürpriz olmazsa albümün bu sene yayınlanması bekleniyor. Umarız olmaz.

Trust (TR/ST): O buz gibi soğuk ve karanlık synthpop harikası Joyland’in üzerinden dört sene geçmiş. Geçen sene yayınlanan iki single, bu yıl gelecek bir albümün habercisidir umuyoruz ki.

Robyn: Ah Robyn, seni çok seviyoruz ama sesini bu kadar az duymak bizi üzüyor. Do It Again ve Love Is Free’yi saymazsak son solo albümü Body Talk’un üzerinden neredeyse yedi buçuk yıl geçmiş. Bir iki şarkıya bile razıyız.

Annie: İskandinav popunun bir diğer çok sevdiğimiz ismi Annie’nin de pek sesi soluğu çıkmıyor. Son albümünün üzerinden sekiz, son EP’si Endless Vacation’ın (ki bunu da o kadar sessiz sedasız çıkardı ki) üzerinden de iki yıldan uzun zaman geçti. Yeni bir albüm istesek şımarıklık yapmış olmayız bizce.

John Talabot: Dinledikçe ormanlar içinde koşturup kaybolasımızın geldiği ilk albümü FIN, 2012’nin başlarında yayınlanmıştı. Bu rengarenk albümle elektronik müzik aleminde son yılların en iyi çıkışlarından birini yapan John Talabot’tan yepyeni bir güzellik beklemek hakkımız.

Lily Allen: Kısa süre önce ingiliz rapçi Giggs destekli Trigger Bang’i yayınlayan Lily Allen’dan yıl içinde hip-hop etkileşimli bir albüm gelmesi çok da şaşırtıcı olmaz. Doğrusu çok da umudumuz yok, Sheezus’ı da birkaç şarkı hariç hiç mi hiç beğenmemiştik ama özledik de kendisini.

Gesaffelstein: Sahi bir Gesaffelstein vardı, ne oldu bu adama yahu?

Janelle Monaé: Kendisini çok seviyoruz, oyunculuğuna ve duruşuna da hayranız ama müzik cephesinden haberlerini de özledik. Son albümü The Electric Lady çıkalı dört yıldan uzun zaman olmuş. Kötü bir işe asla elini sürmeyeceğinden eminiz fakat sabırsızlanıyoruz.

MNDR: Amanda Warner’ın muazzam elektro-pop albümü Feed Me Diamonds çıkalı beş yıldan fazla olmuş. Kendisinin adını (feat. MNDR) olarak duymaya alıştık bu aralar, ama yeni bir albüm istesek çok şey istemiş olmayız bizce.

Azealia Banks: Daha dün Instagram’da yeni mixtape’inin Mart ayında yayınlanacağını duyursa da sağı solu hiç mi hiç belli olmadığı için kendimizi umutlandırmıyoruz.

Dum Dum Girls: Uzun zamandır haber alamadığımız bir isim daha. Son albümleri Too True, 2014’te yayınlanmıştı. Bu seneyi boş geçmezler umarız.

Nas: 2012 yazında yayınlanan son albümü Life is Good, en iyi işlerinden biriydi. Kimilerine göre yaşayan en efsanevi rapçi olan Nas’tan yeni bir şeyler duymaya kimse hayır demez.

Kelis: Nas demişken, Kelis de uzun süredir sessiz. Dave Sitek prodüktörlüğünde, Ninja Tune etiketiyle yayınladığı son albümü FOOD’un üzerinden dört sene geçti. Son zamanlarda aşçılığa merak saldığını bildiğimiz Kelis’in artık alternatife de göz kırptığını düşünürsek, kendisinden şöyle Kaytranadalı, Cashmere Catli, Mura Masalı bir albüm duymak müthiş olmaz mıydı?

Bonus:

DİNLEYİN: DIZZEE RASCAL – RASKIT

Dizzee Rascal‘ın ilk albümüyle birkaç yıl önce hip-hop’a iyiden iyiye sarıp “Amerika tamam da, acaba okyanusun bize yakın tarafında neler oluyor” diye merak ettiğimde tanışmıştım. (The Streets ile tanışmam da tam olarak bu zamanlara tekabül ediyor.) Şimdilerde en sevdiğim albümler arasında saydığım Boy In Da Corner‘ı bir an bile sıkılmadan kaç kere baştan sona dinledim, hatırlamıyorum bile. Dizzee Rascal‘a Mercury Prize kazandıran ve bütün 2000’lerin en iyi albümleri listesinde en tepelerde göreceğiniz Boy In Da Corner, İngiltere’nin müzik dünyasına en güzide hediyelerinden grime’ın başyapıtı olmasının yanı sıra hala aşılamamış bir klasik.

Dizzee Rascal ilk albümü çıktığında daha 20 yaşında bile değildi ve o zamandan beri dört albüm daha yaptı. İlk albümünü hiçbir zaman aşamadı tabi, ki aşmasını beklemek de ayıp olurdu zaten. Grime köklerinden kopmayıp aynı zamanda pop’a ve house’a da göz kırptığı ve tam tamına dört teklisinin İngiltere’de bir numara olduğu 4. albümünden sonra (Albümde Calvin Harris bile var desek?) 2013’te The Fifth ile geri döndü ki keşke dönmeseydi. Feci başarısız bir “Amerika’da çıkış yapma denemesi” olan bu albümle (Albümde Robbie Williams, Jessie J, will.i.am falan var desek?) Dizzee ne istediğini başarabildi, ne de kritiklerden vasatı bile aşamayan yorumlar alabildi.

Aradan geçen dört yılda aslında ta en başından kendisinin etkilediği Skepta ve Wiley gibi isimler Dizzee Rascal‘dan daha popüler hale geldi. Şimdiyse Dizzee, “bir açılın bakayım, geri döndüm” dediği yeni albümü Raskit‘le özlemimizi gidermeye geliyor. Daha dün çıkan albümde ilk göze çarpan şey hiç konuk sanatçı olmaması. Raskit için bir “köklere dönüş” albümü diyebiliriz fakat Dizzee’nin klasik albümlerinden farklı olarak albümdeki çoğu şarkı Amerikan prodüktörlerin elinde ve daha modern, fütüristik bir sound hakim. Bu formül çoğu zaman işe yaramış, albümde inanılmaz başarılı ve Amerikanvari “dance-rap” işlerinin yanı sıra buram buram İngiltere kokan klasik grime ve garage şarkıları da var, dengeyi iyi korumuş Dizzee. Benim şimdilik favorilerim The Other Side, Ghost ve Slow Your Roll oldu. Dizzee’nin enerjisi yerli yerinde. Bir saatlik albümü baştan sona dinlemek biraz yorucu olabiliyor ve en yakın muadili Konnichiwa kadar iyi değil kesinlikle, fakat Dizzee Rascal‘ın The Fifth rezaletinden sonra böyle bir geri dönüş yapması inanılmaz mutlu etti beni. Hafta sonunuzun soundtrack’i Raskit olsun.

FMK: DRAKE – MORE LIFE

2016’da Views ile hem hayranlarını hem de popüler müzik dinleyicilerini kutuplaştıran Drake, buna rağmen belki de bir sanatçının geçirebileceği en iyi yıllardan birini geçirdi. Zaten artık herhalde kimse Drake‘in hit şarkı ve Twitter caps’i potansiyelini inkar edemez. Bir süredir çıktı çıkacak denilen, eli kulağındaki “playlist” More Life, nihayet 18 Mart günü tüm malum ortamlara düştü. İlk bakışta 22 şarkılık upuzun bir maratonun beni beklediğini düşünsem de üç tam turun sonunda More Life’ın Kanadalı sanatçının belki de en ileriyi düşünen ve müzik dünyasındaki konumunun farkındaki albümü olduğunu karar verdim. Tabii ki de kusursuz bir proje değil ama benim kişisel beklentilerimin çok üstünde çıktı More Life. Ayrıca belki de Drake‘in de diskografisinin en tepelerine doğrudan yerleşecek bir albüm olduğunu da unutmamak lazım. Dinleyiciler ve eleştirmenlerden gelen ilk geri dönüşler de genellikle çok olumlu gözükmekte. O zaman lafı çok fazla uzatmadan albümdeki iyisiyle, ilginciyle, kötüsüyle, eğlencelisiyle şarkılara bir göz atalım.

FUCK

No Long Talk: Giggs’in albümde ilk gözüktüğü şarkı ve If You’re Reading This It’s Too Late’te olsa sırıtmayacak sertlik ve güzellikte. Ayrıca belki de bu senenin “If Young Metro don’t trust you, I’m gon shoot you”su olma potansiyelli “Murda on the beat so it’s not nice” adlib’i de bu şarkıya inanılmaz güzel oturmuş.

Get It Together: Albüm çıkalı sayılı gün olmasına rağmen şu ana kadar en çok dikkat çeken iki şarkıdan biri Jorja Smith feat’li ve Black Coffee beat’li Get It Together. Drake tarzı romantizmin Views’da karşımıza çıkan Karayipler havasıyla birlikteliğinden çıkabilecek en iyi sonuç bu olmuş. Dinlemesi çok keyifli, sallanarak dans etmesi de.

Nothings into Somethings: Acı çektirten seviyede tutulan bir BPM, rölanti ama melodik hook, atmosferik beat. Üç dakikayı geçmemiş olması da bir o kadar güzel.

Skepta Interlude: Drake her sene başka bir ülkenin veya kültürün fahri vatandaşı olmaya devam ediyor. Geçtiğimiz yıllarda da Londra’da ne kadar takıldığını, Skepta ve JME’nin önderlik ettiği BBK tayfasıyla iyice sıkı fıkı olmasından anlamıştık. Playlistindeki bu şarkıda mikrofonu tamamen grime’ın lider isimlerinden Skepta’ya bırakıyor, Skepta da bu müthiş ortayı jeneriklik bir golle tamamlıyor.

Do Not Disturb: Drake’in muadili herkesten daha iyi yaptığı bir şey varsa o da albümlerin son şarkıları. Klasik şarkı şablonlarını bir kenara bırakıp sadece en iyi yaptığı şeye odaklanmış bir Drake var sahnede. İçindeki ufak 7 AM in Germany göndermesi de yıllardır süre gelen saatli ve mekanlı Drake şarkıları kategorisine selam çakıyor. Dinleyelim, dinletelim efendim.

MARRY

Passionfruit: Albümün en iyisi. Drake’in dahil olduğu en iyi şarkılardan biri. Başındaki DJ Moodyman sample’ından, nakaratın ağızlara inanılmaz kolay pelesenk oluşuna her şeyiyle kusursuza yakın bir şarkı.

Sacrifices: More Life’ın gizli kahramanlarından biri de Young Thug. Bu “nerelerden geldik be” şarkısının da parlayan yıldızı o. Autotune’suz sesi, dinlerken beni önce afallattı ama sonra birkaç kez kendimi direkt şarkının Young Thug’lı bölümüne alırken buldum. 2 Chainz de zaten dahil olduğu şarkıların yüzünü kara çıkartmaz. Bu şarkı da olmuş diyebiliriz.

Portland: 2017 yılının başlarındayız ancak şu ana kadar rap müziğin yıldızı kim derseniz cevap galiba flüt olacak. Önce Kodak Black’in sürükleyici Tunnel Vision’ı, sonra Future’ın baş döndüren Mask Off’u ve şimdi de Portland. Offset ve Takeoff’a ayıp olmasın ama Migos’un gerçek yıldızı Quavo ve Travis Scott’lı bu şarkı, ekranı çatlamış 5S sözüyle zaten sosyal medyanın gözdesi oldu bile.

KMT: Drake bu şarkıyı Avrupa turnesinde dinleyicilere ilk dinlettiğinde küçük çaplı bir olay olmuştu. 19 yaşında ve hapiste olan internet rap fenomeni XXXTENTACION’un Soundcloud’da 40 milyon dinlenmesi olan Look at Me’sindeki vokal düzeni ile Drake’in bu şarkıdaki vokalleri oldukça benzeşmekte. Ama o şarkıyı da seven biri olarak Giggs destekli bu şarkıyı ben yine de çok beğendim. Şarkının genel hattını oluşturan Sonic sample’ı da cabası.

Gyalchester: Yine If You’re Reading This It’s Too Late havası taşıyan ve Drake standartlarına göre bayağı sert bir şarkı. Ama öyle abana abana rap yapanların aksine Drake bu sert ritimleri çok catchy sözlerle özene bezene yapıyor. Sonuç bu şarkı gibi fevkalade oluyor.

KILL

Glow: Uzun süredir merakla beklenen Drake – Kanye işbirliği bu olmamalıydı. Şarkı kesinlikle kötü değil, ama formunun zirvesinde ve yaşayan en iyi rapper’lardan ikisinin ellerinden çıkan Glow, açıkçası beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.

Fake Love: Glow için söylediğim şeyi tekrarlıyorum. Fake Love kesinlikle kötü değil. Ama More Life öncesinde yayınlanan şarkılar arasındaki en vasat olan oydu ve Drake albüme onu koyarak biraz üzdü. Keşke Fake Love’ın yerine 21 Savage destekli Sneakin’ olsaydı da şarkıyı üstteki iki kategoriden birine koyabilseydim ama ne yapalım. 22 şarkının hepsinden üst seviye randıman beklemek biraz şımarıklık sanki.

Since Way Back: PartyNextDoor, seni bir türlü sevemiyorum. Belki prodüktör kimliğin başarılı, Drake’in en yakınındaki müzisyenlerden birisin ama dahil olduğun neredeyse her şeyi daha kötü hala getirmeyi başarıyorsun. Şahsi fikrim Since Way Back’in albümdeki tek dinlenilmez şarkı olduğu yönünde.

YENİ ALBÜM: GORILLAZ – HUMANZ

Gorillaz‘ın yeni albümünü herkes gibi bizler de bekleye bekleye bir hal olmuştuk. Albümün adı ve çıkış tarihi az önce belli oldu! Humanz isimli albüm, 28 Nisan‘da yayınlanacak. Yani bir ay daha dişimizi sıkmamız gerekecek. Gorillaz, duyurunun şerefine Instagram hesabını da bir güzel süslemiş vaziyette. Albümün heyecandan öldüren ve uzadıkça uzayan konuk listesindeyse Grace Jones, Kelela, Vince Staples, Jenny Beth, De La Soul, Pusha T, Danny Brown, Mavis Staples, Popcaan, Carly Simon, Anthony Hamilton gibi isimler var. Birkaç saat içinde BBC Radio 1’da yeni 2 şarkının prömiyerinin yapılması bekleniyor.

Sonunda!

YENİ ALBÜM: DEPECHE MODE – SPIRIT

Depeche Mode bugün Milan’da gerçekleştirdiği basın toplantısında beklediğimiz üzere “4 yılda bir yeni albüm” geleneğini bozmayarak yeni albümünü duyurdu. Spirit isimli albüm, bahar aylarında yayınlanacak ve ardından grup Mayıs ayında uzun bir Avrupa turnesine çıkacak. Kötü haber: İstanbul yok. İptal olan 2 konserden sonra grubun gönlümüzü almasını bekliyorduk ama… Şu grubu artık canlı canlı izleyebilmek için Haziran’da Avrupa’nın yolunu tutacağız gibi gözüküyor.

Albümün ilk teklisinin Ocak ayında yayınlanacağını düşünmekteyiz. O zamana kadar Delta Machine ile gönül avutmaya devam.

FRANK OCEAN’IN ALBÜMÜ ÇIKINCA İLK SİZİN HABERİNİZ OLSUN

Ta geçtiğimiz yazdan beri “pek yakında çıkacağı” söylenen Frank Ocean‘ın yeni albümü için bu ay başında dedikodular iyice artmış, albümün 5 Ağustos’ta kesin olarak çıkacağı bilgisi gelmişti. 5 Ağustos’un üzerinden 1 hafta geçti ve bizler de pek çok insan gibi artık saat başı Frank Ocean haberlerini takip etmekten yorulduk. Neyse ki Shahzeb Khan isimli bir Frank Ocean hayranı imdadımıza yetişti. Khan’ın geliştirdiği yazılım, yeni albümün çıktığı anda telefonunuza bir mesaj gönderecek. Eğer telefon numaranızı paylaşmak istemezseniz e-mail almayı da tercih edebilirsiniz. Khan, kişisel bilgilerinizin hiçbir şekilde paylaşılmayacağının garantisini de veriyor. Sitenin şimdiden 6 binden fazla abonesi var ve sayı devamlı artıyor. Bu şahane fikir sayesinde albümü bekleme sürecinin acısı bir nebze de olsa azalır diye umuyoruz. Teşekkürler Khan.

Site hemen burada.

Bu vesileyle ‘dan gelen yeni Lost cover’ını da aşağı bırakmış olalım.

YENİ ŞARKI: M83 – DO IT, TRY IT

M83’nin yeni albüm Junk‘ın haberi  gün içinde dört bir yanı sararken, albümde neler olacağını da merak ediyorduk. An itibariyle albümün cover’ı, şarkı listesi ve bir de sakin bırakmayan Do It, Try It şarkısı yayınlandı.

Cover’ı hemen yukarıda, şarkı listesini de hemen aşağıda görebilirsiniz:

01 “Do It, Try It”
02 “Go!
03 “Walkway Blues
04 “Bibi The Dog
05 “Moon Crystal
06 “For The Kids
07 “Solitude
08 “The Wizard
09 “Laser Gun
10 “Road Blaster”
11 “Tension”
12 “Atlantique Sud”
13 “Time Wind”
14 “Ludivine”
15 “Sunday Night 1987″

Ciddi bir değişiklik sezilmeyecek gibi değil. 8 Nisan’da yayınlanacak konuğu bol (Beck, Mai Lan, Susanne Sundfør) albümün tamamı için gün sayıyoruz.

İŞ ÜSTÜNDE: GEVENDE

Merak ediyoruz. Kim, neyi, nerede, nasıl yapmış; kişiler, şeyler, yerler ve yollar birbirine nasıl ulaşmış; bakmadığımız sırada neler olmuş; baksak belki de neler olacakmış bilmek istiyoruz.

Bu sebepten bu kez Gevende’yi, hem de Salon konseri öncesi provalarında ziyaret ettik. Harikalarını nerede yarattıklarına baktık, yeni haberlerine kulak kabarttık. Ekip büyümüş, yeni sesler bizi bekliyormuş ve Cumartesi harika olacakmış. İnanmıyorsanız videomuza* göz atın. Afiyetle:

Unutmadan, bu haftasonu takvimlerin 20 Şubat‘a işaret ettiği akşam (daha pratik insanlar olsaydık “Cumartesi akşamı” da diyebilirdik) Salon’da olacağız. Sizi de bekleriz.

 

* Video için alkışlar ve teşekkürler Batuhan Ege Örs‘e gidiyor.

YENİ ŞARKI: KANYE WEST – 30 HOURS

Albümün ismi, varlığı, Yeezy Season 3 derken gün, sonunda The Life Of Pablo‘nun yayınlandığı vakte geldi. Albümün 12 Şubat’ta yayınlanacağını tweet’leri ile duyuran Kanye West, Souncloud hesabından 30 Hours‘u yayınladı.

Şimdilik her şey tamam görünüyor ve 30 Hours ilk seferde 10/10 tadında. Albümün tamamına kavuşacağımız günler de kapıda:

2 yeni şarkının eklendiği tracklist’i de şöyle bırakalım:

YENİ ALBÜM: PARQUET COURTS- HUMAN PERFORMANCE

2012′ de Light Up Gold albümleri ile hepimizi kucaklayan, punk müziğe yeni bir soluk getiren Parquet Courts‘ tan yeni albüm haberi geldi. Human Performance adındaki albüm, 8 Nisan‘ da piyasada olacak. O zamana kadar ise, aşağıda bulabileceğiniz yeni single/video Dust ile ısınabilirsiniz. Toz bir hayalet tarafından rahatsız edilen bir çalışanı izlediğimiz video, biraz garip itiraf etmek gerekirse. Ancak şarkı, güzel bir albümü müjdeleyip keyiflerimizi yerine getiriyor. Nisan ayını dört gözle beklemek için yeni bir sebebimiz daha var.

Human Performance:

01 Dust
02 Human Performance
03 Outside
04 I Was Just Here
05 Paraphrased
06 Captive Of The Sun
07 Steady On My Mind
08 One Man, No City
09 Berlin Got Blurry
10 Keep It Even
11 Two Dead Cops
12 Pathos Prairie
13 It’s Gonna Happen

YENİ ALBÜM: TIM HECKER- LOVE STREAMS

Ambient müziğin en sevdiğimiz isimlerinden Tim Hecker, yeni albümünü müjdeledi. Love Streams adındaki albüm, ambient müziğin kutsal toprakları Reykjavik, İzlanda’ da kaydedilmiş. 8 Nisan‘ dan itibaren de piyasada olacak.

Tim Hecker, 2013’ te Virgins adında enfes bir albüm yayınlamış, tanıtım kapsamında bu topraklara da uğrayıp bizi pek bir sevindirmişti. Şimdi de yeni albümü ile bir kere daha umutlanıp, yollarını gözleyebiliriz bizce.

Tracklisti de şöyle bırakalım:

Love Streams:

01 Obsidian Counterpoint
02 Music of the Air
03 Bijie Dream
04 Live Leak Instrumental
05 Violet Monumental I
06 Violet Monumental II
07 Up Red Bull Creek
08 Castrati Stack
09 Voice Crack
10 Collapse Sonata
11 Black Phase

YENİ ALBÜM: PET SHOP BOYS – SUPER

Geçtiğimiz hafta “What Is Super?” adıyla pek çok web sitesi ve sosyal medya hesabı açılmış, birtakım şehirlerde Super yazılı posterler ve billboardlar ortaya çıkmıştı. Sonunda Super‘ın yeni bir Pet Shop Boys albümü olduğunu öğrendik. PSB’nin tek kelimeli albüm ismi geleneğini devam ettiren Super, 1 Nisan‘da yayınlanacak. Albümden yayınlanan Inner Sanctum ise “Albümde o kadar şarkı arasında ilk single olarak bunu mu seçtiniz?” dedirtecek kadar düz bir şarkı. Fakat albümden oldukça umutluyuz çünkü prodüktör koltuğunda Stuart Price oturuyor ki kendisi bir önceki albüm Electric’in de prodüktörüydü ve Electric tek kelimeyle muazzam bir albümdü. 1 Nisan’da kötü bir şakayla karşılaşmamayı umuyor ve Inner Sanctum’u şöyle bırakıyoruz:

YENİ ALBÜM: FATIMA AL QADIRI – BRUTE

Elektronik müzik aleminde son yıllarda bizi en çok heyecanlandıran isimlerden olan Fatima Al Qadiri‘den yeni bir albüm haberi geldi. 4 Mart‘ta yayınlanacak olan Brute, kapağından da az biraz anlayabileceğiniz gibi otorite, protesto, polis ve insan ilişkileri, umutsuzluk ve öfke gibi meseleleri konu edinecek. İlk single Battery‘nin albümün temasını yansıtmada başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Yavaş yavaş açılıp genişleyen şarkının insana pek de huzurlu hissettirmediği kesin. Yoğun Asya ezgilerine sahip son albüm Asiatisch’ten (Future Brown’ı saymazsak) çok Al Qadiri’nin ilk işlerini daha çok andırıyor. Albümün kalanı nasıl olacak, göreceğiz.