zorlu psm

KASIM TAKVİMİ 2019: KASIMDA KONSER BİR BAŞKADIR!

Nispeten durgun geçen ekim ayı yerini kasıma bırakıyor. Kasım ayında Evgeny Grinko’yu ufak bir Türkiye turnesinde yakalayabilir ya da ay sonunda dört gözle beklediğimiz Mac DeMarco konseri için şimdiden biletini alabilirsiniz. Konserlerin bazılarında Avaz ekibi olarak biz de yer alacağız. Şimdiden iyi eğlenceler!

(daha&helliip;)

EYLÜL TAKVİMİ 2019: SON TATİL DE BİTTİ!

Son günlerde geceleri kalkıp pencereyi kapatma girişiminde bulananlar çoktan farkına vardı. Yaza elveda diyoruz. Şu son güneşli ve uyandığımızda aydınlık olan günlerde vakit buldukça kendinizi havuza atıp, ufak ada gezileri yapabilirsiniz. Artık o günleri geride bırakanlar da üzülmesin! Sonbaharın kasvetine geçiş yaparken bu süreci en az sancılı hâle getirebilecek olan etkinlikler ile hayatta kalmanız gayet mümkün. İstanbul’da önümüzdeki ay fazlasıyla hareketli. Aşağıdaki listemiz kendinizi kapalı alanlara atmak için muhteşem bir alıştırma olabilir. Müziğin dokunduğu eylül ayı etkinliklerini sizler için derledik.

(daha&helliip;)

LINE-UP: MIX FESTIVAL 2019

Kışın festival açlığımızı dindiren ve adına yaraşır bir şekilde farklı müzik türlerini aynı çatıda buluşturan Mix Festival, dördüncü yılında 15-16 Kasım tarihlerinde yine Zorlu PSM‘de gerçekleşecek. İlk isimleri açıklanan festival bu sene şimdiye kadarki en iyi line-up’ı ile geliyor gibi.

Kusursuz müziğin ana vatanı İsveç deyince ilk akla gelen gruplardan The Radio Dept. iki yıllık bir aradan sonra (ki kendileriyle şöyle bir röportaj yapmıştık) yeniden İstanbul’da. Alman house efsanesi Booka Shade ile bu sene LP5 isimli albümünü yayınlayan ve bu sefer solo olarak izleyeceğimiz Apparat, festivalin diğer iki ağır topu. Son yıllarda yükselen lo-fi house türünün öncülerinden Ross From Friends, medar-ı iftiharımız Islandman, günümüz festivallerinin olmazsa olmazı Fransız elektro pop grubu kontenjanından Isaac Delusion ve Photomaton şarkısıyla tanıdığımız Jabberwocky‘nin yanı sıra N’TO, Worakls, Joachim Pastor, SX ve Teleman festivalde izleyeceğimiz diğer isimlerden. Mix Festival için biletler burada.

Nils Frahm, Balthazar, Kobosil & FJAAK, Vendredi Sur Mer ve Nosaj Thing ise Zorlu PSM’nin 7. sezon programında bizim şimdilik en çok dikkatimizi çeken isimler. Programın detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

RÖPORTAJ: FRENCH 79

PSM Caz Festivali sohbetlerimize devam ediyoruz. Roderic‘in hemen ardından 3 Mayıs gecesi French 79 projesi kapsamında Studio‘da setini dinleyeceğimiz Simon Henner ile lafladık. Üstelik kendisi bizi electro-pop melodileri ile uzaklara uçurmadan önce yeni albümün müjdesini almış bulunmaktayız. Marsilya’daki müzik sahnesinden PSM Caz Festivali’nin zengin yelpazesine uzanan muhabbetimiz için buyurun:

Hey Simon, bize vakit ayırdığın için teşekkürler! Genel olarak nasıl gidiyor?

Her şey gayet yolunda. Şu aralar stüdyoda çok vakit geçiriyorum ve aynı zamanda birçok konser de var. Genel olarak iyi diyebilirim.

Öncelikle seçtiğin sahne ismini merak ediyoruz. Neden French 79?

Nedeni Fransız ve 1979 yılında doğmuş olmam. Uzun bir süre boyunca kullandığım bir takma isimdi ve sonunda solo projem ile güzel uyuştuğunu düşündüm.

(Avaz notu: Evet, bu soru ile biraz saçmalamış olabiliriz. Devam ediyoruz.)

Fransız müzik sahnesi, söz konusu elektronik tınılar olduğunda fazlasıyla ön plana çıkmakta, özellikle de Paris. Marsilya menşeli olduğunu düşününce (Bu arada harika bir şehir!) oradaki elektronik müzik sahnesi hakkında daha fazla şey öğrenmek isteriz. Birazcık bu konudan bahsedebilir misin?

Fransız müzik sahnesinin en güçlü olduğu yerin Paris olduğunu hepimiz biliyoruz. Başkent olduğu için de gayet normal. Ancak hip-hop sahnesi ile bilinen bir şehir olarak Marsilya’da da daha fazla grup ve müzisyenin taşınması ile gittikçe daha da güçlenen bir indie sahnesi var. Pop sahnesini düşünüyorum da, Kid Francescoli’yi mesela, aynı zamanda gelişmekte olan bir de oldukça güzel bir rock sahnesi var. Sonra bir de elektronik müzik sanatçıları ve tabii ki festivaller. Fransa’da insanlar Marsilya sahnesinden daha sık bahsetmeye başladılar, bu da biz Marsilyalı sanatçılar için harika bir şey!

Aynı zamanda birçok farklı grup projelerin de var. Tını açısından French 79 projenden fazlasıyla farklı olduklarını söyleyebiliriz. Daha elektronik ve solo bir yöne gitme konusunda sana ilham veren neydi?

Birazcık yalnız geçirdiğim zamanlarda ortaya çıktı; çünkü her daim beste yapıyorum ve kendimi herhangi bir grubumun tınısına uymayan birçok farklı döngüde buldum. Her zaman elektronik müzik dinledim ve ürettim. Durum böyle olunca solo bir projeye başlamam kaçınılmazdı.

Birçok harika albümün prodüktörlüğünü yaptın. Sana zor bir sorumuz var: Eğer hayatının geri kalanında ikisinden birini seçmek zorunda olsaydın hangisini seçerdin? Sadece prodüktörlük yapmak ya da sadece kendi şarkılarını yazmak?

Aslında, en çok sevdiğim şey beste yapmak. En iyi zaman, kağıdın hâla boş olduğu dönemler. Bu nedenle yazmak derdim.

Geçtiğimiz sene grubun Nasser ile yeni bir albüm yayımladın. Şimdi de French 79 projen kapsamında İstanbul’a geldiğini düşünürsek yakın bir zamanda yeni müzik beklemeli miyiz? Bize bu konuda haberlerin olabilir mi?

Henüz bunu söylememem gerekir belki ama şu anda ikinci albümümü hazırlıyorum. Ve tabii ki, İstanbul’da birkaç yeni şarkı çalıyor olacağım.

Elektronik müzik sanatçısı olarak PSM Caz Festivali’nde çalıyor olmak hakkında ne düşünüyorsun? Festival birçok farklı tarzdan müzisyeni ağırlıyor olacak; ancak biz senin açından da bu deneyimi duymak istedik.

Müzik birçok anlamda uluslararası olduğundan herkesin her tarzda müzik dinleyebileceğini düşünüyorum. Mesela ben de birçok farklı tarz dinliyorum: Caz, pop vb. Bu nedenle de farklı tarzlarda müzikleri barındıran festivalleri ilgi çekici buluyorum. Gayet harika!

Şu sıralar favori müzik, film ve TV dizilerin nelerdir? Bize önerilerin olur mu?

Şu sıralar sürekli James Blake’in son albümünü dinliyorum ve bence çok güzel. TV dizilerine çok aşina değilim ancak filmlere meraklıyım. Şu aralar, genelde soygun filmleri izliyorum. THIEF’i tavsiye ederim, en iyilerinden!

Son olarak, İstanbul’daki konserinde neler ile karşılacağız? Şehre ilk gelişin mi?

Hayır, ilk defa İstanbul’a gelişim değil; ancak ilk konserim olacak. Türkiye’ye gelip performans sergileyecek olmak beni çok mutlu ediyor. Herkesin ne tepki vereceğini çok merak ediyorum. Daha önce de söylediğim gibi yeni şarkılarımı nasıl karşılayacağınızı görmek için sabırsızlanıyorum 🙂

Teşekkürler! Konserde görüşürüz. Au revoir!

SAGOL

RÖPORTAJ: RODERIC

Roderic, farklı tarzların harmanlandığı elektronik tınıları sevenlerin heyecanla beklediği bir isim. Zorlu PSM Caz Festivali kapsamında 3 Mayıs akşamı French 79‘un hemen öncesinde sahne almasının şerefine kendisi ile konuşma şansı elde ettik.  Müziğindeki değişik tarzların kökeninden kendi müzik önerilerine uzanan konuşmamızı merak edenleri şöyle alalım:

(daha&helliip;)

RÖPORTAJ: TIJANA T

Belgrad sahnesinin medarı iftiharı Tijana T, geniş spektrumlu enerjik seti ve olağanca karizmasıyla 8 Mart gecesi Sonar İstanbul’da sahne alacak. Zamanında müzik gazeteciliği de yapmış olan ve engin müzik zevkiyle bizi bizden alan Tijana T ile Sonar İstanbul öncesi konuşma fırsatı bulduk. Televizyon ve radyo kanallarında geçen yıllarından, Belgrad sahnesinden, bir direniş şekli olarak dans etmekten, pop sevgisinden ve daha pek çok şeyden konuştuk. Ufuk açıcı röportajımıza buyurun:

Merhaba! Öncelikle nasılsın, nasıl gidiyor?

Merhaba! Gayet iyiyim. Bu ara biraz mola verip dinlendim ama her şey hâla kontrolüm altında 🙂

Uzun yıllar boyunca müzik yazarlığı yaptın. Bu deneyim DJ’lik kariyerini nasıl etkiledi?

Bence hayattaki tüm deneyimler bir şekilde birbirine katkı sağlıyor. Televizyon ve radyolarda çalacak şarkıları seçmek pek tabii nasıl müzik dinlediğimi etkiledi. Kamuya ait kanallarda çalıştım hep, o yüzden dinleyicileri ve de patronlarımı “kandırabileceğim” bir yol bulmam gerekiyordu. Kendi istediğim gibi underground ve gürültülü şarkılar çalmak istiyordum ama bunları ana akım dinleyicinin kabul edebileceği bir şekilde sunmam lazımdı. Bence DJ olarak da en büyük yeteneğim bu. Tüm tarz ve janrlara açığım, konu DJ’lik olunca büyük önem arz eden bir şey bu. Bir techno setinde pop şarkısı çalmak bana hiç tuhaf gelmiyor mesela. İyi müzik iyi müziktir ve şarkıyı janrı fark etmeksizin sete yedirebilmek de DJ’in görevidir.

Konser ve festivallerde muhabir olarak çalıştığım da oldu. Bu sayede tura çıkmanın zorluklarına kendimi alıştırmış oldum, müzik endüstrisinin nasıl işlediğini daha iyi öğrenmiş oldum. DJ’lik yapmak isteyen insanlar en başta işin getirdiği zorluklardan haberdar olamıyorlar. Bense deneyimim sayesinde daha olgun ve hazırlıklı bir şekilde yaklaşabildim bu işe.

Abe Duque’un pek çok şarkısına vokal desteği verdin. Sence onlarca insanın önünde bir DJ kabininde olmakla tek başına bir mikrofonla baş başa olmak birbirinden nasıl farklı?

Her iki durumda da bir başınızasınız. DJ’lik set hazırlığından konserin kendisine kadar tek başına yürüttüğünüz bir iş. Bence asıl farklılık zihin-beden uyumunda diyebilirim. Şarkı söylerken iyice odaklanmanız ve formda olmanız gerekiyor, çünkü en ufak bir şüphe ya da zayıflık belirtisi, ağzınızdan çıkanı ve nasıl şarkı söylediğinizi etkileyebiliyor. DJ’likte ise bunun fark edilmesi daha zor olabiliyor, çünkü bedeniniz pek işin içine dahil olmuyor. Her halükârda ikisi de pratik yaptıkça gelişen beceriler. Yetenek ve istek pek tabii önemli, ancak ne kadar pratik yaparsanız o kadar iyi hâle geliyorsunuz ve duruma daha büyük yetkinlikle hâkim olabiliyorsunuz.

Belgrad’ta büyümek ve kariyerine orada başlamak seni DJ olarak nasıl şekillendirdi?

Belgrad’ın inanılmaz bir müzik geleneği var ve beni ne kadar etkiledi desem az. Ayrıca çok hararetli bir şehir, durumlar neredeyse son 30 yıldır pek de “normal” değil. İnsanların müziğe ulaşmak hatta hakkında bilgi edinebilmek için bile çok büyük çaba sarf etmesi gerekiyor, bence bu sebepten de şehrin müziğe tutkusu inanılmaz büyük. Ben 90’larda partilere giderken bir savaşın ortasındaydık, ülkemiz dünyadan izole haldeydi ve ekonomik yaptırımlar uygulanıyordu. Bunlara rağmen müzik sahnesi hâla canlıydı, partiler muhteşemdi ve müziğe olan tutku sönmemişti. Bugün bile adrenalin seviyesinin yüksek olduğu ekstrem durumlarda sakinliğimi koruyabiliyorsam bunu o günlere borçluyum diyebilirim. Ayrıca bugün dünyanın en iyi DJ’lerinden birkaçı Belgrad’tan çıkma ve onları canlı dinleyebildiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Umarım bu yetenekleri bir gün tüm dünya keşfeder.

Dans ve gece hayatı kültürü, mevcut politik ve ekonomik düzenden doğrudan etkileniyor. İstanbul buna çok iyi bir örnek, keza Belgrad da öyle. Bu gibi şehirlerde dans etmenin sizi sizin gibi hisseden diğer insanlarla yakınlaştıran bir çeşit birleştirici güce, bir direniş şekline dönüştüğünü düşünüyorum. Sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun?

Sana kesinlikle katılıyorum. İnsanların dans etmesinin pek çok sebebi var. Senin bahsettiğin duruma biz “aciliyetin dansı” (the dance of urgency) diyoruz. Partilemenin daha transandantal, daha kabilevari tarafını açığa çıkaran bir şey bu. Zor durumlarda insanlar yalnız olmadıklarını hissetmek ve kolektif bir arınma yaşamak isterler. Rave’ler de aslında bunun ilacı. Dans etmek gerginliği azaltır, korkuyla baş etmeyi kolaylaştırır. Techno da hipnotik ve tekrarlarla dolu bir müzik türü olduğundan insanların kendinden geçebileceği bir ritüele harika bir soundtrack oluyor. Bu tür sosyal deneyimlerin çok uzun bir geçmişi var bence. Bir rock konseri gibi değil mesela. Rock konseri bir bakıma Hristiyanlığı çağrıştırır; biri şarkı söyler ve siz de onun “vaaz vermesini” dinlersiniz. Elektronik dans müziğinde ise insanlar daha eşittir, kolektif bir bütün oluştururlar ve müziğin doğrudan verdiği bir mesaj yoktur.

DJ olarak dünyada onlarca farklı şehirde çaldın. Gece hayatından ve eğlenme kültüründen derinlemesine etkilendiğin bir yer oldu mu?

Hindistan beni büyülüyor. Oradaki insanların enerjisi çok farklı. Herkes çok keyifli, farklı deneyimlere açık, cömert ve önyargısız. Rusya’daki kültür de çok özel. Partiler çok gösterişli ve sanatsal oluyor. Davet edildiğim etkinliklerde organizatörlerin hep herkese eşsiz bir deneyim yaşatabilmek için büyük emek harcadıklarını gördüm.

Röportajlarından birinde elektronik müzik sahnesinin nasıl her ne kadar herkesi kucaklayıcı görünse de aslında Batılı DJ’lerin boyunduruğu altında olduğundan bahsetmişsin. Ben de buna ek olarak olması gerektiğinden çok daha erkek egemen bir sahne olduğunu ve en yetenekli ve değer gören kadın DJ’lere bile fazlasıyla cinsel bir perspektiften bakıldığını düşünüyorum. Bu temel sorunlarla nasıl baş etmeliyiz sence?

Bunlar gerçekten çok karmaşık konular ve doğru bir şey yaptığınızı sanarken aslında çok yanlış bir şeye imza atmanız işten bile değil. Tamamı kadın müzisyenlerden oluşan line-up’lar mesela. Pek çok organizatör kadın müzisyenleri bu şekilde destekleyebileceğini düşünüyor ama bence bu fazlasıyla sorunlu bir yaklaşım. Tamamı erkeklerden oluşan bir line-up fikri aklınıza bile gelmez değil mi, ve duysanız “ne kadar saçmaymış” dersiniz. Neyse ki yavaş yavaş iyileşmeler gözlemliyoruz ancak kaliteyi ve müziği asla arka plana atmamamız lazım. Sırf kadın diye bir müzisyeni line-up’a dahil ederek ona iyilik yapmış olmuyoruz. Risk almak ve açık fikirli olmak esas mesele ve gücü elinde bulunduran insanların gayet de yapabileceği şeyler bunlar.

Çaldığın setlerde bir takım pop dokunuşları seziyorum. Bildiğim kadarıyla geçmiş hayatında da pop müziğe ilgi besliyordun. Bugün pop müzik ile ilişkin nasıl? Yaptığın müziği etkiliyor mu?

Şarkı seçerken hep “pop tarafı var mı yok mu” diye bakıyorum. Techno ritimlerinden ziyade techno “şarkılarını” tercih ediyorum. Eğer hazırladığım sete yakıştığını düşünüyorsam arada pop şarkıları çalıyorum tabii. Fakat günümüz pop’u pek hitap etmiyor bana.

Son olarak, Sonar İstanbul’da sahne alacağın için heyecanlı mısın? İstanbul’a ilk gelişin mi olacak?

İnanılmaz heyecanlıyım! Harika isimlerle birlikte çalacağım ve bu festivalin bir parçası olacağım için çok mutlu ve onurluyum. Setimi hazırlamaya haftalar öncesinde başladım. İstanbul’u daha önce hiç ziyaret etmedim, (Atatürk Havalimanını saymazsak) birkaç gün kalıp şehri gezmeyi planlıyorum.

ŞUBAT TAKVİMİ: 2019 LOADING

2019’un ilk ayı bitti ancak önümüzde daha çok aylar var. Tüm depresyonlarınızı, anksiyetelerinizi, hezeyanlarınızı, varsanılarınızı, takıntılarınızı vb. beraberinizde götürebileceğiniz etkinliklerin olduğu her koşula uygun, yoğun bir Şubat takvimi hazırladık, değerlendirmeden geçmeyin!

(daha&helliip;)

YENİ AÇIKLANAN İSİMLER: SONAR ISTANBUL

8-9 Mart 2019’da Zorlu PSM‘de üçüncüsü gerçekleşecek olan ve son yıllardaki festival açlığımıza ilaç gibi gelen Sonar İstanbul‘dan yeni isimler açıklandı. Moderat’ın diğer yarısı, ismiyle her daim heyecanlandırmayı başaran ve ülkemize uzun zamandır da uğramayan (Moderat’ı saymazsak tabii) Modeselektor ikilisi, 22 Şubat’ta yayınlayacağı yeni albümü Who Else’i takiben Sonar İstanbul’da olacak ve eminiz ki festivale çok yakışacak. Modeselektor haricinde “anlatılmaz, yaşanır” müziğiyle arayı çok açmadan, üstelik bu sefer 360 derecelik özel sahne performansıyla izleyeceğimiz Ben Frost da yeni açıklanan isimler arasında ışıl ışıl parlıyor. Belgrad’ın en meşhur DJ’lerinden, house etkileşimli süper enerjik setiyle sahne alacak olan Tijana T, Berghain’ın gediklilerinden Kobosil, cayır cayır Alman technosu üçlüsü FJAAK ve adını giderek daha sık duyduğumuz, lo-fi house öncüsü DJ Seinfeld‘ın yanı sıra minimal house’un Güney Afrikalı temsilcisi DJ Lag ve Tunuslu avantgarde elektronik projesi Deena Abdelwahed de Sonar İstanbul kapsamında izleyeceğimiz, ve de keşfedeceğimiz, diğer isimler.

Sonar İstanbul için ilk açıklanan isimlerse yıllardır yollarını gözlediğimiz, “sırf onlar için bile gidilir” dediğimiz Bicep, Quietus’a göre yılın en iyi albümüne imza atmış olan Gazelle Twin, DJ’lerin şahı Laurent Garnier, daha geçen sene dibimiz düşmüş vaziyette Garaj’da izlediğimiz The Field ve Detroit efsanesi DJ Stingray‘in yanı sıra George Fitzgerald, HAII, Henrik Schwarz, Matador, Octo Octa ve Volvox‘tu.

RÖPORTAJ: TENDER

James Cullen ve Dan Cobb’un elektronik ve R&B harmanlı bedroom-pop projesi Tender, geçtiğimiz Mayıs ayında büyük övgüler alan Zorlu PSM Caz Festivali konserinden sonra arayı çok açmadan tekrar İstanbul’da. 17 Kasım Cumartesi günü MIX Festival kapsamında bu sefer Studio yerine Turkcell Sahnesi’nde izleyeceğimiz ikiliyle grubun kuruluşunu, Ocak ayında çıkacak yeni albümlerinin organik sound’unu, Kevin Parker hayranlıklarını ve bizi bekleyen konseri konuştuk. Üstelik konsere dair önemli bir sürprizin haberini de verdiler. Buyurun bu güzel sohbete:

Merhaba! Öncelikle nasılsınız, her şey yolunda mı?

Gayet iyiyiz, teşekkürler! Tekrar yollara düşüp dinleyicilerle buluşmayı ve özellikle de yeni şarkılarımızı çalmayı iple çekiyoruz.

Grubun kuruluş hikayesini bir de sizden dinlemeyi çok isteriz. İkiniz halihazırda yakın arkadaştınız, beraber müzik yapmaya nasıl karar verdiniz?

İki yıl arayla olsa da ikimiz de aynı okulda okuduk ve birkaç ortak arkadaşımız vardı. Okulda müzikle ilgilenen çok fazla insan yoktu; hal böyle olunca kaynaşmamız kaçınılmaz oldu. Birkaç yıl önce ikimiz beraber müzik yapmaya başladık ve bir indie grubu kurup dört arkadaşımızı daha çağırdık, fakat ne yazık ki aradan bir süre geçtikten sonra grupta eski yaratıcılığımızı yitirmeye ve istediklerimizi yapamamaya başladığımızı fark ettik. Bir gün sırf zaman geçirmek için gitarların yanı sıra elektronik seslerle de bir şeyler denemeye başladık ve Legion isimli şarkımız ortaya çıktı. Yaptığımız iş bizi çok heyecanlandırdığı için bu tür seslerle oynamaya, müzik yapmaya devam ettik. Legion’dan iki gün sonra da Armour şarkısını yapıp Soundcloud’a yükledik. Şarkı bir sonraki gün Reddit’in ana sayfasına düştü. Ondan sonra da devamı geldi zaten.

Albüm yayınlamadan önce pek çok EP ve single yayınladınız. Albüm süreci sizin için zor mu geçti yoksa sadece doğru anı mı bekliyordunuz?

Doğru anı bekliyorduk. Plak şirketimizle albüm için anlaştıktan sonra kısa sürede bir sürü demo kaydettik, ama sık aralıklarla yeni şarkılar yayınlamak da istiyorduk. Plak şirketimizle konuşunca önce üçüncü bir EP yayınlayıp ardından ilk albüm için yeni sesler üretmek üzere çalışmalara başlamak için anlaştık.

Günümüzde özellikle Bandcamp ve Spotify üzerinden çok fazla bağımsız “yatak odası pop” sanatçı ve gruplarının ünlendiğine tanık oluyoruz. İnternette yeni müzisyenleri keşfetmenin giderek kolaylaşmasının etkisiyle doğan yeni bir alt tür hatta bu bence. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Müzik teknolojilerinin gelişmesi ve genç müzisyenler için ucuz ekipmanlar bulmanın kolaylaşmasıyla da birebir bağlantılı. Prova için devamlı stüdyoya girmek de bir süre sonra çok pahalıya patlayabiliyor. Bunun yanı sıra evde müzik yapmanın çok daha samimi bir tarafı da var. Bir şarkıyı yazıp birkaç hafta sonra kaydetmek yerine aynı anda hem yazıp hem de kaydedebiliyorsunuz. Sanatçı için de daha tatmin edici bu. Aklınıza gelen fikri müziğe döküp aynı gün internette bir eser olarak yayınlayabiliyorsunuz.

İkinci albümünüz Fear of Falling Asleep, önümüzdeki ocak ayında yayınlanacak. Albümden çıkan ilk single’lara bakarsak bu ilkine göre daha aydınlık, daha sıcak ve daha çok sesli bir albüm olacak gibi. Bize albüm sürecinden ve ilk albüm Modern Addiction’dan hangi noktada farklılaştığından bahsedebilir misiniz?

Bu albümün ilkine göre kesinlikle daha aydınlık bir tarafı var, fakat karanlık unsurlar de yine yok değil. Enstrüman açısından ilkine göre daha organik; çok daha doğal davul ve gitar sesleri mevcut ki bu açıdan indie sound’una daha yakın bir albüm aslında. İlk albüm daha elektronikti. Bu albüm daha saykodelik ve yine ilkine göre vintage sesler daha ağırlıklı.

İkili olarak favori müzisyenlerinizi merak ediyoruz. Kimleri çok ilham verici buluyorsunuz?

İkimiz de Bon Iver hayranıyız. Grubu geçen sene Londra’da izledik ve resmen aklımızı başımızdan aldılar. Kevin Parker’ı da yıllardır hayranlıkla takip ediyoruz, her fırsatta da dile getiriyoruz bunu. Özellikle The Beatles’ın müziğinde duyduğumuz o 60’lar ve 70’ler sound’unu müthiş bir yetenekle modernleştiriyor Kevin Parker. The National’ı da çok seviyoruz. Sahnede inanılmaz iyiler ve özellikle de vokallerle yakaladıkları o karanlık estetiğe hayran olmamak elde değil.

Zorlu PSM Caz Festivali için birkaç ay önce de İstanbul’a gelmiştiniz. Konser sizin için nasıl geçmişti, hatırladığınız detaylar var mı?

İstanbul’daki ilk konserimizdi ve doğrusu bu kadar çok insanın şarkılarımıza eşlik edeceğini beklemiyorduk. Harika bir konserdi. Şimdiye kadarki en iyi konserlerimizden biriydi diyebiliriz ve tekrar çalmak için sabırsızlanıyoruz.

Bu sefer sizi çok daha büyük bir sahnede izleyeceğiz. Son olarak konser hakkında ve buradaki sevenlerinize söylemek istedikleriniz varsa alalım sizden.

Önceki gelişimizde ana sahneyi görme imkanımız olmuştu, gerçekten çok etkileyiciydi. Fazlasıyla iyi tasarlanmış bir sahne ve bizim şu ana dek kapalı alanda vereceğimiz en büyük konser olacak bu. Sosyal medyada tanık olduğumuz kadarıyla Türkiye’de büyük ve sadık bir kitlemiz var, bu bizi inanılmaz mutlu ediyor. İkinci albümümüzden şarkıları canlı olarak ilk defa onlar duyacaklar!

İNCELEME: BOHEMIAN RHAPSODY

Biliyorum, biliyorum. Bir müzik blog’unda film incelemesinin ne işi olduğunu bir sorguladınız. Ancak bu herhangi bir film değil, dünyanın gelmiş geçmiş en sıra dışı ve unutulmayan grubunu anlatan bir hikaye. “Müzik nereye dokunursa” diyerekten çarşamba akşamı filmin ön gösterimi için kendimizi Zorlu PSM‘e attık, 8 senelik bekleyişe bir son verdik.

(daha&helliip;)

GELİYOR: MASSIVE ATTACK (VE YOUNG FATHERS)

Geçtiğimiz Cuma günü Zorlu PSM’nin yayınladığı bir teaser, “yoksa Massive Attack mı geliyor?” dedirtmişti. Bugün belli oldu ki evet, gerçekten de geliyor! Massive Attack, 25 Haziran‘da Zorlu PSM‘de olacak. Alt grup olarak da Young Fathers‘ı izleyeceğiz. Biletler 15 Mart‘ta satışta.

Grubu en son Haziran 2014’te gerçekleşen %100 Fest’te izlemiştik.

MART TAKVİMİ: EKLEKTİK

Havanın berbat iç karartıcılığının sona erip artık baharın yavaş yavaş yüzünü göstermesini umduğumuz Mart ayında takvim, herkesi memnun edecek denli rengarenk. Özellikle elektronik müzik etkinliklerinin ağır bastığı bu ayda Cuma ve Cumartesileri sabahı etmelik birbirinden müthiş konserler göz kırpmakta. (daha&helliip;)

2017: EDİS

Neden Değerli? Benim Ol ile başlayarak periyodik olarak önümüze bağımlısı olunacak yeni şarkılar sunduğu, kliplerinden yaptığı işbirliklerine çok güzel işler çıkarıp “başka bir Türkçe Pop mümkün” umudu aşıladığı ve 3 senelik tanışıklığımız sonucu “seküler Türkiye’nin şımarık prensi” haline gelebildiği için çok değerli.

Neyi Değiştirdi? Dans edebilen, hem göze hem kulağa hitap eden Türk popçu açığını kapattı. Sadece 4 single ile, bir albüm çıkarmadan, ne kadar popüler olunabilir gösterdi. Çok Çok’un klibiyle giyiminden klibin düzenlemesine kadar Türkçe pop’un başka sanatçıları taklit etmekten öteye geçip ne kadar kaliteli yapılabileceği konusunda bir umut ışığı oldu. Üstelik twitter’ını kendi kullanıyor oluşuyla sanatçıların dinleyicilerine uzak, soğuk figürler olmadığı bir gerçekliğin mümkün olduğuna inandırdı bizi.

2018’de Ne Alemde? Tarihi henüz belli olmasa da bir albüm geleceğinden emin gibiyiz. Şimdilik hızlıca sağlığına kavuşarak sahnelere geri dönmesini umuyoruz. Bir de bu akşam Bengü ile birlikte Zorlu PSM’de sahne alarak 2017’ye sevenleriyle veda edecek, haberi olmayanlara duyrulur!

RÖPORTAJ: ELECTRO DELUXE

Electro Deluxe “caz grubu” denince aklınıza gelen ilk örneklerden bambaşka bir grup. Hip-hop’tan funk’a, alternatif rock’tan pop’a uzanan, apayrı müzik türlerinden beslenen sounduyla hemen herkesin Electro Deluxe’ta sevebileceği bir element bulması mümkün. Fransa kökenli grubun etkilendiği ve benzediği gruplar da, hayranlarının yayıldığı coğrafya da asıl merkezlerinin çok ötesine taşıyor. 15 yılı aşkın süredir birlikte olan grup, son 9 senedir de James Copley’nin vokalleriyle birlikte tamamlanmış bir şekilde üretmeye devam ediyor. Daha önceki İstanbul performanslarının başarısından ötürü MIX Festival’de sahne alacak olmasına özellikle heyecanlıydık ve bu vesileyle James ile konuşma fırsatı bulduk. 2016’da çıkan son albümleri “Circles”,  sahne performansları, İstanbul, grubun yeni projeleri ve daha bir sürü şey üzerine yaptığımız keyifli sohbet hemen aşağıda. Kendisinin sahnede olduğu kadar normal hayatta da eğlenceli olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim, röportajı okuduktan sonra da konsere gitme isteğinize karşı koyamayacağınızı garanti edebiliyor gibiyim. Buyurun:

Nasılsınız, turne ve onun dışındaki hayatınız nasıl gidiyor?
Her şey çok yolunda gidiyor, bir yıldır turnedeyiz ve son birkaç aydır biraz daha rahat bir programımız var. Bizim için harika geçen bir yılı İstanbul’da bitireceğiz.

Son albümünüz “Circles” yayınlanalı bir yıldan fazla oluyor, aldığınız geri dönüşler nasıldı, sonuçtan memnun musunuz?
Albüm bizce çok iyi geri dönüş alıyor. Her albümde daha da çok insana ulaşabiliyor olmak bizim için çok önemli. Grammy’nin Fransa’daki eş değeri olan “Les Victoires du Jazz”in “Senenin Müzik Grubu” ödülünü aldık. Oldukça gururluyuz.

Albümü yaratma süreciniz nasıldı?
Çok uzun bir süreçti. Beşimizin toplanıp ortada olan bir proje taslağı üzerinden ilerlemesi şeklinde gelişti, bazen birimizin düşündüğü bir şarkı ya da hazırladığı bir demo gibi. Bu şekilde birimiz şarkı için temeli sağladı ve her şeyi hep birlikte onun üzerine inşa ettik. İlk kez köklü ve büyük bir stüdyoda aldık kayıtlarımızı, kendi kısımlarımızı ayrı ayrı kaydetmek yerine bütün kayıtları hep beraber aldık. Sahnede yaptığımıza benzer bir süreç oldu. Birlikte çalmak ve fikirlerimizi paylaşmak harika bir deneyimdi. Sonrasında kayıt üzerinde çok fazla edit yapmamıza gerek kalmadı. Sonuçtan ve kayıtla birlikte oluşan dinamikten çok memnunuz.

Özellikle canlı performanslarınız çok beğeniliyor, sahnede çok eğleniyormuş gibi görünüyorsunuz her seferinde. Sahnede olmak, dinleyicilerinizle bu kadar yakın iletişimde olmak sizin için nasıl bir his?
Bu işi yapmamızın asıl sebebi aslında. Müzik yapmanın en heyecan verici kısmı ürettiğin şeyi alıp birine sunuyor olmak, karşındakinin vermek istediğin hissi alıp almayacağı ya da sevip sevmeyeceğini bilmeden ve o riski almak bence. Üretmeye devam etmemizin sebebi bu, insanlarla paylaşmayacağın bir şey üretmek nasıl olur hayal bile edemiyorum. Şarkı yazarken bile canlı bir performans sırasında nasıl yorumlayacağımızı, nasıl bir karşılık göreceğimizi düşünüyoruz. Yaşama sebebimiz bu diyebilirim. Sahnede gerçekten çok eğleniyoruz çünkü sevdiğimiz bir şey yapıyoruz ve çoğunlukla ortaya çıkardığımız şey seyircilerimiz tarafından da çok güzel karşılanıyor, bunun da içtenliğimizi ve bu işten gerçekten zevk aldığımızı karşı tarafa yansıtabilmemizden kaynaklandığını düşünüyorum, zaten sahnede “-mış gibi görünmek” pek mümkün değil. Her sahneye çıkışımız sanki ilk buluşmaya gider gibi diyebilirim, bir yanda heyecanlı ve biraz korkutucu ama öte yandan karşımızdakini etkilemek durumundayız. Dünyanın en iyi müzisyenleri değiliz ama bence birbirimizi ve yaptığımız işi bu kadar sevdiğimiz için dünyanın en iyi grubuyuz.

Evet burada konseriniz için heyecanla bekleyen kalabalık bir kitleniz var.
(Gülüyor) Ama niyeyse kimse albümümüzü almıyor. İstanbul’da çalmayı da özel olarak çok seviyoruz. İlk kez dört sene kadar önce oraya gelme fırsatımız oldu sanırım, neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Orada kimse bizi tanımıyor ve müziğimizi bilmiyor diye düşünüyorduk, sonra bütün konserlerimiz sold out oldu, insanlar -küçük çocuklar bile- bütün şarkılarımıza eşlik ediyordu ve herkes heyecanlıydı. İnanılmazdı, o zamandan beri İstanbul’a gelmeyi çok seviyoruz, oradaki seyircilerimiz de bizi gördüğüne sevinmiş gibi görünüyor. Orada fanlar edindik gerçekten, bazen Fransa’ya gelip orada izleyenler bile oluyor.

Türkiye’de İstanbul dışındaki şehirlerde de birçok kez konser verdiniz. Nasıl deneyimlerdi sizin için, neler kaldı aklınızda?
(Gülüyor)Tabii, özellikle yolculuk sürecini ve Türkiye trafiğini çok iyi hatırlıyoruz. Şaka bir yana İzmir gibi, Ankara gibi daha önce hiç görmediğimiz yerlerde bile müziğimizi dinleyen ve seven insanlar olduğunu görmek her zaman çok keyifli bir deneyim.

“Şu sıralar bunu çok iyi çalıyoruz” diyebileceğiniz, seyircilerden iyi geri dönüş aldığınızı gözlemlediğiniz bir şarkı var mı?
Bu albümde yeni şeyler denedik, bazen bir rock sound’uyla biraz oynadık ya da pop sound’u olan melankolik bir melodiyle. Bambaşka şeyler olduğu için çaldığımız yer değiştikçe aldığımız tepkiler değişiyor. Bazen sakin şarkılarımızı çok seven büyük bir kitleyle karşılaşıyoruz, bazen de -mesela Çek Cumhuriyeti’nde- rock andıran bir şey duyduğunda çıldıranlar oluyor. Eski şarkılarımızdan mutlaka çalıyoruz her albümde bizi o zamanlardan beri dinleyenler için, özellikle o şarkılar çok iyi geri dönüş alıyor. Daha şarkının girişinden, sözleri bile söylemeye başlamadan melodiye eşlik etmeye başlayan insanların sevincini duyabiliyoruz.

Yeni bir şeyler üzerinde çalışıyor musunuz? Birazcık gelecek planlarınızdan bahsedebilir misiniz?
Şu anda muhtemelen Ocak’ta çıkacak bir Live albümü editliyor ve mixliyoruz. Bu albüme başka grupların bizim şarkılarımızı yorumladığı özel bir kısım eklemek istiyoruz. Türkiye’den de “Dolapdere Big Gang” bir şarkımızı coverlayacak.

Ne beklemeliyiz bu konserden, nasıl hazırlanalım?
Bu seneki son konserimiz olacağı için içimizde ne kaldıysa her şeyi dökeceğiz bu konserde, bütün ekstra enerjimizi atacağız. Öncesinde dinlenmek için konsersiz geçen bir aramız olacağı için de dinlenmiş olacağız, size de enerjinizi toplayıp gelmenizi tavsiye ederim. Orada birkaç saat geçirip sonra birkaç haftalığına tatile gideceğiz, böyle bir performans olacak yani. Eğlenmeye, dans etmeye hazır olun!

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
İstanbul’da olacağımız için çok mutluyuz, orada olmak fanlarımızı ve arkadaşlarımızı görmek her zaman büyük bir zevk. Şimdi Fransız Grammy’sini de aldığımız ve ünlü olduğumuz için bunu sonuna kadar yaşamak istiyoruz. (Gülüyor) Şaka bir yana, ödül almak güzel ama müziğimizi bunun için değil her sahneye çıktığımızda bizi dinlemeye gelen insanlarla paylaşmak için yapıyoruz. Umarız bu konserimiz için de bütün sevenlerimiz bizi dinlemek için orada olur.

GELİYOR: CAMEL

Buralara gelmeleri için kaç kampanya düzenlendi biz unuttuk ama bugün Zorlu Performans Sanatları Merkezi‘nden müjdeli haber geldi. 23 Mayıs‘ta Camel‘ı canlı canlı izleyecek olmak bizi heyecanlandırdı. Rajaz’ı da şöyle bırakalım da güzel anılar canlansın.

RÖPORTAJ: BATHS

4 yaşında müzik derslerine, 10’lu yaşlarında da kendi müziğini kaydetmeye başlayan Will Wiesenfeld, “genç yetenek” sıfatını sonuna dek hak edenlerden. Kendisi alternatif elektronik pop projesi Baths adı altında çok katmanlı işler yapıyor, elektronik pop’a eklediği tuş ve su sesleriyle kendi özgün tınısını yaratıyor ve yaptığı müzik başka hiçbir şeye benzemiyor. (daha&helliip;)