Zorlu Performans Sanatları Merkezi

RÖPORTAJ: AL’YORK & IN HOODIES & THE AWAY DAYS

Geçtiğimiz hafta yerel sahnenin ev sevdiğimiz isimlerinden Al’York, In Hoodies ve The Away Days, Lokalize serisi kapsamında sahne aldı. Üç grubu aynı etkinlik altında izleme ve öncesinde sohbet etme fırsatını kaçırmadık, ortaya harika bir beyin fırtınası çıktı. Grupların müziklerine, dinleyicilerine bakışını, gelecek projelerini ve ilk konserlerinden beri takip ettiğimiz Zorlu PSM‘nin Lokalize serisini konuştuğumuz dopdolu sohbetimiz hemen burada, keyifli okumalar:

-Söz konusu Indie müzik olunca kitlelerinizin kesişim kümesi olduğunu söyleyebiliriz. Sizce sizin kitlelerinizin ortak noktada buluşma durumu, ortak elementleri var mı? Dinleyicinizi nasıl yorumluyorsunuz? Dinleyicinin gözünden kendi grubunuzu nasıl tanımlarsınız?

Al’York – Ediz: Sadık diyebilirim ben kitlemiz için, konserlerde tanıdık yüzler görebiliyoruz. Bir konsere gelen, bir sonrakine de geliyor genelde.

Al’York – Renan: Bizi dinlemeye genelde konsere, mekana gelmekten ziyade müzik için geldiği için ve bizim de burada bulunmam sebebimiz müzik olduğu için ortak bir noktada buluşuyoruz. Hep seyirciyle aynı seviyedeyiz ve seyirci müziğimizin olmazsa olmazı, kilit nokta bu bence.

Al’York – Gizem: Ben de katılıyorum, seyircilerimiz bizi heyecanlandırıyor biz de onlara bir şeyler hissettirebiliyorsak ne mutlu bize.

Al’York – Alp: Sadık dinleyici gerçekten önemli noktalardan biri bu müzik türünde, bir grubu çok sevip dövmesini yaptıranlar bile oluyor. Biz de yaşıyoruz benzer ufak ufak şeyler, mutluluk verici.

The Away Days – Sezer: Katılım daha yüksek olabilir tabii, Türkiye seyircisi biraz daha gelişim sürecinde hala bence, sadece evde youtube’dan müzik dinleme noktasından canlı performans takip etmeye doğru. Ama şu an gördüğümüz kitle çok yüksek bilinçli, müzik sever bir kitle.

-Ama aslında sizi takip etmeyen bir kitle geliyor olsa mesela sizin konserinize, sizin için ne kadar keyif verici olacağı da tartışılabilir.

Sezer: Yani evet haklısın, yurt dışında durum bu değil ama. Dinleyici çıkan grubu bilmese de o kadar saygılı ki.

In Hoodies: Bana dinleyici, seyirci, takipçi, fan gibi kavramlar çok uzak geliyor. Söylediğin şey, çıkardığın ses ile biriyle bağ kurabiliyorsan, onları bu karmaşadan uzaklaştırabiliyor ya da bir anlarına eşlik edebiliyorsan senin hayatındalar, sen onların hayatındasın. Böyle şeyler değerli geliyor bana konsere kimin ve neden geldiğinden çok. Geri kalan herşey skor tutmakla ilgili ve çok tatsız.

Sezer: Evet, asıl amacımız bu zaten bu yüzden hepimiz bu müziği yapıyoruz.

-Dogzstar’lara dayanan geçmiş The Away Days’e ait. Sizden başlayarak 2010’ların başından bu yana neler değişti? Mesela Zorlu PSM’nin bir anda çıkışı ve Lokalize ile alternatif sahneye bir alan açması son zamanların mutlu eden çıkışlarından oldu. Bu bağlamda alternatif müzik sahnesi ve değişenleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Sezer: Şu an bizim janra için iyi zamanlar, yerli gruplar da Salon gibi Zorlu PSM gibi mekanlarda iyi slotlarda yer bulabiliyor ve seyirci çekebiliyor.

In Hoodies: Tabii bunun siyasal, sosyal ve ekonomik durumlarla beraber gelmesi çok acı. Buradaki insanlar yıllardır bu müziği yapıyor sırf bu dediğim sebeplerden ötürü dinlenmeye başladılarsa bu ne kadar değerli diye düşündürüyor. Baştaki soruna gelecek olursak Zorlu PSM’nin Lokalize ile açtığı bu alan bence çok değerli. Çünkü çok profesyonel bir ekip, her şey çok yolunda. O yüzden umarım çok uzun yıllar devam eder.

Sezer: Böyle sahnelerde çalmak gerçekten harika. Hepinize çok bakamadım ama soundcheckleriniz iyi geçmiştir diye tahmin ediyorum, bizimki mükemmeldi. Sesler, sahne, enerji güzel olduğu zaman gerçekten bunun için yaşadığını hissediyorsun.

-Karşılıklı olarak ihtiyaç duyulan şey buymuş aslında yani, keyifli bir yerde çalıyor olmak, onun için gerekli bütün ekipmanın hazır olması, seyirci içinse böyle bir şeyin Zorlu PSM bünyesinde sunuluyor olması harika gerçekten.

Ediz: Ben de çok katılıyorum, bu tip teknik yükler müzisyene kalmamalı. David Byrne’un CBGB hakkında bir kitabı var orada mekanın müzisyenlere kendi bestelerini yapmak ve çalmak konusunda ne kadar etkili olabileceği anlatılıyor. Gerçekten öyle bence, müzikte mekan çok önemli bir unsur ve Zorlu PSM’nin bu proje için uğraşması gerçekten çok değerli.

In Hoodies: Bunu fark edebilmek de çok önemli bu bilincin gelişmesinde rol oynayan bir sürü kol var müzik medyasından, menajerlere, mekanlara kadar. Her katmanın böyle bir etkileri olduğunun bilincinde olması gerekiyor, Zorlu PSM bunun farkında mesela çoğu ekonomik karşılık alma beklentisinde olan mekanın aksine. Farkında olmayan mekanlar için sanat formunda bir şeye aracılık ediyor oluyor gibi görünseler de sadece bir şeyler alıp satıyorlar, bir marketin yaptığından farklı değil yaptıkları. Burası öyle bir yer değil.

Gizem: Değişen o kadar çok şey var ki. Az önce seyirci kitlesinin biraz sabit kalmasından bahsettik, ben öyle düşünmüyorum. İyi müzik yapıldığında, mekanlar bunu desteklediğinde, hele ki bizim gibi insanlar birbirini desteklediğinde ortaya çok güzel şeyler çıkıyor ve bunun seyircisi de oluyor. Bunu ancak böyle hep birlikte değiştireceğiz, hepimiz bıkmış durumdayız. Evlerinden çıkmayan insanlar da aynı şekilde. Bunu değiştirmek için büyük adımlar atmamız gerekiyor.

Renan: Yani aslında insanlardan bağımsız olarak sürekli bir değişim içindeyiz. Bize sunulan şeyler sürekli değişiyor ve değişmek zorunda da aslında. Bugün bir şey yapsak yarın demode olacak. Yaptığınız işte ciddiyseniz ve ileriye taşıyabiliyorsanız kitlenizle birlikte. Onu yakalayamayınca yeni modalara “mış gibi” yaparak devam etmeye çalışmak zorunda kalınıyor.

-O da mainstream’e akıyor.

In Hoodies: Bir şeyi gerçekten içinden gelerek yapmıyorsan, sana o gün ne sunuluyorsa o yönde üretiyorsan sadece ekonomik çarkları hareket ettirmeye yarıyor, sadece günü devam ettirmeye ve insanları sessizleştirmeye, zaman geçirtmeye, uyuşturmaya yönelik bir şey yapıyor oluyorsun.

-Biz de 8-9 senedir devam eden bir bloguz ama hiç kar amacı gütmedik mesela, sadece sevdiğimiz şeyleri paylaşmaktan keyif alıyoruz. Bunun arkasında bambaşka hayatlarımız da var. Sizin müzik dışındaki hayatlarınız nasıl merak ediyoruz? Müzik yapmak için full-time commitment, tam adanmışlık gerekli mi sizce?

Sezer: Burada herkes aşırı idealist zaten, emin ol elimize geçen şeyler maddi anlamda çok komik. Çoğu da yine ekipmanlarımıza gidiyor. Bizimki çok profesyonel bir hobi aslında. Onun dışında herkes bir şey yapmak zorunda yoksa hayatta kalamazsın.

Ediz: Benim sabahları kalkmak için sebebim bu, bir B planım yok. Adanmışlık olarak sorduğunuz buysa evet yani bunun için devam ediyorum, ediyoruz.

Gizem: Ama doğal olarak gelişen bir adanmışlık bu, bir zorlamadan ötürü değil. Bir yerden sonra bütün hücrelerin bunu yapmak istiyor oluyor.

Renan: Uzun yıllar ve büyük çabalar gerektiren bir iş bu ayrıca, hiçbirimiz bir anda büyük sonuçlar alma niyetinde değiliz.

Sezer: Bu işin içinde olan kimsenin de çok büyük beklentiler içinde olduğunu zannetmiyorum.

In Hoodies: Buradaki kimsenin bunu ekonomik karşılığı için yapmadığı belli, onun dışında hepimizin hayatında bambaşka şeyler vardır eminim ama en büyük ortak noktamız müzik tabii ki.

Alp: İyi ki bizi böyle birleştiren bir güç var.

Sezer: Böyle bir üçgen gibi aslında mekan, müzisyen ve seyirci. Birbiri olmadan var olamıyorlar.

In Hoodies: Ben biraz daha ilkel düşünüyorum aslında. İnsanlığın ortaya çıktığı andan itibaren sanatsal ifadenin ortaya çıktığını düşünüyorum, ses çıkarmak, duvara bir şey çizmek gibi. Bu bahsettiğin her şey bir çeşit yeni dünya düzenine uyum sağlamanın bir parçası gibi geliyor, marketing, branding, promo vs… müziğin tanıtılmasından grubun fotoğraflanmasından tut, müziğin nerede, nasıl paylaşılacağına kadar. Bu şeyler hep ikincil üçüncül şeyler bence “ifade”nin arkasında. İfade, sanatsal dışa vurum hep vardı muhtemelen. Diğer köşeler onun etrafında şekillendi. İfade insanlığın son gününe kadar var olacaktır sanıyorum. Etrafındaki değişenlerse hep başka isimlerle, görev ve amaçlarla, farklı şekillerde konumlanacaklardır. Keşke o bahsettiğin üçgenin diğer köşeleri de bunu fark etse.

Sezer: Evet, bu sahne hep o bilinçlenmeyle gelişecek.

-Bizi de hep müziğe bağlayan bu aslında, o bahsettiğiniz köşelerle bir araya gelmek bir şeyler öğrenmek ve paylaşmak. Bir sonraki soruma geçecek olursam. Siz yurt dışında da tecrübeler edinmiş müzisyenlersiniz, nasıl adımlar attınız bu yönde, daha yeni müzisyenlere neler önerirsiniz?

-Oradaki kitleniz nasıl mesela?

Sezer: Burada bir konser verdiğimizde bizi bilerek geliyor insanlar, orada onu yaratmak çok zor ama gelenler eğer grubu bilmiyor olsa da tanımaya geliyor, sahneye saygılı oluyorlar, konserin sonuna kadar gerçekten kimse çıkmıyor. Burada birazcık geliştirilebilir o, mesela bir festivalde çıkıyorsun büyük bir grubun öncesinde insanlar gelmiyor ön grup için, bir bakıyorsun 10 dakika sonra mekan dolmuş. Bir kez bir Bülent Ortaçgil konserinden 10 dakika sonra çıkmıştım, akustik bir konserdi yanda insanlar gürültü yapıyordu gerçekten hiç hoş değil. Bir de bir ara ”sessizlik politikası” vardı bazı konserlerde sessiz olunması için uyarı yapılıyordu, bu da seyirciye çok büyük hakaret bence.

-Bu eğitim sistemimize kadar gidiyor kimse başında biri olmadan, bir şey söylenmeden nasıl davranması gerektiğini bilmiyor. Bir de nispeten bilinçli bir kitle bu.

In Hoodies: Sadece doğduğun yerin ve birazcık okur yazar olmanın getirisiyle daha bilinçli görünüyor olmanın etkisi bu, yoksa kimsenin birbirinden farkı yok. Senin de dediğin gibi bi 70-80 yıldır yapılmaya çalışılan gelişmeyle olacak bir şey değil ne yazık ki. Bunların dışında soruya dönecek olursak benim çok küçük solo olarak birkaç deneyimim oldu yurt dışında. Genel ilgi çok farklı tabii. Bunun dışında müziğin derinine girilerek yapılan incelemeler hep dışarıdan geldi, birkaç değerli istisna hariç yerelde ne yazık ki hep çok yüzeysel kaldı. Ama tabii birçok etken var, bu işi gerçekten severek yapanlar için bir şekilde sadece hobi olarak kalmışsın ya da meslek olarak bunu yapanlar için de maddi bir getirin, müziğinin paylaşılmasının onlar için kısa vadede ekonomik bir karşılığı yok.

-Yine de sınırların dışında da dinleniyor olmak da güzel bir duygu sanırım?

In Hoodies: Bence aslında müziğin üretildiği yerde sevilmesi daha değerli. Sezer siz mesela Can’la odanızda yapıyorsunuz bestelerinizi, değil mi? Bu şarkılar burada hissedilenlerle yapılmış. Buradaki insanlara bir şeyler ifade etmesi, bu müziğin insanlara otantik geldiği veya daha ağır ifade edecek olursam “aa bu ülkede de böyle müzik mi yapılıyormuş” denildiği yerlerde bu sebepten ötürü dinleniyor olmasından daha değerli bence. Tabii, nerede olursa olsun birinin dinliyor olması güzel ama keşke buradaki durumu düzeltebilsek.

Sezer: Artık ülkemizden o kadar güzel, dünya standartlarında işler çıkmaya başladı ki bence artık bunun da bir kitlesinin oluşması lazım, o yönde evriliyoruz diye umuyorum. Biz bir üst jenerasyon olduğumuzda çok daha iyi bir noktada olacak bence. Mesela çok basit bir örnekle anlatayım, babam beni 7 yaşından beri maça götürüyor o yüzden koyu bir Galatasaraylıyım, aynı şekilde 7 yaşından itibaren konsere götürülen bir çocuk da daha çok bu yöne yönelecek mesela.

-2015’te sokak hayvanları için düzenlenen bir festivalde sahne aldı Al’York. Bu tip etkinlikler sürekli karşılaştığımız bir şey değil. Sizin tecrübeniz nasıldı? Bu konseptte konserlerin azlığını neye bağlayabiliriz?

Al’York: Açıkçası çok güzel bir etkinlikti. Biz çok keyif aldık. Yine olsa hiç düşünmeden tekrar yaparız. İlgi ve çabanın güzel olduğu bir konserdi, bizim için. Bu konserlerin azlığını belki yapılmaması, yapıldığında yeterli tepkiyi görememesi olabilir. Belki de kimsenin buna ön ayak olmaması…

Al'york

-Her grubun şu sıralar neler yaptığını bilmek isteriz. Gelecek planlarınızdan bizimle paylaşmak istedikleriniz var mı?

Al’York: Tabi neden paylaşmayalım! Önümüzdeki günler için yayımlamayı düşündüğümüz eski bir şarkımız var. Onunla ilgili olacak olan minik sürpriz için fazlasıyla heyecanlıyız. Aralık’a doğru ise daha farklı planlarımız var.

In Hoodies: Büyük bir plan veya hedef yok, üretip paylaşmaya devam etmek temelde. Muhtemelen ilk by-pass’ıma neden olacak zorlu bir süreç sonrasında da olsa, ikinci albüm kısa zaman içinde yayınlanacak gibi. Bir de biraz daha farklı koldan gelişen bir EP var.

The Away Days: Bu aralar ikinci albümümüzün çalışmalarını hızlandırdık. Hedefimiz 2018’de yeni albümümüzü tamamlamış olmak.

*Görseller Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ne aittir.

RÖPORTAJ: OKAY TEMİZ

Bu yıl 3-12 Mayıs tarihleri arasında ilki düzenlenen Zorlu Performans Sanatları Merkezi Caz Festival dahilinde sahne alan Okay Temiz’le, 8 Mayıs’ta gerçekleşen Oriental Wind konserinin öncesinde konuşma fırsatı bulduk. Çok uzun yıllar İsveç ve Finlandiya’da yaşamış, farklı kültürlerin müziklerini bir araya getirerek özgün eserlere imza atan sanatçının kariyeri, geçmiş ve gelecek projeleri ve ilgi alanları hakkındaki dopdolu sohbetimiz için buyurun:

 

Merhabalar! Nasılsınız? Nasıl gidiyor hayatınız, nelerle ilgileniyorsunuz son zamanlarda?

İyiyim teşekkür ederim. 15 yılı aşkın süredir bir ritim atölyem var, orada vakit geçiriyorum. Çocuklarla gerçekleştiriyoruz bu atölyeleri gerçekten çok keyifli oluyor. Bazen okullara gidiyoruz, Yalova’da bu atölyeleri gerçekleştirdiğimiz üç okul var. Çocuklar için çok eğitici oluyor. Anaokullarından ortaokula kadar uzanan geniş bir yaş grubuna hitap eden çalışmalar yapıyoruz, Haziran ayı başında hep birlikte kocaman bir konser veriyoruz. Çocuklar çok da güzel çalıyor gerçekten. Genel olarak böyle geçiyor günlerim. Ara sıra da konserlerim oluyor yurt içinde ve yurt dışında.

 

En son Aurora Borealis isimli bir albüm yayınlamıştınız, Oriental Wind projeniz kapsamında. İsimden anlaşıldığı üzere yurt dışında yaşadınız zamanlar müziğinizi, hayata bakış açınızı etkilemiş. Bunun dışında neler etkiledi, şekillendirdi müziğinizi?

Gördüğüm, duyduğum, kokladığım her şeyin etkisi oluyor tabii ki. Kuzey ışıkları gerçekten çok etkileyici bir doğa olayı. İnsan doğada böyle güzellikler görünce öyle ya da böyle ilham alıyor. Toprağa olan sevgim de her yönden etkiledi hayatımı, müziğimi. Çok uzun yıllar toprakla iç içeydim çocukluğumda. Doğaya müzik yapmak bambaşka bir şey. Bu pek tapılmıyor bizim ülkemizde. Eğlence müziği yapılıyor genelde. Halbuki doğadan ilham alıp yapılan müzik artsa bilinçlenecek insanlar. Björk’ü çok takdir ediyorum bu konuda, gerçekten çok ilginç konulara dikkat çekecek şeyler üretiyor. Bunlara ek olarak annemin etkisi büyük, henüz ben karnındayken bana ud çalmış, dünyaya gelmeden bile iç içeymişim müzikle.

 

Enstrümanlara özel bir ilginiz olduğunu ve özel olarak değişik enstrümanlar bulup koleksiyonunuza eklediğinizi duydum. Böyle değişik bir hikayesi olan bir enstrümanınız var mı?

Evet koleksiyon yapmayı seviyorum, en az 200 tane müzik aletim vardır diyebilirim. Bunları ileride müzeleştirerek sergilemek gibi planlarım da var. Koleksiyonun yanı sıra kendi müzik aletlerimi de yapıyorum. Elektronik üzerine de eğitim almıştım, o yüzden elektronik müzik aletleri üretecek kadar teknik bilgiye de sahibim. Uzun süre aletlerle haşır neşir olunca satın alınan aletler tatmin etmemeye başlıyor, standart üretilen aletlerde bile kendine uygun modifikasyonlar yapmak istiyor insan. İlginç hikayeye gelecek olursak, bence hikayeyi oluşturan o enstrümanla geçirdiğin süredir. Zamanında David Bowie, huzur içinde yatsın, kendi icadım olan bir elektronik müzik aletimle turnesi sırasında kendisine katılmamı istemişti. Çok farklı türlerde müzikler yapıyoruz, aylar süren turne boyunca cazdan uzaklaşmak istemediğim için kısmet olmadı ama ne yazık ki.

 

Sizin müziğinizi dinlerken bir görüntüyle bağdaştırmak fikri hiç uzak gelmiyor bana, hiç film müziği bestelediniz mi ya da öyle bir planınız var mı gelecekte?

Eskiden TGRT’de çok kısa sürelerde çekilmiş filmler olurdu onlara müzik yapmam istenirdi bazen, güzel bir şey çıkarmak için filmin çekimi için gereken iki üç günlük süreden daha fazla zaman istediğimde sitem ederlerdi. Ama kolay değil tabii bir filme müzik yapmak, uygun müzisyenleri ve stüdyoyu bulmak gerek, zaman alan şeyler bunlar. Bunun dışında tiyatrolara müzik yaptım hem İsveç’te hem burada. Hatta oyunun müziğinin sahnede yine oyuncular tarafından yapıldığı oyunlar sahneledik. Çok benzeri olmayan zor bir oyun türü bu, çok derinlemesine müzik eğitimi olmayan oyunculara bestelerimizi öğretmemiz gerekiyor. Sonucunda çıkan oyunlar çok keyifli oluyor ama tabii.

 

Başka bir röportajınızda çocuklar için bir müzik programı yapmak istediğinize dair bir şey okudum, bir gelişme var mı bu konuda?

Bu fikrimi gerçekleştirmek üzere çalıştım ama yerel kanalların dikkatini çekemedim ne yazık ki. İsveç’te böyle bir program yapmıştım, ödül bile kazanmıştık bu programla, daha sonrasında Finlandiya’da da gösterildi fakat Türkiye’de bunu gerçekleştirmek kısmet olmadı dediğim gibi. Daha başka projelerim var çocuklarla ritim atölyelerini gerçekleştirmek üzere, onlar için de sponsor ve destek arayışım sürüyor hala.

 

Son olarak 8 Mayıs’taki konserinize nasıl hazırlanalım, neler bekliyor olacak bizi konserde?

Başka bölgelere pek yayılmayıp daha çok İstanbul ağırlıklı kalsa da, şu sıralar caz festivalleri konusunda ülkecek iyiyiz. Zorlu PSM’de böyle bir festival yapıyor bu sene, parçası olacağımız için mutluyuz. Çok sık konser vermiyorum şu sıralar ama konsere katılan dinleyicilerin geldiğine değeceğini söyleyebilirim.

 

FEATURING: MODERAT

Birkaç ay önce de haberini verdiğimiz gibi Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin dopdolu etkinlik programına dahil ettiği ve sezonun en heyecan verici performanslarından biri için geri sayımlara başladık. Biz Moderat’la bir kez daha, bu sefer Zorlu PSM çatısı altında, yüzlerce kilometre ötede kendimizi Berlin’de hissedeceğimiz bir gece geçirmek için sabırsızlanıyoruz. Hem bu ruh halinde 11 Kasım’ı bekleyen takipçilerini, hem de henüz kendileriyle tanışma şansına erişememiş potansiyel bağımlılarını bu müthiş üçlüyü bir şekilde dokundukları şarkılar aracılığıyla daha yakından tanımaya davet ediyoruz:

1) Luomo – Love You All (feat. Apparat)

Apparat, gerçek adıyla Sascha Ring, 90lı yıllardan beri elektronik müzikle ilgileniyor ve 6 tane solo albüme sahip. Luomo’yla yaptıkları bu işbirliği de tam solo albümlerinden Walls’un ve Moderat’ı asıl ününe kavuşturan kendi ismleriyle yayınlanan albümün arasına denk geliyor.

2) Siriusmo – Wow (Modeselektor Edit)

Modeselektor, yani Gernot Bronsert ve Sebastian Szary, çok üretken ve uyumlu bir ikili olduğu için sık sık farklı isimlerle çalışıp ortaya harika işler çıkartabiliyor. Siriusmo da ikilinin birlikte ürettiği hatta Siriusmodeselektor isimli bir proje adı altında beraber turneye bile çıktığı bir isim. Gelecekte de bu üçlüyü görmeye devam edeceğimize emin gibiyiz.

3) DJ Koze – Nices Wölkchen (feat. Apparat)

Modeselektor ve Apparat bu kadar büyük bir kitleye ulaşmak, böyle ciddi ilgi gören kayıtlar yapmak amacıyla bir araya gelmemişler; Berlin’in efsanevi rave sahnesinin bir araya getirdiği ve birlikte bir şeyler yaratıp eğlenmeyi seven üç genç müzisyenin bir projesi olarak ortaya çıkmış Moderat aslında en başında. Apparat’ın tek başına konuk olduğu bu şarkı da yine aynı sahneden çıkan ve zaman zaman Moderat’la da birlikte çalışan DJ Koze’ye ait.

4) Shed – Dark Planet (Modeselektor Remix)

Geçtiğimiz sene III öncesi albümle ilgili çalışmaları devam ederken Modeselektor, Shed’in çıkardığı single için bir remix yaptı ve Kasım ayında yayınlandı. Aynı zamanda Moderat’ın da sevdiği ve playlistlerine sıkça dahil ettiği bir isim olan Shed de aynı şekilde Berlin’de yetişmiş müzisyenlerden.

5) Jon Hopkins – Abandon Window (Moderat Remix)

Büyük de olsa sadece belli bir kitleye ulaşıyor olması dolayısıyla underrated kalan bir müzik sahnesi ve kültürü içinde bulunup beslenen Moderat, 2009 albümleri Moderat’ın bütün dünyada yakaladığı bilinirlikle bizce bir öncü niteliği taşıyor. Bu şarkıda da yine kendileri gibi dünyada bilinirlik yakalayabilmiş bir müzisyen olan Jon Hopkins’in Mercury Prize’a aday olan albümü Immunity’den Abandon Window için yaptıkları ve yine Moderat eli değdiğini çok rahatlıkla hissedebildiğimiz bir remix.

Bonus:

10 Aralık‘ta İstanbul’da canlı performanslarını izleme şansı bulacağımız Âme, Moderat’ın geçtiğimiz Nisan ayında yayınlanan albümü III için yapılan ilk remixlerden birine imza attı, dinlemeden geçmeyin: