zorlu psm

RÖPORTAJ: ELECTRO DELUXE

Electro Deluxe “caz grubu” denince aklınıza gelen ilk örneklerden bambaşka bir grup. Hip-hop’tan funk’a, alternatif rock’tan pop’a uzanan, apayrı müzik türlerinden beslenen sounduyla hemen herkesin Electro Deluxe’ta sevebileceği bir element bulması mümkün. Fransa kökenli grubun etkilendiği ve benzediği gruplar da, hayranlarının yayıldığı coğrafya da asıl merkezlerinin çok ötesine taşıyor. 15 yılı aşkın süredir birlikte olan grup, son 9 senedir de James Copley’nin vokalleriyle birlikte tamamlanmış bir şekilde üretmeye devam ediyor. Daha önceki İstanbul performanslarının başarısından ötürü MIX Festival’de sahne alacak olmasına özellikle heyecanlıydık ve bu vesileyle James ile konuşma fırsatı bulduk. 2016’da çıkan son albümleri “Circles”,  sahne performansları, İstanbul, grubun yeni projeleri ve daha bir sürü şey üzerine yaptığımız keyifli sohbet hemen aşağıda. Kendisinin sahnede olduğu kadar normal hayatta da eğlenceli olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim, röportajı okuduktan sonra da konsere gitme isteğinize karşı koyamayacağınızı garanti edebiliyor gibiyim. Buyurun:

Nasılsınız, turne ve onun dışındaki hayatınız nasıl gidiyor?
Her şey çok yolunda gidiyor, bir yıldır turnedeyiz ve son birkaç aydır biraz daha rahat bir programımız var. Bizim için harika geçen bir yılı İstanbul’da bitireceğiz.

Son albümünüz “Circles” yayınlanalı bir yıldan fazla oluyor, aldığınız geri dönüşler nasıldı, sonuçtan memnun musunuz?
Albüm bizce çok iyi geri dönüş alıyor. Her albümde daha da çok insana ulaşabiliyor olmak bizim için çok önemli. Grammy’nin Fransa’daki eş değeri olan “Les Victoires du Jazz”in “Senenin Müzik Grubu” ödülünü aldık. Oldukça gururluyuz.

Albümü yaratma süreciniz nasıldı?
Çok uzun bir süreçti. Beşimizin toplanıp ortada olan bir proje taslağı üzerinden ilerlemesi şeklinde gelişti, bazen birimizin düşündüğü bir şarkı ya da hazırladığı bir demo gibi. Bu şekilde birimiz şarkı için temeli sağladı ve her şeyi hep birlikte onun üzerine inşa ettik. İlk kez köklü ve büyük bir stüdyoda aldık kayıtlarımızı, kendi kısımlarımızı ayrı ayrı kaydetmek yerine bütün kayıtları hep beraber aldık. Sahnede yaptığımıza benzer bir süreç oldu. Birlikte çalmak ve fikirlerimizi paylaşmak harika bir deneyimdi. Sonrasında kayıt üzerinde çok fazla edit yapmamıza gerek kalmadı. Sonuçtan ve kayıtla birlikte oluşan dinamikten çok memnunuz.

Özellikle canlı performanslarınız çok beğeniliyor, sahnede çok eğleniyormuş gibi görünüyorsunuz her seferinde. Sahnede olmak, dinleyicilerinizle bu kadar yakın iletişimde olmak sizin için nasıl bir his?
Bu işi yapmamızın asıl sebebi aslında. Müzik yapmanın en heyecan verici kısmı ürettiğin şeyi alıp birine sunuyor olmak, karşındakinin vermek istediğin hissi alıp almayacağı ya da sevip sevmeyeceğini bilmeden ve o riski almak bence. Üretmeye devam etmemizin sebebi bu, insanlarla paylaşmayacağın bir şey üretmek nasıl olur hayal bile edemiyorum. Şarkı yazarken bile canlı bir performans sırasında nasıl yorumlayacağımızı, nasıl bir karşılık göreceğimizi düşünüyoruz. Yaşama sebebimiz bu diyebilirim. Sahnede gerçekten çok eğleniyoruz çünkü sevdiğimiz bir şey yapıyoruz ve çoğunlukla ortaya çıkardığımız şey seyircilerimiz tarafından da çok güzel karşılanıyor, bunun da içtenliğimizi ve bu işten gerçekten zevk aldığımızı karşı tarafa yansıtabilmemizden kaynaklandığını düşünüyorum, zaten sahnede “-mış gibi görünmek” pek mümkün değil. Her sahneye çıkışımız sanki ilk buluşmaya gider gibi diyebilirim, bir yanda heyecanlı ve biraz korkutucu ama öte yandan karşımızdakini etkilemek durumundayız. Dünyanın en iyi müzisyenleri değiliz ama bence birbirimizi ve yaptığımız işi bu kadar sevdiğimiz için dünyanın en iyi grubuyuz.

Evet burada konseriniz için heyecanla bekleyen kalabalık bir kitleniz var.
(Gülüyor) Ama niyeyse kimse albümümüzü almıyor. İstanbul’da çalmayı da özel olarak çok seviyoruz. İlk kez dört sene kadar önce oraya gelme fırsatımız oldu sanırım, neyle karşılaşacağımızı bilmiyorduk. Orada kimse bizi tanımıyor ve müziğimizi bilmiyor diye düşünüyorduk, sonra bütün konserlerimiz sold out oldu, insanlar -küçük çocuklar bile- bütün şarkılarımıza eşlik ediyordu ve herkes heyecanlıydı. İnanılmazdı, o zamandan beri İstanbul’a gelmeyi çok seviyoruz, oradaki seyircilerimiz de bizi gördüğüne sevinmiş gibi görünüyor. Orada fanlar edindik gerçekten, bazen Fransa’ya gelip orada izleyenler bile oluyor.

Türkiye’de İstanbul dışındaki şehirlerde de birçok kez konser verdiniz. Nasıl deneyimlerdi sizin için, neler kaldı aklınızda?
(Gülüyor)Tabii, özellikle yolculuk sürecini ve Türkiye trafiğini çok iyi hatırlıyoruz. Şaka bir yana İzmir gibi, Ankara gibi daha önce hiç görmediğimiz yerlerde bile müziğimizi dinleyen ve seven insanlar olduğunu görmek her zaman çok keyifli bir deneyim.

“Şu sıralar bunu çok iyi çalıyoruz” diyebileceğiniz, seyircilerden iyi geri dönüş aldığınızı gözlemlediğiniz bir şarkı var mı?
Bu albümde yeni şeyler denedik, bazen bir rock sound’uyla biraz oynadık ya da pop sound’u olan melankolik bir melodiyle. Bambaşka şeyler olduğu için çaldığımız yer değiştikçe aldığımız tepkiler değişiyor. Bazen sakin şarkılarımızı çok seven büyük bir kitleyle karşılaşıyoruz, bazen de -mesela Çek Cumhuriyeti’nde- rock andıran bir şey duyduğunda çıldıranlar oluyor. Eski şarkılarımızdan mutlaka çalıyoruz her albümde bizi o zamanlardan beri dinleyenler için, özellikle o şarkılar çok iyi geri dönüş alıyor. Daha şarkının girişinden, sözleri bile söylemeye başlamadan melodiye eşlik etmeye başlayan insanların sevincini duyabiliyoruz.

Yeni bir şeyler üzerinde çalışıyor musunuz? Birazcık gelecek planlarınızdan bahsedebilir misiniz?
Şu anda muhtemelen Ocak’ta çıkacak bir Live albümü editliyor ve mixliyoruz. Bu albüme başka grupların bizim şarkılarımızı yorumladığı özel bir kısım eklemek istiyoruz. Türkiye’den de “Dolapdere Big Gang” bir şarkımızı coverlayacak.

Ne beklemeliyiz bu konserden, nasıl hazırlanalım?
Bu seneki son konserimiz olacağı için içimizde ne kaldıysa her şeyi dökeceğiz bu konserde, bütün ekstra enerjimizi atacağız. Öncesinde dinlenmek için konsersiz geçen bir aramız olacağı için de dinlenmiş olacağız, size de enerjinizi toplayıp gelmenizi tavsiye ederim. Orada birkaç saat geçirip sonra birkaç haftalığına tatile gideceğiz, böyle bir performans olacak yani. Eğlenmeye, dans etmeye hazır olun!

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?
İstanbul’da olacağımız için çok mutluyuz, orada olmak fanlarımızı ve arkadaşlarımızı görmek her zaman büyük bir zevk. Şimdi Fransız Grammy’sini de aldığımız ve ünlü olduğumuz için bunu sonuna kadar yaşamak istiyoruz. (Gülüyor) Şaka bir yana, ödül almak güzel ama müziğimizi bunun için değil her sahneye çıktığımızda bizi dinlemeye gelen insanlarla paylaşmak için yapıyoruz. Umarız bu konserimiz için de bütün sevenlerimiz bizi dinlemek için orada olur.

GELİYOR: CAMEL

Buralara gelmeleri için kaç kampanya düzenlendi biz unuttuk ama bugün Zorlu Performans Sanatları Merkezi‘nden müjdeli haber geldi. 23 Mayıs‘ta Camel‘ı canlı canlı izleyecek olmak bizi heyecanlandırdı. Rajaz’ı da şöyle bırakalım da güzel anılar canlansın.

RÖPORTAJ: BATHS

4 yaşında müzik derslerine, 10’lu yaşlarında da kendi müziğini kaydetmeye başlayan Will Wiesenfeld, “genç yetenek” sıfatını sonuna dek hak edenlerden. Kendisi alternatif elektronik pop projesi Baths adı altında çok katmanlı işler yapıyor, elektronik pop’a eklediği tuş ve su sesleriyle kendi özgün tınısını yaratıyor ve yaptığı müzik başka hiçbir şeye benzemiyor. (daha&helliip;)

RÖPORTAJ: AL’YORK & IN HOODIES & THE AWAY DAYS

Geçtiğimiz hafta yerel sahnenin ev sevdiğimiz isimlerinden Al’York, In Hoodies ve The Away Days, Lokalize serisi kapsamında sahne aldı. Üç grubu aynı etkinlik altında izleme ve öncesinde sohbet etme fırsatını kaçırmadık, ortaya harika bir beyin fırtınası çıktı. Grupların müziklerine, dinleyicilerine bakışını, gelecek projelerini ve ilk konserlerinden beri takip ettiğimiz Zorlu PSM‘nin Lokalize serisini konuştuğumuz dopdolu sohbetimiz hemen burada, keyifli okumalar:

-Söz konusu Indie müzik olunca kitlelerinizin kesişim kümesi olduğunu söyleyebiliriz. Sizce sizin kitlelerinizin ortak noktada buluşma durumu, ortak elementleri var mı? Dinleyicinizi nasıl yorumluyorsunuz? Dinleyicinin gözünden kendi grubunuzu nasıl tanımlarsınız?

Al’York – Ediz: Sadık diyebilirim ben kitlemiz için, konserlerde tanıdık yüzler görebiliyoruz. Bir konsere gelen, bir sonrakine de geliyor genelde.

Al’York – Renan: Bizi dinlemeye genelde konsere, mekana gelmekten ziyade müzik için geldiği için ve bizim de burada bulunmam sebebimiz müzik olduğu için ortak bir noktada buluşuyoruz. Hep seyirciyle aynı seviyedeyiz ve seyirci müziğimizin olmazsa olmazı, kilit nokta bu bence.

Al’York – Gizem: Ben de katılıyorum, seyircilerimiz bizi heyecanlandırıyor biz de onlara bir şeyler hissettirebiliyorsak ne mutlu bize.

Al’York – Alp: Sadık dinleyici gerçekten önemli noktalardan biri bu müzik türünde, bir grubu çok sevip dövmesini yaptıranlar bile oluyor. Biz de yaşıyoruz benzer ufak ufak şeyler, mutluluk verici.

The Away Days – Sezer: Katılım daha yüksek olabilir tabii, Türkiye seyircisi biraz daha gelişim sürecinde hala bence, sadece evde youtube’dan müzik dinleme noktasından canlı performans takip etmeye doğru. Ama şu an gördüğümüz kitle çok yüksek bilinçli, müzik sever bir kitle.

-Ama aslında sizi takip etmeyen bir kitle geliyor olsa mesela sizin konserinize, sizin için ne kadar keyif verici olacağı da tartışılabilir.

Sezer: Yani evet haklısın, yurt dışında durum bu değil ama. Dinleyici çıkan grubu bilmese de o kadar saygılı ki.

In Hoodies: Bana dinleyici, seyirci, takipçi, fan gibi kavramlar çok uzak geliyor. Söylediğin şey, çıkardığın ses ile biriyle bağ kurabiliyorsan, onları bu karmaşadan uzaklaştırabiliyor ya da bir anlarına eşlik edebiliyorsan senin hayatındalar, sen onların hayatındasın. Böyle şeyler değerli geliyor bana konsere kimin ve neden geldiğinden çok. Geri kalan herşey skor tutmakla ilgili ve çok tatsız.

Sezer: Evet, asıl amacımız bu zaten bu yüzden hepimiz bu müziği yapıyoruz.

-Dogzstar’lara dayanan geçmiş The Away Days’e ait. Sizden başlayarak 2010’ların başından bu yana neler değişti? Mesela Zorlu PSM’nin bir anda çıkışı ve Lokalize ile alternatif sahneye bir alan açması son zamanların mutlu eden çıkışlarından oldu. Bu bağlamda alternatif müzik sahnesi ve değişenleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Sezer: Şu an bizim janra için iyi zamanlar, yerli gruplar da Salon gibi Zorlu PSM gibi mekanlarda iyi slotlarda yer bulabiliyor ve seyirci çekebiliyor.

In Hoodies: Tabii bunun siyasal, sosyal ve ekonomik durumlarla beraber gelmesi çok acı. Buradaki insanlar yıllardır bu müziği yapıyor sırf bu dediğim sebeplerden ötürü dinlenmeye başladılarsa bu ne kadar değerli diye düşündürüyor. Baştaki soruna gelecek olursak Zorlu PSM’nin Lokalize ile açtığı bu alan bence çok değerli. Çünkü çok profesyonel bir ekip, her şey çok yolunda. O yüzden umarım çok uzun yıllar devam eder.

Sezer: Böyle sahnelerde çalmak gerçekten harika. Hepinize çok bakamadım ama soundcheckleriniz iyi geçmiştir diye tahmin ediyorum, bizimki mükemmeldi. Sesler, sahne, enerji güzel olduğu zaman gerçekten bunun için yaşadığını hissediyorsun.

-Karşılıklı olarak ihtiyaç duyulan şey buymuş aslında yani, keyifli bir yerde çalıyor olmak, onun için gerekli bütün ekipmanın hazır olması, seyirci içinse böyle bir şeyin Zorlu PSM bünyesinde sunuluyor olması harika gerçekten.

Ediz: Ben de çok katılıyorum, bu tip teknik yükler müzisyene kalmamalı. David Byrne’un CBGB hakkında bir kitabı var orada mekanın müzisyenlere kendi bestelerini yapmak ve çalmak konusunda ne kadar etkili olabileceği anlatılıyor. Gerçekten öyle bence, müzikte mekan çok önemli bir unsur ve Zorlu PSM’nin bu proje için uğraşması gerçekten çok değerli.

In Hoodies: Bunu fark edebilmek de çok önemli bu bilincin gelişmesinde rol oynayan bir sürü kol var müzik medyasından, menajerlere, mekanlara kadar. Her katmanın böyle bir etkileri olduğunun bilincinde olması gerekiyor, Zorlu PSM bunun farkında mesela çoğu ekonomik karşılık alma beklentisinde olan mekanın aksine. Farkında olmayan mekanlar için sanat formunda bir şeye aracılık ediyor oluyor gibi görünseler de sadece bir şeyler alıp satıyorlar, bir marketin yaptığından farklı değil yaptıkları. Burası öyle bir yer değil.

Gizem: Değişen o kadar çok şey var ki. Az önce seyirci kitlesinin biraz sabit kalmasından bahsettik, ben öyle düşünmüyorum. İyi müzik yapıldığında, mekanlar bunu desteklediğinde, hele ki bizim gibi insanlar birbirini desteklediğinde ortaya çok güzel şeyler çıkıyor ve bunun seyircisi de oluyor. Bunu ancak böyle hep birlikte değiştireceğiz, hepimiz bıkmış durumdayız. Evlerinden çıkmayan insanlar da aynı şekilde. Bunu değiştirmek için büyük adımlar atmamız gerekiyor.

Renan: Yani aslında insanlardan bağımsız olarak sürekli bir değişim içindeyiz. Bize sunulan şeyler sürekli değişiyor ve değişmek zorunda da aslında. Bugün bir şey yapsak yarın demode olacak. Yaptığınız işte ciddiyseniz ve ileriye taşıyabiliyorsanız kitlenizle birlikte. Onu yakalayamayınca yeni modalara “mış gibi” yaparak devam etmeye çalışmak zorunda kalınıyor.

-O da mainstream’e akıyor.

In Hoodies: Bir şeyi gerçekten içinden gelerek yapmıyorsan, sana o gün ne sunuluyorsa o yönde üretiyorsan sadece ekonomik çarkları hareket ettirmeye yarıyor, sadece günü devam ettirmeye ve insanları sessizleştirmeye, zaman geçirtmeye, uyuşturmaya yönelik bir şey yapıyor oluyorsun.

-Biz de 8-9 senedir devam eden bir bloguz ama hiç kar amacı gütmedik mesela, sadece sevdiğimiz şeyleri paylaşmaktan keyif alıyoruz. Bunun arkasında bambaşka hayatlarımız da var. Sizin müzik dışındaki hayatlarınız nasıl merak ediyoruz? Müzik yapmak için full-time commitment, tam adanmışlık gerekli mi sizce?

Sezer: Burada herkes aşırı idealist zaten, emin ol elimize geçen şeyler maddi anlamda çok komik. Çoğu da yine ekipmanlarımıza gidiyor. Bizimki çok profesyonel bir hobi aslında. Onun dışında herkes bir şey yapmak zorunda yoksa hayatta kalamazsın.

Ediz: Benim sabahları kalkmak için sebebim bu, bir B planım yok. Adanmışlık olarak sorduğunuz buysa evet yani bunun için devam ediyorum, ediyoruz.

Gizem: Ama doğal olarak gelişen bir adanmışlık bu, bir zorlamadan ötürü değil. Bir yerden sonra bütün hücrelerin bunu yapmak istiyor oluyor.

Renan: Uzun yıllar ve büyük çabalar gerektiren bir iş bu ayrıca, hiçbirimiz bir anda büyük sonuçlar alma niyetinde değiliz.

Sezer: Bu işin içinde olan kimsenin de çok büyük beklentiler içinde olduğunu zannetmiyorum.

In Hoodies: Buradaki kimsenin bunu ekonomik karşılığı için yapmadığı belli, onun dışında hepimizin hayatında bambaşka şeyler vardır eminim ama en büyük ortak noktamız müzik tabii ki.

Alp: İyi ki bizi böyle birleştiren bir güç var.

Sezer: Böyle bir üçgen gibi aslında mekan, müzisyen ve seyirci. Birbiri olmadan var olamıyorlar.

In Hoodies: Ben biraz daha ilkel düşünüyorum aslında. İnsanlığın ortaya çıktığı andan itibaren sanatsal ifadenin ortaya çıktığını düşünüyorum, ses çıkarmak, duvara bir şey çizmek gibi. Bu bahsettiğin her şey bir çeşit yeni dünya düzenine uyum sağlamanın bir parçası gibi geliyor, marketing, branding, promo vs… müziğin tanıtılmasından grubun fotoğraflanmasından tut, müziğin nerede, nasıl paylaşılacağına kadar. Bu şeyler hep ikincil üçüncül şeyler bence “ifade”nin arkasında. İfade, sanatsal dışa vurum hep vardı muhtemelen. Diğer köşeler onun etrafında şekillendi. İfade insanlığın son gününe kadar var olacaktır sanıyorum. Etrafındaki değişenlerse hep başka isimlerle, görev ve amaçlarla, farklı şekillerde konumlanacaklardır. Keşke o bahsettiğin üçgenin diğer köşeleri de bunu fark etse.

Sezer: Evet, bu sahne hep o bilinçlenmeyle gelişecek.

-Bizi de hep müziğe bağlayan bu aslında, o bahsettiğiniz köşelerle bir araya gelmek bir şeyler öğrenmek ve paylaşmak. Bir sonraki soruma geçecek olursam. Siz yurt dışında da tecrübeler edinmiş müzisyenlersiniz, nasıl adımlar attınız bu yönde, daha yeni müzisyenlere neler önerirsiniz?

-Oradaki kitleniz nasıl mesela?

Sezer: Burada bir konser verdiğimizde bizi bilerek geliyor insanlar, orada onu yaratmak çok zor ama gelenler eğer grubu bilmiyor olsa da tanımaya geliyor, sahneye saygılı oluyorlar, konserin sonuna kadar gerçekten kimse çıkmıyor. Burada birazcık geliştirilebilir o, mesela bir festivalde çıkıyorsun büyük bir grubun öncesinde insanlar gelmiyor ön grup için, bir bakıyorsun 10 dakika sonra mekan dolmuş. Bir kez bir Bülent Ortaçgil konserinden 10 dakika sonra çıkmıştım, akustik bir konserdi yanda insanlar gürültü yapıyordu gerçekten hiç hoş değil. Bir de bir ara ”sessizlik politikası” vardı bazı konserlerde sessiz olunması için uyarı yapılıyordu, bu da seyirciye çok büyük hakaret bence.

-Bu eğitim sistemimize kadar gidiyor kimse başında biri olmadan, bir şey söylenmeden nasıl davranması gerektiğini bilmiyor. Bir de nispeten bilinçli bir kitle bu.

In Hoodies: Sadece doğduğun yerin ve birazcık okur yazar olmanın getirisiyle daha bilinçli görünüyor olmanın etkisi bu, yoksa kimsenin birbirinden farkı yok. Senin de dediğin gibi bi 70-80 yıldır yapılmaya çalışılan gelişmeyle olacak bir şey değil ne yazık ki. Bunların dışında soruya dönecek olursak benim çok küçük solo olarak birkaç deneyimim oldu yurt dışında. Genel ilgi çok farklı tabii. Bunun dışında müziğin derinine girilerek yapılan incelemeler hep dışarıdan geldi, birkaç değerli istisna hariç yerelde ne yazık ki hep çok yüzeysel kaldı. Ama tabii birçok etken var, bu işi gerçekten severek yapanlar için bir şekilde sadece hobi olarak kalmışsın ya da meslek olarak bunu yapanlar için de maddi bir getirin, müziğinin paylaşılmasının onlar için kısa vadede ekonomik bir karşılığı yok.

-Yine de sınırların dışında da dinleniyor olmak da güzel bir duygu sanırım?

In Hoodies: Bence aslında müziğin üretildiği yerde sevilmesi daha değerli. Sezer siz mesela Can’la odanızda yapıyorsunuz bestelerinizi, değil mi? Bu şarkılar burada hissedilenlerle yapılmış. Buradaki insanlara bir şeyler ifade etmesi, bu müziğin insanlara otantik geldiği veya daha ağır ifade edecek olursam “aa bu ülkede de böyle müzik mi yapılıyormuş” denildiği yerlerde bu sebepten ötürü dinleniyor olmasından daha değerli bence. Tabii, nerede olursa olsun birinin dinliyor olması güzel ama keşke buradaki durumu düzeltebilsek.

Sezer: Artık ülkemizden o kadar güzel, dünya standartlarında işler çıkmaya başladı ki bence artık bunun da bir kitlesinin oluşması lazım, o yönde evriliyoruz diye umuyorum. Biz bir üst jenerasyon olduğumuzda çok daha iyi bir noktada olacak bence. Mesela çok basit bir örnekle anlatayım, babam beni 7 yaşından beri maça götürüyor o yüzden koyu bir Galatasaraylıyım, aynı şekilde 7 yaşından itibaren konsere götürülen bir çocuk da daha çok bu yöne yönelecek mesela.

-2015’te sokak hayvanları için düzenlenen bir festivalde sahne aldı Al’York. Bu tip etkinlikler sürekli karşılaştığımız bir şey değil. Sizin tecrübeniz nasıldı? Bu konseptte konserlerin azlığını neye bağlayabiliriz?

Al’York: Açıkçası çok güzel bir etkinlikti. Biz çok keyif aldık. Yine olsa hiç düşünmeden tekrar yaparız. İlgi ve çabanın güzel olduğu bir konserdi, bizim için. Bu konserlerin azlığını belki yapılmaması, yapıldığında yeterli tepkiyi görememesi olabilir. Belki de kimsenin buna ön ayak olmaması…

Al'york

-Her grubun şu sıralar neler yaptığını bilmek isteriz. Gelecek planlarınızdan bizimle paylaşmak istedikleriniz var mı?

Al’York: Tabi neden paylaşmayalım! Önümüzdeki günler için yayımlamayı düşündüğümüz eski bir şarkımız var. Onunla ilgili olacak olan minik sürpriz için fazlasıyla heyecanlıyız. Aralık’a doğru ise daha farklı planlarımız var.

In Hoodies: Büyük bir plan veya hedef yok, üretip paylaşmaya devam etmek temelde. Muhtemelen ilk by-pass’ıma neden olacak zorlu bir süreç sonrasında da olsa, ikinci albüm kısa zaman içinde yayınlanacak gibi. Bir de biraz daha farklı koldan gelişen bir EP var.

The Away Days: Bu aralar ikinci albümümüzün çalışmalarını hızlandırdık. Hedefimiz 2018’de yeni albümümüzü tamamlamış olmak.

*Görseller Zorlu Performans Sanatları Merkezi’ne aittir.

RÖPORTAJ: HVOB

Geçtiğimiz sene Sonar’ın ilk İstanbul ayağında sahne alan ve en beğenilen isimlerden biri olan HVOB’u, Winston Marshall ile işbirliği yaptığı yeni albümü SILK‘in turnesi kapsamında ikinci kez Zorlu Performans Sanatları Merkezi ev sahipliğinde tekrar izleme fırsatı bulacağız. 27 Ekim‘de gerçekleşecek olan, önceki turneden farklı sürprizler içerecek kaçırılmayacak performans için hazırlığınızı röportajımızla yapın:

Nasılsınız, turneniz nasıl gidiyor?

İyiyiz, teşekkürler! SILK turnesinin ikinci ayağına henüz başladık, ilki Nisan ayındaydı ve tüm konserler sold-out oldu, bizim için müthiş bir şeydi bu. O yüzden turnenin ikinci ayağını yapmaya karar verdik ve tekrar İstanbul’a geleceğimiz için de çok mutluyuz.

Üçüncü albümünüz SILK’i geçtiğimiz bahar yayınladınız. Albümün hayata geçiş süreci nasıldı?

Bu albüm Winston Marshall ile ortak projemizdi. Bir nevi yan projeydi bizim için. Winston ile birbirimize birkaç demo yolladık ve aramızdaki uyumu fark etmemiz hiç de uzun sürmedi. Başta birlikte bir-iki şarkı yapmak istemiştik sadece, ama süreç o kadar keyifli geçti ki sonucunda ortaya koca bir albüm çıktı. SILK bizim için hem yaratıcı bir yolculuk hem bir işbirliği hem de bir yan proje diyebiliriz ve insanların bunu anlaması bizi çok mutlu etti.

Peki Winston Marshall ile çalışma fikri nasıl ortaya çıktı? Ufukta yeni işbirlikleri var mı?

Bir gün bize bir e-posta yolladığını gördük ve sahte olduğunu düşündük. Bir-iki hafta sonra bir e-posta daha aldık ve bu sefer gerçekten de onun olduğunu anladık. Yaptığımız müziği çok sevdiğini ve birlikte çalışmak istediğini yazmıştı. Birbirimize karşılıklı demolar yollamaya başladık. Stüdyomuza ziyarete de geldi. Onunla birlikte çalışmak aklımızın ucundan bile geçmezdi ama SILK’ı bu kadar özel, eşsiz ve ilginç kılan da bu oldu: Winston ile birbirimizden çok ama çok farklıyız çünkü. Ufukta yeni bir işbirliği ise şimdilik yok.

Yeni şarkılar üzerinde çalışıyor musunuz? Üçüncü albümünüzden neler beklemeliyiz? Ne zaman yayınlamayı düşünüyorsunuz, bir planınız var mı?

Sürekli yeni şarkılar üzerinde çalışıyoruz ama stüdyoya asıl tur bittikten sonra döneceğiz. Winston ile yaşadığımız deneyim eşsizdi ama Paul ile ben, tekrar işbirliği olmadan HVOB olarak müzik yapmak için de sabırsızlanıyoruz. Şimdilik ne zaman yeni bir şeyler yayınlayacağımızı bilmiyoruz ama en kısa zamanda yeni bir EP yayınlamayı çok istiyoruz.

Avusturya’nın müzik sahnesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Avusturya çıkışlı olmak müziğinizi etkiledi mi? Takip ettiğiniz, etkilendiğiniz Avusturyalı müzisyenler var mı?

Avusturya’nın ya da Viyana’nın müziğimizi herhangi bir şekilde etkilediğini düşünmüyorum. Şahsen ülkeme çok aşığım da diyemem doğrusu. Evet Avusturyalı çok iyi gruplar var ama Türkiye’de de, ABD’de de, Endonezya’da da çok çok başarılı müzisyenler var 😊

Sizleri geçen sene Sonar İstanbul’da izledik, üstelik festivalin en çok beklenen isimlerindendiniz. Sizin için nasıl bir deneyimdi bu? Bu sefer planlarınız neler?

İstanbul’da müthiş bir şekilde karşılandık, bu bizi o kadar mutlu etti ki anlatamam. Ne zaman gelsek insanlar bizi çok sıcak karşılıyor, sanki çok uzun zamandır birbirimizi tanıyormuşuz gibi hissediyoruz 😊 Ne yazık ki hiçbir zaman şehri gezmeye vaktimiz olmadı, programımız hep çok sıkışıktı. Bu sefer şehri gezmeyi çok istiyoruz!

Peki Türkiye’deki dinleyicilerinize söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Konseri sabırsızlıkla bekliyoruz. Daha önce burada verdiğimiz konserlerden çok daha farklı olacağını söyleyebiliriz, ilk defa Türkiye’deki bir konserimize tüm görsellerimiz ve ışık gösterilerimizle geliyoruz. Çok özel bir konser sizleri bekliyor diyebiliriz 😊

GELİYOR: NICOLAS JAAR

Daha önce de topraklarımıza defalarca uğrayan Nicolas Jaar yeniden Türkiye’de! İlk uzunçaları Space is Only Noise‘u 2011’de yayımlayan elektro-dahi geçen seneki albümü Sirens ile gönüllerimizi fethetmişti. 3 Ekim‘de Zorlu PSM sahnesinde kendisini yeniden kanlı canlı izleyeceğimiz için seviniyor ve aşağıya akşamınıza eşlik etmesi için en sevdiğimiz Nicolas Jaar şarkılarından birini bırakıyoruz.

Biletler Biletix ‘de!

TEMMUZ TAKVİMİ: AÇIKHAVA

Haziranın boğucu havasını, durağanlığını ve klima altında hayata tutunma çabalarımızı geride bırakıp koşarak açıkhavaya çıkıyor ve festivallerle dolu Temmuz ayına giriyoruz. İyi eğlenceler!

1 Temmuz

Babylon Bomonti // Radyo Eksen Partisi
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
kargART // Byzantion Show Series #31: Ragana (US) / SBSM (US) / Tampon (TR) & AudIOcity Copy
bomontiada avlu // Ülkü Aybala Sunat

2 Temmuz

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Peyote Cennet Bahçesi // SO Duo / Volkan İncüvez
Kafes // Kafes: Monolink (live)

4 Temmuz

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Avusturya Kültür Ofisi // İstanbul Caz Festivali Açılış Konseri: Fatih Erkoç / DELADAP

5 Temmuz

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Peyote Cennet Bahçesi // Sarp Maden 4tet
arkaoda // Ülfet Eker
Fransız Sarayı Bahçesi // “Terramondo” Jacky Terrasson & Stephane Belmondo / Can Çankaya & Kağan Yıldız
Salon İKSV // Korhan Futaci ve Kara Orkestra // Rain Lab İdil Meşe & Da Poet
bomontiada avlu // Açık Havada Başka Sinema: Captain Fantastic

7 Temmuz

KüçükÇiftlik Park // Smash the House – Dimitri Vegas & Like Mike
Sanat Performance Açıkhava Sahnesi // Mirkelam
Arkaoda // Shangri La – Işıl Kılkış
Kafes // Isolate: Mano Le Tough, Baikal, The Drifter
Mentha // Armen Miran (LA)
kargART // Tantana Label Night (The Ringo Jets)
Beykoz Kundura // JUNUN featuring Shye Ben Tzur and the Rajasthan Express – Miles Mosley

8 Temmuz

Salon İKSV // “Caz Matine” Yürüyen Merdiven Feat. Tolga Bilgin & Kristian Lind / Geeva
Peyote Cennet Bahçesi // Büyük Ev Ablukada – Fırtınayt
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Arkaoda // DJ Hırs – DJ Turbo
Kafes // Kafes: D-Nox & SwitchBox
bomontiada avlu // Ediz Hafızoğlu ‘Nazdrave’
Babylon Bomonti // Nusaibin – Midnight Sessions
Zorlu PSM Ana Tiyatro // Flamenko yıldızlarıyla Paco de Lucia Anısına: Carles Benavent, Jorge Pardo, Levent Yüksel

9 Temmuz

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
kargART // Yüzyüzeyken Konuşuruz (canlıkarga Sezon Kapanış Konseri)
Kafes // Katermukke Showcase: Dirty Doering, Marcus Meinhardt, Miyagi
Peyote Cennet Bahçesi // Cennet Sundate: The Micronaut

10 Temmuz

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Tarkan
Sultan Park – Swissotel the Bosphorus // Christian McBride’s New Jawn / Kandace Springs

11 Temmuz

Zorlu PSM Ana Tiyatro // Joshua Redman, Christian Mcbride, Kandace Springs ve TRT Hafif Müzik ve Caz Orkestrası

12 Temmuz

Arkaoda // Status: Dansta – Betül Çevik
UNIQ Açıkhava Sahnesi // “Havana Gecesi” Roberto Fonseca Abuc / Dayme Arocena
bomontiada avlu // Açık Havada Başka Sinema: My Life as a Zucchini

13 Temmuz

Zorlu PSM Drama Sahnesi // Mehmet Ali Sanlıkol & Whatsnext? Featuring Tiger Okoshi
Zorlu PSM Drama Sahnesi // Nik Bärtsch’s Ronin
Mentha // Hey! Douglas

14 Temmuz

Zorlu PSM – Drama Sahnesi // Antonio Sanchez & Migration
Zorlu PSM – Drama Sahnesi // Kerem Görsev Quartet
Arkaoda // Ögem Yılmaz
Kafes // Kafes: Adana Twins
Babylon Bomonti // Oldies But Goldies – Midnight Sessions

15 Temmuz

KadıköySahne // Deniz Tekin
Arkaoda // Natural Energy – Barış Açıkgöz & Ozan Maral
bomontiada avlu // Deniz Taşar

17 Temmuz

The Grand Tarabya Panorama Terrace // Fatoumata Diawara & Hindi Zahra

18 Temmuz

The Marmara Esma Sultan Yalısı // Dee Dee Bridgewater “Memphis”
Arkaoda // Velvet Underground ve Nico Saygı Gecesi – Zoltan Robotny
Salon İKSV // Donny Mccaslin “Beyond Now”

19 Temmuz

Beykoz Kundura // Bokanté / Bill Laurance
bomontiada avlu // Açık Havada Başka Sinema: The Beatles – Eight Days a Week

20 Temmuz

Sakıp Sabancı Müzesi // Isfar Sarabskı Ve Konuk Sanatçı İzzet Kızıl // Basel Rajoub’s Sorıana Featurıng Sırojıddın Juraev

21 Temmuz

Arkaoda // Twins Behind the Decks – Umut & Murat Kahya
Suma Beach // Big Burn İstanbul

22 Temmuz

Suma Beach // Big Burn İstanbul
Arkaoda // Haring (live) (BE) & Doğukan Ires (DJ Set)
IF Performance Hall Beşiktaş // Deniz Tekin
bomontiada avlu // The Away Days

23 Temmuz

Suma Beach // Big Burn İstanbul

24 Temmuz

ENKA Eşref Denizhan Açıkhava Tiyatrosu // Fazıl Say Resitali

26 Temmuz

Blumen Radio Night #1 // DJ Femalemacho (Heike Suerman) (DE) – Güneş Alpman – LBS

28 Temmuz

Arkaoda // Hünkar
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi // Goran Bregovic

29 Temmuz

Suma Beach // %100 Music: Electronica Festival İstanbul 2017
Arkaoda // Kati̇ Suretle Vi̇ni̇l – Da Frogg – Ras Memo – Selekta Firuzaga
UNIQ Açıkhava Sahnesi // Rock Off 2017

HAZİRAN TAKVİMİ: YAZ YÜKLENİYOR (%51)

Yazın gelmeyi reddettiği İstanbul, takvimini de dolayısıyla pek şenlikli sunmuyor önümüze. En keyifli haberin Peyote Cennet Bahçesi olduğu bu Haziran ayı için umuyoruz kendinize müzikli günler yaratabilirsiniz. İyi eğlenceler!

1 Haziran

Arkaoda // DJ NIO

kargART // Robonima Label Night (Roof Penguin + Midvil + Nokken)

2 Haziran

Arkaoda // Sacha Mambo

Kafes // EGG London Presents: & ME + Adam Port

kargART // Frozen Clouds / Grapes in the Mouth /

3 Haziran

Kanto // Melik Şah ve Saz Arkadaşları

Kafes // Just This İstanbul: Hunter/Game, Pizetsky

kargART // Reptilians from Andromeda + Young Shaven

Akbank Sanat // Akbank Sanat Nordik Film Günleri

Peyote Cennet Bahçesi // Kim Ki O – Gevende

4 Haziran

Arkaoda // Klan 2.yıl Buluşması

kargART // Tahribad-ı İsyan

5 Haziran

Zorlu PSM // 45. İstanbul Müzik Festivali: La Stravaganza

7 Haziran

Arkaoda // Islandman DJ Set – Tolga Böyük

8 Haziran

Mentha // Hey! Douglas

9 Haziran

Zorlu PSM // Babamın Şarkıları Munir Nurettin Selçuk Eserleri

Kafes // Oxia + Jonathan Kaspar

If Performance Hall Beşiktaş // Adamlar

10 Haziran

Kafes // Cubicolor

Arkaoda // Sleep D. DJ Set

Peyote Cennet Bahçesi // Jakuzi & Palmiyeler

14 Haziran

bomontiada // Fête de la Musique – Kolektif Istanbul

15 Haziran

bomontiada // Fête de la Musique – Titi Robin

16 Haziran

Kafes // Stil Vor Talent Night: Teenage Mutants + Moonwalk + Klangkuester

bomontiada // Fête de la Musique -La Caravene Passe

Zorlu PSM // Lokalize: Son Feci Bisiklet

17 Haziran

Kafes // Alex Stein

Arkaoda // 118.1 – Ece Özel – Ozan Maral

18 Haziran

Kafes // Jan Blomqwist (live)

20 Haziran

Zorlu PSM // 45. İstanbul Müzik Festivali: Opus 2

30 Haziran

Arkaoda // Candan Baş

Kafes // Re.You

 

 

MART TAKVİMİ: TEKRAR SOKAĞA!

Kış, soğuk, parasızlık, gündem, korku derken sanki evlere biraz fazla kapandık. Ve açıkçası bundan inanılmaz sıkıldık.

Güneş yavaştan kendini göstermiş, gözlerimiz daha ince kıyafetlere kaymaya başlamışken bizce artık silkelenme ve tekrar sokağa çıkma vakti geldi. Bu ay bütün bahaneleri bir kenara, kendimizi de müziğe bırakıyoruz. (daha&helliip;)

SONAR İSTANBUL’DAN YENİ İSİMLER AÇIKLANDI

Umarız ki bir aksilik olmazsa ülkemizde ilk defa gerçekleşecek olan Sonar Festival kapsamında pek çok isim 24 ve 25 Mart‘ta Zorlu PSM‘de sahne alacak. Yılın en muhteşem etkinliği olmasını umduğumuz ve heyecanla beklediğimiz Sonar için daha önce biricik aşkımız Roisin Murphy ve Avusturyalı techno ikilisi HVOB‘nin geleceği açıklanmıştı. Bugün festivale gelecek yeni isimler açıklandı. Moderat‘ı yalnızca birkaç ay aradan sonra tekrar izleyecek olmamızın yanı sıra Floating Points ve Clark‘ı kanlı canlı izleyip dinleyecek olmak bizi inanılmaz heyecanlandırdı. Nosaj Thing, Honne, Nina Kraviz, Kode9, Prins Thomas, Matias Aguayo ve Cola & Jimmu da diğer açıklanan isimler. Etkinlik sayfası burada.

Moderat için yaptığımız featuring listesi de hemen burada.

ORADAYDIK: 123

Geçtiğimiz çarşamba Lokalize serisi kapsamında sahne alan 123’ü izlemek üzere Zorlu PSM’deydik. #studio’ya girdiğimizde canlı performanslarına hasret kalmış 123 takipçileri çoktan yerlerini almış, salonun samimi ortamına ayak uydurarak yere oturup grubun sahneye çıkmasını bekliyorlardı. Bekleyişimiz uzun sürmedi gecikmesiz bir şekilde 123 sahnedeydi.

Dilara, son günlerde aldığımız kötü haberlere dair grup olarak duydukları üzüntüyü belirttikten sonra, “Hayat” diyerek konsere başladı. Biz canlı performanslarını ne kadar özlemişsek grup da seyircileriyle karşı karşıya olmayı aynı şekilde özlemiş gibi görünüyordu. İlk birkaç şarkı boyunca seyirciler utangaçlığını üzerine atamamış olsa da salon kalabalıklaştıkça oturan grubun ayaklanmasıyla hareketlilik arttı, Dilara’nın bizi dans etmeye teşvik eden sözlerinin de etkisi oldu elbette.

Birkaç şarkı ardından, hepimiz iyice ısındıktan sonra Dilara yine de yeterince dans ettiğimize ikna olmayıp “Turuncu”yu söylerken sahneden indi ve tek tek hepimizin dans ettiğinden gerçekten emin oldu. Kendisinin yakından da gerçek bir prenses olduğunu söylemeden geçemeyeceğim.

Performanslarına dair her şeyi çok sevdik; daha önce listelediğimiz en sevdiğimiz 123 şarkılarının hemen hemen hepsini dinledik, grubun bütün üyelerinin farklı birer perküsyon aletine geçtiği anlar harikaydı, konserin sonlarına doğru Thom Yorke’un The Eraser’ını grubun yorumuyla dinleme fırsatı bulduk ve gerçekten hakkını verdiler (şuradan dinleyebilirsiniz), grubun baslarından sorumlu Feryin Kaya’yı yeni dünyaya gelen kızı için tebrik etme fırsatı bulduk, sadece Berke Can Özcan’ın sesini biraz daha fazla duymak isterdik diyebilirim.

Konseri bitirirken, Dilara sahneden indikten sonra grup üyelerinin doğaçlama bir şekilde, aletlerini çekinmeden çalarken bir süre dinleme şansımız oldu ve gerçekten asla durmasınlar istedik. Konsere doyamadığımız için tekrar sahneye döndüklerinde ise There I Go, Aşk Şarkısı ve No Return olmak üzere tekrar üç şarkı daha çalarak gerçekten hepimizin mutlu ayrıldığına emin olmadan konseri bitirmediler. Her yönüyle tatmin edici ve dopdolu bir konserdi, kendilerini canlı izleyeceğim bir sonraki tarihi iple çekiyorum.

*Görseller Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin Facebook sayfasından alınmıştır.

FEATURING: MODERAT

Birkaç ay önce de haberini verdiğimiz gibi Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nin dopdolu etkinlik programına dahil ettiği ve sezonun en heyecan verici performanslarından biri için geri sayımlara başladık. Biz Moderat’la bir kez daha, bu sefer Zorlu PSM çatısı altında, yüzlerce kilometre ötede kendimizi Berlin’de hissedeceğimiz bir gece geçirmek için sabırsızlanıyoruz. Hem bu ruh halinde 11 Kasım’ı bekleyen takipçilerini, hem de henüz kendileriyle tanışma şansına erişememiş potansiyel bağımlılarını bu müthiş üçlüyü bir şekilde dokundukları şarkılar aracılığıyla daha yakından tanımaya davet ediyoruz:

1) Luomo – Love You All (feat. Apparat)

Apparat, gerçek adıyla Sascha Ring, 90lı yıllardan beri elektronik müzikle ilgileniyor ve 6 tane solo albüme sahip. Luomo’yla yaptıkları bu işbirliği de tam solo albümlerinden Walls’un ve Moderat’ı asıl ününe kavuşturan kendi ismleriyle yayınlanan albümün arasına denk geliyor.

2) Siriusmo – Wow (Modeselektor Edit)

Modeselektor, yani Gernot Bronsert ve Sebastian Szary, çok üretken ve uyumlu bir ikili olduğu için sık sık farklı isimlerle çalışıp ortaya harika işler çıkartabiliyor. Siriusmo da ikilinin birlikte ürettiği hatta Siriusmodeselektor isimli bir proje adı altında beraber turneye bile çıktığı bir isim. Gelecekte de bu üçlüyü görmeye devam edeceğimize emin gibiyiz.

3) DJ Koze – Nices Wölkchen (feat. Apparat)

Modeselektor ve Apparat bu kadar büyük bir kitleye ulaşmak, böyle ciddi ilgi gören kayıtlar yapmak amacıyla bir araya gelmemişler; Berlin’in efsanevi rave sahnesinin bir araya getirdiği ve birlikte bir şeyler yaratıp eğlenmeyi seven üç genç müzisyenin bir projesi olarak ortaya çıkmış Moderat aslında en başında. Apparat’ın tek başına konuk olduğu bu şarkı da yine aynı sahneden çıkan ve zaman zaman Moderat’la da birlikte çalışan DJ Koze’ye ait.

4) Shed – Dark Planet (Modeselektor Remix)

Geçtiğimiz sene III öncesi albümle ilgili çalışmaları devam ederken Modeselektor, Shed’in çıkardığı single için bir remix yaptı ve Kasım ayında yayınlandı. Aynı zamanda Moderat’ın da sevdiği ve playlistlerine sıkça dahil ettiği bir isim olan Shed de aynı şekilde Berlin’de yetişmiş müzisyenlerden.

5) Jon Hopkins – Abandon Window (Moderat Remix)

Büyük de olsa sadece belli bir kitleye ulaşıyor olması dolayısıyla underrated kalan bir müzik sahnesi ve kültürü içinde bulunup beslenen Moderat, 2009 albümleri Moderat’ın bütün dünyada yakaladığı bilinirlikle bizce bir öncü niteliği taşıyor. Bu şarkıda da yine kendileri gibi dünyada bilinirlik yakalayabilmiş bir müzisyen olan Jon Hopkins’in Mercury Prize’a aday olan albümü Immunity’den Abandon Window için yaptıkları ve yine Moderat eli değdiğini çok rahatlıkla hissedebildiğimiz bir remix.

Bonus:

10 Aralık‘ta İstanbul’da canlı performanslarını izleme şansı bulacağımız Âme, Moderat’ın geçtiğimiz Nisan ayında yayınlanan albümü III için yapılan ilk remixlerden birine imza attı, dinlemeden geçmeyin:

KASIM TAKVİMİ: EKSERİYETLE YERLİ

Kasım ayı bereketiyle geldi! Bu ay neredeyse her gün en az bir etkinlikle karşı karşıyayız. Moderat, Sophie Hunger, Kitaro, Oh Land ve The Veils gibi isimler bu ay İstanbul’da olsa da takvimde aynı zamanda çok sayıda heyecan verici yerli performans var. Etkinliklerin önemli bir kısmıysa yeni albüm lansmanlarından oluşuyor. Kısacası, kulaklarınızı yerli müzisyenlere vermek isterseniz tam yeri tam zamanı.

2 Kasım

Jakuzi 22:00 @Future House
Yok Öyle Kararlı Şeyler Şarkı Sergisi ve “Beklenen” Lansman Konseri 21:00 @Zorlu PSM
Sevdaliza @Babylon Bomonti
Neigh Pupil / Acayipademler @Peyote
Kamufle DJ Set @Arkaoda

3 Kasım

Kalben 21:30 @Babylon Bomonti
Kleerup / Dunger / Californiaman / Barish Firatli 20:30 @saloniksv
Irtifakaybediyoruz! / Help! The Captain Threw Up @Peyote

4 Kasım

Kadebostany 21:00 @Zorlu PSM
Fennesz 22:30 @Zorlu PSM
Acid Pauli 21:30 @Babylon
Kolektif İstanbul 21:30 @Moda Sahnesi
Seretan / Tolerance Break @Peyote
Deforme @Arkaoda

5 Kasım

Choir of Young Believers 22:30 @saloniksv
Rubsilent @Arkaoda

6 Kasım

%100 Müzik: Stu Hamm Band feat. Greg Howe 21:00 @saloniksv

8 Kasım

Mumford & Sons: Live from South Africa: Dust and Thunder Film Gösterimi 20:00 @Zorlu PSM

9 Kasım

Deniz Taşar “Uykuda Bir Bulut” Lansman Konseri 21:00 @Zorlu PSM
Weather Report @Arkaoda

10 Kasım

Ars Longa @Peyote

11 Kasım

Moderat 22:00 @Zorlu PSM
Eskiz / Cosmic Wings / Heavy Sky 22:00 @saloniksv
Ağaçkakan & Ethnique Punch ‘Zerdüşt’ Lansman @Peyote
Dodolove @Arkaoda

12 Kasım

Khruangbin 22:30 @saloniksv
Sophie Hunger 22:30 @Babylon Bomonti
Korhan Futacı & Kara Orkestra 00:00 @Babylon Bomonti

13 Kasım

Social Inclusion Band 16:00 @Babylon Bomonti
RBMA Radio Istanbul: Jameszoo – Iskeletor – Bawer @Arkaoda

15 Kasım

Sophie Tukker 20:30 @Babylon Bomonti

16 Kasım

Kitaro 21:00 @Zorlu PSM

17 Kasım

No Land “Aramızda” Lansman Konseri 21:30 @saloniksv
Büyük Ev Ablukada ‘Fırtınayt’ 21:00 @Moda Sahnesi

18 Kasım

Fuchs / Audiofly / Cure-Shot 22:00 @Zorlu PSM
Wooden Wisdom / DJ Fitz / Grup Ses Beats 22:00 @Babylon Bomonti
Men With A Plan DJ Set @Arkaoda

19 Kasım

Garanti Caz Yeşili: The Veils 22:30 @saloniksv
Gaye Su Akyol 22:30 @Babylon Bomonti
The Ringo Jets / The Young Shaven @Peyote

23 Kasım

lunar

In Hoodies ”A Lunar Manoeuvre’’ Tanıtım Konseri 21:30 @saloniksv
Royal Opera House Gösterimi: Norma 19:30 @Zorlu PSM

24 Kasım

%100 Müzik: Local Natives 21:30 @saloniksv

25 Kasım

Dorian Concept 22:00 @saloniksv
XXF: Brodinski 23:00 @Babylon Bomonti
Glasxs / Mind Shifter @Peyote
Grup Ses ‘Alliance’ Plak Lansman Partisi @Arkaoda

26 Kasım

Gevende 22:30 @saloniksv
Miss Kittin 22:00 @Zorlu PSM
XXF: Guts 22:30 @Babylon Bomonti
Kabus Kerim 00:00 @Babylon Bomonti
roadside.picnic Le Cafard Lansmanı / Da Poet @Peyote

29 Kasım

Garanti Caz Yeşili: Oh Land 21:30 @saloniksv

30 Kasım

Garanti Caz Yeşili: Oh Land 21:30 @saloniksv

****

Ay bitmeden görmeniz gerekenlere gelince:

3. İstanbul Tasarım Bienali ‘Biz İnsan Mıyız?’ – 20 Kasım’da sona eriyor
Tek ve Çok – 13 Kasım’da sona eriyor @Salt Galata
Contemporary Istanbul 2016 3-6 Kasım @Istanbul Kongre Merkezi
İnci Eviner Retrospektifi – 27 Kasım’da sonra eriyor @Istanbul Modern

GELİYOR: MODERAT

Uzun bir aradan sonra güzel bir konser haberi almanın mutluluğunu yaşıyoruz. 2 sene önce One Love Festival’de izlediğimiz Moderat, 3. albümlerinin şerefine bir kez daha İstanbul’a gelmeye hazırlanıyor. Bir aksilik çıkmazsa kendilerini 11 Kasım‘da Zorlu PSM‘de izleyeceğiz. Yeni albümün mükemmelliğini ve canlı performanslarının aşmışlığını düşünürsek bizi şimdiden yine inanılmaz bir konser bekliyor diyebiliriz. Etkinlik sayfası burada, biletler pek yakında satışta.

ORADAYDIK: PATTI SMITH- ZORLU PSM

Patti. Uzun beyaz saçlı, özgür ruhlu, yumuşacık kalpli bir kadın. ‘Punk’ ın vaftiz annesi. 40 sene önce yayınladığı Horses albümü ile müzik anlayışımızı ebediyen değiştirmiş, koyduğu mihenk taşını kimsenin kaldıramadığı bir sanatçı. Anıları ile bizi rock n roll’un uçsuz bucaksız köşelerine götüren, okuyucularını 70’lerin punk sahnesine koyup orada unutan bir yazar. İşte tam da bu yüzden Patti Smith; tüm dünya için çok önemli bir isim, bir idol. 23 Haziran akşamı onu Zorlu PSM sahnesinde görmek, hepimiz için çok büyük bir ayrıcalıktı.

Patti heyecanımız 22 Haziran‘da gerçekleşen imza gününde başladı. İnsanların hayatında bu kadar büyük bir yer elde etmiş bir sanatçının imza gününde hayranları ile buluşması, maalesef, ülkemizde pek sık rastladığımız bir durum değil. Bu açlığını doyurmak isteyen punk hayranları saat 11’den itibaren PSM’e akın etmeye başladı; 14:40 civarında da Patti’ye kavuştu. Uzun bekleme sırasında hizmette sınır yoktu: PSM çalışanları hayranlara minder, su dağıttı; konfor olabildiğince sağlanmaya çalışıldı. (Tekrardan teşekkürler) Vakit geldiğinde uzun pamuk saçları, siyah ceketi, yüzünden hiç esirgemediği gülümsemesi ile Patti bizleri selamladı. Yaşanan yoğun talep nedeniyle her bir hayrana ayırabildiği süre oldukça azdı; ancak Patti, sabrını koruyup herkes ile ayrı ayrı ilgilendi. Hatta koyu Patti hayranı arkadaşım ona bulduğu bir taşı hediye ederken ayağa kalkıp teşekkür etme kibarlığında bulundu; aldığı taşı cebine, kızının ona verdiği taşın yanına, koydu. Kısaca; hayatınızda tanışabileceğiniz en kibar ve tatlı insanlardan biriydi.

13502768_543284202521825_3118452922520166678_o

Ertesi gün, Zorlu PSM sahnesine doğru yola koyulduk. Patti Smith grubu ile beraber efsanevi albümü Horses’ı çalmak için 21:20’de sahnedeydi. Patti ve grubu, 40. yılı dolayısıyla Horses albümünü baştan sona çaldılar. Gloria ile başlayan seyirci heyecanı, albümün şiirsel başyapıtı Birdland‘de duruldu; Kimberly‘den itibaren ise artarak konserin sonuna kadar devam etti. Koltuklu bir punk konserinin nasıl olacağı, birçok kişi gibi benim de kafamı kurcalıyordu. Sonunda punk kazandı; seyirci zincirlerini atarak ayakta dans etmeye, Patti’ye eşlik etmeye başladı. Arkadaki koltuklarda oturan hayranlar, ön tarafa doğru âdeta akın ederek Patti’ye doğru koştular ve konserin sonuna kadar oradan ayrılmadılar.

13498080_544010312449214_1028244707624965554_o

Horses albümü bitişi, Patti sahneden ufak bir mola istedi ve grubu, bir The Velvet Underground şarkısı olan Rock&Roll performansı gerçekleştirdi. Hemen ardından grup, 70’lerin punk ikonu olan bu grubu yad etmeye devam etti. Bu sene hayatını kaybeden Prince de konser de yine When Doves Cry şarkısı ile anıldı. Cover performanslardan sonra Patti’nin kemikleşmiş şarkıları ile devam ettik. Bu şarkılar özellikle hayranların konser sırasında sürekli Patti’den çalmasını istediği özel şarkılardı: Pissing in a River, Because The Night, People Have The Power. Özellikle People Have The Power’da aktivist kişiliği ile de bilinen Patti’nin bize verdiği mesajlar ile konser daha da bir anlam kazandı. Patti, bizle özel şirketlerin, hükümetlerin, diktatörlüğün pençesinden nasıl kurtulabileceğimizin sırrını paylaştı: birleşerek. Konserin bu aktivist ruhu bir yana, gerçekleştiği yerin Zorlu PSM olması kafaları karıştırdı sonrasında. Bu konudaki yorumu da sizlere bırakalım.

13503110_544010132449232_1670974070197516298_o

Konser sırasında Patti Smith’in hayranlarla kurduğu bağ, baştan sona canlı kaldı; gittikçe güçlenmeye devam etti. Patti, elini uzatan her bir hayranı ile tek tek tokalaştı; kimseyi geri çevirmedi. Bu bağ karşılıklı olsa gerek ki, Patti ikinci bir encore için sahneye geri döndü ve dinleyicinin en çok duymak istediği şarkılardan birini The Who‘dan My Generation‘ı söyledi. Babelogue/RocknRoll Nigger ile de konserin kapanışını yaptık.  Sahneden ayrılırken gecenin onun için ne kadar özel ve güzel olduğunu söylemeyi de ihmal etmedi. Ne mutlu bize ki bizim için de öyleydi.

23 Haziran akşamı, Zorlu PSM’in festivalleri aratmayan konser zincirinde Patti Smith’in sırasıydı. Efsaneleşmiş ve müzik ile özel bir bağ kurmuş olan herkesin dört gözle beklediği bir konserdi. Tüm gece dinleyicilerin hiç durmadan dans edip şarkı söylediği, 70 yaşında enerjisinden hiçbir şey kaybetmeyen bu ikon isim ile geçirilen özel bir geceydi. Umarız ki Patti’yi gelecekte de sahnede canlı izleme şansına erişiriz. Patti Smith konserini de geride bıraktığımıza göre Damien Rice için geri sayıma başlayabiliriz.

Fotoğraflar, Zorlu PSM Facebook sayfasından alınmıştır.

ORADAYDIK: PJ HARVEY& LOW- ZORLU PSM

Zorlu PSM, bu sene birçok sürprizle yüzümüzü güldürdü; güldürmeye de devam ediyor. Tindersticks ile başlayan heyecanımız, PJ Harvey ve Low ile aynı hızda devam etti 8 Haziran akşamı. Üstelik Sigur Rós, Patti Smith, Damien Rice gibi isimlerle bu rüzgar yaz boyunca esmeye devam edecek. Bu isimlerin ortak noktası, hiç şüphesiz ki, insanların özlem duyduğu, sık sık canlı izleyemediğimiz ve güçlü bağlarımızın olduğu isimler olması.

92 yılında Dry albümü ile kariyerine başlayan PJ Harvey de işte bu köklü isimlerden. Yayınladığı hiçbir albüm ile dinleyicisini hayal kırıklığına uğratmayan, yenilikten ve maceradan korkmayan güçlü bir kadın. Yeni albümü The Hope Six Demolition Project‘i yazmadan önce Kosova, Washington, Afganistan gibi dünyanın birbirinden uzak diyarlarını cesurca dolaşmış; gördüğü dramları, hikayeleri, dünyanın adaletsizliğini, çocukların ızdırabını şarkılarına dökmüş bir sanatçı. Ortaya çıkan albüm ise yılın şu ana kadarki en iyilerinden.

Gelelim konsere; PJ Harvey’in açılış grubu Amerikalı rock üçlüsü Low idi. Başlı başına bir hayran kitlesi olan, esas grup oldukları takdirde bile salonu doldurabilecek bir grup. Geçtiğimiz sene yayınladıkları Ones and Sixes albümü, bas melodileri ve melankolik tınıları ile sizi uzak diyarlara götüren eşsiz bir albümdü. Konserde de ağırlıklı olarak bu albümden şarkılar çaldılar. Özellikle, albümün favorisi No Comprende salonu başka bir evrene taşıdı, dinleyiciyi hipnotize etti. Bu büyülü atmosfer ise maalesef bazı dinleyiciler tarafından bozguna uğradı. Nedenini tam anlayamadığımız bir huzursuzluk, tartışma çıktı; dinleyicilerin dikkati dağıldı, keyif kaçtı. Zorlu görevlilerinin müdahalesi ile ortam yatıştırıldı neyse ki. Sonrasında yinelenen enerjimizi grup üyelerine de geçirmiş olmalıyız ki solist Alan Sparhawk, performansın sonlarına doğru bize bir de ufak bir gitar gösterisi yaptı.

IMG_4086

Low sahnede.

 

PJ Harvey ise beklediğimizin çok ötesinde bir yerdeydi. Primavera konserinin ne kadar özel ve eşsiz bir konser olduğunu okuyup gittikçe sabırsızlanıyordum. Açıkçası dün akşam, beklediğimden de fazlasını bulduğumu söyleyebilirim. Performans boyunca Polly Jean Harvey’nin başka bir gezegenden gelen, bizim için ulaşılması oldukça uzak bir tanrıça olduğunu düşündüm. Harvey, açılışı albümdeki favori şarkım olan Chain of Keys ile yaptı. Grubu ve saksofonu ile görkemli bir girişti. Sonrasında da Ministry of Defence ile devam etti performansına. Konserdeki şarkılar, son albüm Hope Six Demolition Project’te yer alan şarkılardan oluşuyordu. Bunlara ek olarak Harvey, 2011 tarihli Let England Shake albümünden aynı adlı parçaya, ilk single The Words that Maketh Murder ve The Glorious Land‘e yer verdi; sadece İngiltere’yi değil, tüm konser alanını salladı. Diskografisinin tozlu raflarından çıkardığı şarkılar ise klasik seçimlerdi: 50 ft. Queenie, To Bring You My Love, Down by the Water, When Under Ethel. Hepsi PJ Harvey’nin kemikleşmiş, tarihe geçmiş şarkılarıydı; bu yüzden de salonun enerjisi bu şarkılarda daha yüksekti. Özellikle Down by the Water’da tüm salon PJ Harvey’e eşlik etti.

13415496_538678732982372_455387191083175773_o

Konser sırasında özellikle akıllara yer eden özel anlar vardı. Bunlardan ilki, encore öncesi son şarkı River Anacostia performansı idi. Harvey’i eşsiz kılan bir diğer şey de soprano sesini güçlü baritone arka vokallerle güçlendirmesi. Yeni albümden River Anacostia da bunun -hem albümde hem de konserde- en güzel örneklerinden biriydi. İkinci bir diğer özel an ise encore için geri dönüştü. Near The Memorials to Vietnam and Lincoln‘a başlayacakken PJ Harvey sözleri karıştırdı, birazcık afalladı. Konserin başından beri sessizliğini korumasına rağmen seyircinin alkışları ile gülmeye başladı, samimi bir an yaşandı. Alkışlara rağmen ikinci bir encore olmadı ne yazık ki.

Daha önce böyle özel ve büyülü bir konser deneyimini 2 sene önce Jack White ile yaşamıştım; bir daha da ne zaman yaşarım bilemiyorum. Ancak PJ Harvey, hem albüm kayıtlarında hem de canlı performansında eşi benzeri olmayan çok özel bir isim. Konsere gidenler, bu eşsiz deneyimi yaşadıkları için çok şanslı. Gidemeyenler ise umarım, bir dahaki sefere bu fırsatı yakalayabilirler. PJ Harvey’i de ülkemizde ağırladığımıza göre, artık Sigur Rós ve Patti Smith için heyecanlanmaya başlayabiliriz sanırsam.

PJ Harvey fotoğrafları Zorlu PSM etkinlik sayfasından alınmıştır.