yeni albüm

YENİ ALBÜM: PJ HARVEY – THE HOPE SIX DEMOLITION PROJECT

PJ Harvey, geçtiğimiz aralık ayında sinyallerini verdiği yeni albümünün adını ve çıkış tarihini sonunda bizimle paylaştı. The Hope Six Demolition Project adındaki albüm, 15 Nisan‘da piyasada olacak.

2011 yılında yayınladığı Let England Shake albümü ile İngiltere ile beraber dünyanın geri kalanını da sallamayı başaran PJ Harvey, yeni albümünü 2011-2014 yılları arasında yaptığı Kosova, Afganistan ve Washington DC ziyaretleri sırasında yazmış. Dünyanın farklı diyarlarında yaptığı ziyaretler, bizi oldukça meraklandırdı. Özellikle Afganistan ziyaretinden çıkan şarkıları dinlemek için sabırsızlanıyor, 15 Nisan için geri sayıma başlıyoruz.

Tracklist şöyle:

‘The Community of Hope’
‘The Ministry of Defence’
‘A Line in the Sand’
‘Chain of Keys’
‘River Anacostia’
‘Near the Memorials to Vietnam and Lincoln’
‘The Orange Monkey’
‘Medicinals’
‘The Ministry of Social Affairs’
‘The Wheel’
‘Dollar, Dollar’

 

YENİ ALBÜM: PRIMAL SCREAM – CHAOSMOSIS

Primal Scream yeni albümlerini duyurdu. Son albümleri More Light’ı 2013’te yayınlayan grup, 11. albümleri Chaosmosis‘i 18 Mart’ta yayınlamaya hazırlanıyor. Albümün tracklist’i aşağıda, ilk single içinse beklemedeyiz.

01 “Trippin’ On Your Love”
02 “(Feeling Like A) Demon Again”
03 “I Can Change”
04 “100% Or Nothing”
05 “Private Wars”
06 “Where The Light Gets In”
07 “When The Blackout Meets The Fallout”
08 “Carnival Of Fools”
09 “Golden Rope”
10 “Autumn In Paradise”

İNCELEME: HURTS – SURRENDER

Adam Anderson ve Theo Hutchcraft, bundan tam 6 yıl önce Wonderful Life’ı görücüye çıkarttıklarında arkalarına asla bakmayacakları yolculuk başlamak üzereydi. Hurts’ün ‘’duygusal pop müzik’’ olarak tanımlayacağı şarkıları adayla sınırlı kalmayacak ve yavaş yavaş herkesi etkisi altına almaya başlayacaktı.

Happiness (2010)’la gri başlayan serüvenimiz Exile (2013)’ın açtığı simsiyah sayfayla yeni bir boyut kazandı. Derken ikilimiz yine şaşırtmaktan geri kalmadı ve tekrara şiddetle karşı çıkarak Surrender (2015)’la raflardaki yerini geçtiğimiz ay aldı. Üçüncü albümlerinin böyle olabileceğine büyük ihtimalle onlar da ihtimal vermezdi ama Manchester’da karanlık bir odada kaydedilen ilk ikisinin aksine, bu kez her şeyi akışına bıraktılar. İlham onları İsviçre’nin keskin soğuğunda da buldu, Los Angeles’ın hareketli sıcağında da. Geriye kalan, tıpkı albümün de dediği gibi sadece teslim olmayı öğrenmekti.
Albümü açan parça aynı zamanda ona adını veren intro. Oldukça çarpıcı bir koroyla süslenen şarkının ardından itaatkârlığı kabullenmekten başka şansımız kalmıyor. Some Kind of Heaven albümden bizle buluşan ilk tekliydi; Hurts için fazla pop hissi vermesine rağmen dinledikçe kendine çekenlerden oldu.

Onu takiben Why daha da şaşırtmaya geliyor desek yanılmayız. Daft Punk parmağı değmiş gibi hissettirse de aslında altında yatan klasik Hurts formülü: hareketli müzik üstüne kederli sözler.

Nothing Will Be Bigger than Us ise ‘’catchy’’nin gerçek anlamı. Tekli olarak çıkarsa büyük ihtimalle kimsenin dilinden düşmez fakat biz bize kalsak daha iyi gibi. Ardından gelen Rolling Stone o özlediğimiz edebi grubu geri getirerek bize kapkaranlık bir hikâye anlatıyor. İkilinin bizzat şahit olduğu bir cinayet sonucu doğan parça oldukça kaliteli de bir altyapıya sahip.

Albümün ikinci yarısına yaklaşırken klibini izlemeye doyamadığımız Lights başlıyor. Theo’nun ‘’grup için en pozitif çalışma’’ derken hiç de haksız olmadığını kanıtladıktan sonra sıra yine bambaşka bir Hurts’e ışık tutan Slow’a geliyor. Farklı şeyler deneyip başarılı oldukları yegâne şarkılardan. Onu takip eden Kaleidoscope ve en zayıf halka olarak gördüğüm Wings de çizgilerinden farklı bir yerde duran fakat kendini sevdirenlerden. Sona yaklaşırken bizi karşılayan Wish ise sözleriyle o kadar gerçekçi duruyor ki, gerçek deneyimlere dayanıp dayanmadığını merak ediyoruz.

Adam’ın piyanoda, Theo’nun vokalde kalplerimize dokunduğu pişmanlık dolu bir aşk şarkısı. Normal versiyonun kapanışını Perfect Timing ile yapıyoruz. ‘’Yanlış zamanda doğru yerde olmak’’ temalı çok naif bir parça.

Deluxe versiyondaysa bizi en az albümdekiler kadar güzel iki şarkı daha bekliyor. Exile’ın kasvetini omuzlarında taşıyan Weight of the World tema farkı sebebiyle esas albüme girmemiş olsa gerek. Hem sözleri hem melodisiyle oldukça dinlenilesi. Düzenleme aşamasında sözleri kaybolan ve her şeyi sil baştan yapılan Policewoman ise sizi sirenlerin ortasında bırakıyor. Kötü biten ama çok güzel söylenen bu parçanın sonu outro niteliğinde bir bölümle bize veda ediyor.

Surrender, ikilinin şimdiye kadarki kesinlikle en iyimser albümü ama bu demek değil ki sevdiğimiz Hurts değişti. Grup bir eliyle apaçık gökyüzüne uzanmış olsa da bir eli hâlâ karanlık tarafa sıkı sıkıya bağlı. Benliklerini kaybetmiyorlar ama yenilikten de korkmuyorlar. Çünkü Theo’nun da dediği gibi: ‘’Risk yoksa pop müzik nedir ki?’’

 

YENİ ALBÜM: ANIMAL COLLECTIVE- PAINTING WITH

Müzik piyasasındaki durgunluktan ve sonrasında gelen Adele istilasından o kadar sıkılmıştık ki yardımımıza Animal Collective koştu. Baltimorelu grup, onuncu stüdyo albümleri Painting With‘ i 19 Şubat‘ ta yayınlayacaklarını resmi olarak duyurmuş bulunmakta. Üstelik kıpır kıpır yeni şarkıları FloriDada, soğuk havalar tam etkisini gösterirken ruhumuza yazı getiriyor.

Los Angeles’ ta kaydedilen albüm, John Cale ve Colin Stetson ortaklıkları içeriyormuş. Bir diğer güzel haber de albümün üç farklı kapakla piyasada olacak olması. Deluxe versiyonda iki adet yeni şarkı olacağının da şimdiden haberini verelim bu arada. Yeni yılı merakla beklemeye başlayabilirsiniz.

Albüm tracklisti:

01 FloriDada
02 Hocus Pocus
03 Vertical
04 Lying in the Grass
05 The Burglars
06 Natural Selection
07 Bagels In Kiev
08 On Delay
09 Spilling Guts
10 Summing The Wretch
11 Golden Gal
12 Recycling

İNCELEME: GRIMES – ART ANGELS

Beklenti, insan paradigmasının en kritik özelliklerinden birisidir. Çünkü beklemediğiniz anda yaşadıklarınızın etkisi yaşamayı beklediklerinizden duyduğunuz hazzı her daim aşacaktır. Hedeflerimiz, ideallerimiz hatta günlük rutinimizin bizi memnun edip etmediği bile tamamen beklentilerimiz ölçüsünde değerlendirilir. Bu sebepten ötüdür ki çok fazla şeye ulaşabildiğimiz ve karşılaşabileceğimiz her şeye açık olmamızın beklendiği günümüzde, insanın beklentilerinin karşılanması oldukça zor bir olay haline geldi. Ki, açık olmak gerekirse memnun olmamak da beğenmeye göre hayli kolay bir eylem. Fıtratından gelen tüm bu zorluklara rağmen bir şey eğer beklenildiği kapasiteye bir oranda cevap verebiliyorsa burada başarı söz konusudur.

Böylesine derin bir konudan senenin en değişik albümüne geçmek de ilginç olacak açıkçası. Durum şöyle, Grimes 31 Ocak 2012’de Visions’ı yayınladığı günden itibaren hepimizi öyle bir beklenti içerisine soktu ki açıkçası kulağımıza başka bir nota daha girmesine gerek yok, nasıl olsa Grimes’ın bir sonraki eseri bu yüzyıl için müziği kapatacak moduna girmiştik. Tabi bunda yerli – yabancı basının, bekleyişimizin neredeyse 4 yıl sürmesi ve arada Grimes’ın tamamen kaydettiği albümü “çok depresif” olduğu gerekçesiyle silip en baştan başlaması gibi etkenler de var. Ancak, yayınladığı iki güzel single’ın (“Go” ve “Realiti”) ardından elimizde 14 adet Grimes şarkısı olmasından inanılmaz büyük bir mutluluk duyuyorum. Şüphesiz ki, Visions’la birlikte kendisi de elde ettiği ün ve takdirin karşısında bir afallamıştır ama Kanadalı sanatçının yükselen beklentileri karşılamak konusunda başarısız olduğunu söylemek imkansız olur.

Albümü incelemeye başlayacağımız şu noktadan önce gerekli birkaç bilgi aktaralım. Öncelikle, her ne kadar kendisine popüler kültürde önemli bir yer edinmiş olsa da Grimes da müziği de değişik. İkinci olarak, “Art Angels“ın önceki tüm yaptıklarına karşılık bu albümde ilk defa tamamen “Garage Band” formatından ayrılıp gerçek enstrümanlar eşliğinde çağa uygun pop müzik yapma kıstası ile hazırlanmış bir albüm olduğunu akıldan çıkarmamak lazım. Bu nedenle daha önce Grimes dinlemiş herkesin başına gelen “Ama bu hiç Oblivion gibi değil!?” sorunsalını en azından albümü bir iki tur döndürdükten sonraya bırakmak en iyisi. Son olarak, Grimes kendisinden belki bu albümde pop müziğin gelecek 25 yılını belirlemesi beklense de karakterindeki ve müziğindeki absürtlük sebebiyle pop müzik denilen şeye tam benzemeyen şarkılar yapacağı kesin bir müzisyen kardeşimiz. O yüzden ilk iki maddemizi hatırlıyor ve benimsiyoruz.

Orucumuzu kısa ama epik mi epik “laughing and not being normal” ile açıyoruz. Gerilim müziği ritimlerinin ardından opera vokalleri ve piyano giriyor ama kendisine yakışır şekilde ünlü olmanın getirdikleri ve götürdükleri temalı mısralarımız Pokemon referansıyla bitiyor. Girizgahımızı takip eden “California”da Grimes, Pitchfork ve türevlerine neşeli bir nefret mektubu okuyor adeta. Açıkçası, Visions değerlendirmesine yüksek not vermesine rağmen Pitchfork Grimes’ın özellikle kadın indie müzik hayranlarına hitap ettiğini ve kazanmaya hazır olmadığını belirtmişti. Umarım bu şarkıyla birlikte ağızlarının paylarını alırlar. Bu şarkıyı takriben gelen “SCREAM” ile artık Grimes dünyasına kocaman bir hoş geldin diyoruz. Kendi tabiriyle albümdeki en karanlık şarkı ancak Mandarin bilmediğimiz için bunu sözlerden anlamamız zor. Neyse ki Tayvanlı rapçi Aristophanes’in sözleri arasında Grimes, şarkının adının hakkını vererek, bağırıyor ve bizi biraz olsun korkutuyor. Bu şarkı ayrıca Grimes’ın adeta prodüktörlük şarkısı olması açısından da önem taşımakta.

Sırada ise albümün çıkışından birkaç gün önce tanış olma şansına eriştiğimiz “Flesh Without Blood” var. Şarkının yayınlanmasının ardından Twitter’dan bu şarkının bir ayrılık şarkısı olmadığını ve artık aşk üzerine yazmadığını bizlere bildirmişti Grimes. Şarkı ise kendisinin çok takdir ettiği yakın bir arkadaşının kendisini hayal kırıklığına uğratması şeklinde tabir ediliyor. Ancak şarkının ritmi zaten eski albümlerin gitarla çalınmış versiyonu gibi olduğundan “Acaba bu şarkıda Grimes bize ne demeye çalışıyor?” diye düşünmeye vaktimiz olmadan salınıp dans ediyoruz. “Belly of the Beat” ise bence albümün ruhunu çok iyi yansıtan şahane bir şarkı. Müzik yoluyla acıdan, depresyondan kaçışın elektronik bir bando ritmi üzerine dizaynı gibi olan şarkı üç buçuk dakikada ulaştırması gereken her şeyi ulaştırıyor. Bir önceki şarkı albümü ne kadar isabetli özetliyorsa sıradaki “Kill v Maim” de Grimes’ın bir tablosunu çiziyor adeta. John Locke ve Laws of Nature kuramı soslu, protagonistini The Godfather Part 2’de Al Pacino’nun oynadığı Michael Corleone karakterinden ilhamla alıp ancak onu cinsiyet değiştirip uzayda seyahat eden bir vampir olarak tasarlayan (Burası gerçekten sallama değil, tamamen Grimes’ın kendi beyanatı.) ve resmen stadyumlarda bağıra çağıra söylenesi bir şarkı. Grimes’ın da albümdeki favori şarkısı olduğunu belirttiği “Kill v Maim”, soğuk ve tembel kış günlerinde hareket kazandırmasını istediğimiz playlistlerdeki yerini hazır etmiş gibi duruyor. Devamında gelen “Artangels” biraz Michaels Jackson – Black or White gitarını andıran şekilde başlayıp Grimes’ın çok sevdiği Montreal şehrine bir ağıt niteliğinde.

Easily” ise kendisinin de açıkçası benim de albümde en az beğendiğim şarkı. Bollywood esintileri eşliğinde başarısına kanca atmak isteyen insanlara el hareketi misali bir üç dakika olarak özetleyebileceğimiz şarkı fikirde oldukça güzel ancak uygulamada müthiş başarılı olamıyor maalesef. Bir sonraki şarkı “Pin” ise yine kötü sonlanmış bir arkadaşlık adına. Bu şarkıda da Shakespeare’in Bir Yaz Gecesi Rüyası’ndaki serseri karakter Puck ile eski arkadaşı arasında bir benzerlik kurmuş Grimes. Hızlandırılmış ve elektronik bir Taylor Swift şarkısı gibi hissettiren bir şarkı olmuş, beğenip beğenmemek tabi ki bize kalmış. “Realiti” ise fazla depresif olduğu için hiç edilen o meşhur albüme ait bir şarkı. Zaten, “Art Angels”ın plak versiyonunda bu şarkı bulunmuyor. Grimes ise bu durumu şarkının önceki evresine ait olduğu ve albüme tamamen hayranlarına teşekkür amaçlı koyduğu şeklinde açıklıyor. Depresif, peri vokalli elektronik müziğin üstadından en iyi yaptığı tarzda kötü eser beklemek saçmayken, bu şarkıyı beğenmemiş olmam imkansız olsa gerek. Ancak, gerçekten albümün aurasına ve temasına uyuşmazlığını kabul etmek de gerekiyor. Grimes’ın ikinci albümü “Halfaxa”da bulunan şarkının ikinci kısmı olan “World Princess Part II” ise biraz kargaşa içinde kalmış ve beş şarkıya yetecek materyali şarkıda boğulmuş. Sırada ise albümün enfeslerinden Janelle Monae destekli “Venus Fly” var. Beyoncé’nin manifestosu “Run the World” biraz korkak ama dehşet yetenekli iki genç kadın tarafından yazılmış da bu şarkı hayata gelmiş hissiyatı uyandırdı bende. Grimes’dan beklenmeyecek kadar gaz ve marşımsı bir eser olmuş, çok da güzel olmuş.

Life in the Vivid Dream” de “Flesh Without Blood” ile aynı videoda bulunan ve Grimes’ın elinden ne kadar ballad çıkabilirse o kadar ballad bir şarkı. Doğal ve toplumsal krizlerin son bulması dileğini yüreklerimizde hissettiriyor. Albümün kapanışını “Butterfly” ile yapıyoruz. Verdiği bir röportajda Grimes, bu şarkının Amazon’da ağaçlar kesilirken çevrede uçan bir kelebek hakkında olduğu bilgisini aktarmıştı bizlere. Yeni tarzıyla Grimes’ı bizlere çok güzel bir şekilde sunan şarkıda aynı zamanda “I will never be your dream girl.” diyerek müzik tarzı ve kullanılan enstrümanlar biraz değişse de o hafif garip ve korkunç yetenekli Claire Boucher’ın hep burada olduğunu giderayak hatırlatıyor.

Sadede gelecek olursak, önce az sayıda olan negatiflikleri bir içimizden atalım. Bu albümden eğer “Artangels”-“World Princess Part II” kısmı atılsaydı büyük ihtimalle aşılması çok zor bir başyapıt ile karşılaşacaktık. Bu “Realiti” ve “Pin” ile biraz artan seviyedeki 5 şarkılık sekme bir bütün olarak değerlendirilmesi gereken eserin geri kalanına maalesef biraz gölge düşürmüş. Ama geri kalanı sadece harikulade, şahane, mükemmel olmakla kalmıyor; sadece Grimes’ın ellerinden çıkabilecek eserler olduğunu bizlere sürekli anımsatıyor. Özellikle ikisi de iki dakikanın altında olan epikler “laughing and not being normal” ve “Life in the Vivid Dream” kulakta bıraktığı eşsiz şok, “Venus Fly” ve “Kill v Maim”deki alternatif pop marşı havası ve direk Grimes adlı perinin elinden oluşmuş o belirttiğim aralık dışındaki tüm şarkılar gerek albümün gerek de Grimes’ın üzerinde oluşmuş beklentileri karşılamayı başarıyor. Ha, müziğin tanımını değiştirecek 14 şarkı mı? Hayır değil. Ancak, Grimes bir sonraki albümünü çıkarana kadar bu eşi benzeri olmayan deneyimi yaşamanın tek yolu da “Art Angels” dinlemek olacak.

YENİ ŞARKI: GRIMES- SCREAM FT. ARISTOPHANES

Daha yeni şarkı ve albüm haberini verdiğimiz Grimes, bizi mutlu etmeye devam ediyor. Yeni yayınladığı Scream adlı şarkıda tatlı kızımız Claire’ e, Tayvanlı rapçi Aristophanes eşlik ediyor. Ancak önceden belirtmekte fayda var: Şarkı adından da anlaşılacağı üzere gerçekten çığlık içermekte. Sonradan uyarmadı demeyin.

Kendi tarzından ödün vermeden her defasında güzel işler ortaya çıkaran ve fazlasıyla tatmin eden Grimes, yeni albümü Art Angels‘ ı 6 Kasım‘ da piyasaya sürecek. Bu konuda sabırsısız.

Albümün tracklisti ise şu şekilde:

01 “Laughing And Not Being Normal”
02 “California”
03 “SCREAM” (Feat. Aristophanes)
04 “Flesh Without Blood”
05 “Belly Of The Beat”
06 “Kill V. Maim”
07 “Artangels”
08 “Easily”
09 “Pin”
10 “REALiTi”
11 “World Princess Part II”
12 “Venus Fly” (Feat. Janelle Monáe)
13 “Life In The Vivid Dream”
14 “Butterfly”

En taze videosunu da koymadan geçmeyelim.

 

YENİ ALBÜM: SCHOOL OF SEVEN BELLS – SVIIB

School of Seven Bells, yeni bir albüm yayınlamaya hazırlanıyor. 2013 yılının sonlarında ikilinin bir yarısı Benjamin Curtis, daha 35 yaşındayken kanser sebebiyle hayatını kaybetmiş ve bizi epey bir sarsmıştı. Grubu tek başına yürüten Alejandra Deheza‘nın söylediğine göre albümün yapımına 2012 yılında başlanmış ve Benjamin Curtis’in kayıtlarının tamamı kendisi ölmeden önce tamamlanmış. Şubat ayında çıkacak olan SVIIB isimli albüm için yayınlanan kısacık teaser’ı izleyerek, daha doğrusu dinleyerek, meraklanmaya başlayabilirsiniz:

YENİ ALBÜM: DAVID BOWIE – BLACKSTAR

2 sene önce 10 senelik sessizliğini The Next Day ile bozan David Bowie, yeni bir albüm yayınlamaya hazırlanıyormuş. Times’ ın haberine göre New York’ ta kaydedilen albüm yedi şarkıdan oluşuyor. Bowie, yeni albümünde Alman gruplar Can ve Kraftwerk‘ ten bol bol etkilenmiş. Albümde bol miktarda jazz esintileri olduğu da gelen duyumlar arasında.

Efsaneleşmiş müzisyenlerin yeni çalışmaları ile dinleyicileri hayal kırıklığına uğratması sık karşılaşılan bir durum. Ancak David Bowie’ ye güvenimiz tam. 8 Ocak‘ı merakla beklemeye başladık bile.

 

 

(OFF THE RECORD): VOL. LX

1. Adele sıradaki albümü 25‘ın ilk şarkısını ve klibini yayınladı. Bir an duracak sandık amaa çok şanslıyız ki dünya hala dönüyor.

2. Bu hafta Nowness‘da Florence Welch‘in evine denk geldik ve artık Florence Welch’i bir sıfat olarak kullanmayı düşünüyoruz. Öyle ki evi başka türlü anlatmanın yolu yok. Tüm zamanların en Florence Welch evi ve orada yaşamadığınız her gün kendinizden nefret edeceksiniz:

3. Mini web serilerini izlemeyi her şeyden çok seviyoruz. Bu hafta “Shugs and Fats” isimli bir seriyle tanıştık. Brooklyn‘deki iki Iranlı kadının maceralarını anlatan videolar kısacık, pek feminist ve envai çeşit saçmalıkla dolu.

4. Jimmy Kimmel Jay Z’nin ilk televizyon yayınını ortaya çıkarmış. 90’larda Jay Z olmak tam olarak şöyle bir şeymiş:

5. Ergenlik yıllarını Robbie Willams‘a aşık olarak geçirenler gözlerini ve bilhassa kulaklarını iyi açsın çünkü gençlik hayaliniz bu hafta bir ergenin başına geldi. Robbie Williams izleyicilerle flörtleştiği performanslarından birinde seks içerikli bir şaka için 15 yaşında bir kızı seçti. Bu hafta izlediğimiz en komik şeylerden biri.

6. Son olarak, biz de hala saatin kaç olduğunu bilmiyoruz.

YENİ ALBÜM: NATALIE PRASS – SIDE BY SIDE

Daha yeni ‘Tanışın‘a konuk ettiğimiz ve kulaklarınızı şenlendirdiğini umut ettiğimiz Natalie Prass‘ten EP haberi geldi. Kendisi ilk albümü ile 2015’in en iyi işlerinden birini ortaya koymuştu. Şimdi de bu ilk albümden iki şarkının canlı versiyonlarını ve Anita Baker, Simon&Garfunkel, Grimes coverlarını içeren bir EP hazırlamış bizlere sessiz sedasız. Side by Side adındaki bu EP, 20 Kasım‘ da bizlerle olacak. Heyecanla bekliyoruz.

Side by Side EP:

01 “My Baby Don’t Understand Me” (live)
02 “Caught Up in the Rapture” (Anita Baker cover)
03 “Christy” (live)
04 “The Sound of Silence” (Simon & Garfunkel cover)
05 “REALiTi” (Grimes cover)

Bir de kendisinin nefis bir canlı performansını şöyle bırakalım:

YENİ ŞARKI: ELLIE GOULDING – LOST AND FOUND

Ellie Goulding‘in pop çıkarması tam gaz devam ediyor. 6 Kasım’da çıkacak olan yeni albümü Delirium‘un 3. single’ı Lost and Found, bir Max Martin ortaklığı ve sevip sevmediğimize tam karar veremedik, ama sanırız pek sevmedik. İtiraf edelim; Ellie Goulding bizim gözümüzde ilgi çekiciliğini giderek yitirmeye başladı, bu albüm için heyecanlanmalı mıyız onu bile bilemiyoruz.

YENİ VİDEO: SAVAGES – THE ANSWER

Savages‘ın ikinci albümü 2016 başında geliyor; ilk videosu geldi bile!

Dün, yeni albümleri “Adore Life“ı 22 Ocak‘ta yayınlayacaklarını açıklayan Savages, albüm detaylarıyla birlikte yeni albümün ilk videosunu da yayına soktu.

Çekimleri Lizbon’da gerçekleştirilen klip için ters taraftan çekilmiş bir konser videosu diyebiliriz. Savages sahnede -aslında bir odanın ortasında- her zamanki yoğun performanslarını sergilerken kamera dinleyicilerin tecrübesine odaklanıyor. Videoyu izlerken siz de bütün gücünüzle zıplamak, ciğerlerinizi kusana kadar bağırmak isteyeceksiniz.

Adore Life‘ın detaylarına gelince albümün mixlerinin Trentemøller‘e emanet olduğunu biliyoruz. Albüm görseli ve şarkı listesi de hemen aşağıda:

image

Adore Life
1 The Answer
2 Evil
3 Sad Person
4 Adore
5 I Need Something New
6 Slowing Down The World
7 When In Love
8 Surrender
9 T.I.W.Y.G.
10 Mechanics

 

 

 

(OFF THE RECORD): VOL. LIX

1. Lena Dunham‘ın HBO için Max isimli yeni bir “feminist dizi” projesi hazırladığı haberi geldi. Kendisi hala çok yetenekli ve feminizmle popüler kültür bir arada çok tatlı ama lütfen artık biri yazar/yönetmen/müzisyen/pazarlamacılara “feminist yaklaşımla hazırlanmış içerik” ile “bir içerik olarak feminizm” arasındaki farkı anlatsın.

2. Taylor Swift, GQ’ya verdiği bir röportajda Bad Blood‘ın Katy Perry ile alakalı olmadığını açıklamış. Sevindik; Katy Perry‘i hakkında şarkı yazacak kadar önemsemesi normal değildi zaten.


3. Başrolde Drake‘in oynadığı bir filmi izlemez miydiniz? W Magazine‘e verdiği röportajda oyunculuk yıllarını yad eden Drake meğer senelerdir bir rol teklifi gelse de oyunculuğa dönsem diye bekliyormuş. Bir seneye kalmaz kendisini uçmalı kaçmalı bir Hollywood filminde görürüz.

4. Doğumuyla neredeyse eş zamanlı olarak tarihin derinliklerine gömülen Tidal‘ın varlığını unutmuş olmanız normal; Jay Z de unutmuş. Mısırlı besteci Baligh Hamdi’nin müziğinin izinsiz sample’lanması üzerine açtığı davada yaptığı işler sorulan Jay Z, sayısız meşgalesi arasında Tidal’ı saymayı unutmuş. Mahkeme salonunda yaşanan diyalog tam olarak şöyle:

Jay Z: “I make music, I’m a rapper, I’ve got a clothing line, I run a label, a media label called Roc Nation, with a sports agency, music publishing and management. Restaurants and nightclubs … I think that about covers it.

Avukatı: “I’m not so sure. You have a music streaming service [Tidal], don’t you?”

Jay Z: “Yeah, yeah. Forgot about that.”

5. Kaan Tangöze‘nin solo albümünü dinleme girişiminde bulunduk bu hafta. Çok politik ve bir o kadar Türkçe country müziğin bünyemizde yarattığı ani şok sonrası albümün kalanını dinlemeye cesaret edemedik ama sizin ne düşündüğünüzü çok merak ediyoruz.

YENİ ALBÜM: BLOC PARTY – HYMNS

Son albüm Four‘un vasatlığını ve yeni single The Love Within‘in berbatlığını saymazsak yeni bir Bloc Party albümü için biraz heyecanlı olabiliriz, evet. Sonuçta Silent Alarm‘ı yapmış bir gruptan bahsediyoruz, umudumuzu kaybetmiyoruz. 29 Ocak’ta çıkacak olan HYMNS ile grup kendi kendini bitirmeyi başarabilecek mi göreceğiz. Albümün tracklist’i ve Youtube yorumlarına bakıp ağladığımız ilk single’ı (açıkçası dinleyip kendinize eziyet etmeseniz de olur) aşağıda.

01 The Love Within
02 Only He Can Heal Me
03 So Real
04 The Good News
05 Fortress
06 Different Drugs
07 Into the Earth
08 My True Name
09 Virtue
10 Exes
11 Living Lux
12 Eden
13 Paradiso
14 New Blood
15 Evening Song

YENİ ŞARKI: EL VY – NO TIME TO CRANK THE SUN

İsminin yabancılığı sizi korkutmasın. El Vy, The National‘ dan tanıdığımız bariton sesli pamuk adamımız Matt Berninger‘ ın Brent Knopf ( Menomena/ Ramona Falls) ortaklığındaki yeni projesi. 30 Ekim‘ de yayınlanacak olan yeni ve ilk albümleri Return to the Moon ile hayatlarımıza resmi bir giriş yapacak olan ikili, Studio Brussels için bir performans gerçekleştirmiş. No Time to Crank the Sun, Berninger’ ın kadife sesi ile piyanoyu buluşturuyor ve akıllara ister istemez National’ ın efsanevi EP’ si Cherry Tree‘ yi getiriyor.

Grup, daha önce de I’m the Man to Be ve Return to the Moon şarkılarını paylaşmıştı.

Albümün tracklistini de şuraya bırakalım:

01 Return to the Moon (Political Song for Didi Bloome to Sing, With Crescendo)
02 I’m the Man to Be
03 Paul Is Alive
04 Need A Friend
05 Silent Ivy Hotel
06 No Time to Crank the Sun
07 It’s a Game
08 Sleepin’ Light (ft. Ural Thomas)
09 Sad Case
10 Happiness, Missouri
11 Careless

 

 

STREAM: RYAN ADAMS – 1989

Ryan Adams‘ın haftalardır ucundan ucundan paylaştığı 1989, sonunda yayınlandı. Taylor Swift‘in pop harikası albümü 1989‘u baştan sona coverlayan Ryan Adams, albümü bir rock harikasına dönüştürmeyi mükemmel bir şekilde başarmış. Hatta Ryan Adams‘ın en iyi albümlerinden biri olmuş diyebiliriz. Taylor Swift‘in onayından da geçen ve Ryan Adams‘ın deyimiyle “sound olarak Bruce Springsteen’in Darkness on The Edge of Town albümüyle The Smiths’in Meat is Murder albümü arasında bir yerlerde olan” 1989‘u dinlemenizi şiddetle tavsiye etmekteyiz. Sırf Shake It Off yorumu için bile dinlenir doğrusu.

 

STREAM: KURT VILE – b’lieve i’m goin down…

25 Eylül’de yayınlacak taze Kurt Vile albümü b’lieve i’m goin down…‘u gün itibariyle dinlemeye başlayabilirsiniz. Hali hazırda iki videosu ve bir trailer’ı olan albüm hakkında az çok fikrimiz vardı. Dinledikçe sonbaharın huzuruna bir güzel dokunan albüm b’lieve i’m goin down…, hatıralara soundtrack olmuş gibi görünüyor.

Tracklist’i de şöyle bırakalım:

1 Pretty Pimpin
2 I’m an Outlaw
3 Dust Bunnies
4 That’s Life, tho (almost hate to say)
5 Wheelhouse
6 Life Like This
7 All in a Daze Work
8 Lost My Head there
9 Stand Inside
10 Bad Omens
11 Kidding Around
12 Wild Imagination

Deluxe 3 LP Edition: believe I’m goin (deep) down…

13 Believe I’m Goin down
14 Less Talk (More Walkin Away)
15 Nicotine Blues
16 Bad Omens (No Faders)
17 No Stranger to the Ball Bust
18 Sax Omens (J Turbo)